Harun Yahya

Sohbetler (6 Temmuz 2016; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler’e başlıyoruz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: “Kürtler mert olur” dedim. “Dindar olur” dedim. “Güzel ahlaklı olur.” Dediğimin doğru olduğunu bak, görüyorsunuz. Hepsi o şekildedir. Hepsi koçyiğittir.

Allah diyor ki; “Eğer size karşı galip gelirlerse size karşı ne 'akrabalık bağlarını', ne de 'sözleşme hükümlerini' gözetip-tanırlar.”  (Tevbe Suresi, 8) diyor iktidara gelirlerse, iktidara. “Eğer iktidar olurlarsa akrabalık bağını, dostluk bağını hiçe sayarlar ve Müslümanları kesip doğrarlar” diyor. “Öldürürler” diyor. İslam ülkelerine bakıyoruz bu felaketi görüyoruz. Şii, Sünni’yi doğruyor. Sünni, Şii’yi doğruyor. Yemen’i İslam ülkeleri gidip bombalıyor. Irak ve Suriye’yi İslam ülkeleri gidip bombalıyor; ayetin tam tecellisi. Hâlbuki iktidar sahibi olunca namazında, niyazında, sevgiyi, şefkati, merhameti anlatan güzel huylu insanlar olarak Allah’a şükredip cennete hazırlık yapmaları lazım, ahirete hazırlık yapmaları lazım.

Bütün dünyada sevgi konusunda bir kalitesizlik var. Sevgide kalite yok, dünya çapında. Bakıyoruz internete, çok nadir sevgi ifadeleri var. Siyasi partilerde birbirlerine karşı, gruplarda birbirine karşı, rakip şirketlerde birbirine karşı. Hatta bazen hemşerilik bağıyla, şehir şehre karşı, ülke ülkeye karşı. Ne kadar ürkütücü bu. Bak, Tevrat’ta da geçiyor bu, “şehir şehre karşı, ülke ülkeye karşı cenk edecek” diyor. Ama İsrail’de bu yoktur. İsrail’de herkes birbirini koruyup kollar. Ülke ülkeye karşı cenk etmez, şehir şehre karşı da cenk etmez. Bütün Müslümanlarda bu olması gerekiyor. Ama en çok üzerinde durulacak konu sevgi kalitesi. Yapmacık bir sevgi değil, gerçek bir sevgi olması lazım. Bunları niye anlatıyoruz? Cennete özlemimizden Allah’ın ahlakına olan hayranlığımızdan ibadet olsun diye anlatıyoruz. Yoksa dünyayı evirip, çeviren Allah. Müslüman ülkelerde de insanları iktidara getiren de Allah. Sonra diyor ki bak, “İktidara geçtiler mi gidip Müslümanları katlederler” diyor Allah. “İktidara geldiler mi artık dostluk, kardeşlik bağlarını hiçe sayarlar ve Müslümanları öldürmeye başlarlar” diyor. Olacak bir şeyi söylüyor Allah önceden. Çünkü olmayacak bir şey söylemez Allah. Ama dünya hâkimiyetini Nur Suresi’ni 55. Ayetinde söylüyor Allah. 55’ten sonra 56 gelir. 55. Ayette söylüyor Allah.

Evet, Fikret dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Giresun’da düşen helikopter kazasında şehit olanların kimlikleri belli oldu. Şehitlerimizin fotoğraflarını gösterebiliriz. Tuğgeneral Mustafa Doğru’nun eşi Nuran Doğru ve kızı 4 yaşındaki Berrin kardeşimiz.

ADNAN OKTAR: Ah severim ben onun tatlılığını, güzelliğini. Kuzu olmuş. Cennete gitmiş. Cennet vildanı olmuş.

KARTAL GÖKTAN: Giresun İl Jandarma Komutan Vekili Yarbay Sadettin Şahin ve eşi Nihal Şahin.

ADNAN OKTAR: Hay benim yiğidim hay, hay benim Aslanım hay, Allah senin güzel makamını bize de versin. Nur o, nur, cennet hanımlarının içine gitti. Cennet hanımı Hz. Meryemlerin, Hz. Fatımaların yanında gitti.

KARTAL GÖKTAN: Kurmay Albay Ünal Bayhan’ın eşi Didem Bayhan.

ADNAN OKTAR: Didem Bayhan, maşaAllah, Allah onu nuruyla sardı. Güzel bir şerefe nail oldu. Allah o şerefi bizlere de nasip etsin.

KARTAL GÖKTAN: Pilot Yarbay Hilmi Özer.

ADNAN OKTAR: Nur o, nur, Allah nuruyla sarsın.

KARTAL GÖKTAN: Uzman Çavuş Âdem Kara’nın eşi Sema Kara.

ADNAN OKTAR: Allah onların hepsini nurlandırmış. Allah nuruyla sarıp, yanına Katına almış.

KARTAL GÖKTAN: Kaza ile ilgili olarak da on dört kişilik kaza kırım ekibi halen helikopterin neden düştüğünü araştırıyor Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Ben şüpheli buluyorum. Bana gelen bilgiye göre şüpheli buluyorum. Yani ortadan ikiye bölünmenin başka bir açıklaması yok. Aynı bölgede PKK ile çatışma var ve PKK’nın elinde de bol miktarda roket var yerden havaya. Ama tabii asıl kaza kırım ekibinin çalışması sonucundaki teknik bilgi çok hayati. Ama bu teknik bilgiye ulaşılmadan “arıza vardı, o yüzden düştü” denmesi bana biraz garip geldi. Allah gani gani rahmet etsin hepsine. Rahmetiyle sarsın. Cennet kuzusu olmuşlar. Cennet güzeli olmuşlar. Allah bizlere de nasip etsin. Giresun’da son zamanlarda ardı ardına çok PKK saldırısı oldu. Giresun’da tutunmak istiyorlar. Orada bir hâkimiyet düşünüyorlar. Irkçı bir kafayla yaklaşıyorlar. Ama komünist, Stalinist bir mantık. Her yerde ırkları tahrik ediyorlar. Mesela Karadeniz’de Laz ırkını, Laz kavmini tahrik etmeye çalışıyor. Başka yerde diyor ki mesela; “Siz Türk’sünüz. Orta Asya’dan geldiniz. Yozgat, Ankara o bölgede yoğunlaşın. Ayrı devlet olun.” Karadenizli kardeşlerimize “Siz de ayrı devlet olun” diyorlar. Ege, “Sizin kökeniniz itibariyle siz daha çok Yunan, Antik geçmişte olan ırklardan oluşan bir topluluksunuz, siz de ayrı bir yapı olun” İstanbul, “Ekonomik yönden ayrı bir bölge olması gerekir” diyor. “Avrupa Birliği’ne ilk alınması gereken yer orası olması gerekir” diyor. Derme, çatma, zırva, abuk, sabuk izahlar. Türkiye’nin tamamı Türk’tür. Tamam, doğru yüzlerce kavmin karışımıdır. Yunan kavmi de var. Rum da var, Ermeni de var, Çerkez, Türk, Boşnak, Kürt, Hırvat, Zaza, herkes var. Doğru, ama biz ırk peşinde değiliz. Hepimiz Hz. Âdem (a.s)’ın evlatlarıyız. Dolayısıyla bunları kullanıp bizi bölmeye çalışmak boşa, beyhude yani.

Kafeinin ayrılması için kahvede çok esaslı bir kimyasal işlem yapılması lazım çünkü molekül yapısı bağlı. Kafeini izole etmek ne demek? Kahve duruyor ama kafein alınmış. Makul bir şeye benzemiyor.

Helikopterin uçuş sesi vardır biliyorsunuz. Kendine has helikopter sesi vardır. Aniden helikopterin sesi değişiyor ve kuyruk kısmı kopup düşüyor. Bu kuyruk kopma olayını daha önceki olayda da gördük. Roketi atıyorlar. Roket kuyruktan vuruyor, egzozun olduğu bölgeden. Çünkü o gönderilen roket ısıya ayarlı. Yani sıcaklık nereden geliyorsa oraya doğru gidiyor. Sıcaklığın çıktığı yer, egzozunu buluyor ve oradan vuruyor. Kopma yeri de orası. Şimdi biz bunu nasıl açıklayalım? Şimdi eğer Türkiye’nin içine soktularsa karadan havaya roket, yani Türkiye’de çok esaslı bir değişim yapılması gerekiyor demektir. Bir kere en az geriye doğru iki, üç, dört dönem askeri seferberlikle kışlaya davet etmek lazım. Toplu iğneyi bile Türkiye’de aramak lazım. Yerin altını, üstünü, her yeri. Ege’de, Marmara’da, halk da katılsın. Halka da görev versinler. Mesela polis aramalarında halktan insanlar da görevli olsun. Geçici belgeyle görev versinler, arama. Çünkü evlerde yapılacak aramalar çok emek gerektiriyor çünkü bazen döşeme altında oluyor, bilmem ne oluyor. Ummadık yerlerde oluyor.

Kafeini ayrıştırırken çok fazla işlemden geçiyormuş. Kahvenin faydalı birçok özelliği de gidiyormuş o yüzden. Ama kafein de çok şiddetli bir madde. Yani iyi bir şey değil, kafeinden kaçınmak lazım.

Bangladeş’te hala ciddi insan hakları ihlalleri var. Çok vahşi, acımasız bir sistem, bir dehşet sistemi Müslümanların üstüne çökmüş durumda. Bu Mir Quasem Ali var Bangladeş’te politik muhaliflerden. Bu kardeşimize de idam cezası talep ediliyor. Son duruşma 25 Temmuz 2016’da. 25 Temmuz, az kaldı. Yani idam cezası verecekler, Allah esirgesin. Buna karşı çok şiddetli direnelim dünya çapında. İngilizce bir etiket yapalım. Yani bu Quasem Ali kardeşimizin katledilmesini istemiyoruz. Bununla ilgili bir etiket yapalım. İngilizce etiket yapalım ki dünya çapında görülsün, herkes de desteklesin yani diğer cemaatler, şuradan, buradan kim varsa.

Bugün Birleşmiş Milletler’in ilgili bölümüne bu idamın durdurulması için mektup gönderdim. Birçok yere de mektup gönderiyorum idamın durdurulması için. Keyif için asıyorlar. Bu mübarekle ilgili ellerinde hiçbir delil yok. Dosyalarına baktım, hiçbir şey yok. Tamamen tahmin. “Yapmıştır herhalde” diyor. Yani inanılmaz bir zulüm olur. O hanım da pek laf söz dinleyecek gibi değil baştaki. Hadi o dinlese bile derin devlet laf dinleyecek gibi değil. Bangladeş tamamen İngiliz derin devletinin kontrolünde. İngiliz derin devletine kâmil anlamda teslim olmuş. Onun için İngiliz derin devletinin bu idamı durdurmasını istiyoruz. Evet, İngilizce etiketimiz; “Mir Quasem Ali’nin idamını durdurun.” (#DoNotExecuteMirQuasemAli) Bu etiketi herkes desteklesin ki dünya çapında duyulsun.

Muhsin Yazıcıoğlu şehidimizin şehit edilmesinde de ben ilk gün “Bu kasten yapıldı” dedim. “Şehit ettiler” dedim. Olay baştan sona acayip gelişti. Dediler ki “Helikopter düştü.” Tamam, hemen gidelim oraya olay yerine. “Yok” dediler. “Telaş etmenize gerek yok. Şu an şehir merkezine doğru arabayla geliyor zaten.” Dediler. Saatlerce bizi tuttular, saatlerce. Arkasından çok akıl almaz olaylar gelişti. Mesela biz o çocuğun konuşmasını dinlemiştik. Haberlerde vermişlerdi. “O kim o?” diyor. Birisinden bahsediyor. Konuşuyor, normal konuşuyor. Saatlerce konuşuyor telefonda. Baktık çenesi darmadağın edilmiş. Kim kırdı çenesini? Yani çenesi un ufak olmuş. O vaziyette konuşması mümkün değil. Ağzını dahi açamaz. Israrla üzerinde durdum. Ondan sonra dava açıldı.

Mesela bu Mir Quasem Ali ile ilgili İngiltere Dışişleri Bakanı bir açıklama yapsa o saat, o dakika idam durur. “Biz idamı istemiyoruz” dese. Homoseksüel haklarını savunacaklarına işte bunu savunsunlar Ed Husainler, şunlar, bunlar… Bak, onlardan çıt çıkmıyor. İnsan asıyorlar insan. Quillium Vakfı’ndan birçok adam var biliyorsunuz. Akşama kadar homoseksüel savunuculuğu yapıyorlar. Akşama kadar. Tek kelime deyin. “İdamı durdurun.” Kardeşim, müebbet hapset. Bir şey demiyorum. Ama asma adamı. İngiltere açıklama yapsın. Bangladeş’te idam cezası kalksın. Yani toptan kaldırılsın idam cezası, müebbet hapis verilsin. İngiltere bunu desin. Demokrasiden bahsediyor, insan haklarından bahsediyor. “Homoseksüellerin hakkını savunuyoruz” diyor. Homoseksüelin savunulacak bir yönü yok. Adamlar birbirinin pisliğini karıştırıyor. Kimse de zaten “homoseksüel ezilsin, asılsın, kesilsin, dövülsün” demiyor. Zaten el üstünde tutuyorsunuz. İngiltere Dışişleri Bakanı’nın açıklama yapmasını istiyoruz. İngiltere Başbakanı’nın açıklama yapmasını istiyoruz. Mir Quasem Ali’nin asılması durdurulsun. Hükümet açıklama yapsın, İngiliz hükümeti. Derin devletin, İngiliz derin devletinin pisliğine bir son verelim. İngiliz Başbakanı açıklama yapsa zaten konu biter. “Biz idamlara karşıyız. Bangladeş’te her türlü idam cezası uygulanmasın. Müebbede çevrilsin” dese o kadın onu emir kabul eder, çünkü İngiltere’nin kontrolünde zaten Bangladeş, İngiliz kolonisi hükmünde. Derhal mesele hallolur. Onun için İngiliz Başbakanı’na kardeşlerimiz mektup yazsınlar. İnternetten de yazabilirler. “İdam derhal durdurulsun Bangladeş’te.” İngiltere açıklama yapsın. “Biz idamlara karşıyız” diyecek. İngiltere resmi açıklama yapsın.

İngiltere’de hiçbir bakandan ses çıkmıyor. Hiçbir ilgiliden ses çıkmıyor. Ne dışişleri bakanlığından haber var, ne Asya ile ilgili bakandan ses var, ne de başbakandan. Lordlar kamarası hepsi sessizlik içindeler. Tek kelime söyleyin, “her türlü idama karşıyız” deyin. “Bangladeş’te her türlü idama karşıyız” deyin. Sen oradaki insanları aklamış olmuyorsun ki. Ben “müdahale et, yargının sistemine gir, bir şeyler söyle” demiyorum. Diyeceğin şu “Arkadaş, biz Avrupa olarak idam cezasını kaldırdık. Türkiye’de de idam yok. Bangladeş de modern ülke olma yolunda ilerleyeceğine göre derhal idam kalkması lazım.” Müebbet hapis istedikleri kadar versinler veriyorlarsa ona bir sözümüz yok. Ama idam istemiyoruz. İngiltere bunu açıklasın. Başbakan düzeyinde açıklasın. Çünkü bakan düzeyinde olunca onu ehemmiyetli görmeyebilirler. Asya’dan sorumlu dışişleri bakanı var. Başka da var ama bir kısmını pek kâle alacaklarını zannetmiyorum. Fakat Başbakan söylediğinde bu İngiltere’nin resmi açıklaması olur. Bakan açıklaması da olur ama daha hafif olur onun gücü. Çünkü Başbakan bütün dünyada duyulur.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hakkâri’nin Yüksekova ilçesinde ailesiyle birlikte bayram ziyaretinden dönen bir korucu teröristler tarafından kaçırılarak Hakkâri-Van Karayolu Akçalı Köyü yakınlarında şehit edildi.

ADNAN OKTAR: Ben delikanlımın görünüşünü bilmiyorum. Helal olsun ona. Ne güzel Hz. Hamza’nın yanına gitmiş, Resulullah (s.a.v.)’in yanına gitmiş. Her seferinde imreniyoruz.

David Cameron istifa etse bile şu an Başbakan hükmünde. O açıklama yapsa biter. Yani İngiltere’nin resmi görüşü olmuş olur, konu biter. Çünkü bakan açıklamalarını basın o kadar önemli görmeyebilir. Şöyle yapacak. Basını toplayacak, “kameralara açıklama yapacağım” diyecek. Orada söyleyecek. Derhal biter. İşin doğrusu bir telefon açsa, kadına bir telefon açsa “Bu nedir böyle bu idamlar? Kaldırın bunları” dese, derhal biter iş. Tek bir telefonla biter. Ama biz duyalım, legal hale gelsin. Herkesin gözü önünde bunu söylesin. Açıklamayı yapınca hükümet üyeleri de tek tek bunu destekleyen açıklamalar yapmaları önemli. Hükümet görüşü olarak bunu söylemesi lazım David Cameron'un. Bakanlar, topluca Bakanlar Kurulu'nda alınmış bir karar olarak açıklaması lazım. Türkiye'de nasıl Bakanlar Kurulu karar alıyor, Bakanlar Kurulu'nun bir kararı olarak bunu David Cameron açıklayacak. Sırf Dışişleri, İçişleri adına değil bütün Bakanlar Kurulu adına açıklayacak. En etkilisi o. "Ben böyle düşünüyorum." değil, "İngiliz devleti bunu düşünüyor." şeklinde söyleyecek. Türkiye'de öyle oluyor mesela. Başbakan açıklama yapıyor ama Bakanlar Kurulu'nun, hükümetin genel kanaatini açıklamış oluyor. Hükümetin genel kanaati olarak söyleyecek. Tek bir bakan etkili olmaz. Mesela Dışişleri Bakanı bunu söylüyor ama Başbakan'dan çıt yok, diğer bakanlardan çıt yok; kâle almazlar. Ama hükümet açıklaması olarak olursa faydalı olur, etkili olur çok sarih olur. Parti açıklamalarını da çok kâle almazlar. Çünkü onu politik açıklama olarak görürler. En etkilisi devlet açıklamasıdır yani hükümetin toptan yaptığı açıklamadır. Hükümet görüşü olarak Bakanlar Kurulu kararıdır. En etkilisi odur.

Polis Özel Harekat, Jandarma Özel Harekat bir yere tayin edildiğinde orada kalacağı yer, yiyeceği yemekler; o kalacağı yerin ısısı, sıcaklığı, temizliği her şeyi önceden hazırlanması lazım. Çok özen gösterelim, ailelerine de çok özen gösterelim. Çünkü Allah için, vatan için, millet için çatışmaya giriyorlar. Canını veriyor artık, canını veriyor. Onların aileleri, çocukları da bizlere emanet. Mesela onların çocuklarına bayramda hediye vermek özel harekatın, tek tek evlerini gezip hal hatır sormak... Babası çatışma bölgesinde, çocuğu hanımı evdeler; "Bakın size bayram hediyesi getirdik. Babanıza da sevgilerimizi gönderiyoruz. Konuştuğunuzda söylersiniz." dense iç açıcı. Bir de küçük bir yiyecek paketi, çocukların ailenin hoşuna gidecek. Tatlı falan yapılıp getirilebilir. Küçük jestler çok güzel olur, hoş olur. Çünkü bak, canını veriyor canını. İhtiyaçları yok ama çok güzel olur. Bir yere tayin edildiklerinde de orada rahatça kalacakları yerler mesela vatandaşların evi; bizim köydeyken oraya jandarma bölüğü geliyordu, jandarmanın başında olan teğmen bizim evde kalıyordu ailesiyle beraber. Dedem; "Buyursun, bizim eve gelsin." diyordu. Alışmış Bekir Sami Bey'in yanında hep görev almış. Bekir Sami Bey bizim köyden. Osmanlı terbiyesiyle yetiştiği için hiç bırakmazdı. Normalde çadırda kalabilir ailesiyle. Dedem müsaade etmiyordu. Misafir odası vardı bizim, orayı açıyordu. Ocak, yeniden ocağı yanar hale getirtirdi. Her şeyini yaptırtırdı. Ailesiyle beraber kalıyorlardı. Evler kullanılabilir. Özel harekat için. Can kardeşlerimizi oradaki vatandaşlarımız ağırlayabilir. Ama ağırlayanların da ağırlanması lazım. Bir oda verilebilir, yatacak bir yer verilebilir.

Zeynep Ertekin, "Kösem Ali kim ya?" diyor. İşte biraz araştırırsan internete girip öğrenirsin.

Avrupa'da kast sistemi pek kalmadı. Ama İngiltere'de var. Böyle asiller, lordlar, şunlar bunlar falan. Halka onlar arasında hakikaten ciddi bir uçurum var gibi. Kendi aralarında evleniyorlar, kendi aralarında yiyip içiyorlar, konuşuyorlar. Halkla pek bağlantıları yok. Dolayısıyla tabii hukuk da biraz böyle sistemlerde üst sınıfın lehine oluyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bağdat'ta Şii ve Sünniler birlikte bayram namazı kılmışlar Adnan Bey. 

ADNAN OKTAR: İşte bu Mehdiyet’in ayak sesleri. Göreyim. İşte bu kadar. Hepsinin namazı kabul olur. Ne fark eder, ne güzel işte. Şii imam geçsin, kıldırsın namazı. Sünni imam geçsin, kıldırsın namazı. Kuran talebesiyiz hepimiz. Hepimiz Müslümanız. Olmaz.

Hakan Serez; "Ha ha ha Bangladeş mi? Sen yaşadığın ülkeye baksan diyeceğim." Sevgisizliği görüyor musun? Sevgisizlik bir felaket. Gençlerin birçoğunu verem gibi sarmış. Mahvediyor yani sevgisizlik. Bangladeş'te bir Müslüman kardeşinin asılmasını durdurabilirsen ne kadar güzel bir sevinç. Allah diyor ki, "Bir kişiyi ölümden kurtarmak bütün dünyayı kurtarmak gibidir." diyor. Bir kişiyi. "Bir kişiyi öldürmek de bütün dünyayı öldürmek gibidir." diyor.

Nezaket, herkese gösterilmesi lazım dünyanın her tarafında. Tanımasan bile bir insana selam vermek, güler yüz göstermek mesela bir küçük çocuk gördüğünde hemen sevgi göstermek; hanımlar, kim olursa olsun ona saygı göstermek yerini vermek... Diyor, "Sen adamı tanımıyorsun, bilmiyorsun, yapmacık sevgi gösteriyorsun." Böyle bir ahlak, böyle bir kafa yok. Allah'ın kullarının hepsini seveceğiz. Öyle bir şey yok. Her gördüğümüzde selam vereceğiz, herkese sevgi göstereceğiz. Bunda garip olan bir şey yok, yapmacık olan bir şey de yok. Mesela yolda kalmış adam; alırsın evine, ağırlarsın, yedirir içirirsin. Hz. İbrahim (a.s) adamların tek tek şeceresini sormuyordu. Gördüğü herkesi ağırlıyordu, herkese sevgi gösteriyordu. Misafir olmadığında yemek yemiyordu Hz. İbrahim (a.s), mutlaka misafirle sofraya oturuyordu. Dolayısıyla Halil İbrahim sofrası buradan gelir, bu sözün kaynağı budur.

Mesela Avrupa’nın birçok yerinde, Amerika’da da öyledir, kısmen İngiltere’de de vardır, Norveç’te, İsveç’te falan birçok yerde temiz iyi niyetli bir insan görüldüğünde bir insan onu dost olarak kabul eder. Konuşur, kuşkulu anormal bir hali yoksa ona yol gösterir, yardımcı olur. Zorda kaldıysa yardım eder. Ama bu bütün dünya için evrenseldir. Her yerde bunun olması gerekir, bunda garip olan bir şey yok. Özetle yeni tanıştığı bir insana sevgi göstermek yapmacıklık değildir. Hak etmiyorsa sevgini sonra geri alırsın, hak etmiyorsa saygını geri alırsın ama bir insanı gördüğünde peşin sevgi göstermek, saygı göstermek güzel ahlakın gereğidir. Birçok ülkede bu yapılır. Malezya’da, Endonezya’da falan ama şehir şehir bazen çok değişebiliyor. İngiltere’de mesela çok ters aksi insanlar da var ama kibar, saygılı nezih insanlar da var. Mesela Amerika’da da öyle, çok kibar, nezaketli, sevgi dolu insanlar var ama böyle küstah, ters adamlar da oluyor. Ama genellikle tabii okumuş, görgülü insanlar daha iyi olabiliyorlar. Bazen de değişebiliyor yani bir kesin ölçü yok bu konuda. Biz ideal olanı anlatacağız tabii.

2013’te Bangladeş’te seksen dört ateist ve seküler görüşlü için radikal Müslümanlar tarafından ölüm listesi yayınlanmış. Mesela bu çok anormal bir şey. Sana ne adamın fikrinden, sana ne düşündüğünden? Allah ile onun arasında. Bunlardan yirmiden fazlası bıçaklanarak, ya da kafaları kesilerek öldürülmüş. Bu dehşet verici. Mesela Bangladeş’teki son terör saldırısında yabancı uyruklu rehinelerden Kuran’dan ezbere ayet söyleyemeyen yirmi kişi öldürülmüş. Bu da çok adaletsiz ve hunharca ve zalimce. Ateist olursa Allah ile onun arasında. Yahut Müslümandır da ayet bilmiyor da olabilir, niye öldürüyorsun adamı? Nerede görülmüş böyle bir hüküm? Nereden çıkarıyorsun? Çok büyük bir zulüm.

Jandarma Özel Harekat, Polis Özel Harekat bu aslanlar göğüs göğüse en önde çatışmaya giren ve çok fazla şehit veren koç yiğitler. Bak, canını veriyor can, can. Can azizdir. Allah, Kitap, Kuran, vatan, millet, bayrak için. Bak biz burada oturuyoruz, onlar canını veriyor. Onların ailelerine hizmet etmek, onları sevindirmek çok sevap olur. Bir de o aslanlar bir yerden bir yere tayin olduklarında onlara çok huzurlu, kolay bir ortam sağlayalım. Mesela farz edelim Cizre’ye göreve gönderdik, orada kalacağı yer, ne yiyecek, ne içecek, nerede banyo yapacak hepsini hazır edelim. Çünkü bu aslanlar dindarlar. Abdest alacak, yıkanacak, namazını kılacak, nasıl yapsın Cizre’ye gelirse? O kolaylığı hükümet mutlaka halletsin.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun helikopter kazasında şehit olan Adem Kara’nın cenazesine gönderdiği çelenk önce ters çevrilmiş, sonra da ismi yırtılmış. Çok çok ayıp, çok çok çirkin. Milyonlarca insanın lideri. Milyonlarca insanın lideri olan, seyit olan, efendi bir insan, çok çok ayıp, çok çirkin. Fitne bunlar. Bunlar milleti birbirine düşürmek için yapılan oyunlar. Bazı insanlar bilmeden bu İngiliz derin devletinin oyunlarına geliyor. Çok büyük hata.

Dedem böyle büyük bir keyifle anlatıyordu “Efendim, Bekir Sami Bey’le Şam’a gittik, şuraya gittik, buraya gittik” diye. Köylüler toplandığında anlatıyordu. Bizim köyde öyle saray denilen bir yer vardı, böyle güzel yapı, onun harabeleri var halen şuan, köşk kastediliyor. Bekir Sami Bey’in kaldığı yer aynı zamanda orası, köye geldiğinde orada kalıyormuş. Dışişleri bakanlığı yapmıştı biliyorsunuz. Kendiliğinden İngiltere, Fransa, İtalya devlet adamlarıyla buluşup konuşmuş, çok güzel faaliyetler yapmış. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dışişleri bakanı.  Türkiye lehine yoğun kulis faaliyetleri yapmış, daha ortada devlet yokken. Bayağı yaman birisi.

Bir de kenevir, esrar tarlaları, özel harekat, komando bazen orada tespit yapıyor, işte kenevir, esrar her şey var, onları yakıyorlar biliyorsunuz. Onu yaparken tarlalara da zarar geliyor. Kürt kardeşlerimizin bağına bahçesine bazen zarar geliyor. Devlet anında hemen ödeme yapsın. Yani günü gününe. Bir kere peşin bir göz kararıyla hemen bir tespit yapsınlar. Az veya çok fark etmez mesela “Burada beş bin liralık bir zarar var, al sana yedi bin lira.” O kadar. Hiç bekletmeden. Parasını biz vereceğiz.

Fikret dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Kelkitoğlu, Twitter’da Medine saldırısı için “Harem-i Şerif’te bomba patlatmak düpedüz İngiliz işidir, başka hiçbir alçak ırk buna cüret edemez” sözlerini paylaştı. Kelkitoğlu’nun paylaşımı üzerine İngiltere’nin Ankara Büyükelçisi Richard Moore “bu nefret suçu ve ırkçılık ve saçmalık, Britanofobi. Dış mihrakları aramayın, IŞİD’e bakın” açıklamasında bulundu.

ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi İngilizler, ırk mırk yani bu çok büyük bir hata. İngilizler tertemiz insanlar, senin İngilizlerle ne alıp vermediğin var? İngiliz derin devletidir alçak, ahlaksız olan yani gizli mafya yapılanması. Yoksa İngilizler bayağı kibar, kendi halinde adamlar. Bir ırkın suçu olmaz, İngiliz ırkının suçu olmaz. İngiliz derin devleti vardır, gizli yapılanma, masonik gizli bir yapılanma, ahlaksız, alçak olanlar bunlar. Katillerden oluşuyor. İngilizler kendi halinde insanlar ne istiyorsun İngilizlerden? Özür dilesin o arkadaş kimse.

Abdurrahman, 34 Fatih 34; “O kadar idamı hak eden insan var ki hem de kaç kere asılacak. Kimse idamı hak etmez diye bir şey yok.” Kardeşim bir kere idam, adam ölür gider. İdamın etkisi ne kadar sürer? En fazla on dakika. Ama hapiste o her gün binlerce kere ölür ve binlerce kere tövbe eder veyahut binlerce kere pişman olur, nadim olur. Onun için idamdansa müebbet hapis çok daha akılcı bir hareket. Bir de idamda adaletsizlik sonradan ortaya çıkıyor, adamın hiçbir suçu olmadığı anlaşılıyor, asanlar katil olmuş oluyor. Çoğu cinayettir idamların, çoğu.

B12 vitamininin fazlası zararlıdır onu söyleyeyim. A vitamini de tehlikeli olur. D vitamini bol bol almak lazım, alerjiye falan iyi gelir. D vitamini güneşte falan alınır ama biraz zor güneş. Güneşin tahrip edici gücü çok şiddetli, simsiyah yanmadan D vitamini pek olmaz. Onun için hazır almak gerekiyor.

Asker ve polisimizin genel olarak morali çok iyiymiş elhamdülillah. Bizi çok izliyorlar Güneydoğu’da, özellikle Jandarma Özel Harekat, Polis Özel Harekat, maşaAllah onlar can. Allah ömürlerini uzun etsin, sağlık sıhhat versin. Ailelerinden güzel haber almak onları çok açar. Mesela Özel Harekat İstanbul’da ne kadar var, ailesi bellidir. Çorum’da ne kadar var belli. Hediye paketleriyle bayramlarda, yılbaşında gidip ziyaret etmek, gönüllerini almak, oradaki canlarımız bunu duyduklarında nasıl neşelenirler, nasıl açılırlar bir düşünün. Yani devlet sahip çıkıyor, millet sahip çıkıyor bu çok güzel. Devlet ve milletin sahip çıktığını gösterelim askere ve polise. Her yerde de rahatlığını sağlayabiliriz, geçici böyle iskan olacakları gibi karavan tarzı şeyler de olabilir, askeri karavanlar yapabiliriz. Bir yere tayinleri çıktığında askeri karavanda kalır.                                                                                                                        

Gece müzik yasağını ben anlamıyorum. Yer gök inlemesi lazım sabah kadar. İstanbul gibi bir semt temmuz ayında yıkılması lazım. Aylara göre değişse bence.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey etiketimiz listeye girdi Mir Quasem Ali’nin idam edilmesinin engellenmesine yönelik.

ADNAN OKTAR: O çok önemli Müslüman kardeşlerimiz onu iyice yükseltsinler çok hayati o. Müthiş bir zulüm, önüne geleni asıyorlar sırayla. Çıt da çıkmıyor. Müslümanların yeri göğü birbirine katması lazım. Durduk yere bir Müslüman şehit ediliyor.

Şu kanunu değiştirsin Tayyip Hocam da kanun klarnet keman getirelim mahalleyi yıkalım. Hayır müzik sesinde uyunmaz diye de bir şey yok. Köyde düğün olurdu gayet güzel uyurduk. Hiçbir şey olmazdı.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, Türkiye’nin Rusya’nın terörle ilgili uyarılarını dikkate almadığı için Atatürk Havalimanı saldırısının gerçekleşmiş olabileceğini iddia etti. Peskov, “Türkiye ve Avrupa topraklarında teröristlerin saklandığını haber veren Rusya’nın uyarılarını dikkate almadı. Dikkate alınsaydı terör saldırıları gerçekleşmezdi.” ifadesini kullandı.

ADNAN OKTAR: İyi Allah razı olsun teşekkür ederiz. Ama uyarma ile olsa Amerika zaten söylüyor. Terör saldırısı olacak diyor iki gün sonra yine oluyor. Uyarma; gece gündüz uyarılıyor zaten hükümet “Türkiye’de terör olur, olabilir” diye sürekli uyarılıyor. Yapacak bir şey yok. Yapılacak şey Mehdiyet’tir. Allah’a sarılmaktır. Kuran’a sarılmaktır. Tarihin hiçbir döneminde deccaliyete çözüm bulunmamıştır. Ancak Mehdiler çözüm olmuştur. Hiçbir deccali sistem cahiliye yöntemleriyle etkisiz hale getirilememiştir. Hiçbir tarihte. Laos, Kamboçya, Vietnam olaylarında da mesela Amerika kendince müdahale etti. Hiçbir netice alamadı mağlup oldu. Kore’de feci şekilde mağlup oldu ve bilakis komünizmi pekiştirdi o. Amerikan saldırıları komünizmi daha da pekiştirdi. Irak’a yapılan saldırılar Suriye’ye yapılan saldırılar terörü daha pekiştirir. Daha oturtur daha kararlı daha hırslı hale getirir. Hiçbir şey yapmasalardı terörün gücü çok zayıflardı. Kan döküldükçe terör tırmanır. Terörü besleyen kandır.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: PYD Eş Başkanı Salih Müslim “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın uluslararası ceza mahkemesinde yargılanmasına neden olacak bütün belgeler Amerika ve Rusya’nın elinde” şeklinde bir iddia ortaya attı.

ADNAN OKTAR: Niye yargılamıyorlarmış? Neyi bekliyorlar? Onlara bir yargı gerekiyor herhalde. Onların kimseyi yargılayacak halleri yok. Öyle bir şey olsa dakika saniye beklemezler. Birde sıkıysa gelip alsınlar Tayyip Hoca’yı nasıl alacaklarmış bir göreyim. Burası dağ başı değil. Asıl yargılanacak olan Amerikan derin devletidir, Rus derin devletidir, İngiliz derin devletidir gidip onları yargılasınlar. Tayyip Hoca ne yapıyor? Suriyeli mazlumları aldı üç milyon onlara bakıyor kendi evladı gibi. Sizleri nüfusa geçirteyim diyor. Müslümanlara sahip çıkıyor. Garibanlara sahip çıkıyor. Memleketi imar ediyor. Ne yaptı? Terör durdurmak içinde bütün gücüyle mücadele ediyor ve uyarıyor dünyayı da uyarıyor geceli gündüzlü. Hiçbir terör grubunu desteklemeyin diye uyarıyor. Daha ne yapsın? Tayyip Hoca’yı yalnız zannediyor bunlar. Böyle korkutacaklarını zannediyorlar.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Salih Müslim, Menbiç’in kendileri için önemini şöyle anlattı; “Rakka’nın yani IŞİD merkezinin Türkiye ile olan bağı Tel Abyad daha önce alınarak bu ilişkinin sağlandığı yol kesilmişti. Cerablus yolu yani Menbiç de alınınca Rakka yalnız kalıyor. Sadece Musul yolu kalıyor o da kesilirse IŞİD ortada desteksiz kalacak. Bu gerçekleşirse IŞİD’in sonunu getirmek daha kolay olacak.” dedi.

ADNAN OKTAR: Her seferinde böyle diyorsunuz ama sonunda IŞİD geliyor hepsini doğrayıp geri geliyor. PKK yani YPG çok alçak ve korkak bir yapılanma ancak kahpelikle bir şey yapabiliyor. Amerikan uçaklarına bu diğer devletlerin uçaklarına nereyi bombalayacaklarını söylüyorlar her zaman da anlatıyorum bombalatıyorlar. Sonra da gidip orada talan yapıyorlar. Bunların geçimi de bu. Ondan sonra orada gidip homoseksüel ilişkiye giriyor adamlarla. Orada hem cinayet buluyorlar hem homoseksüellik hem uyuşturucu hem ahlaksızlık hem macera. Avrupa’daki ne kadar psikopat varsa oraya geliyor zaten. Bunlar da psikopatın en gelişmişi, burada bir ahlaksız sistem kurmuşlar. Alçak bir sistem kurmuşlar. Kendi kafalarına göre yaşıyorlar. Ama Allah başlarına geçirecek o pisliklerini onu düşünmüyorlar. Her rezillik mutlaka felaketle sonuçlanır.

YPG şu anda Menbiç’i aldık falan diyordu IŞİD kamyonlarla bunlara girdi darmadağın etti. Hani alıyordunuz? Kanla gelen kanla gidiyor.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: AK Parti Mısır’la ilişkileri düzeltmek için vakit kaybetmeden harekete geçti Adnan Bey. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli bayramdan sonra Mısır’a bir heyet gönderileceğini açıkladı.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam bu konuda vicdanen biraz rahatsız oluyor. Bunlar asıp kestiği için Müslümanları hapse koyduğu için bunlarla bağlantı kurarsa zalime destek gibi görüyor. Onun için üst düzeyde bağlantıdan kaçınıyor. Eğer o kafayla bakarsa o zaman İsrail’le de bağlantı kurmaması lazım. Rusya ile hiç kurmaması lazım. Çünkü Mısır’da ordunun yaptığı katliamın yüz mislini bin mislisini Rus ordusu yaptı. Orada suçun şahsiliği prensibi var. Mesela hükümetin içindeki insanlarla bağlantı kuruyorsun onların yaptığı yanlış eylemleri tasdik etmiş olmuyorsun. Oradaki amacın Mısır halkı ile bağlantı Mısır’daki insanlara sevgi onlara dostluğunu ifade etmek. Yoksa biz İsrail’i destekleyen bir hükümetle karşı karşıyayız şu an. Oradaki politikayı hükümetin desteklemediği aşikar. İsrail de Türkiye’deki hükümetin politikasını desteklemiyor ama arkadaşça bir bağlantıları var. Rusya da öyle Türkiye’nin politikasını benimsemiyor.  Rusya açık açık söylüyor zaten. Rusya’nın politikasını da Türkiye asla kabul etmez. “Zulme rıza zulümdür” Diyor Tayyip Hocam o zaman Rusya ile bağlantının olmaması gerekir değil mi? Çünkü zulme rıza etmiş oluyor o anlamda. İsrail’de de zulüm uygulandığını iddia ettiğine göre onlarla da aynı şekilde bağlantı kurmaması gerekiyor. Burada bir yanlışlık var. Öyle değil orada biz onun zulmünü desteklemiş olmuyoruz. Oradaki masum halkla bağlantı için gitmiş oluyoruz biz. Temiz insanlarla bağlantı için gitmiş oluyoruz. İdarecisi kim olursa olsun. Oradaki felsefeyi mantığı Tayyip Hocam şu an bir açmaz olarak görüyor. O zaman heyet de gönderemezsin. Türk heyetini hükümet adına gönderiyorsun. Seni temsilen gidiyorlar. Aynı şey olmuş oluyor. Hiçbir bağlantı kurmaman lazım. Demek ki yanlış o. Yani onlarla bağlantı kurmak demek. Tayyip Hoca Mısır’a da gidebilir o insanlarla konuşabilir. Hükümetin politikasını destekliyor anlamına gelmez bu. O devletin insanlarıyla dost olduğunu vurgulamış olur. Bunu Tayyip Hocam’a ben yazılı olarak da hazırlayayım da. Mesela “bakan seviyesinde bağlantı olabilir” diyor peki bakan zulme rıza mı etmiş oluyor? “Zulme rıza zulüm” Diyorsun bağlantı kurmuyorsun bakanı da gönderemezsin o zaman zalimle bağlantı kurmuş oluyor senin dediğine göre. Değil, yani insanların yaptığı zulüm olabilir. Biz orada Mısır halkıyla görüşmüş oluyoruz. Yöneticisi de karşımıza çıkarsa onunla da görüşürüz. Biz Mısır halkını sevdiğimiz için görüşüyoruz. Orada ki zulmü sevdiğimiz için görüşmüyoruz. Onun mantığını felsefesini ben bir açıklayayım. Tayyip Hocam’a yazılı gönderelim içi daha rahat eder. Vicdanı daha rahat eder. Mesela Hz. Musa (a.s) gidip Firavun’la görüşüyor. Nezaketli üslubu, imana davet ediyor. O da oraya gittiğinde kardeşliği savunacak, güzelliği, iyiliği savunacak. Firavun'u kabul etmiyor ki. Hazreti Musa (a.s) gittiğinde, Firavun, “Sen doğru yoldasın.” demiyor. Kendi imanını anlatıyor, kendi inancını anlatıyor, onu da doğruya davet ediyor. Tayyip Hoca da Mısır'a da gidebilir. Gider; sevgiden, barıştan, kardeşlikten, dost olmaktan, Müslümanların birliğinden bahsedebilir. Bu kadar. Bunda bir şey yok. 

Museviler biliyorsunuz Hazreti Süleyman (a.s)'dan kalan mescidin duvarlarına ellerini dayayarak dua ederler. Biliyorsunuz değil mi onu? Onun anlamı, gözyaşlarımızla ve ellerimizdeki sevgiyle bu duvarı eriteceğiz anlamına geliyor. Yani sevgimizi sunacağız. Yani bir an önce Hazreti Süleyman (a.s)'ın mescidi kurulsun. Bunu yapacak olan İmam Mehdi (a.s)'dir, Hazreti Süleyman (a.s)'ın Mescidi'ni yapacak olan.  

Mısır, dünyanın en kalabalık Müslüman ülkesidir. Tayyip Hocam, yüz kişi yüzünden yüz milyonu kenarda bırakmasın. Onlar kardeşi, bayağı sevinirler. Sevgiyle, şefkatle, merhametle gitsin. Bu, rejimi tasdik anlamına gelmez. Halka sevgi anlamına gelir. Mısır halkına sevgi için gidecek. Gönlü rahat olsun.

Sevgisiz gençler, sevgi dolu olsunlar. Ben yazılarımda cevap veriyorum ama sevgisiz olmaları onları eritir, ezer. Kısa ömürlü olur, Allah esirgesin. Vücutları dayanamaz buna. Sevgisizlik vücudu kahreder. Perişan olur hücreleri. Vücut hücrelerinin en ızdırap çektiği şey sevgisizliktir. Susuzluğa dayanır vücut, açlığa dayanır; sevgisizliğe dayanamaz. Bu sevgisizlik ve merhametsizlik ruhlarını perişan eder, bedenlerini perişan eder, gençliklerini perişan eder. Sözümü dinlesinler, sevgiyi esas alsınlar. Sevgiden vazgeçmesinler. Sevgisizlik modasına uymasınlar. Deccaliyet ve şeytan onları yanlış yola çekiyor. Ona uymasınlar.

Dünyanın en kalabalık Müslüman ülkelerinden birisi Mısır. Endonezya da öyle, çok kalabalık. En kalabalık aslında Hindistan'dır. Bloomberg televizyon kanalında benim kaliteyle ilgili konuşmamdan sonra halka teker teker soruyorlar, "Kalite nedir?" diye. Halk da cevap veriyor, kendilerince herhalde kaliteyi tarif etmek istiyorlar halka sorarak. En hayati konuya bir yönüyle yaklaşmaya başlamışlar. Etkimiz de görülüyor. Benim konuşmamın hemen ardından böyle bir program yapmaları iyi.

1923 yılında, 1950'lerde sadece altmış beş bin Musevi İzmir'den İsrail'e göç etmiş. Halbuki ne güzel insanlar, İzmir'de kalsalar, oraları güzelleştirseler ne kadar güzel olurdu. O devirde İzmir sinegoglarından birinde çekilmiş resim var. 1923 yıllarında, fesli falan Osmanlı kıyafetli Museviler. Museviler güzel insanlardır. Onlara sevgi, şefkat önemli. Ermeniler güzel insanlardır. Rumlar güzel insanlardır. Onları her zaman koruyup kollamak bir güzel tavır olarak önemli. Tayyip Hocam da, "Laz’ıyla, Çerkez’iyle..." diye sayarken Ermenileri de saysın. Çok önemli o. Ermeni kardeşlerimize güzel bir jest olur. Gelenekçi Ortodoks bazı dilbazlar var, dilleri sivri. Onlardan çekiniyor olabilir. Tam İslam'a Kuran'a uygun bir söz olacak konuşması. Gönlü rahat olsun. Ben yanlış olan bir şeyi ona söylemem. Söylesin. Ona fayda getirecek. Daha çok sevilmesine neden olur, daha çok korunmasına vesile olur. Merhamet merhameti getirir. Sevgi sevgiyi getirir. Güzellik güzelliği getirir. Gönlü rahat olarak bunu söylesin. İstirham ediyoruz.

Endonezya'da Müslüman nüfusu, iki yüz yedi milyon. Hindistan'da Müslüman nüfusu, yüz elli iki milyon. Bangladeş'te Müslüman nüfusu, yüz otuz üç milyon. Mısır'da Müslüman nüfusu, yetmiş bir milyon. Pakistan'da Müslüman nüfusu, yüz altmış milyon. Nijerya'da Müslüman nüfusu, altmış beş milyon. İran'da Müslüman nüfusu, altmış dört milyon. Hepsi kardeş, hepsi dost, hepsine sevgiyle yaklaşmak lazım.

Faruk BJK, "Hoca, Erdoğan Kandil'e neden gitmiyor?" Tayyip Hocam’ın Kandil'e gideceği vakit de gelecek. Kandil Ovası'nda sebze yetiştireceğiz. Orada ziraatçılarla, çiftçilerle oturup sohbet edecek Tayyip Hocam. Kandil Ovası'ndan geçen o caddede gençler arabayla yarışacaklar. O günler de gelecek. Gönlü rahat olsun kardeşimizin.

"Adnan Bey, ben öğretmenim. Siz diyorsunuz ki, 'Okullarda Darwinizm anlatılıyor.' Formalite icabı biz bunları kabul ediyoruz. Müfredat gereği uyuyoruz bunlara yani. Fakat öğrencilerimin hiçbiri evrime inanmıyor." diyor. Biz olmasak işte inanırlardı. Biz anlatınca internetten giriyor, anlıyor; inanmıyor. Ama bak, "müfredat gereği uyuyoruz" diyorsun. "Müfredatta var. Resmi olarak var." diyorsun. Allah'ın inkarı, peygamberlerin doğru olmadığı, -haşa- Allah'ın olmadığı, kaderin olmadığı, kitapların olmadığı, meleklerin olmadığı resmi olarak öğrencilere anlatılmış oluyor. Ne diyor orada müfredatta, "Tamamen tesadüfler sonucu, bir patlama sonucu kainat meydana geldi. Bunun sonucunda da canlılar tamamen tesadüfler sonucu meydana geldi. İnsanlar, hayvanlar, bitkiler tesadüfün sonucudur." diyorsun. Bu Allah'a meydan okumadır. Ve çok büyük günahtır. Ama Allah'a şükür biz anlattık ve öğrenciler bu beladan kurtuldular. 1970'lerde Darwinizm'e inanma oranı, yüzde yetmişler-seksenler oranındaydı. Şuan Darwinizm'e inanmama oranı yüzde yetmiş-seksen oranında. Geceli gündüzlü şehirlerde yaptığımız, kasabalarda, köylerde yaptığımız binlerce konferans; yüz binlerce, milyonlarca dağıtılan kitabın sonucunda bu elde edildi. Hadi Türkiye'yi kurtardık ama İslam ülkeleri nasıl? Mahvolmuş vaziyette. İslam ülkelerinde Müslümanlar evrimi kabul ediyor. "Mevlana kabul ediyor. İbn-i Miskeveyh kabul ediyor. Biz niye kabul etmeyelim?" diyorlar. Ve daha da vahimi El Ezher, Mısır'da büyük bir üniversitedir, ilahiyat üniversitesi; her türlü eğitim yapılıyor. Orada Darwinizm hakim. Mısır'da Darwinizm hakim. Fas, Tunus, Cezayir, Libya'da Darwinizm hakim. Ama Türkiye'de, bir tek Türkiye'de dünyada Darwinizm etkisi neredeyse sıfırlara gelmiş vaziyette. Bu benim ve arkadaşlarımın vesilesiyle oldu. Onlarca yıldan beri sabırla yapılan çalışma sonucu oldu. Ama bak, "Müfredatta var, eğitiyoruz, anlatıyoruz. Ama öğrenciler inanmıyor." diyorsun. İşte o inanmamayı biz sağlıyoruz. Ama İslam ülkeleri böyle bir imkana sahip değil. Oralarda bu tip bir yoğun çalışma olmadığı için öğrencilerin büyük bölümü inanıyorlar. Ve felaket İslam aleminin üstünden gitmiyor. Türkiye'de de müfredatta olması, resmi olarak öğretilmesi, Allah'a -haşa- meydan okumadır, İslam'a ve Kuran'a meydan okumadır. Bu Allah'ın çok zoruna gider. Alenen çünkü Allah inkar ediliyor. "Müfredatta var, anlatıyorum. Ama öğrenciler inanmıyor. Ben de inanmıyorum" diyorsun. Ama bizim vesilemizle inanmıyorsun.    

Kapsül tabancası patlatmak serbest mi oluyor? Yasaklanması lazım. Çünkü silah mı, mantar mı, kapsül mü biz nereden bileceğiz? O çok yanıltıcı oluyor. Onun için ona bir çözüm bulunması lazım. Maçlarda herhalde çok silah sesi geliyor. Silah sıkmak çok tehlikeli bir şey. Yorgun mermi denilen olay var; mermi geliyor adamın başına geliyor, Allah vermesin, öldürüyor. Havaya çıkıyor, bir parabol çiziyor, şak düşer; hayvana isabet eder, insana, bitkiye zarar verir. Mermi gücünde oluyor. Aynı mermi gücünde oluyor. Tehlikeli. Böyle mantar patlatmak veyahut kapsül de orada silahla tam ayırt edilemeyeceği için tedbir almak da zor olur. Onun için ulu orta öyle kapsül tabancası patlatmak, mantar patlatmak falan riskli. Bir kanuni düzenleme yapılması lazım o konuda.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Batman'da şehrin en işlek caddesi ve basın açıklamalarının yapıldığı Atatürk Parkı’nın Google'ın haritalar uygulamasında Eşcinseller Parkı yazması Batman'da büyük bir rezalet olarak gündeme oturdu. Daha önce de parkın girişindeki demir direklerin Batman Belediyesi tarafından homoseksüellerin sembolü olan renklere boyanmış olması ve bu son skandal isim değişikliği Batman halkı tarafından büyük bir şaşkınlık ve tepkiyle karşılandı. Batman halkı, Batman Belediyesi ve valilikten  Google'a müracaat ederek bu rezaletin düzeltilmesini bekliyorlar. 

ADNAN OKTAR: Haklılar. Batman, yiğit delikanlıların yurdudur. Çok korkunç tabii. İşte bu pervasızlık ve tehlikenin boyutunu gösteriyor.

Bir arkadaş, bir soru sormuş. Kardeşim, bizim içimizden mümin muttaki insanlar da çıkar münafık da çıkar. Her türlü insan olur. Resulullah (s.a.v.)'ın o münevver topluluğu içinde münafıklar da vardı. Dolayısıyla münafıkların derdine düşmenin bir anlamı yok. Bedeni olabilir. Münafığın bedeni bir pisliktir, ruhu da bir pisliktir. Kuran'da Allah onları sonsuza kadar cehennemin en derin tabakasında yakacağını belirtiyor. Dolayısıyla münafık merakına gerek yok. Cenab-ı Allah gereğini yapar. Mümin ruhuyla güzel olur. Ruhuna şeytan girerse o beden artık kirlenmiş olur. Et-kemik-yağdan oluşan bir kokuşmuş kitle kalır geriye. Artık o mümin vasfını kaybetmiştir münafık olduğunda, Allah vermesin. Tabii herkes için bir tehlikedir münafık olmak.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar'la Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü