Harun Yahya

Sohbetler (8 Temmuz 2016; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk.

Güzel bakan güzel görür, güzel baktığın için güzel görüyorsun. Ben de güzel bakıyorum güzel görüyorum. Hepimiz Allah’ın tecellisiyiz güzel olan Allah, övdüğümüz Allah. Ne zaman kendimizi övüyoruz desek Allah’ı övmüş oluruz. Ne zaman başkasını övüyoruz desek Allah’ı övmüş oluruz. Onun için diyor ki “ben kendimi övmem” diyor. Kardeşim öv, Allah’ı övmüş oluyorsun. Sen nesin? Sen hiçsin zaten, tecellisin sen. Sen nefes dahi alamazsın Allah yaratmasa, milim santim kıpırdayamazsın. “O her an bir iştedir” diyor Allah her an bir iş. Her an ne demek? Her milisaniye ve “her an bir yaratıştadır” diyor “sürekli yaratıyorum” diyor.

Rahman Suresi 29’da Cenab-ı Allah bak: “Göklerde ve yerde olan ne varsa O'ndan (Allah’tan) ister” diyor ne varsa. Hücre, virüs her şey, koful, mitokondri, protein hepsi Allah’tan istiyor. Ve Allah’ın aklı her yerin üstünde geziyor. Ne diyor Allah? “O, her gün bir iştedir.” Her gün her an. Mesela ayette diyor: “Hiçbir şey yoktu her şeyi Allah sonradan var etti” diyor.

Sevgi etiketi yapalım. Ne diyelim? “Sevgi birliğine doğru” diyelim.

Mesela Rus düşmanlığı oluyor bazı aptallarda. Benim canım Rus, ne kadar tatlı bir insan, değil mi? Sevme gözüyle bakmıyorlar hayret ediyorum. Bir nimet, ne kadar güzel bir varlık.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Üstadımızın talebelerinden Abdullah Yeğin Ağabey’in cenaze namazı bugün Fatih Camii’nde kılındı Adnan Bey. Çok kalabalık bir kitlenin katıldığı namazda İstanbul Valimiz Vasip Şahin ve Meclis Başkanı İsmail Kahraman da vardı. Abdullah Yeğin Ağabey’in cenazesi, Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in kıldırdığı cenaze namazının ardından Eyüp Sultan Mezarlığı’nda toprağa verildi. Fotoğraflar da vardı.

ADNAN OKTAR: Allah gani gani rahmet etsin. Bediüzzaman’ın aslanları. Çok sadık, halis ağabeylerden birisiydi. Hepsi birbirinden güzel, hepsi birbirinden değerliydi. Üstadın yanına teker teker, teker teker gidiyorlar. Resulullah (s.a.v.)’in yanına teker teker gidiyorlar. Allah hayırla uğurlanmalarını nasip etsin, hayırla gitsinler makamlarını cennet etsin Allah.

BÜLENT SEZGİN: Ayrıca arkadaşlarımız Altuğ ve Sedat sizi temsilen cenazeye katıldılar. Hüsnü Bayram Ağabey’le konuştular. İhsan Atasoy ve başka birçok nur talebesi ağabeyle de görüştüler. Selamları var size. Gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Aleyküm Selam. maşaAllah, ağabeyimiz çakı gibi maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin. Ne güzel Bediüzzaman’ı görmüş olması çok şahane bir şey. Gençlerden görenler çok önemli. Onlar da tabii bizim için çok çok önemli.

Bu, Suriyeli kardeşlerimize acımayanlara Allah merhamet versin. Ben merhametsizce yaklaşmalarına şaşıyorum. Yangından kurtulan insan oluyor mesela yangın, mahalle yanıyor herkes sokakta kalıyor. Adam homurdanıyor “bunlar başımıza bela oldu” diyor. Allah senin de evini yakabilirdi, değil mi? Kardeşin bağrına bas, acı, merhamet et. “Niye gidip savaşmadılar?” diyor. Çok anormal bir laf bu. Kime karşı savaşsın? Devletle mi savaşsın? Daha düne kadar cumhurbaşkanı burada ayakta karşılıyordu adamı. Herkes seviyor sayıyordu. Adam ne bilsin neyin ne olduğunu da gidip-savaşsın. Niye savaşsın ayrıca? Fikirle, şefkatle, sevgiyle halletmek varken. “Tamam, o zaman IŞİD’le savaşsın” diyor “El-Kaide’yle savaşsın, işte oradaki diğer gruplarla savaşsın” diyor. Kardeşim, savaştan başka bir şey bilmiyor musun sen? Niye savaşsın? Niye insan ölsün? Niye kan aksın?

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adana’da 75 yaşındaki Cemile Düzen adındaki annemiz beş çocuğu tarafından yalnız başına bırakıldı. Cemile annemiz yaşı ilerlediği için kendi başına ihtiyaçlarını gideremiyor. Bu nedenle çocuklarının yanına taşındı. Ancak çocukları onu kendi evine geri yolladı. Daha sonra bir kişi tarafından hastanenin aciline bırakıldı, oradan da polis karakoluna götürüldü. Polisler sığınma evini aradılar ancak annemiz 60 yaşın üzerinde olduğu için oraya alınmadı. Bulaşıcı hastalığı olmadığına dair raporu olmadığından da huzurevine kabul edilmedi. Şu anda annemize polisler bakıyor. Kısa bir görüntüsü de var.

ADNAN OKTAR: Dehşet verici. En zalim kalpleri bile sarsar bu ben böyle bir olay görmedim. Çok korkunç. Evlatlarına hayret ediyorum Allah ıslah etsin, Allah hidayet versin, Allah merhamet duygusu versin. Ben böyle dehşet verici bir olay görmedim. Birde nasıl oluyor bu kadar uğraştırma? Devletin herhangi bir kurumuna alsınlar. Her şey Tayyip Hocam’a söylüyoruz ama Tayyip Hocam görmüştür duymuştur, şu anda da duyuyordur hemen gereğini yapsın Allah rızası için. Çok kızdırıcı bir olay bu çok rahatsız edici. Yazık-günah. Polisten de Allah razı olsun. Onlar da her yere yetişiyor bak. Gidip polis vuruyorlar, polis düşmanlığı yapıyorlar bak hemen mazlumun garibanın sığındığı yer karakol oluyor polis oluyor. Allah razı olsun. Bir çözüm hemen bulunsun. Çok kızdırıcı bir olay ama çok çok kızdırıcı, hamiyeti İslamiyeyi çok tahrik eden, Müslümanları çok çok rencide eden üzen bir tavır. Hemen izalesini istirham ediyoruz.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: CHP’li Kartal Belediyesi’nde kurulan özel bir ekip yaz aylarında camiye gidenlerin zorluk çekmemesi için belediye sınırlarındaki tüm camilerin avlularını sabunlu sularla yıkattı. Cami içindeki halılar dışarı çıkartılıp tek tek temizlendi yeniden camideki yerine konuldu. İnternet siteleri, “Din adına yapılan ter türlü organizasyona olumlu yaklaşmayan CHP’nin böyle bir uygulama yapması şaşırttı” yorumunda bulundular.

ADNAN OKTAR: CHP’liler nur gibi Müslümandır. Nereden çıkıyor bu kafa? Git Anadolu’ya hacı dedeler var sakallı köylerde falan yüz binlerce Anadolulumuz hep Atatürk hayranıdır, efendim, o dönemin heyecanı içindedirler. Hepsi hacıdır ve hepsi de CHP’lidir. Yapmasınlar etmesinler nereden çıkıyor bu? Gayet şuurlu aklı başında Müslümanlardır CHP’liler. MHP de öyledir yani Türkiye’nin hepsi öyledir. Hiçbir partinin tekelinde değil din. Bu konuda ayıp yapıyorlar konuşanlar.

İslam’a, Allah’a, Kitap’a Kuran’a yönelik sözlerde çok dikkatli olmak lazım. İnsanlar kendilerine yönelik sözlerde nasıl hassas oluyorlar, ufacık bir imayı bile kabul etmiyorlar, değil mi? Dolaylı bir konuşmayı bile kabul etmiyorlar ve sonuna kadar kendilerini savunuyorlar veyahut ailelerini savunuyorlar, çocuğunu, annesini babasını savunuyor. Allah her şeyin üstündedir. Kitap her şeyin üstündedir. Peygamber (s.a.v.) her şeyin üstündedir. Allah’a, Kitap’a, Müslümanlara laf söyletmek olmaz. Kendine olan titizliğin kıyaslanmayacak kadar üstünde bir güçle Allah, Peygamber, Kuran, Müslümanlar korunup-kollanacak. Mesela bir ağabeyimiz vefat ediyor. Hep hakkında hayır güzel konuşmak, aleyhinde hiçbir şey söyletmemek lazım. Bediüzzaman hakkında hep hayır ve güzel. Böyle alaycı münasebetsiz sözler bunlar züppe ruhların, çakal ruhların, geçmişinde hastalık yaşamış adamların özellikleridir. Yani ya bir pisliğin içinde olmuş oluyor, ya bir rezilliğin içinde olmuş oluyor onun kini içinde kalmış oluyor, onu İslam’a ve Kuran’a mal ederek İslam’a ve Kuran’a karşı içinde bilinçaltında bir nefret oluyor. Alçakça ondan sonra İslam’a, Kuran’a, Müslümanlara karşı züppece çakalca üslup kullananlar oluyor. Bundan şiddetle kaçınmak lazım. Yani hep böyle koruyucu kollayıcı hıfzedici mahfuz bir üslup içinde olmak lazım.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bosna Hersek’de Birleşmiş Milletler’e bağlı askerlerin gözetiminde gerçekleştirilen Srebrenitsa soykırımı 21. yılında anılıyor. Soykırımda 8372 Boşnak Müslüman katledilmişti. Amerika Emekli NATO Generali John Sheehan, bu katliamın homoseksüel askerlere açık Hollanda ordusunun zayıflığı nedeniyle engellenemediğini söyledi. Amerikalı General, “Bu bilgiyi bana Hollanda’nın eski genelkurmay başkanı söyledi” ifadesini kullandı.

ADNAN OKTAR: Homoseksüellik bir ruh hastalığı gibi, bir rahatsızlık oluyor. Çünkü cinayet oranı çok yüksek oluyor homoseksüellerde. Daha asabi daha saldırgan oluyor birçoğu. Diğer insanlara göre cinayet oranı en yüksek onlarda. Homoseksüel tecavüz olayları en yüksek onlarda. İntihar en yüksek onlarda diğer toplum kesimlerine göre. Bir hastalık, Kuran’a göre bu böyle, İslam’a göre böyle. Ve çok aşağılayıcı bir eylem. İki erkeğin birbirinin pisliğini karıştırması çok tiksinti verici bir eylem. Kuran bunu aşağılık bir pislik olarak alıyor, aşağılık bir hareket olarak alıyor. İnancımız böyle.

Şimdi bizi sevenler Allah razı olsun bazı gençler caps hazırlıyorlar. Bu hazırlıklarda dikkatli olunması lazım. Mesela diyor ki “Şu kişiler hepsi ahlaksızdır.” Kardeşim, “Yaptığı eylem ahlaksızlıktır Kuran’a göre” diyeceksin. Kuran’a göre yani benim kendi kafama göre değil “Kuran’a göre, benim inancıma göre” diyeceksin. Onun vurgulanması lazım. Öyle benim sözlerimden küçük bir bölümü ayırıp bütünlüğü bozacak şekilde alırsan onun faydadan çok zararı olur öyle olmaz. Yani bütününün mantığını içinde barındırması lazım. Bir konuşma var mesela yüz kelimelik sen oradan on kelimeyi alıyorsun. Bütünlüğü anlam ifade ettiğine göre öyle olmaz. Mesela “Şu eylem ahlaksızlıktır” diyor yahut “Şu insanlar ahlaksızdır.” İnsan ahlaksız olmaz yaptığı eylem ahlaksız olur ve inancımıza göre Kuran’a göre ahlaksızlıktır. Adam bütününde ahlaksız olmaz o yaptığı eylem ahlaksız olur. Ahlaksız derken İslam ahlakına uymuyor eksik, o anlamda. Hakaret anlamında değil. Yani hakaret gibi kullanılmaz o cümleler. O konuda eksiklik var. Çünkü adamın onu düzeltmesini istiyoruz biz. Adamın mahvolmasını, ölmesini, dövülmesini sövülmesini istemiyoruz. O ahlak kopukluğunun düzelmesini istiyoruz bozukluk var.

Dinle İslam’la Kuran’la alay olmaz. Ayette de var “Biz dalmış kendi aramızda eğleniyorduk derler” diyor. “Allah ile Peygamberiyle mi alay ediyorsunuz?” diyor Allah. Bu bir ahlak bozukluğudur, kafa bozukluğudur. Müslümanda bu olmaz. Bunu akıl edemeyecek durumda olması Müslüman’ın çok vahimdir. Dinle alay olmaz, dinle espri de olmaz. Bazı kişiler için söylüyorum bunu. Akıllarını başlarına alacaklar.

Peygamberimiz (s.a.v.)’i biz seviyoruz ama Muhammed dersen direkt bu olmaz. Hz. Muhammed. İhtiyacı mı var? Yok Peygamber (s.a.v.)’in ama sevgi ifadesi olarak yani sevdiğim peygamber anlamında, Hz. Peygamber demek sevdiğim peygamber. Allah zaten kendisi haşmetli Allah’ın sonsuz, Allah dedin mi zaten en büyük anlamında. Ama Peygamberimiz (s.a.v.) kuldur. Biz kula sevgimizi ifade etmiş oluyoruz. Ki Cenab-ı Allah’a da söylerken yine “Allah Celle Celaluhu” diyoruz, “Hazreti Allah” diyoruz “Celle Şanuhu” diyoruz. Farz değil bu ama sevgi ifadesi olarak güzel.

Bak, şeytandan Allah’a sığınırım, Maide Suresi 57’de: “Ey iman edenler, sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi, alay ve oyun (konusu) edinenleri ve kafirleri dostlar (veliler) edinmeyin.” Bak şimdi, kitap verilenleri dost edinmeyin demiyor. Alay ediyorsa dost edinmeyin diyor “veli edinmeyin.” “Ve eğer inanıyorsanız, Allah'tan korkup-sakının.” İnanmıyorsa ayrı, “eğer inanıyorsanız” diyor bak şart koşmuş zaten Allah.

Nisa Suresi 140: “O, size Kitapta: 'Allah'ın ayetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğinizde, onlar bir başka söze dalıp geçinceye kadar, onlarla oturmayın, yoksa siz de onlar gibi olursunuz' diye indirdi. Doğrusu Allah, münafıkların ve kafirlerin tümünü cehennemde toplayacak olandır.” Demek ki münafık ve kafirler böyle yapıyor ki Kuran ona işaret ediyor. Bak “Allah'ın ayetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğinizde,” alay da aynı hükümde “onlar bir başka söze dalıp geçinceye kadar, onlarla oturmayın.” Bak asıp-kesin demiyor. Adam diyor ki “direkt öldürürüm ben” diyor. Allah sadece “oturmayın onlarla” diyor.

Bir de bu Suriyeli kardeşlerimizi Türk vatandaşlığına geçirmeyelim mantığı var. Sanki biz bunu ilk defa yapıyormuşuz gibi. Biz daha önce bunu yaptık defalarca yaptık bu güzelliği. Mesela 1923’e kadar Osmanlı’nın dağılmasından sonra 5 milyon kişi Doğu Avrupa’dan Anadolu’ya göç etti 5 milyon kişi. Niye aldık biz onları? Saddam’ın yaptığı zulümde de yüz binlerce Kürt kardeşimiz geldi hepsini Türk vatandaşlığına aldık. İran devriminin ardından Şah yanlısı binlerce kişi geldi onları da Türk vatandaşı yaptık. Bu biraz garip mesela Osmanlı döneminde de biz her yerden vatandaşlarımız olarak Musevilere kucağımızı açtık. İspanya’dan binlerce Musevi geldi binlerce yüz bin hesabıyla, biz burada vatandaşlığa aldık, değil mi? Peki bu nedir bu? Bu huylanma nedir yani bu rahatsızlık nedir? Gariban mazlum insanlar. Tabii ki inceleyeceğiz, tabii ki bakacağız. Durumuna bakarız, ruh durumuna bakarız, ahlakına kişiliğine bakarız ama yavaş yavaş da olsa vatandaşlığa alacağız almalıyız. Sokakta bırakamayız.

Osmanlı döneminde 1864’te bizim atalarımız bir milyon kişi Rusya’dan geldik. Ve Türkiye bizi -seyitler grubu içindeydi bizim atalarımız- Türkiye bizi vatandaşlığa kabul etti. Ee ne yapmamız gerekiyordu gelmeyecek miydik yani? Dedelerimize ölüm listesi çıkartmışlar seyitlere “asacağız” diyor Rus hükümeti. Ne yapıyorlar? Canını kurtarmak için Türkiye’ye sığındılar Osmanlı döneminde. 1864’te bir milyon kişi, gözü kapalı vatandaşlığa aldı Türkiye. Allah razı olsun. Merhamet, şefkat güzellik bunu gerektirir. Biz zaten hep göçmeniz, Türkiye hep göçmenlerden oluşuyor. Bu nasıl bir kafa onu alma bunu alma? Olur mu öyle şey? Hayır, inceleriz o ayrı mesele adam manyaksa oturup vatandaşlığa alacak halimiz yok. Gözü kapalı yapalım demiyorum, inceleyip bakıp alalım. Şu an sayıları on milyonu bulmuştur Çerkezlerin sayısı. O kafaya göre almamamız gerekiyordu onların söylediğine göre, olur mu öyle şey?

İnsan aklı, kişiliğiyle, temizliğiyle karakteriyle birleşince muhteşem bir insan güzelliği ortaya çıkar. Etle kemikle olmaz. Et kemik eğer içi boşsa tiksinti verir. Ruhla insan güzel olur. Manayla güzel olur. Temizliği, kalitesi, dürüstlüğü, aklı, samimiyeti onun birleşiminde bak Allah bir mucize meydana getirmiş. Bu, insanların gözünden kaçan bir mucize. Adam hiçbir şey değilken, boş bir et yığınıyken muhteşem bir varlığa dönüşüyor. Tutkuyla sevilen, çok derin sevilen, aşkla sevilen, Allah aşkıyla sevilen sanki insanüstü bir varlıkmış gibi bir hal alıyor büyüleyici gibi diyelim, bir etki meydana getiriyor. Ama daha önce kof, boş. Ayette diyor ya, “kof kütük gibidirler” diyor. Çürümüş boş kütük gibi. Bir şey yok. İnsan manayla çok güzel olur. Ama bu büyük bir mucizedir. Aynı insan, et kemikten oluşmuş, hiçbir şey ifade etmezken orada akıl almaz bir etki gücüne sahip oluyor. Ve insan ruhu buna göre yaratılmış ve ruh ondan şiddetle etkileniyor. Daha önce etkilenmezken bu sefer çok etkilenir hale geliyor. Onun için işte eti kemiği var, kalıbı yerinde; hiçbir şey olmaz. Boşsa tiksinti verir, başka bir şey olmaz. Ruhla, güzellikle doluysa etkileyici olur.

Biz İslam'ın ruhunu ve özünü anlatmaya gayret ediyoruz. Bazı din alimleri de din teknisyeni olarak teknikerlik yapıyorlar. Sadece ayeti alıyor, aktarıyor, Arapça ezberlemiş robot gibi, makina gibi aktarıyor. Ama ruh yok adamda. Allah sevgisi yok, Allah korkusu yok, İslam heyecanı yok, İttihad-ı İslam heyecanı yok, kibirli, enaniyetli. Bu olmaz.

 Hz. Yusuf (a.s) ilk geldiğinde insanlar anlayamıyorlar. Ama sonra aşık oluyor kadın. Her gören kadın aşık oluyor. Niye? Aklı, takvası, derinliği, samimiyeti, güzelliği bütün ihtişamıyla ortaya çıkıyor o zaman işte. Daha önce çocuk olduğu için yeteri kadar çıkmıyor. Ama sonra olgunluğu, kalitesiyle, derinliğiyle, aşkıyla, Allah aşkıyla muazzam bir güç onun üstünü sarıyor.  Muazzam bir güç Allah'tan. Ve kadınlar tarif edemiyorlar, “biz müthiş etkileniyoruz. Akıl almaz bir güç var bunda” diyorlar, “herhalde bir melek bu” diyorlar. “Yani bu kadar bir güç şaşırtıcı” diyorlar. Gözlerine inanmıyor kadınlar. Ama mesela din teknisyenlerinde o güç olmuyor. Halk mesela dinlemek dahi istemiyor. Kibirli, enaniyetli, büyüklük hissiyle ortaya çıkıyor, teyp gibi ezberlemiş, elektronik bir alete dönüşmüş. Ruh yok adeta, klasik din teknisyeni. Sadece “İşte şu yasak, şu doğru, şu eksik” o kadar anlatıyor ama enaniyetle, kibirle. Bir derinlik yok, Allah'a tutkuyla sevgi yok. Hissediliyor bu. İnsanlar da o yüzden dinlemek istemiyor hatta yüzlerine dahi bakmak istemiyorlar. Bir kısmı için söylüyorum ben bunu.

Evet, Fikret Efendi dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İngiltere Suriye Özel Temsilcisi Gareth Bayley, Türkiye için kritik önemdeki Menbiç bölgesi için şunları söyledi; “IŞİD'den arındırılmasının ardından söz konusu şehrin Araplara bırakılması son derece kritik önem taşımakta. Çünkü tarihi olarak Sünni Arap geçmişe sahipler. Bu konuda Türkiye ile hemfikiriz” dedi. Ayrıca PYD-YPG ile terör örgütü PKK arasındaki bağın farkında olduklarını ve bundan rahatsızlık duyduklarını belirtti.

ADNAN OKTAR: Aferin dürüst konuşmuş. İlk defa bir normal konuşan birisini gördük.

Evet, dinliyorum. 

BÜLENT SEZGİN: Ankara Üniversitesi'nde bazı öğrencilerin bir ayağının okulda bir ayağının dağda olduğunu söyleyen Rektör Adayı Mehmet Birey, "PKK için Ankara Üniversitesi sahte cennettir” dedi. “PKK ile bağlantısı olduğu açık olan çocuklar kınama cezası alarak biraz okuldan uzaklaştırılıyor sonra tekrar devam ediyorlar. Birincisi disiplin soruşturmasından çok terör örgütüyle ilişkisi olan öğrenci ve akademisyenler hakkında adli soruşturma yapılmalı. PKK, Ankara Üniversitesi'nde bazı öğrencilerin okumasını kısıtlıyor.” 

ADNAN OKTAR: Neyi bekliyorlar? Güzel Sanatlar’da da, Fındıklı'da da var o tipler. Hükümet bu konuda çok titiz davranması lazım. Hemen atağa geçmesi gerekiyor. Ben bunu söyleyeli aylar oldu. Daha hala bunları seyrediyorlar. Adam dağa gidip geliyor, bilmem ne yapıyor, komünist propaganda yapıyor. Başka bir Müslüman orada bir şey yapsa yer gök birbirine karışır. Yani bunları böyle şımartmanın bir alemi yok. Bunların okulla alakasının kesilmesi lazım. Hatta Türk vatandaşlığından da çıkarılmaları lazım.

Evet, Fikret Efendi dinliyorum. 

KARTAL GÖKTAN: Amerikan polisi son bir yıl içinde beş yüz beş zenci vatandaşı öldürdü. 

ADNAN OKTAR: Allah Allah. Çok acayip bir olay. Müthiş bir vahşet. Nasıl bir sevgisizlik bu, nasıl eğitiyorlar bu adamları? Böyle vahşilik olur mu? 

GÜLEN BATURALP: Özellikle trafikte durdurup bu tarz cinayetler çok oluyormuş. 

ADNAN OKTAR: Müthiş bir kepazelik bu çok büyük bir olay. Bütün dünyada bunun protesto edilmesi lazım. Korkunç bir zulüm bu. Nerede görülmüş böyle bir şey? Yani müthiş bir rezalet, kepazelik. 

KARTAL GÖKTAN: Son üç günde ise iki zenci gencin silahsız oldukları halde durup dururken Amerikan polisi tarafından vurulması ülkenin ayağa kalkmasına neden oldu. Dallas kentindeki protesto gösterileri sırasında polise keskin nişancılarca ateş açıldı. Saldırıda dört polis hayatını kaybetti, yedi polis de yaralandı. 

ADNAN OKTAR: İç savaş çıkar bunun sonucu. Akıllarını başlarına alsınlar. Bu zenci karşıtlığı nedir? Cinnet mi geçiriyor, delirdi mi bunlar? Beş yüz beş kişi ne demek? Ne yapar ki bu insanlar? Nerede görülmüş böyle bir şey. 

BEYZA BAYRAKTAR: Birini kapıyı açar açmaz elinde silah yokken ve zihinsel engelliyken vuruyorlar.

ADNAN OKTAR: Muazzam bir rezalet var. Bu şımarıklığa, bu azgınlığa bir son verilmesi gerekir. Amerikan devleti, bu çılgınlığa hemen son versin. Böyle bir zulüm olmaz. Amerika'yı başlarına yıkarlar, Allah esirgesin. Akıllarını başlarına alsınlar. Dünya çapında sevgi konusunda akıl almaz bir kalitesizlik oluştu. Müthiş bir sevgi kalitesizliği bütün dünyayı sardı. Deccalın bu pis bir atağı, zalimliği. Zenciler nur gibi insanlar. Ne istiyorsunuz? Azgınlık bu, başka bir şey değil.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: On beş yaşındaki milli jimnastikçimiz Ayşe Begüm Onbaşı, Aerobik Jimnastik Dünya Şampiyonası'nda 15-17 yaş grubunda dünya şampiyonu olarak altın madalya kazandı Adnan Bey. Begüm kardeşimizin bu başarısı herkesin gururu oldu. 

ADNAN OKTAR: Aferin benim canıma, aferin benim bir taneme. Bayağı kaliteli güzel kız maşaAllah. Allah annesine babasına uzun ömür versin, benim canıma da sağlık sıhhat versin. Hidayetle Allah sarsın, nuruyla sarsın.

Ben dedim ki Amerika’ya “Bak, Türkiye’yle uğraşmayın Allah başınıza bela verir. Bu sefer kendi içinizde iç savaşa sürüklenirsiniz. Türkiye’yi iç savaşa sürüklemeye kalkmayın” dedim. “Allah o belayı sizin başınıza verir” dedim. Bak başlarında bela dönüyor İngiliz derin devletinin azgınlığıyla Amerikan derin devletinin başında bir bela dönüyor. Akıllarını başlarına alsınlar. Allah’tan onlara bir uyarı bu. Dehşet verici bu zenci düşmanlığı. Bu nasıl bir manyaklıktır? Bu nasıl bir anormalliktir? Beş yüz beş kişi ne demek? Ne yaptı bu insanlar?

OKTAR BABUNA: Boğarak öldürdükleri bile var.

ADNAN OKTAR: Bu ne vahşettir kardeşim? Yani sen onları mazlum görüyorsun, bütün zenciler ayaklanır Allah esirgesin. Amerika yerle bir olur. Akıllarını başlarına alsınlar. Türkiye’de Kürt ayaklanması çıkartmaya kalkıyorlar, PKK ayaklanması. Kürtler bir kere bizim canımızdır, kardeşimizdir. PKK’dan da nefret ederler. PKK’yı pislik lağım olarak görürler.

Solcu ama sesi güzel, sanatçı olarak değerli bir insan. Yaşıyor değil mi Edip Akbayram? Allah ömrünü uzun etsin. Güzel sesi. Niye ortalarda yok? Bu nedir, ne oldu böyle Türkiye’ye ben anlamıyorum. Hiçbir sanatçı ortada yok. Onu hükümet teşvik etsin, bir şey oldu yani bir gariplik var.

Sırf zenci değil, beyazları da, orada başka Çinliler de var Amerika’da her ırktan insan var, Meksikalılar var, şunlar bunlar. Onları da polis böyle acımasızca öldürüyor. Ne oluyorsunuz? Ne oluyor yani? Biraz itidal, biraz akılcılık, merhamet, şefkatle yaklaşmaları lazım. Sevgiyle yaklaşılması lazım. Sevgi kalitesinin dünyaya esaslı şekilde yayılması gerekiyor. O da Allah korkusuyla, Allah sevgisiyle olur. Bu sayı da gittikçe artıyor, beş yüz beşten daha şimdi beş yüz dokuza çıkmış. İçinde tabii hepsi zenci değil. Ama zenci sayısı çok yüksek içinde. Sayı olarak çok yüksek. Yani yarı zenci olanlar da var işte başka Çinliler de var. Ama mesela zenci olarak yüz yirmi iki kişi, çok acayip bir sayı.

Amerikan polisi çok vahşi bir kısmı. Mesela zenci çocuğu altına yatırmış boğazına ayakkabıyla bastırıyor, postalla. Çocuk boğuluyorum, nefes alamıyorum diyor, daha hala bastırıyor. Bu nasıl bir vahşilik. Çocuk öldü sonra, boğuldu öldü. 

BEYZA BAYRAKTAR: Bir tanesi de koluyla sıkıyor yine diyor boğuluyorum diye. Sıkmaya devam ediyor sonra ölüyor zaten.

ADNAN OKTAR: Bu nasıl bir kafadır kardeşim,  bu nasıl bir vahşilik nasıl bir nefret? Adamlar toptan ayaklanır. Amerika’yı yerle bir ederler deli misiniz siz? Yapanlar için söylüyorum.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Şırnak’ın merkezinde sokağa çıkma yasağının ilan edilmesinin ardından binlerce insan evlerini terk etmek zorunda kalmıştı. Evinden ayrılmayı reddeden DBP İl Yöneticisi Hurşit Külter ise ailesine mesaj yollayarak zorda olduğunu söylemiş ve helallik istemişti. Tanıklar Hurşit Külter’in gözaltına alındığını söylüyorlar ancak bölgedeki güvenlik güçleri gözaltına alınma olayını reddediyorlar. O  günden itibaren Hurşit Külter bulunamıyor ve bulunması için imza toplanmaya başlandı. İç işleri bakanlığının bu konuyu açıklığa kavuşturması isteniyor.

 ADNAN OKTAR: Ama şimdi tamam haklılar doğru da, polisin böyle bir uygulaması olsa yaygın olması lazım yani yahut derin devletin elemanlarının böyle bir şey yaptığını düşünsek yaygın olması lazım. İlk vaka, ben ilk defa duyuyorum böyle bir şeyi. Bu gerçekten kuşkulu. Polis böyle bir şey yapmaz zaten. Bir derin devlet yapılanması da görünmüyor şuan Türkiye’de, böyle bir icraat da görmedik. Yani bir gariplik var. Ya PKK kaçırmıştır veyahut şahıs bunalıma girmiş evden ayrılmış olabilir. İfadesi biraz onu çağrıştırıyor değil mi? 

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Bir daha oku bakayım ifadesini.

KARTAL GÖKTAN: Ailesine mesaj yollamış Hurşit Külter, zorda olduğunu söylemiş ve helallik istemiş.

ADNAN OKTAR: Şimdi bu biraz garip bir ifade. Yani gözaltına alınmış bir insan bunu söylemez. Beni adamlar  gözaltına aldılar kaçırdılar, nerede olduğumu bilmiyorum der, bir şey der onu söyleyebilen adam onu söylemesi gerekir. Ama yine de tabii süratle araştırma yapılsın. İç İşleri Bakanlığı mutlaka açıklama yapsın. Olay hemen aydınlığa kavuşturulmalı. Böyle şeylerde bekletmek olmaz, ne yapılıyor ne ediliyor. Çünkü bu artık kamuoyuna yansımış. Fitne olur aksi. Mutlaka makul bir açıklama gerekiyor bekliyoruz. 

Sorgak Tani; “ Oo Adnan Hoca da Rus açılımı yapmış o da özür kervanına katılmış” diyor. Kardeşim ben dediğim için zaten özür dilediler, yoksa özür dilemiyordu hükümet, öyle bir şey yoktu. Biz dediğimiz için oldu. Hiçbir şekilde hiç kimse özür dileyelim demedi benim dışımda. Varsa gösterin. Hiç kimse hiçbir şekilde demedi. Ben ikna ettim. Ayete, Kuran'a, adaba, örfe uygun hiçbir mahsuru yok dedim, mantığını da açıkladım, hayattan örnekler de verdim. Musevileri de ikna ettik biz burada. Siz de buradaydınız herkesin yanında konuştum. Sanhedrin başkanı, üyeler. Hükümetten insanlar da vardı. Konuştuk ve çok makul karşıladılar ve onlar da özür diledi. Özür dilemekte bir şey yok. 

EBRU ALTAN: Ondan önce kesinlikle özür dilememiz söz konusu değil diye açıklama yapıyorlardı. Sizin konuşmanızdan sonra ikna oldular. 

ADNAN OKTAR: Tabii. Hiçbir şekilde yaklaşmıyorlardı.

Ortadoğu’da  bir kalitesizlik hakim. Bu Türkiye'ye de sıçradı. Hükümet sanat ve kalite bakanlığını kursun. Kalite çok ön plana alınsın. Bak Avrupa'daki Türkiye'yi Avrupa Birliği’ne almayalım hırsının, kararlılığının nedeni kalite eksikliğidir. Din değil İslam değil, kalite eksikliğidir. Ne yapıp yapıp bunu elde edelim. Çünkü kalite eksikliğinde insanlar kaliteli insanların yanına gitmek istiyorlar. Ama vahim olan kendi kalitesizliğini oraya da bulaştırıp orayı da kalitesiz hale getiriyor. Bu sefer yine kaliteli bir yer arıyor orayı da gidip batırıyor orayı da kalitesiz hale getiriyor. Herkes için demiyorum bazı insanlar için bu bir felaket boyutunda. Halbuki insan hem kendi kaliteyi arayacak kaliteyi teşvik edecek, kaliteli olan yeri daha kaliteli hale getirmeye gayret etmesi lazım. 

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı CHP'li Aziz Kocaoğlu'nun  CHP genel başkan adayları arasında adı geçiyordu. Gazeteciler bu konuyu Kocaoğlu’na sorunca şöyle bir cevap aldılar; “Kişi kendini bilecek, samimi söylüyorum ben genel başkanlık yapacak adam değilim, genel başkanlık yapacak birikimim yok, böyle bir yaşım da yok. O nedenle biz belediye başkanlığı yapıyoruz” dedi. 

ADNAN OKTAR: Güzel mütevazı konuşmuş. Evet demek ki nezaketli bir insan, aklı başında bir insan. Aklı başında insan mütevazı olur. Büyüklük, hamaset nutukları olmaz.

İmanı zayıf insanlarla beraber olmak imanı köreltir. İmanı güçlü insanlarla sohbet etmek, onlarla beraber olmak daha güzel olur. Özellikle zayıfsa insan, İslam'ı yeni öğreniyorsa, imanı güçlü insanlarla birlikte olmasında çok büyük fayda var. Öbür türlü gerisin geriye doğru ayakları kayabilir Allah esirgesin, zayıflatabilir. Bazen de insan nefsi mugalata, boş söz, boş işlerden hoşlanabilir. Gaflete dağıtan, gaflete yatan insanlardan şefkatle uzak durmak lazım. Gaflet dağıtıyorsa olmaz. Ama kızgın bir öfkeyle değil, tabii kardeşlik bağları olur ama uzak durmak lazım, zarar verir çünkü. Mesela sinirleri zayıf bir insanın, sinirleri zayıf bir insanla beraber olması sinirleri zayıflatır. Sinirleri güçlü bir insanla dost olursa daha iyi olur dengelenebilir. Onun gibi. Bu kötülük anlamında değil, düşmanlık anlamında değil şifa anlamında. 

Hayvan sevgisinden tabii insanın içi coşar ama enfeksiyon kapabilirler. Sevgi olarak ben ifade ediyorum yoksa fiiliyatta sakın ha. Tüyü de özellikle çok tehlikeli olur çocuklar için ciğerine giderse. Bir de virüs ve bakteri yönünden de çok tehlikeli olur. Büyükler için de çok dikkatli olması lazım. İnsandaki bakteri de hayvan için çok tehlikeli olur. Ellerini temizleyip, yıkayıp ondan sonra hayvanı sevmek lazım. Çünkü el her yere dokunuyor. Hayvan banyo yapamıyor, oradaki mikrop veyahut bakteriler alışık olmadığı bakteriler, çok acayip etki yapabilir hayvanda.

Alp Türker; “Özgür basın bizde. Muhalif basın kapatıldığına göre mevcut olanlar tam özgür.” Niye canım? Mesela Gözcü Gazetesi muhalif, cayır, cayır yayın yapıyor. Muhalif gazete de kimler var? 

KARTAL GÖKTAN: Cumhuriyet Gazetesi.

ADNAN OKTAR: Cumhuriyet, Hürriyet, Milliyet cayır cayır yayın yapıyorlar. Bir şey olmaz. Ama tabii basına çok dikkatli olmak lazım, basın özgürlüğü çok önemli. 

"Hocam bugün televizyonda bir haber, ambulans bir yaralıyı hastaneye getirmiş. Yaralıların yakınları hastane önünde bekliyormuş. Kendi bekledikleri yaralı ambulanstan çıkmayınca, ambulansın üzerine saldırıp dövmeye kalkmışlar.” Çok müthiş bir vahşilik, müthiş bir görgüsüzlük, çok caydırıcı tedbirler alınması lazım. 

Özgür Gündem var, Sözcü var. Gözcü yok değil mi, Gözcü diye gazete yok? Evet. Karar gazetesi, o da mı muhalif? Yani muhalif basın olması lazım ama moral bozucu değil de tabii böyle samimi olması lazım basının. Sürekli karamsar, sürekli asap bozucu bir şey olmaması lazım. Yapıcı eleştirilerde fayda var. 

T24 sitesi varmış mesela muhalif, Birgün Gazetesi var muhalif. Yani muhalefet mutlaka olması lazım. Hem siyasi muhalefet olması lazım güçlü, muhalif basın da olması lazım. Ama bir gazeteci kültürü oluyor böyle sevgisiz, merhametsiz, şefkatsiz, böyle alttan alta laf sokan,  gereksiz sanki onun sözünden etkilenecekmiş gibi halk. Senin sadece sevgisizliğini ortaya çıkarır orada başka bir şey olmaz. Mesela birisi hakkında konuşuyor alttan alta böyle çirkin sözler ediyor. Halkın etkileneceğini zannediyor. O halkın zekası ile alay etmektir. Yani senin kafalamanla, senin oyunlarınla, taktiklerinle halk etkilenir mi? Şu laf mı yani? Samimi verdiğin bilgi önemlidir. Samimi verdiğin bilgi neyse doğrusunu verirsin ona inanılır ama kendi çirkin yorumlarının hiçbir önemi olmaz.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor, tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü