Harun Yahya

Sohbetler (22 Temmuz 2016; 20:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz. 

ADNAN OKTAR: Siz daha önce başlamışsınız, öyle mi? 

BÜLENT SEZGİN: Evet.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Darbe girişiminde yüz yetmiş dokuz sivil, altmış üç asker, toplam iki yüz kırk altı kişi şehit oldu. Şuanda bin beş yüz yaralı var ve yüzünün hayati tehlikesi devam ediyor, Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Fethullah Gülen, bir kere bir söylediğimize cevap versin. Bir tek Hakan Şükür benim söylediğime cevap verdi. "Bu adiliktir, ahlaksızlıktır, şerefsizliktir, pisliktir." diye o söyledi bir tek. Fethullah Gülen'den de duyayım. Bak bu cinayetler askerimizin, vatandaşlarımızın; kahpece, alçakça, haysiyetsizce ve şerefsizce. Eli silahsız kardeşlerimizin şehit edilmesi hakkında bize açıklama yapsın. Desin ki, "Bu çok kahpece, alçakça yapılmış bir şeydir." Çünkü bu insanın elinde silah yok. İltifatlarla gidiyorlar, "En büyük asker bizim asker" diye. Sen ne yapıyorsun kahpe? Onları alnından vuruyorsun alçak herif. Bununla ilgili bize açıklama yapsın. Desin ki, "Bunu vatandaşa hak görenler, vatandaşı şehit edenler dünyanın en aşağılık kahpeleridir." desin. Duyayım bunu Fethullah Gülen'den. Duyayım. Bu konuyu uzatmaya gerek yok. Hakan Şükür'le olmaz bu iş. Herkesten duyacağım. O camiadan ileri gelen, bilinen herkesten duyacağım. Çok büyük olay bu. Ve dünya çapında bir kahpelik ama ben böyle kahpelik görmedim. Çocuklar güler yüzle üstlerine gidiyorlar bayraklarla, takır takır otomatik silahla tarıyor. Alçağa bak. Karşısındaki insanın elinde silah olmamasından istifade ile kabadayılık yapıyor. Çok büyük bir ahlaksızlık bu. Tank ateşi açıyor, tanktan top atıyor. Tanktan top atışı, rezilliğe bak. Bize ait tanktan bize top atışı yapıyor. Tanktan top atışı, bu çok büyük bir kahpelik. Ve tankla eziyor vatandaşı. Bizim paramızla alınmış uçakla, PKK'ya karşı kullanılsın diye alınan bombalarla gidiyor kahraman polisimize, PKK'yla aslan gibi mücadele eden koç yiğitlerimize havadan bomba yağdırıyor. Bu dünyadaki en gelişmiş alçaklık ve kahpeliktir. Ben bunu bir duyacağım. Görülmemiş bir kahpelik yani. 

KARTAL GÖKTAN: Tanktan yapılan top atışını gösteren bir video vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Hayır, herkes biliyor zaten. Onu göstermemize gerek yok.

Bir etiket yapalım. Ne diyelim? "Bugün Birlik Günü" diyelim.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: On iki haftadan beri İncirlik'te Amerika'dan gelen özel ihtisas sahibi subaylar ve gizli toplantılara katıldığını itiraf eden darbeci subay, darbenin gerçekleşmesi sonrasında Türkiye'nin İstanbul üzerinden nasıl işgal edileceğini anlattı. "İlk plana göre darbeden yirmi dört saat içinde sekiz bin ile on bin DAEŞ militanı Türkiye'ye sokulacaktı. İkinci gün, Irak'ın Şii milislerinden beş bin milis ve Suriye muhaberatından bin ajan Türkiye'ye sokulacak ve bunlar hep beraber İskenderun'a hücum edeceklerdi. İşgal planının İskenderun ayağından sonra İran, Irak ve Suriye'den getirtilen Şii milisler İstanbul ile Ankara'ya hareket ettirilecekti. Toplamda elli bin Şii milisi silahlandırıp öncelikle İstanbul ve Ankara'ya daha sonra Türkiye'nin her tarafına doğru peş peşe harekete geçireceklerdi. İtirafçı subay, işgal güçleri İstanbul Boğazı'ndan Avrupa tarafına geçmeyecek, Avrupa yakası FETÖ'cülerin idaresine kalacaktı." dedi. 

ADNAN OKTAR: Olabilir. Mehdi (a.s) devrinde İstanbul'un başarısız bir işgalle işgal edileceği var. Başarısız bir işgalle işgal edileceği var Mehdi (a.s) devrinde. Belki bu olay o da olabilir. Yani bilmiyorum. Önümüzdeki yıllar bunu daha açık gösterir. Ama hadislerde var.  

27 Mayıs 1963, cuma günü yapılmış; 12 Mart 1971, cuma günü yapılmış; -darbeler- 12 Eylül 1980 yine cuma günü; 28 Şubat 1997 yine cuma günü olmuş; 27 Nisan 2007, cuma günü olmuş; 15 Temmuz 2016 yine cuma günü olmuş.

"Pijamayla tank kovalayan, helikoptere ıslık çalıp 'Gel lan gel aşağı gel' diyen bir millete bulaşmayacaktınız" diyor. Ama hakikaten böyle şeker bir millet dünyada yok.

Fethullah Gülen'in konuşmalarına bakıyoruz; şefkatten merhametten bahsediyor, kuşlardan kelebeklerden işte camda süzülen damlacıklardan bahsediyor. Bu konuya bana bir açıklık getirsin. Tanklarla genç kızları, iki yaşında çocukları, yaşlı amcaları adamlar tankla ezdiler, paramparça ettiler; vücutları paramparça oldu, kafaları koptu. Havadan helikopterle otomatik silahla ateş açtılar. Gençlerimizi şehit ettiler. Gittiler, PKK'ya karşı aslanlar gibi mücadele eden kahraman özel harekatçılarımızın binasını vurdular, şehit ettiler çok fazla sayıda. Bu azılı kahpeliktir, azılı alçaklıktır. Normal bir insan yapmaz bunu, Türk genci yapmaz bunu. Fethullah Gülen desin ki, "Bu alçaklıktır, kahpeliktir." Ben bunu duyayım. Ve "Bilinen ünlü talebeleri de açıklama yapsın." dedim. Bir tek Hakan Şükür çıktı açıklama yaptı. Hepsi birden bunu desin, ben bir duyayım. Bu çok önemli. Bu katillere, "Siz alçaksınız, siz pisliksiniz, siz dünyanın en aşağılık mahlukusunuz." desin. Ben bunu bir duyayım.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Makaleleriniz hakkında bilgi vereceğim, Adnan Bey. Endonezya'nın en büyük İngilizce gazetesi Jakarta Post'ta; darbe kalkışmasının nasıl başladığını, halkımızın verdiği kahramanca karşı koyma mücadelesini anlattığınız "Sosyal Medyanın Türkiye'deki Darbe Kalkışması Üzerindeki Beklenmedik Etkisi" başlıklı makaleniz yayınlandı. Özetle halkımızın, her inanç ve görüşten kişinin tek bir vücut haline gelip bu darbe girişimine karşı koyduğunu ve cesur tavırlarıyla bu girişime engel olduğunu anlatıyorsunuz. Halkımızın organize olması konusunda özellikle sosyal medyanın önemine değiniyorsunuz yazınızda. Cumhurbaşkanımız’ın da o gece sosyal medya uygulamaları üzerinden halkımızla bağlantıya geçtiğini ve mesajları ilettiğini anlatıyorsunuz. Ayrıca yine sosyal medya üzerinden yayılan dezenformasyon örneklerine de yer veriyorsunuz yazınızda.

1845'ten beri yayınlanan Malezya'nın en köklü İngilizce gazetelerinin başında gelen New Straith Times gazetesinde "Türkiye Darbeye Yenilmemiştir" başlıklı yazınız yayınlandı.

ADNAN OKTAR: Peş peşe, peş peşe dünyanın en büyük gazetelerinde darbeyi yeren, darbeyi eleştiren, Türk halkının başarılı mücadelesini kutlayan yazılarım çıktı. Mücadele böyle olur. Demagojiyle olmaz. Ve milyonlarca insan okuyor bunu, bir kişi iki kişi değil. Yüz milyonlar hesabıyla insan okuyor. 

KARTAL GÖKTAN: 15 Temmuz akşamı gördüğümüz gibi halkını soğuk kanlılıkla katletmekte hiçbir tereddüdü olmayanların sadece demokrasiyi öldüren, halka zulüm seçen bu dayatma rejiminin lideri olma peşinde olduklarını anlatıyorsunuz. Bu korkunç zihniyetin daima millete ve demokrasiye zarar verdiğinden bahsediyorsunuz. Darbelerin bu kalleş mahiyetini gayet iyi tanıyan Türk milletinin işte bu yüzden 15 Temmuz akşamı canı pahasına böylesine büyük bir destan yazmış olduğunu belirtiyorsunuz. Allah'ın bize lütfettiği demokrasiyi hiçbir zorbanın bizden almaya gücü yetmeyeceğini vurguluyorsunuz.

İsrail'in önde gelen haber sitesi Times Of Israel'in Fransızca sitesinde "Yanlış Bilinen Siyonizm Korkusu" başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda Siyonizm’in sadece Musevilerin kutsal topraklarda komşularıyla barış içinde yaşama hakkı olduğunu, İslam dünyasında bilmeden gereksiz bir korku yaşandığını ve Kuran'da Allah'ın Musevilerin o topraklarda yaşayacaklarını bildirdiğini anlatıyorsunuz.

Son olarak "Homoseksüellik Müslüman Toplumlara Empoze Edilen Karanlık Tehlike" başlıklı makaleniz de Azerbaycan'ın çok okunan haber sitelerinde yayınlandı. Bu siteler, arena.az, demokratikmusavat, finetv, newsbaku, paralel.az,gundelik.info, respublice.info ve seherhaber siteleri.

ADNAN OKTAR: Bir de bu askeri tesisler şehrin içinden alınsın şehir dışına taşınsın. Bütün askeri tesislerin şehir dışında olması lazım. Şehrin göbeğinde askeri tesis olur mu? Tanklar, toplar, cephaneler; hepsi şehrin merkezinde. Böyle bir şey olmaz. Mühimmat, şu bu şehrin merkezinde olmaz. Şehrin dışına taşınsın. Hiçbir askeri tesis şehrin içinde olmasın. Ve güvenlik tedbiri de alınsın. Mesela adam cinnet geçirdi, darbe yapmaya kalktı; tank çıkışını gerektiğinde durduracak sistemin o kışlanın kapısında olması lazım. Direkt devreye girecek sistemler. Olur olur, düşmanın da eline geçebilir; tank çıkışını ani durduracak sistem gerekir. Gayet kolay. Şimdi ben burada teknik mi öğreteyim? Rahatça yapılabilecek bir şey.

"Dış provokatörler, Alevi-Sünni çatışmasını körüklemek için sahada." Yok kardeşim, Aleviler candır, çok değerlidir. Alevilerle Sünnilerin hiçbir şekilde bir mücadeleleri olmaz. Sadece kucaklaşırlar ve birbirlerini de çok severler. Alevi kardeşlerimiz çok mübarek muhterem insanlardır. Eğer öyle bir tahrik gelirse o tahriki yapanlara hiç itibar etmesin kimse, gülüp geçsinler veyahut emniyete haber versinler. Alevi demek yiğit demek, delikanlı kabadayı demektir, dürüst insan demektir. İnsanı seven, hayvanı seven, bitkiyi seven, Allah'ı seven, Hazreti Ali'yi seven, 12 İmam'ı seven mübarek muhterem bir insan demektir.

İslam'ı insanlar, ben çocukken de öyleydi "İslam hakim olacak." deyince böyle; sarıklı cübbeli adamlar olacak işte medreseler olacak; öyle düşünürdük. İslam hakimiyeti, uzay çağı gibidir. Modernliğin en yüksek noktasıdır. Hep öyle olmuştur. Hep yanlış imaj edinmiştir insanlar. İslam deyince işte o klasik bilinen yapı oluşacak zannetmişlerdir. Değil. Bediüzzaman onun için diyor ki Mehdi (a.s) için, "Zannediyorum o Eşhas-ı Ahir Zaman'da geldiği vakit siyaset canibinden çekinecek." diyor. "Siyasetle iştigal etmeyecek. Siyasetten kaçınacak, sadece iman hakikatlerine ağırlık verecek diye zannediyorum." diyor. "Mehdi (a.s) hareketinde kan dökme olmaz. Kan durdurulur, damla kan akmaz. Uyuyan kişi uyandırılmaz. İstanbul tekbirlerle, Allah anılarak fetholunur." diyor. Gece gündüz selalarla Allah tekbir ediliyor. Yer gök Allah'ın adı anılarak inliyor. Ve maneviyat sürekli yükseliyor. Bu manevi fetih şuan devam ediyor gece gündüz. Hemen hemen her akşam görüyorsunuz sela veriliyor. Gece gündüz selalar, tekbirler her yerde. Her yerde Müslümanlar Allah'ı tekbir etmeye başladılar. Bu tehlikenin geçmesi diye bir konu yok. Hiçbir gece kalkmaz tehlike, kalkmayacak Mehdi (a.s) çıkıncaya kadar. Hiçbir gece kalkmaz. Sadece darbe tehlikesi değil, işgal tehlikesi de var. Mehdi (a.s)'nin zuhuruna kadar devam edecek. Şuan teyakkuz devam ediyor. Sokaklarda insanlar sürekli arabalarla geziyor çünkü tehlike kapıda. Bediüzzaman diyor ki, "Bu zamanda öyle fevkalade hakim cereyanlar var ki" Yani öyle hakim düşünceler, fikirler, anlatımlar, konuşmalar var ki, "her şeyi kendi hesabına aldığı için" yani kendi çıkarına göre değerlendirdiği için "faraza hakiki beklenilen o zat dahi" Yani Muhammed Mehdi (a.s) "faraza hakiki beklenilen" beklenilen demiyor, "hakiki beklenilen" Çünkü ben Mehdi değilim diyor Bediüzzaman. Gelenler de Mehdi değil, hiçbiri Mehdi değil. Hakiki beklenilen; bekliyoruz diyor, çıkmadı daha, benim zamanımda çıkmadı diyor Bediüzzaman. "Hakiki beklenilen o zat dahi  [Mehdi (a.s)] bu zamanda gelse" benim zamanımda gelse "harekatını o cereyanlara kaptırmamak için" yani bin bir türlü fikir akımına, bin bir türlü muhalefet düşüncesine kaptırmamak için "siyaset alemindeki vaziyetten feragat edecek. Siyasetten tamamen çekilecek ve hedefini değiştirecek." diye tahmin ediyorum. Mehdi (a.s)'nin siyasetle hiçbir şekilde işi olmaz. "Mehdi'nin siyaset alemindeki vaziyetten feragat edecek ve hedefini değiştirecek diye tahmin ediyorum." diyor. Tahmin ediyorum dediği, öyle olacak diyor. "Hem üç mesele var. Hakikat noktasında en mühimi ve en azamı iman meselesidir." Yani Darwinizm’in, materyalizmin yok edilmesi; tahkiki imanın anlatılması. "Fakat şimdi umumun nazarında  -halkın nazarında- ve hâl-i alem icatında -fiili uygulamada- en mühim mesele hayat ve şeriat göründüğünden" Yani İslam'ın işte dünyaya hakimiyeti ama siyasi olarak fiili olarak ve hayatın yaşanması esas olarak alındığından "o zat -Mehdi (a.s)- şimdi olsa da" Yani benim kendi vaktimde gelse de "üç meseleyi birden umum ruhi zeminde -bütün dünyada- vaziyetini değiştirmek -dünyayı değiştirmek/ nevi beşerdeki -dünyadaki- cari olan adetullaha muvaffak gelmediğinden -Allah'ın kanunlarına uygun gelmediğinden- Mehdi (a.s) herhalde en azim meseleyi esas yapacak." En mühim meseleyi esas yapacak. "Öteki meseleleri esas yapmayacak." Yani siyaseti, diğer konuları esas yapmayacak. Sadece Darwinizm’i, materyalizmi vuracak ve iman hakikatlerini anlatacak. "Ta ki iman hizmeti saffetini umumun nazarında bozmasın." Yani halisane samimi bir mücadele yaptığı herkes tarafından anlaşılsın diyor.  "Saffetini umumun nazarında bozmasın. Ve avamın -halkın- çabuk iğfal olunabilen akıllarında -insanların çabuk şüpheye düştükleri bir ortamda- Mehdi (a.s)'nin yaptığı hizmet başka maksatlara alet olmadığı iyice tahakkuk etsin." diyor Bediüzzaman. Tamamen anlaşılsın diyor. (Kastamonu Lahikası 57, Sikke-i Tasdik-i Ğaybi, 43). Burada bu konuyu uzun uzun anlatmış Bediüzzaman.

Hazreti Ali Divan’ında diyor ki "Ey oğlum, Türkler coşmaya ve birbirlerinin içinde kaynaşmaya başlayınca -şu devri söylüyor- Mehdi (a.s)'nin adaletle yardıma geldiğini bekle artık." diyor 1400 sene önce kendi Divan’ında. Hazreti Ali, kendi Divanı’nı yazdırmış. Hazreti Ali'nin ünlü Divan’ında bunu söylüyor. 227. Sayfa. "Türkler coşmaya ve birbirlerinin içinde kaynaşmaya başlayınca" Demek ki daha önce kaynaşmaya başlamamış. Coşması ve kaynaşması ne zaman oluyor? Şuan oluyor. “Mehdi (a.s)'nin adaletle yardıma geldiğini bekle.” diyor. 1400 yıl önce Hazreti Ali söylüyor bunu, dedem.

"Allah aşkıyla sevdiğim, çok yakışıklısın. Bakarken nutkumuz tutuluyor. MaşaAllah. Ne oluyor biliyor musun? Tam eve gidiyorum, ekranı açıyorum, sen geliyorsun. İş yerinde izlerken iş çıkıyor, seni de bırakamıyorum. Ara veriyorsunuz yine seni izliyorum. Rabbim’in dünyadaki harika yarattıklarının biri de sensin. Senin güzelliğin dünyayı kaplıyor maşaAllah. Sen konuş, ne bıkarım ne de doyarım sesine. Heybetine, nuruna, ruhuna, cazibene." diyor.

Sual, Bediüzzaman'a soruyorlar; "Ahir Zaman'da Hazreti Mehdi (a.s) geleceğine ve fesada gitmiş alemi ıslah edeceğine dair müteaddid rivayet-i sahiha var." Sahih hadisler var diyor, "Halbuki şu zaman cemaat zamanıdır, şahıs zamanı değil. Şahıs ne kadar dahi ve hatta yüz dahi derecesinde olsa o cemaatin mümessili olmazsa -o cemaatin temsilcisi olmazsa o kişi- bir cemaatin şahs-ı manevisini temsil etmezse muhalif bir cemaatin şahs-ı manevisine karşı mağluptur." Yani tek başına hareket edemez diyor. Mutlaka bir arkadaş grubu olması gerekir, Mehdi’nin diyor. “Şu zamanda, kuvvet-i velâyeti ne kadar yüksek olursa olsun, böyle bir cemaat-i beşeriyenin ifsâdât-ı azîmesi içinde nasıl ıslah eder?” Yani beşeriyet cemaatinin, dünya topluluğunun diyor. İfsadat yani ifsat etme, büyük azime büyük ifsat yani şuan dünyayı ifsat etmiş. Mesela bak orduda görüyorsunuz akıl almaz bir sevgisiz topluluk oluşturmuşlar, merhametsiz ve gaddar. Gördünüz yaptıklarını. “…ifsâdât-ı azîmesi içinde nasıl onları ıslah eder?” diyor. “Eğer Mehdînin bütün işleri harika olsa, şu dünyadaki hikmet-i İlâhiyeye ve kavânin-i âdetullaha muhalif düşer.” Yani her şey harika olsa Allah’ın yarattığı kanunlara aykırı düşer.“Bu Mehdî meselesinin sırrını anlamak istiyoruz” diyorlar Bediüzzaman’a soruyorlar. “El cevap:” diyor Bediüzzaman. “Cenâb-ı Hak, kemal-i rahmetinden,” Yani rahmetinin kemalinden. “şeriat-ı İslâmiyenin ebediyetine” Yani İslam’ın hakimiyetinin ebedi sürmesine yani kıyamete kadar sürmesine. “bir eser-i himayet olarak,” Yani o güzel bir alamettir tabii. Güzel bir himayedir.“bir eser-i himayet olarak, her bir fesad-ı ümmet zamanında” Ümmetin fesada gittiği, perişan olduğu zamanda. Şuan öyle oldu.“Bir muslih (ıslah edici) veya bir müceddid (din yenileyicisi) veya bir halife-i zîşan (büyük bir halife) veya bir kutb-u âzam (dünyanın en iyi olan Müslüman’ı, en seçkin Müslüman’ı) veya bir mürşid-i ekmel (mükemmel bir mürşit) veyahut bir nevi mehdî hükmünde mübarek zatları göndermiş,” Şuana kadar hep öyle olmuş diyor.“Ve ümmetin fesadını izale edip milleti ıslah etmiş,” Yani insanlar düzelmişler diyor.“Din-i Ahmedîyi (a.s.m.) muhafaza etmiş.” Peygamberimiz (s.a.v)’in getirdiği İslam’ı muhafaza etmiş.“Madem (Allah’ın) âdeti öyle cereyan ediyor.” Sürekli Allah adetini bu şekilde tekrarlıyor. O zaman diyor, “Âhir zamanın en büyük fesadı zamanında,” Şuan, ahir zamanın en büyük fesadı zamanındayız.“…elbette en büyük bir müçtehid,” Yani İslam’ı en iyi yorumlayan.“…hem en büyük bir müceddid,” Yani dini en iyi tecrit eden. Ama en büyük diyor, gelmiş geçmiş en büyük diyor. Bak burada bir mücceddid demiyor, en büyük müceddid.“…hem hâkim (adalet dağıtan), hem mehdî, hem mürşid, hem kutb-u âzam olarak bir zât-ı nuranîyi gönderecek” Yani Mehdi (a.s)’ı gönderecek. Nurani zatı gönderecek.“…ve o zat da (Mehdi de) ehl-i beyt-i Nebevîden olacaktır.” Seyit olacaktır, Peygamberimiz (s.a.v)’in soyundan olacaktır. “Cenâb-ı Hak bir dakika zarfında beyne’s-semâ ve’l-arz Âlemini bulutlarla doldurup boşalttığı gibi,” Bir anda gökyüzünü bulutlarla dolduruyor diyor. Hakikaten mesela biz oturuyoruz. Simsiyah bulutlar geliyor, doluyor. Ortalık simsiyah karanlık oluyor. Yağmur yağıyor. Sonra bir çekilip gidiyor. Birden bembeyaz oluyor. Yani masmavi gök açılıyor. “…boşalttığı gibi, bir saniyede denizin fırtınalarını teskin eder.” Hemen denizin fırtınaları sakinleşir diyor.“Ve bahar içinde bir saatte yaz mevsiminin numunesini ve yazda bir saatte kış fırtınasını icad eden Kadîr-i Zülcelal, Mehdî ile de Âlem-i İslâm’ın zulümatını dağıtabilir. Ve vaad etmiştir; vaadini elbette yapacaktır. Kudret-i İlâhiye noktasında bakılsa, gayet kolaydır. Eğer daire-i esbab ve hikmet-i Rabbâniye noktasında düşünülse, yine o kadar mâkul ve vukua lâyıktır ki. Eğer Muhbir-i Sadıktan (Peygamberimiz (s.a.v)’den) rivayet olmazsa dahi,” diyor ki yüzlerce hadis var.“herhalde öyle olmak lâzım gelir" diyor. Mehdi (a.s)’ın çıkması gerekir diyor. “ve olacaktır” diyor.

“Böyle bir cemaat-i azîme içindeki mukaddes kuvveti tehyiç edecek ve uyandıracak hâdisât-ı azîme vücuda geliyor.” Yani büyük hadiseler vücuda geliyor diyor. “Böyle bir cemaat-i azime” Yani Müslümanların büyük cemaati içindeki yani Türkiye’deki. Mukaddes kuvveti (manevi kuvveti) tehyiç edecek (geliştirip, coşturacak, hareketlendirecek) ve uyandıracak” Bak şuan uyanma oluyor. “…hâdisât-ı azîme (büyük hadiseler, büyük olaylar) vücuda geliyor.” Yani ileride olacak olayları söylüyor. “Elbette o kuvvet-i azîmedeki (o büyük kuvvetteki) bir hamiyet-i âliye (koruma hissi, kurtulma, kurtarma hissi) feveran edecek (coşacak, birden taşacak) ve Hazret-i Mehdî Müslümanların başına geçip tarik-i (yolu) hak ve hakikate sevk edecek. Böyle olmak ve böyle olmasını, bu kıştan sonra baharın gelmesi gibi, âdetullahtan ve rahmet-i İlâhiye’den bekliyoruz ve beklemekte haklıyız" diyor. Dedikleri de aynen çıkıyor. “Büyük olaylar olacak, hamiyet-i İslamiye feveran edecek, Müslümanlar coşacak, Mehdi’yi başlarına geçirecekler” diyor. Olay oraya doğru gidiyor.

İkinci işaret yani altıncı işaret; “Hazret-i Mehdi'nin cemiyet-i nuraniyesi,” Yani Mehdi (a.s)’ın cemaati, topluluğu, arkadaş grubu.“Süfyan komitesinin tahribatçı rejim-i bid'atkârânesini” Süfyan komitesinin acımasız, kahpe, kan dökücü rejim-i bid'atkârânesini yani pis rejim anlayışını, pis felsefesini, bidatkar derken; bozucu, yeni çıkmış pis felsefe. “…tamir edecek, Sünnet-i Seniyyeyi ihyâ edecek,” Yani Peygamberimiz (s.a.v)’in Kuran’a uyma kişiliğini ortaya koyacak.“Yani âlem-i İslâmiyet’te risalet-i Ahmediyeyi (a.s.m.) inkâr niyetiyle şeriat-ı Ahmediyeyi (a.s.m.) tahribe çalışan” İslam’ı yıkmaya çalışan, Müslümanların maneviyatını, sevgi anlayışını, mukaddes güzel duygularını, aşk anlayışını tahribe çalışan. Bunun yerine nefret, kin, azgınlığı anlatmaya çalışan. “Süfyan komitesi, Hazret-i Mehdi cemiyetinin (topluluğunun, cemaatinin) mucizekâr mânevî kılıcıyla” Askeri rejimle değil. Mucizekar manevi kılıç diyor asker kılıcı değil. Şiddet ve dehşetle değil, darbeyle değil. Neyle?“Hazret-i Mehdi cemiyetinin mucizekâr mânevî kılıcıyla öldürülecek ve dağıtılacak.” Süfyaniyet dediği deccaliyet. İslam alemi içindeki İslam karşıtı zulmü ve gaddarlığı, kindarlığı, pisliği ve ahlaksızlığı anlatan her türlü hareket. Süfyan denilen hareket bu. Önce Suriye’yi mahvetti. Yani işte bu Arap sosyalizmi, Baasçı kafa yani o mantık. “Hem âlem-i insaniyette inkâr-ı ulûhiyet niyetiyle (Allah’ı inkar niyetiyle) medeniyet (modernlik, kalite) ve mukaddesât-ı beşeriyeyi” İnsanların mukaddes duyguları. Hristiyan aleminin mesela duyguları, Musevilerin duyguları. Müslümanların inançları. “…mukaddesât-ı beşeriyeyi zîrüzeber eden” Yıkan, işte kiliselerin kapanmasına sebep olan, Müslümanların mahvolmasına sebep olan.“Deccal komitesini (İngiliz derin devletini), Hazret-i İsâ aleyhisselâmın din-i hakikîsini İslâmiyet’in hakikatiyle birleştirmeye çalışan hamiyetkâr ve fedakâr bir İsevî cemaati namı altında (Hristiyan cemaati altında) ve "Müslüman İsevîleri" unvanına lâyık bir cemiyet,” Gizli bir cemiyet. Müslüman İsevileri adına layık bir cemiyet.“O Deccal komitesini, Hazret-i İsâ aleyhisselâmın riyaseti altında öldürecek ve dağıtacak,” Demek ki İngiliz derin devletini dağıtacak olan İsa Mesih ve talebeleri. Onlar da onlara bir iyilik düşünüyorlar benim gördüğüm. Yani eskiden beri anlattığım bir olay. Onlar kendilerini boş zannediyorlar. Yakında anlayacaklar ne demek istediğimi.  “Beşeri inkâr-ı ulûhiyetten kurtaracaklar” diyor. Yani bu deccal komitesinin yaptığı oyunları bozacaklar diyor.“Şu mühim sır pek uzundur” diyor Bediüzzaman.“Başka yerlerde bir nebze bahsettiğimizden, burada bu kısa işaretle iktifâ ediyoruz” diyor Bediüzzaman.

“O hadîsin ve Süfyan ve Mehdi hakkındaki hadîslerin ifade ettikleri mana budur ki: Âhirzamanda dinsizliğin iki cereyanı kuvvet bulacak” diyor Bediüzzaman. “Birisi: Nifak perdesi altında,”Münafıklık perdesi altında bak münafık hareket. İslam, Kuran adına ortaya çıkacak adam ama münafık olacak. “Nifak perdesi altında, risalet-i Ahmediyeyi (a.s.m.) inkâr edecek Süfyan namında müdhiş bir şahıs, ehl-i nifakın başına geçecek,” Münafıkların başına geçecek.“Şeriat-ı İslâmiyenin tahribine çalışacaktır.” Müslümanları bozmaya çalışacaktır.“Ona karşı (deccale karşı, süfyaniyete karşı) Âl-i Beyt-i Nebevînin silsile-i nuranîsine bağlanan, ehl-i velayet (büyük velilerin) ve ehl-i kemalin (kemalli kimselerin) başına geçecek Al-i beytten Muhammed Mehdi isminde” diyor bak ismini de söylüyor lakabı yani. “Muhammed Mehdi isminde bir zat-I nurani (nurani bir zat), o Süfyan’ın şahs-ı manevîsi olan cereyan-ı münafıkaneyi (o münafıklık cereyanını) öldürüp dağıtacaktır. İkinci cereyan ise: Tabiiyyun ve maddiyyun felsefesinden tevellüd eden (Darwinizm ve materyalizm felsefesinden tevellüd eden) bir cereyan-ı Nemrudane (bir deccal hareketi), gittikçe âhirzamanda felsefe-i maddiye vasıtasıyla (Darwinist, materyalist felsefe vasıtasıyla) intişar ederek (gelişerek, münteşir olarak) kuvvet bulup, Uluhiyeti inkâr edecek bir dereceye gelir.” Allah’ı inkar eder diyor. Mesela Rumilik adı altında Allah’ı inkar ediyorlar şuan İngiliz derin devleti. “Nasıl bir padişahı tanımayan ve ordudaki zabitan ve efrad onun askerleri olduğunu kabul etmeyen vahşi bir adam, herkese, her askere bir nevi padişahlık ve bir gûna hâkimiyet verir.” Bak şimdi burada da mühim bir sır anlatıyor ama Bediüzzaman. Vakti ve zamanı değil onun için bunu sonra anlatacağım. Ama bir daha yazıyı okuyayım fakat anlamını sonra söyleyeceğim.“Nasıl bir padişahı tanımayan ve ordudaki zabitan ve efrad onun askerleri olduğunu kabul etmeyen vahşi bir adam, herkese ve her askere bir nevi padişahlık ve bir gûna hâkimiyet verir. Öyle de: Allah’ı inkâr eden o cereyan efradları, birer küçük Nemrud hükmünde nefislerine birer rububiyet verir.” Kendilerini Allah gibi görürler diyor. “Ve onların başına geçen en büyükleri, ispirtizma ve manyetizmanın hâdisatı nev’inden müdhiş hârikalara mazhar olan Deccal ise;” Yani o İngiliz derin devletinin başındaki o müthiş şahıs ise “daha ileri gidip, cebbarane surî hükûmetini” Yani İngiliz derin devletinin gizli hükümetini. “…bir nevi rububiyet (Allah gibi) tasavvur edip Allahlığını ilân eder.” Ben Allah’ım der diyor. “Bir sineğe mağlub olan ve bir sineğin kanadını bile icad edemeyen âciz bir insanın Allahlık dava etmesi, ne derece ahmakçasına bir maskaralık olduğu malûmdur” diyor. “İşte böyle bir sırada, o cereyan pek kuvvetli göründüğü bir zamanda,” İşte şu bizim bulunduğumuz zaman. “Hazret-i İsa Aleyhisselâm’ın şahsiyet-i maneviyesinden ibaret olan” İsa Mesih’in etki alanından, onun terbiyesi ve eğitimiyle gelişmiş insanlardan ibaret olan, o inançtan gelişen “hakikî İsevîlik dini zuhur edecek.” Gerçek İsevilik, şuan yayılıyor gizlice. “Yani rahmet-i İlahiyenin semasından nüzul edecek; hâl-i hazır Hristiyanlık dini” şuan ki Hristiyanlık dini “o hakikata karşı tasaffi edecek.” Yani saflanıp temizlenecek. Yani teslis inancı kalkacak, domuz ortadan kalkacak, şirk kalkacak. “Hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak,” şuan o devam ediyor o. Hurafeler ve tahrif edilmiş, bozulmuş şekilden sıyrılacak. “Hakaik-i İslâmiye ile birleşecek;” İslam’ın hakikati ile birleşecek. “Manen Hristiyanlık bir nevi İslâmiyet’e inkılab edecektir.” Yani aynı İslam dini gibi olacak gizlice. “Ve Kur’an’a iktida ederek,” Kuran’a bağlanarak ama yine İsevi, Kuran’a bağlanıyor. “O İsevîlik şahs-ı manevîsi tâbi’” yani Kuran’a tabi “ve İslâmiyet metbu’ makamında kalacak;” Asıl makamında İslam kalacak.“Din-i hak bu iltihak neticesinde azîm bir kuvvet bulacaktır.” Yani Hristiyan ve Müslümanların birleşmesi sonucunda müthiş bir kuvvet bulacak diyor İslam dini.“Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlub olan” yani İngiliz derin devletinin geliştirdiği bu sisteme karşı mücadele ederken. “Ayrı ayrı iken mağlub olan İsevîlik ve İslâmiyet bu ittihad neticesinde (birlik neticesinde), dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında iken;” işte Mehdi (a.s)’ın devrinde bu oluşacak. Yani tam yenme aşamasında ve Hristiyanlıkla, Müslümanlıkla sanki birleşti birleşecek o aşamada iken “âlem-i semavatta” Alem; dünya aleminde. Semavat; gökyüzünde, Allah katında. “Cism-i beşerîsiyle bulunan” Cisim; bilinen cisim yani. Beşer demek, insani cismi, et yani kendi eti, kemiği, sinirleri. İsa Mesih’in kendi orijinal vücudu. Allah katına alınan ve halen yaşayan vücudu. Bak, “âlem-i semavatta cism-i beşerîsiyle bulunan” ruhuyla demiyor, etiyle kemiğiyle bulunan.“Şahs-i İsa Aleyhisselâm (İsa Aleyhisselam’ın bizzat şahsı),o din-i hak cereyaninin başına geçeceğini,” yani o Hristiyanlıktan tasaffi ederek Müslüman görünümünü alan Hristiyan hareketinin başına geçeğini, “bir Muhbir-i Sadık (Peygamber (s.a.v)), bir Kadir-i Külli Şey’in” yani Kuran’da üç ayet var. O ayetlere gönderme yapıyor Bediüzzaman.“Bir Kadir-i Külli Şey’in va’dine istinad ederek (dayandırarak) haber vermiştir.” Geleceğini İsa Mesih’in, nuzül edeceğini. “Madem haber vermiş, haktır; madem kadir-i külli şey’ va’detmiş, elbette yapacaktır” diyor.

“Evet her vakit semavattan melaikeleri yere gönderen ve bazı vakitte insan suretine vaz'eden” “Evet her vakit semavattan melaikeleri yere indiren” geliyor Hz. Cibril değil mi? İnsan suretinde de geliyor, Dıhye görünümünde geliyor ve bu olmuş. Yani bu zor bir şey değildi Allah için. “Ve ruhanîleri âlem-i ervahtan gönderip,” ölüm diyarından “gönderip beşer suretine temessül ettiren” mesela veliler geliyor insan suretinde görünüyorlar “hattâ ölmüş evliyaların çoklarının ervahlarını cesed-i misaliyle dünyaya gönderen” mesela bakıyorsun Abdulkadir Geylani insan suretinde görünüyor “bir Hakîm-i Zülcelal hazret-i İsa aleyhisselam'ı, İsa dinine ait en mühim bir hüsn-ü hatimesi için” en güzel sonuç, güzel neticelenme çünkü şirk içinde ya din, en güzel neticelenmesi için “değil  sema-i dünyada cesediyle bulunan” yani dünyevi bedeniyle, cesediyle gökyüzünde bulunan “ve hayatta olan” ölü olmayıp sağ olan“Hazret-i İsa, belki alem-i ahretin en uzak köşesine gitseydi ve hakikaten ölseydi,” diyor Bediüzzaman, diyorlar ya “öldü, ahirete gitti” farz edelim öyle de olsa diyor ama öyle değil diyor ayete göre zaten kesin diyor, hadis ve Kuran’a göre kesin gelecek ama sizin dediğiniz gibi olsa diyor yine gelecek” diyor öyle de olsa gelecek diyor “ve hakikaten ölseydi yine şöyle bir netice-i azîme için ona yeniden cesed giydirip” yani kendi bedenini verip “dünyaya göndermek, o hakîm'in hikmetinden uzak değil.” Allah’ın gücü dışında değil diyor “belki o'nun hikmeti öyle iktiza ettiği için vaad etmiş ve vaad ettiği için elbette Hz. İsa Mesih’i gönderecek” diyor. (Mektubat, s. 56-57) Yani bundan kurtuluşunuz yok diyor. Öyle de söyleseniz gelecek diyor, böyle de söyleseniz gelecek yani ondan kurtulmak için boş yere debelenmeyin, çırpınmayın diyor. Diyor ya “öldü bitti.” Ölse de gelecek” diyor. Onun ikinci bir yolu yok diyor Bediüzzaman.

“Hazret-i İsa aleyhisselam geldiği vakit, herkes onun hakikî İsa, olduğunu bilmek lâzım değildir.” Yani ilk geldiğinde tanımak mecburiyetiniz yok diyor, dünyaya öyle bir şart koşmamış Allah “Onun (İsa Mesih’in) mukarreb ve havassı” yakın talebeleri, ilk geldiğinde onu gören, onu tanıyan, ona çok yakın olan seçkin talebeleri nur-u iman ile onu (İsa Mesih’i) tanırlar” zaten diyor nur-u iman ile tanırlar “yoksa bedahet (birdenbire ve açıkça) derecesinde herkes ilk geldiğinde onu tanımayacaktır” İsa Mesih’i ilk geldiğinde tanımayacaktır.(Mektubat, s. 60) Onun için dünyanın büyük bölümü tanımıyor şu an, ancak yakın talebeleri biliyor. Hem İsa Mesih’i göreceğiz, hem deccalı göreceğiz.

Allah beni Hz. Mehdi (a.s)’a talebe etsin. Onun inşaAllah kapıcısı olurum, hizmetçisi olurum. Allah sizleri de onun talebesi etsin. Büyük bir şeref. Ve inşaAllah İsa Mesih’e de beni talebe eder, sizleri de talebe eder.

“Selamlar.” Aleyküm selam. “A9 kanalını izlemeye bayılıyorum. Televizyon dünyasında dürüst ve tarafsız kanal Adnan Oktar’ın kanalı. Darbe konusunda çok haklısınız. Gelecekle ilgili birkaç söz bekliyoruz. Samsun Çarşamba’dan selam.”Alaaddin Akay. Geleceği Peygamberimiz (s.a.v) söylüyor ben de aktarıyorum.

On dört yaşındaki Gül İsmailoğlu; “Vurulduğum an şok oldum ama içim rahattı çünkü gazi veya şehit olacaktım” diyor. Canımın içi, aslanım benim, delikanlım benim. Helal olsun sana, aferin. Nur o nur. Allah sana gazilik nasip etmiş.

Bak çoluğu çocuğu şehit ediyor adam, askerin başına da, polisin başına da bomba yağdırıyor, halkın başına bomba yağdırıyor. Meclisteki insanlar orada sığınmışlar, milletin seçtiği insanlar onların başına bomba yağdırdı. Kahraman özel harekatçılarımız, onlar koçyiğit Güneydoğu’da PKK’ya aman vermeyen aslanlar, gidip onların başına bomba yağdırdılar, çok fazla şehidimiz oldu orada. Ve bunları kahpece ve kalleşçe ve alçakça yaptılar. Helikopterden insanları taradılar, çocuklar güler yüzle “en büyük asker bizim asker” diyor, adam otomatik silahla yağmur gibi kurşun yağdırıyor böyle bir kahpelik tarihte görülmemiştir. Bakın şimdi adam kurşun yağdırıyor ama karşıdaki insan ona saldırıyor, o da ona kurşun yağdırıyor. Burada “en büyük asker bizim asker” diye sevmeye geliyor çocuklar sevmeye. Kucaklamaya, sevgiye geliyorlar. Bizim kardeşimiz diyor yağmur gibi kurşun yağdırıyor onlara. Böyle bir kahpelik tarihte görülmemiş, böyle bir alçaklık, böyle bir şerefsizlik. Fethullah Gülen bunu bana duyursun, desin ki “Bu, kahraman polislerimizi şehit edenler, özel harekatçılarımızı şehit edenler havadan bombalayanlar, çoluk çocuğu, anneleri, yaşlıları tankla ezenler, paramparça edenler, başlarını koparanlar dünyanın en haysiyetsiz, en şerefsiz, en kahpe, kalleş adamlarıdır” desin. Bunu desin. Bu bana iyi gelir bunu derse. Bunu ben bir duyayım.

Mesela bak Ömer Şahin, bu cemaate yakın bir gazeteciymiş. Diyor ki; “Kem küm etmeden darbeye en başından karşı çıkanlara selam.” Güzel. “Darbeci ve destekçilerine lanet olsun” diyor. Bunu de.  Hayır, şunu da dese yeter, “lanet olsun” desin Fethullah Gülen, bunu desin.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İran’ın en büyük İngilizce günlük gazetelerinden Tehran Times’da “Türkler için en uzun gece” başlıklı makaleniz yayınlandı Adnan Bey. Darbe girişimini ele aldığınız yazınızda, rehavete düşülmemesi gerektiğini, halkın uyanık ve tetikte olması gerektiğini anlatıyorsunuz. Hükümetin bu konuda her türlü tedbiri alması gerektiğini ve tüm vatandaşların da bunlara titizlikle uyması gerektiğini anlatıyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Dünyadaki bütün büyük gazetelerde darbeyi yerip eleştirip doğrunun ne olduğunu anlatıyorum.

Şu an Sırbistan’da Mina beni izliyormuş ve sevgilerini iletiyormuş. Ben de sevgilerimi Mina’ya gönderiyorum, onu çok seviyorum. Mina’yı çok özledim, bir an önce gelirse ona hasretim biraz sübut bulmuş olur. Ona hayırlar, bereketler, güzellikler diliyorum. Allah ona güzel ömür versin, sağlıklı, huzurlu, bereketli ömür versin.

KARTAL GÖKTAN: Darbecilere direnen kişiyi gösterebilirim?

ADNAN OKTAR: Bak görüyor musun adam kadıncağıza vuruyor. Çok büyük ahlaksızlık. Kadın tek başına gelmiş oraya ona dipçikle, silahla vurmak ne kadar büyük ahlaksızlık.

Tankı açmak için taş motoru, keski, çekiç, mengene ne varsa kullanmışlar. Atölye kurmuşlar tankın etrafına. Tamir atölyesi gibi ne varsa getirmişler.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

Masaüstü Görünümü