Harun Yahya

Sohbetler (13 Temmuz 2016; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Siz de hoş geldiniz.

Sevgi etiketi yapalım. Ne diyelim? Dünyayla barışmamız çok önemli. Yani cihanda sulh. O zaman ne diyelim? ‘Barış İçin Sevgi’ diyelim.

Fikret Bey dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Başbakan Binali Yıldırım PKK ile mücadele konusunda şunları söyledi; “Terör örgütünün şehirlerdeki varlığı sona erdirilmiştir. Şimdi şehirler dışında kırsal alanda da aynı şekilde tek bir terör hadisesi olmayıncaya kadar bütün güvenlik güçlerimiz didik didik her deliği, her köşeyi arayacak. Milleti rahatsız eden, can ve mal güvenliğini tehdit eden bu şer odaklarının bütün yuvalarını yıkacak. Bunda kararlılığımız tamdır” dedi.

ADNAN OKTAR: Güzel. Tayyip Hocam tehlikeyi gördü. Yıllardan beri anlatıyoruz. İşte hadi trene binelim, süreç devam ediyor falan dediler. Süreç, PKK’nın palazlanma süreci. Yapmayın, etmeyin dedik dinletemedik. Ama şuan tehlikeyi gördü hükümet, bütün açıklığıyla. Bundan sonra PKK yanmış. İyi gidiyorlar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Stalin, Gürcistan’ın Ahıska bölgesinden yüz binlerce Ahıskalı Türkü sınır bölgesini tehdit ettikleri gerekçesiyle sürgün etmişti. O zamandan beri Ahıskalılar kendilerini dünyada vatan sahibi olmayan tek toplum olarak tanımlıyorlar. İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın, Türkiye’de yaşayan Ahıska Türklerinin vatandaşlığa alınacağını, bunun çalışmasını yaptıklarını açıklaması üzerine, Erzincan’da yaşayan Ahıska Türkleri, ellerinde Türk bayraklarıyla davul zurna eşliğinde müziklerle halaylar çekip, oyunlar oynayarak vatandaşlık müjdesini kutladılar. Video vardı.

ADNAN OKTAR: Evet, göreyim. Çok şekerler. Ama çoktan alınmaları gerekiyordi zaten vatandaşlığa. Neyse, hayırdır.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bahoz Erdal’ın ölüm haberinin ardından Murat Karayılan; “Önce Türkler istiyor diye Bahoz’un açıklama yapmasına gerek yok diye düşünmüştük. Ama şimdi kararımızı değiştirdik. Bugünlerde Bahoz Erdal arkadaş çıkıp açıklama yapabilir” demişti. Nitekim PKK, Bahoz Erdal’a ait olduğu iddia edilen bir ses kaydı yayınladı. Konuşan kişinin kayıtta; “Diyorlar ki, Bahoz nerede? Ben görevim neredeyse oradayım. Yerimi AK Parti hükümetine söylemek zorunda mıyım?” dediği duyuluyor.

ADNAN OKTAR: Ama video olsa daha mı inandırıcı olurdu acaba? Var mı öyle bir video?

KARTAL GÖKTAN: Yok.

ADNAN OKTAR: Tamam. Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Siz dünkü yayında üst aramasında üç polisi şehit eden 17 yaşındaki kişinin psikolojik sorunları olabileceğini söylemiştiniz Adnan Bey. Annesi; “Oğlumun psikolojik sorunları vardı” açıklaması yaptı. Babası; hem karısına hem de oğluna yıllardır şiddet uyguluyormuş. Ve ölen kişinin babası da psikolojik tedavi görüyormuş. Anne, oğlunun ölümünden iki gün evvel, eşinin kendilerini ölümle tehdit ettiğini, bu nedenle oğlunun bunalıma girdiğini ve eşinin yıllardır kendilerine eziyet ettiğini anlattı.

ADNAN OKTAR: Evet, işte psikolojik sorunların kökeni imandan, Kuran’dan uzak olmak oluyor. Darwinist-materyalist eğitim bunu getiriyor. Hastalıklı insanlar oluşuyor. İmanını kaybeden insanlar oluşuyor. O zaman da Allah esirgesin intiharlar oluyor, cinayetler oluyor, her şey oluyor. Terör oluyor, anarşi oluyor.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: 2012 yılında Şemdinli’ye heyet halinde giden HDP’lilerin yolunu kesen, onlarla kucaklaşıp PKK propagandası yapan ve sekiz şehidimizin katili olan terörist yıllar sonra Suriye’de ortaya çıktı. Amerika desteğinde Menbiç’i kuşatan Suriye demokratik güçlerinin üniformasıyla yani PYD üniformasıyla Menbiç girişinde görüntülendi. Görüntülerde silahlı PYD üyelerini koordine ediyor, taktik veriyor ve uyarılarda bulunuyor.

ADNAN OKTAR: Bu, evet. İşte PYD, PKK hepsi iç içe olduğu yüzlerce, binlerce belgeyle sabit. Aynı hepsi, tek bir örgüt.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Amerika’da öldürülen beş polis memurunun cenaze törenine George Bush da katıldı. Ancak Bush’un cenazedeki neşeli halleri ve dans etmesi dikkat çekti. Video da vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Muhtemelen alkollüdür. Çünkü bayağı içiyor o. Onun etkisinden olabilir.

Evet, Fikret Efendi dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Özgür Suriye ordusu kurucu komutanı Riyad Esad PYD'nin tarihi bir hain ordusu olduğunu açıkladı. "Kandil'den inip Suriye'de devlet kurmak o kadar kolay olmayacak. Ayrışarak bu süreci fırsata dönüştürmek tarihte ender görülen bir ihanettir. Suriye halkı PYD'ye Suriye'de mutlaka bedel ödetecektir" dedi. Ayrıca Riyad Esad Suriye PKK'sı PYD'nin IŞİD'den çok daha tehlikeli olduğunu söyledi.

ADNAN OKTAR: Evet kahpe bir yapılanma. Sinsi ve kalleş bir yapılanma, fırsatçı ve alçak bir yapılanma. PKK'lıların hepsi öyledir. Sinsi ve kahpedirler. Önce Amerika'ya ihbarda bulunuyorlar diyorlar ki, bak burada IŞİD mevzileri var. Halbuki orada halktan garibanlar, yaşlılar var. Orayı bombalatıyorlar. Sonra da diyorlar ki bombardıman tamam başarılı oldu siz işinize bakın sonra gidip orada talan yapıp gasp ve hırsızlık yapıyorlar ahlaksız herifler öyle geçiniyorlar. Ondan sonra da birbirleriyle sapık ilişkiye giriyorlar o Fransız İngiliz askerler var derin devlet mensubu. Dünyanın çeşitli yerlerinden geliyor homoseksüel sapıklar onlarla orada ilişkiye girip uyuşturucu kullanıyorlar itlik yapıyorlar. Ekmek elden su gölden diye onların bir kanaati var, maceraperest nerede psikopat varsa oraya topluyorlar. Bu ahlaksızların tabii sonu helaktır Kuran'a göre. Bunların başarılı olma imkanı sıfır.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Devlet Bahçeli bir mitinginde MHP'liler "Vur de vuralım öl de ölelim" demişti. Sayın Bahçeli de "Onun da zamanı gelecek" diye cevap vermişti. Bunun üzerine hakkında bir fezleke hazırlandı ve ifade vermek üzere savcılığa gitti. Sayın Bahçeli bu ifadelerin PKK terör örgütünü hedef aldığını ve zamanı geldiğinde vatan için ölmek ve öldürmenin meşru olacağını ifade ettiğini belirtti. Savcıların terörle mücadele örneği olan bu tip konuşmalarda sahte ihbarlara itibar ettiğini öne sürdü. Ve eğer iktidar sahiplerinin talimatlarıyla hareket ederlerse devletin bekasının tehlikeye gireceğini hatırlattı.

ADNAN OKTAR: Biz Sayın Bahçeli'nin samimi, dürüst, candan, aklı başında bir devlet adamı olduğu yönünde bizim kanaatimiz. Lafını sözünü bilen efendi bir insan, dürüst bir insan. Ben o zamanki konuşmasında söylemiştim kastettiği vatan savunmasıdır. İlk söylediğinde de. PKK'ya karşı, vatan hainlerine karşı devletin yanında kanunla hukukla dedim yapılacak mücadeleden bahsediyor.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Fransa güvenlik önlemleri kapsamında Ankara ve İstanbul'daki temsilciliklerini kapama kararı aldı. Fransa'nın milli bayram günü 14 Temmuz resepsiyonlarını da iptal emesinin ardından konsolosluk binasının bulunduğu İstiklal Caddesi'nde de kamuflajlı ve silahlı güvenlik güçleri dolaşmaya başladı.

ADNAN OKTAR: Evet tedbir takdiri bozmaz ama tedbir farz. Suriye'yi bölmek istedi Amerikan derin devleti İngiliz devletinin emriyle. Bayağı uğraştı ama beceremedi. Putin de dedi "Eğer Suriye'yi bölerseler Türkiye'yi de bölerler arkası gelir onun için Suriye’nin bölünmesini istemiyoruz" dedi.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Makaleleriniz hakkında bilgi vermek istiyorum. Seksen ülkede takip edilen İngilizce, Almanca, Japonca, Korece, Hollandaca, Norveççe de yayınları olan ve İsrail'den yayın yapan İsrail Today gazetesinde "Üçüncü tapınağın inşasını canı gönülden isteyen bir Müslüman mı?" başlıklı yazınız hem İngilizce sayfasında hem de Almanca sayfasında ayrı ayrı yayınlandı. Bu yazıda A9 TV kanalının organize ettiği iftar davetinden ve İsrail'den gelen haham ve politikacı dostlarınızla yaptığınız görüşmelerden bahsediliyor. İsrail'le Türkiye arasındaki ve Müslümanlar ile Museviler arasındaki dostluğun nasıl geliştirilebileceğine dair gayretleriniz, hem A9 TV’de canlı yayında hem de iftar davetinde bu konuklarınızla gerçekleştirdiğiniz görüşmelerden özet veriliyor yazıda. Ayrıca Hz. Süleyman mescidi ve sarayının barış ve güvenlik içinde yeniden inşa edileceği zamanların yaklaştığına dair açıklamalarınıza yer veriliyor. Müslüman, Hristiyan ve Musevilerin ortak değerlere sahip olduğunu, akıl vicdan ve sevgi dolu insanların mutlaka bir arada hareket etmesi gerektiğine dair yorumlarınıza yer veriliyor. Ve sizin İsrail’le Türk hükümetlerini iki ülke arasındaki gerginliği kaldırabilmek için daha cesur adımlar atmaları konusunda hatırlatmalarınıza yer veriliyor.

Amerika'dan yayın yapan siyasi olarak muhafazakar görüşe sahip Worknet Daily haber sitesinde de "Müslüman lider hahamları konuk ediyor ve üçüncü tapınağın inşasını içtenlikle savunuyor" başlığıyla aynı habere yer verildi.

Katar'ın ilk İngilizce günlük gazetesi Gulf Times'da "Afganistan'ı yine zor günler bekliyor" başlıklı yazınız yayınlandı. Yazınızda Afganistan'ın ve tüm bölgenin huzuru, istikrarı, güvenliği, refahı için tek bir yol olduğunu anlatıyorsunuz. Bunun da radikal ideolojiye karşı fikri mücadele olduğunu belirtiyorsunuz. Radikal örgütlerin silahla bombayla değil sadece Kuran ile doğru çizgiye çekilebileceğini vurguluyorsunuz.

İsrail'de bulunan ve Facabook’ta altı yüz yetmiş bin takipçisi olan Jerusalem Online haber sitesinde "Türk İsrail ilişkilerinde gayretlerimiz meyvesini vermeye başladı" başlıklı yazınız yayınlandı.

Bahreyn'in ilk İngilizce günlük gazetesi Gulf Daily News'de "Tek çare sevgi başlıklı makaleniz yayınlandı.

Pakistan'ın Urdu dilinde yayın yapan kaynak olarak kabul edilen Daily Nai Baat gazetesinde "Doğudaki terör ne kadar önemli?" başlıklı makaleniz yayınlandı.

Son olarak New York'tan yayın yapan bağımsız haber ajansı Ekurd Daily sitesinde "İslamofobi adı altında" başlıklı yazınız yayınlandı. Yazınızda İslamofobi adı altında Müslümanları değersizleştirme projesi yürütüldüğünü anlatıyorsunuz. Dünyada İslamofobi değil kalitesizlik sorunu olduğunu söylüyorsunuz. Tüm Müslümanlar bağnazlığa karşı entellektüel bir mücadele yürütmesi gerektiğini, Kuran'daki gerçek İslam'ı tanıtmalı ve savunucularını da desteklemeleri gerektiğini anlatıyorsunuz.  

ADNAN OKTAR: Çok güzel, bunların hepsi hayır.

Fransa, temsilciliği kapatmasına ne gerek var? Bu kadar çekingen olmaya gerek var mı? Zaten orada güvenlik önlemleri alınmış. Bir şey olmaz rahat olsunlar yeniden açsınlar. Türk hükümeti uyarsın onları o kadar korkak gibi görünmeye gerek yok. Nereye varılır? O zaman hiçbir yere, sokağa çıkamazlar. Hiçbir Fransız vatandaşı kalmaz. Fransa'da da dışarı çıkamamaları lazım. Fransa'daki terör tehlikesiyle Türkiye'deki terör tehlikesini düşündüğümüzde eşit olduğunu görüyoruz. Arada bir fark yok. Dolayısıyla elçilik kapatmak falan hiçbir mantığı yok onu hükümet açıklasın. Eşit oranda tehlike var. Bunu da gördüler. Hükümetten bir açıklama olursa onlar rahatlarlar. Fransızlar eskiden beri öyle mesela Hitler devrinde "işgal edeceğim" buyur dediler hemen. Yeter ki Fransa'ya bir şey yapma dediler. Çığlık attılar bir kısmı hepsi de değil hemen teslim ettiler Fransa'yı. Hitler böyle püfür püfür Paris'in havasını koklayarak geldi vagonda bunlar imzayı bastı. Teslim ettiler yani. Bu kadar ürkekliğe gerek yok. Ne oluyor? Fransa'da daha mı eminsiniz? Onu güzel böyle veciz bir anlatımla anlatıp Fransa'yı uyarsınlar. Elçiliklerini açsınlar, çok gıcık bir hareket çok yanlış bir hareket. Hiç sokağa çıkmamaları gerekiyor o zaman. Olur mu öyle şey?

Suriye’yle arayı düzeltelim, Irak'la da arayı düzeltelim. Yanlış bir politika uygulandı. Başından beri söylüyorum ben bunu yalnız. Başından beri. Her şeyi normale çevirelim. Her şey terse döndü gereksiz yere onu düze çevirelim. Irak da öyle Amerika'ya gelin buyurun dedi hemen teslim etti ülkeyi. Ne atom bombası, kitle imha silahı burada öyle bir şey yok dersin yalan söylemeyin. Gelin her yere bakın dersin. Bunu yapmadılar. Heyet gelsin, Birleşmiş Milletler heyeti herkes gelsin bizim her yerimiz açık gelin bakın dersin. Demediler, işgal olunca da gıklarını çıkarmadılar.

İman çok hayati bir şey. İman zafiyetinden kaynaklandığı anlaşılıyor. Bak IŞİD Irak ordusunun yüzde biri değil bak bir adım dahi atamıyorlar şu an. Ne Amerika, ne Rusya, ne Çin, ne İngiltere, ne Fransa, ne Avrupa hiçbiri adım dahi atamıyorlar korkudan. İman farklılığı var. Tamam adamlar yanlış yolda zulüm yapıyorlar dehşet saçıyorlar. Biz de bu zulme dehşete şiddete, şiddetle karşıyız. Ama bak adamların imanı ile baş edemiyorlar. Ödleri kopuyor. Yani yanına yöresine yaklaşamıyorlar. PKK da bak askere polise kahpelik yapıyor burada ama orada it gibi korkuyorlar.

Dinliyorum.

 BÜLENT SEZGİN: Bugün Oda TV’de yer alan bir yazıda IŞİD ve benzeri örgütlerin anlattığı ile ilahiyatçıların anlattığı İslam'ın aynı kaynaklara dayalı olduğu ifade edildi. Müslümanların İslam külliyatı olarak ifade edebileceğimiz yazılı kaynakları ile yüzleşmeden, otoriter, baskıcı ve dayatmacı İslam anlayışından kurtulamayacağını ifade etmeye çalışıyoruz. Ve Abdülaziz Bayındır’ın şu sözlerine yer veriliyor. "Bugün Türkiye'deki ilahiyat fakültelerinde okutulan din ile IŞİD’in dini arasında en küçük bir fark yoktur. Şii ve Sünni bütün mezheplerin anlattığı din IŞİD’in uygulamaya çalıştığı dindir.

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor, aynısı. Onun için Mehdiyet’in üslubu, Mehdiyet’in sevgi anlayışı ortaya çıkması gerekiyor. Şuan hepsi Mehdiyet’e hizmet ediyorlar. İsteseler de istemeseler de. Mesela şu anlatım Mehdiyet anlatımı. İlahiyatçısı da Mehdiyet’e uyuyor. Oda TV’si de, Ada TV’si de kim varsa onlar da istese de istemese de Mehdiyet’e tabi oluyorlar. Bu Mehdiyet’in üslubu. Hükümet de Mehdiyet üslubunu kullanıyor şuan.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: PKK’nın Kandil’deki liderlerinden Mustafa Karasu seçim için bir ittifak önerdi ve şunları söyledi; “Türkiye’de seçimlerle mevcut faşist iktidarı geriletmek mümkün değildir” dedi ve CHP içindeki demokratik eğilimlere ÖDP, EMEP, SDP veya başka siyasal partilere, anti kapitalist Müslümanlara ve Alevilere gerçekten demokratik Türkiye isteyen aydınlar dahil, tüm demokrasi kesimlerine demokrasi bloğu önerdi.

ADNAN OKTAR: Demokrasi bloğu. O nasıl blokmuş? Demokrasi bloğu diye bir şey yok. Bunlar komünist, Stalinist adamlar.

“Ya” diyor bazıları “aşırı makyaj.” Aşırı makyaj diye bir şey yoktur, yakışan makyaj vardır. Yakışıyorsa tamamdır. Geçenlerde iki hanım kız sabah buraya geldiler. Üstlerinde eşofman, lastik ayakkabı, makyajsız oğlan çocuğu gibi. Ne bu yani? İşte modern takılıyorlar. Olur mu yani? Bakımlı bir hanım çok daha güzel. Yani çok sıradan olmuş, bütün güzelliği kaybolmuş adeta. Kadın bakımla çok güzel olur. Makyajla güzel olur. Makyajını Allah yaratır.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Başbakan Binali Yıldırım Suriyeli sığınmacılara vatandaşlık tartışmaları ile ilgili olarak Suriyeli mültecilerle ilgili son günlerde utanç verici tartışmalara şahit oluyoruz. Mazimize yakışmayacak ifadeler oluyor. Türkiye’deki siyasi misafirlerimiz üzerinden ne sosyal demokrasiye, ne de milliyetperverliğe, ne Müslümanlığa, ne de Türklüğe yakışmayan ifadeler söyleniyor. Birileri nefret tohumları ekmeye devam ediyor. Sığınacak güvenli bir liman arayan, ölümden kaçan onurlu insanlara dönük bu suçlamalar Türkiye’nin ne genlerinde, ne de geleneğinde var.

ADNAN OKTAR: Çok güzel derli toplu güzel konuşmuş. Ama halkın da desteklemesi lazım. İnsanların desteklemesi lazım. Ben benim dışımda pekkonuşan görmüyorum yani.  Ya ben göremedim bilmiyorum. Sayın Başbakan’ın konuşması güzel olduğu, hoş olduğu, İslam’a Kuran’a uygun olduğu açık. Ama destekleyenlerin daha çoğalması lazım. Oturup seyretmesinler. Yarın bir gün Allah esirgesin adam başına gelir ne yapacağını şaşırır. Merhamet merhameti getirir. Allah merhametli insanları sever. Onlara bereket verir, bolluk verir, güzellik verir. Allah’ın Rahman ve Rahim isminin tecellisi. Güzel bir üslup kullanmış Sayın Başbakan. Tebrik ediyorum.

Evet dinliyorum.  

KARTAL GÖKTAN: Başbakan Binali Yıldırım Suriye ile de ilişkilerimizin düzeltileceğini haber verdi ve şunu söyledi.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Gidişat iyi, güzel.

KARTAL GÖKTAN: “Dışarda bunu yapmaya başladık. Rusya ve İsrail’le ilişkilerimizi normale döndürdük. İnşaAllah Suriye ile de ilişkilerimizi normale döndüreceğiz. Bölgedeki bütün hakim ülkeleri koalisyon güçlerin, stratejik ortakların yaşanan durumun bir kez daha değerlendirmesi ve rekabeti bir kenara bırakarak insanlığın yok olmamasına göz yummamalarını bekliyoruz.”

ADNAN OKTAR: Şimdi oldu. Allah’a şükür, maşaAllah elhamdülillah. İşte bu Mehdiyet üslubu. Şeytanın oyunun bozulduğunu gösteriyor bu açıklamalar. Daha önce gözü kapalı gidiyorlardı, bir garip bir durum olmuştu. Hükümetin politikası çok çok yanlıştı. Gece gündüz bak yıllardan beri bağırıyoruz, rica ediyoruz, istirham ediyoruz. Ama feraset, basiret, akıl galip geldi elhamdülillah. Çok güzel.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Türk Silahlı Kuvvetleri personel kanununu onayladı. Buna göre yasa terörle mücadele eden güvenlik güçlerini koruma altına alıyor. Yasayla Türk Silahlı Kuvvetleri, İçişleri Bakanlığı’nın teklifi ve Bakanlar Kurulu’nun kararıyla bütün il merkezlerinde bütün unsurlarıyla düzenlenecek operasyonlara katılabilecek. İllerde TSK personelinin görevlendirilmesi halinde koordinasyon işbirliği ve gözetimi valiler yerine getirecek. Komuta, sevk ve idare ise askeri birliklerinin en kıdemli komutanında olacak.

ADNAN OKTAR: İki yıldan bu yana söylüyorum, teröristle asker çatıştığında askerin sorumluluğu olmaz, polis çatıştığında polisin sorumluluğu olmaz. Allah Allah karşısına geçmiş adam otomatik silahla ateş ediyor yüzüne doğru, adam asker aslanlarımız kendini koruyor. Sonra olay yerine savcı geliyor anlat, nasıl oldu? Karakola gidiyor, savcının karşısına çıkıyor, mahkemeye çıkıyor. Sanki pavyon önünde adam vurdu keyif için, öyle gibi bir hava oluyor yani. Yıllarca uğraşıyor. Böyle olmaz dedim. Kanuna hukuka saygımız var ama böyle olmaz. Kendini savundun mu bitti. Orada kısa bir tespit tutanakla, güvenlik güçleri tespit yapacak, konu kapanacak. Böyle olması lazım. Vatandaş da mesela kahvede, bir aslanımız askerimiz gelmiş oradan PKK’nın aleyhine yazı yazıyor internetten şu falanca kahvede diyor.  O kahpeler de, o alçaklar da gelmişler çocuğu o kafede şehit etmişler. Şimdi içeri girerken bu adamlar elinde silahla içeri giriyor. Kardeşim vatandaşta o aslanı koruyacak imkan olabilir. Yani herkeste olmasa da, o koca kahvehane veya neyse kafede onu koruyacak insan çıkmaz mı? Çıkar. Çekiniyorlar. Çünkü adamın elindeki silahı gördüğünde onu yeni modern tabiriyle etkisiz hale getirebilir oradaki insanlar. Yani kolunu kırabilir, bacağını kırabilir, birçok şey yapabilir, onu etkisiz hale getirebilir. Getirdiğinde, "Sen gel bakalım." Direkt karakola, göz altına alınıyor. Karakolda bekliyor sonra oradan savcılığa. Diyorlar ki mesela, "Sen nereden biliyorsun o adamın onu vuracağını?" Olur mu böyle şey? Vurduktan sonra mı olay gelişecek? Belli ki meşru bir savunma var. Meşru savunma, işte bizim istediğimiz bu. Bu vatandaşa da uygulansın vatandaş için. Teröristle vatandaş karşı karşıya geldiğinde vatandaş kendini savunduğunda, "Niye savundun?" denmesin. Ne yapılacak? Bir tutanak tutulacak orada, konu bitecek. Teröristin yaptığı azgınlığa karşı vatandaş böyle savunur. Sırf askere, ben dedim ki, "Askere de uygulansın, polise de." Allah'a şükür askere uyguladılar, polise de uyguladılar benim gördüğüm. Şimdi vatandaşa da. Vatandaş da kendini rahatça savunabilsin. Adam tereddüde düşüyor, "Ne yapsam acaba?" diye. Elinde silah var adamın, adam karar veremiyor. Yapılacak şey, adamı orada etkisiz hale getirmektir. Kolunu gerekirse kırarsın, kolunu. Silahı varsa elinde kolu kırılacaksa da kırılır. Adam öldürecek. "Niye kırdın kolunu?" denmemesi gerekir. Birçok şey olur. Vatandaşın bu konuda özgür olması çok önemli teröriste karşı. Sivil vakalarda tamam yine eski kanun devam etsin. Ona bir şey demiyoruz. Ama terör için özel bir kanun olması lazım. Her olaya tutanak tutuluyor. Asker vurduğunda kendini savunuyor, olay yerine savcı geliyor, binlerce dosya oluyor. Allah'a çok şükür ısrarla söyleye söyleye. Bunu da benden başka söyleyen olmadı. Varsa gösterin. Tek kelime bu konuda bir şey söyleyen olmadı, ben görmedim. İnşaAllah vardır da. Israrla iki yıldan beri rica ediyoruz. Allah'a şükür bunu da yaptılar. "Suriye ile barışın." dedim. "Zalimle barışılır mı?" Halkıyla barışacaksın mübarek, halkıyla. Ben, "Git zalimle barış." demiyorum ki sana. Halkıyla barışacaksın. Allah'a şükür ikna olmuşlar. Şiddetle karşıydılar. Daha yeni Tayyip Hoca demişti, "Zulme rıza zulümdür." Zulme rıza etmiş olmuyorsun mübarek. Orada milyonlarca adam var, sen onlarla dost oluyorsun ahbap oluyorsun. On kişi için on milyonu biz gözden çıkarabilir miyiz? On kişiye kalben buğz et sen. Edeceksin zaten etmen gerekir. Ama onlara ulaşmak için ne gerekiyorsa yapacaksın. İyi yani özetle gidişat çok iyi. Ben mesela Suriye konusunda direteceklerini zannettim, diretmediler. Tayyip Hoca daha yeni açıklama yaptı; "Zalimle biz..." "Tamam da" dedim ben, geçenlerdeki açıklamamı hatırlıyorsunuz, "Orada halkı seviyorsun sen." Hazreti Musa (a.s), Firavun'a çok sevdiği için gitmedi. Oradaki insanları kurtarmak istiyor, kendi kavmini kurtarmak istiyor. Adamdan nefret ediyor zaten. Nefret ediyor ama nefret etmesine rağmen gidiyor. Allah rızası için gidiyor ve gayet normal saygılı da konuşuyor. Saygısız bir konuşması yok. O saygısızlık yapıyor ama o saygısızlık yapmıyor. Tabii çok nezaketli konuşuyor, saygıda kusur etmiyor. Normalde ona saygı duyulmaz, öyle bir adama. Ama saygıda kusur etmiyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İtalya'da kırk üç yıl kaçıştan sonra yakalanan ve babaların babası olarak tanınan ünlü mafya babası Bernardo Provenzano, seksen üç yaşında bir  hastane odasında kanserden öldü. 1993 Yılında Corleone Lerin lideri konumuna geçen Provenzano, tüm Sicilya mafyasına hakim olmuştu. İnsanları biçerek öldürdüğü için traktör lakabıyla tanınan Provenzano, yakayı ele vermemek için sokaklarda Katolik rahip kıyafetiyle gezerek kırk üç yıl saklandı ve sonra yakalandı.

ADNAN OKTAR: Yani ne yapmamı istiyorsunuz? Allah günahlarını affetsin. Ne diyelim? Çünkü bayağı bir günaha girmiş. Kimsenin cehenneme gitmesini istemeyiz. İnşaAllah hidayetle ölmüştür. Ne diyelim? Ama felaket durumu tabii. Çünkü, "Bir insanı öldüren bütün kainatı öldürmüş gibi." diyor Cenab-ı Allah. Böyle bir zulüm olmaz. Mafyayı genellikle derin devletler kullanırlar; cinayet işlemede, muhalifleri ortadan kaldırmada bütün derin devletler kullanırlar. Hiçbir mafya unsuru derin devletin dışında faaliyet yapmaz, derin devletle iç içe olur. O yüzden zaten o kadar pervasız oluyorlar. Yoksa o adam yakalanamayacağından falan değil. "Rahip kıyafeti" falan onlar hikaye, laf. Anında yakalarlar eğer isteseler. O halkı inandırmak için yapılmış bir taktik, oyun. Olur mu? Her yeri her şeyini bilirler. Bütün faaliyetlerini de biliyorlardır ama gladyoya yıllarca hizmet ettiği için onlar da onu idare etmişlerdir. Çünkü derin devlete hizmet edenlere derin devlet sadakat gösteriyor genellikle. Eğer onlar ihanet etmediyse sadık davranıyor. Onlar da işte onun yüzünden bu vakte kadar yakalanmıyorlar. Yani onlara inanmayın, laf onlar; "Bu vakte kadar gizlendi, saklandı." falan diyorlar ya isteseler darmadağın da ederler. Mafya yapılanması en fazla ne, en fazla bin kişi iki bin kişi olsun. Bir gecede hepsini bitirirler, hepsini yakalarlar. Kasten dokunmuyorlar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Diyarbakır'da PKK'nın olası saldırılarına karşı güvenlik önlemleri artırılıyor. Birçok noktasında mobil karakollar oluşturularak yirmi dört saat araç kontrollerinin yapıldığı ve bazı bölgelere üç katlı zırhlı kulelerin konulduğu kentte neredeyse tüm karakollara beton bloklar yerleştirilmişti. Kentte şimdi de beton bloklar yerleştirilen karakolların çevresine hendek kazılmaya başlandı. Yaklaşık bir buçuk metre derinliğindeki çukurlarla bombalı araçların karakollara yaklaşmasının engellenmesi amaçlanıyor. 

ADNAN OKTAR: Bir de o geçen gün ben söyledim: Sınır karakolları var dağlık bölgelerde, dağın tepesinde karakol; vadi geçiş yerleri var, karşı tarafta müstahkem mevkiler var, ateş edilecek yerler belli PKK geldiğinde oraya gelecek. Oranın altının elli kilo, yüz kilo yahut kaç kiloysa TNT yerleştirilir veyahut C4 yerleştirilir iyi kapalı bir muhafazayla nemden etkilenmeyecek şekilde. Uzaktan kumandayla onlara müdahale imkanı olur, PKK'ya da dersin "Arkadaş" denmez onlara ne denir? "Zatlar, buyurun bekliyoruz." dersin. Gelemez, it gibi korkar. Çünkü nerede neyin olduğunu bilmeyecektir. Bir kaç tane de uygulama gösterirsin, tatbikat olarak gösterirsin. Mesela dağın bölümünü olduğu gibi havaya uçurursun, "Bu tip size sürprizlerimiz var, dikkatli olun." dersin, adamlar gelemez. Elini kolunu sallayarak adamlar, hafta sekiz gün dokuz geliyor arsız arsız sırıtarak. Vedat Hoca geçen gün geldi, görüyorsunuz, anlattı. O çocuk çok iyi niyetli, çok samimi, çok şevkli, tam vatansever. Ona imkan hazırlayın da aşağıda yer hazırlayın, bayağı da güzel anlaşılır da anlatıyor, anlatsın. Tehlikeyi vatandaş daha çok görür, tedbir için de daha titiz olunur o zaman. İyi olur, faydası olur. Ama hükümetin tavrı iyi. Yurtta sulh cihanda sulh.

Mandela Madiba, Sen yoktun ve var hale geldin. Seni bir güç yoktan var etti ve yaşıyorsun şuan. Bağlar var, bahçeler var, arabalar var, evler... bunları sana beyninde sürekli gösteren bir güç var. Simsiyah beynin içinde, karanlık beynin içinde; sessizlik, mutlak sessizlik olan beyninin içinde sana müzik sesi dinletiyor Allah, insanlar konuşuyor. Beynin içinde çıt yoktur, mutlak sessizlik vardır, simsiyahtır. O karanlık simsiyah beynin içindeki şu aleme bak. "Bunu" diyorsun, "bir daha yapabilir mi?" Yapmaya devam ediyor Allah, görmüyor musun? An an devam ediyor. Şuan halen devam ediyor. Başladı mı bitmez. Kesintisiz görüntü devam edecektir sonsuza kadar. Allah nasıl sonsuzsa insanı da sonsuz yaratıyor. Şimdi bizim başlangıcımız var, bizim açımızdan başlangıcımız var. Allah açısından bizim başlangıcımız yok. Sonsuz öncede biz vardık Allah katında. Bilir bizi sonsuz önceden. Sonsuz önceden bizi bilir. Bizim için var başlangıç. Ama bizim için sonra son yok, bitmiyor, zamanın sonu yok. Sonsuza bizim kapımız açılacak, bitmeyecek. Ama başlangıç; geçmişi biz hatırlamıyoruz. Mesela kalu belayı da hatırlamıyoruz. Yoksa an içinde bizi yaratmış, sonsuz hayatı an içinde yapıp bitirmiş. Bizim sonsuz öncemizi de sonsuz sonramızı da bilir Allah. Ama bizim için başlangıç vardır, o bize yöneliktir. Bir başlangıç anımız vardır.

Macit Stilci, "Akşama kadar siyasetten konuşuyorsun. 'Siyasetle işim olmaz.' diye tweet atıyorsun." diyor. Siyasetçi olmak, politikacı olmak ayrıdır, siyasi yönlendirme, siyasi tavsiyeler ayrıdır. Aradaki farkı sen nasıl göremezsin? Siyasette tabii ki yönlendirme olacak. Dinin içinde de vardır siyaset, her yerde vardır siyaset. Benim kastettiğim klasik politikacı siyasetçi olmak, mecliste görev yapmak senin anlayacağın; milletvekili olmak, bakan olmak, başbakan olmak... Bu anlamda benim siyasetle işim olmaz diyorum. Yoksa siyasi tavsiyeler, analizler o zaten şart. O İslam'ın bir gereği, onu mutlaka yapacağız. Olmaz. Sen, "Suriye'de zulüm var. Durdurulsun." diyorsun. Bu bir siyasettir. "Suriye ile aramız bozulmuş. Kardeş olalım. Aradaki bağı düzeltelim." diyorsun. Bu da bir siyasettir. Demek ki Kuran'ın içerisinde var siyaset. Ama bu, o anladığın anlamda bir siyaset değil. "Makam mevki anlamında ben siyasete  yanaşmayacağım." diyorum. Yoksa fikri siyaset anlamında değil. Yahut bir partiyi destekleme de değil. Ben çünkü CHP'yi de destekliyorum, MHP'yi de destekliyorum, Büyük Birlik'i de, Saadet'i de destekliyorum, AK Parti'yi de destekliyorum. Hepsi benim insanım, hepsini çok seviyorum.

"İmanın olduğu yerde barış olur mu?" Zaten barışın olduğu imandır. Silm, İslam zaten barış demektir. Barış ancak imanla mümkündür. İmanın olmadığı yerde zaten diyalektik felsefe oluyor. Diyalektik felsefe nedir? Çatışma; zaten adı üstünde çatışma. Çelişki falan diyorlar ya. Ben bir yere gitmiştim de böyle devrimci gençler vardı. Ben oradan geçiyordum, "Bu da devrimci mi?" falan dedi bir tanesi. Sonra aralarında biri vardı öyle konuşuyorlardı, ben de yanlarına gittim; "çelişki" diyor böyle "maddedeki çelişki" diyor. Ben de dinlemiştim şefkatle. Tutukluyken tutuklu arabasında biz geliyorduk, 12 Eylül döneminde. Komünistlerle aynı arabaya koydular. Beraber o sevk zincirine bağlı olarak hepimiz gidiyoruz, "Hocam sen anlatıyorsun imani konuları. Ben sana saygı duyuyorum ama maddenin aslı senin bildiğin gibi değil." dedi. "Nasıl? Sen nasıl biliyorsun?" dedim. "Çamurlu sularda önce bir mikrop olmuş, sonra ondan hücre gelişmiş" dedi böyle anlatıyor, "sonra maymun olmuş sonra da biz olmuşuz." falan dedi. Halbuki benim de kitabım da var yanımda, kitabımı da hediye ettim. Buna rağmen anlamıyor, adamın durumuna bak. Darwinizm'in geçersizliğini anlatan kitap var yanımda. O Yahudilik Masonluk kitabı vardı, onun arka kısmında o konu vardı. Adam karşısındaki insanı kavrayacak durumda olmuyor. Böyle çok fazla insan var. Doktora akıl veren köyden bazı insanlar oluyor bazen yahut şehirden de bazı insanlar olur doktora akıl verir. Bizim bir tanıdık vardı, vapurda gidiyorduk. Orada birisi fenalaştı, bayıldı. Tanıdık derken komşunun bir tanıdığı, oraya geldi. "İsveçli bir doktor var." dediler, "doçent vapurda" Anons yaptılar, doktor geldi. Hastaya, "Kaldır ayağını yukarıya." Tansiyonu düşmüş, onun nabzına bakıyor bir yandan da. Adamı dürttü, "Doktor bey, jimnastik." diyor. Adam akıl almaz bir nefretle ayaklarından yukarıya başına kadar bir baktı, başından ayaklarına kadar baktı. Adamı gıcık etti. Öyle tipler bayağı oluyor toplum içinde.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Foreign Policy'nin "Türkiye'nin Derin Devleti Esad ile Gizli Kanallara Sahip" başlıklı haberinde Suriye ile Türkiye ile ilişkileri için Doğu Perinçek'in devreye girdiği iddia edildi. Perinçek konu hakkında şunları söyledi; "Haberin içeriği doğrudur fakat başlık haberi yalanlıyor. Başlıkta derin devlet kavramı kullanılıyor. Halbuki haberin içerisinde Ergenekon davasının sonunda derin devlet iddiasının doğru çıkmadığı saptanmıştır. Bu başlık Amerika'da konmuştur." dedi. 

ADNAN OKTAR: Neden? Derin devlet oluyor, niye reddediyor ki? Var derin devlet, olmuştur yani. Yok demeyle olmaz. Herkes kabul ediyordu o dönemde. Bilmiyorum, kendisi de söylüyordu, hatta "Gladyo" falan diye. Ben yanlış mı hatırlıyorum? Doğu Perinçek'in çok fazla ifadesi var. Gladyo ne işte; derin devlet.

Modern devletlerin derin devleti oluyor, birçoğunun. Ama zulümle ortaya çıkıyorlar. Tabii bazı devletlerin de legal olarak derin devleti oluyor. Legal bir yapılanmayı yine kanun hukuk içerisinde yapıyorlar. Ama oluyor yani. Olmuyor diye bir şey yok. İtalya'da var, Amerika'da var, Rusya'da var, her yerde var. Her yerde olup da Türkiye'de olmaması güç. Hatta ben eğer yanlış hatırlamıyorsam Doğu Perinçek, NATO'nun oluşturduğu bir gladyo yapılanmasından uzun uzun bahsediyordu zamanında. İşte bu derin devlet yapılanması.

Evet, dinliyorum. 

KARTAL GÖKTAN: Mavi Marmara şehidi Çetin Topçuoğlu'nun eşi Çiğdem Topçuoğlu, iktidara yönelik sert bir eleştiri mektubu yazdı. Açıklaması şu şekilde; "Sayın vekillerimiz mecliste Mavi Marmara davasını düşürmeyle ilgili yapılacak çalışmalarda vicdanınızın sesini dinleyin. Bizler kanlarımızla, terlerimizle, gözyaşlarımızla bedel ödeyerek tarihe izzetli imzalar atarak not düştük. Şehitlerimizin kanını pazarlayarak, lanetlenmiş kavimle anlaşarak kanka olmadık. Bizler dilenci değiliz. Artık bu yolda devam edecek olanlara tavsiyemiz şudur; azami ihlas, terk-i enaniyettir.” Dedi.

ADNAN OKTAR: İşte Gelenekçi Ortodoks inanç Tayyip Hoca’nın karşısına dikilmiş vaziyette. Böyle bir durumda Tayyip Hoca’yı yalnız bırakırsak İngiliz derin devleti bir yandan, Gelenekçi Ortodoks kafa bir yandan hükümeti felç ederler. Yani "Yeniden İsrail'i karşına al, Suriye'yi karşına al, Irak'ı karşına al, Rusya'yı karşına al..." Herkesi karşımıza almamızı istiyorlar. Yani şimdi dese ki, "Tamam, İsrail'i karşıma aldım. Kabul. Var mı başka isteğin?" "Evet" diyecek,             Rusya'yı karşına al” diyecek “Yunanistan'ı da karşına al. Herkesi karşına al.” diyecek. Böyle bir mantık olmaz. Hükümetin yaptığı doğru. Her halükarda barış, her halükarda kardeşlik, her halükarda sevgi. Buna mecburuz. Biz ömür boyu nefret içinde yaşamak istemiyoruz. Böyle şey olmaz. Haklı eleştirileri olabilir o hanımefendinin. Ama hayır ve bereket, İslam'ın Kuran'ın menfaatleri her şeyin üstündedir. Mesela bir cinayet var; Allah diyor ki, "Cinayet varsa affedin. Kısas da yapabilirsiniz ama affederseniz daha hayırlı" diyor. Sürgit kin içinde yaşayamayız. Yaşanmaz. Yaşamamalılar. Ben kine karşıyım.

Devam edin.

BÜLENT SEZGİN: Türk heyeti yarın Rusya'nın başkenti Moskova'ya gidecek. Heyette Kültür, İçişleri ve Ulaştırma Bakanlığı’ndan yetkililer de var. 

ADNAN OKTAR: İşte güzel bu. Adam ne istiyor? "Yahu" diyor, "Moskof’la barış mı olur? Onlar bize şu kötülüğü yaptılar, bu kötülüğü yaptılar. Hatta savaş açalım." Bilmem ne. Kardeşim, bu gelenekçi kafayı bırakın. Yanlış yoldasınız. Allah bizden barış istiyor, sevgi istiyor ve affedicilik istiyor. Olay çıkartmaya gerek yok. Herkesle barış ruhu içerisinde, sevgi ruhu içinde, kardeşlik ruhu içerisinde olacağız. Size biz uymuş olsak mahvolurduk, Türkiye diye bir şey kalmazdı, İslam diye de bir şey kalmazdı. Türkiye'yi uçurumun kenarına getirdiniz. O kafadakiler farkına varmadan Türkiye'yi uçurumun kenarına getirdiler. Hükümeti çok yanlış bir yola sürüklediler, akıl almaz yanlış bir yol. Baktı ki hükümet, tek başına kaldı dünyada. Tek başına kaldı, kimsesiz kaldılar o zaman anladılar ki bir oyun var. Şeytan bir oyun oynuyor. Şimdi süratle durumu düzeltmeye çalışıyorlar. Yıllardan beri söylüyorum bunu, "Yapmayın, etmeyin bunu." diye. Bu kahramanlık değil; bu hata, yanlış, Kuran'a uygun olmayan bir hareket. Kuran'a uygun olmayan hareketlerden kaçınıp Kuran'a uygun hareket edilmesi lazım.

BÜLENT SEZGİN: Allah ayette şöyle buyuruyor, şeytandan Allah'a sığınırım "Ey iman edenler topluca barış ve güvenliğe İslam'a girin." 

ADNAN OKTAR: Tabii. Silm, barış. 

Yaman, dans etmek haram değil. Haram olsa sen düğünlerde döne döne oynamazsın. Yaman dans ediyorsun, bak adın da Yaman. Bir de omuz titreterek falan yani. O zaman de kıskanıyorum Hocam dersin ne yapsam acaba, kıskançlığa çözüm var mı dersin? İmanla tabii ki, imanla, hidayetle.

İmam Ali kerremallahu veche, Allah’ın aslanı şöyle buyurdu: “İmam Mehdi tüm yaratılmışların mahbubudur, sevgilisidir. Allah onun vesilesiyle sevgisizlik, samimiyetsizlik fitnesini dünyada söndürür.” Hz. Mehdi için söylüyor İmam Ali. Yevmül Halas, sayfa 389’da.

İmam Sadık diyor ki: “Deccal Türk’le savaşır.” İşte İngiliz derin devleti. “Deccal Türk’le savaşır.” Türk hükümetine de musallat oluyorlar ya, görüyorsunuz. “Sonra deccalın kökünün kazınması Mehdi’nin eliyle olur. Mehdi ilk sancağı Türklerde açar” diyor. Nerede? Türkiye’de demek ki. Yevmül Halas’da yine sayfa 329’da. Bak yerini de söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.). “İlk sancağı Türklerde açar” diyor.

İmam Sadık Resulullah (s.a.v.)’dan naklediyor. “Resulullah (s.a.v.) ferman etti ki; Mehdi çıktığında yeryüzünün her bir bölgesine talebelerini gönderir ve talebesine şöyle der: “Sorumluluğun avucunun içindedir.” Yani alacağın bilgi avucunun içindedir. “Eğer anlayamadığın bir şeyle karşılaşırsan avucunun içine bak, onu göreceksin ve ona göre amel et” diyor. Nedir? Cep telefonu. Bak, “dünyanın her tarafına gönderir” diyor, “sonra senin için gerekli olan bilgi avucunun içinde olacak, oraya bak göreceksin der” diyor. “Ve onlar da görür, ona göre hareket ederler” diyor.

Çocukları bu homoseksüellere verilen Romen aileyle ilgili çalışma yine devam ediyor, kurtarmak için uğraşıyoruz. Bir kere kanunlarda Romen, Romence biliyor bunlar, İngilizce bilen ailenin yanına verilmiş, güya aile diye kabul ediyorlar onları, homoseksüel çiftin yanına. Çocuklar onların dilini de bilmiyor. İnançları da uymuyor. Bak, inancı da uymuyor çocuklara, dili de uymuyor. Çocuklar çok azap çekiyorlarmış orada. Çocukların hem dilini değiştiriyorlar zorla hem de dinini inancını değiştiriyorlar. Ve anne babayla da hiçbir şekilde görüştürmüyorlar. Adamlar homoseksüel, çocukların gözünün önünde birbirlerini bilmem ne yapıyorlar. Tam bir dehşet ortamı. İngiliz devleti de, İngiliz hükümeti de bunu destekliyor. Ve anne babayı yanaştırmadıkları gibi sınır dışı ediyorlar. “Hiçbir şekilde görüşemezsiniz” diyorlar. Bu deccaliyetin bir zulmü. Dehşet verici bir şey bu. İngiliz devletine hakim olmuş deccaliyet, adamların haberi bile yok bir kısmının. Bir kısmı bilerek hizmet ediyor.

Başka bir ailenin de yine, Romanyalı bayanın üç çocuğu İngiltere’de elinden alınmış. Çocukları elinden alındıktan sonra bu Florin Barbu ailesiyle bağlantıya geçip “Brüksel’de beraber bir çalışma yapalım” demiş.  Bunu duyan polis gelip gerekçe göstermeden kadını tutuklamış hapse koymuşlar. Yani çok dehşet verici bir ortam var. Bu konuya hükümet de el atması lazım, hükümet diliyle de bu söylenmesi lazım. Akıl almaz bir zulüm, akıl almaz bir haksızlık var. Bu hanımefendilerin de resimlerini bulalım, bu ailenin. Bunları yayınlayalım. Geniş çaplı internette de kardeşlerimiz destekçi olsunlar. Bu aileyi de tanıtalım. Tutuklanması çok korkunç. Öbürlerini sınır dışı ediyorlar, bunları tutukluyorlar. Tam bir dehşet havası var. Onu da homoseksüel ailenin yanına veriyorlar, o çocukları da. Adamlar da homoseksüelleri eve topluyorlar, adamlar birbirlerinin pisliğini karıştırıyor, sapık ilişkiye giriyorlar çocukların gözü önünde. Dehşet verici bir şey bu. İnsanların birçoğu da seyrediyor bu durumu. Bütün dünyayı ayağa kaldırmak lazım kanunla hukukla. Bu zulme dur demek şart.

Mandela isimli arkadaş, bak görüyorsun bu olayları. İşte İslam olmuş olsa bunlar olmaz. Dinsizlik işte bunu getiriyor. Diyorsun ki “Dinsizlik olunca ne oluyor?” İşte bu oluyor. Allah’tan korkan bunu yapar mı?

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Saygı Öztürk Güneydoğu’da olağanüstü hal ilan edilmemesinin nedenini şöyle açıkladı: “Hükümetin bugüne kadar olağanüstü hal ilan etmemesinin nedeni yöredeki birçok yetkinin askere geçeceği endişesidir. Vali ve kaymakam askere söz geçiremeyeceğinden, polisin jandarmanın askerin emrinde olacağı için ağırlıklarının kalmayacağını düşünüyorlar. Tamamen siyasi nedenlerle olağanüstü hal ilan edilmiyor.” Dedi.

ADNAN OKTAR: Gerekirse onu da yaparlar canım, hükümet milli menfaatler neredeyse ona göre hareket edecektir.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Oda TV yazarı Türker Ertürk, Amerika’nın Rusya ile Türkiye’nin arasını bozmak istediğini öne sürdü. Yazının ilgili bölümü şu şekilde. Amerika NATO zirvesinde en yetkili ağızlarıyla Rusya’nın stratejik ortak olmadığını, işbirliği yapılamayacağını, Moskova’nın saldırganlık içinde olduğunu ve bölgesel istikrarsızlığın kaynağı olduğunu söylüyor. Halbuki Rusya ülkemiz için ekonomiden güvenliğe ve bölgesel istikrara kadar vazgeçilemeyecek derecede önemli bir ortaktır. Ama Amerika Türkiye’ye halen düzeltmeye çalıştığımız Rusya ilişkilerimizi tekrar bozun demek istiyor” dedi.

ADNAN OKTAR: Bir ara öyle hükümet hataya düştü. Bundan sonra öyle bir hataya düşeceklerini zannetmiyorum. Biz ısrarla Rusya ile Türkiye’nin arasının düzelmesi için tavsiyede bulunduk hükümete. Özür dileyin dedim hükümete ısrarla ve kimse de özür dileyin demedi benim dışımda, hiç kimse. Yani bir kişiden ben duymadım. Özür dilemenin dine, İslam’a, Kuran’a uygun olduğunu anlattım. Küçük düşürücü değil,  bu insanı yücelten, güzel bir ahlak uygulamasıdır dedim. Tayyip Hoca açtı ve özür diledi. Kullandığı Rusça kelime özür kelimesidir. Özür diliyorum, affedin anlamına geliyor o kelime dolayısıyla bundan sonra öyle bir şey olmaz.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İngiltere'nin yeni Başbakanı Theresa May İngiltere, İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda arasında ki birliğin önemine dikkat çekti. Kendi hükümeti döneminde bu birliğe önem verileceğini ayrıca hükümetin sadece ayrıcalıklı bir azınlığın çıkarları için değil herkesin çıkarları için eşit olacağı olarak çalışacağını ifade etti. 

ADNAN OKTAR: Hanım efendi eğer becerebiliyorsa şu İngiliz derin devletinin kökten lağv edilmesi için uğraşsın. Bir yiğitlik yapsın yurt dışına çıkması lazım onu söylemesi için. Yurt dışında söylesin “Böyle bir yapılanma var bütün dünya hükümetleri bize yardımcı olsun” desin, diyebiliyorsa desin. En büyük hizmeti öyle yapar yani bu konuda.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Güzel deniz kabukları resimleri vardı gösterebilir miyiz?

ADNAN OKTAR: Bakayım. Hakikaten çok güzeller. Hepsi sanat eseri bayağı güzel. Şu düzgünlük güzellik maşaAllah. Sanatçı yapmaya kalksa çok çok uğraşması lazım. Üstelik bunlar fırına girmeden böyle porselen haline geliyor. Bu da çok şaşırtıcı.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yapılan bir araştırmada İngiltere'nin dindar ülkeler sıralamasında son sıralarda yer aldığı ve İngiltere halkının sadece yüzde otuzunun dine inandığı ortaya çıktı. İngiltere'de otuz dört yaş altındakiler yaşlılara göre daha çok dindarlar. 1980 öncesinde doğanlar resmi eğitim alanlar daha az dindar oluyorlar. Çin'de kendini dindar kabul edenlerin oranı yüzde altı Japonya'da yüzde on üç İsveç'te ise yüzde on dokuz.

ADNAN OKTAR: işte deccal kırıp geçirmiş dünyayı.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş Bahoz Erdal'ın öldürüldüğü iddiaları ile ilgili TBMM Genel kurulunda bir açıklama yaptı; “Şu anda bizdeki bütün bilgiler bunun teyit edilmeye muhtaç doğrulanmaya muhtaç bilgi olduğu yönündedir.” dedi ve Erdal'ın ölümü ile ilgili iddianın kesin olmadığını ifade etti.

ADNAN OKTAR: Ölse ne olur, ölmese ne olur? Fark eden bir şey olmaz. Fikri yönde öldürmek çok önemli adamın bedenini öldürmekle olmaz. Sivrisineklerle uğraşmış oluyorsun. Darwinist materyalist eğitimin durdurulması lazım. İlkokuldan başlıyor üniversiteye kadar devam ediyor.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Güzel çiçek resimleri göstermek istiyorum.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Her yerde Allah'ın mührü görülüyor hepsinin üstünde. Hepsini Cenab-ı Allah Ben yarattım diyor ve çok güzel yarattım, süslü yarattım, temiz yarattım, uyumlu yarattım, nurlu yarattım, sanatkarane yarattım nurlu yarattım diyor. Hepsinde nur var çiçeklerin hepsinde.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sevimli çocuk resimleri vardı.

ADNAN OKTAR: Evet bakayım. Severim ben onları. Allah Allah hayret. Allah'ın Cemal isminin tecellileri, hepsinde Allah'ın damgası hepsinde kesintisiz.

Alp Kaan Odabaş üst mtfzk 3…1. Senin şu Marsık denilen bayan ile bağlantın var mı? Sen onu bana bir anlat bakayım. Yoksa yok de ama ben sana o bağlantıyı ispat edeceğim. Tabii bu hukuki yollardan olacak. Hukuk nedir? Karakol, savcılık ve mahkemeler. Sonra tabii meşhur üslup başlayacaktır “yeğenim yazmış” falan. Sorduğum soruya da cevap rica ediyorum.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: MHP'li Ümit Özdağ önümüzdeki günlerde El-Nusra'nın Türkiye'ye yönelik terör saldırılarını başlatacağı iddiasında bulunarak “Suriye iç savaşı Türkiye'ye taşınıyor” dedi.

ADNAN OKTAR: Yok yok El-Nusra'nın Türkiye ile işi olmaz. El-Nusra'nın işi olsa olsa PKK ile olur Türkiye ile olmaz. Son derece mantıksız anlamsız bir şey olur o öyle bir şeye girmez. En büyük mesele PKK'dır. PKK'dan dikkati dağıtmamak lazım. Ne IŞİD, ne El Nusra, ne şu, ne bu hiçbiri Türkiye için tehdit değildir. Türkiye için tehdit sadece PKK’dır. Bütün dikkati imkanı oraya kullanmak lazım.

BÜLENT SEZGİN: Selahattin Demirtaş Suriyelilere vatandaşlık konusunda referanduma gidilmesini teklif etmişti Adnan Bey. Ancak daha sonra bu sözlerini düzeltti, “Vatandaşlık hakkını referanduma götürelim diyerek bu insanlara haksızlık ettim. Referandum temel haklar, özgürlüklerde olmaz. Onlara mülteci statüsü tanımamız lazım. Avrupa’dan gelen hak kazanıyor, Doğu’dan gelen kazanamıyor. Ülkemiz onların da vatanıdır. Geçici misafirlerimiz değildir” dedi.

ADNAN OKTAR: Güzel bak, hatasından dönmüş. Yani bunu ısrarla savunan tek biz olduk. Aylardan beri, yıllardan beri, iki yıldan beri savunuyoruz. Bak bizim fikrimizi herkes kabul etmeye başladı. Çünkü önce olsa daha önce duyardık, yok. Aman ha, sakın ha, işte sokmayın, kovun geri gitsinler falan, çok korkunç, çok korkunç.  Çok ayıp.

CAN DAĞTEKİN: “2013’te vatandaşlık verilsin” dediniz Hocam.

ADNAN OKTAR: Tabii. Çok eski benim bunları söylemem.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Aydın Doğan’ın akaryakıt kaçakçılığıyla suçlandığı POAŞ davası dün başladı. 6.3 milyon dolarlık vergi kaybına neden olmakla suçlanan Doğan ve üst düzey yöneticileri için 24 buçuk yıla kadar hapis isteniyor.

ADNAN OKTAR: Kanun ne derse o.

Kısa bir ara verelim, devam ederiz.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

Masaüstü Görünümü