Harun Yahya

Sohbetler (29 Haziran 2016; 19:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Evet neler var neler yok anlatın bakayım.

KARTAL GÖKTAN: Dün Atatürk Havalimanı’nda yapılan saldırıda şehit olanların sayısı kırk bir, gazilerin sayısı ise iki yüz otuz dokuz olarak açıklandı. Saldırı sebebiyle bir gün milli yas ilan edildi. Associated Press üst düzey Türk yetkilisinin verdiği bilgiye dayanarak saldırıyı IŞİD’in üstlendiğini iddia etti. Başbakan Binali Yıldırım da IŞİD bağlantılı olduğunu açıkladı. Saldırıda üç canlı bomba kendini havaya uçururken, dört saldırganın daha eyleme katıldığı iddia edildi. Güvenlik kamerasına yansıyan görüntülerde bir saldırganın polisten kaçtığı, vurulmasının ardından yerde bir süre yattıktan sonra kendini havaya uçurduğu görülüyor. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ise saldırganlardan birinin kaleşnikof silahla yolcuları taradıktan sonra kendini havaya uçurduğunu söyledi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim IŞİD yapsa üstlenir. Associated Press söyledi diyor. Ona biz inanamayız. İngiliz derin devletiyle bağlantılı yerler. Yani onlar farkına varmadan veya farkına vararak bağlantı içinde oluyorlar. IŞİD eylem yaptığında kabul ediyor “ben yaptım” diyor, kabul etmiyor direkt övünüyor zaten. IŞİD eylemi değil, derin devlet eylemi, İngiliz derin devletinin eylemi.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Mardin’in Derik ilçesine bağlı Denktaş Köyü yakınlarında PKK’lılar karayoluna tuzakladıkları patlayıcıyı askeri araç geçişi sırasında infilak ettirdi. Patlamada iki asker şehit olurken üç asker de yaralandı.

ADNAN OKTAR: Ben gece gündüz söylüyorum. Çok köklü hem imani yönden, hem askeri yönden tedbir alınması gerekiyor. Bu böyle sürüncemede kalır aksi durumda. Bir kere İngiliz derin devletine en büyük darbe Darwinizm’in ortadan kaldırılması olur. Mahvolurlar, dünya çapında yer yerinden oynar. Türkiye Cumhuriyeti Darwinizm’e karşı bilimsel tavır alırsa bütün İslam alemi de onu takip eder, yer yerinden oynar. En büyük eylem olur. İkincisi; Geçici süre olarak seferberlik ilan edilecek, iki-üç dönem asker silah altına alınacak. Her yer asker kaynayacak, her yer polis kaynayacak. Her yeri de didik didik arayacağız. Üç ton bomba, iki ton bomba öyle gizlenecek bir şey değil. Avuç büyüklüğünde falan bir şey olsa gizleyebilir adam bir derece, ki silah bile evde rahatça bulunuyor. Ufak elli gramlık, on gramlık uyuşturucu bile bulunuyor, bombanın bulunmaması diye bir konu olmaz. “Nasıl olsa bir gün durur” mantığı var. Durmaz, artarak devam eder. Bu iki hususun yapılması gerekiyor. Ama bunun çözümü Mehdiyet’le olur onu da söyleyeyim. Mehdiyet’in dışında çözüm olmaz.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Erdoğan, İsrail’in Mavi Marmara olayı nedeniyle özür dilediğini, ardından tazminat ödemeyi kabul ettiğini, buna rağmen hala İsrail ile görüşmeleri eleştirenler olduğunu belirtti. Mavi Marmara organizasyonunu yapan İHH’ya yönelik isim vermeden de şöyle bir eleştiri yaptı. “Görüşmeler yapıldı, yirmi milyon dolar on şehidimiz için tazminat belirlendi. ‘Siz daha fazlasına layıksınız’ diyorlar. Kanın rakamı olur mu? Böyle bir tazminata karar verilmiş, alır veya almaz biz burada uluslararası bazda bir adım atıyoruz. Türkiye’den böyle bir insani yardım götürmek için dönemin başbakanına mı sordunuz? Biz zaten yardımı yaptık, yapıyoruz. Bunları da yaparken gövde gösterisi olsun diye mi yapıyoruz? Edebi adabı içinde yaptık, yapıyoruz.”

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam modern bir delikanlı, modern bir insan, aydın bir insan yani bağnazlığa karşı bir insan. Dolayısıyla tedirgin olmasına gerek yok, Ortodoks gelenekçi Müslümanlarla tartışması da zaten mümkün olmaz, çok güç olur, tartışmaya da giremez. O bildiğini yapsın. İsrail’le dost olması doğru, Kuran’a uygun, Kuran ayetlerine uygun. Yanlış bir şey yok. Rusya’dan özür dilemesi de çok doğru, çok isabetli hareket etti. Yanlış yaptığı bir şey yok. Mısır’la da arayı düzeltsin, Irak ve Suriye ile de arayı düzeltsin. Herkesle dost olsun. Yanlış yaptığı bir şey yok. Herkese de şefkatle yaklaşsın.

Bazen gelenekçiler ortaya çıkıyorlar, “Peygamberimiz (s.a.v.)’in kadınlardan hoşlandığını söylüyor” diyor. Ağırına gidiyor adamın. Bunlarda ortak felsefe bu. Bir de birbirlerini destekleme fulyası çıkıyor bunlarda. İşte kuş-der, taş-der, piş-der, fiş-der bayağı bir şeyler var öyle. Gruplar oluşturmuşlar, kimi elli kişilik, kimi yüz kişilik, birbirlerini destekliyorlar. Bu klanın dışına çıkmak aforoz demektir. Onun için her biri bir yere üye olmuş onlar ne derse onu yapıyorlar. Ve bir ortak ruh, ortak felsefe, şuurlu olarak değil şuur olmadan gelişiyor. Mesela bak türbeleri boyarlar, garip bir yeşil vardır böyle türbe yeşili diye, onu kim ortaya çıkarttı bilinmez. Muhtemelen zevksiz birisi çıkarttı, en fazla bir yüz yıllık geçmişi vardır. Zevksiz birisi ortaya çıkmış, boyamış, türbe yeşili diye de adı konulmuş. Yüz binlerce, milyonlarca yer türbe yeşiliyle boyanıyor. İlk çıkış kontrollü olmuyor, ondan sonra o öyle gidiyor. Ev anlayışları, gece kondu anlayışları, evi dekore etme anlayışları, yemek yeme anlayışları, hepsi bir vatandaşın ortaya çıkıp “bu böyledir” demesiyle başlıyor. Hepsi arkasından onu uygulamaya başlıyorlar. Şimdi bunun tabii kitabı yapılabilir, “geleneğin kökeni” diye bir kitap hazırlayayım. Orada bu zevksizliğin kökenini ortaya koyabiliriz. Bunlar söylenmeyen acı gerçekler.

Bir de erkek ve kız karakteri, onunla ilgili de bir kitap hazırlamayı düşünüyorum. Çünkü çok acı çekiyorlar.  Adı konulmamış garip batıl inançlar var. Liseli kültüründe var üniversiteli kültüründe var. Liseli kültürünü, üniversiteli kültürünü, üniversiteli kız, liseli kız, üniversiteli erkek ve liseli erkek kültürleri birbirine yakın, birbiriyle uyum halinde ama çok can yakıcı, bayağı ıstırap çekiyorlar. Mesela dil geliştirmesi yapıyorlar, internette dil. Mesela inş diyor, birisi onu bir kere yapıyor, o süratle yayılıyor aralarında inş şeklinde. Naberi kısaltıyor, bir başkasını kısaltıyor. İlk bunu bir yapan oluyor. Mesela dil olarak da yeni yeni çıkardıkları kelimeler var uyumsuz. Koskoca elli yaşında kadınlar da buna uyuyor, on yaşında, beş yaşında kız bile ona uyuyor. Beş yaşında, altı yaşında kız çocuğuyla, altmış yaşındaki kadın aynı üslubu kullanıyorlar. Bir şey diyorsun “aynen.” Ne alakası var onunla onun? Konuşmayı tamamen bozmuşlar, üslubu tamamen bozmuşlar. Onunla topluma uyum sağladıklarına inanıyorlar, modern kadın olmuş oluyor, modern küçük çocuk olmuş oluyor. Bunun felsefesini anlatan bir kitap düşünüyorum, genç erkek, genç kız felsefesi olabilir, genç erkek, genç kız hayat felsefesi olabilir, kız erkek felsefesi olabilir. O şekilde yaparız. Bir de geleneğin kökeni diye, gelenek nasıl gelişiyor, onu hazırlayabiliriz.  Mesela başörtüsü geleneğinin bir kökeni var. Başörtüsü normalde yok, Peygamberimiz (s.a.v.)’in sahabe zamanında yok başörtüsü, çarşaf var. Çok çok şok sonradan oluşmuş başörtüsü. Başörtüsünün şekli, o da sonradan oluşmuş.

Mesela yemek yeme şekilleri. Çok kalorili yemekler mesela Anadolu’da teyzeler akıl almaz kilolular. Genç kadınlar evlendikten sonra genellikle hemen hemen çoğunda astım, kalp rahatsızlıkları, kolesterol yüksekliği, taşikardi her şey var, ortak hastalıklar var. Bu ortak hastalıkları da, nedenlerini de anlatan bir kitap hazırlarsak adı konulmamış acılar ortaya çıkar. Benim sohbetlerimde bana soru olarak sorarsanız ben onları ara ara anlatırımonu not alırsınız, kitap olarak o kolay olur.

“İHH terör örgütü ilan edilsin” diye etiket varmış. Niye terör örgütü olsun ki? Bayağı efendi, mazlum, gariban, tertemiz insanlar. Nasıl bir sevgi anlayışı bu, nasıl bir şefkat anlayışı? Niye terör örgütü olsun ki? Çok acımasız bir üslup. Hem sen yardım etme kimseye, kimseyle ilgilenme. Onlar Irak’a gidiyor, Afganistan’a gidiyor, Pakistan’a gidiyor, en ücra çatışma bölgelerine gidiyor, savaşın olduğu yerler, enkazın altına giriyorlar, enkazın altındaki adama ekmek veriyorlar. Dolayısıyla onların tırnağı olması lazım onu söyleyen adamın.

Mesela Anadolu’da kıyafet anlayışı ta eskiden beri, tabii ki fakirlikle bağlantısı var ama fakirlik bunun için yeterli değil. Çok eskiye gidersek mesela Ankara efeleri var bayağı şık giyiniyorlar, bayağı güzel giyiniyorlar. Seymen hanımlar çok güzel giyiniyorlar, ipekli falan. Halen de vardır. Bir kıyafet kalitesizliği yayıldı Anadolu’da. Bütün resimlere bakın, çok perişan bir kıyafet anlayışı. İnsan ne kadar fakir olursa olsun, bir tane elbise alabilecek gücü vardır. O kadar da perişan olamaz bir insan. Veyahut en azından toplumun bir kesiminin ona gücü yeter diye düşünüyorum. Çünkü ağa adam, ağa bile öyle giyinemiyor. Bir gariplik var. Zevksizlik biraz yaygın, çok eskiden gelenek olarak. Benim çocukluk yıllarımda falan da vardı eski Ankara’da ben görürdüm, böyle çok perişan kıyafet mantığı vardı. Ama 1940’lar, 1950’ler halk çok şık giyinmeye başlamıştı. Fötr şapka, cekette mendil, kravat falan. Kıyafetler ütülü. Zaten o devrin kıyafetlerine bakarsanız bunu görürüsünüz. Tabii bol fotoğrafa da ihtiyacımız var. Kıyaslar yaparak, fotoğraflarla göstererek, biraz da bilimsel görünümlü olacak tabii, bir analiz yazısı hazırlayayım.

Mesela bir yemek yeme kültürü var, Anadolu’da da buralarda var, birçok yerde var. Yani çok kaba, çok çok kaba. İsteseler onu o şekilde yapmayabilirler. Elle yemek yemek kaba değildir o anlamda değil, o Resulullah (s.a.v.)’in da yaptığı güzel bir kültür. Et yer adam eliyle yer, meyve yer eliyle yer o yüzündeki görüntü ve o vahşilik ve kendini kaybetme çok kötü, çıkardığı sesler, kirlilik. Yoksa Resulullah (s.a.v.) da eliyle yiyor yemekleri ama çok şık, gayet güzel, bayağı kibar bir görünümü var.

Sevgi etiketi yapalım. Ne diyelim? “Sevgi bereket getirir” diyelim.

Tabii bunları bir anda anlatmaya kalkarsak olmaz. Bölüm bölüm, an an anlatalım. Mesela Osmanlı saray kültüründe kalite var. Konaklarda kısmen var, konak hayatında var. Paşalarda, paşaların yaşadığı yerlerde var. Büyük mülki amirlerde var yani üslup, konuşmada çok yoğun bu, kılık kıyafette de çok yoğun var. Osmanlı paşalarına baktığımızda kaliteye çok önem verdiklerini görüyoruz. Ama kalitede tabii işin doğrusu acı bir gerçek ama İngilizlerden çok etkilendiler yani kılık kıyafet, yeme içme adabı olarak. Mesela Atatürk’ün kişiliğinde hem Osmanlı saray adabı vardır, İngiliz görgüsü, kalitesi de vardır. Şimdi İngiliz halkının görgüsü ve kalitesi takdire şayandır. Ama İngiliz derin devletinin züppeliği, ahlaksızlığı, insanlara üstten bakması çok iğrenç tabii, çok çirkin. Yoksa tabii ki bir Fransız kalitesi, İtalyan kalitesi ayrıdır. İtalyan sanat anlayışı çok mükemmel bir felsefeye dayanır. Seçtikleri renkler mesela eski binalar. Eski binanın bir kalitesi vardır ama bir öküz için eski bina hemen yıkılıp yerine betondan böyle çiğ renklerde boyanmış bir bina gerekir. Mesela görgüsüz onu anlamaz, kalitesiz insan onu anlamaz, eski binanın görkemli görünüşü onu ilgilendirmez.  Mesela Anadolu’ya -her zaman anlatıyorum çok kızdırıyor beni görüyorum- bu televizyon kanalları gidiyor, düğün var, çok adice ve alçakça alay ediyorlar orada yaşlılarla, oradaki amcalarla. Sanki böyle manyak adamlarla muhatap oluyormuş da kendileri süper zekiymiş gibi. Böyle akılsız, cahil, basit insanlarla konuşan şehirli üstün insanlar gelmiş havasında. Yani doğrudan alay ve kendince aşağılama havasında ama kesintisiz. Hiç saygısı yok. Yaşlı başlı bir insan oluyor ona saygısı yok, başka bir kişi oluyor ona saygısı yok. Bu çok korkunç. Buna rağmen onlar asalette direniyorlar, nezakette direniyorlar. Böyle cıvıklık yapanları uyarmak lazım internetten oradan buradan “hiç hoşlanmadık, çok rahatsız olduk bunu yapmayın” demek lazım. Kimse sesini çıkartmayınca bunlar daha da gevşeyerek, daha da arsızlaşarak daha kaşarlaşarak bunu yapmaya devam ediyorlar bazı tipler. Mesela sokakta iki tarafa sallanarak, bağıra çağıra konuşarak yürüyen tipler oluyor. Değer vermeyi bilmiyor. Bir kere kendine değer vermiyor. Saygıyı da bilmiyor. Etrafına değer vermenin de bilgisini ruhuna almamış.

Yeni kitabımı gördünüz değil mi? Görmediyseniz göstereyim. ‘Müşrikler İstemese de Mehdi’ çok kapsamlı bir eser. Bütün hadisler var içinde. Böyle bazı hadisler var biliyorsunuz pek bilinmeyen, tamamı var. 572 sayfa. Çok anlaşılır yazdım. Bayağı güzel, çok beğenirsiniz, böyle kutulara alarak. Bayağı kapsamlı bir eser. Benim kanaatim dünyada böyle bir eser yok. Belgelerle, fotoğraflarla anlatılıyor. Her anlatılan hadisin belgesi var. Yani mutlaka belgelendirerek anlatıyoruz. Mesela gazete kupürlerinden veyahut diğer belgelerden, hadisleri okuyan insanlar geçmişte ne olduğunu hatırlayamayabilir. O yüzden o devrin gazeteleri, her türlü belge bu kitapta mevcut. İnternette de var, internetten isteyen ücretsiz indirebilir. Ama kitap olarak bulunması bence en isabetlisi. Çünkü adam bilgisayarı açacak, orayı bulacak, indirecek, okuyacak, çok zor. Ama kitap masanın üzerinde durduğunda zaten çok dikkat çeken bir konu Mehdiyet. Açar, hangi sayfasını açsa iki sayfa bile okumuş olsa Mehdilik konusu onun için biter yani iki sayfa bile okusa. Onun için kitap olarak bulunmasında fayda var.

Tayyip Hocam İHH’ya; “Giderken bana mı sordunuz?” demiş. Ne demek bu? Ne zaman, ne amaçla dedi bunu?

OKTAR BABUNA: Mavi Marmara’ya izin almadan yola çıktı diye.

ADNAN OKTAR: İHH’ya öyle mi diyor Tayyip Hocam?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Ama orada tabii bir hata var. Hükümetten izin alınması lazım böyle mühim bir konuda. Yani hükümeti ehemmiyetli görmemek çok vahim bir hareket. Hem polisin haberi olması lazım, MİT’in haberi olması lazım, Dışişleri Bakanlığı’nın, başbakanlığın, herkesin haberi olması lazım. Bana neden söylemediniz diyebilir. Onda bir şey yok. Ama meydana gelen olayla ilgili Tayyip Hoca zaten… “Dönemin başbakanına yardım götürürken sormadınız” diyor. Doğru söylüyor, sormadılar. Çok yanlış o ve çok ayıp. Hükümeti zor duruma sokmuş oldular. Bilgisi olsa hükümetin daha iyi olur.

İtalyan ustalar genellikle hep böyle dindar Hristiyanlardır. Koyu Katolik, koyu dindar ustalardır. Mesela bak bu heykeli yapan genç de dindar bir genç. 1993 yılında yapılmış. Yaptığı heykeli de kiliseye bağışlamış. Nefis bir çalışma. Görüyor musun? Müthiş emek vermiş. Mermerden yapmış yani blok mermerden. Ancak bu imanla açıklanabilir. Ve hiçbir çıkarı da yok bak kiliseye veriyor. O zamanın ustaları da öyle koyu dindarlar. Kilise için yapıyor. Bütün ömrünü veriyor. Nefis heykeller yapıyorlar. Yapılan güzel müzik parçaları, yapılan büyük muhteşem tablolar hep imanın meydana getirdiği kalitedir. İmanın meydana getirdiği derinliktir ve güzelliktir.

“Hocam dindar bilinen bir televizyon kanalında kiraz bahçelerini dolaşan bir sunucu aynı sizin bahsettiğiniz gibi bir üslupla bahçe sahibine…” Yani herhalde benim kastettiğim yakışıksız üslup anlamında diyor. “Bu kirazlara ne veriyorsunuz ya?” Dedi. Bahçe sahibi olan amca defalarca “Allah nasip ediyor, Allah dilemese olmaz” dedi. Sunucu yine aynı üslubuyla devam etti, bir taraftan da kirazları elleriyle, avuçlarıyla kopararak. Bahçe sahibi amca da yine her seferinde onu düzeltti. Allah’ın yarattığını hatırlattı.” “Ne veriyorsun amca buna? Bu nasıl bu hale gelmiş?” Falan diye. Bunları aslında bahçelere de sokmamaları lazım. Ama Anadolu ahlakı işte nezaket gösteriyorlar. Onlara saygı gösteriyorlar, karşılarına oturuyorlar. Aslında hiç sokmamaları lazım. Baktın kabalık yapıyor, muhatap olmazsın. Bu tabii çok vahim bir şey, çok rahatsız edici. Vatandaşlar rahatsızlıklarını dile getirsinler, yazsınlar o kanallara. Bu çok kızdırıcı. O kadar tepedenler ki, o kadar küstah ve büyüklük hissi içinde ki sanki böyle akıl hastasıyla konuşuyor gibi hiç değer vermiyor. Sen kimsin? Onların tırnağı etmezsin sen. Tertemiz, mübarek insanlar onlar, nur gibi insanlar. Her şeyleri temiz onların. Sen oraya gitmekle orayı kirletiyorsun. Elini bir yere dokunuyorsun, oraları kirletiyorsun. Sesinle, yüzünle, bakışınla oraları kirletiyorsun. Oralara layık olan biri değilsin sen. Aslında ben olsam hiç sokmam onları oralara.

Mesela İstanbul’un bazı semtleri Osmanlı döneminde şıklık yarışı olan semtler. İşte Beyoğlu, şu bu falan. Beyoğlu efendileri var; çelebi deniyor, efendi deniyor. İstanbul efendileri var kolalı gömlek giyiyorlar, setre pantolon akıl almaz şık, güzel geziyorlar. Hanımlar dışarıya çıkıyor, nefis kıyafetleri, tertemiz. Osmanlı döneminde onu resimlerle, belgelerle gösterebiliriz. Ama sonra bu çok çok değişti tabii. Mesela İzmir’in de birçok semti öyleydi eskiden. Anadolu’da birçok yer öyleydi. Mesela Kastamonu evleri vardır, çok çok nefis, bayağı güzeldir. Amasya evleri vardır, çok nefistir, sanatlıdır. Kalite o zamanlar çok ön plandaydı. Sonra Anadolu’da geniş çaplı kalite bozuldu. Beton yığını evler yaptılar, sac tavan, sadece kaba işlevsel. Halbuki o dönemde canlarını dişlerine takıp mutlaka süslü ev yapıyorlardı. Küçük de olsa çok bakımlı, güzel ev yapıyorlardı. Mesela eski İstanbul evlerine bakın mutlaka sanatlıdır, küçük olsa da mutlaka sanatlıdır.

Bir anda down oldum; çok üzüldüm anlamına geliyormuş.

Her şeyi top seviyede yaşıyorum; her şeyden çok etkileniyorum anlamına geliyormuş.

Adamın röpünü okudum; röportajını okudum anlamına geliyormuş. Röportaja röp diyorlarmış.

Trolleme beni; kafamı karıştırma, akılımı bulandırma anlamına geliyormuş.

KARTAL GÖKTAN: Makaleleriniz hakkında bilgi verebilir miyiz?

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: İran’ın en büyük gazetesi Tahran Times’ta, ‘Allah’ın hizbi kazanacak’ başlığıyla yayınlanan yazınızda; hangi mezhepten olurlarsa olsunlar, La İlahe İllaAllah diyen herkesin Müslüman ve kardeş olduğunu anlatıyor, Sünniler olarak Şii kardeşlerimize duyduğumuz sevgiyi vurguluyorsunuz. Hz. Ali (r.a), Hasan (r.a) ve Hüseyin (r.a)’in Allah aşığı, yiğit karakterlerini anlattığınız yazınızda Sünnilerin ehlibeyt sevgisini ve Müslümanların ve tüm dünyanın selameti için ayrılıkların ve düşmanlıkların sona ermesi gerektiğini yazıyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

KARTAL GÖKTAN: İran’ın en büyük gazetesi Tahran Times’ta, ‘Allah’ın hizbi kazanacak’ başlığıyla yayınlanan yazınızda; hangi mezhepten olurlarsa olsunlar, La İlahe İllaAllah diyen herkesin Müslüman ve kardeş olduğunu anlatıyor, Sünniler olarak Şii kardeşlerimize duyduğumuz sevgiyi vurguluyorsunuz. Hz. Ali (r.a), Hasan (r.a) ve Hüseyin (r.a)’in Allah aşığı, yiğit karakterlerini anlattığınız yazınızda Sünnilerin ehlibeyt sevgisini ve Müslümanların ve tüm dünyanın selameti için ayrılıkların ve düşmanlıkların sona ermesi gerektiğini yazıyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bahreyn’in ilk İngilizce günlük gazetesi Gulf Daily News’te ve ayrıca gazetenin internet sitesinde; Kuran’da yeri olmayan ancak din adına uygulanan vahşi uygulamaların sadece geniş çaplı bir eğitim politikasıyla ortadan kaldırılacağını, radikalizmin çözümünün sadece Kuran’da olduğunu anlattığınız yazınız yayınlandı. Gazetede ayrıca Müslümanların çok bakımlı ve kaliteli olmaya özen göstermeleri gerektiği üzerine kaleme aldığınız bir yazınız daha yayınlandı.

Suudi Arabistan’ın önce gelen Arapça günlük gazetesi Mekke Newspaper’da; Müslüman medeniyetlerin Kuran’daki cennet tariflerine benzer yapılar inşa ederek, muhteşem bahçeler, havuzlar oluşturarak geçmişte ortaya sunduğu tablo ile günümüzdeki durumun bambaşka olduğunu anlatıyorsunuz. Günümüzde İslam dünyasının radikalizm, fakirlik, savaşlarla gündemde olduğunu, bunu değiştirmenin tek yolunun Kuran’a yönelmekle mümkün olduğunu anlatıyorsunuz.

Malezya İslam Partisi tarafından yayınlanan, Harakah günlük gazetesinde ve internet sitesinde de aynı yazınız İngilizce olarak yayınlandı.

Birleşik Arap Emirlikleri’nde yayınlanan ve ülkenin en büyük gazetelerinden biri olan The Gulf Today’de, ‘İsrafa tedbir dünyayı değiştirebilir’ ve ‘Allah yolunda mücadele’ başlıklı yazılarınız yayınlandı.

Katar’ın en büyük Arapça gazetelerinden El-Raya’da, ‘Ramazan ile sağlık dolu bir ay’ başlıklı yazınız yayınlandı.

Merkezi Kuveyt’te bulunan, beş dilde yayın yapan İslami internet sitesi Truhth Seeker’da; beyinde hareketlerimizi kontrol eden bölgeyi anlattığınız iman hakikati yazınız yayınlandı.

Ve son olarak Bangleş’ten yayın yapan haber sitesi Weekly Blitz’de, ‘Afrika’ya ses ver’ başlıklı makaleniz yayınlandı. MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ne güzel.

KARTAL GÖKTAN: Eski İstanbul’dan kıyafet görüntüleri gösterebilir miyiz?

ADNAN OKTAR: Bakayım. Bak şu kalitenin güzelliğine bak. Şu sanatın güzelliğine bak. Beyler de ağlıyor yani bayanlar da. Çok hoş kalite anlayışı vardı. Ama o zamanla eridi. Onu yeniden düzeltmek yine Mehdiyet devrinin bir güzelliği, özelliği olacak.

Mesela Aspendos’ta restore çalışmaları var biliyorsunuz. Restorasyon konusunda ilginç çalışmalar yapmışlar. Mesela oranın orijinal mermerlerine benzer mermerlerle yapacaklarına, beyaz mermerle düzeltmeler yapmışlar. Çok korkunç bir görüntü oluşmuş. Yani buna müsaade edilmesi de ayrı bir kalite eksikliği. Mesela bu çok ürkütücü. Sanki hiç mermer yokmuş gibi. Halbuki aynı, benzer mermerler kullanılması lazım. Çok rahatsız edici bunlar.

Mesela bir kale restore edilmesi var, onu göstersene. Görüyor musun felaketi? Restore edilmiş haline bak, kalenin haline bak.

1591 yılında Beyoğlu, Fındıklı’da Süheyl Bey tarafından Mimar Sinan’a inşa ettirilen cami sekizgen planlı ve kubbeliydi. Restorasyondan sonra ise cam kaplanan ve sekizgen yapısı bozulan cami artık daha çok bir AVM’ye benziyor. Göstersene. Caminin orijinal halini görüyor musun? Bir yapılan şekline bak. Yani Allah’tan korkmak lazım. Şu hale bak şu zevksizliğe, inanılır gibi değil, dehşet verici. O yüzden hükümetin kaliteyi ön plana alması gerekiyor. Bu acımasızca devam ediyor. Sarımsak sucuk heykelleri, bu tarz camiler, tarihi binalar yıkılıyor yerine böyle şeyler yapıyorlar. Ve bu geri dönüşü imkansız olacak şekilde devam ediyor. Çok vahim bu. Bu bilinçaltında insanların çok ciddi öfke meydana getirir. Hükümet buna müsaade etmesin. Mutlaka sanat, kalite bakanlığı kurulsun. Vatandaşlar oraya bilgilerini gönderirler, bir şeyler yaparlar, böyle vahim olaylar gelişmez o zaman. Sanat, kalite bakanlığından izin almadan bu tip çalışma yapılamaması lazım. Yani şu olay dehşet verici şu. Bir daha göstersene camiyi. Bak şu orijinal haline bak, şu yapılan hale bak. Yani bunu hangi vicdan kabul eder?

Mimar Sinan’ın son yapıtı olarak bilinen Atik Valide Külliyesi’nin şifahanesini de restorasyonla tanınmaz hale getirmişler. Bak orijinali var sağ tarafta, solda da… Neyse onu sonra gösterelim. Çünkü burada gerekli resim pek olmamış. Görgüsü, bilgisi olmayan, kalite anlayışı olmayan insanlara bu tip görevler verilmemesi lazım. Hükümet dediğimi mutlaka yapsın. Sanat, kalite bakanlığı; çok büyük etkisi olur. Uzman sanatçılar alırlar, konunun araştırmasını yapabilecek birçok elemanımız var. Onlar devreye girerler. Halkın görüşünü de sorarlar. Çok iyi netice alırız.

Oğuz Er Sayın 1453 Ak, o kadar sevgisiz yetiştirmişsin ki kendini. Yani senin yaşadığın ev nasıl bir evdir? Ben düşünemiyorum. Annen, baban ne kadar sıkıntı çeker senden. Kız kardeşin ne kadar sıkıntı çeker, okul arkadaşların ne kadar sıkıntı çeker, bu sevgisizlik seni ne kadar sıkıyordur.

Bak Tayyip Hocam demiş ki, “Biz millete hizmetkâr olmaya geldik” çok güzel “kimse gururlanmasın, makamlar geçicidir. Biz insana dilinden, dininden, ırkından dolayı değer vermiyoruz. Biz insana insan olduğu için değer veriyoruz.” dedi. “Dilinden,” doğru “dininden” Hristiyan olur ona da şefkat duyar, o da insan. Ona da merhamet, şefkat duymak durumunda, “ırkından,” ırktan dolayı değer verilmez zaten “Biz insana insan olduğu için değer veriyoruz.” Yani demek istediği şu: güzel ahlakından dolayı, tavırlarından dolayı değer veriyoruz. Yoksa tabii ki ahlaksız insanı sevecek değil. Güzel ahlaklı olduktan sonra ırkı, şu, bu, “dindar Müslümanım” der de ahlaksızdır. Mesela Hristiyan olur ama çok güzel huyludur, nezihtir, İslam ruhuyla yaşıyordur. Onu demek istiyor.

Şu kitabım çok şahane. Bunu mutlaka kardeşlerimiz edinsinler, bence her evde bulunması lazım. Müşrikler istemese de Mehdi. Çünkü bunu yaşayacağız. Bu konuyu yaşayacağız. Şimdi Hz. Mehdi (a.s) konusu o kadar acayip bir şey ki. Ben lise yıllarımda falan Hz. Mehdi (a.s) duyardım çocukken, küçükken de duyardım. Hz. Mehdi (a.s) o kelime bile çok hoşuma giderdi ama ben yüz yıllar sonra böyle sakallı birisi çıkacak, nurani yüzlü, olağanüstü güçler kazanacak, bir şeyler yapacak zannediyordum. Baktım Mehdiyet’in, devrinin içindeymişiz biz. Bize nasıl rast geldi? Bazen insana bir şeyler rast gelir ya hayret eder, şaşırır. Bizim zamanımıza rast geldi. Çok şaşırtıcı ama binlerce yılın içerisinden kimseye rast gelmemiş, bize rast gelmiş. Olabilir. Hz. Adem (a.s)’ın döneminde bile beklenmiş. Şimdi bak şöyle olsa aklım alırdı, diyen kişiler işte ”sonra gelecek” falan gibi.  

Mesela Endülüs Emevi Devleti akıl almaz bir kalite getiriyor. Mesela Avrupa kaliteyi bilmiyor o devire kadar. Avrupa’nın kaleleri var beton yığını, taş yığını. Çok biçimsiz, şekilsiz şeyler böyle. Endülüs Emevi Devleti ilk defa, Avrupa’ya mükemmel bir sanat anlayışı getiriyor. Süs havuzları, işlemeli duvarlar yani her yönde bir mükemmellik. Nefes kesici, halen de görüyorsunuz Endülüs Emevi Devleti’nin devrinden kalma sanat eserleri nefes kesici. Avrupa’nın tabii ki çok yeteneği var güzelliği var ama Endülüs Emevi Devleti’nin çok büyük etkisi oldu.

Ama şimdi bak mesela ben güzel bir kadından müthiş haz duyarım, yani sürekli sevmek isterim. O güzelliğin detaylarını görmek kalitedir. Mesela bir kadının güzelliğinin detaylarını görmek kalitedir ama bazı ahmaklar da çirkinlik arar. Bu da kalitesizlik ve öküzlük alametidir. Bir kadında çirkinlik aranmaz. Sadece güzellik aranır. Çirkinlik aramak, benim inancıma göre ahlaksızlıktır. Başka bir şey değildir. Onca güzelliği varken, bütününde muhteşem bir varlık varken detay detay, küçük küçük, kadını mahcup etmek için çirkinlik aramak adilikten başka bir şey değil. Benim inancıma göre.

Mesela Konya’nın Meram Bağları, Konyalılar çok temiz, titiz insanlardır. Ankara’nın eski Ankara evleri acayip güzeldir dolapları, iç dolaplar. Biz komşulara giderdik, eski Ankara evi olan komşularda, Ankara’dayken. Dolap, bildiğin dolap şeklinde açıyorsun içi banyo. Mesela dolap açıyorsun içi mutfak. Normal dolap. Çok kullanışlı oluyordu, bayağı güzel oluyordu. Oturması, dinlenmesi çok zevkli, insan ne yazın rahatsız oluyor, ne kışın üşüyor. Ahşap evler, her yerde yatarsın ahşap olduğu için. Yer yatağı sersen gayet sıcak oluyor, gayet güzel ama betonun üstünde yatamazsın. Romatizma, şu bu falan rahatça gelişiyor, betonda yatılır mı? Mesela Meram Bağları’nda bağda eğlence tertip ediliyor. Herkes edebini, adabını biliyor. Nasıl oturacak, ne yapacak, nasıl yenir, nasıl içilir? Misafir nasıl karşılanır, misafir nasıl uğurlanır? Hep kalite oluyor, mesela yemek, içmek adabında da öyle. Mesela bu Rönesans’ın gelişmesine Endülüs sanatının etkili olduğu biliniyor ve söyleniyor.

“Hocam hayırlı akşamlar. Şu an yaklaşık” kahvehanedeler anladığım kadarıyla “altmış beş kişiyiz topluca sizi izliyoruz” diyor.

Kiliseler, Katedraller acayip süslü oluyor nefis iman yansıması. Temizliği de sanat anlayışı da o kalbindeki imanın tezahürü oluyor. Camilerin o kadar süslü ve güzel olması, bakımlı olması. Heykellerdeki o amansız kalite ve amansız incelik insan takatinin üstünde neredeyse canlanacak heykeller. Akıl almaz bir güzellik ve yekpare mermerden bunu yapıyor adam. Mermerin içinde saklı o, onu çıkartıyor. Ona getiriyorlar yekpare dört metreye dört metre heykel yapmak için mermer. Adam onun içerisinden nefis bir sanat eseri çıkarıyor. Gençliğini veriyor hayatını veriyor. Tabii onu yapan Allah ama kulunu vesile ediyor. O heykele bakıp bir insanın nefesi kesiliyorsa işte ona kalite denir. Ama ben bu heykeli alıp kaça satarım diye toptancı mantıkla, toptancı olmak suç değil de ama sanat gözüyle bakmıyorsa bu çok çirkin. Yahut haset ediyorsa.

Mesela bir kadının bakımı ince ince bakımı sanattır. Onun takdir edilmesi de bir sanattır. Onda kullanılacak cümleler de bir sanattır “Ohhh ne gozel olmuş” demek ayrıdır “çok gozel olmuş” diyor, kadın mahvolur onu duyarsa iptal olur adeta içindeki güzel duygular.“Gulum benim” falan diye kadının içi ızdırapla doluyor. Kendine acıyor halbuki.

“Hocam Kuran’da İrem şehrinden bahsediliyor. Orada nasıl bir kalite vardı acaba?” diyor. Kaliteyi yapabilir küfürden bir insan da yapabilir de kaliteden zevk almak ve o zevki iyi takdir duygularıyla ifade etmek önemlidir. Kalite oradan kaynaklanır. Yoksa züppe zenginler var. Kotranın içinde oturuyor. Elinde sigara, çakal, ağzı bozuk itlik yapıyor. Kotranın farkında bile değil oradaki güzelliğin o. Oraya çok güzel bakımlı kadınlar geliyor onlara çakallık yapıyor, itlik yapıyor.  Onları mahcup etmenin peşinde. Pis pis espriler yapıyor. Büyüklüğünü vurgulamaya çalışıyor. Bu ahlaksız aşağılık bir adamdır bu. Sorsan çok kaliteli çocuk derler. Yağcıların sözü o kaliteli değil o bir öküz o yani hayvan. Kotraya hayvan binmiş konu bu. Son model arabası var sırf züppelik için alıyor arabayı. Arabanın güzelliğinin farkında değil o. Arabayla milleti rahatsız etmenin peşinde o. Götürecek bir yerde millet haset etsin, kıskansın, ciğerlerine otursun derdi bu. Kendi gibi adam arıyor o. Haset edecek adam arıyor beğenecek adam aramıyor. Birinin beğenmesi onu ilgilendirmez zaten. Kendi de beğenmiyor. Derdi günü onun haset, kıskançlık.

Michelangelo benim tarif ettiğim tarzda bir ahlaka sahip. Güzel bir Hristiyan üslubu kullanıyor. “Ben sadece her mermerin içine Allah’ın sakladığı eserin etrafını temizliyorum.” Diyor. Allah saklıyor eseri ben etrafını temizliyorum onu ortaya çıkarıyorum diyor. Doğru söylüyor. Çünkü o daha doğmadan o var eser var. Hazır var, Allah katında hazır.

Bu Endülüs’te Elhamra Sarayı’nın duvarlarında “La Galibe İllaAllah” Allah’tan başka galip yoktur yüzlerce kere tekrarlanıyor. Gösterebiliyor musunuz? Bak “La Galibe İllaAllah”  göster. Şu güzelliğe bak, şu güzelliğe bak. Bu kalite bundan zevk almak kalitedir. İkisinin birleşimi. O kemer şeklinde olan resmi göster. Görüyor musun? Harf güzelliğine bak “La Galibe İllaAllah” “La Galibe İllaAllah” Allah’tan başka galip yoktur. Yüzlerce kere tekrarlanıyor. Bu eser bu eserin temizliği ve bu eserden zevk alınmasının toplamına kalite denir. Bu eserden zevk alan insana kaliteli insan deriz. Bu eseri hazırlayan insana da kaliteli insan deriz. Eğer zevk alıyorsa hazırlayan ondan zevk alan ve takdir eden kişilerin hepsi kalitelidir.

Tabii Michelangelo şu bu falan bunların da günahkar hatalı yönleri de olabilir. Biz doğru olan yönünü söylüyoruz. Yoksa tabii ki anormal ters yönleri de olabilir. Kusursuz mükemmel insanlar anlamında demiyorum. Ama bu ifadesi “Ben sadece her mermerin içinde Allah’ın sakladığı eserin etrafını temizliyorum” sözü bu güzel. Ama her şeyi iyidir güzeldir anlamında değil.

Almanya’dan bir resim Dresden’den var mı o resim sende?

BÜLENT SEZGİN: Evet.

ADNAN OKTAR: Güzel bir sanat çalışması ama çok çok daha güzelleri var tabii, evet. Binaların dış cepheleri özellikle iç süslemeleri falan çok nefis oluyor. Bunları yapanlar hemen hemen tamamı mason. Mason üstadlardır. Heykel ustalarından Mason olmayan hemen hemen benim bildiğin yok. Tamamı üstaddır masondur yani.

Atatürk Havalimanı’ndaki eylemi IŞİD yapmadı. PKK yaptı. İngiliz derin devleti PKK’ya yaptırdı. Taşeron olarak görev yaptı adamlar bu kadar. İhaleyle aldılar işi. Adamın tipinden zaten hemen anlaşılıyor. Böyle çok fazla adam var intihar eylemi yapmaya hazır. En az bin kişi bulursun. En az bin-iki bin kişi bulursun. Adam zaten gönüllü, arıyor yani.

Araplar 10. yüzyılda Sicilya’yı fethediyorlar biliyorsunuz. İki yüz yıl burada hakim oluyorlar, iki yüz yıl. Burada Endülüsvari muhteşem bir uygarlık kuruyorlar. O dönemde Palermo, Cordoba, Dameskus en güzel İslam şehirleri olarak biliniyor. Arap hakimiyetinden sonra Franklar egemen oluyor. Frank Kralı ikinci Roger kendisi adına Müslüman bir mimara saray yaptırıyor. O sarayın girişindeki kolonda bu Müslüman mimarı onurlandırmak için “Bismillahirrahmanirrahim” yazıyor. O halen duruyor. Çok büyük etkisi oldu Müslümanların sanatta.  Mesela İtalyan sanatına baktılar hem böyle Osmanlı tarzını, Arap tarzını andırır.

İşte sanat ruhu, kalite ruhu, sevgiyi de içinde barındırıyor. Kalite olmadığında sevgi de olmuyor. Gerçek sevgi olup da kalite olmaması da mümkün değil, iç içedir. Kalite, sevgi ve sanat iç içedir. Birbirinden ayrılmaz özellikler bunlar.  Ama gençlerin büyük bölümü sevgisiz yetiştiriliyor, kaliteden anlamayacak şekilde yetiştiriliyor. Yeni moda çıkardılar, bakıyorum saçını tıraş ettiriyor tamamen sıfıra vurduruyor, bir tişört, altında da bir kot, blue jeans, o kadar. “Böyle çok rahatım” diyor. Kardeşim rahatsın da, estetik ne? Güzellik ne? Donla da gezebilirsin, paçalı don giy gez. Çok daha rahat edersin. Ne alakası var onun, rahatlık mı bizim derdimiz? Kalitedir, güzelliktir, estetiktir.

Mesela bir çarşı var onun girişinde bir dönemeç yer var. Dönemeç yere yani viraj kısmına güzel süsleme yapmışlar çiçeklerle. Fazla da abartılı bir şey de yapmamışlar ama giriş açısından çok güzel. Ama mesela diğerleri düz çiçekler aynı birbirinin aynı, birbirinin aynı. Sanki simetrik olunca sonuna kadar öyle olması gerekiyormuş gibi. Oraya küplerle, şunlarla bunlarla biraz tarz yapmışlar böyle güzellik oluşturmuşlar. Çok hoş girişi. Ufak bir detay ama orayı çok kaliteli hale getiriyor o. O ufacık bir bölümle o koskoca çarşı kaliteli hale gelmiş oluyor bir yönüyle. Mesela içeri kısmında da yere genişçe bir halı koymuşlar, iyi yapmışlar, akıl etmişler, öbürleri ahşap. Çocuklar o halının ütünde oynuyorlar baktım, bayağı hoşlarına gidiyor. Tam onlara göre eğlence yerleri. Onların neşesi çok güzel oluyor. Ama tabii insanlar birbirleriyle selamlaşmıyorlar. Kimse kimsenin yüzüne bakmıyor. Sevgiyle yaklaşsalar birbirlerine çok rahat edecekler. Daha zevkli daha güzel olur oralar, daha mutlu olurlar. Ama yalnız yaşıyorlar mesela genellikle hep yemek yiyorlar, gidiyor masaya oturuyor, en büyük sevgilisi yemek oluyor. Ona acayip bir sevgi duyuyor, sabırla onu bekliyor. Sevgilisine kavuşunca büyük bir iştahla yemeğini yiyor. Yemeğini yiyince de gitmek istiyor. Yemeğini ye de etrafındaki insanlarla hoşsohbet ol, bir hal-hatır sor, dost ol, arkadaş ol, tanış. Bu yok. Çok çekiniyorlar birbirlerinden. Ama tabii Darwinist-materyalist eğitilmiş insanların derinlik alması çok zor. Hepsi için demiyorum da büyük bölümü öyle.

Mesela Şiraz’daki Şah Çerağ Türbesi’nde milyonlarca küçük ayna mozaik şeklinde işlenmiş, beraberinde gümüş de kullanmışlar. Mesela bu çok güzel sanat, tebrik ediyorum. Milyonlarca küçük aynayla yapılmış. Bayağı güzel, cennet köşklerinden bir köşk gibi sanki. Onu hatırlatmak için yapılmış.

“Sayın Hocam gömleğiniz çok yakışmış.” Doğrudur.

Benim Anadolu halkımın güzelliğine bak ki, 1939’da Erzincan depremi oluyor biliyorsunuz. Erzincan halkı hep sokaklarda, çok perişan bir durumdalar. Teker teker evleri geziyor Erzincan valisi, “Devletten ne istersiniz, neler yapalım?” diyorlar. Diyorlar ki bak “Elhamdülillah bir ihtiyacımız yok.” Şu Anadolu halkının terbiyesine bak. Perişan vaziyette. Kürt kardeşlerimiz de öyledir. Çok asildirler, çok efendidirler. Mesela bu bir yiğitlik, kabadayılık görüyor musunuz ne diyor? “Elhamdülillah bir ihtiyacımız yok.” Anadolu halkının yiğitliği, o savaş yıllarında mahvoldular, ellerinde neyi var neyi yoksa hepsini Allah için verdiler. Çoluğunu, çocuğunu her şeyini. Zor bela yaşıyorlardı, buna rağmen Allah’a hamd edip şükrediyorlardı. Mesela bu bir asalettir, bu büyüklüktür işte, bu kalitedir.

İspanyanın güzelliği hep Müslümanlardan geliyor. Daha hala kullanıyorlar onu. Ama İspanyollar da güzel insanlar, dindardır İspanyollar.

Gençler sevginin nasıl olacağını anlatıyorlarmış. Kavganın tutku alameti olduğunu, kavgasız bir aşkın yürümeyeceğini, çürük olacağını söylüyorlarmış. Bağırarak, çağırarak, küserek, kavga etmenin iki tarafı birbirine daha da fazla bağladığını… Ondan sonra da zari zari ağlıyorlar. Tabii onda seni kalır mı? Sinirleri tef gibi oluyor, götüremiyorlar. Halbuki sevgi doğrudan Allah aşkına bağlıdır. Allah korkusu ve Allah sevgisine bağlıdır. O olmadan hiçbir şekilde olmaz. Boş yere uğraşıyorlar.

BEYZA BAYRAKTAR: Siz dün havalimanında şehit olan kardeşlerimiz için; şehit oldu deyin, vefat etti demeyin demiştiniz. Bugün Cumhurbaşkanımız da söyledi, şehit onlar diye. Ayetlerle açıkladı.

ADNAN OKTAR: Baktım her yerde öldü yazıyor. Niye ölsün? Vuran kim? İngiliz derin devleti yani deccaliyet. Deccaliyetin vurduğu her insan şehittir. Hatta Bediüzzaman diyor; “Deccalin saldırısı sonucunda vücudu ortadan kaldırılan çocuklar Hristiyan dahi olsa veyahut başka dinden, onlar da şehit hükmündedir” diyor. Çünkü deccalin vurması ayrı bir şey. Onlar da fetret ehli oluyorlar, şehit hükmündedir diyor. Tabii kendi kafasına göre söylemiyor onu, bir kaynağı vardır.

Bediüzzaman şekerdir, baldır, çok tatlı bir insandır. Bütün gençler sevsin Bediüzzaman’ı. Çok istifade edecekleri bir insandır. Az da olsa okusunlar. Özellikle onun böyle çilesinden bahsettiği, nasıl sabrettiğine dair yazıları var onun. Onlar çok güzel olur. Talebeleriyle o kadar mutlu ki hayatı ne güzel onun, maşaAllah. Ama benim hayret ettiğim onu insan o hapishanede yalnız bırakır mı? Gir hapishaneye sen de gir Allah Allah bir şekilde girersin. Memur olarak girersin, var da var yani. Bir yolunu bulursun. Kanunla hukukla tabii.

“O musibet-i semaviyeden ve beşerin zalim kısmının cinayetlerinin neticesi olarak gelen felâketten vefat eden ve perişan olanlar, eğer on beş yaşına kadar olanlar ise, ne dinde olursa olsun şehit hükmündedir” diyor, Bediüzzaman. “Müslümanlar gibi büyük mükâfât-ı maneviyeleri, o musibeti hiçe indirir” diyor. “On beşinden yukarı olanlar, eğer masum ve mazlum ise, mükâfâtı büyüktür,” Bak Hristiyan da olsa, Musevi de olsa fark etmez diyor. “On beşinden yukarı olanlar, eğer masum ve mazlum ise,” samimi ise “mükafatı büyüktür belki onu cehennemden kurtarır. Çünkü ahirzamanda madem fetret derecesinde din ve din-i Muhammedîye (a.s.m.) bir lâkaytlık perdesi altına gelmiş.” Fetret devri olmuş. “Ve madem ahirzamanda Hazret-i İsâ'nın (a.s) din-i hakikîsi hükmedecek, İslamiyet’le omuz omuza gelecek. Elbette şimdi, fetret gibi karanlıkta kalan ve Hazret-i İsa'ya (a.s) mensup Hristiyanların mazlumları, çektikleri felâketler onlar hakkında bir nevi şehadet denilebilir” diyor Bediüzzaman. “Hususan ihtiyarlar ve musibetzedeler, fakir ve zayıflar, müstebit büyük zalimlerin cebir ve şiddetleri altında musibet çekiyorlar. Elbette o musibet onlar hakkında medeniyetin sefahetinden ve küfranından ve felsefenin dalâletinden” Yani Darwinist-materyalist felsefeden bahsediyor. “Ve küfründen gelen günahlara kefaret olmakla beraber, yüz derece onlara kârdır diye hakikatten haber aldım” diyor. Söylese söylese Hızır (a.s) söyler. Yani başka türlü olmaz.“Cenab-ı Erhamerrrâhîmine hadsiz şükrettim. Ve o elîm elem ve şefkatten teselli buldum” diyor. Ama bak hakikatten haber aldım diyor. Bu Hızır (a.s)’dan başkası olamaz. Demek ki diz dize sohbeti var. Talebeleri zaten dışarı çıkıyorlarmış, odadan dışarı çıkarıyormuş. İçeriden sesler geliyordu diyor talebeleri. Hızır (a.s) ın onu bulması da acayip. Bediüzzaman’ı bulması, o da bir harika.

Seven insanın hastalık derecesinde kıskanç olacağını, bunun gayet normal olduğunu söylüyorlar. “Eğer seviyorsam sahiplenirim.” Zaten onun sonucunda da ayrılıyorsun. Kıskançlık ayrılık getiriyor. Hayır, şimdi kıskanma şöyle; adam ahlaksız, onunla gidiyor zina yapıyor, bununla gidiyor fuhuş yapıyor, kıza değer vermiyor. O kıskanma değil ki zaten alçağın teki. Onunla ne işin olur senin, ne kıskanacaksın? Bağlantını kesersin onla. Ona kıskanma olmaz ki haysiyetsiz adama. Değer vermiyor çünkü adam yerine koymuyor, saygı duymuyor. Güzelliğini takdir etmiyor, güzelliğin Allah’tan geldiğini inanmıyor. Tabii bu benim inancıma göre söylediklerim.“Eğer seviyorsam sahiplenirim. Her an her şeyin bana hesabını verecek.” O onu sorguluyor, o onu sorguluyor. Derin şüphe üstüne dayalı. Nereye gittin, ne yaptın, kimle konuştun? Göster bana. “Olduğun yerin canlı yayınını bana göstereceksin telefondan” diyor. 360 derece adam döndürüyor telefonu. Yahut kıza yapıyor aynı şeyi. Bu eziyet bu. On beş dakika sonra yine arıyor. Yine göster göreceğim diyor. Öyle hayat olur mu? Bunda saygı var mı, bunda güven var mı? İmana dayalı bir güven olması lazım. Allah’tan korkan bir hanımdır, Allah’tan korkan bir beydir, gayet gönlün rahattır. Böyle şey olur mu?

Russel Nickhelson; “Darwinizm’le İngiliz derin devletinin alakası nedir?” Darwinizm’i İngiliz derin devleti ortaya çıkarttı. Ama ta Firavun devrinde bile, Firavun’un da kullandığı bir felsefe bu. Sümerler de, Akatlar’da, Hititler’de, hepsinde var, eski Yunan’da. Kainatın tesadüflerle oluştuğu inancı; deccaliyet hep bunu savunmuştur.

Twitter’da mesela gençler küfür ve argoyu rahatlıkla kullanıyorlar. Rahatlık olarak görüyorlar. Halbuki müthiş tahribat yapıyor. Öyle bir üslupla sevgi gelişir mi? Derinlik, dostluk olur mu, arkadaşlık olur mu? Öjbelik, laf sokma, münasebetsizlik, dilbazlık yani hepsini tenzih ediyorum da züppelik, çakallık, itlik, bir kısmı için diyelim.

“Hocam ırkçı değilim ama şu bir gerçek yüz yıllardır Arap kardeşim, Kürt kardeşim diye biz dedik. Onlarsa hep bize işte uygunsuz davrandılar. Ne yapalım?” diyor. Arap kardeşini Darwinist yaptılar, Kürt kardeşinin bir kısmını da PKK’lı yaptılar İngiliz derin devleti Darwinist eğitimle. Yoksa Arap da Kürt de mübarek insanlardır, tertemiz insanlardır.

KARTAL GÖKTAN: Hükümet milli yas ilan etmişti bir günlük.

ADNAN OKTAR: Yas ilan etti işte yasa uygun bir şey çalarım. Yani müzik hiç olmaz diye bir şey yok, olur. Aşık Şekip Şahadoğru var, onun parçasını gönderin. Yasa uygun o.

BEYZA BAYRAKTAR: Bütün radyolarda çalıyordu müzik.

ADNAN OKTAR: Tabii canım müzik olmaz diye bir şey yok. Yani abartılı bir şey olmaz. Yoksa Türk sanat müziği falan dinleriz. Niye dinlemeyelim?

Gençleri, Kürt kardeşlerimizi Araplara karşı da kışkırtıyorlar, Ruslara karşı da kışkırtıyorlar. Bayağı tehlikeli bir şey bu.

Yas tabii oturup ağlayın anlamında değil. O psikolojik bir tavır. Yani bu yapılanı kınama, yapılandan rahatsız olma, o.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Altuğ kardeşimiz sizi temsilen TV5 iftarına katıldı Adnan Bey. Bir-iki resim var. Sol baştaki beyefendi Mustafa Geçer, 21. Dönem Hatay Milletvekili TV5 Genel Koordinatörü. Yanındaki beyefendi Yakup Budak, 20 ve 21. Dönem Adana Milletvekili TV5 Yönetim Kurulu Başkanı. Ve Ercan Köse, TV5 Genel Müdürü. Hepsinin size selam, sevgi ve hürmetleri var.

ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.

KARTAL GÖKTAN: Bu resimde de baştaki beyefendi Sayın Birol Aydın, Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı, İstanbul İl Başkanı.

ADNAN OKTAR: Çok güzel ev toplantıları olurdu Saadet’in, bayağı güzel ev toplantıları olurdu.

Evet, dinliyorum Fikret.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gönderdiği özür mektubunun ardından Putin bugün Sayın Erdoğan’ı telefonla aradı. Saat on iki civarında başlayan görüşme yaklaşık kırk dakika sürdü. Konuşma sonrasında Putin, Türkiye’yle ticari işbirliği için hükümete müzakere talimatı verdi. Rus turistlere de Türkiye kısıtlaması kaldırıldı. Önümüzdeki hafta Putin ve Erdoğan’ın yüz yüze görüşeceği bildirildi.

ADNAN OKTAR: İşte bu kadar. Helal olsun. Özür dileme; Özür diledi, şereftir özür dilemesi. Korkulacak bir şey yok. Bir de bu çıktı. Gelenekçi Ortodoks Müslüman’ın, ağrına gidiyor adamın. Özür dileme nezakettir, asalettir, hoşluktur. Kullanılan kelime Rusça özür dileme kelimesi. Beni affedin, özür diliyorum anlamında. Uzatmaya gerek yok. Çok da güzel yaptı, hayırlı yaptı. Kafasına takılan varsa gelsin bana ben anlatayım, aklı yatmayan varsa. İsrail’le de yaptığı anlaşma da çok güzel. Meselelerin halledilmesi de çok güzel. Aylardan, yıllardan beri uğraşıyoruz zaten bu iki konu için de. Her ikisi de çok güzel oldu. Tayyip Hoca’nın gönlü rahat olsun, yanlış bir şey yapmıyor. Ters konuşan olursa bana göndersin.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Rusya Federasyon Konseyi Dış İlişkiler Komite Üyesi Başkanı Konstantin Kosaçev Atatürk Havalimanı’ndaki terör saldırısının Türkiye’nin Rusya ve İsrail’le ilişkilerin düzeltmeye çalışmasına karşı olduğunu bildirdi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim vız gelir tırıs gider. Ellerinden geleni artlarına koymasınlar. Biz delikanlı kabadayı milletiz. Seksen milyonuz seksen unutmasınlar. Kırmayla tükenmeyiz. Ellerinden geleni artlarına koymazlarsa namertler. Biz de onlara gereğini yapmazsak namerdiz. Gereğini yapacağız. Akıllarını alacağız hukukla kanunla efendim geri kafalarının içine sokacağız hukukla kanunla. Densizlik yaptırmayız, oyun da yaptırmayız. Bu bir ihale İngiliz derin devletinin ihalesi. Yakında olay daha kapsamlı ortaya çıkar.

Büşra, “Her şeyim, Allah aşkıyla sevdiğim, bir tanem senin nurun, heybetin ve yakışıklılığın beni her gün daha çok etkiliyor. Yakında İstanbul’a geliyorum. İnşaAllah sana kavuşacağım. Zümrüt gözlerine bir anlık bile olsa bakabileceğim. Seni görmeye ne kadar hasretim ki rüya gibi geliyor. Çok büyük heyecanla o günü bekliyorum” diyor. Büşra ne kadar güzel o. Ben Büşra’yı görmedim, göreceğim. Evet, gelmemiş bayağı güzel Büşra maşaAllah.

“Üç şeyden sonra Mehdi’nin zuhurunu bekleyin.” Resulullah (s.a.v.) söylüyor. Resulullah (s.a.v.)’ın fermanı. “Buyurdu ki” Resulullah (s.a.v.) “Şam ehlinin aralarında ihtilaf etmesi” yani Suriye’de Müslümanların birbirleriyle savaşması. Şuan oluyor mu? Oluyor. “Horasan’dan çıkacak olan siyah bayraklılar” bu işte IŞİD, Taliban, El-Kaide onlar hep o taraftan geliyor Horasan’dan. “Ve ramazan ayındaki dehşet” ramazan ayında mıyız? İstanbul’da mı oldu olay? Ne anlatıyor buradaki hadis? Mehdiyet’in olduğu yerdeki olayı anlatıyor İstanbul’daki olayı. Ramazan ayındaki dehşet. “Dediler ki ramazan ayındaki dehşet nedir Ya Resulullah? Buyurdu ki: Öyle alamettir ki uyuyanı uyandırır. Uyanık olanı ise dehşete düşürür.” (Gaybet-ül Numani sayfa 296) Kaderde belli miymiş? Belliymiş. Bak İstanbul’da olacak bir olaydan bahsediyor. Ramazan ayındaki dehşet.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Güvenlik Uzmanı Mete Yarar IŞİD hakkında şunları söyledi; “Amerika’daki en ufak bir bara saldırıyı ile anında üstlenen örgüt Türkiye’deki hiçbir saldırıyı üstlenmiyor Suruç dahil. IŞİD neden bu eylemleri üstlenmiyor? Bu soruyu hiçbirimiz cevaplayamıyoruz.” Dedi.

ADNAN OKTAR: Çünkü IŞİD yapmıyor da onun için. Bak IŞİD diye takıldığı yerde ya kardeşim adam ne çekinecek, söyler. IŞİD yapmıyor. İngiliz derin devleti yapıyor. Etiket olarak IŞİD’i kullanıyor. Gayet doğal bir etikete ihtiyacı var hemen “IŞİD yaptı” diyor. Taşeron olarak, ihaleci olarak hep PKK kullanılıyor. PKK’nın her yerde hazır katilleri var. Her yerde her ülkede. Türkiye’de Almanya’da her yerde. İngiltere ucu bucağı olmayan bir hükümranlık şuanda. Mesela Bermuda, bu Fakland Adaları gibi Birleşik Krallığa bağlı yirmi iki ülke var yirmi iki ülke. Mesela Kanada, Avusturalya, Yeni Zelanda, Jamaika, Barbados, Bahama adaları, Grenada, Papua Yeni Gine, Belize bağımsızlıklarını kazanmalarına rağmen Kraliçe İkinci Elizabeth halen bu ülkelerin de kraliçesi. Kraliçe bu ülkelere genel vali atıyor halen. Genel vali devlet belgelerini imzalamak, parlamento toplantılarını resmen açıp kapatmak ve seçimler öncesi parlamentoyu fes etmek gibi görevlere sahip.

KARTAL GÖKTAN: Harita üzerinde de gösterebilirim.

ADNAN OKTAR: Göster.

KARTAL GÖKTAN: Günümüzde kraliçeye bağlı ülkeler lacivert renkle bu harita üzerinde ifade edilmiş.

ADNAN OKTAR: Dünyanın her tarafında kontrol var. Falkland adalarını ellerinden çıkaracağı korkusuyla biliyorsunuz oraya operasyon yaptı İngiltere hatırlıyor musunuz bilmiyorum.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sözcü Yazarı Yılmaz Özdil Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Putin’e yazdığı özür mektubu ile ilgili olarak üç saatte Şam’a girip Emevi Camisi’nde namaz kılacağımızı zannederken tükürdüğümüzü yalayıp Putin’den özür dilememize gelirsek” demiş ve bir Rus atasözü söylemiş.

ADNAN OKTAR: Çirkin bir şey mi?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Kardeşim o bir ülkü ideal Şam’da namaz kılarız efendim bir temenni. Kötü bir ideal değil. Nihayet bir kucaklaşma İslam’ın yayılması için bir ideal. Bunlar Tayyip Hoca’yı küçük düşürmez böyle sözler. Bir şey olmaz Tayyip Hoca devam etsin. Barışmak niye çirkin olsun? Özür dilemek niye çirkin olsun? Nezaket göstermek gayet güzel bir tavır.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: NTV’de bir spiker Rusya ve Türkiye arasındaki ilişkiler için şöyle demiş Adnan Bey, “Sanki sihirli bir değnek değmiş gibi Rusya ve Türkiye arasında aniden olumlu değişiklikler oldu.”

ADNAN OKTAR: Sihirli değnek değil de hayırlı konuşmalar oldu hayırlı konuşmalar. Teşvikler oldu hayırlı. Müslümanca teşvik ettik Allah razı olsun. Onlar da cesaret edip yaptılar. Hep aleyhte konuşuyorlar çünkü. “Aman aman sakın sakın. Özür dileme aman ha.” Niye özür dilenmesin? Niye özür dilenmesin? Özür dileme bir nezaket üstünlük ve asalettir. Şu mantıksızlığa bak niye küçük düşürücü olsun özür dilemek? Hürmet alametidir. Nezaket alametidir.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: CIA Direktörü John Brennan, otuz IŞİD teröristinin Türkiye’ye yollandığını söyledi. Brennan IŞİD’in terörist sayısının El-Kaide’nin en güçlü olduğu dönemden bile fazla olduğunu belirtti.

ADNAN OKTAR: Neyi anlatmak istiyor yani? Yani ‘IŞİD yaptı’yı sağlamak için böyle izah. Bıraksın bunu. Yok, otuz kişiydi, yok seksen kişiydi. Gelirse gelir, gelir gider yani. Türkiye’de IŞİD eylem yapmıyor, yapmaz. Bıraksınlar bunu. Bunu yapmalarının nedeni şu: Müslümanlara Türklere dedirtecekler ki “Bak, görüyorsunuz Müslümanlar adam öldürüyor. Bunlar terörist. Hadi Müslümanları öldürmeye alışın. Eliniz kana alışsın biraz. Müslüman kanına.” Bu. Biz Türkiye’de Müslüman öldürttürmeyiz. Bunu unutacaklar. Müslüman’ın damla kanını akıttırmayız. Yanlış yapıyorsa, hata yapıyorsa eğitiriz.

Altuğ Bekem, “IŞİD’e karşı anlayışlı olalım” mı diyorsun? Ben mi yanlış anladım?” Yanlış anlamışsın tabii. Anlayışlı olmak ayrı, dehşet ve şiddet kullanarak karşı tarafı etkisiz hale getirmeye kalkmak ayrı. Müslüman ne yapacak? İkna ederek, telkinle, konuşarak. Sen Buhari’de, Müslim’de, Tırmızi’de, İbn-i Mace’de, Sünen-i Nesai’de ne diyorsun? “Sakalını kesen adam öldürülür” diyorsun. “Namaz kılmayan öldürülür” diyorsun. “Zina eden taşlanarak öldürülür” diyorsun. “Homoseksüeli duvardan aşağı atacaksın” diyorsun. “Yardan aşağı atarak öldüreceksin” diyorsun. “Zekâtını vermeyeni öldüreceksin” diyorsun. O ne yapıyor? İşte dediğini yapıyor, orada yazılanı yapıyor. Dediğini derken “kim?” diyorsa onun dediğini yapıyor. Yanlış bu. Kuran’da bunların hiçbiri yok. O yüzden Kuran’la bu insanların eğitimini Hz. Mehdi (a.s) yapacak. Zaten diyor onlar; “biz Mehdi zamanına kadar devam edeceğiz. Mehdi çıkınca ona tabi olacağız. Biz doğru yoldayız demiyoruz” diyorlar. İran da öyle diyor. İran Anayasası’nın ilk maddesi diyor ki; “Bizim bu anayasamız Mehdi çıkıncaya geçerlidir; 1. madde.” “2. Madde: Mehdi çıktığında biz ona tabi oluruz. Anayasa kalkar” diyor. Ne desin adam daha? İşte gayet net açıklamış.

Umut Avcı; “Hocam, Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Belediye Başkanı adayıyken de siz vardınız yanında, şimdi de yine siz varsınız maşaAllah” diyor. Doğru, ezdirmem. Oyun oynattırmam. Kahpelik yaptırmam, çakallık da yaptırmam. Demokratik mücadele yapıyorsan alnından öperim, yanındayım. Demokratik usullerle ne yapıyorsan yap. Ama ayağına çelme takmaya kalkarsan, kahpelik yapmaya kalkarsan kolunu, bacağını kanunla, hukukla kırarım. Yani bunu bileceksin. Hayır, kardeşim, her zaman söylüyorum. Eğer öyle bir yol açılırsa yani Tayyip Hoca oyunla, ayak oyunlarıyla, kahpelikle görevinden alınırsa zaten seçimlere falan gerek yok. Demokrasi bitti demektir. Adamlar o zaman istediğini getirecek sadece. Senin birisini seçmene gerek yok. O akla geliyor. Buna müsaade etmeyiz. Neyle? Kanunla-hukukla, akılla, fikirle, demokrasiyle.

“Selamün Aleyküm” Hocam. Aleyküm Selam. “CHP lideri Cumhurbaşkanımızla alay etti bugün. “Önceden aslan kesilmiş, şimdi başka türlü” demiş. “Rusya’dan özür dilendi diye sürekli yüklendi. İsrail’le yapılan anlaşmaları da eleştirdi. Hocam, sizce bu kişinin sorunu nedir? CHP’ye lider olarak ben yakıştıramıyorum. Atatürk olsa kabul etmezdi” diyor. “Hürmete değer Hocam” Mahmut Tufan, Ankara. Alay değil de hicvediyor. Olabilir siyasetçi, siyasi rekabet var. Hür, serbest siyasi rekabet var. Zaten Avrupa tipi demokrasi kabul edildiği için onda zaten çok acımasız bir siyasi yarış oluyor. Aslan da kesilmedi başka şey de olmadı normal Müslüman yani. Rusya’dan özür dilemesi de çok doğru. Onlardan hiçbir şey çıkmaz.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bazı meşhur kütüphanelerin resimlerini gösterecektim Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: İşte bak, din hep din bu sevgiyi, bu kaliteyi sağlamış. Allah’a olan sevgi, Allah’tan olan korku. Sanatın kökeni dindir hep. Sanatı hep körükleyen, sanatı güzelleştiren, tırmandıran hep din olmuş. İslam’da da, Hristiyanlıkta da aynı şeyi görüyoruz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Mültecilere çalışma hakkı veren yeni kanun, Meclis Genel Kurulu’ndan geçti. Böylece mültecilerin kayıt dışı çalışarak emeklerinin karşılığını alamamaları engellenmiş olacak.

ADNAN OKTAR: O önemli. Tayyip Hocam hepsine nüfus cüzdanı versin. Türkiye tabiiyetine geçirsin. Türk vatandaşı olsunlar. Sürekli “evlenin, çoluk çocuk olsun” diyor işte “üç kişi, beş kişi” falan. Hazır üç milyon nüfus işte. Daha ne istiyor? Hepsine nüfus cüzdanı versin. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olsunlar. Tayyip Hocam bunu yapsın. Hiç bekletmeye gerek yok. Gıcır gıcır nüfus cüzdanları dağıtılsın hepsine. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olsunlar. Nur gibi hepsi, bayağı çalışkan, çok efendi insanlar, gayet güzel ahlaklılar. Değil mi? Bak, üç milyon nüfus, bir anda üç milyon. Daha ne istiyor? Bir daha da göndermesin. “Kalın burada” desin. Türkiye’nin her yerine dağılsın. Nereye istiyorlarsa dağılsınlar. Tayyip Hocam, muhacir kardeşlerimizin hepsini Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yapsın. Hepsine nüfus cüzdanı versin. Bekliyorum. Ama bu dediğimi de üç yıl sonra yaparsa artık söyleyecek söz yok yani. Ne desem üç yıl sonra yapıyor Mübarek yahut bir yıl sonra. En erken bir yıl. Allah rızası için bu konuyu hızlandırsın.

Her yerde televizyon programında İngiliz derin devletinden, İngiliz derin devletinin Osmanlı’ya olan Türklere olan düşmanlığından falan bahsediliyor. Demek ki kendimiz buradayız ama fikirlerimiz iktidar.

“Adnan Bey, etrafınızdaki kadınların hepsi güzel mi? Çok güzel yoksa bizim göremediğimiz güzel olmayan ve yanınızda olan güzel kadın arkadaşlarınız da var mı acaba?” Arzu. Benim, görmediğiniz yani görseniz hayretler içinde kalacağınız güzel kız arkadaşlarım var. Hakikaten şok olurlar, yani Türkiye bir sallanır. Bak, bir tane daha güzel sevdiğim geldi o da avukat, bayağı güzel. Kameraman kız arkadaşlarım var. Yani herhalde Türkiye şöyle bir ayağa bir kalkar sonra geri yere basar. Nefis güzeller. Ama henüz daha vakti değil. Bak, şu an seyirci locasında olan kız arkadaşlarım var, akıl almaz güzeller. Çok çok güzeller.

“Adnan Bey, bu kadar güzel kadınlar yanınızda, hiçbir çıkarları yokken sizin yanınıza geliyorlar. Siz zaten dünyanın liderisiniz bence” diyor Kerem. “Dünyanın lideri” Bütün müminler dünyanın lideridir. “…onları önderler yapmak ve mirasçılar kılmak istiyoruz...” (Kasas Suresi, 5) diyor ayette. Bütün Müslümanlar dünyanın lideridir.

“Adnan Bey, “Darwinizm mağlup olursa PKK biter” diyorsunuz. Nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz? Darwinizm biterse PKK da bitecek mi yani?” Bir bedenin ruhu öldü mü beden ayakta kalıyor mu? PKK’nın ruhu da Darwinizm’dir. O öldü mü PKK artık ayakta kalmaz. İdeolojisi yok olmuş oluyor. İdeolojisi olmayan bir fikir sistemi, ideolojisi olmayan bir örgüt dünyanın hiçbir yerinde ayakta kalmamıştır. Darmadağın olur anında.

“Hocam, etrafta kalitesiz çok fazla insan var. Dediğiniz gibi ev kıyafetiyle, terlikle sokağa çıkan” diyor. Canım, Allah vermesin acil bir şey olur, adam terlikle dışarı fırlar. Yani olabilir. Onu o kadar büyütmeye gerek yok. Ayakkabısı yoktur adamın. Biraz hüsnü zan etmek lazım.

“Mesut Yar, sunduğu televizyon programına konuk olarak katılan sanatçı Öykü Hanım’a “Mutluluk nedir?” diye soruldu. Cevabı “İnsanlar maneviyata yönelmeli. İnternette öfkeli insanlar olmamalı. Ben neşeliyim. Herkesin de öyle olmasını isterim” dedi. Evet, maşaAllah, demek ki bizleri izliyor. Sevgisini geliştirmiş.

“Zazalar hakkında ne düşünüyorsunuz Hocam?” diyor Tenha. Zazalar aslandır, candır.

Bak, “Ahir zamanda, Mehdiyet zamanında” diyor Resulullah (s.a.v.), “araları bozuk olan müminler deccalın hedefi olmaktan kurtulamazlar. Şu anda da olanlar bunlar. Hakim’in Müstedrek’in de var. 4. Cilt, 529-530.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: PYD Eş Başkanı Salih Müslim, Kahire temaslarının çok iyi geçtiğini aktararak, “Mısır yönetimi Suriye’de çözümün federal yapıdan geçtiği konusunda ikna oldu” dedi.

ADNAN OKTAR: Ne münasebet canım? Ne gerek var? Alevi, Sünni, Şii kardeş bunlar. İç içe yaşarlar. Hristiyanlar, hangi grup olursa, Kürt, Türk, Laz, Çerkez, o doğru değil. O İngilizlerin bir oyunu. Mısır’da da İngiliz etkisi çok yüksek, İngiliz derin devletinin çok etkisi altında. Sisi, İngiliz derin devletinden çekiniyor benim gördüğüm. Çok çok çekiniyor. O etkiyle bunu söylemiş. Yüz yıllardan beri beraber yaşıyorlar zaten. Ne alaka? Çarşıya gittin mi birisi Kürt’tür, biri Çerkez’dir, biri Laz’dır, biri Ermeni’dir, biri Musevi’dir. Normal hayat budur. Niye bölünsünler? Yani bu nereye kadar ayrıca?

Ama Tayyip Hoca’nın üstüne çok, Aykut Erdoğdu böyle diyor ama bu bir kişi bu insan ve bütün gücüyle İngiliz derin devletine karşı direniyor. Ne yapsın? Sahip çıkanlar da bazıları ilginç tipler çıkıyor. Bir anda makam, mevki hırsına olay dönüyor. Dost diye sarıldıkları elinde kalıyor. Zor durumda, o zaman mecburen bu tip bir politika izlemek durumunda kalıyor. Başkası olsa çok çok zor durumda kalırdı. Yani böyle bir hayata hemen hemen hiç kimse dayanamaz. Tayyip Hoca’ya destek olup şefkat göstermek lazım, bütün gücüyle ayakta durmak için gayret ediyor devlete, millete zeval gelmesin diye. İşte “liberalleri, cemaati, Kürtleri, Davutoğlu’nu, İHH’yı, şimdi de herhalde muhtarlar var sırada” diyor. Kardeşim, liberallerle ne alıp veremediği var? Liberallere bir şey dediği yok. Cemaatle ilgili de cemaatte suç işleyenlerle ilgili hukuk işliyor. Eğer suç işlediyse gereğini yaparlar. Kürtleri canı gibi sever Tayyip Hocam, bu da yanlış. Davutoğlu’nun sürekli ilanihaye görevde kalması diye bir şey yok. Değiştirebilir. Bir mahsuru da yok. İHH’ya da bir şey dediği yok. İHH’da bazı kişileri belki eleştiriyor olabilir. İHH hayırlı bir kurum. Niye bir şey desin? Muhtarlarla ne işi var? Niye muhtara karşı bir tavır alsın? Yani bu zorlama izahlar, bunlar sevgisiz izahlar. Bunlar olmuyor. Yakışık almıyor. Böyle şeylerde susmak olmaz tabii, burada Tayyip Hoca’yı ben mazlum konumunda gördüğüm için tabii ki koruyacağım.

İbn-i Amır (r.a) rivayet ediyor. Hz. Abdullah İbn-i Amr (r.a) Resulullah (s.a.v.)’den rivayet ediyor. “İnsanların üzerine Ahir zamanda öyle bir zaman gelir ki” İngiliz derin devletini anlatıyor bak, “onların yüzleri insan yüzü, kalpleri şeytan kalplidir.” Deccaliyeti anlatıyor. “Kan dökücüdürler.” Aynısı. “Çirkin hareketlerden kaçmazlar.” İşte homoseksüellik, şu, bu falan. Eğer insanlar onlara tabi olursa onları gözetirler. Eğ    er onlara güvenirlerse onlara ihanet ederler. Onların birçoğu ahlaksız ve arsız olur. Tam tarif ediyor yani.

Ama Peygamberimiz (s.a.v.)’in ramazanda olacak bu olaydan bahsetmesi çok acayip değil mi?

BEYZA BAYRAKTAR: “Uyuyan uyanacak, uyanık olan dehşete kapılacak.”

ADNAN OKTAR: Turko, “Kullandıkları elektrik parasını bana ödeten adamlara sevgiyle bakmamam çok normal.” Sen sevgiyle bakmıyorsan yanlış yoldasın. Sevgiyle bakman lazım. Çok büyük bir eksiklik içindesin. Kullandıkları elektrik parasını da sonuna kadar öderiz, helal olsun. Fakir benim canlarım. Ekmek parası bulamıyorlar. Elektrik paralarını da öderiz, su paralarını da öderiz Allah’ın izniyle. Helal olsun. Benim canlarım orada teröristlerle muhatap oldular, evleri yıkıldı. Bir de üstüne elektik parası mı verecek? Elektrik parasını da biz vereceğiz, su parasını da vereceğiz. Yiyeceklerini de biz alacağız, kıyafetlerini de alacağız. Helal olsun kardeşlerimize. Ve onlar bizim canımız, baş tacımız. Sen sevmiyorsan Allah kalbine sevgi versin. Bu bir rahatsızlık, Allah’a sığın. Bu şefkatsizlik, Allah’a sığın. Bu halinden memnun olma. Böyle yaşanmaz. Böyle acı içinde yaşarsın.

Allah Allah. Bak ne diyor; “Şam ehlinin aralarında ihtilaf etmesi Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış alameti” “Horosan’dan çıkacak siyah bayraklılar” IŞİD. “Ve Ramazan ayında” Bak, İstanbul’daki bir olaydan bahsediyor. “Dehşet.” Ramazan ayındaki dehşet nedir?” diyorlar. “Resulullah buyurdu ki; “öyle bir alamettir ki uyuyanı uyandırır, uyanık olanı ise dehşete düşürür.” Bu ayrı bir olay. Ramazanda olacak bir olay.

Ara verelim.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz programımıza. 

Masaüstü Görünümü