Harun Yahya

Sohbetler (20 Temmuz 2016; 20:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Trabzon'un Maçka ilçesinde polis kontrol noktasında çevik kuvvet minibüsüne yönelik silahlı saldırıda ilk belirlemelere göre üç polis şehit olurken dördü polis, beş kişi yaralandı. Emniyet güçleri, teröristleri karşı noktada arama tarama çalışmalarına başladı.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hoca, Genelkurmay Başkanlığı ve MİT'in Başbakanlığa bağlı olduğunu söylemiş. "Ama Cumhurbaşkanı başkomutan, bu bana bağlansın." demiş. Tamam, bu olur. Buna bir şey demeyiz. Gayet makul. Genelkurmay da Cumhurbaşkanlığına bağlansın, MİT de. Çünkü başkomutan olduğuna göre ona bağlansın. Makul olan bu. Başkanlık sistemi şart değil. "Partili Cumhurbaşkanlığı olur." Olur tabii ki. Gayet normal. Hemen meclis toplansın, kanun çıkartsınlar. Zaten partili olduğun görülüyor, bunun samimi bir zemine oturması için o kanun maddesi değiştirilsin. "Cumhurbaşkanının bir partiyle bağı kalmaz." diyor ya. O maddeyi kaldıracaklar, o kadar. O kalksın. Genelkurmay, Cumhurbaşkanlığına bağlansın, doğru. MİT de Cumhurbaşkanlığına bağlansın, bu da doğru. Bu garip bir şey değil, bunlarda yanlış gördüğümüz bir şey yok. Derhal yapılsın. Meclis toplansın. Herkes de desteklesin, vatandaşlar da desteklesin. Çünkü Cumhurbaşkanı olacak, MİT kendine bağlı değil Başbakan'a bağlı; "Peki senin nedir konumun?" diyoruz. "Ben Başkomutanım." Başkomutansan tabii ki sana bağlı olacak. Genelkurmay nasıl Başkomutana bağlı olmasın ki. Ona bağlı olsun. Onda şaşacak, düşünecek bir şey yok, hemen yapsınlar. Meclis toplansın, bir kaç gün içinde yapsınlar. Bir de halk dışarıda mı bu aralar sürekli? 

BÜLENT SEZGİN: Evet.

ADNAN OKTAR: Şu saatlerde dışarıda değiller ama.

OKTAR BABUNA: Geceleri.

ADNAN OKTAR: Geceleri, evet. Yalnız uykusuz kalıp da güçleri de kırılmasın. Ona bir tedbir alınması lazım. Nöbetleşe de dışarı çıkabilirler, sokağa çıkabilirler. Nöbetleşe derken uykusunu alır dinlenir, ondan sonra çıkar. Çünkü zinde bir topluluğun dışarıda olması gerekiyor. Yorgun, uykusuz olmaz. Onun mutlaka hallolması lazım. Yemeğini de yemiş, uykusunu almış, zinde.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bugün düzenlenecek Milli Güvenlik Kurulu toplantısının ardından açıklayacağı karar bekleniyor. Sayın Erdoğan'ın MGK toplantısının ardından önemli kararı açıklayacağını söylemesi, akıllara "OHAL mi gelecek?" sorusunu getirdi.

ADNAN OKTAR: Olağanüstü hal ayarlı, düzenli yapılabilir, ihtiyaç olan yönleriyle. En acil yönü neyse. Yani olağanüstü hal,  insanlara sıkıntı vermeyecek şekilde ama Türkiye düşmanlarına karşı seri hareket etme gücünü sağlayacak düzende ayarlanabilir. Gereğini yapsınlar. Tayyip Hocamız’ın o sözü haklı. Onda kimse itiraz etmez, bir şey demezler yani. Hayır, inatlaşma çok kızdırıcı. Biz birisini seçiyoruz, "İlla geri alacağız." diyor. Kardeşim, bana saygı duy. Ben senin aklına göre mi hareket edeceğim? Mesela diyor, "İlla bu gidecek?" Kimin geleceğini de söyle de ona göre mi hareket edeceğiz yani? Böyle şey olur mu? O zaman bizim konumumuz ne oluyor? Sen karışma bize kardeşim. Biz sana karışıyor muyuz? Biz sana diyor muyuz "Obama'yı seçeceksin." Yahut İngiltere'de işte, "Kraliçeyi evine hapset. Karışma bize." falan diyor muyuz? "Kraliçenin ne işi var İngiltere'de? Krallık olur mu bu devirde?" diyor muyuz? Karışmıyoruz biz sana. Sen de bize karışma. Akıl verme yani.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adalet Bakanlığı, darbe girişimini planlamakla suçlanan Fethullah Gülen'in iadesine ilişkilin olarak Amerika'ya bir yazı göndererek iade edilene kadar Gülen'in Amerika'da geçici olarak altmış günlüğüne tutuklanmasını talep etti.

ADNAN OKTAR: Bir hareket kabiliyeti olmasın gibisinden mi? 

GÖKALP BARLAN: Kanada'dan alamıyoruz, öyle bir anlaşmamız yok. Oraya kaçmasınlar diye.

ADNAN OKTAR: Ben eğer Amerika'yı biliyorsam, İngiliz derin devletini biliyorsam, CIA'i biliyorsam vermezler. Öyle bir şey olmaz. 

OKTAR BABUNA: Tam dediğiniz gibi bir açıklama geldi bugün Dışişleri Bakanlığı'ndan. "Bu delilleri biz resmi iade talebi olarak görmüyoruz." dediler, sundukları delilleri.

ADNAN OKTAR: İşte bu kadar. Her ne yaparsan yap öyle bir şey olmaz. Müslüman düşünür, "Tamam, ben bu cemaate mensubum, bu grup-topluluk mensubum. Bana güzel ideallerden bahsettiler." Ama burada seni katil yapıyor adam. Cinayet işletiyor. Otomatik silahla Müslümanları taratıyor. Ki yani bu ilk aşama olarak gücü bu kadara yetti. O yüzden burada olay hafife alınacak gibi değil. Bütün millet olarak tavır koymak durumundayız. Adam yanlış bir inancın peşine gidiyor. Bu durumda biz millet olarak can havliyle kendimizi korumak durumundayız. Yani böyle bir duruma gelen bir insan artık o grup mu topluluk mu oradan gelen emri dinleyemez, dinlememesi lazım. Mesela bir itirafçı çıkmış, tebrik ediyorum çok iyi olmuş. "Evet, biz talimat alıyorduk." diye açıklıyor. Mehmetçik bunu yapar mı? Çocuklar acayip şaşırdılar. "Yapmazsan ben seni öldüreceğim." diyor. "Lan sen kimsin köpek?" dersin. “Diz çök” dersin. Çünkü o asker değil artık subay da değil. Kelepçelersin, alır götürürsün. Asker böyle bir şeye asla itaat etmez ve asla itaat edemez. Haram olur itaat etmesi. Adam artık deccalın ordusu olmuş, deccala tâbi olmuş. Artık o Türk askeri değil. Asker de değil o. O bir hayvan artık. Ona niye itaat ediyorsun, ne korkuyorsun? Allah'a verecek bir can borcun var. "Yat lan köpek." dersin, kelepçelersin, bu kadar. Güya bizi kurtarmaya kalkıyor. Kurtarma değil amaç, Türk milletini katledip paramparça etmek. Böyle bir ahlaksızlık olmaz. Bunun hiçbir açıklanacak yönü yok. Son sürat tankla gidiyor, cayır cayır. Tebrik ediyor adam da, "Önünüze geleni vurun." diyor. Böyle alçaklık ben görmedim. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir darbe olmaz, darbe girişimi olmaz. Bir de imana dayalı bir bağ da yok, menfaate dayalı bir yapılanma olmuş. Mesela "Seni Başbakan yaparım, Seni Genel Müdür yapacağım, Seni bilmem ne yapacağım..." Bu çok büyük bir ahlaksızlık. İmana dayalı bir bakış açısı yok. İmana dayalı bakış açısı olan da artık olayı görsün.

Sokrates, "Seçilmiş diktatör diye bir şey var hani. Mesela Esad yüzde seksen yedi oyla seçilmişti." Diktatör olsa Türkiye'ye davet edilir miydi? Ne alakası var? Adam sonradan anormal konuma geldi. Bu hiç samimi bir ifade değil. Ne alakası var?

Kuran Ayeti, Zuhruf Suresi 10, “Ki O, yeri sizin için bir mehdi kıldı..” (Zuhruf Suresi, 10) Yeri, bütün zemini yeryüzünü sizin için bir mehdi kıldı. Yani beşik. “...ve doğru yolu bulursunuz diye onda size (birtakım) yollar var etti.” (Zuhruf Suresi, 10) Ebcedi 2016 tarihini veriyor. Çok manidar. “...Andolsun, elçilerimiz onlara apaçık belgelerle gelmişlerdir...” (Maide Suresi, 32) Yine 2016 tarihini veriyor. Yine Ali İmran Suresi 139, şeytandan Allah'a sığınırım “Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz.” (Ali İmran Suresi, 139) Bu ayet de yine 2016 tarihini veriyor. Şeytandan Allah'a sığınıyorum “Ve insanların Allah'ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde, Hemen Rabbini hamd ile tesbih et...” (Nasr Suresi, 2-3) O da 2016 tarihini veriyor. Esad diktatör olsa Türkiye'ye davet edilmezdi. Karısı son derece hanım bir kız, kendisi de sakin kendi halinde bir insandı. Adamı canavara çevirdiler. Suriye devletinin tanınması lazım. "Böyle bir devlet yok." denemez. Meşru bir devlet çünkü. Teknokratlardan millet bir hükümet çıkartsın. Bütün İslam ülkeleri de tanısın. Ve ortalık da yatışsın. Çözüm bu.

Evet, Fikret dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hürriyet yazarı Abdülkadir Selvi, bugünkü "Komutanların Başlarına Torba Geçirdiler" başlıklı yazısında 15 Temmuz akşamı başarısızlıkla sonuçlanan darbe girişimi ile ilgili önemli ayrıntılar aktardı. "Karargahta derdest edilen generaller, 'IŞİD bile bizi yakalasa bunları yapmazdı.' dediler. Su istemişler su dahi verilmemiş." ifadelerini kullanan Selvi, Kara Kuvvetleri Komutanı 2. Başkan ve Ertuğrul Gazi Özkürkçü'nün de içinde yer aldığı on yedi kişi ikinci helikoptere bindiriliyor. Ertuğrul Gazi Özkürkçü'nün elleri çözülüyor, başına bir torba geçiriliyor, merdivenlerden inerken 'Önümüzde basamak var mı?' sorusuna dahi cevap verilmiyor. 4 Temmuz 2003 tarihinde Irak'ta Amerikalılar Türk askerinin başına çuval geçirmişti. Bundan tam on üç yıl sonra bu kez darbeci subaylar komutanlarının başına torba geçirerek Genelkurmay Karargahı'ndan çıkarıyorlar." diye yazmış. 

ADNAN OKTAR: Acaba o çuval geçirmesi olayı, daha önceki olayda bu tiplerin parmağı var mıydı? Bunu da araştırmak lazım tabii. Mesela infaz listesi hazırlamışlar, henüz açıklanmadı. O listeyi hemen açıklasınlar. Çok fazla sayıda infaz, "Hemen infaz edilsinler." diye. Neye göre infaz kararı veriyorsun? "Bir Müslüman’ın öldürülmesi bütün kainattaki insanların öldürülmesi gibi." diyor Cenab-ı Allah. Senin buna ne hakkın var? En fazla, bir insanın hatası varsa yargılanır. Öldürme hakkını nereden buluyorsun?

Türkiye ile IŞİD'i iç içe göstermek çok ayıp, çok büyük vicdansızlık. Hükümetin IŞİD'le hiçbir şekilde alakası yok. Dolaylı yoldan bile ben alaka sezsem, bütün gücümle karşı koyarım. "Dolaylı yoldan desteklemiş oluyorsunuz." derim. Hiçbir şekilde alakası yok. Hükümet bayağı rahatsız IŞİD'den. Polisi, operasyonu, her şeyden anlaşılıyor. Hiçbir şekilde kabul etmiyorlar Türkiye'de IŞİD'i. Haber alır almaz hemen operasyon yapıyor polis. Nerede görülmüş IŞİD desteği? "Silah veriyor." Kardeşim, verdiği silahtan bir tane örnek göster. Diz silahları, "Türkiye verdi." de. Bitecek. Niye yalan söylüyorsun? Allah'tan kork. "El Nusra'ya silah veriyor." Kardeşim, uçsuz bucaksız alem, git Amerika da orada PKK’lılar da oradalar. Bu alçaklar da zaten işin içinde, PKK’lılar. Onlar da İngiliz derin devletinin emrinde. PKK, İngiliz derin devletinin emrinde olan bir topluluktur. Bana getirsinler silahları, göreyim. Makine Kimya'nın silahlarını, Makine Kimya'nın mermilerini göreyim. Sen bana İngiliz malı silahtan bahsediyorsun, Amerikan malı silahtan bahsediyorsun; "Türkiye verdi." diyorsun. Amerikan malı silahı Türkiye nereden bulsun?

Ama halkın kabadayılığına da hayran oldum. Helal olsun. Başka açıklaması yok. 

CİHAT GÜNDOĞDU: Siz hep söylüyordunuz, "Kabadayıdır Türk halkı." diye.

ADNAN OKTAR: Ama kitabını yazdılar bu sefer kabadayılığın. Hakikaten yüz cilt kitap olur kabadayılıkları. Helal olsun. Karadenizliler ne şeker insanlar. Hepsi güzel insanlar da, başına komando şeyi sarmış, "Burası tamam. Ben kontrol altına aldım. Gelebilirsiniz." diyor. Çocuğun cesaretine bak, tankın altına yatıyor, ondan kurtuluyor, bir tankın daha altına yatıyor. Şimdi tankın onu ezmesi ne? Bu cinayet kastıyla gidiyor çocuk. Çin'de bile, Allahsız dinsiz diyorsun Çinlilere sen; adam duruyor. Çin tankı duruyor adamı gördü mü mesela, elini açıyor, duruyor. Sen acımasızca çiğniyorsun. Bu nasıl bir emir? Nasıl bir kafa? Bu nasıl bir zulüm yani?

Tayyip Hoca'ya bilgi verilmemesi çok ayıp. Hem ayıp hem günah. Onu mazlum buluyorlar. Bir de Anadolu çocuğu olduğu için kendilerince haşa küçük görüyorlar. Çok ayıp yapıyorlar, millete saygısızlık bu. Biz size böyle İngiliz aristokratı, Anglosakson bir adam getirecek halimiz yok. Biz getirsek getirsek bir Anadolu delikanlısını getiririz başınıza. Getirdik işte. Yapılanlar yakışık almıyor, çok çirkin. Bırak, ömrü vefa ettiği kadar hizmet etsin; halk onu desteklediği kadar hizmet etsin. Nefes aldırmıyorsunuz.

"82 Milyon el ele" diye bir etiket yapalım.

Solcu falan diyorsunuz aydınlıkçılar, hepsi bizim kardeşimizdir. Sakın ha. Komünist de olabilir, Türkiye'nin birliğini bütünlüğünü savunuyorsa bitti. Komünist olması bizim kardeşimiz olmasını engellemez. Sarılır, bağrımıza basarız kendi evladımız. Olabilir, fikri öyle olur, yarın böyledir, ertesi gün başka türlü olabilir. Ama milli bir ruh varsa, Türkiye'nin bölünmesini istemiyorsa o bizim kardeşimizdir. Onun için komünist diye, solcu diye sakın kimseyi dışlamasınlar. El ele hareket edelim, birlikte hareket edelim. Türkiye'nin bütünlüğünü savunan herkes kardeşimizdir, milli birliği savunan herkes kardeşimizdir, huzur güven isteyen herkes kardeşimizdir; hangi ırktan hangi dinden olursa olsun hiç fark etmez, hangi inançtan olursa olsun. Sakın ha. PKK'nın da kafasını silindir gibi ezelim, bu alçakların. Böyle bir ortamda bunların azması normal bir şey değil. Kahpelikleri normal değil.

Bir korucu şehit olmuş, ikisi de ağır yaralanmış. Korucu kardeşimizi de tebrik ediyoruz. Allah şehadetini makbul kılsın, Allah şehadetini kabul etsin.

AK Partililer, CHP’lilere sarılsın. CHP’lileri gidip ziyaret etsinler, bağırlarına bassınlar. Siyasi ve klasik siyaset yapamayız. Bu andan itibaren yapamayız artık. Klasik siyaset olmaz. Siyasi rekabet de olmaz artık. Sadece kardeşlik, dostluk ve ittifak; başka bir şey yapamayız. CHP’lileri AK Partililer ziyaret etsinler illerde, ilçelerde bağırlarına bassınlar; desinler, "Biz sizin emrinizdeyiz. Kardeşiz." MHP’lileri gidip ziyaret etsinler, bağırlarına bassınlar. Ki onların hepsi koçyiğittir. CHP’liler de kabadayıdır, yiğittirler. Aman ha. Büyük Birlik Partilileri bağırlarına bassınlar. AK Partili zihniyeti tabii ki olacaktır, klasik devam edecektir ama herkesi kucaklayan bir ruh içinde olsunlar. Sakın ha. Hatta Aydınlıkçılar, Doğu Perinçek ekibi; onlar da maşaAllah vatanın birliği, bütünlüğü için gayret ediyorlar. Bak komünist ama kardeşim. Komünist ama kardeşim. Desteklesinler. Aydınlıkçılar da çok kabadayıdır, delikanlıdır, vatan millet savunmasında yamandırlar.

Fransa'da Nice katliamını yaptı ya bir kamyon, yapan azılı bir homoseksüel. İngiliz derin devleti bütün gücüyle homoseksüelleri destekliyor. Hani IŞİD'liydi? O da homoseksüel azgını çıktı. Gelmiş halka kabadayılık yapıyor elinde tüfekle. O tankı biz sana veriyoruz hergele. Kudurma. Ayrıca halk istese seni cayır cayır yakar o tankın içinde. Halk sana sevgiyle, şefkatle yaklaştı yine. Sen paramparça ediyorsun ama. İsteseler cayır cayır yakarlar benzinle. Sen kendini o kadar ağa zannediyorsun. Paramparça ederler, linç ederlerdi merhametli millet, şefkatli millet; Allah'tan korkuyorlar. Sen onları paramparça ettiğin halde onlar seni paramparça etmedi. Sapasağlam çıktın tankın içinden. Yoksa bir bidon benzinle yakar. Cayır cayır yakar hem de. Ve nereye gideceğini şaşırırsın. Ama merhamet Müslüman’ın vasfı. Gerçek Müslüman kimmiş gördün mü şimdi? Paramparça ettin sen Müslümanları. Müslümanlar sana hiçbir şey yapmadı, sabun kalıbı gibi çıktın içinden yine. Hiçbir şey yapmadılar sana. Lime lime ederlerdi yani.

Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nde tedavi gören iki rütbeli asker firar etmiş. Etsin. Nereye kaçacak? Türkiye'de değil mi? Suçluysa yakalarız.

"İmralı adasındaki paralel askerler girişim yapacak" ihbarı üzerine MİT müdahale ediyor. Öcalan'ı öldürüp karışıklık çıkarmak istemişler. Öcalan'ı öldürecekler yani halk zannedecek ki kahramanlık yaptı falan gibi gösterecekler. Ve PKK ayaklanmasını da teşvik edip Türkiye'yi paramparça edecekler. Çünkü halk dışarı çıkacak, askeri felç etmiş olacaklar, PKK'nın da yolunu sonuna kadar açmış olacaklar. Amerika'nın zaten ağzı açık bekliyor, Amerikan gizli servisi; Amerikan derin devleti İngiliz derin devletine bağlı olarak, onun emrinde olarak ağzı açık bekliyor. PKK'yı devlet tepelesin bir kere bu ahlaksızları, hiç bekletmeden. “Daha önce de Öcalan, paralelcilerin kendisini tehdit ettiklerini bizzat devlet heyetine bildirmişti o zaman.” Kanun hukuk neyse odur. Öcalan, ne dedik? Müebbet yatacaksın. Bitti. Bırakmak da olmaz, asmak da olmaz. Ne dediysek o.

Akla bak, bir avuç adam çıkıyor, eline silah almış. Halkın silahsızlığından istifade ediyorsun. Aklını başına al. Biz kan istemiyoruz, dehşet istemiyoruz, şiddet istemiyoruz. Derhal akan kanın durmasını istiyoruz.

Polis nasıl özenli, ne kadar aklı başında yaklaşıyor. "Şu duruma bak, Türk askeri Türk polisine ateş ediyor. Ne kadar acı bir durum." diyor. Yatıştırmaya çalışıyor. Sürekli uyarıyorlar, "Bizim askerimizsiniz. Durdurun. Müdahale etmemiz gerekiyor. Durun, müdahale etmeyelim." diyor. Yarım saat, bir saat bekliyorlar. "Lütfen bırakın." diyorlar, "Böyle bir şey yapmayın."

Birde ben ne dediysem o haber oluyor. Ne desem konuşmacılar onu söylüyorlar. Mesela bak “Cezaevlerinde tedbir alınsın” dedim, hemen birkaç kişi hemen ortaya çıkmışlar “Cezaevinde tedbir alınsın” diyor. Çok özenli ve her türlü cezaevine dağıtsınlar ve önlem de çok güçlü olsun. Cezaevinin içinde özel harekatçılar olsun, her cezaevinin içinde. Gardiyan tamam, onların bulunduğu her cezaevinde mutlaka özel harekatçı. Birde özel harekat okullarını hemen çoğaltalım. Eski özel harekatçıları da yine göreve alabiliriz, emekli olmuş ama o aslanlarda emekli olma olmaz. Özel harekatçı ancak ölürse emekli olur. O kır saçlı falan aslanlar çok yamanlar.

Hayır benim nevrimi çeviren olay bu oldu. Bana gösterdiler filmleri, kardeşim mahvediyorlar insanları Allah Allah. Gencecik çocuklar, bayrağı bağlamış neşeyle çocuklar geliyor, Mehmetçik diye seviyor, kardeşim diye yani yatıştıracak, ara bulucu olacak, çocukların aklının ucundan geçmiyor. Alçakça ve ahlaksızca bir bakış açısının içinde olduklarını bilmiyorlar. Kurşun sıkıyor yine devam ediyorlar aslanlar. Tanklar parçalıyor insanı, hiç umursamıyor yine devam ediyor. Milletin yiğitliğine bak. Helikopterle tarıyor yine devam ediyor.

Birde hükümetten haber biraz geç geliyor. Bak, dedim ki uçaksavar dağıtılsın polise. En azından bir sözcü çıksın öne desin ki “uçaksavar alacağız, dağıtacağız” deyin bir sözünü duyalım.

Hayır, Mehmetçik çocuklar aslanlarımız, mesela halk üstüne gidiyor geri geri gidiyor canım benim. Halk bir sarılıyor o da ona sarılıyor. İşte bu gerçek asker, benim askerim. Mesela tanktan indiyorlar çocuklar ağlayarak atlıyorlar halka, sarılıyorlar. Olur mu ya diyorlar, hemen silahlarını veriyorlar hemen sarılıyorlar. Biz darbe olduğunu bilmiyorduk diyor çocuklar. İşte benim askerim bunlar, benim canlarım. Kandırılmış çocuklar. Bizi nöbete diye getirdiler diyor. Ne bilsin çocuk? Yahut işte “bir olay vardı onun için getirdik” yahut“güvenlik önlemi var onun için getirdik” diyor. Söylemiyor. Dürüst olsana, başında söyle “darbe yapmaya gidiyoruz” de. Bir de sakın bak asker kardeşlerimize söylüyorum mesela diyor ki “git falancayı öldür.” “Niye?” dersin. Değil mi? “Niye öldürmem gerekiyor?” “İhtilal yaptık öldüreceksiniz.” Suçu yok günahı yok niye niçin öldürüyorsunuz? Onun için mahkeme kararı gerekir ve idam askerin görevi değil o. Bir terörist çatışması yok, savunacak bir şey yok kendi vatandaşı. “Yapmıyorum” dersin. “Yapmazsan vururum” diyor. Hemen orada çökertirsin. “Sen aklını mı yedin köpek?” dersin “yat” dersin. Çünkü askerliği gitti onun. Cinayete teşvik ettiğinde general dahi olsa er seviyesinde de değildir, o hiçbir şey değildir, katildir o. Bitti o. “Derhal yat yere” dersin. Yatmazsa da bir yolunu bulursun yatıracak. Aslan gibisin, gücün kuvvetin yerinde, tutarsın yakasından yatırırsın yere. Hemen bağla.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Faaliyet haberlerimiz vardı. Eskişehir’de kardeşlerimiz 27-28-29 Haziran tarihleri arasında Ferahiye, Işıklar, Kurtuluş mahalleleri ve Yunus Emre Caddesi, Ziya Paşa Caddesi, Eskişehir Esnaf Sarayı’nda iki bin beş yüz adet A9 TV tanıtım broşürü dağıtımı yapmışlar.

Yalova’dan kardeşlerimiz Haziran ayında Yalova’nın farklı mahallelerinde toplam beş bin adet broşür dağıtmışlar.

Kardeşlerimiz Akçakoca’da 4 Temmuz akşamı toplanıp ahir zaman ve Mehdiyet’le ilgili sohbet etmişler.

Bursa’dan kardeşlerimiz 25 Haziran’da Bağlarbaşı Caddesi’nde bin beş yüz adet broşür dağıtmışlar. 28 Haziran, 7 Temmuz tarihleri arasında da Kültür Park’ta fosil sergisi düzenlemişler. Halkımızın sergiye ilgisi çok yoğun olmuş maşaAllah. Sergiyle ilgili hem çeşitli kanallarda röportaj yayınlanmış hem de basında haber yer almış.

Adapazarı’ndaki kardeşlerimiz 3 Temmuz’da Hz. Mehdi ve Risale-i Nur broşürlerinden sekiz yüz elli adet dağıtım yapmışlar.

Kadir gecesinde Kayseri Seydi Burhanettin Türbesi’nde yirmi adet kitabınız ve bin adet broşür dağıtılmış.

Mersin Forum’da Harun Yahya kitabı dağıtılmış.

7 Temmuz Perşembe günü kardeşlerimiz Kayseri Kıranardı ve Endürlük mahallelerinde halkımıza eserlerinizden yüz adet hediye etmişler.

Gönen’de 10 Temmuz’da yüz kırk dört kitap 12 ve 13 Temmuz tarihlerinde yedi yüz altmış üç adet A9 TV broşürü dağıtılmış.

Ramazan ayı süresince Gebze Cumhuriyet Meydanı’nda her akşam fosil sergisi yapmış kardeşlerimiz. Sergiye yoğun ilgi olmuş ODTÜ’lü öğrenciler ve Kocaeli Büyükşehir Belediye Meclis Üyeleri de sergiyi ziyaret ederek memnuniyetlerini dile getirmişler.

Ankara’dan kardeşlerimiz 6 ve 15 Temmuz tarihleri arasında Çubuk, Çaldıran, Dikimevi, Ulus metro çıkışı, Sincan, Keçiören, Demetevler, Akdere ve Kızılay Demirtepe’de iki yüz adet Harun Yahya eseri ve altı yüz elli adet A9 TV ve “evrim yoktur” broşürlerinden dağıtmışlar.

5 Temmuz’da bayram namazı sonrasında Burdur’un Gölhisar ilçesi Evciler Köyü’nde bulunanlara yetmiş adet kitabınız hediye edilmiş.

Tokat’ta sizin iki yüz seksen beş adet kitabınızın dağıtımı yapılmış.

İzmir’den kardeşlerimiz 8-18 Temmuz tarihleri arasında Bornova Çamdibi Atatürk Parkı, Kordon, Bayraklı Sevgi Yolu, Konak sahil, Konak metro, Karşıyaka Çarşı, Güzelbahçe, Bornova Ve Küçük Park’ta üç yüz eliki adet belgesel CD’si ve otuz altı adet çocuk kitabını hediye etmişler halkımıza maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın yaveri darbe soruşturması kapsamında tutuklanan Piyade Yarbay Levent Türkkan sivillerin öldürülmesinden rahatsızlık duyarak itirafta bulunacağını söyledi. Ve darbe gecesiyle ilgili bildiklerini anlattı. Şöyle söylüyor: “15 Temmuz öğleden sonra Tümgeneral Mehmet Dişli’nin odasına gittim, o da cemaatçidir. Bize, Genelkurmay Başkanı’na “Sen Kenan Evren olacak mısın, olmayacak mısın?” diye soracağım” şeklinde beyanda bulundu. Dişli, Akar Paşa’nın teklifi kabul edeceğini düşünüyordu. Ancak Akar teklifi kabul etmedi, kuvvet komutanları da ikna edilemedi.”

ADNAN OKTAR: Kardeşim, öyle çok şey havada ki. Paşa’yı nasıl oraya götürdüler, kimler götürdü, ne oldu? Karmakarışık. Hava, kara, deniz, ben hiçbir şey anlayamadım. Bir bulanıklık, hemen giderilmesi lazım. Tabii her şeyi yapan Allah nihayetinde ama daha becerikli ve seri hareket edilmesi gerekiyor yani daha atak daha hızlı hareket edilmesi gerekiyor.

Mesela bak Kamalak “On beş şehidimiz var” diyor Saadet Partisi’nde. Nakşibendiler şehit oldu, Kadiriler şehit oldular, Süleymanlılardan şehit olanlar var, Nurculardan şehit olanlar var. Bu millet Osmanlı döneminde de hep dergahlarda yetişmiştir. Yine de tabii askerimizin aslanlığı ortada. Onların içine sızmış İngiliz derin devletinin alçaklarını ayırt edelim, kahraman askerimize sakın laf söyletmeyelim. Onlar bizim kuzumuz, canımız. Kınalı kuzular onlar. Zaten onların yiğitliği hemen görüldü, hemen teslim oldular, hemen fitneyi yatıştırdılar. Hiç diretmediler yani.

Mesela Risale Haber’de üç Nurcu’nun şehitliği açıklandı. Kardeşim bir kere bunun hükmü çok ağır. Bir insanı bile şehit etmiş olmak sonsuz cehennemdir karşılığı. Senin Nurculukla uzaktan yakında alakan olmadığı anlaşıldı. Çocukların hiçbir şeyden haberi yok, zaten askerler de şaşırıyor çocuklar, “hadi ateş et” diyor, çocuk irkiliyor, şaşırıyor. Kendini vuran askerler var, kırk asker falan kendini vurmuş, “Ben ateş etmem” diyor. Kendini niye vuruyorsun kardeşim? O alçağı vur ayağından indir aşağı.

Amerika’nın da yapacağı bir şey yok, İngiliz derin devleti asıl. Amerika esir zaten, İngiliz derin devletine esir Amerika’daki devlet. Devlet derken devletin elemanları yani birçok elemanı.

Öcalan’ın adada güvenliği tam sağlanamayabilir. Onun da güvenli bir yere alınması iyi olabilir, daha güvenli bir yere alınması. Bilmiyorum çünkü ada, adam denizaltından gelir, havadan gelir. Çünkü küçük bir yer yani kargaşa çıkartmak için bir şeyler yapabilirler, çok dikkatli olmak lazım. Öcalan’a dedim bak ben “Sen dışarıya çıksan seni hemen öldürürler” dedim “Sen bu işten vazgeç” dedim. Zaten benim açıklamamdan sonra “Ben de zaten çıkmak istemiyorum” dedi yani “Cezaevinden çıkmak istemiyorum” dedi. Ama daha önce öyle demiyordu “Ben çıkmak istiyorum” falan diyordu. En güvenli yer orası onun için, nereye gitse öldürürler.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, siz farklı zamanlarda pek çok defa Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın danışmanlarının arasında yanlış bilgilendirme yapanların olabileceğini, bu kişilerin değiştirilmesi gerektiğini ifade etmiştiniz. Başbakanlıkta iki yüz elli yedi personelin görevden uzaklaştırıldığı ve bunlardan iki yüz otuzunun raportör olduğu belirtildi.

ADNAN OKTAR: Hayır vardır.

Yalnız benim anlamadığım MİT cayır cayır bombalanıyor, MİT’in hiçbir savunması yok. Ben zannettim ki muazzam bir savunma sistemi var. Bu Türkiye’nin onurudur kardeşim, meclis nasıl bombalatılır?  Havadan ayrı rahatça savunma sistemi olması lazım ve karadan da ayrıca mükemmel savunma sistemi olması lazım. Kalkışa hazır uçak da bulunması gerekiyor, savunma uçağı, yakın bir yerde.Ve MİT’in üstünde sinek dahi uçmaması lazım.Adamlar sabaha kadar bombalıyor ferah ferah. Bu, bu kadar mı zor? Omuzda taşınan savunma silahları var, uçaksavarlar da var. Yani klasik uçaksavarlar İkinci Dünya Harbi’nden kalma onlar da olur. O da çok caydırıcıdır. Ve bunu Makine Kimya zibil gibi üretiyor. Her yere dağıtsınlar sırf o bile olsa çok caydırıcı olur. Ama en caydırıcı rokettir tabii. Birde tek roket de değil en az meclisin orada otuz-kırk tane roket bulunması lazım hava savunma roketi. Bak buna cevap yok daha hala bekliyorum bilmiyorum karmaşık olduğu için de ama bunu dilekçeyle de bildirelim. Hava savunma sistemi eğer güçlüyse o ülkenin işgal edilmesi imkansız olur. Birde darbe tarzı düşman işgali de olabilir veyahut ordunun içine bazı çakallar girer halkı katletmek için böyle zincirleme itaat prensibini kullanarak oyun oynayabilirler. Buna karşı mesela “Tankın ilerlemesi nasıl durdurulur, tank nasıl etkisiz hale getirilir, uçak nasıl etkisiz hale getirilir?” Halk bu konuda hiçbir bilgisi yok. Çok iyi eğitilmesi lazım. Gerçi pratik Türk zekası hemen devreye girdi akıl almaz buluşlar dünya çapında buluşlar gelişti bir anda. Ne sevimli millet Allah'ın hikmeti.

OKTAR BABUNA: Kapağını elektrikli testereyle keserek içindekini çıkardırlar.

ADNAN OKTAR: Aferin.

BÜLENT SEZGİN: İçerden video çekmişler "tankı aldık gidiyoruz" diye.

ADNAN OKTAR: Bayağı da keyfi yerinde. Birde cümbür cemaat üstüne doluşmuşlar. Tankın üstüne doluştular tankın içindeki asker sürekli onları düşürmek için üstteki o kuleyi sürekli çeviriyor onlar daha da eğleniyorlar, daha da hoşlarına gidiyor.

CAN DAĞTEKİN: Siz söylemiştiniz Hocam hemen tankı kullanmayı öğreniyorlar.

ADNAN OKTAR: On beş dakikada tankı kullanmayı öğreniyor.

Tekrar ediyorum bu tip olaylarda gereksiz gibi görünen, haksız gibi görünen gözaltılar olabilir. Telaş edecek bir şey yok bunu gönül huzuruyla kabul etsinler. Bu bir vatandaşlık görevidir. Polis devlet o anda onu tespit edemez. Mesela otuz kişilik bir ekip oluyor birisi çekip silahla birini vuruyor otuz kişinin tamamını götürür polis. Orada "Beni niye götürüyorsunuz?" olmaz. Bilemez o anda. Ondan tedirgin olmaya gerek yok. Vatandaşlık görevi olarak "Tamam efendim hemen gidelim buyurun beraber gidelim" dersin bir şey yok onda. Çünkü o açığa çıkar olmayacak bir şey değil.

Birde bu kalkışmada şehit olan kardeşlerimize hepimiz destek verelim. Ailelere mesela çocuğu şehit olmuş devlet maddi yardımda bulunsun o ailelere. Mesela çocuğu yaralanmış bir kere o hastaneler para almasın. Çok korkunç olur o Allah vermesin, benim açımdan çok korkunç olur. Orada teröristler değil mi? Terörist hükmünde çünkü orada insanı şehit edecek yahut yaralayacak birde gidip para alacaksın. Devlet para ödesin, para versin,  yaralılara da şehit olan ailelere de. Şehit olan ailelere maaş verilebilir, maaş bağlanabilir. Yaralılara da hem yarası ücretsiz tedavi edilsin hem de durumuna göre eğer bir şey varsa ağır bir durum varsa onlara da maaş bağlayalım. Yani bir mağduriyet kesin olmasın hem hal hatır soralım, ziyaretlerine gitsinler. Başın sağ olsuna yahut geçmiş olsuna. Tebrik edelim, tahsin edelim, takdir edelim, teşvik edelim. Kendi haline bırakmayalım hiçbir yerde.

"Darbe girişiminde hayatını kaybeden sivil şehitlerin yakınlarına sekiz yüz seksen altı lira aylık bağlanacak" diyor iyi. "Sakat kalan kişilere bağlanacak aylık ise iş gücü kaybı oranına bağlı olarak altı yüz yirmi lira" diyor evet. Evet istihdam hakkı sağlayalım her şey sağlayalım. Aynı asker şehitler gibi. Birde manevi destek çok önemli. Evet şehit olan mesela mutlaka iş verelim şehit olanların çocuklarına, eşlerine. Böyle iş yerlerinde, sivil, devletin iş yerlerinde de olur başka özel iş yerlerinde de olur. Öncelikli olarak o kardeşlerimize iş verelim çocuklarına. Çok iyi olmuş Melik Gökçek demiş ama her yerde Türkiye çapında olsun o.

Abdullah Öcalan'a benim hitabım televizyondan oldu sizde duydunuz o zamanlar dedim. “Sakın dışarı çıkma” dedim. Yoksa o yıllardan beri o beni bırakın diyordu. Sonra yok dedi benim çıkmaya niyetim yok dedi. Ben açıklama yaptıktan sonra.

Boğazdan vatandaş darbeyi protesto mahiyetinde geçiyorlar, iyi güzel olmuş.

Ama bak solcularla da sarılıp kardeş olduğumuzu vurgulamamız çok önemli. O kahreder İngiliz derin devletini, acayip ızdırap verir. Aydınlıkçılar falan hepsi bizim kardeşimiz.

BÜLENT SEZGİN: Boğazdan bir görüntü var Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Güzel. Bu ve buna benzer şeylerin hepsi çok iyi olur.

Bak maşaAllah bu da bir cemaat televizyonda göster. Mesela o kendi inancı içerisinde Kuran okuyor Cenab-ı Allah'a niyaz ediyor. Dua ediyor yani fitneyi belayı Allah'ın kaldırması için bir güzellik bu. Komünist gelir o da mesela komünist marşlar söyler darbeyi önlemek için kendince slogan da atabilir o ayrı bir şeydir. Veyahut toplanıp konuşurlar biz hepsine saygı duyarız. Kanuna hukuka uygun olduğu müddetçe hepsi kardeşimizdir. Biz ayırt etmeyiz. Ateist de olabilir, Nurcu, Süleymancı da olabilir. Muhtemelen bir Kadiri topluluğuna benziyor öyle gibi görünüyor bilmiyorum.

Geçen gemilerden de mehter sesi geliyormuş, güzel.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Times gazetesinde yer alan bir haberde darbe girişiminin ardından donanmaya ait on dört geminin kayıp olduğu ifade edildi. BBC Türkçe’nin aktardığı haberde gemilerdeki komutanların darbe girişiminin başarısız olması üzerine iltica yollarını değerlendirebileceği ifade ediliyor. Ve "gemiler darbe girişimi gecesinde Akdeniz ve Karadeniz’de görevlerini icra ediyorlardı" deniyor.

ADNAN OKTAR: Gemiler bir yerdedir illaki. Ufak tefek bir şey değil, bulur alır getiririz.

GÖKALP BARLAN: Bugün açıklama yapmışlardı "Hiçbir gemimiz kayıp değil" diye.

ADNAN OKTAR: Yok değil mi? Evet. Atıyorlar demek ki.

Recep Tayyip Erdoğan Hocamız darbe girişiminin yapıldığı 15 Temmuz gecesinde Atatürk Hava Limanı’nda yaralanan bir vatandaşın yanına giderek alnından öpüyor mesela bu çok güzel. Yerde yatan yaralı kişi "Allah için sana canım feda olsun" diyor. Çok güzel. Allah için.

KARTAL GÖKTAN: Videosu da vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Çok güzel. Tayyip Hocam Anadolu delikanlısıdır. Onu hiç kimsenin eline vermeyiz. Yeri göğü yıkarız hiçbir şekilde buna müsaade etmeyiz kanunla hukukla. Birde yanında onu seven gönüllüler böyle onu koruyanlar olsun. Asker de olsun ama bir hoşluktur o değil mi? İyi olur sevenlerinden de çevresinde olsun. Erbakan Hocamız’ın vardı öyle korumaları vardı aslan gibi delikanlılar. Polis var tamam polis canımızın içi baş tacımız ayrı ama o da ayrı bir güzelliktir. Vatandaştan da yanında korumalar olsun. Bilmiyorum kanuna uygun hale getirsinler nasıl oluyorsa kanuna uygun olursa olur.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Tekin Bingöl CHP'nin 24 Temmuz pazar günü İstanbul Taksim Meydanı’nda "Cumhuriyet ve demokrasi mitingi" düzenleyeceğini açıklamış. Mesela buna AK Partililer de katılsınlar. MHP'li kardeşlerimiz de katılsınlar, aydınlıkçılar da katılsın. Saadetliler de katılsın yani “bu partiyi güçlendirir.” Güçleniyorsa güçlensin bize ait partiler zaten ayrıca öyle bir şey olmaz. Her parti ayrı yine gücünü korur, o bir kardeşlik sevgi demektir. Mesela farz edelim o bir milyon topluyorsa bir milyon da AK Partili gelsin iki milyon yeri göğü inletsinler. Hepsi bizim kardeşimiz oturup öyle ayrımız gayrımız olmaz. Sert muhalefete girmeyelim bundan sonra. Çünkü net tavır alalım İngiliz derin devletinin kuşatması var. Fethullah Hoca grubunun kuşatması var diyorlar ama asıl yöneten İngiliz derin devletidir.

Askerin moralini bozacak şeylerden şiddetle kaçınalım hatta mitinglere asker de götürsünler orada bütün millet bağrına bassın Mehmetçiği. Bir şekilde getirebilirler kanuni bir şey, bölüklerinden izin alalım getirsinler askeri nasıl sevdiğimizi de gösterelim kendi askerimizi. Asker de slogan atsın bilmiyorum oluyor mu? Toplu halkın içerisinde kanuna uygunsa yahut düzenleme yapılsın hukuka kanuna uygun. Onlar da katılsınlar çok iyi olur.

Klasik siyaset yapamayacağımız anlaşıldı, klasik siyasete son verelim. Kardeşçe siyasetin dışında yol yok. Böyle altmışlardan gelen klasik siyaset artık son buldu, olmaz. Bu durumda olmaz çünkü İngiliz derin devleti kafayı takmış vaziyette. NATO da İngiliz derin devletinin bir yan kuruluşudur. Çok dikkatli olmak lazım. NATO subayları onlar gariban adamlar İngiliz derin devleti bir şey söylediğinde aksini yapamazlar. Birçoğu hepsi için demiyorum ama birçoğu aksini yapamaz. Ama seksen iki milyon ittifak halindeyse bayağı sıkar yani. Kafalarını da sıkar, beyinlerini de sıkar, her yerini sıkar yapamaz. Anlaşıldı değil mi? Birlik bütünlük içinde olan hiçbir ülkeye hiçbir şey yapamazlar. Mısır'da yaptılar ama Mısır ikiye bölünmüştü orada çok kolay oldu işleri. İkiye bölününce yapar. Bizde ikiye bölünme yok bir tane var. Tek parça. Tek parça olan bir ülkede hiçbir şey yapamazlar. Tek bütün olan.

CHP Tunceli Milletvekili Gürsel Erol Marmaris'te Cumhurbaşkanı Tayyip Hocamız’a karşı düzenlenen suikast sırasında şehit olan polis memuru Nedip Cengiz Eker'in CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun akrabası olduğunu ifade etmiş. Bütün milletin üstüne saldıran bir yapı var aman ha. Allah şehadetini makbul etsin, kabul etsin.

Bu çeteyle PKK tam iç içeymiş, bu çok büyük bir tehlike yani birlikte hareket ediyorlarmış. PKK da aynı anda ayaklanma düşünüyormuş, aynı şeyde. Bu darbeyle birlikte aynı anda ayaklanma birlikte yapmayı düşünmüşler. Yani İngiliz derin devletinin kesin kanaati Türkiye’yi rahatça bölebilecekleri yönünde buna nasıl cevap vereceğimiz milletimiz kendi o asil ruhuyla göstersin ve gösterecektir. PKK da aynı anda atağa geçmeye hazırlanmış bu da çok büyük bir kahpelik.

GÖKALP BARLAN: Adnan Bey eski Yunan Milletvekili de Kıbrıs’ı alma konusunda da -kırk üç bin kişi çullanıp alma- tarihi fırsatı kaçırdık diye söylemiş.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

GÖKALP BARLAN: Eski Yunan Milletvekili Kıbrıslı bir milletvekili tam bu fırsatı kaçırdık oraya çullanıp kırk üç bin askeri orada şey yapıp Kıbrıs'ı geri alabilirdik diye bir açıklama yapmış.

ADNAN OKTAR: O gece. Bak onu da ayarlamışlar demek ki. Kıbrıs'ı da elimizden alacaklardı aynı anda Allah esirgesin.

Evet dinliyorum

BÜLENT SEZGİN: Eski Amerikan Dış İşleri Bakanı Colin Powell’ın özel kalem müdürü Lawrence Wilkerson, CIA Direktörü John Brennan'ın Türkiye’deki başarısız darbe girişiminde rolü olduğunu söyledi.

ADNAN OKTAR: Allah bozdu Allah, yapacağını yaptı herkes. Öyle bir şey yok. Yani bu kadar becerisizlik olmaz. Belki yüz noktada Allah ayaklarına dolandırdı. Mucize meydana getirdi. Mehdiyet’in bereketi. İsa Mesih’in bereketi, İmam Mehdi (a.s)’nin bereketi inşaAllah.

İmralı’ya indirme yapmışlar helikopterle yani Türkiye’yi karıştırmak için yani orada öldürecekler, PKK’yı tahrik edip ayaklanma çıkartacaklar kendi kafalarına göre. Birde PKK’ya destek verecekler herhalde, asker korumuş Öcalan’ı. Hiçbir şey yapamamışlar kaçmışlar. Helikopter saldırısını püskürtmüş asker. Demek ki dediğim doğruymuş, Öcalan’a ben söyledim yerinden kıpırdama dedim. Televizyondan defalarca hatırlıyorsunuz.

Şeyh Nazım Kıbrısi Adil El Hakkani Hazretleri, Mevlana’nın soyundandır ama Mevlevi değildir. Yani bu çok iyi ayırt edilmesi lazım. Mevlana’nın soyundan binlerce insan var, o onlara bir sorumluluk getirmez. Mevlevi de olabilir ayrıca bir insan ama o sapık inançları savunmaz. Yani İslam’a Kuran’a uygun kısımlar varsa onları savunur. O konu yanlış anlaşılmasın diye özellikle anlatıyorum. Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri, Bahattin Nakşibendi Hazretleri’nin kurduğu Nakşibendi Tarikatı’nın silsilesi içerisinde bir tarikat Şeyhidir, Nakşibendi Şeyhidir, Nakşibendi’dir, Sünni Hanefi’dir. Fakat Rumilikte Kuran kökten reddedilir, kökten reddedilir. Yani Mevlana’nın kitabı esas alınır. Mevlana’nın kendi dedi demiyorum bunu, kitapta yazan bu tarzda, anlatım bu tarzda. Ya biri ekledi, ya bir şekilde bir şey yaptılar veyahut kendi yazdı bilmiyorum. Dolayısıyla hiçbir Müslüman böyle bir şeyi kabul etmez. Kuran’dan üstün olduğunu söylüyor çünkü kitabın yani Mesnevi’nin. Şeyhimiz Sultanımız çok şeker bir insan, dünya tatlısıdır, Allah ona gani gani rahmet etsin. Evlatları da çok mübarek insanlar.

Olağanüstü hal evet gerekiyorsa yapabilirler. Sorunlu yönler varsa onları düzeltirler. Ama polisin elini rahatlatacak, devletin elini rahatlatacak.

Bak Hulusi Akar Paşa maşaAllah esir ettiklerinde su isteyip abdest almış, namaz kılmış itirafçı yaverin ifadesinde var, tabii.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Haber Türk’te şu açıklamayı yaptı; “Halkımızdan ricam şu; lütfen parti siyasetini bir kenara koyalım, gün o gün değil, farklılıklarımızı ortaya koyma günü değil, çok değişik sesler olmalı.”

ADNAN OKTAR: Ne dersek bakıyoruz siyasetçiler 48 saat sonra aynısını söylemiş. Onun için siyasetçi olmak önemli değil, fikir, maneviyat çok önemli.

Şimdi polisin bir uyarısı var, çok dikkatli olmalarını istiyor vatandaşların. Biz polisiz diye Müslümanların evlerine giriyorlarmış, orada altın gümüş ne varsa hepsini çalıp çıkıyorlarmış, arama yapacağız diye. Hani ortalık gergin ya. Halk da hiç ses çıkartmıyormuş. Öyle polisiz diye geldiklerinde hemen 155’i arasın halk, vatandaş. Yani kapıyı çalıp mesela biz polisiz derseler hemen 155’e “Evimize geldiler polisiz diye.” Hakikaten polisse bir mahsuru yok. 155 de gelir, yine haber verir geri döner. Ama değilse polis hemen yakalar. Onun için polis diye geldiklerinde halk vatandaş mutlaka 155’i arasın. 200’e yakın ihbar gelmiş mağdur, 50 kadarı maalesef kandırılmış. Öbürleri yine kurtarmışlar da. 50 kadar kişi kandırılmış. Mutlaka mutlaka ve mutlaka zili çalıyor mesela kim o diyor polis, tamam kardeşim hemen açıyorum dersin. Hemen 155 benim adresim şu, evimize polis diye birileri geldi dersiniz. Suçluysa zaten kendini bilir o kaçar zaten ama suçsuz bir vatandaş fol yok yumurta yokken içeri geliyorsa ki suçlu olan biri olsa yine aynı şeyi yapsın. Mutlaka 155’e bildirsinler. 

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN:Türk Silahlı Kuvvetleri dün akşam saatlerinde Irak’ın kuzeyinde Hakurk bölgesinde PKK’ya ait hedeflere hava harekatı düzenledi. Hava harekatında 20 terörist etkisiz hale getirildi.

ADNAN OKTAR: Asker yani abansın, alanda abansın. Bu alçaklara artık nefes almak değil, kıpırdatmak bile olmaz.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Times gazetesinde yer alan bir haberde, pazartesi günü ilk kez rütbeli darbecilerin fotoğraflarının ve görüntülerinin yayınlandığı belirtiliyor ve generallere yapılan muamele genelde PKK’lılara yapılırken görmeye alışık olduğumuz türdendi yorumu yapılıyor.

ADNAN OKTAR: PKK’ya yapılan kaç defa görmüş ki? Velhasıl kelam asıl mesele özüne gireceklerine, magazin kısmıyla ilgileniyorlar veyahut diğer detaylarla ilgileniyorlar. Türkiye’yi paramparça edeceklerdi, asıl onun üstüne dursunlar. PKK’yla birlikte çok büyük bir rezalet çıkarmaya hazırlanıyorlardı. Ve çok büyük bir katliam yapacakları anlaşılıyor. Müslüman aleminin deccalı gibi. Akıl almaz bir katliam planı. Çünkü biz ilk daha bismillah kapıdan çıkmadan böyle bu kadar azgınsalar bir de darbe başarılı olursa ne olur kim bilir? Yalnız böyle şeylerde kalabalığın çok çok fazla olması çok iyi olur. Yani bu tip bir girişimde. Mesela dışarıda farz edelim Boğaz Köprüsü’nde mesela on bin kişi olsa tank milim santim gidemez. Yani boş bırakmak çok tehlikelidir. Kalabalık olduğunda hiçbir şey olmaz. Tek bir kişiye bile bir şey olmaz. Mesela o karakolun orada falan halk orayı hınca hınç doldursa mümkün değil. Tek bir hareket yapamazlar, çünkü anlamı yok. Yapacak hiçbir şey yok. Onun için halk böyle şeylerde tamamı, hiç evde bir kişi kalmayacak şekilde sokağa doluşursalar o anda durur. Yani tek bir can kaybı olmaz. Bütün mesele çok kalabalık olmasında. Mesela düşünün önü, arkası, her yeri dolmuş, hiçbir şey yapamaz. Bir anlamı yok çünkü. Bütün köprü dolmuş, bilmem ne olmuş falan.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Ardan Zentürk yazısında Amerikan-İngiliz ittifakı patentli bir darbe girişimi yaşadığımızı söyledi.

ADNAN OKTAR: İngiliz ittifakı değil doğrudan İngiliz, İngiliz derin devletinin, bak İngilizlerden hiç bahsetmiyorlardı ilk defa kafaları bu konuda kanaat getirdi. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Şöyle devam ediyor yazısında; “Üstadımız Prof. Dr. Hayri Berkay olayı darbe gecesi yakalayıp yazanlardan. İngiliz yayın kuruluşu BBC’nin darbe sürecinde yorumcu olarak kullandığı strateji uzmanı Michael Stephens'in sergilediği tutum darbenin Londra tarafından önceden bilindiğini ve desteklendiğini gösteren bir tarihi belge.

ADNAN OKTAR: Ve ve ve uygulandığını, icra edildiğini evet. Bak yavaş yavaş aydınlar meseleyi kavramaya başlamış, konu bu. Bir de tankla nasıl mücadele edilir? Helikopterle nasıl mücadele edilir? Bunun eğitiminin verilmesi lazım. Mesela tankın arasına bir vatandaş mermer parçası koymuş, iyi bu fena bir yol değil. Ama en etkilisi çelik konmasıdır. Çelik yani o paleti kırar, bozar hemen. Çalışmayacak hale getirir. İrice bir parça konması. Mesela jet uçağına karşı ne yapılabilir? Düşman işgaline göre hazırlık yapalım. Düşman tanklarına ne yapılabilir? Yani niyetlerinin bozuk olduğu anlaşılıyor, anlaşılmayacak bir şey yok. Bir kere milis gücü şart, nasıl kuvayi milliye zamanında, Atatürk zamanında milis gücü olarak ortaya çıkmıştı. Milis en çekindikleri şeydir. İşgalcilerin en rahatsız olacakları olaydır. Birde çok gelişmiş silahlar, bol cephane verilmesi, ondan sonra tanksavar, özellikle polise bol miktarda tanksavar verilmesi. Tanksavar mesela tanklar bir yerden çıkarken birinci tankı vurduğunda yahut çalışamaz hale getirdiğinde diğer tanklar çıkamaz. Çünkü çok ağır, yerinden kaldırması mümkün değil götüremez. Orada kaldı mı diğerleri de kalır. Yani milim santim ilerleyemezler. Ama bunlar çok basit bunların yolları bayağı kolay. Ama Allah muhafaza mesela düşman saldırısında bir tankın etkisiz hale getirilmesi çok çok kolay. Bayağı basit yöntemleri var, çok basit yöntemleri var. Bunların halka öğretilmesi lazım. Herkes bilirse adam deli değil oraya niçin girsin? Yahut mesela elinde silahla. Zaten o tip düşman kuvvetleri de öyle çok fazla insana sahip olması mümkün değil. Mesela 82 milyonuz hatta daha fazlayız. Onun getireceği asker sayısı düşmanın en fazla 100 bin falandır. Yani 82 milyona karşı 100 bin. Yani sinek gibi ezeriz, adam atamazlar. Çünkü milletimizin cesareti çok iyi. Daha kapıdan içeri, sınırdan içeri giremezler. Ama Irak’ta falan kapıları sonuna kadar açtılar bomboş caddelerde ilerledi Amerikan tankları.  Havadan bombalamada da mesela hiç uçaksavar yok. Halbuki uçak geldiğinde uçaksavar olduğunu bilirse adam adım atamaz. Tanklar da tanksavar olduğunu bildiğinde adım atmaz. İntihar gibi bir şey olur. Niye yapsın yani?

“Tank nasıl durdurulur?” diye internette çok arama yapılmış. Konya, Kayseri, İstanbul ve Ankara’da en çok oralarda arama yapılmış. Bak “İnternette zaman içerisinde gösterilen ilgi” göstersene.

KARTAL GÖKTAN: Gösterebilirim.

ADNAN OKTAR: Görüyor musun? Birden aniden yükselmiş.

Mesela tankın ön camı var, bütün görüş oradan sağlanır. Oraya mesela mazot döküldüğünde tank tamamen iptal olur. Bir şekilde mazot fışkırtıldığında veya mazot torbası atıldığında üstüne yani çünkü çok yağlı bir şey görüntüyü tamamen bozar. Veyahut üstüne branda da çekilebilir yahut kumaş parçası herhangi bir şeyle örtülmesi. Ama mazot veyahut gres yağı hiç çıkmaz o, gres yağı sürüldüğünde hiç çıkmaz, çok ağır bir şey. Bir kişi gelse eliyle bir kere sürse artık bitti, yapacak hiçbir şey olmaz. Artık kör olmuş oluyor tank. Yani tankın gözü o, göremedi miydi biter.

Vatandaşların çocuklarına falan er aileleri tedirgin olmasınlar, tutuklananlar olmuştur. Bu vatan millet yararına yapılmış bir şey. Telaş etmeye de gerek yok. Aslan gibi dururlar yani bir suçu yoksa, bir şeyi yoksa hiçbir şey olmaz. Telaş etmeleri çok çok yersiz olur. Biraz beklemek lazım.

Branda tabii geçici önlemdir ama tabii gres yağı yahut mazot çok güçlü bir şey meydana getirir. Çünkü tankın dışına çıkması lazım. Zaten çıktığında da etkisiz hale getirilir yani. Eğer düşman askeriyse tabii daha kapsamlı bir tedbir alınır. Ama kandırılmış kendi askerimizse kucaklayıp alırız bir kenara.

Ama bak tekrar söylüyorum, tanksavar olan bir yerde tank dışarı çıkmaz. Uçaksavar olan bir yerde uçak dışarı çıkmaz. Hükümet bana bu konuda bana bir açıklama getirirse yahut vatandaşa bir açıklama getirirse, doyurucu bir açıklama çok önemli bayağı iyi olur. Ama Türkiye’ye bir şey olmaz onu söyleyeyim yani hiçbir şey olmaz. Çok büyük olaylar olur, daha da büyük olaylar olacak. Ama hiçbir şey olmaz Türkiye’ye. Yani İstanbul’u da işgal etmeye falan da kalkabilirler. Hiçbir şey olmaz.

Birde bu konuda videoya çeken arkadaşlar var işte olayları falan. Bunların hepsini Facebook’a yüklesinler ki oradan bunlar tarihi bilgiler çok önemli. Bunlar indirilsin ve muhafaza edilsin. Mesela birçok kişi çekim yapmış. Ama internette az değil mi bu? Çok fazla yani binlerce kişi çekmiş, hepsi yüklesin. Yani internete yüklesinler ki oradan o görüntüler kullanılsın. Zayi olup gider onlar yoksa. Özel hatıra olarak onları muhafaza etmenin bir alemi yok. Yani hiçbir riski de yok, yapsınlar.

İslam ülkelerinde en büyük sorun bu oluyor. Yani uçaksavarı yok. Dolayısıyla uçağa güç yetiremedikleri için çok rahat teslim oluyorlar. Veyahut tanksavar yok çok rahat tanka teslim oluyorlar. Çok az kuvvetle onlar hakim olabiliyorlar. Mesela Irak dünyanın en büyük ordusuydu, ordularından biriydi yani ilk 3-4 içindeydi. Halkı da milyonlarca. Ama organizasyon çok zayıf olduğu için çok rahat düşürüldü. Hep havadan vuruluyor. Kardeşim hava savunma sistemi niye yapmıyorsun? O kadar paran var, kötü kötü uyduruk uyduruk kendine Saddam böyle köşkler falan yaptırmıştı, orada burada her şehirde. Heykellerini diktiriyor. Heykelle uğraşacağına bu konularla uğraşsana.

Mesela Twitter’da Darbe Arşivi diye hesap oluşturulmuş. Bu çok önemli yani herkes elindeki bilgileri mutlaka internete yüklesin. Bu tarz yerler olursa çok iyi olur. Mesela Twitter’da Darbe Arşivi diye olan yere de yükleyebilirler. Çünkü ben gençlere bakıyorum hep böyle çekiyorlar videoya.

Fakat bak bir daha söylüyorum, böyle olaylarda çok büyük kalabalık olduğunda hiçbir şey yapamazlar. Kalabalığın çok fazla olması lazım. Mesela can kaybı olan yerler az kalabalık olan yerler. Çok fazla kalabalık olması lazım. Bir de ani atakta falan hiçbir şey yapamazlar. Yani o felç eder psikolojik olarak. Bir de askere lehte slogan çok önemli. Mesela, en büyük asker bizim asker diyorlar. Veyahut asker kışlaya diyorlar. Yahut asker seni seviyoruz diyebilirsiniz. O zaman psikolojik olarak tamamen çöker, hiçbir şey yapamazlar. Bir de cinayete teşvik eden adamın sözü dinlenmez. Çünkü cinayete teşvik ettiğinde o artık asker olabilir mi? Olamaz. Subay olabilir mi? Olamaz. Adi bir katil, klasik katil. Cinayete azmettiren bir katil. Orada onu tutuklama yetkisi var. Hatta isterse yaralayabilir de onu yakalamak için eğer can güvenliğini tehlikede görüyorsa yaralayabilir de. Yani ona silah doğrultursa o da onu yaralayıp etkisiz hale getirebilir.

Mesela tüm siyasilerin derdest edilmesi hazırlanmış. Bütün partilerin lağvedilmesi, kaldırılması. Çok tehlikeli bir şey bu. Onun için bütün partiler birbirleriyle ittifak haline gelsinler. Bunlar bir avuç it kopuk. Yani bir avuç bu katil çetesi. Toplam bin kişi falandır en fazla. Bak, koskoca 82 milyonluk Türkiye’yi elde etmeye çalışıyorlar ve yenmeye çalışıyorlar, bin kişi. Çok kalabalıkla karşılık verilmesi lazım. Evde oturma falan süper tehlikeli olur. Adam senin evine de gelir yani öyle bir dert olmaz evinde oturursan. Evde oturmak en tehlikeli şeydir.

Samet Aydın; “Adnan Oktar Hocam sen neden başkanlık sistemini desteklemiyorsun?” Başkanlık sistemini ilk isteyen İngiltere’dir. İngiliz derin devleti bunu ortaya attı. Amerika’ya söyledi. Amerika da Türkiye’ye dayattı. Sonra Öcalan devreye girdi, ben de istiyorum dedi. Süper tehlikeli başkanlık sistemi. Türkiye’yi paramparça yapar.

Mesela İsrailli hahamlar Allah razı olsun sevdiğim dostlarım, dediler ki bana; “Eğer istiyorsa Türkiye” Demir Kubbe ismini veriyorlar onlar “Bir hava savunma sistemi kuralım Türkiye’ye. Siyasiler bizden resmen bunu istesin yapalım” diyorlar. “Biz İsrail’e kurduk” diyorlar. Menzili de çok geniş yani yüzlerce, binlerce kilometre alanda vuruyor havada. Anında devreye giriyor. Mesela Türkiye’nin İstanbul, Ankara ve Güneydoğu’ya böyle bir uygulama yapıp koyması durumunda hiçbir uçak, hiçbir füze, roket devreye giremiyor. Anında havada vuruluyor. Omuzdan atılan füze de olursa ayrıca bu savaş için olur. Ama ani olaylar için de omuzdaki füzeler var. Bu da var İsrail’de. Türkiye İsrail’le işbirliği yapsa bu konu da anında yardım etmeye hazırlar. “Eğer kabul ediyorlarsa, istiyorlarsa biz hemen yardım edelim” dedi İsrail.

İtirafçılar devreye girsinler. Bu konuyu tam açıklasınlar. Bu felaket durdurulsun. Öbür türlü Türkiye hop oturup hop kalkacak yani. Bayağı istikrarsızlık olur, tedirginlik olur. Öbür türlü ordu da tam yerine oturmuş olur, olaylar tam yerine oturmuş olur. Millet de rahat eder. Dışarıya karşı gücümüz fevkalade olur o zaman.

Polisin içerisinde ülkücü çok fazla koçyiğit var. Daha önce de defalarca anlattım. Zamanında Rahmetli Başbuğ Alparslan Türkeş tek tek bu insanları çok güzel yetiştirdi. Mesela Aydın’a gidiyor orada konuşuyor. Erzurum’a gidiyor orada konuşuyor. Ayakta, sohbet ediyor gayet güzel bir hitabeti vardı Rahmetli’nin. Eğitime çok önem verdi. Her yerde eğitim olur, seminer diyorlardı. Seminer veriliyordu yani. Böyle ocaklarda hatta resmi binaların da mesela alt katlarında, bu uygun yerlerinde. Nereleri bulurlarsa oralarda seminer veriyorlardı. O zaman çok sıkışık durumdaydı Türkiye. Komünist işgal an meselesiydi, 12 Eylül öncesinde. MHP’nin meşhur bir Ankara’da mitingi vardı. Bir milyonun üstünde adam toplanmıştı, bir milyonun üstü ülkücü. Artık Türkiye’ye güç yetmez dediler. Yani komünizm tehlikesi Türkiye’den kalktı dediler, onu görünce. Çok yaman bir gelişme olmuştu. Mesela Demirel’in sokakta güvenebileceği bir güç yoktu o zamanlar. Yani bütün gazetelerde falan, köşe yazılarında söylüyorlardı. Demirel’in sokakta güvenebileceği bir güç vardı yani. Komünizme karşı esaslı bir denge kurulmuştu. Türkiye’de de demokratik mücadeleyi savunan komünistlerle de işbirliği yapmamız gerekir. Sosyalistlerden de öyle ama demokratik mücadeleyi esas alan. İhtilalci değil, şiddeti esas alan değil. Yani darbelere karşı olan komünistlerle de herkesle kardeşçe bir bağ içinde olmamız lazım.

“Helikopterden yaralı olarak kurtulan Tuğgeneral Mustafa Doğru’nun komutasındaki Giresun, Rize, Ordu, Gümüşhane, Samsun, Trabzon’da hiçbir jandarma birliği darbe girişimine destek vermedi.” Destek vermedi ama kışlalarından dışarı çıkmadılar. Ben bunu anlamadım. Yani mesela sırf bunlar yeterdi bu aslanlar. Çok fazla asker olmasına rağmen hiçbir yerde bir askeri kıpırdama olmadı. Ben görmedim, bilmiyorum belki olmuştur da. Neden bu böyle oldu ben anlamıyorum? Halbuki talimat verilse hepsi çıkar bu aslanların.

EBRU ALTAN: Galiba talimat verilmiş çıkmamaları için, darbe haber alındıktan sonra.

ADNAN OKTAR: Niye acaba? Karışıklık olmasın diye. Evet, dikkat dağılmasın diye. Olabilir. Ama darbede karıştırma olmasın diye şey yapmışlardır. Herhalde darbeci askerlerle onlar birbirine karışmaması için. Ona çözüm bulunabilir. Askeri sivil devreye sokabilirlerdi öyle bir durumda. Sivil kıyafetle çıkarabilirlerdi kendi normal tişört, gömlekle falan jandarmayı çıkarabilirlerdi yine silahlı olarak. Yani buna bir çözüm bulabilirler. Hiçbir şey de olmaz polis gibi görev yapardı. Gayet güzel yatıştırırdı. Çünkü mesela bak diyor ki; “Giresun, Rize, Ordu, Gümüşhane, Samsun, Trabzon jandarma birlikleri…” Bu birlikler yani muazzam güçler hepsi ayrı ayrı. Mesela Giresun Jandarma, Rize Jandarma yani binlerce asker var. Mesela bin tane jandarma gelse İstanbul’a darmadağın ederdi. Bin kişi yani darmaduman eden. Mesela telsizleriyle söylese, şuan sivil jandarma geldi dese asker hiç gıkını çıkaramazdı. Ama bomboş her yer böyle in cin top oynuyor adeta. Sadece halktan insanlar var, gençler var.

Olağanüstü hal konusunda neden çekiniyorlarsa onu düzeltsinler. Olağanüstü hal ilan edilsin. Yani benim anladığım kadarıyla rahat ederler gibi görünüyor. Daha rahat hareket edecekleri anlaşılıyor. Avrupa’ya karşı da konumumuz daha iyi olacak gibi görünüyor.

“Kayseri’de darbeci mi değil mi asker anlayamamış. Halk da kollarına kırmızı-beyaz bant takmışlar” diyor. “Birçok kışlada da çatışmalar, askerler özellikle Ankara’da…” Kardeşim işte karıştırıyorsa her askerin sivil kıyafeti oluyor. Sivil kıyafet giydirip değil mi cemselerle alıp götürebilirlerdi. Kırmızı bant da olabilir yahut yüzüne bir boya da sürebilirler. Yani zor bir şey değil ki. O kamuflaj boyası var mesela onu eline yüzüne sürer, oradan anlaşılır. Yani asker karşısında asker görürse ne yapsın? Hemen vazgeçer. Morali sıfıra gider öyle bir şeyde.

Zekeriya Kuzu, kendilerine darbeyi neden daha önce söylemediklerini sorunca; “Söyleyemezdik, yemin ettirdiler, Kuran’a el bastırdılar. Kusura bakma, hakkını helal et” dediği söyleniyor. Böyle yemin olur mu? Haram bir konuda yemin edilemez. O yemin geçerli değil. Kuran’da ayet var. Yani haram olan, helal olmayan bir konuda yani helali haram yapan, haramı helal eden bir konuda yemin edilemiyor. O yemin geçersizdir. Allah’ın hükmü açık.

Mesela MİT’e istedikleri gibi operasyon yapabiliyorlar havadan. Tabancayla ateş ediyorlar, aşağıdan helikoptere. Yani olmayacağı belli. MİT’te gelişmiş uçaksavarlar olsa onların bilmemesi mümkün mü? Bilirler. Yani hiçbir şekilde de yanaşmazlar.

Evet, bir delikanlı kardeşimiz yazmış. “Hocam ben de ateistim ama sizi çok seviyorum” diyor. Tabii ki seveceksin çünkü samimi bir Müslümanım ben. Ben de ateist gençleri seviyorum, şefkat duyuyorum benim onlarla bir zıtlığım yok. Sadece ben onlara anlatırım, konuşurum, ikna olursa olur olmazsa olmaz çünkü hidayeti veren Allah’tır. Ama bir öfkem olmaz. Çünkü ateist İslam’a karşı mücadele eden bir varlık değil. Ateist inanamadığı için araştırana derler. Allah’a inanmıyor ama araştırıyor. Tamam, Allah hidayet vermemiş olabilir ama kimseyle uğraştığı falan yok.

Acıbadem Mahallesi Muhtarı Mete Sertbaş’ı şehit eden, sonrasında operasyon sonucu öldürülen Yüzbaşı Mehmet Karabekir’in cenazesini ailesi istemedi. Normal. Çünkü çok büyük bir hainlik yapmış, çok büyük bir kahpelik. Muhtar sana ne yaptı alçak herif? Ne yaptı sana? Seni Mehmetçik diye kucaklamaya geliyor, alnından çekip vuruyorsun. Yapılacak iş mi bu?

“Hocam ben anlamadım” diyor “biz komünistliğe karşı mücadele ediyorduk.” Kardeşim yine mücadele et, fikri mücadele edeceksin. Eğer sağcıysan sola karşı mücadele edeceksin ama fikri mücadele ediyorsun, gidip gırtlağına çökmüyorsun. Ama vatana saldırı olduğunda tabii ki ittifak edeceksin çünkü o senin de hayatına kastediyor, onun da hayatına kastediyor. Herkesin hayatına kastediyor, herkesi koruyacaksın.

Görev başında olan ve yorulan polisler pastaneden poğaça ve çay alıyorlar gelen hesaptaki notta “Ücretini 15-16 Temmuz tarihinde canlarınızla ve yoğun mesainizle ödediniz. Afiyet olsun.” O da güzel olmuş.

AnKara emniyetindeki özel harekatçılarımızın o gece sadece beylik tabancaları varmış. Bazılarının silahı bile yokmuş. Kol kola girip set oluşturmuşlar tankların önüne. Tanklar uyarı yapmadan ateşe başlamış, çok fazla polis yaralanmış.

Faik; “Hocam çok mantıklı konuşuyorsunuz da evrimi inkar etmeseniz tam olacak.” Evrim bir yalan, hem de çok kötü bir yalan, dünyanın en kötü yalanı bu. Şeytan yerlere yatarak gülüyor buna inananlara. Yani insan zekasıyla alay eden bir sistem.  Adam sana diyor ki “Bak, bütün gördüğün bu insanlar tesadüfen olmuştur” diyor. “Meyveler, sebzeler hepsi tesadüfen oluştu” diyor “bütün hayvanlar tesadüfen oluştu, kainat tesadüfen oluştu” diyor. Gözümüzle renkli olarak görüyoruz dünyayı, ışıklı. Dışarda ışık yok, renk de yok. Dışarda ses de yok, biz ses duyuyoruz. Kulağı olmayan kulak beynimizin içinde duyuyor. Gözü olmayan göz beynimizin içinde görüyor, “bunlar hep tesadüfen oldu” diyor. Bu dünyanın en kötü, en mantıksız yalanı. Yani şeytanın insan zekasıyla alay ettiği en büyük olay. En şiddetli alay ettiği olay.

Böyle şeylerde kalabalık çok önemli. Çok çok daha büyük kalabalık. Kalabalık işi bitirir, derhal bitirir. Hiç lamı cimi yok. Seksen iki milyonuz. Ankara’da mesela bir milyon kişi çıksa, Ankara’da bayağı, milyonlarca insan var, bir milyon kişi sokağa çıksa bitti. Yani Ankara’da hiçbir şey yapılamaz. Sırf sokağa çıkıp oturacak caddede yok o kadar. Caddede oturacak, işine bakacak. Mesela İstanbul’da da öyle bir milyon-iki milyon kişi sokağa çıkmış olsa bitti. Bütün caddeleri doldursa yani hiçbir şey yapmasına gerek yok, caddede yere oturacak o kadar.

Araf Suresi, 99. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Onlar, Allah'ın tuzağından güvende mi idiler?” diyor. Mesela “Onlar bir tuzak kurduysa” Allah “Ben de bir tuzak kurdum, Benim tuzağım daha çetin” diyor Allah. Bak Allah’ın tuzağına düştüler. Allah’ın tuzağı daha çetinmiş. Değil mi? Emek emek tuzak kurdular. Allah “tuzak öyle olmaz böyle olur” dedi. Bak ne hale geldiler.

“Böyle bir darbe ihtimali olduğunda Genelkurmay bu bilgiyi halkımızla paylaşabilir, deşifre edildiklerinde oyunları bozulmuş olur.” Ersin Eser; “Genelkurmay niye var o zaman?” diyor. Genelkurmay işte askerin başında bir komutan, başkomutan böyle bir bilgiyi elde ettiğinde, bunu bütün Türkiye çapında açıkladığında her yer felç olur, bütün birlikler, herkes duyar. Çünkü başkomutan adam, mesela binbaşı diyor ki “hadi tanklarla çık.” Der ki “Genelkurmay başkanı çıkma” diyor. “Sen kimsin lan?” der o zaman. Çünkü asi o artık yani. O asker vasfını kaybetmiş olur. Genelkurmay başkanı öyle demesine rağmen, “Ben onu dinlemiyorum sen devam et” derse bitti. O asi olmuş oluyor artık asker değil o. Onun için televizyon kanallarından söylemesi gerekiyordu. Herkes anında duyardı. Ve “Bütün vatandaşlar sokağa çıksın tedbir alın” dese bitti. Yani tek bir tank çıkamazdı. Ne uçak uçar ne tank çıkardı. Çünkü hava kuvvetlerinde de bütün erler ayağa kalkardı “Ne oluyor burada, ne yapıyorsunuz?” falan diye.

Burada biz cuntacılarla falan mücadele etmiyoruz, İngiliz derin devletiyle mücadele ediyoruz. Cuntacı onlar hikaye, dış kapının mandalı onlar. Asıl İngiliz derin devletidir.

Ali Fidan; “Aslan Hocam, hava savunması almak için yıllardır ihale açılır ama nedense çeşitli bahaneler üretilerek bir türlü alınmaz.” Kardeşim kaçaysa kaça, on trilyon, yüz trilyon neyse verelim alalım.

Teus Teus; “Tüm Türkiye toptan bir saldırı altında. İngiliz derin devletinin bu saldırısına karşı milletimiz asil ruhuyla birlik olarak karşı durmalı.” Sözüme karşılık “Dürüstçe laik, özgür bir Türkiye için birlikse okey” diyor. Dürüstçe olması, zaten dürüstlük Müslüman’ın vasfı, her insanın dürüst olması lazım. Laiklik zaten Kuran’da var. Özgürlük İslam’ın özelliğidir zaten. Yani cennet yurdunun özelliği nedir? Özgürlük. İslam’ın ana vasfı özgürlüktür yani ana hedeflerinden biri özgürlüktür. “Özgür bir Türkiye için birlikse okey.” Tabii ki bu şekilde. “Ama ülkeyi satan din tüccarları bir daha satar gerçeğini asla unutmayız.” Ülkeyi satan din tüccarı olursa o da ayrı bir mikroptur, onunla da mücadele edersin, hukukla-kanunla, akılla-fikirle mücadele edersin. Yani bir avuç dangalakla mı baş edemiyorsun? Seksen iki milyon Türkiye bir avuç adamla mı baş edemeyecek? Nereye satıyor, kime satıyor? Türkiye olduğu gibi duruyor. Neyi kastediyor bu? Yabancılara bir yerler satılıyor onları mı kastediyor? Bu satma değil ki Fransa’da da gidiyorsun sen ev alıyorsun, Amerika’da da gidip ev alıyorsun, Türklerin birçoğunun evi var Amerika’yı satmış mı oluyor? Eğer bu anlamda diyorsa bu çok yanlış çok mantıksız.

AK Partili Mustafa Şentop, Cumhurbaşkanı’nı kastederek, saat 20:00 civarlarında ahbap vasıtasıyla haberdar olduğunu ifade ediyor.

Mustafa Dağtekin. Kardeşim durup durup beni ikide bir siyasete atılmak bilmem ne. Ne kadar acayip bir mantık. Siyasetçi demek, siyaset konusunda emek veren insan demektir yani bu konuda konuşan, emek veren insan. Siyasetçinin en büyük ihtiyacı fikirdir. Fikir verdikten sonra zaten o adam onu yapıyor. Niye siyasetçi olmamız gerekiyor? Ankara’da mecliste oturmamız gerektiğine inanıyor. Böyle bir şey yok. Mesela Tayyip Hoca aslan gibi mücadele veriyor. Sen ona fikir vereceksin o kadar, vatandaş olarak. Ben mesela fikirlerimi söylüyorum. İlla kabul edecek, etmeyecek o kendi bilir.

Şimdi biraz mehter müziği dinletelim.

VTR: Mehteran

Masaüstü Görünümü