Harun Yahya

Sohbetler (10 Temmuz 2016; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz inşaAllah. Hoş geldiniz Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Siz de hoş geldiniz. Herkes hoş geldi.

Fikret Bey, neler anlatmak istiyorsunuz?

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Hakkari’de askeri aracın geçişi sırasında teröristler yola yerleştirilen patlayıcıyı infilak ettirdi. Beş askerimiz şehit oldu. Teröristler yine olay yerinden kaçtılar.

BÜLENT SEZGİN: Şehitlerimizin fotoğrafları vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım.

BÜLENT SEZGİN: Astsubay Çavuş Burak Erten, Astsubay Çavuş Kamil Yelmen, Er Osman Er, Er Yunus Yılmaz, Uzman Çavuş Mustafa Altınel.

ADNAN OKTAR: Ve kaçıyor adamlar da ve karakol bu. İnsaf başka bir şey demiyorum. İnanılır gibi değil mucize bu. Nasıl kaçar kardeşim? Bak illa bana bunu anlattıracaklar. Bu konuda bir fikri olan, düşüncesi olan yahut etkisi olan birisini çağıralım da konuşalım. Kaçma diye bir şey olmaz kardeşim. Böyle bir şey olmaz, bir anormallik var bu işte, bunu nasıl yapsak? Dilekçeyle gönderelim, yazı yazalım. Ya kardeşim kaçma diye bir şey olmaz, bu teknik bir konu nasıl kaçar? İnanılır gibi değil. Şehitlere Allah gani gani rahmet etsin, hepsi nur onların. Allah annelerine, babalarına uzun ömür versin, sabrı cemil versin. Çanakkale’de iki yüz bin kişiyi şehit vermiştik, burada da gerekirse dört yüz bin kişi şehit veririz ama bir milim vatan toprağını vermeyiz bunu unutacaklar. Bunu nasıl yapalım? Evet, bir yazıyla bildirelim o şekilde olabilir. Bu açıklanacak gibi değil, bu kadar teknoloji varken, bu kadar imkan varken, bu kadar insanımız varken adamlar elini kolunu sallayarak geliyor, elini kolunu sallayarak gidiyor. Adam geliyor ayağına kadar gelmiş adam nasıl kaçar? Ta burnunun dibine kadar geliyor insanların, bayağı yakın geliyor, gelecek oradan da kaçacak, bunu anlayabilene helal olsun. Her türlü silahımız var. Her türlü imkanımız var, her türlü teknoloji var anlamak mümkün değil. Hem de beş kişi birden bu nasıl oluyor? Biz kalekollar kurulsun demiştik, bir kere camlar kurşungeçirmez olacak, duvarlar da çelik ve betondan yapılacak, bir kere kurşun girmesi mümkün değil, bazuka mermisi de etki etmez, roket de etki etmez bu şekilde olması lazım. Ayrıca adamın kaçması konusu ayrı onu özel olarak anlatmam gerekiyor öyle bir şey olmaz. Kaçma değil mıhlanır orada kalır kardeşim öyle bir şey yok, hiçbir yere kaçamaz hepsi yakalanır. Hepsini tutuklar götürürsün olmaz öyle şey.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hakkari’de şehit olan Osman Er kardeşimiz Facebook hesabında “Yarın göreve gidiyorum bakalım yarın ne olacak? Tehlikeli yere gidiyorum” diye bir not düşmüş. Bir arkadaşı bu sözlere “Sana bir şey olmaz Osman” diye yazınca şehidimiz de “İnşaAllah Allah’ın emri” diyerek cevap vermiş.

ADNAN OKTAR: Canım kaderin dışında bir şey olmaz zaten. Ama sebebe sarılma vardır, burada sebebe sarılma yok. Karakol karakola benzemiyor, kurşun rahatça karakolun içine giriyor. Adi cam kullanılıyor olacak iş mi? Erler, subaylar son derece rahat olması lazım karakolun içerisinde, tamamı kalekol olması lazım.

Bir sevgi etiketi yapalım. “Sevgiyle aydınlanalım” diyelim.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Dün gece saatlerinde Van’da Jandarma Karakol Komutanlığına PKK saldırdı. Saldırı sonucunda bir asker ve bir korucunun şehit olduğu, biri ağır olmak üzere on asker ve beş korucunun ise yaralandığı bildirildi. Mardin’de de PKK ile çıkan çatışmada altı polis yaralandı, dört PKK’lı etkisiz hale getirildi.

ADNAN OKTAR: Ben söyleyecek laf bulamıyorum. Bunca teknoloji ve bunca imkana rağmen bu böyle oluyor öyle mi? Bize herhangi bir bölge göstersinler oraya ben PKK’nın hiçbir şekilde yaklaşamayacağı ortamı onlara göstereyim. Asla da kaçamazlar, öyle bir olay olmaz, inanılır gibi değil ben bunu anlamakta akıl almaz zorlanıyorum metafizik bir olay bu. Ya işin içinde bir acayiplik var. Bunca teknolojiyle mümkün mü? Dağı taşı cehenneme çevirirsin kardeşim nasıl kaçar? Allah Allah iki milyon mermi sıkarsın bu kadar basit. Kaçamaz öyle bir şey olmaz, dağın taşın her milimini kurşunla doldurursun, çembere alırsın hiçbir yere kaçamaz. Allah Allah. Parasıyla değil mi? İmkanıyla değil mi? Teknolojiyle değil mi? Bu nedir bu ya? Kötü bir şey söylemekten çekiniyorum ve çok kızdırıyor beni bu olay.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Mardin’in Armutlu ilçesindeki Cevizlik Jandarma Karakolu’na dün düzenlenen ve iki askerin ve bir vatandaşın şehit olduğu on iki askerin yaralandığı saldırıda kullanılan sekiz ton bomba yüklü kamyonun HDP’li Mazı Dağı Belediyesi’ne ait olduğu ortaya çıktı.

ADNAN OKTAR: Bak dedim ki, belediyelere halkın en tanımadığı adamları getiriyorsunuz AK Parti’ye söyledim ve bu bütün belediyeleri HDP’ye vereceksiniz dedim ve hakikaten hepsini HDP’ye götürüp verdiler adamları adeta. Hiç tanımıyor adam mesela İzmir’den adam götürüyor Mardin’e tanımaz bilmez kimse. Oranın eşrafından insanlar var, seyitler var, herkesin sevdiği insanlar var onu getirsene? Getirmediler. Arkasından da belediyelere akıl almaz yetki vereceğiz dediler. Adamlar adeta devlet gibi oldu, “ha pardon” dediler bu sefer “ya hakikaten her yere bomba yığmış bunlar.” Ya dedim ki, bak bunlar her yere bomba yığar dedim PKK, süreç müreç diye bir olay yok, bunlar daha da beter silahlanacaklar dedim, “yok” dediler “sen barışa mı karşısın ya?” dediler. “Sürece mi karşısın?” Kardeşim barışa karşı olan yok, süreçten kasıt adam nefeslenmek için yapıyor bunu. Bak onun sonucu oldu bu olaylar, bunda bir akıl tutulması var gibi görülüyor. Hayır mevcut durumda da çok rahat baş edilir. Bak dedim ki iki-üç dönem daha asker geçici olarak alınsın altı aylığına, on aylığına alınabilir ve askere çok kaliteli silah verelim dedim. Mesela bir karakol var şimdi adam etrafını sarmış kurşunluyor adamın bulunduğu yer belli değil mi? Oraya on mermi sıkacağına bir milyon mermi sıkarsın orada hiçbir şey kalmaz bu kadar basit ve kaçacak da hiçbir delik bulamaz adamar yani nefes aldırmazsın. Mesela İkinci Dünya Harbi’nde de var öyle çekilmiş resimler var; mermi barajı meydana getiriyorlar havada, bulut gibi hava yani bulut gibi görülüyor böyle mermiden geçemiyor uçaklar, mermi barajı yapıyorlar imkansız geçmek. Mermi barajı yaparsın geçemez adam bu kadar basit. Allah Allah bin bir türlü silah var, imkan var. Bir oyun oynanıyorsa bilelim? Bazı yerlerde. Bir şey mi var ben anlayamadım? Bir yerlerde akıl tutulması mı var? Birileri bunu kasten mi yapıyor? Yoksa hakikaten çaresizler mi? Ben bunu öğrenmek istiyorum. Burada bir sır var, garip bir sır var ben bunu çözmek durumundayım.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adana’da bir polis karakoluna bırakılan Cemile annemiz çocuklarının kendisine bakmadığını, kendisini sevmediklerini söyleyerek kalacak bir yer ve yardım talep etmişti. Bizim arkadaşlarımız Haber Türk’ü aradılar yetkililere Cemile annenin ne olduğunu sordular. “Üç günlüğüne torunu sahip çıktı sonrasını bilmiyoruz” cevabı verdiler.      

ADNAN OKTAR: Olmaz o zaman biz her yeri ayağa kaldıralım. Böyle bir olay olmaz. Üç günlüğüne, bir haftalığına bir de bütün bu torunu, tosunu falan kimse bunları da bir görelim, resimlerini de bulun bunlarla konuşalım, röportaj yapalım yani neden bakmıyorlar bu hanımefendiler, bu beyler sebebini bir öğrenelim. Bizi aciz mi göstermek istiyorlar? Ne yapmak istiyor ben anlayamadım? Biz aciz falan değiliz, bayağı bir şekle şemaile sokarız ortalığı, öyle bir konu olmaz kanunla hukukla gereğini yaparız. Bir oyun oynanıyorsa bir yerlerde bunu bilmek istiyoruz. Yahut bir acizlik varsa bunu da öğrenmek istiyoruz. Bilgisizlik varsa bunu da öğrenmek istiyoruz. Becerisizlik varsa bunu da öğrenmek istiyoruz. Tıkanan bir nokta varsa bunu da öğrenmek istiyoruz. Bunun sırrını öğrenmek istiyoruz nedir bu olay?

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Diyarbakır’ın Bağlar ilçesinde bir kişi polise atmak üzere hazırladığı el yapımı patlayıcının elinde infilak etmesi sonucu yaralandı. Teröriste ilk müdahaleyi yine polisler yaptı ve kopan parmaklarının tespit çalışmalarını da polisler yapıp sağlık ekiplerine ulaştırdı.

ADNAN OKTAR: Evet.

Bu annenin de çoluğunu çocuğunu hepsini bir tespit edin, hepsiyle röportaj yapalım, konuşalım, internete de koyalım röportajları ama mutlaka bulun. Neden bakmıyorlar? Nedir sorun nedir? Nasıl çözüm düşünüyorlar? Birde anneye yönelik de çalışma yapalım, onun rahatını sağlayalım. İlgili birimlerle görüşelim resmi kurumlar neyse hepsine dilekçe verelim biz takip edelim, hukuki yönden de takip edelim. Çünkü bizim müdahil olma hakkımız yok, şimdi alıp getirsek o suç olur, onu da halledecek bir şeye bakalım tamam mı? Bütün torunu, tosunu kim varsa hepsini de bir inceleyelim, röportaj yapalım konuşalım, bir sorun var herhalde onu anlamaya çalışalım.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu “Geçen yıl Rus uçağını düşüren Türk pilotun öldürüleceğini ileri sürerek o pilotun canı devletin namusudur” dedi. “Pilotumuzla ilgili bir şeyler oluyor, uyarmak görevimiz. Eğer F16 pilotumuzun başına bir şey gelirse bunu Rus istihbarat servisine bağlarız. Ama günün birinde milletçe pilotumuzun kimliğini kim açık etti diye de sorarız” dedi.         

ADNAN OKTAR: Pilot Rus istihbaratı; öyle bir şey varsa tabii çok güçlü koruma versinler. Yer değişikliği yapılabilir, her şey isim değişikliği yapılabilir. Bir insanı korumak o kadar mı güç? Ama doğru öyle bir risk varsa o riskin üstüne gitmesi doğru.  

Evet diliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Varşova’daki NATO zirvesine Merkel, Sayın Erdoğan’dan Alman milletvekillerinin İncirlik Üssü’nü ziyaretine Türkiye’nin izin vermesini talep etti. Ancak Sayın Erdoğan, Merkel’in “Meclisin Ermeni soykırımı kararı hükümetin tavrı değildir” diye kamuoyunu açıklama yapmasını istedi ve ancak bu şartla İncirlik Üssü için izin verebileceklerini söyledi.

ADNAN OKTAR: İyi güzel ama pek dinlemezler onu, o tarz yöntemlerle netice alamayız. Onu yapacaklarına Ermenistan’la sınırımızı açsınlar, vizeyi pasaportu kaldırsınlar, bağrımıza basalım kardeşlerimizi konu kökünden hallolsun. O yöntemlerle bir yere varılmaz. Tam bir politika bu ama çok zayıf bir politika bu, bundan hiçbir şey çıkmaz. Adam oraya gelemediğini gördüğünde daha hırçınlaşır, sana daha ters bir tavır alır, seni kilitleyecek yeni önlemler alır, sen onu kilitleyecek önlem alırsın sonra aran tamamen açılır. Rusya’yla da olmuştu, o diğer ülkelerle de olmuştu yani bu şekilde köşeye sıkıştırma politikalarıyla bir yere varılmaz, bu bizim yapacağımız bir sitil değil. Böyle bir dış politika yöntemi olmaz. Başarısız olur bu yöntemler.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Amerika’da zenci protestoları beyazların da silahlanmasına ve ülkenin iyice karışmasına neden oldu. Ülkenin yaşadığı gerilimin ardından Kim Kardashian internet sitesinde uzun bir açıklama yaparak siyahilerin beyaz polislerce öldürülmesi olaylarını kınadı ve “Çocuğuma beyaz polislerden korkması gerektiğini öğretmek istemiyorum” ifadesini kullandı. Beyonce ise sosyal medya hesaplarından paylaştığı mesajda “Bu Amerika beni üzüyor, hayal kırıklığına uğratıyor” dedi.

ADNAN OKTAR: İyi olmuş söylemesi çünkü sanatçıların susması değil konuşması zamanı, sevilen, bilinen insanların işte STK’lar falan kim varsa herkesin fikrini söylemesinde fayda var.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İktidara yakınlığıyla bilinen Türkiye Gazetesi, PKK’nın üst düzey yöneticisi Bahoz Erdal kod adlı Fehman Hüseyin’in Milli İstihbarat Teşkilatı’nın ilk yurt dışı operasyonuyla öldürüldüğünü iddia etti.

ADNAN OKTAR: Kardeşim bunlar çözüm değil. Öcalan’ı da asalım falan diyorlardı. Asarsın farz edelim ki olmaz yani olmaması gereken bir şey, yirmi tane daha Öcalan çıkar onlar çözüm değil. Fikren, düşünceyle, imanla, Kuran hakikatlerinden netice alınabilir. Darwinist, materyalist eğitim devam ettiği müddetçe bu bela da devam eder ben söyleyeyim. Bak söyledim uğursuzluk getirir Allah’ın zoruna gider bu dedim, Allah inkar ediliyor Darwinizm’de bu felaket.     

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cengiz Çandar gibi bazı gazeteciler Bahoz Erdal’ı öldürdüğü iddialı edilen Tel Hamis Tugayları adlı örgütü ilk defa duyduklarını ve Erdal’ın öldürüldüğü ile ilgili haberleri çok inandırıcı bulmadıklarını söylediler. Cengiz Çandar daha önce böyle bir örgüt duymadığı söyledi. Fehim Taştekin ise “Bahoz Erdal Suriye’de değil; Kandil’de. Böyle bir örgütü ise ilk defa duyuyorum. Ayrıca komutanların ağzından aktarılmış sözler de bana biraz sorunlu geldi. Bir Suriyeli işgalci PKK güçleri Türk halkına müjde gibi ifadeler kullanmaz” dedi.

ADNAN OKTAR: Tamam. Peki, o zaman Bahoz Erdal madem Kandil’de internetten herhangi bir resmini yayınlar. Derki “Ben yaşıyorum” der. Adamdan çıt çıkmıyor. Betonun altında mı? Nerede yani? Bunda bir gariplik var. Onu hiç gündeme getirmiyor. Onun adına avukatı gibi niye açıklama yapıyor? Onu yapacak olan o Erdal çıkar, “arkadaş ben buradayım” der. Konu biter. İnternette herhangi bir kısa bir yarım dakikalık konuşma bile yeterli olur. Yani böyle çürük mantıklarla açıklama yapmak olmaz. Böyle bir örgüt geçici olarak kurulmuş da olabilir. Birisi kurmuştur. Yani adamı da öldürmüş de olabilirler. Müjde de verebilir. Yani bunlar çok kendince öyle bir mantık geliştirebilir adam. Yani konuşma bozukluğunun niye üstünde duruyor? Olayın olması önemli. Ama adamın öldüğü belli. Yok adam, aylardan beri çıt yok adam hakkında. Ama bundan bir şey çıkmaz. Yani yetmiş tane Bahoz çıkmıştır onun yerine. Yani öyle bir konu olmaz. Zaten görüyorsunuz Güneydoğu’daki gelişmeleri.

Özel Harekâtçılarımız, Jandarma Özel Harekât falan çok yetenekliler, maşaAllah. Onlara daha geniş imkân verilmiş olsa konu biter. Elli kere söyledim. “Özel Harekât okulları sayısı artırılsın” dedim. Çok ağırdan aldılar. “Kapatılan okullar açılsın” dedim. “Çok fazla Özel Harekâtçı yetiştirilsin” dedim. Ayrıca birçok tavsiyede de bulundum. Zor bela kabul ettirebildim yani bir kısmını. Ve en az yüz kere söylemişimdir. Mesela kalekolların artık ben şeklini, şemailini bile gazetede yayınlatmıştım. “Kalekol nasıl olması gerekir” diye planını bile gösterdim. Daha hala sallanıyor bu konular.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Emniyet Genel Müdürlüğü’nün mayıs ayı sonunda PKK’nın füze ile kobra tipi helikopterleri düşürme olasılığına ilişkin ilgili birimleri uyardığı ortaya çıktı. Emniyetin bilgi notlarında 13 Mayıs’ta Çukurca’da düşürülen helikopter anımsatıldı. PKK’nın elinde elli adet füze bulunduğu uyarısı yapıldı. Sansasyonel eylemler olabileceği belirtildi. Uyarılan iller arasında Giresun’un da olduğu söylendi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim, söyledim yani, dediler ki; “hava pusluydu” Baktık, hiçbir şey yok. Hava cıncık gibi. Helikopterin aklı gidiyor. Allahüâlem onun elektronik donanımına uzaktan müdahale edilmiş. Yani öyle bir teknoloji de olduğu anlaşılıyor. Bunun da araştırılması lazım. Arkadan da kuyruk hizasından vuruluyor uygun pozisyona getirildikten sonra. Yani kendi istedikleri noktaya doğru götürüyorlar helikopteri. O noktaya gelince de kuyruğundan vuruyorlar. Alev çıkıyor görülüyor yani. Bunun hemen açıklığa kavuşturulması lazım. Haber bekliyoruz.

KARTAL GÖKTAN: 2011 yılında Sudan’dan ayrılarak bağımsızlığını iddia eden Güney Sudan’ın başkenti Cuba’da hükümet güçleri ve isyancılar arasındaki çatışmalarda en az iki yüz yetmiş iki kişi hayatını kaybetti.

ADNAN OKTAR: Rezalet. Sevgiyle, dostlukla hallolacağına, kurşunla hallediyorlar. Kurşunun bir kere tamamen kaldırılması lazım dünyadan. Silah, kurşun, mermi, insanları öldüren her şeyin kaldırılması lazım bir an önce. Fikirle konuşarak ikna edersin. İkna oluyorlarsa olur, olmuyorsa olmaz. Ama kurşun olmaz. Mesela PKK, konuşursun, anlatırsın. Darwinizm’in geçersizliğini anlatırsın, materyalizmin geçersizliğini anlatırsın, konu biter. Güneydoğu eskiden İslam’ın kalesiydi adeta. Şu an komünizmin kalesi. Neden? Fikir çalışması yapılıyor. Kitap okutuyorlar. Konuşma yapılıyor, ders veriyorlar. Sohbet ediyorlar. Broşür dağıtıyorlar. Gece-gündüz okuyor adamlar. Sen ne yapacaksın buna karşı? Anlatılanların doğru olmadığını bilimsel olarak anlatacaksın. Darwinizm’in yanlış olduğunu, materyalizmin yanlış olduğunu anlatacaksın.

Karakolların çevresi geçiş yolları var PKK’nın mevzileneceği yerler falan oralara toprağın altına, yer altına, mesela yerin beş metre altına yüzer kilo C4 yerleştirirsin, yüzer kilo bütün karakolun içerisi, bütün saldırılacak her mevziiye. Bunun kabloları karakola bağlı olur. Gelsin PKK da göreyim. Cehenneme çevirirsin ortalığı. Düğmeye bastın mı her yer havaya uçar. Onu bilen de it gibi korkup gelmeyecektir. En basitinden bir teknik yani en basitinden. Yani sırf bu yapılsa iş biter. Geçeceği yollar, mevzi tutacağı her yer. Yerin beş metre altına elli kilo, yüz kilo C4 yerleştirirsin. “Buyurun” dersin, “gelin.” Hiçbir yere gelemez, köpek gibi kaçarlar. Bütün kablolar karakolda olur bir düzenek üstünde. Mesela A bölgesi, B bölgesi hepsi görülür. Mesela A bölgesinde toplandılarsa adamları uyarırsın. “Havaya uçacaksın, kaçın” dersin; bu kadar basit. En basitinden bak. Yüzlerce yol var. En basitini söylüyorum. Yani bu nasıl bilinmez ben anlamıyorum. Herhangi bir yere uygulaması bunun yapılsın. Adamlar yani sağından, solundan geçemez oranın. Karakolda kumanda odası olacak. Bitti. Kurşungeçirmez camlarla karakol korunacak yani çelik, beton karışımı. Ucundan, kenarından geçemezler. Birkaç tane de örnek gösterirsin. Uygulama gösterirsin. Filmde de gösterirsin. Mesela geçiş yolu “tatbikat olarak şu an PKK 21C nolu noktaya geldi.” Tak düğmeye basarsın, cehenneme çevirirsin. “Bu tip bir şey yapacağız” dersin, “gelirseniz.” Gelemez. Yani ben illa bu detaylara mı gireyim?

Tevrat, Yaratılış, 50/21, “Hz. Yusuf insanların kalbine hitap edecek güzel sözlerle kalpleri yatıştırırdı.” Tevrat’ta. “Yusuf yüreklerine dokunacak güzel sözlerle onlara güven verdi” diyor.

Hz. Musa (a.s)’ın kız kardeşi de çok mükemmel dans ediyor. Mısır’dan Çıkış 15/20-21. “Hz. Musa’nın kız kardeşi tüm İsrailoğulları’nın önünde zilli tef ile dans ediyordu” diyor. Mısır’dan Çıkış, 15/20-21. “Harun’un kız kardeşi Miryam tefini eline aldı. Bütün kadınlar teflerle oynayarak onu izlediler. Miryam onlara şu ezgiyi söyledi: “Ezgiler sunun Rabb’e. Çünkü yüceldikçe yüceldi.” Gerçek İslam’da oyun da vardır, eğlence de vardır, güzellik vardır. Bunlar da bozulmamış, doğru Tevrat hükümleri.

Bomba PKK’nın silahı olmasın. Bomba bizim silahımız olsun. C4 PKK’nın silahı olmasın, bizim olsun. Her yeri donatsınlar. Bütün geçit yollarını, karakolların çevresini, her yeri yüzlerce kilo C4’le donatsınlar. Sıkıysa gelsinler. Yani bu özelde söylenir ama ben mecburum şimdi oturup acil olduğu için özelde söylemek de güzel olur belki ama. Bak, yüzlerce tedbirden sadece sıradan bir tedbir bu. PKK havaya uçuruyor arabaları, şunu, bunu. Kardeşim, sen ona karşı kullansana. O sana niye kullanıyor? Asıl sende var C4. Hası bizde, yani en alası bizde, tonlarca. Yüzlerce, binlerce ton C4 var Türkiye’de. Donat bütün yer altını, bütün geçiş yollarını her yerini donat. Uzaktan kumandanın da alası sende olur. Kur kumanda tablosunu, oradan piyano çalar gibi çalarsın. Sıkıysa gelsinler. Her yerleri üç buçuk atar yani. Gayet kolay. Ellerine veriyorlar askerlerin tüfekleri, çocuklar atıyor 6 yüz metre falan gidiyor. Adamların elinde 1500 metre menzilli. Yağmur gibi kurşun yağdırıyor buradaki tüfekler, tak tak, tane tane. Daha önce de gösterdim o silahları. Dakikada mesela 6 bin mermi, yağmur gibi yağdırırsın. Bulut gibi olur bulut. Sıkıysa geçsin. Geçemez. Bir anormallik var, bir gariplik var benim anlayamadığım. Ama bu eninde sonunda düzelecek bunu söyleyeyim. Kimse sevinmesin. Yani PKK boşa sevinmesin. Eninde sonunda düzelecek.  PKK’ya bir müzik dinleteyim de içleri biraz korkuyla dolsun.

Evet, ne demek istediğimi anlamışlardır. Bir kere PKK saldırısı olduğunda ortalığı böyle şenlik alanına çevireceksin. Karakolun çevresi gündüz gibi aydınlanması lazım. Hallaç pamuğu gibi atacaksın. Yani yeri göğü cehenneme çevirmeleri lazım. Bir daha adam gelemez. Mesela aslanın, kaplanın yanına yaklaşabiliyor mu vaşak, çakal, kurt falan? Paramparça ediyor yani. Senin onu paramparça edeceğini bilirse gelemez. Ama tüfekle tak tak, o adam da gelir o zaman. Karakola saldırı ne demek? O bölgenin cehenneme çevrilmesi lazım öyle bir şeyde. Haritadan silersin ortalığı, coğrafyayı değiştirirsin. Dağı taşı dümdüz edersin. Öyle bir şey olmaz. Askere saldırılması ne demek? Bir askerin vurulması demek, yerin göğün cehenneme çevrilmesini gerektirir. Çok büyük bir olaydır. Buna bizi kimse alıştırmaya kalkmasın. Biz alışmayız buna. Tayyip Hocam gereğini yapacaktır, istirham ediyorum. Genelkurmay da gereğini yapacaktır, istirham ediyorum. Yer altına mebzul miktarda patlayıcı yerleştirsinler. Ve gösterilsin ne yapacağımız da. Yani istirham ediyorum.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Milli Eğitim Bakanlığı müfredatı değiştirmeye hazırlanıyor Adnan Bey. Bu değişikliğe göre 2016-2017 eğitim öğretim yılında okutulacak ders kitapları toplumsal değerlere aykırı ifade ve görsellerden ayıklanacak. Ancak bu kapsama nelerin girdiği henüz tam olarak açıklanmadı.

ADNAN OKTAR: Toplumsal değer… Göreceğiz, inşaAllah Darwinizm-materyalizmdir. Çünkü Allah inkar ediliyor. Din inkar ediliyor. İslam inkar ediliyor. Yaratılış inkar ediliyor. İmana Kuran'a ait ne varsa hepsi inkar ediliyor. Darwinizm'in anlamı bu. İnşaAllah bu konuda düzelme olur. Umut ederiz.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Amerika'nın istikrar ve güvenliğin devam etmesi için Kürdistan bölgesi başkanı Mesut Barzani'nin görevinde kalmasından yana olduğunu belirtti.

ADNAN OKTAR: Mesut Barzani’nin görevinde kalmasını hepimiz istiyoruz. Allah ona sağlık versin.

Sevgi çok hayati bir ihtiyaçtır. Hayatın en önemli yönüdür. Sevgiyi dünyadan kaldırmak için deccal bütün gücünü kullanıyor. Biz de onun oyununu bozacağız, inşaAllah.

Mesela Tevrat'ta Hz. İbrahim (a.s.)'ın misafirperverliği alelade bir olay gibi anlatılıyor. İşte misafirler geldi, yemek verdi, yedirdi. Öyle değil. Bir kere bak nezakete bak güzelliğe bak. Gelir gelmez hemen ayaklarınızı yıkayın, ellerinizi yıkayın. Oturun bir dinlenin diyor. Bak şu güzelliğe bak. Bir kere temizlik var. Ve güler yüzle karşılıyor, sevgiyle karşılıyor. İki; hiç onlara “Aç mısınız?” demeden doğrudan yemek hazırlatıyor. İslam ahlakının gereğidir bu. Misafire diyorlar ki; “Yemek hazırlıyayım mı, sana?” Dalga mı geçiyorsun sen, misafire öyle denir mi?  Adam nasıl desin evet istiyorum? Der mi? Sen hazır getirirsin o yer veya yemez. Getirip önüne koyarsın, nezaketi budur. Hz. İbrahim (a.s.) güzel böyle buzağıyı kestiriyor. Nar gibi kızarttırıyor. Yağlı yoğurt güzel, süt karışık her türlü yiyecekten bir de öyle bol miktarda az az da değil, bol bol. Sofrayı da kuruyor. Çok güzel sözle hitap ediyor “Buyurun yemez misiniz?” diyor. Nezakete, kibarlığa bak. Hiç tanımadığı bilmediği insanlar. Bin bir türlü güzellik içinde Tevrat bu detaylara girmiyor. Kuran'da var ama Kuran'da bu detaylar var. Nezaket, efendilik, kibarlık Hz. İbrahim (a.s)'ın en güzel özelliklerindendir. Halimdi diyor Allah, halim. Hiç sinirlenmez bayağı güzel huylu. Ve hep gönlü Allah’la, hep Allah’la. Bu niye aksilik oldu şu oldu böyle oldu,  yok değil. Ayağının ipi kaybolsa Allah'tan istiyor. Hz. İbrahim (a.s.)' ın sünnetidir. Ne olursa olsun, mesela ceketini bulamadı mı; “Ya Rabbi bana buldur” diyor. Hep Allah ile bağlantılı. Resullullah (s.a.v.) de öyle, tam İbrahimidir Resullullah (s.a.v.). Ayette diyor, “onun Hanif dinine uyuyor” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Hz. İbrahim (a.s)’ın Hanif dini temiz. Resulullah (s.a.v.) de diyor, “Ayakkabınızın bağı kaybolsa Allah'tan isteyin” diyor. “Nereye gitti benim ayakkabının bağı? Hangi aksi adam bunu kaldırdı?” falan öyle demiyor. Çünkü oraya birisi kaldırdıysa Allah kaldırır onu, Allah saklar. Kaldırırsa demeyeyim de Allah af etsin yanlış anlaşılmasın. Türkçe’nin özelliği olduğu için öyle söyledim. Ayakkabının bağını başka birisi kaldırdı. Kim kaldırdı? Allah kaldırdı. Nasıl kızıyorlar? “Kim kaldırdı acaba? Nereye koydular? Hangi cehenneme attınız?” falan. Allah kaldırır. Mesela dişi ağrıyor. Allah ağrıtır. Diş ağrıması mucizedir. Hemen alırım bir ilaç geçer diyor. Yok. Ya Rabbi bu ilacı vesile et diyeceksin. İnşaAllah. 

Çok şeker Hz. İbrahim, “Biz yemek yemeyiz” denilince müthiş korkuyor. Yani alışılmamış bir şey, garip yani. İnsan olmadıklarını anlıyor, çok korkuyor. Çünkü biz insana alışığız. Öyle bir şey olunca çok ürküyor. Biz meleğiz demiyorlar, biz yemek yemeyiz diyorlar. Detaya girmiyorlar. Bu sefer de onlarla tartışmaya giriyor, çok şeker. "Orada Lut var” diyor, “Onlar ne olacak?" diyor. Bizlerle tartışmaya girdi diyor Allah. "Sen kafanı takma. Bizim onların hepsinden haberimiz var, biliyoruz. Gereken tedbiri de alacağız. İçin rahat olsun" diyor. Mesela bak beğenmiş Allah onu. Çünkü şey de söylemiyor Allah onu, onun şekerliği olarak söylüyor. Bizimle tartışmalara giriyordu diyor. 

BEYZA BAYRAKTAR: Bir başka ayette de "Çok yumuşak huyluydu." diyor.

ADNAN OKTAR: Evet. Bak diyor ki, Misafirlere sezdirmeden ailesine gidip, çok geçmedi bak süratle semiz buzağıyla geri geldi. Misafire sezdirilmez, ya hadi hazırlık yapalım hanım falan yapıyorlar ya böyle işte yemek hazırlayalım hadi, misafir ne der? Aman sakın yapmayın falan der. Hiç demiyor bak sezdirmeden bu bir adap, bir ahlak, bir güzellik. Nezaketi görüyor musun? Hiç şamata yapmıyor, sezdirmiyor. “Ve suretle” diyor ayette. Mesela misafir bekliyor da bekliyor, bekliyor da bekliyor öyle bir olay yok. Yıldırım hızıyla yapıyor. Nereye baksan nezaket, nereye baksan bir güzellik. Bunun üzerine “içine bir tür korku düştü” diyor nezaketen söylüyorlar tefsirde direkt korktu tefsirde geçiyor ayette. Bir tür olur mu? Korku işte korkmuş. Belli ki insan değil inşaAllah. İnsan olmayan birisine insan kalkınca ne yapar? Biz insanız bu takat çok zor ona takat getirmek. Bir anda değişik şekle giriyor çünkü. Bir anda kanatlanıyor. Bir anda yok oluyor mesela duvardan geçiyor ürker tabii. “Derken onlara yaklaştırıp” bak yemeği alıp yaklaştırıyor oraya koyup hani gidip yiyin demiyor, alıp yemeği yakınına getiriyor, “yemez misiniz?” Diyor. Buyurun diyor bak onlar yemeyince “Yemez misiniz? Buyurun yiyin” diyor. Bak “Haklarında bilgim olmayan bir yabancı topluluk” diyor. Bilmiyorsun ama bak ne kadar sevgi dolu hüsn-ü zan. Bazıları vardır ya işte ben zamanla severim, öyle yapmıyor direkt seviyor, direkt saygı duyuyor anormallik yaparsa saygı, sevgi geri alırsın. Doğrudan seversin önce değil mi zamanla sevme ne demek?

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Amerika’da yapılan bir ankete göre polis şiddetine beyazlardan daha çok maruz kaldığına inanan siyahların yüzde elli dördü silah edinerek kendilerini daha iyi koruyacaklarını inanıyorlar. Bu oranın geçen sene yüzde yirmi dokuz civarında olduğu biliniyor.

ADNAN OKTAR: Canım silahlansın da millete sıkmasın. Silahta bir şey yok adam silah bulundurabilir. Ama densizlik yapmaya gerek yok. Vahşiliğe gerek yok. Amerika’da yüz yıl öncesinin bu vahşi batı ruhu, o kovboy ruhu devam ediyor. Şuan Amerikan polisinin yaptığı yüz yıl önceki kovboy ruhu, kovboy geleneği hani var ya diyor “benim katırıma yamuk yapmışsınız” diyor. “Üzmüşsünüz katırımı” diyor. “Katırımdan özür dileyin” diyor. Vay sen misin özür dilemeyen, bir anda ortalığı cehenneme çeviriyor. Onun tarzında şuan, Amerikan polisinin sitili o.

Sırf Anadolu’ya mahsus bir kültür bu, bunun özel bir felsefesi var tarif edemezsin. Dünyanın hiçbir yerinde yok böyle bir felsefe. Yüzlerce ayrı güzellik felsefesi var, mana felsefesi var tarif edebilirsen et, şahanedir Anadolu. Milletimiz şahanedir.

Hz. Musa (a.s)’ın tatlılığına bak? Tevrat’ta geçiyor Mısır’dan Çıkış 4/11. “Peki” diyor Allah’a, “Mısır’a gidince bana “Sen Rabbi görmedin” derlerse ne diyeyim Ya Rabbi?” Diyor. Tatlılığa bak? Dünya şekeri, balı maşaAllah.

Unesco’da mesela İsrail aleyhine bir oylama yapılacak. Türkiye ret oyu verse bu İsrail’in lehine olur ve İsrail’in Türkiye’ye karşı sevgisi ve desteği de çok artar. Uluslararası toplantılarda bu Ermeni soykırımı olaylarında, şunda bunda falan her yerde dünya çapında ağırlığını koyar. Tabii bunlar karşılıklı yapılmaz ama çok iyi olur. Çünkü mantıklı bir şey istemiyor Unesco. Tapınak Tepesi’nin ağlama duvarı dahil Yahudilerin tarihiyle hiçbir ilişki olmadığına dair bir rapor. Nasıl ilişkisi olmaz? Hz. Süleyman (a.s)’ın mescidi. Onların kendi atası Hz. Süleyman(a.s) onun soyundan geliyor, nasıl bağlantısı yok? Hz. İbrahim (a.s)’ın soyundan geliyorlar, Hz. Musa (a.s)’ın soyundan geliyorlar, olur mu öyle şey? Türkiye’nin burada ret oyu vermesi lazım buna. Mesela bunun mantığı yok. Adaletli bir şey değil bu. Bağlantısı yok, yalan bu. Doğru değil, bağlantısı var.  Türkiye net olarak ret oyu versin. Şunun mantığı var mı? Ağlama duvarı, kim yaptı? Hz. Süleyman (a.s) yaptı. Sen ne diyorsun? Musevi tarihiyle alakası yok diyorsun. Yani insaf, insaf artık. Bütün cümle alem biliyor ki Hz. Süleyman (a.s)’ın yaptığı mescit. Hz. Süleyman (a.s)’la Musevilerin alakası yok dersen, bu da bir anormal bir şey olur, çünkü ataları. Sadece Müslümanların kutsal bölgesi, doğru. Onlar da Müslüman olduğuna göre eski Müslüman olduklarına göre onların da hakkı. Niye oraya gelmesinler? Benim senin diye bir şey yok ki. Museviler de gelsin, Hristiyanlar da gelsin dua etsinler, ibadet etsinler. Bunun aksini düşünmenin bir mantığı yok. Niye buraya geldin denir mi? Türk delegeler çok uyanık olsunlar, Birleşmiş Milletler’de de. Yani dikkatleri çok açık olsun. Haksız, adaletsiz bir şeyde tavırlarını koysunlar. Tabii ki tamam orası Müslümanların kontrolüne verildi, o Tapınak Tepesi’nin olduğu bölge. Yani Ürdün’ün kontrolünde, Müslümanların kontrolünde, tamam. Ama sen ne diyorsun? Musevilerin tarihiyle alakası yoktur diyorsun. Şimdi bu olmadı, bu yalan. Kimsenin kabul etmeyeceği bir yalan bu. Böyle bir şey olmaz. Burada Türkiye tavır koysun. Museviler de istediği gibi gelsin ibadet etsinler orada ayrıca. Yani ne mahzuru var?

Bak, şekerliğe bak. “Peki, Mısır’a gidince bana sen Rabbi görmedin derlerse ne diyeyim?” Diye soruyor Allah’a. Musa diyor ki; “Ya bana inanmazlarsa?” Diyor Allah cevap verince. Bak konuşmanın şekerliğine bak. “Sözümü dinlemez, Rab sana görünmedi derlerse ne diyeyim?” diyor. Daha hala, olmayacağı belli. Allah diyor ki en sonda “Ben bir dağa tecelli edeyim, dayanabiliyorsan görürsün” diyor. Dağa tecelli edince bu sefer bayılıyor. Aman Ya Rabbi diyor. Bu sefer de Moşiyah’a da kafasını şey yapmış çok şeker. “Peki, Moşiyah görebiliyor mu seni?” Diyor. Tatlılığa bak, şekerliğe bak. Soruyor, “o görebiliyor mu?” diyor. Bir türlü vazgeçmiyor, illa görecek. Halbuki görmesi mümkün değil Allah’ın zatını. Yani biz cihetliyiz, maddeyiz ve zamanlıyız. Allah cihetsiz, madde değil yani cisim değil ve zamansız. Nasıl göreceksin? İmkansız görmesi yani sonsuza kadar göremez. Ama tecellisini görür, tecelli olur. Mesela genç bir delikanlı yüzü şeklinde olarak tecelli ediyor. Bu olur. Ama onda nefesleri kesiliyor. Yani en şiddetli zevk aldıkları tecelli bu. Yani Cenab-ı Allah zaman zaman öyle görünüyor. Müminlerin nefesi kesiliyor böyle, çok şiddetli etkileniyorlar. Selam verdin mi, Allah selamı alıyor. Ama tecelli. Ama sorduğunda mesela Ben Allah’ım diyor. Ama genç delikanlı görünümünde, çok güzel bir yüz şeklinde tecelli ediyor. Ama öyle o gerçek zatını imkansız yani mümkün değil. Sonsuza kadar mümkün değil.  Çünkü Allah’ın zatını ancak Kendisi biliyor. Hiç kimse bilemez. Haşa Allah olmak lazım Allah’ı bilmek için, olmayacağına göre bilemez. Ama ısrarı çok şeker. Bak kaç türlü açıklama getiriyor. Bir türlü vazgeçmiyor. En sonunda dağda bayılınca orada tamam, orada vazgeçiyor artık. Ama bu sefer de kafasını takmış Moşiyah’a, “Peki o görecek mi?” Diyor. Tatlılığa bak sen.

Kardeşim olmaz yani Türkiye tarihiyle alakası zaten yok da. Türkiye tarihini ilgilendiren bir konu olarak değil, Müslümanların tarihini ilgilendiren bir konu bu. Türkiye tarihiyle alakası yok. Hepimiz İbrahim (a.s)’ın evlatlarıyız. Dolayısıyla orası bütün Müslümanlarındır. Ve Museviler de eski Müslümanlar olduğuna göre eski tarihlerde onlara ait belli yani. Ve İbrahim (a.s)’in evlatları olarak bize ait. Hristiyanlara, herkese aittir. Yani benim senin diye çekişilecek bir şey yok. Ama iyi bakılması lazım. İyi korunup kollanması gerekiyor. Musevilerin oraya sokulmaması diye bir konu olmaz. Onun bir mantığı yok. Aslında mescidin yapılması gerekiyor. İşte onun için Moşiyah’ın zuhuru gerekiyor. Moşiyah olmadan da mümkün değil. Mesela bazı Museviler de geçiştirmeye çalışıyorlar. Diyorlar; “Bizim orada ufak bir sunak olsa bize yeter.” Kardeşim yapma Allah o zaman ayağına dolandırır. Öyle bir şeyden bahsetmiyor Tevrat. Bir şey yapıyorsan hakkıyla yap, güzelce yap. Nasıl olacak? Mescidi kuracaksın aynısıyla. Müslüman da ibadet edecek, Musevi de, Hristiyan da ibadet edecek. Orada boş arsa, çok geniş arsa var. Genişçe oraya yapılır. Yani bu konuda bir girişim şuan mümkün değil. Çünkü ancak Mesih’in, Moşiyah’ın yapabileceği bir güzellik o. Mesih yani mesh edilmiş. Başı şöyle okşanması mesh edilmiş oluyor. Ama tabii asıl zeytinyağı sürülecek başına Moşiyah’ın, Mesih’in. O İsrail’de yetişen zeytin ağaçlarından elde edilmiş zeytinyağı, özel kokulu zeytinyağı. Eline sürüyor sonra başına sürüyor. Oradan geliyor onun ismi Mesih ismi. İsa Mesih’in de öyle onun da saçları pırıl pırıl parlıyor. Onun da başına zeytinyağı sürüldü. İki Mesih var; biri Mehdi (a.s), biri Hz. İsa Mesih. Biri Davutoğlu, biri Yusufoğlu Tevrat’ta öyle geçiyor.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Londra merkezli Bashar Al-Assad Gazetesi Türkiye’nin Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın kısa süreli geçiş süresi sırasında görevinde kalmasını onaylamaya eğilimli olduğunu yazdı.

ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi İsrail’de devleti koruyorlar, Türkiye’de koruyorlar. Zaten Türkiye’de devleti kimse yıktırmaz. Yıkmaya kalkarsan bütün gücüyle devlet direnir. Yani kan revan içinde bırakır Allah esirgesin. Cehenneme çevirir. Gerekirse direnir devlet kendini yıktırmaz. Suriye’de devlet kendini yıktırmıyor olay bu. Yani yıktırmaz kendini devlet. Hükümeti yıkma şeyi yok şuan devleti yıkmak istiyorlar. Ne hükümet kendini yıktırır, ne devlet kendini yıktırır. Öyle olmaz. Bir anlaşma cihetine gidilmesi lazım. Yani hangi ülke kabul eder bunu? Ayaklanmayla devlet hükümeti yıkmak nerede görülmüş? Böyle olmaz. Yani gürültüye getirmekle de olmaz.  Anlaşma cihetine gidip, makul zeminde, kimsenin onurunu kırmadan akılcı olarak meseleyi halletmek lazım.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey şampiyonayı Portekiz kazandı. Avrupa Şampiyonası’nı.

ADNAN OKTAR: Şimdi slogan mı atalım Portekiz, Portekiz. Tebrik ediyoruz Portekiz’i.

Bir de titizdi Hz. Musa (a.s), çok titiz, yani çok çok titiz. Temizlikte de çok titiz. O Tevrat’ta geçiyor. Var ya titiz derler böyle şeye. Mesela yumurtada kırmızılık görüyor yemiyor onu. Mesela meyvenin üstünde leke görüyor yemiyor. Sarayda öyle yetişmiş çok titiz. Tut deyince Allah, tabi mecburen tutuyor. Cesaretini artırmak istiyor Allah onun. Sürekli Allah onu telkin ediyor. “Ben seni görüyorum, izliyorum, Ben seni koruyacağım” diyor, “rahat ol” diyor. O zaman kardeşimi ver hiç olmazsa yanıma diyor. Tamam, sana kardeşini veriyorum diyor. Çünkü dayanamıyor yani zorlandığı belli. Allah çok zorlamıyor. O zaman kardeşinle git diyor. O zaman rahatlıyor kardeşiyle gidince. Mesela bak orada adamlar atınca ipleri, hipnoz oluşturuyorlar oynamaya başlıyor asadan oluşan yılanlar. Ama göze öyle görünüyor. Kitle hipnozu meydana getiriyorlar. O devirde acayip gelişmiş demek ki. Nasıl yapıyorlar bilmiyorum. Gözlerine öyle görünüyor, alenen oynuyor. “Yine korktu Musa” diyor. Yani asayı attığında acaba yutar mı, yutmaz mı tarzında herhalde bir korku geçirdi tahmin ediyorum. Ama asayı atınca tabii hepsini teker teker yutuyor. Bu çok büyük bir mucize. Çünkü gerçek yılan oluyor ve hakikaten hayvan yutuyor yani. Bildiğin yılan; hücresi olan, midesi olan normal yılan. Hani evrimle oluyordu? Bak saniyesinde oluyor. Mesela bir anda kuru ağaca dönüşüyor yeniden. Şak diye ağaç oluyor anında herkesin gözü önünde. Ama aklın ihtiyarını kaldırmıyor. Çünkü adamlar hipnoz mu, değil mi karar veremiyorlar. Diyorlar ki; “Bunun büyüsü hepsini geçti” diyorlar. Yani “O büyücülerin ustası bu zaten” diyor Firavun, “Asıl bu onlara öğreten” diyor. “O yüzden böyle katladı geçti” diyor. Bir türlü inanmıyor. Defalarca iman ettim diyor, azılı münafık. Müslüman olup elhamdülillah diyor. Hz. Musa (a.s) da; iyi o zaman diyor, tebrik ediyor. Yeniden sapıtıyor, iman ettim diyor yine sapıtıyor, iman ettim diyor yine sapıtıyor. En sonunda boğulurken diyor ki; “Hz. Musa (a.s)’ın, Harun (a.s)’ın Allah’ına iman ettim” diyor. Allah; “Şimdi mi iman ediyorsun?” diyor. Artık olmaz diyor Allah. Seni kurtaracağım, bedenini kurtaracağım diyor. Çünkü ruha inanmıyor. 

Canım benim, bütün ömrü hep böyle Allah onu hep korkuyla imtihan etti. Bak diyor ki Kasas Suresi 18; “Böylece şehirde korku içinde çevreyi gözetleyerek sabahladı” ve 8 yıl sürüyor bu. Sürekli korku içinde yaşıyor. Çünkü adam psikopat. Her an birini gönderir vurdurur Allah esirgesin. Sürekli çölde saklanmak durumunda. Bak gözetleyerek ve ölüm korkusu içerisinde sürekli. “Dedi ki Rabbim gerçekten onlardan bir kişi öldürdüm. Beni öldürmelerinden korkuyorum.” (Kasas Suresi 33) Mesela o da ayrı bir ızdırap. Bu kadar hassas, nezaketli bir insanın bir insanı kaza ile öldürmesi dehşet verici. Yani gece gündüz aklında, ömrü boyunca onun acısını çekti. Tevekkül ediyor ama onun şeyi hep onu rahatsız etti. İmtihan gereği Cenab-ı Allah öyle imtihan etti. Allah’ın en sevdiği Peygamberlerden Hz. Musa (a.s). 

“Moşiyah herhangi bir ana babadan, herhangi biri gibi doğacak” Tevrat’a göre böyle. Yani bir olağanüstülük yok. “Samimiyetiyle giderek yıldızı parlayacak. Hayatı devam ettikçe ve samimi eylemleri devam ettikçe manevi derinliği yüce mertebelere ulaşacak.” Yani Allah katında müthiş yükseliyor, samimiyeti sürekli devam ettiği için.  Mesela İsrail’de olan ilk peygamber, ilk kurtarıcısı Hz. Musa (a.s) 80 yaşına geldiğinde hala kendisinin kurtarıcı olacağını ummuyor. Yani ben alelade bir insanım diyor. 80 yaşına gelmiş mesela. Cenab-ı Allah 80 yaşında peygamberlik verdi. Diyorlar ya “Mehdi ne zaman zuhur edecek?” Bak Hz. Musa (a.s)’a peygamberlik 80 yaşında geldi. Ve 120 yaşına kadar yaşadı. 40 yıl peygamberlik yaptığı müddet.

Hz. Mehdi (a.s) hiç kendini hiç öyle ummayacak. Yani ben öyle birisi olurum, böyle bir şey olur. Kendini zavallı bir insan olarak görecek yani sıradan bir insan olarak görecek. En sonunda Cenab-ı Allah yapıyor, en son. İyice imtihanı bitiyor, çok ileri aşamada ona o görevi veriyor Moşiyah’a. Tevrat’ta böyle geçiyor yani Musevi kaynaklarında bu şekilde. Onun için hep diyorlar ya; gelmesinden ümit kesildiğinde Moşiyah çıkıyor Musevilerde. Gelme süresi uzasa da bekleyeceğiz diyorlar dualarında dikkat ederseniz.

BEYZA BAYRAKTAR: Şan, şerefli bir tarihi olsun diye de Allah bu şekilde yaratıyor.

ADNAN OKTAR: Evet, yani çok sevap alsın diye ve samimiyeti iyice görülsün diye. Diyor ki Bediüzzaman; “Ta ki kafası çabuk iğfal olunabilen avamın kafasındaki bütün şüpheler zail olsun” diyor. Risale-i Nur’da öyle geçiyor.

Üslubu da çok şeker, diyor ki mesela İsra Suresi 16’da, Firavun ona diyor ki, şeytandan Allah’a sığınırım. “… Gerçekten ben seni büyülenmiş sanıyorum.” Mesela çok dangalak ve psikopat, çok zırvalıyor. Hep böyle küfür ahlaksız ve alçaktır. Hep iğneleyici, kendince de böyle esprili böyle aptalca bir üslubu olur, bazılarının. “O da: Andolsun” diyor bak, Allah adına yemin ediyor. “bunları görülecek belgeler olarak göklerin ve yerin Rabbinden başkasının indirmediğini sen de bilmişsin;” diyor. “Bu delillerin, bu ihtişamın, bu güzelliğin; kim yapar ki başka?” diyor. “Sen de biliyorsun Allah’ın yarattığını” diyor.  “Gerçekten ben de seni yıkılmış-harab olmuş sanıyorum” demişti.” (İsra Suresi 102) Bak akıbetini Allah ona söyletiyor. Normalde iman etmesi umulabilir ama bak akıbeti ona bildirilmiş oluyor. “Yıkılmış-harap olmuş.” Suyun içinde yıkıldı ve harap oldu, öldü değil mi? Tam aksi de olabilir, Allah esirgesin kendisi vefat edebilir o yaşayabilir. Öyle demiyor bak, “yıkılmış-harap olmuş görüyorum” diyor. Vahiyle bildirildiği anlaşılıyor.

“Moşiyah’ın geleceği dönemde insanların hemen hemen tamamına yakınından şefkat, sevgi kalkacak” diyor Tevrat’ta. “Muhtaç kardeşlerinden yardımı esirgeyecekler.” Mesela Suriyeli oluyor yapmak istemiyor adam. Iraklı oluyor yardım etmek istemiyor yahut Bangladeş’te asılacak oluyor adam yardım etmek istemiyor. İki kelime bile yani sözle bile yardımcı olmak istemiyor. “Malı kendi aralarında adeta parçalarcasına bölüşmek isteyecekler” diyor. Hırs yapacaklar diyor. Haham Litz Yoseph’in Moşiyah’ın gelişiyle ilgili vaazından.

Tevrat’ta “Hz. Süleyman (a.s)’ın mescidi sadece Museviler için değil tüm dinlerin mensupları için ibadethane olacak. Allah’ın evi tüm uluslar için ibadet evi olacak.” Tevrat’ta o şekilde geçiyor. Bak, “Allah’ın evi tüm uluslar için ibadet evi olacak.” Yani sadece Museviler için değil.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesi ve Ukrayna’daki krizin ardından NATO, Baltık ve Doğu Avrupa’daki askeri varlığını kuvvetlendirme kararı aldı. Buna göre Estonya, Litvanya ve Letonya’yla ve Polonya’ya biner kişilik dört tabur NATO askeri konuşlandırılacak.

ADNAN OKTAR: Mükemmel tedbir ve mükemmel hızlı. Günaydın Üsküdar’da sabah oldu. Olayın üstünden onca zaman geçmiş. Komedi filmi gibi. Hem de bin kişi gönderiyor. Alay eder gibi. Bir acayip adamlar, tarif edilecek gibi değil.

“Moşiyah” yani Hz. Mehdi (a.s), “Tevrat’ın tamamına yeni bir anlayışla bakacak.” Bak, bu Musevi inancı. “Moşiyah, Tevrat’ın tamamına yeni bir anlayışla bakacak ve Tevrat’taki sırların yeni yönlerini açığa çıkaracak. Öyle ki bu güne kadar öğretilen tüm Tevrat bilgileri Moşiyah’ın öğreteceği Tevrat’ın yanında sönük kalacak.” Şimdi o devre doğru gedeceğiz.  Bakalım Moşiyah bize nasıl anlatacak Tevrat’ı? Göreceğiz. Ben de talebesi olacağım, siz de talebesi olacaksınız Moşiyah Mehdi’nin.

O Sanhedrin Mahkemesi Başkanı Haham Hollander acayip şeker o. Dedim ki ben “Moşiyah’ın kokusunu alıyorum ben” dedim. “Benim burnum pek koku almaz” dedi. “Ama görüyorum ve duyuyorum” dedi. Bayağı tatlı maşaAllah. O zaman zaman burada gözünü kapatıyor ya, o görüm almak için kapatıyor gözünü onu biliyor musunuz? Museviliğin görüm alan bir kolu var ayrı onlar, tapınakta da ayrı görev veriliyor onlara. Onlara has bir özellik o. Daha önce gelen buraya haham da Boğaziçi’nden köprüden geçerken görüm aldım dedi. Benimle ilgili çok güzel sözler söylemişti o zamanlar hatırlıyorsanız, rahmetli vefat etti. O da öyle görüm alıyor, kapatıyor gözünü, o anla ilgili ne göreceğini merak ediyor ona bakıyor. Tevrat’ta çok fazla var öyle görüm almayla ilgili. Tabii her şeyin en doğrusunu Allah bilir.

Haham Froman’a rahmetli diyorum, niye diyorum? Çünkü mümindi, Müslümandı. Haham Froman, La İlahe İllaAllah Musa Resulullah, Hz. Muhammed Resulullah diyordu. Benim yanımda söyledi. Zaten o günkü yayınlara da bakarsanız görürsünüz. Hep Kuran’dan, İslam’dan bahsediyor. Hahamlardan ben görmedim, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in peygamberliğini reddeden kişi görmedim. “Peygamber doğru, hak peygamber o da doğru, biz inkar etmiyoruz. Ama biz Musevi’yiz” diyorlar. Bitti. Mümin olur.  Çünkü La İlahe İllaAllah Muhammeden Resulullah diyor. Bu kadardır. Bunu yapıyorsa Müslümandır. Mesela bak hahamlar Peygamberimiz (s.a.v.)'den bahsederken sallallahu aleyhi vessellem diyorlar. Birçok Müslüman demez. Onlar öyle diyorlar. Allah'tan bahsederken celle şanuhu, celle celaluhu diyorlar. Gerçek dindar insanlar bunlar. Allah'ı gerçekten seven insanlar. Ve elektronik yüksek mühendisi, kimi bilgisayar konusunda üniversitede profesör, öyle insanlar.

Museviler mübarek insanlardır. Hahamlar mübarek insanlardır. Onlara şefkat duyalım. İsrail halkı güzel insanlardır, akıllı insanlardır. Hz. İbrahim (a.s)'ın evlatları, Hz. Musa (a.s)'ın evlatları. Allah bizlere emanet verdi onları. Şefkatle, sevgiyle yaklaşalım. Bu kin, bu nefret normal bir şey değil. Bu uğursuzluk getirir, uğursuzluk getirir Allah muhafaza.

Ben bir daha böyle bir olay duymak istemiyorum. Askerler vurulacak adamlar kaçacak. Allah rızası için bu işi bitirsinler. Bir askerin vurulması ne demek? Cinnet geçirir insan cinnet. Bütün Türkiye ayağa kalkar bir askerin vurulmasında. Bütün coğrafyayı değiştirir insan gerekirse. Dağı ova yaparsın, ovayı dağ yaparsın. Cehenneme çevirirsin ortalığı bir asker için. Bu işe çözüm bulsunlar. Onların geçeceği bütün mevzilere, her yere C4 yerleştirilsin gelsinler gelebiliyorlarsa. Uzaktan kumandayla.

Hukukta infial konusunu bir daha bir gözden geçirtmek gerekiyor. Yeniden değerlendirilsin o kanun maddesinin kaldırılması gerekiyor olabilir. Meclise o şekilde sunulsun. Nasıl oluyor? Adam bir şey yapıyor hiçbir şey yok ortada ama basın muazzam bir infial meydana getiriyor. Bir şey yok. Mahkemeye çıkıyor şahıs, tutuklama. Niye? İnfial var. Delil var mı? Yok. Ama infial var. İnfialden dolayı tutuklanıyor. Bunun düzeltilmesi lazım. Çünkü o basının yeteneğine bağlı olan bir şey. İsterse infial meydana getirir isterse getirmez. Nasıl bir insanın tutuklanması basının elinde olur? Bir adamın tutuklanması basının elinde oluyor. İstese normal haber yapsa tutuklanmayacak, infial tarzında haber yaparsa tutuklanıyor. Bunun düzenlenmesinin şart olduğu açık. Bir kanun maddesi sunulsun meclise bu kanunun ilgili bendi düzeltilsin. İstirham ediyoruz.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Twitter’da “Suriyelileri istemiyorum” etiketine twit yazan Gülben Ergen şöyle bir paylaşımda bulundu. "Suriyelileri istemiyorum dersen ülkende bombalar patladığında hatırlatırlar sana bunu. Canını kurtarmak için sığınmak zorunda olursan bir gün" dedi. Takipçileri Gülben Ergen’in Suriyelileri istemeyenleri eleştiren bu paylaşımına karşı tepki gösterdiler. "Sen bir sığın bakalım kabul ediyor mu Araplar seni?" tarzında yazılar yazdılar.

ADNAN OKTAR: Yok canım çok güzel söylemiş Gülben delikanlı kız çok akıllıca, çok mantıklı. Verilen cevap da çok berbat, çok kötü. Olur mu? Gayet güzel söylüyor Arap artık can havliyle sığınmışsın o da seni kabul etmek durumunda. Çok çok ayıp. Onu yazan insanlar ileride çok utanacaklar. Yazık çadırdan dışarı bile çıkmıyorlar korkudan. İftira atacaklar, bir şey yapacaklar diye öyle akşama kadar oturuyorlar. Yazık günah değil mi? Kaç zamandan beri çadırda duruyorlar. Daha hala üstüne üstüne gidiyorsunuz, ne kadar ayıp.  

"Peygamber olmadığı halde akıl ve ruh gücü peygamber seviyesinde olacak" diyor Museviler Moşiyah Mehdi için. (Likkutei Dibburim cilt 2, sayfa 628) "Hikmeti Süleyman'ı aşacak" diyor. Hz. Süleyman (a.s)'dan daha hikmetli olacak. Musevi inancına göre peygamberlerin hepsinden üstün olduğuna inanıyorlar Moşiyah’ın, Mehdi’nin.

Birisi bana bir şeyler anlatsın.

BÜLENT SEZGİN: Sevimli hayvan fotoğrafları vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Ne hoş varlıklar. Hayret bu kadar güzel olmaları. İşte hepsi Allah'ın ahlakının tecellisi. Bak hepsinde Allah'ın mührü var görüyor musun? Hepsinde bir tatlılık ve efendilik ama istisnasız. Bak çiçeklerde var bu Allah'ın mührü, hayvanlarda var, insanlarda var. Atomun yapısında var, mitokondride, kofulda hepsinde Allah'ın mührü görülüyor. Çok çok büyük nimet hayvanlar. Çok çok çok. Yani tarif edilecek gibi değil.

Kısa bir ara verelim.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz programımıza. 

Masaüstü Görünümü