Harun Yahya

Sohbetler (11 Temmuz 2016; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz inşaAllah. Adnan Bey, hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Siz de hoş geldiniz.

Aleviler çok güzel insanlar maşaAllah. Deyişleri, sözleri, sazı, her şeyleri sevgiye dayalı oluyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Şanlıurfa'da şehirlerarası otobüs terminalinde bazı kişilere kimlik soran polis ekiplerine silahla karşılık verilmesi sonucu çıkan çatışmada üç polis şehit oldu, üç polis yaralandı. Alınan bilgiye göre polis ekipleri, şehirlerarası otobüs terminalinde şüphe üzerine bazı kişileri kimlik sorgusu yapmak için durdurdu. Bunun üzerine yanında ailesi olan bir genç aranmak istemeyerek polislere silahla ateş etti. Olay bu şekilde gerçekleşti. Şehitlerimizin fotoğrafları var. 

BÜLENT SEZGİN: Hasan Hüseyin Çalışkan, Polis Mehmet Ünaldı, Sinan Akdemir şehitlerimiz.

ADNAN OKTAR: Hepsi de aslan maşaAllah. Boylu poslu koç yiğitler. Allah rahmetiyle sarsın onları. Allah nuruyla sarsın. Bu tip durumlarda arama yaparken çaprazda, iki çaprazda hazırda bekleyen iki polis olması lazım. Ani bir durum olabilir, polis doğrudan arama işine girmesin. Mutlaka arama yapılan kişi, iki çaprazdan gözetlenmesi lazım, izlenmesi lazım. Çaprazda olan kişilerin de uygun pozisyonda beklemesi gerekiyor. Allah vermesin, Allah muhafaza ani bir harekette o kişinin kolunu veyahut bacağını etkisiz hale getirecek şekilde silahın emniyeti açık, mermi namluda hazır beklemesi lazım polisin. Çünkü silah çekmek vakit alan bir şey. Beline davranıyor, silahı çekiyor, kaldırıyor falan... Polis o aşamalarda refleks olarak tabii karşısında vatandaş olduğunu düşündüğü için herhalde yatışır, normal bir şey olur falan diye bekliyor olabilir. Veyahut ani atağın etkisiyle heyecanlanıp boş bulunuyor olabilir. Yani basireti bağlanıyor olabilir. Ama çaprazda olan polisler, mutlaka bir şey olacağına göre hazırda beklemesi lazım. Olabilir değil yüzde yüz olacak gibi düşünüp ani harekette salise hesabıyla karşılık vermesi lazım. Bu tip şeylerde çok polis kullanılması lazım. Bir polis arama yapacaksa iki polisin çaprazda durması lazım; bir kişinin aranmasında, çaprazda. Bu ve buna benzer birçok tedbir alınabilir.

Evet, dinliyorum. 

BÜLENT SEZGİN: Van'da Jandarma karakoluna bombalı saldırıda şehit olan köy korucusu Kırgız Türk'lerinden Turanbeg Gürocak için Van'da tören düzenlendi. Şehidimizin ailesinin ve kendisinin fotoğrafları var. 

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ailesine Cenab-ı Allah uzun ömür versin. Koçyiğidimize de helal olsun. Ne diyelim, şehadetine imreniyoruz. İmrenmek var bizde sadece.  Ne mutlu ki Allah onu seçmiş. Biz dünyanın içinde kaldık. O ne güzel cennette. Deccaliyetle savaşan her insan cennete gider, her mücahit.

Evet, dinliyorum. 

KARTAL GÖKTAN: Hasan Cemal, Bahoz Erdal'ın ölümünün ardından içinin kan ağladığını ifade eden bir yazı yazdı; "Adaletsizliği şu dönemde daha derinden hissediyorum. Her gün asker-polis ölümleri, her gün gerilla ölümleri. Vicdanım kanıyor. Bu hoyratlıkla kimileri elinde silah, kimileri elinde kalem mücadele ediyor. Bahoz Erdal yirmi üç yıldır dağdaydı. Esad’la aynı dönemde Şam Üniversitesi’nde tıp okumuştu” dedi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim yani için kan ağlıyor ama Darwinizm’i, materyalizmi de bütün gücünle teşvik ediyorsun. Materyalist felsefeyi var gücüyle savunuyor. Onun sonucunda insanlar işte mutsuz oluyorlar. Devleti yıkmak istiyorlar. Kan dökmek istiyor. Bahoz Erdal öldü ama en az, en az bin kişiyi şehit etmiştir bizzat şahsı olarak yani, en az. Bu konuda eğer iyi niyetliyse yapacağı şey Darwinizm’e, materyalizme karşı mücadele versin. Ateizme karşı mücadele versin. Darwinizm, materyalizm bu dehşeti, şiddeti, kanı, acımasızlığı getirir. Merhametsizliği getirir. Lenin ne diyor? “Sakın merhamet edeceğiniz tutmasın. Sakın acıma duygusu tutmasın sizi” diyor. “Bütün gücünüzle öldürün” diyor. “Kitle olarak, topluca öldürün, bombalayın, yakın yıkın. Kundaklayın, gasp edin” diyor. “Ne yapıyorsanız yapın ama şiddeti bırakmayın” diyor. “Şahsi olarak da yapabilirsiniz. Topluca da yapabilirsiniz şiddet” diyor. Eğer bir iyi niyet varsa bu felakete “dur” demesi lazım fikri olarak. Böyle olmaz.

Bir etiket yapalım, sevgi etiketi. Ne diyelim? “Sevgi için çalışalım” diyelim.

Hasan Cemal, Cemal Paşa’nın da torunu, ecdadına uygun olsana mübarek. Bir ara o PKK’lılar dağdan çıkarlarken onun peşinden bir resimler falan çektirmişti onlarla beraber. Onlarla beraber oralarda geziniyordu. Fakat Türkiye’yi bu hale getiren felsefeye tavır alması, en güzel tavır o olur. Hükümetin de en büyük hatası Darwinizm’i savunuyor olması, materyalizmi savunuyor olması. Bunun sonucunda Darwinist, materyalist yetişen insanlar o felsefenin devamı olan diyalektik felsefenin devamı olan Marksist, Leninist felsefeyi savunuyor. Marksist, Leninist felsefe Stalinist, komünist şiddeti getiriyor. Adama ondan sonra diyor ki; “Niye komünist oldun?” diyor. Peki, sana demez mi “niye bana Darwinizm’i öğrettin?” demez mi? “Niye materyalizmi öğrettin?” demez mi? Sen adama niye Darwinizm’i, materyalizmi öğretiyorsun? Darwinist, materyalist olursa adam, diyalektik felsefeyi savunursa bunun doğal devamı zaten komünist, Stalinist kafa oluyor. Marksist, Leninist sistemin uygulamasını en şiddetli olarak Stalin uyguladı ve Ortadoğu’da Stalin hayranlığı var. Saddam Hüseyin de Stalin’e hayrandı. Suriye’nin başına geçenler de hep Stalin’e hayrandılar. Mısır’dakiler de hep Stalin’e hayrandılar. Yani Stalinizm hep Ortadoğu’ya hâkim. Dolayısıyla bu felaketten kurtulmak için, gençlerin akın akın PKK’ya gitmesini engellemek için felsefi kökenin kurutulması lazım. Darwinist, materyalist eğitimin durdurulması lazım. Yoksa felaketin önü, sonu gelmez. Bu uğursuzluk gittikçe gelişerek devam eder. Bir an önce Darwinist, materyalist, diyalektik felsefenin anlatımına son verilmesi lazım. Yani bir Yaratan olduğu açık görülüyor. Çocuk olsa anlar bunu. Beynimizin içinde renkli bir dünya, bir film görüyoruz. Bunu hangi tesadüf yapar kardeşim? Beynin içinde biri görüyor bak, gözsüz. Gözü olmadan beynimizin içinde biri görüyor. Nedir bunun açıklaması? Ve tam renkli. Dışarıda ışık yok, renk de yok ama bu göz, gözsüz gören göz, renkli ve ışıklı olarak macera gibi konulu olarak film seyrediyor sesli, üç boyutlu. Ne bu? “Bu tesadüf” diyor. Kardeşim dalga mı geçiyorsun sen? Alay mı ediyorsun bizimle? Zekâmızla mı alay ediyorsun? Tesadüfen olur mu böyle bir şey? Beyninin içinde sen üç boyutlu bir görüntü seyrediyorsun. Ve bak, bunun gözü yok. Gözsüz seyrediyor. Kulağı yok. Gözsüz ve kulaksız bir şey bu filmi seyrediyor. Bu ne bu? Ve tam anlamıyla gerçek görüntü ki farkına varmıyorlar çünkü. Hiçbiri farkında değil neredeyse. “Bilim adamları bir tek korkuyla bunun farkına vardılar” diyor. Haberleri bile yok, yani o kadar net görüntü.

BÜLENT SEZGİN: Hasan Cemal’in fotoğrafları vardı Bahoz Erdal’la.

ADNAN OKTAR: Bahoz Erdal’ı da bu hale getiren Darwinizm, onu da bu hale getiren yine Darwinizm. Hükümet bu belaya hemen “dur” demesi lazım. Bak, yıllardan beri söylüyorum. Allah’a meydan okuma Darwinizm. Allah’ın çok zoruna gider. Bu uğursuzluk her yeri sarar. İslam âlemine öncü olalım. Bu felaketten dünyayı kurtaralım. Allah alenen inkâr ediliyor. Allah, din, iman, Kuran alenen inkâr ediliyor Darwinizm’de. “Her şey tesadüf” diyor. Ve bak, ortaokulda, lisede, üniversitede öğrencilere geceli gündüzlü bunlar öğretiliyor. Adamların haberi bile yok. “Nerede Darwin? Darwin var mıdır? Nerededir yani? Yoktur ki. Nerede? Kalmamış ki.” Haberi bile yok adamın ya. Yani ortaokulda, lisede, üniversitede geceli gündüzlü öğretildiğinden haberi yok. Öbürleri de ilahiyat hocaları da; “Zaten Kuran anlatıyor Darwinizm’i” diyor. “Zaten evrim var. Biz hurmadan olduk” diyor. “İlk atamız hurma bizim” diyor. Bak, o da ne hale gelmiş? “Ottuk” diyor. “Hurma olduk” diyor. “Sonra maymun olduk. Sonra da insan olduk” diyor. Mevlana da aynısını söylüyor. Bu felaket, bu uğursuzluk bir an önce kalkması gerekir. Bak, felaketin kökeni Allah’a meydan okunması. Allah’ın ağrına gider bu. Böyle olmaz. Buna çözüm bulunsun. Hasan Cemal de baksana neyin peşinde? Ya kardeşim sen tek bir gün aslan gibi fidan gibi delikanlı askerlerimiz şehit ediliyor, hiç “içim kan ağlıyor” dedin mi sen? Ben hiç duymadım. Bahoz Erdal için “içim kan ağlıyor” diyor. Askere, polise acı sen. Ama tabii her şeyin kökeni materyalist, Darwinist felsefe, o gizli deccalın dinidir. Deccalın dini var. O dini bütün dünyaya hâkim etmiş ve İslam âlemi de seve seve Darwinizm’i öğretiyor. Farkında bile değiller. Yani felaketin, deccalın dini olduğunun da farkında değiller. İran akıl almaz sahip çıkıyor Darwinizm’e, hayret ettim ben. Şeriat devleti diyorlar. Alenen “tesadüfen olduk biz” diyor hepsi. “Ama Şii’yiz Allah’a çok şükür. Alevi bizim canımız” diyor. “Alevilik” diyor. “Hz. Ali bizim ruhumuz” diyor. Kardeşim, Allah’ı inkâr ediyorsun sen. O zaman Ali kalır mı? Hasan, Hüseyin kalır mı? Allah’ı inkâr ediyorsun. Çok yerde müze açmışlar İran’da, cayır cayır “tesadüfen oldunuz” diye adamlara Allahsızlık propagandası yapılıyor. İran’dan buraya profesör geldi. Adam şaşırdı bize. “Gerçekten Darwinizm’e inanmıyor musun sen?” diyor. “Bilimsel bir gerçek bu” diyor. Hayret ediyor. Suudi Arabistan’dan geldi adam, Suudi Arabistan’dan profesör yine, gözlerine inanamıyor. Bana şefkatle bakıyor. “Hakikaten mi inanmıyorsun?” diyor. “Allah Allah, hayret” diyor. Adamların aldığı hale bak. Belanın içine nasıl düştüğünün farkında bile değil. Fas, Tunus, Cezayir’de konferanslar verdik. Üniversite öğrencileri ayaklandı. “Siz ne yapıyorsunuz?” falan diye. İkinci gidişimizde sakinleştiler. Üçüncü de “aman” dediler “acil her yerde anlat.” Felaket zehirlenmişler. Haberleri bile yok zehirlendiklerinden.

İmam-ı Sadık şöyle buyurdu; “Nerede olursanız güneş nasıl üzerinize doğuyorsa, görünüyorsa Mehdi de aynı şekilde üzerinize doğar” diyor. “Görünür” diyor. Güneş, dünyanın neresinde olursa güneşi görürsün. “Dünyanın neresinde olursa olsun” diyor. “Oturduğunuz yerden Mehdi’yi görürsünüz” diyor. Bu ne? Açıkça televizyon. Bak, şimdi güneş gibi. Güneş nasıl? Milyonlarca insan hepsi görüyor. Milyarlarca insan görüyor. “Mehdi’yi de aynı şekilde göreceksiniz” diyor. “Nerede olursanız güneş gibi üstünüze doğar” diyor. “Görürsünüz” diyor. “Mehdi’nin hakkında şüphe ve tereddüde düşmekten sakının” diyor. Yevmü’l Helas” diyor kitap, sayfa 316.

Resulullah (s.a.v.) diyor ki; “Mehdi’ye ilk olarak Cebrail, beyaz bir kuş şeklinde gelerek biat eder.” İlk. Bak, demek ki bu şekilde ziyaretler oluyor. Cebrail üstelik melek, kuş şeklinde geliyor, “biat eder” diyor. “Sonra Cebrail bir ayağını Kâbe’ye diğer ayağını Mescid-i Aksa’ya koyar ve yayılan bir sesle şöyle seslenir. “Allah’ın emri gelmiştir.” Yani “Mehdi gelmiştir.”

Hz. Musa (a.s)’ın kardeşi Miryam 127 yıl yaşadı. Harun (a.s) 123 yıl, Hz. Musa (a.s) 120 yıl. Hz. Yusuf (a.s) 110 yıl yaşadı. Hz. İbrahim (a.s)  175 yıl, İshak (a.s) 180 yıl, Hz. Eyüb (a.s) 140 yıl. Hz. Yakup (a.s) 147 yıl. Hz. Davud (a.s) 70 yıl, daha az yaşamış Hz. Davud (a.s). Hz. Süleyman (a.s) da yaklaşık 55 yaşlarında falan yani gençken vefat etti, Hz. Süleyman (a.s), 55 yaş. Çünkü gençken başa geçti, çok küçüktü yani yaşı Fatih Sultan Mehmet gibi. Kırk yıl yönettiği yazıyor Tevrat’ta, hepsi birleşince yaşının küçük olduğu anlaşılıyor vefat ettiğinde.

“Darwinist, materyalist eğitim durdurulmadıkça felaketlerin sonu gelmez” sözüme karşılık olarak Derelim, “Hocam, lütfen somut kanıtlar koyar mısınız? Hangi felaketler istatistikle, matematikle açıklayın.” Birinci Dünya Harbi, İkinci Dünya Harbi, Çin, Rusya, İtalyan faşizmi, Alman faşizmi, Türkiye’de PKK, hepsinin kökeni Darwinizm’e dayanıyor. Darwinist, materyalist felsefeye dayanıyor. Halen devam eden savaşlar, Irak, Suriye, silme Darwinist.

BÜLENT SEZGİN: Son dakika haberi vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Giresun’un Dereli ilçesine teröristler tarafından saldırı düzenlendi. Alınan bilgilere göre akşam saat 23:00 sıralarında ilçenin girişinde kontrol noktası kuran polis aracına uzun namlulu silahlarla saldırı düzenleyen teröristlerin bir polisi yaraladıkları öğrenildi. Yaralı polis memurunun bölgeye gelen ambulansla devlet hastanesinde tedavi altına alındı.

ADNAN OKTAR: Tabii adamlar her zaman ki gibi kaçıyorlar, her zaman olduğu gibi.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Erdoğan Suriyeli kardeşlerimize vatandaşlık verilmesini eleştirenlere “Onlar bize hicret ettiler” dedi ve şöyle devam etti: “Biz bu mültecileri yıllarca kamplarda barınmaya, boş buldukları apartmanların bodrum katlarına mı mahkûm edeceğiz? Bakıyorsunuz bir bodrumda on-on beş kişi tıkış tıkış kalıyor. Böyle olacağına bu gelmiş olan Suriyelileri ülkemizin belirli yerlerine yerleştirelim. Hatta gerekirse TOKİ’nin elinde boş konutlar var” dedi.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam doğru yolda. Rahat, devam etsin. Yani yaptığı eylem Kuran’a uygun, İslam’a uygun, vicdana uygun, hayırlı, bereketli, doğru bir hareket yani kimseye de hesap vermek durumunda değil. Çok doğru yapıyor. Türkiye’nin hepsi göçmen hemen hemen. Hepimiz göçmeniz zaten. Kimi Kafkasya’dan gelmiş, kimi Bulgaristan’dan gelmiş, kimi Selanik’ten gelmiş. Bu bizim fıtratımız, yaşantımız, hayat şeklimiz, bunda şaşacak bir şey yok. Sanki ilk defa oluyormuş gibi. Adam diyor ki; “nasıl olur?” Sen kendin de göçmensin, Türkiye’ye kabul edildin. İtiraz ediyorsun ama. Doğru yolda Tayyip Hocam, yanlış bir şey yapmıyor, bilakis sevap, hayır ve güzellik içinde. Yaptığı hayırlar ahirette ona güzel bir karşılıkla dönecek inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Erdoğan’ın TOKİ evlerinden boş olanlara Suriyelileri yerleştirme önerisi muhalefetten tepkiyle karşılandı. CHP’liler “Ben hepsine TOKİ’den ev vereceğim. TOKİ’deki evler boştur ya zaten” derseniz bu ülkedeki Suriyelilerle Türkiyeliler arasındaki gerilimi artırırsınız” dedi. MHP’li vekiller de; “Bu bir garabettir. Sizin şehit ve gazi ailelerine öncelik vermeniz gerekir.” Dedi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim, tamam da şehit, gazi ailelerinin yine iyi kötü evleri var. Ama bu adamlar on beş kişi birden bodrumun içinde yaşıyorlar ve mahvoluyorlar. Çadırlarda ödleri kopuyor yazık iftira atılacak diye de. Çok çekiniyorlar Suriye’ye geri gönderiliriz falan diye. Bu bizim merhametimizin bir gereği, şefkatimizin bir gereği. Bu konuyu uzatmaya da gerek yok. Tayyip Hoca hemen gereğini yapsın. Hayırlı iş gecikmeye gelmez. Hayırlı iş gecikmeye gelmez. Hemen yapılsın. Bu itiraz edilecek bir şey değil. Zaten itirazı biz duydukça çok vicdan azabı çekiyoruz. Yani dünyadan utanıyoruz. İnsanlardan utanıyoruz. Yani çünkü “Böyle insanlar var aranızda, ne diyorsunuz?” derseler biz ne diyelim? “Hani siz merhametliydiniz, hani siz şefkatliydiniz? Bak, böyle insanlar var” derseler. Ne yapalım? Bunu duymamak için bunu bir an önce bitirelim. Bir de şehit ailelerine biz zaten bütün gücümüzle destek olmak istiyoruz. “Bütün halk destek olsun” diyoruz. Onlar hepimizin annesi, babası. Zaten seri olarak tedbir de alınıyor. Maaş veriliyor. Dışarıdaki birçok konuda kolaylık sağlanıyor ve daha da artırılsın. Onlar zaten bizim canımız ciğerimiz. Yani o konuda zaten bir sorun olmaz. Mesela Ürdün de aynı felaketi yaşıyor. Ürdün ve Lübnan, Filistinli mülteciler var orada, çok kötü şartlarda yaşıyorlar. Yani içler acısı çadırlar, şunlar bunlar, yani çok pejmürde perişan bir şekilde. Altmış yıldan beri oralarda yaşıyorlar. Vatandaşlık hakkı verilmiyor. Mümin, Müslüman kardeşin, ver vatandaşlık hakkı, normal yaşasınlar. Kamptan dışarıya da çıkamıyorlar. Altmış yıl bu. Böyle hayat olur mu? Seni oraya koysalar ister misin? Sen de oradan buradan gelmişsin. Sen de hicret etmişsin. Yani onları kampın içinde tutmanın bir âlemi yok. Kamptan dışarı çıkartmak lazım ve vatandaşlık hakkı verilmesi lazım. Çok ayıp, vicdana uygun değil. Sevgiye uygun değil ve günah en başta günah yani. Ahirette nasıl hesabını vereceksin? “On beş kişi burada Müslüman kardeşleriniz bodrum katlarda yaşadı. Elinizde imkân vardı. Neden bunlara bir rahatlık vermediniz?” dense ne denecek?

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, bahsettiğiniz gibi Ürdün'de mültecilerin yaşadığı şartlar çok zorlu. Şehir dışında çölün ortasında bir kampta yaşıyorlar. Resim gösterebilirim. Konteyner kentin uydu görüntüsü bu. Suriyeli yüz aile için kullanılan Za'atari Kampı'nda şimdi seksen bin kişi yaşıyor. Ürdün, altı buçuk milyon nüfuslu bir ülke ve bir buçuk milyon mülteci kabul etti. Ama bu yükü kaldıramıyor şuanda. Ve Arap ülkelerinden de yardım eden yok Ürdün'e.

ADNAN OKTAR: Bu çok ürkütücü ve dehşet verici. Esir kampı yerinde olmaz böyle bir şey. Ve hiç kimse bu konuma düşmek istemez. Müslüman Müslüman’a bunu yapmaz. Böyle şeylere teşvik etmesinler.

Yaman Koray; "Allah insanlar gibi alınıp gücenebiliyor mu yani?" diyor. İnsanlar gibi değil. Zaten onu yaptıran Allah. Biz onun hükmünü söylüyoruz. Yoksa onu yaratan da Allah zaten. İmtihanın gereği olarak yapıyor. Yoksa Allah adamı bir anda yok eder, bitirir, buhar yapar yahut ateşin içine sokar, cayır cayır sonsuza kadar yakar. Öyle bir konu olmaz. Allah'ın gücü sonsuzdur. O imtihan için olan bir üslup. İmtihanın gereği olarak bir mantık gelişiyor, ona bu söyleniyor. Mesela "Allah gazaplandı." deniyor. Bizim anladığımız anlamda gazaplanmaz. Onun hükmü bu şekilde oluşuyor. Yani uygunsuz olduğu netleşmiş oluyor. Konu bu. Yoksa Allah'ın bizim anladığımız anlamda öfkelenmesi, ağırına gitmesi; öyle bir şey olmaz. O bizim anlamamız için söylediğimiz sözler.

Evet, dinliyorum. 

KARTAL GÖKTAN: Sayın Erdoğan, gençlerin kendisine "Spor yapıyor musunuz?" şeklindeki sorusuna daha önce şöyle cevap vermişti Adnan Bey; "Basket var. Koşu var. Ağırlık çalışmaları var. Kilomu korumaya çalışıyorum." demişti. İlk kez basketbol oynadığı bir fotoğrafla ortaya çıktı Sayın Erdoğan'ın. 

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam demek ki spora meraklı. İyi, güzel, iyi olur. Dinlensin, cumartesi-pazarları dinlensin. Bir de hayırlı şeylerde hiç beklemesine, tereddüt etmesine gerek yok. Bir kere hayır olan bir şeyi Allah destekler, Allah yardım eder. Hayırsa tamamdır. Merhametli insana Allah yardım eder. Ürdün'ün suya ihtiyacı var. Ürdün, orada o insanları barındırıyor ama çöl ortamı. Su yok. Oraya en güzel yardım suyla olur. Su olsa oraları cennet gibi de yaparlar. Fakat o kamp olayı çok korkunç. Oranın çevresindeki o çitler, şunlar bunlar kaldırılıp onlara vatandaşlık verilmesi lazım. Normal hayatlarını sürdürmeleri gerekiyor.

Vatandaşlıktan kasıt; rahat iş bulmaları işte rahat yaşamaları. Çünkü vatandaşlık olmayınca rahat hareket edemiyorlar. Vatandaş olmadan Türkiye'de yaşamak kolay mı? O zaman senin vatandaşlığını bir elinden alsınlar, bir bak ne oluyormuş. "Ne gerek vatandaşlığa? Yani niye ihtiyaç var? Bunun karnı mı doyacak onla?" diyor. Senin vatandaşlığını elinden alalım, bakalım ne oluyor. Her yerde başın derde girer, her yerde zorlanırsın. Böyle egoistçe bakmak doğru değil. Orada yapılacak olan; "Kendim olsa nasıl olurdu? Ben olsam nasıl olurdu?" Böyle düşüneceksin. Bunun çözümü budur.

Kardeşim bir de bir Müslüman hayır yaptığında bunu davul zurnayla ilan etmez. Sen benim ne hayır yaptığımı nereden bileceksin? Ben bunu niye ilan edeyim ayrıca? Niye sana söylemek durumunda olayım? Hayır, Allah'ın bileceği şekilde yapılır. Gizli yapılır hayır. Dolayısıyla benim yaptığım hayrı bilmezsin. Sen Bodrum'da mastika yaparken biz burada tebliğe devam ediyoruz. Sen paranı götürüp gereksiz yerlerde harcarken biz onu hayır yolda, İslam yolunda harcıyoruz. Tek tek bunlar anlatılmaz. 

BEYZA BAYRAKTAR: Sizin vesilenizle binlerce kişinin imanı kurtuldu, daha da fazla inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii. Her türlü hayır; kitapla hayır yapıyoruz, CD'lerle hayır yapıyoruz, yiyecek dağıtarak yapıyoruz, üst baş alarak yapıyoruz, ayakkabı dağıtarak yapıyoruz, fakire fukaraya et alıp dağıtarak yapıyoruz, yapıyoruz oğlu yapıyoruz. İnşaAllah her türlü hayrın peşindeyiz.

"Vahabi denen Selefilerden başka şiddet yanlısı var mı?" diyor. Doğru, Sünniler de aynı şekilde aynı eserleri okuyorlar aşağı yukarı. Onlarda da şiddet eğilimi var. Yani anlatımlarında var. Şiilerde de var. Mehdiyet dışında bütün hareketlerde bunun olduğu görülüyor. Ahir zamanın böyle şiddet ve dehşetin çağı olduğunu Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor. Aynısı da olmuş. "Müslümanlar bölünecek" diyor. Kuran'da böyle söylüyor Allah; "Dinlerini aralarında parça parça ettiler. Her biri kendi inancıyla övünüyor." diyor Allah. Ayet. Kuran ayeti. Dolayısıyla bunlar Ahir zamanda olacak şeyler. Marksist Leninistler de şiddeti bu kişilere öğrettiler. Gelenekçi Ortodoks Müslümanlar şiddeti bilmiyordu, bu tarzda bilmiyorlardı. Biliyorlardı da uygulayamıyorlardı; kitaplarında vardı, eserlerinde vardı. Marksistlerin şiddetini görünce, PKK'nın şiddetini görünce onlar da şiddeti esas alan bir inanç geliştirdiler, dehşeti esas alan bir inanç geliştirdiler.

Game Of Thrones oyuncularının Suriyeli mültecilere destek verdikleri bir video varmış. Evet, güzel bunlar. Merhametle, şefkatle yaklaşıyorlar. Bu Türkiye'de birçok insana örnek olsun onların merhameti, şefkati, acıma hissi. Doğrusu, olan bu şekilde olur.

Genelde Suriyelileri şu şekilde eleştiriyorlarmış; "Hadi kadınlar ve çocuklar neyse ama Suriyeli erkekler vatanlarını savaş zamanı bırakıp kaçmışlar. Neden vatanını bırakıp kaçan adamlara biz bakalım? Ülkeleri işgal altındayken gelmiş burada sahilleri doldurmuş eğleniyorlar. Biz niye böyle adamlar için harcama yapalım?" deniyor diyor. Samimiyetsiz olanları zaten biz ayırt ederiz. Orada çocuklar var, kadınlar var, yaşlılar var. Ve o kamptan dışarı çıkamıyorlar. Biz böyle alemci, eğlenceci tiplere destek olalım demiyoruz zaten. Onu ezmeye de gerek yok da ama asıl acil olan o kamplarda yaşayan insanlar, o perişan olanlar. Sahilde de böyle keyif yapacak adam zaten Avrupa'nın her yerine gider. Onlar dünyanın her tarafına gidebilirler sırf Türkiye değil. Çünkü zengin birinden bahsediyorsun sen, "Deniz kenarında keyif yapan" falan diyorsun. Biz ekmek bulamayan, yiyecek bulamayan adamlardan bahsediyoruz. Orada burada eğleniyorsa adam zenginse falan adam zaten bizim paramızla yapmıyor onu kendi parasıyla yapıyor. Orada bizim müdahil olmamıza gerek yok.

BEYZA BAYRAKTAR: Şunu söylüyorlar; "Öldürülecek olsalar bile vatanını terk ediyorsa ihanet etmiştir vatanına." diyor. O yüzden diyor. 

ADNAN OKTAR: Ama şimdi kiminle savaşsın? Bir yanda kendi devleti var, bir yanda da devleti yıkmak isteyenler var. Kimi tercih etmesi gerekiyor, onu bana bir söylesinler. Çünkü devlet şiddet kullanıyor, dehşet kullanıyor. Karşı taraf da şiddet kullanıyor. Ama orada tercih edilecek birisi yok.

Dışarıda müzik yok. Sadece dalga var, titreşim var. Sadece bizim beynimizin içindeki o kulağı olmayan varlık, gözü olmayan varlık hem görüyor hem duyuyor. Ondan sonra da, "Ben evrime inanıyorum, Darwin'e inanıyorum." Kardeşim orada cisim yok bir kere; cisim yok, bir madde yok. Kim görüyor, kim duyuyor? Ve renkli, üç boyutlu görüyor, ışıklı. Işık yok renk de yok, ses de yok. Sadece dalga var. Her yer dalga. Ve enerji var. Bir tek bizim beynimizin içinde -o da ben usulen öyle söylüyorum- beynimizin içinde gözü olmayan, kulağı olmayan varlık görüyor ve duyuyor. Ve üç boyutlu bir alem üstelik konulu; insanlar, hayaller, şekiller, biçimler her şey var içinde. Bununla imtihan oluyoruz. Allah ölenleri gösteriyor, yıkılanlar, bombalananlar, esir edilenler... Mesela insanlar bize gönderiyor muhacir gibi, bakıyor Allah bize; merhamet edecek miyiz etmeyecek miyiz? Acıyor muyuz? Egoist mi davranacağız yoksa şefkatli mi davranacağız? Mesela orada burada şehitler oluyor. Bakıyor Cenab-ı Allah bize. Bizi biliyor da bize bizi gösteriyor. Çünkü zaten Kendi yaratıyor, hepsini bilir Cenab-ı Allah, ezelde bilir. Ebede kadar olanları ve ezelde olanın hepsini bilir. Ne yaptığımızı izliyor, bize gösteriyor yani. Biz de güzel bir imtihanla imtihan oluyoruz yani eğitilmiş oluyoruz.

Mehdiyet bütün dünyanın gözü önünde yavaş yavaş gelişiyor. Kimsenin ruhu duymuyor. Deccaliyet bütün azgınlığıyla dünyaya hakim oluyor, insanların yine haberi yok. Mehdiyet atağa geçiyor, onu da fark edemiyorlar. Her ikisi de gizlidir. Bediüzzaman diyor, "Deccal de kendisini bilemez bidayeten başlangıcında. Mehdi (a.s) de kendini bilmez." diyor. İsa Mesih de, o da kendini bilmiyor başlangıçta. "Mukarreb ve havası (yakın talebeleri) onu imanın nuruyla tanırlar." diyor. Mehdi (a.s) için de, "Belki o eşhas-ı ahir zaman, imanın nuruyla belki tanınabilir." diyor. O da belki diyor, imanın nuruyla tanınabilir. Tarih de veriyor, Allahualem ve bilsevap diye söylüyor. Hem ayetin, iki ayetin işaretiyle hem hadisin işaretiyle 1545; Hicri 1545. 1546'ya geçmiyor, 1545 çok kritik. Mesela 56 da çok kritiktir; 55'i aşmış 56 olmuş oluyor. 55 tam orta. Ama 56 atak, geçmiş oluyor. Mesela 1545 bir geçmiş olsa tamam, bitiyor yani tam orada kalıyor 1545.

"Adnan Bey, yayınlarınızı neden HD yapmıyorsunuz?" diyor.

Ritmi hoşumuza gidecek şekilde yaratmış Allah. Ritim yani düzgünlük, simetri. Mesela bütün canlılar simetrik.

Saat 02:00 gibi alacağız misafiri. Ünlü değerli bir yazar misafirim var, PKK konusunda uzman. On kadar kitabı Türkiye'de satılıyor PKK ile ilgili. Görüşleri bizim için kıymetli, değerli bir araştırmacı, değerli bir yazar. Onun sohbetinden istifade etmeye çalışacağız. Ama saat 02:00 gibi. 

Her dönemde Cenab-ı Allah öyle Mehdiler deccallar çıkartmış. Ama bak kesintisiz mesela Hz. Adem (a.s) devrinin deccali şeytan, Mehdi’si Hz. Adem (a.s). Hep devam etmiş, hep devam etmiş, hep devam etmiş. Hep denge kurdurarak Cenab-ı Allah o mücadeleyi devam ettirmiş. Ta ahir zamana kadar. Ama artık dünyanın sonu geldi. Bitti. Son kere işte Hz. Mehdi (a.s) ile Allah hitame erdiriyor. Hateme veli zaten hatem, hatem mühür demektir. Hateme veli yani son mühür onda. Hz. Mehdi ile bitiriyor Cenab-ı Allah. Hz. Mehdi (a.s) ve Mesih. İsa Mesih’i de vezir olarak gönderiyor Hz. Mehdi (a.s)’a. Yani olayın büyüklüğünü buradan anlamak mümkün. Bak uzun süreden beri talebeleri saklıyor İsa Mesih’i. Bekletiyorlar ki onun da hayatı zor yani. Kapalı yaşamak, sokakta, orada burada gezmiyor. Ta Hz. Mehdi (a.s)’la karşılaşacağı güne kadar o temkine mecbur hissediyor kendisinde.

BEYZA BAYRAKTAR: Mehdi (a.s) mi Hz. İsa Mesih’i koruyacak?

ADNAN OKTAR: Tabii tabii. Hz. Mehdi (a.s.) hepsini bitiriyor, yani bütün konuları bitiriyor. Hristiyan alemiyle Müslüman aleminin yakınlaşmasını hepsini sağlıyor. Yani bir felaket bulutu dünyanın üstüne çöküyor, başka çözüm kalmıyor. Allah vermesin bu felaketler çok artacak. Yani çok katlamalı artacak. Bununla kalmayacak. Artık insanlar çarnaçar alacaklar. O ortamda işte Hz. Mehdi (a.s) çıkıyor. Yani düzelme diye bir konu yok. Sürekli geriye gitme oluyor. İşte “nihayet pezir olsunlar” diyor Bediüzzaman. Diyorlar ki “Mehdi baş göz üstüne hemen gelmesi gerekmez mi?” “Yok öyle değil ümmet nihayet pezir olacak, o zaman çıkacak” diyor. “Ayrıca benim zamanım bunun için de müsait değil” diyor Hz. Mehdi (a.s) için. Yani hiçbir yönden müsait değil diyor. “Ahir zamanda hayatın geniş dairesinde o gelecek” diyor Hz. Mehdi (a.s) ve talebeleri. “Ben de mezarımda seyredeceğim, Allah’a şükredeceğim” diyor. Risale-i Nur külliyatı için de “Gerçek sahipleri Nur talebeleri değil” diyor Bediüzzaman. “Mehdi’dir” diyor “Risale-i Nur’un gerçek sahipleri Mehdi ve şakirtleri Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir, o daireyi genişlendirir, o tohumlar sümbüllenir, biz de kabrimizden seyredip Allah’a şükrederiz” diyor.

Hz. Süleyman (a.s) havuz görüntüsü oluşturmuştu. Ama havuz değildi, o teknoloji daha hala yapılamadı. Ama ona yakın teknolojiler şuan uygulanıyor. Var mı öyle bir görüntü sende?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Ama bu gerçek suyla yapılıyor. Üstüne cam örtülerek. Hz. Süleyman (a.s)’da bambaşka kullanılan teknoloji. Çok daha değişik.

Evet Fikret dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cameron’ın Başbakanlığı süresinde Başbakanlık konutuna gelmeye başlayan bir sokak kedisi resmi izinle konuta kabul edilmişti Adnan Bey. Levi ismi verilen kedinin Başbakanlık konutundan çıkarılmayacağı konusunda resmi açıklama yapıldı.

ADNAN OKTAR: Bayağı şeker bu, çok şekermiş. Bayağı da gürbüz bir şey.

Fikret dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Fransa kendi ülkesinde düzenlenen Avrupa şampiyonasında birinciliği Portekiz’e kaptırdı ve ikinci olduğu için büyük hayal kırıklığı yaşadı. Maç sonrası bir Fransız genç kendisini tutamayıp ağlayınca Portekizli küçük bir çocuğun Fransız taraftarının yanına gidip onu teselli etmesi tüm dünyada haber oldu Adnan Bey. Bir video vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Şekerliğine bak habire yatıştırmanın peşinde, gayretine bak sen ya minicik canıyla.

Şimdi kısa bir ara verelim, beylerle sohbete devam edeceğiz.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Müminlerin Birbirlerini Sevmesi Farzdır

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah Vedat Hoca bayağı emek vermiş, çok gayret etmiş çalışmış. Şevki de çok güzel, azmi de çok güzel.

Tayyip Hoca’nın son zamanlarda PKK’ya tavrı çok yiğitçe. Yani böyle hiç korkusuz, ne Avrupa’yı kâle alıyor, ne Amerika’yı, hiç kimseyi kâle almıyor. Tabii asıl karşısında olan İngiliz derin devleti Tayyip Hoca’nın. Ama bu millete İngiliz derin devletinin nefesi soluğu yetmez. Hükümeti destekleyerek, Tayyip Hoca’ya canı gönülden destek olarak, ordumuzu koruyup kollayarak, polisimizi koruyup kollayarak çok güzel netice alacağız Allah’ın izniyle. Vedat Hoca da eksiklikleri anlatırsa, diğer kardeşlerimiz de eksik olan yönleri anlatırsa yeni projeler geliştirerek, yeni düşünceler geliştirerek çok hızlı faydalı adımlar atarız. Şimdi dili varmadı ama söylemeye dedi ki “asker polis olmaz” diyor yani “aslında halk da yardımcı olması lazım” anlamında bir söz söyledi. Eskiden beri kullandığımız bir şey o zaten, söylediğimiz bir söz bizim. Hayati yani halktan insanlara da görev verilmesi lazım. Vatandaş diretmeyecek, devlet onlara da görev versin. Mesela geçici güvenlik elemanı olabilir, geçici bekçi olarak atayabilir. Yahut polise yardımcı yeni bir memuriyet alanı geliştirebilir falan. Tayyip Hoca’yı yalnız bırakmamak çok önemli böyle bir şeyde. Hükümeti yalnız bırakmamak, destek olmak, çünkü hükümet Türkiye’nin beyni. Millet o hükümetle hareket ediyor. Onun için hükümetle ittifak, devletle ittifak çok hayati. İşte korucularımızın görüşlerini alalım, paşalarımızın görüşlerini alalım en iyiyi bulalım. Hükümete de tavsiyede bulunalım. En güzel neticeler oluşsun.

Evet, şimdi yine kısa bir ara verelim devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Güneydoğu’ya Güven Ve Huzur Hakim Olmalı

Masaüstü Görünümü