Harun Yahya

Sohbetler (23 Temmuz 2016; 20:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz, inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş gediniz.

Ne diyelim? “Vatan birlikle korunur” diyelim, evet.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Fethullah Gülen cemaatiyle ilgili görülen 35 sağlık kuruluşu, 934 okul, 109 öğrenci yurdu, 104 vakıf, 1125 dernek, 15 üniversite ve 19 sendikanın kapatıldığı duyuruldu.

ADNAN OKTAR: Evet. Ama bunlar bir çözüm değil tabii. Fikirle mücadele edilmesi gereken çok üstün bir ana fikir olması lazım. PKK’ya karşı da, IŞİD’e karşı da, efendim, PDY kısaltılmış ismi, paralel devlet yapılanması, buna karşı da fikirle. Yani onu kapat bunu kapat netice alamayız. Böyle netice alınacak bir şey yok. Bir ana fikir ortaya konması lazım, bir ana inanç sistemi gerekiyor. Mesela PKK’nınki komünizm, Stalinizm adam bunu ortaya koyuyor. Gülen cemaatinin Gülen’in görüşleri, düşünceleri. Efendim, bir başkasının neyse o ama bunların hepsinin üstünde bir fikir hepsini etkisiz hale getirir. Hepsinin üstündeki fikrin mutlaka İslam’la bağlantısı olması lazım. Bu da Kuran’ın yeterliliğidir. Bu da ancak Mehdiyet’le anlatılabilir. Yani Kuran’ın yeterliliği, çünkü bu millet Kuran’a tabi bir millet. O zaman Kuran’ın yeterliliğinin nasıl anlatacağız? Mehdiyet stilinde anlatmamız lazım. Bu şekilde anlatırsak mesele biter. Allah’ın vaadi de zaten bu yönde. Kader bu yönde zaten.

Ben daha önce video film hazırlatmıştım televizyonda yayınlandı. Bak dedim “Tanklarla roketlerle saldırırlar” dedim, değil mi? “Havadan bombardıman yaparlar” dedim ve o filmin canlandırmasını da gördünüz. Aylardan beri yayınlıyorum. Adamlar bak aynısını yaptılar. “Buna karşı tedbir alınsın” dedim.

“Şu an çok ciddi bir oyun var. Paralel diye birçok İslami kurumun okul ve derneği kapatılıyor. Diyarbakır, Malatya, Kayseri buna örnektir.”

Depremler arka arkaya olmaya devam ediyormuş. Dün gece saat dörtte Karadeniz’de 7 kilometre derinliğinde 4.3 büyüklüğünde deprem meydana gelmiş. İstanbul’un her yerinde depremler başladı bu da ahir zaman alameti. Allah yeraltından müminleri uyarıyor, yerin üstünden uyarıyor bir fevkaladelik var.

Müslüman dernekler kurumlar falan kapatılırsa bu çok anormal bir şey olur. Buna da çok dikkat etmek gerekiyor. Ama onlar da örnekle belirtirlerse iyi olur. Mesela hangi Müslüman dernek kurum mağdur olmuş isim isim söylesinler biz buradan da söyleyelim. Düzeltilir onlar yani yanlışlık varsa düzeltilebilir.

“Askeri birlikler şehir dışına taşınsın” demiştim dün, bugün Binali Yıldırım “Şehir dışına taşıyacağız askeri birlikleri” dedi. Allah razı olsun 24 saat sonra, 48 saat sonra hemen gereği oluyor yani Allah’a şükür.

Mesela HÜDAPAR’a zarar gelmemesi için dikkatli olmak lazım. HÜDAPAR samimi Müslümanlar bunlar.

Fikret anlat bir şeyler dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, siz cemaate yakınlığıyla bilinen kişilerin darbeye karşı darbeyi kınayan bir açıklama yapması çağrısında bulunmuştunuz. Ali Bulaç bugün bir açıklama yaptı: “Dinde zorlama yoksa yönetim ve siyasette de zorlama olmaz. Kim şiddet ve teröre veya darbelere başvuruyorsa günah işliyordur. Benim için İslam’ın izzeti her cemaat ve partinin üstündedir. Herkesin seçilmiş hükümetin yanında yer alıp her türden darbe teşebbüsüne karşı tavır alması şarttır. Eğer bilerek bu işin içinde yer almışlarsa onların lehine söylediğim her söz için kişisel olarak hakkımı helal etmiyorum” dedi.

ADNAN OKTAR: Bu oldu. Diğerleri de açıklasın. Ama en başta Fethullah Gülen’den duymak istiyorum. “O gün o akşam kadınları, çocukları, gençleri, suçsuz günahsız insanları tanklarla ezip şehit edenler, havadan otomatik silahla tarayanlar, askeri tesisi basıp yahut polisin bulunduğu tesisleri basıp orada masum insanları öldürenler şehit edenler bunların hepsine lanet ediyorum” desin. “Bunların hepsi kahpedir alçaktır” desin. Bunu demesi lazım bekliyoruz. Özel harekatın binasına milletin parasıyla alınmış uçaklarla gidip baskın yapıyor bombalıyor, aslanlarımız orada şehit oluyorlar. Bu bir kahpelik, bunu yapan kahpedir.

Fikret dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Faaliyet haberlerimiz var Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Tamam.

KARTAL GÖKTAN: Bursa’dan kardeşlerimiz Fomara ve Nilüfer semtlerinde 3000 adet A9 ve PKK’ya çözüm broşürü dağıtımı yapmışlar, ardından sohbet etmişler. Bayramın ilk üç gününde de Bursa hayvanat bahçesinde fosil sergisi düzenlemişler. Çok kalabalık bir katılım olmuş sergiye.

Kardeşlerimiz Isparta’nın Gökçay mesire yerinde 65 adet çeşitli eserlerinizin dağıtımını yapmışlar. Sevimli bir köpek yanlarına gelmiş bir türlü ayrılmamış.

ADNAN OKTAR: Bayağı şeker o da hakikaten ama ufaklık ondan da şeker. Evet.

KARTAL GÖKTAN: 10 Temmuz günü Antalya’dan ve Konya’dan kardeşlerimiz bir araya gelerek yemek yiyip sohbet etmişler.

İnegöl’deki kardeşlerimiz 29 Haziran’da ev sohbetinde bir araya gelerek sizin “Niçin Kendini Kandırıyorsun?” isimli kitabınızdan bölümler okumuşlar.

Gaziantep’ten kardeşlerimiz avukat bürolarına 60 adet kitabınızı bırakmışlar ve halkımıza da 3000 adet broşür dağıtmışlar.

Adapazarı merkez civarında çok sayıda A9 broşürü dağıtmış bir kardeşimiz.

Azerbaycan’daki kardeşlerimiz çalışmalarınızdan faydalanılarak çok sayıda Azerice ve Rusça internet sitesi hazırlamışlar. Bu siteleri hazırlayan kardeşlerimizin bir resmi var. Resimde olmayan kardeşlerimiz de var çalışmalara katkısı olan.

İzmir Kemalpaşa ve Narlıdere’de toplam 40 adet kitabınız ve 140 adet belgesel CD’si dağıtılmış halkımıza.

Kardeşlerimiz Kayseri Gültepe’de 15 Temmuz akşamı 800 adet PKK’ya çözüm ve İslam Birliği broşürü dağıtmışlar.

Bursa’dan kardeşlerimiz 10 Temmuz’da Ördekli Kültür Merkezi’nde sohbet için bir araya gelip iman hakikatleriyle ilgili sunumlu sohbet yapmışlar. 8-15 Temmuz tarihleri arasında da aynı merkezde fosil sergisi düzenlemişler. Ayrıca 16 Temmuz’da Heykel’de eski belediye binası önünde de fosil sergisi düzenlemişler.

Adapazarı’ndan kardeşlerimiz 13 ve 17 Temmuz günlerinde kitaplarınızdan bölümler okuyup sohbet etmişler. Ayrıca Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Cerrahisi Bölümündeki kitaplığa da sizin çocuklara yönelik imani kitaplarınızdan 21 adet hediye etmişler.

Son olarak, İstanbul’daki kardeşlerimiz de 14 Temmuz tarihinde Çapa ve Fındıkzade semtlerinde 1000 adet A9 TV broşürü ve 32 adet kitabınızı hediye etmişler halkımıza, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, bunların her biri bir hayır, her biri bir güzellik. Bir kitap üç sene sonra en az 300 kişi demektir. 300 kişiden de en az 3000 kişi demektir. O 3000 kişiden de en az 30 bin kişi demektir. O zincirleme katlamalı öyle gelişir.

Bugün çarşıya çıktım, bayağı modern aileler, modern gençler, hanım modern kendi modern. “Hocam resim çektirelim” diyorlar, işte tanışıyorlar. Benim dikkatimi çeken, modern insanlar arasında İslam gerçek yönüyle anlaşılmış ve yayılmış. Aranan buydu zaten, aradığımız beklediğimiz buydu. İslam’la halkın arasına esaslı bir çelik duvar örmüşlerdi. Biz o deccalın oluşturduğu o çelik duvarı yıktık. O Yecüc Mecüc’ün seddini yıktık. Halka İslam’ın imanın gelmesini engelleyen muazzam bir manevi set oluşturmuşlardı. Yani gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı var, IŞİD mantığı gibi, adeta cehennem gibi geliyor insanlara. Bir de Kuran’ın anlattığı o nefis bahar meltemi gibi tabir edebileceğimiz, cennet gibi dediğimiz cennet güzelliğindeki İslam anlayışı. O perdeyi kaldırıp cennet güzelliğindeki İslam anlayışını gösterdik.

Ama tabii Cenab-ı Allah milleti böyle büyük olaylarla imtihan ediyor ve terbiye ediyor. PKK’yla Allah terbiye etti, şimdi de paralel yapıyla terbiye ediyor. Paralel yapının etkisi çok büyük oldu milletin üstünde. İlk defa millet her konuda ittifak etme kararı aldı. Bakın hiç siyasi slogan yok dikkat ederseniz. Normalde bu tip olaylarda “AK Parti AK Parti” derlerdi, tek kelime AK Parti demiyorlar. Artık çünkü millet tek vücut olarak hareket ediyor. Milletin ruhunda tabii gelişen bir İslam anlayışı oldu. Bu İslam anlayışını biz milletimize hiç sarsmadan, hiç onları yormadan sevgiyle enjekte ettik. Ve bütün Türkiye çapında mükemmel bir netice aldık. Aydın, aklı başında, neşeli pırıl pırıl bir İslam anlayışı.

Daha hala Fethullah Gülen’den kınama gelmedi bekliyoruz. Diyecek ki bak, çocukları, hanımları, masum insanları, yaşlıları tanklarla ezdiler, değil mi? “Bunu yapan alçaktır, kahpedir” diyecek bu kadar. Adam havadan otomatik silahla halkı tarıyor. Aslan gibi delikanlılar, 17-18 yaşında delikanlılar şehit oldular. PKK’ya karşı mücadele eden özel harekatçılarımız, aslanlarımız, koçyiğitlerimiz ki onlar Mehdiyet’in şanlı askerleri aslanları, ahir zaman aslanları, çok fazla sayıda aslanımızı orada şehit ettiler. De ki “Bu masum polislerimizi, halkımızı, annelerimizi, küçük çocukları alçakça ve kahpece şehit edenler psikopat ve haysiyetsizdir” de, “ahlaksızdır” de ben bunu duyayım.

KARTAL GÖKTAN: Bir açıklama daha vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Kim o?

KARTAL GÖKTAN: Cemaatin kalemlerinden bilenen Ahmet Turan Alkan bir açıklama yaptı. “Kanlı, çılgın, buram buram ihanet kokan ve neyse ki başarıya ulaşmayan darbe teşebbüsüyle Türk siyasi hayatında yeni bir safha açıldığına inanıyorum. Melun darbe teşebbüsünü ve tertipçilerini şiddetle lanetliyorum.”

ADNAN OKTAR: Tamam.

“Fethullah Gülen’i verin Adnan Hoca’yı alın” diye Amerikalılara bir etiket yapıyorlar. Adnan Hoca’yı onlar çoktan aldılar. Nasıl aldılar? Gittik onların askeri tesislerinde, Amerika’nın askeri tesislerinde cayır cayır Darwinizm’in geçersizliğini anlattık ve madalya verdi adamlar. Sivil hiç kimsenin giremediği askeri tesislerinde. Hem alkışlardılar da. Bütün mason localarında Amerika’nın Kuran dağıttık cayır cayır tebliğ yaptık, İslam’ı anlattık. Girdik anlattık sohbet ettik neresi varsa.

ŞERİFKAN SÜLEYMANİYELİ: Hocam siz her yere girdiniz, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: EvvelAllah.

Bak, Cem Küçük sen uyanık bir delikanlısın. Diyor ki bak, Sevilay Yükselir yazmış. “Cumhurbaşkanı’nın yaverinin cemaatçi çıkmış olması da beni şaşırtmadı” diyor. Bir seyahatte Fethullah Gülen cemaatinin aleyhine acayip konuşuyormuş. “Helal olsun sana, çok iyi mücadele veriyorsun bunlara karşı” diyormuş. Bir numaralı elaman çıkmış.

Evet, mesela şöyle bir yazı olabilir Fethullah Gülen’den, “Sivil halkı tankla ezenler, vatandaşı helikopterle tarayanlar alçaktır, kahpedir lanetliyorum” açıklamasını bekliyoruz bunu desin.

Gülen örgütü veya paralel yapı desinler Fethullahçı örgüt demesinler. Çünkü adam küfrediyor haşa, Fethullah kelimesi kutsal bir kelimedir ‘Allah’ın fethi’ anlamına gelir. Gülen de Fethullah niye diyorsun? Gülen de veyahut paralel yapı de. Yani o kelimeyi kullanmasınlar öyle olmaz.

Ve Fethullah Gülen’in bu sözü söylemesi çok hayati, biz bunu duyalım.

“Hocam, dün de yazmıştık. Büyük bir kalabalıkla sizi dinliyoruz. Hocam’dan selam bekliyoruz.” Selam. Tibet Üçlüok.

Bak, “Siyasi partiler birbirini desteklesin” dedim “CHP’nin mitingine AK Partililer de katılsınlar” dedim. Şimdi CHP’nin mitingine AK Partililer katılıyorlar. Ne diyorsak o, maşaAllah. “Siyasi slogan, AK Parti sloganı olmaz, AK Parti artık dillendirmeyin” dedim onu da yapmıyorlar.

Bediüzzaman diyor ki: “Allah’ın vazifesine karışmamak, hizmetimizi onun vazifesine bina etmemek ve bir nevi tecrübe yapmamak gerekir” diyor. “Sayıya değil kaliteye bakmak önemlidir” diyor. Bak “sayıya değil kaliteye bakmak önemlidir. Hem çoktan beri sükutu ahlakı (ahlakın çöküşüne) ve hayatı dünyeviyeyi her cihetle hayatı uhreviyeye tercih ettirmeye sevk eden dehşetli esbab altında” yani insanlar ahireti değil dünyayı esas aldıkları için, böyle bir gelişme, böyle bir ahlak anlayışı olduğu için “dikkatli olmak gerekir” diyor. “Bu olaylar Muhbiri Sadık’ın ihbarını aynen tasdik etmiş” diyor. “Peygamberimiz (s.a.v.) bu olayların olacağını önceden söylemiş aynısıyla olmuş ve tasdik etmiş” diyor. “Ve vukuat ile ispat etmiş bu olay da olmuş” diyor. Mesela bak, Peygamberimiz (s.a.v.) “Hz. Mehdi (a.s) devrinde İstanbul işgal edilir” diyor. Bu işgal oldu. Yani silahlı kanlı bir işgalden bahsediyor. “Vukuat ispat etmiş ve ediyor, inşaAllah daha da edecek” diyor “birçok alamet çıkacak” diyor bir tek bu değil diyor. “Hem öyle kökleşmiş ki inşaAllah hiçbir kuvvet Anadolu’nun sinesinden Risale-i Nur’u çıkaramaz” diyor. “Ta ahir zamanda” işte bu devri söylüyor yani 2000’lerden sonraki tarihler. “Ta ahir zamanda hayatın geniş dairesinde” yani internetin, televizyonların olduğu bir dönemde Risale-i Nur’un asıl sahipleri yani Mehdi ve talebeleri Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir” bu tarihte gelecekler diyor, bu zamanda gelecekler. “O daireyi genişlendirir” o küçük olan daireyi genişlendirir, “o tohumlar sümbüllenir” o atılan tohumlar sümbüllenir demek “açar genişler” yani görünür hale gelir “bizler de kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz.” “Ben Hz. Mehdi (a.s) zuhur ettiğinde kabirde olacağım” diyor “vefat etmiş olacağım ama seyredip Allah’a şükredeceğim” diyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Makaleleriniz hakkında bilgi vermek istiyorum. Suudi Arabistan’ın ilk İngilizce gazetesi olan ve Suudi Arabistan’ın yanı sıra Ortadoğu genelinde de dağıtımı yapılan Arab News Gazetesi ve internet sitesinde “Demokrasinin büyük zaferi Türkiye” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda, Türkiye’nin oldukça büyük ve uğruna şehitler verdiğimiz bir demokrasi sınavından geçtiğini anlatıyorsunuz. Hükümetin yıkılması ve hükümete el konulması gibi ihtimallerde devletin ani reflekslerle hareket etmesi ve çeşitli tedbirlere başvurmasının son derece normal olduğunu söylüyorsunuz. Devletin içinden hainlerin çıktığı bir sistemde bu tedbirlerin arka arkaya alınmasının gereklilik arz ettiğini, dolayısıyla Türkiye’de şu an gerçekleşen gözaltıların bu refleksin gerekli bir sonucu olduğunu belirtiyorsunuz. Kısa bir süre içinde bu kişilerin arasından ülkeye zarar vermeye çalışan hainlerin ayıklanacağını ve suç işlememiş olanların aklanacağını ifade ediyorsunuz. Bu konuda özellikle yurt dışında belli bir camia tarafından yapılan spekülasyonlara da itibar edilmemesi gerektiğini hatırlatıyorsunuz.

Katar’ın ilk İngilizce günlük gazetesi Gulf Times’te ve internet sitesinde “Cesur Türk halkı darbeyi nasıl püskürttü?” başlıklı makaleniz yayınlandı. 15 Temmuz akşamı yaşananlarla Türk halkının bütün dünyaya cesaret ve ahlak dersi verdiğini anlatıyorsunuz.

Pakistan’ın İngilizce haber sitesi Daily Mail’de de “Afganistan’ı yine zor günler bekliyor” başlıklı yazınız yayınlandı. Yazınızda radikal örgütlerin silahla bombayla değil sadece Kuran ile doğru çizgiye çekilebileceğini vurguluyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Güzel. Dünya çapında tebliğe devam. Darbe konusunda da bütün dünyayı aydınlatan yazılarımız peş peşe her yerde çıkıyor.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Takvim Yazarı Ergun Diler, darbe gecesi Hava Kuvvetleri Komutanı’nın bir düğün için İstanbul’da, Deniz Kuvvetleri Komutanı’nın bir düğün için Marmaris’te, Jandarma Genel Komutanı’nın bir düğün için Sakarya’da, Özel Kuvvetler Komutanı’nın farklı bir düğünün yine İstanbul’da olmasının son derece ilginç olduğunu yazdı. Bununla da kalmadığını o gece Etimesgut Zırhlı Birlikler Tümen Komutanı’nın ve pek çok rütbeli generalin de Ankara’da bir düğünde olduğunu, Donanma Komutanı’nsa kızının düğün hazırlıkları için İstanbul Fenerbahçe Orduevi’nde kaldığını yazdı. “Bütün bunlar tesadüf olabilir mi?” sorusuyla yazısını bitirdi.

ADNAN OKTAR: Tabiî ki. Bütün kuvvet komutanlarının neredeyse orada burada olması çok büyük bir zaaf olur. Milli güvenlikle ilgili bir konu. Nöbette olmaları lazım. Hadi bir kişi iki kişi olur ama tamamına yakınının başka yerlerde olması olmaz. Bu bir tecrübe olsun da bir daha dikkat etsinler. Kesinlikle böyle bir şeyin olmaması lazım. Bir komutanın yerinden ayrılması ne demek? Çok vahim bir şey. Ani bir saldırı olabilir bir şey olabilir, değil mi? Ona göre çok güçlü köklü tedbirler alınması lazım. Mühim bir tecrübe unsuru. Bu olaydan çıkarılacak çok fazla tecrübe var. Çok fazla tedbir felsefesi ortaya çıkıyor. Bunları iyi uygulamak iyi görmek lazım. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Sizin tavsiyenizin ardından TRT darbe gecesiyle ilgili halkımızın çektiği tüm videoları görsel malzemeyi kendilerine gönderme çağrısında bulundu. Ve malzemelerden yola çıkarak bir belgesel hazırlayacaklarını duyurdu.

ADNAN OKTAR: Evet. Ne diyorsak Allah’a çok şükür oluyor. Dua mahiyetinde söylüyoruz ama ertesi gün yahut ertesi günlerde oluyor.

Fikret, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Darbe gecesi, darbeciler tarafından Marmaris'teki otelde Sayın Erdoğan'ın yanında üç tane torunu da vardı; on bir yaşındaki Ahmet Akif, altı yaşındaki Mahinur, yedi aylık Sadık. Helikopterle otelden ayrılmak zorunda kaldıklarında da Sayın Erdoğan torunlarıyla birlikte helikoptere bindi.  

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam’a laf yok. Laf var da eleştiri yaparız tabii de kılına dokundurtmayız EvvelAllah.

"Tayyip demokrasi dediğinde inandık mı? Yoo inanmadık ve inanmayacağız. Fethullah Gülen'e neden inanalım ki?" Sen istediğine inan istediğine inanma kardeşim, sen mecbur değilsin ki. Din konusunda da serbestsin, siyaset konusunda da serbestsin. İnanmıyorsan da inanmıyorsundur. Herkes sana saygı duyar.

Murat Kaş, "Hocam nasılsınız? Ortam on numara. Keyifler yerinde. Bu enerjiniz olağanüstü bir hal içeriyor maşaAllah." diyor. Evet, maşaAllah.

Kenan Anak, "Tanklar sokaktayken sen ne yaptın?" En faydalısı televizyondan halkı yatıştırmaktır. Darbeyi ilk açıklayan ben oldum televizyondan, ilk. Tayyip Hocam da benden sonra konuştu. Halkı yatıştıran da ben oldum. Darbenin sahte bir darbe olduğunu ilk açıklayan benim. Ve delilleriyle açıklayan da benim. Ondan sonra zaten darbenin bütün karizma gitti, dümdüz oldu. İlk patlatan benim. Dedim, "Bu sahte darbe. Böyle darbe olmaz. Sanal darbe olmaz. Türk milleti adına olması gerekiyor darbe yapmaları için, böyle bir şey yok. 'Sulh konseyi adına' diyor, bitti." "İnternetten hack grubu yapmış olabilir. Girer silahlı kuvvetlerin elektronik sistemi içerisine girer, yazıyı yazabilir. Bu darbe sahte. Oyun." dedim. 

BÜLENT SEZGİN: Siz TRT açıklaması sırasında, "Diğer kanallarda var mı bu açıklama?" demiştiniz. 

ADNAN OKTAR: Tabii. Bir de tanklar sokaktayken itidal tavsiye ettim ben. "Askere sakın bir şey yapmayın. Şefkatli davranın." dedim. En önemli görevler bunlardır. Yoksa sokakta tek başına dikilirsin ayakta, ne faydası olacak? Benim yaptığım hizmet, olabilecek en mükemmel hizmet oldu. Darbenin ilan edilmesi, darbenin geçersiz olduğunu söylemek; "Darbe var, şuan darbe var." dedim bir, hiç kimse daha konuşmamışken. İkincisi; kuvvet komutanlarını konuşmaya davet ettim, muhalefet liderlerini de teker teker isim vererek konuşmaya davet ettim. O şoku kırdım. Ben söyledikten sonra benim dediğim sırayla muhalefet liderleri çıkıp konuştular. "Darbe geçersiz" deyince darbecilerin bütün moralleri alt üst oldu. "Sahte darbe bu." dedim. Bunu televizyon kanalıyla milyonlarca kişiye duyurdum. En etkili yöntem budur. Sokağa çıkıp eli cebinde bekleyeceğim senin dediğine göre, bu bir akıl değil.

HÜSNA HANIM: Kanalda sinyal gitmişti, siz internetten yayına devam ettiniz. 

ADNAN OKTAR: Tabii. Baktılar ki ben buradan işi bitirdim, apar topar bizim kanalın televizyon yayınını kesmeye kalktılar. Gezi'de de öyle yaptılar. İlk önce burayı kapattılar ama ben açıklama yaptıktan sonra. Çok geç oldu. Haber aldılar, baktılar ki darbe diye bir şey kalmıyor, darbe tuzla buz oldu; "Hemen kapattırın." dediler. Apar topar uydu yayını kesildi. Ama iş bitmişti.

İngiliz derin devletine ben dikkat çektikten sonra bütün gençler, "Olayın altında İngiliz derin devleti var." demeye başladılar. Daha önce bilinmiyordu. Hükümet de İngiliz derin devletine dikkat çekmeye başladı. Yapılan filmler, tiyatrolar, şunlar bunlar hep İngiliz derin devletine dikkat çekilecek şekilde olmaya başladı.

Ben dedim ki darbe gecesi hiç kimse daha söylemeden, "Spikerle darbe ilan edilmez." dedim. Bizzat Genelkurmay Başkanı açıklama yapar ve kuvvet komutanlarını da yanına alır topluca. Bunda bir oyun var. Böyle darbe olmaz, bu suni darbe dedim. Ondan sonra darbenin bütün karizması, gücü, imkanı elinden gitti. Ondan sonra tepetaklak düz gitmeye başladılar. Sen de diyorsun ki, "Niye sokağa çıkmadın? Evin önünde beklemen gerekirdi." Sen sokakta bekle, ben de bu vazifeyi yapacağım. Ben en önemli vazifeyi yapıyorum.

BEYZA BAYRAKTAR: İzleme çok yüksekti o akşam. 

ADNAN OKTAR: Tabii, yüz binlerce insan hem internetten hem telefonlardan girdi ki milyonlarca insan da televizyondan seyretti.

CAN DAĞTEKİN: On iki saat yayın yaptınız Hocam.

ADNAN OKTAR: Tabii, on iki saat yayın yaptım.

Böyle şeylerde TRT'de durmak yiğitliktir, TRT'den kaçarsan o yiğitlik olmaz. "Niye sokağa çıkmadın?" dersen olmaz.

Benden sonra "korsan bildiri" sözü ortaya çıktı. Yoksa normalde herkes inanacak gibiydi. Milyonlarca insan inanırdı ona. Okuyor işte TRT'den adam. Ben, "Bu geçersiz. Spikerle ihtilal açıklaması olmaz." dedim. Genelkurmay için de söyledim, "İnternette bir yazıyla bu olmaz." dedim. Herhangi birisi girer yazar. Bir hack grubu hackler yazar. Böyle darbe ilanı olmaz, dedim. Ve darbe bütün gücünü kaybetti ondan sonra.

Cumhurbaşkanı sözcüsü İbrahim Kalın “Bu katillerden her şey beklenir. Suikast girişimlerine yönelebilirler.” Dedi diyor. Doğru, Tayyip Hocam’ı özellikle iyi korumaları gerekir. Daha özenli olmaları lazım. Başbakan’a da aynı şekilde titiz davranmaları lazım.

Mesela halka panik olmamasını söyledim. Yağlamadan kaçınmalarını stok yapmayın, dedim. Mal stoku, para çekmek falan bunlara hiç gerek yok, dedim. Bu alelade sıradan bir darbe girişimi geçersiz ve başarısız, dedim. Bunu ilk söyleyen benim Türkiye’de. Ve halk hemen sakinleşti ondan sonra.

Askere şefkat konusunda hakikaten askerlere bir şeyler yapabilirlerdi. Sarılarak onları alın, onlar bizim askerimizi çok dikkatli olun, dedim. Onlar ana kuzusu, dedim. Kınalı kuzu onlar, dedim. Onlar bizim canımız sakın onlara bir zarar gelmesin, dedim.

“Hocam TV kanallarının birçoğu darbeyle ilgili saatler süren programlar yapıyorlar ama sizden faydalı ve net tespitlerinizden biri bile gelmiyor.” Diyor.

Orhan Akpınar “Halkı uyardığınız darbe günü görüntüleri yeniden kısa videolar hazırlanması olarak yayınlayabilir misiniz?” diyor. Olur tabii.

Mesela erler, aileleri hiç rahatsız olmasınlar, tedirgin olmasınlar. Hepsini biz seviyoruz. Onlar bizim evlatlarımız. Onlar bırakılır, dedim. Rahat olun, dedim. Bak bin iki yüz er bırakılmış.

BÜLENT SEZGİN: Siz en başta askerlerin haberi yoktur bu darbeden demiştiniz. Öyle oldu.

ADNAN OKTAR: Tabii.

Ne güzel insanlar Ukrayna, Rusya hakikaten Slavlar çok güzel insanlar.

Rusya’yla ittifakımızı güçlendirelim. Ruslar dürüst insanlardır, güzel insanlardır. Cesur ve aklı başında insanlardır. Türkiye’nin bölünmesine şiddetle karşı Rusya. Putin de kabadayı, delikanlı bir gençtir. Var hataları, yanlışları fakat güzel yönleri, iyi yönleri çoktur.

BÜLENT SEZGİN: Darbe anı marketteki televizyonun önünde bir askerin videosu vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bakayım.

BÜLENT SEZGİN: Ondan sonra bırakıyor.

ADNAN OKTAR: Yazık çocuklara. Anadolu’dan, Kastamonu, Manisa, Tokat’tan gelmiş. Bunlar ne bilir darbeyi falan. Acayip şok olmuş çocuklar. Eli ayağı boşalmış ne olduğunu da anlamıyorlar. Bilerek yapanlar en fazla yüz kişi falandır katillerden oluşan, profesyonel katiller. Bu alçaklar yüz kişiyi bile bulmaz. Onları iyi tespit etmek lazım bu alçakları.

Kardeşim şimdi Türkiye, yeni bir boyuta geçti. Ahir zamanı anlatıyorduk adamlar bunu biraz ütopik görüyorlardı ilk anlattığımızda. Seksen altı da seksen yedilerde falan. Gittikçe Türkiye’de kanaat oturdu oturdu şuan hat safhada. Mehdiyet’e kanaati Türkiye’nin hemen hemen yüzde yüze yaklaştı. Doğru söylediğimi görüyorlar. Şimdi bak Türkiye hiç karşılaşmadığı bir olayla karşılaştı. 1960’larda böyle bir şey yoktu. Darbe oldu. Ama halkta kenetlenme olmadı. Cumhuriyetçi Halk Partisi ayrıydı, MHP ayrıydı. Her parti ayrıydı. Kenetlenme diye bir olay hiçbir şekilde yoktu. Kenan Evren döneminde de aynı şekilde oldu. Siyasi kenetlenme hiçbir şekilde olmadı. Ama Mehdiyet’in gereği olduğu için şimdi ahir zamana girdiğimiz için bir darbe girişimi oldu. Bütün Türkiye’de kenetlenme oldu. Ve siyasi tarafgirlik kalktı. Şuan AK Partililik, CHP’lilik, MHP’lilik yok. Tek bir Türkiye var. Ve bu bundan sonra silinmez. Ve her gün Mehdi çıkıncaya kadar tehlike devam edecek. Mehdi’nin zuhuruna kadar. Bunun ikinci bir yolu yok. Acı bir gerçek fakat dediğim doğru. Bakın mesela bugün de millet ayakta, yarın da ayakta olacak, öbürsü gün de ayakta olacak. Bu gerilim, bu risk sürekli devam edeceği için ancak Mehdi’nin gelişi ile sükûnet, huzur ve güven oluşacak. Daha da büyük olaylar kapıda. Söyledim. Büyük olaylar olacak 2016’da dedim mi? Demedim mi? Dedim ve öyle oldu. Hadislerde öyle çünkü.

Bediüzzaman diyor ki; “Kıyamet alametlerinden ve ahir zaman vukuatından” yani Mehdi devrinden “bazı amâlin fazilet ve hesaplarından bahseden ehâdîs-i şerîfe güzelce anlaşılmadığından” hadisler “güzel anlaşılmadığından akıllarına güvenen bir kısım ehli ilim” bu hocalar var ya ilahiyatçı hocalar “onların bir kısmına zayıf veya mevzu demişler.” Hadisleri kabul etmemişler. “İmanı zayıf ve enaniyeti kavi bir kısmı ise inkâra kadar gitmişlerdir.” Diyor. Yani imanı zayıf, enaniyeti kavi. Ama bak din adamı bunlar, âlim. Enaniyeti çok kuvvetli fakat imanı zayıf, diyor. Onlar da Mehdi hadislerini inkâra kadar gitmişlerdir, diyor. Aynısıyla oluyor.

“Din bir imtihandır.” Diyor Bediüzzaman. “İslam bir imtihandır, bir tecrübedir. Ervahı aliyey-i ervahı sefil eden tefrik eder.” Yani ali insanları adi insanlardan ayırır. “Öyleyse ileride herkese göz ile görülecek vukuatı öyle bir tarzda bahsedecek ki” yani mesela bu darbenin oluşu ve diğer olaylar “öyle bir tarzda bahsedecek ki ne bütün bütün meçhul kalsın ne de bedih-i” açık sarih “olup herkes ister istemez tasdike mecbur kalsın.” Ortalı ve kapalı anlatılır, diyor hadislerde ahir zaman olayları. Ama sırf da kapalı olmaz anlaşılacak şekilde olur, diyor. “Akla kapı açacak fakat ihtiyarı elinden alınmayacak.” Yani iman etmeye mecbur edecek şekilde açıklanmaz, diyor. Ama akla da kapı açılır, diyor. “Zira” diyor “eğer tamamen bedahet derecesinde” açıklık derecesinde “bir alamet-i kıyamet görse” bir kıyamet alameti görülse açık sarih reddedilmeyecek şekilde “herkes tasdike muztar olsa” mecbur olsa.“kabul edip mecbur olsa, o vakit kömür gibi bir istidat, elmas gibi bir istidat ile beraber kalır.” Yani kömür gibi bir istidat, elmas gibi bir istidatla aynı seviyede kalır imtihan olmaz diyor. “Sırr-ı teklif ve netice-i imtihan zâyi olur.” Yani imanın teklif edilmesi ve Allah'ın yaptığı imtihan zayi olmuş, kaybolmuş olur diyor. “İşte, bunun için, Mehdî ve  süfyan meseleleri gibi çok meselelerde çok ihtilâf olmuş.” Tartışmalar olmuş diyor. “Hem rivâyât dahi çok muhteliftir;” çok fazla hadis vardır. “Birbirine zıt gibi görünen hükümler olmuş” diyor. “İşte bu hakikati bilmeyen insafsız insanlar der ki” diyor. “âhiretin tafsilâtını” yani fazlını yani fazla bilgilerini detaylı bilgilerini. “İşte bu hakikati bilmeyen insafsız insanlar derler ki:” yani insafını kullanmayan bazı insanlar derler ki;  “âhiretin tafsilâtını” detaylarını ders alan “müteyakkız kalbli” yani ince ve detaylı düşünebilen kalpli “ve keskin nazarlı” olaylara çok iyi bakabilen ve görebilen “keskin nazarlı olan sahabelerin” yani Peygamberimiz (s.a.v.)’in sahabelerinin “Sahabelerin fikirleri niçin bin sene hakikatten uzak olarak fikirleri düşmüş gibi, istikbâl-i dünyevîde” bak dikkat edin Mehdi’nin tarihini veriyor Bediüzzaman. Diyorlar ki Bediüzzaman Mehdi’nin tarihini vermiyor. Kardeşim sen Risale-i Nur’u tersten okuyorsun düzden okuyacaksın bak çok net söylüyorum. “İstikbâl-i dünyevîde bin dört yüz sene sonra gelecek bir hakikati” hicri 1400 net tarih veriyor bak. “Bin dört yüz sene sonra gelecek bir hakikati, asırlarında karîb zannetmişler" kendi zamanlarında çıkacak zannetmişlerdir. Sahabe bile namaz saflarının arasında Mehdi’yi arıyor Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefatından sonra. Yüzüne bakıyor, çok benziyorsun diyor. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’in torunlarından Hz. Ali (r.a)'nin oğluna “sen Mehdi misin?” diye sordular. O “ben değilim” dedi.  Yani benzediğini kabul ediyor ama “ben değilim ilerde gelecek o” dedi.

“Hem şu sırdandır ki, Mehdî, Süfyan gibi âhir zamanda gelecek eşhasları, çok zaman evvel, hattâ Tâbiîn zamanında” Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefatından hemen sonraki “onları beklemişler.” Mehdi'yi İsa Mesih'i “yetişmek amelinde bulunmuşlar” keşke yetişsek demişler. “Hatta bazı ehli velayet onlar geçmiş demişler.” Yani geçmiş zamanda olmuş. Mesela diyor ya işte Süleyman Hilmi Tunahanlı’dır. İşte Abdülkadir Geylani’dir. Geçmiştir diyorlar. “İşte bu da, kıyamet gibi, hikmet-i İlahiye iktiza eder ki; vakitleri taayyün etmesin. “Çünkü her zaman, her asır, kuvve-i mâneviyenin takviyesine medar olacak ve yeisten kurtaracak Mehdi manasına muhtaçtır. Bu manada, her asrın bir hissesi bulunmak lâzımdır.”

“Şimdi Mehdi gibi eşhasın hakkındaki rivayatın ihtilafatı ve sırrı şudur ki: Ehadîsi tefsir edenler, metn-i ehadîsi tefsirlerine ve istinbatlarına tatbik etmişler. Meselâ: Merkez-i saltanat o vakit Şam'da veya Medine'de olduğundan, vukuat-ı Mehdiye”  Mehdi'nin çıkış yeri “veya Süfyaniyeyi Hz. merkez-i saltanat civarında olan Basra, Kûfe, Şam gibi yerlerde tasavvur ederek öyle tefsir etmişler.” Yani mesela biri diyor ki; Basra’da çıkacak. Biri Kûfe’de, biri Şam’da çıkacak diyor. Neden? Çünkü İslam aleminin başkenti hep değişmiş. Basra’dan, Kûfe’ye alınmış, Kûfe de çıktığında Kûfe’de çıkacak demişler. Şam’a geldiğin de Şam’da çıkacak demişler. Başkenti sürekli değişmiş. Halbuki İslam aleminin başkenti neresiydi en son? İstanbul. Mehdi devrinde neresi? İstanbul. Peygamber (s.a.v.) nerde çıkacak demiş oluyor o zaman? İstanbul’da. Mehdi devrinde İslam aleminin başkentinde çıkacak diyor Peygamberimiz (s.a.v.) Mehdi için. O zaman diyor tefsir eden şuan Basra’da olduğuna göre o zaman Basra’da çıkacak diyor. Mesela bir yüzyıl geçiyor ondan sonra diyor ki yok Kûfe’de çıkacak diyor. İki yüz yıl daha geçiyor yok yanlışlık var bunda diyor Şam’da çıkacak diyor çünkü Şam’a gelmiş başkent. Halbuki İslam aleminin en son başkenti İstanbul’du. Halifeliğin merkezi. Mehdi’nin çıkış yeri de İstanbul’dur diyor Bediüzzaman. Açıkça anlatmış. Yirmi dördüncü sözde. “Hem de o eşhasın şahs-ı manevîsine”  yani arkadaş topluluğuna “veya temsil ettikleri cemaate ait âsâr-ı azîmeyi” yani o büyük neticeyi “o eşhasın bizzat zâtlarında tasavvur ederek”  sadece o yaptı zannederek “öyle tefsir etmişler ki, o eşhas-ı hârika çıktıkları vakit” o harika şahıslar yani Mehdi ve İsa Mesih çıktıkları vakit “bütün halk onları tanıyacak gibi bir şekil vermişler.” Yani sanki çıkar çıkmaz halk onları rahatça tanır gibi bir şekil vermişler. “Halbuki demiştik bu dünya tecrübe meydanıdır. Akla kapı açılır fakat ihtiyari elinden alınmaz” yani iman etmeye mecbur bırakılmaz. “Öyle ise o eşhas” Mehdi. “Hattâ o müdhiş Deccal dahi çıktığı zaman çokları, hattâ kendisi de bidayeten” başlangıçta “Deccal olduğunu bilmez. Belki nur-u imanın dikkatiyle, o eşhas-ı âhirzaman” yani Mehdi imanın nuruyla belki, “tanınabilir.” (Sözler, s. 318) diyor. Yani öyle açıkça bedaat derecesinde tanınmaz diyor çıktığında. 

"Eğer şeddeli lâm'lar ve mim ikişer sayılsa, bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zâtlar ise, Mehdî ve  şakirtleri olabilir” diyor 1910 tarihinde diyor bunu. Bir asır sonra ne yapıyor 2010. Bediüzzaman’ın bu olaylarla ilgili izahları var ama daha zamanı olmadığı için söylemiyorum. Zamanı gelince anlatacağız.

Ebu Hamza bildirdi ki: “Bir gün bir kimse Muhammed bin Hanefiye’nin yanına geldi.” Muhammed bin Hanefiye benim Hz. Ali'den babam. İlk buradan geliyor benim soyum. Yani nesil olarak ben ondan geliyorum. Muhammed bin Hanefiye. “Esselamu aleyke ya Mehdi” diye dedemi selamlıyorlar. Çok benzediği için. Ama bu çok hoş bir şey. Ebu Hamza bildiren. “Ebu Hamza bildirdi ki: Bir gün bir kimse Muhammed bir Hanefiye’nin yanına geldi.” Muhammed bin Hanefiye şecerede size göstereceğim. Dedemdir. Yani ceddim. Hz. Ali'nin oğlu. Dedem Hz. Ali'nin oğludur. Benim ilk soy şecerem bağlandığı kişi. Muhammed bin Hanefiye. “Esselamu aleyke ya Mehdi diye selam verdi.” Çok benziyormuş Mehdi'ye. Muhammed bin Hanefiye dedem. Kaş, göz hepsi alametler, yüz. Bayağı benziyor hadislerde çok benzediği için ona gidiyorlar zaten. “Doğru söylüyorsun. Ben insanı hidayete ve doğru yola, hayra davet etmek için doğru yola iletmek bakımından Mehdi’yim  diyor. Lakin ahir zamanda gelecek Mehdi aleyhi rahmet değilim. Öyle anlaşılmaması için bana selam vereceğiniz zaman es Selamu Aleyke ya Muhammed veya ya Ebel Kasım deyin. Başka isim ile hitap etmeyin” buyurdu” diyor.

“Savaş demek ordunun güçlenmesi demektir” diyor Demirtaş. Kardeşim, ordu güçlensin tamam da ordunun içerisinde darbeci zihniyetin gelişmesine müsaade etmemek lazım. Yani istihbarat son derece kolaydır. Milli istihbaratın nasıl elemanı olmaz? Binbaşı da elemanı olması lazım, General elemanı. Yani böyle her yer MİT ajanı kaynaması lazım. Bir de MİT elemanı olmak zaten gönüllü yapılacak bir şeydir. Yani bunun ille parayla yapılacak bir yönü yoktur. Yani belki sembolik bir maaş alabilir. Ama MİT’in elemanları her yerde olması lazım. Mesela profesör olabilir. Mesela üniversitede hademedir ama MİT elemanıdır. Askeri tesiste mesela çaycıdır ama MİT elemanıdır. Her yerde MİT elemanı olması lazım. Bu darbeler, bu kaçıncı anlaşılamaması. Menderes devrinde anlaşılmadı. 12 Eylül’de anlaşılmadı. Talat Aydemir’de anlaşılmadı. Talat Aydemir de bir avuç adamla darbe yapmaya kalkmıştı.

Tayyip Hoca, A Haber’de konuşuyormuş. Aç bakayım. Ne kadar rahatsızlık veriyorlar. İnanılır gibi değil. Yani halk kendisi gibi olan, kendisi gibi konuşan bir insanı seçmek ister. Saygı duyacaksın.

“MaşaAllah, canım Hocam. Siz darbenin yapıldığı gece, darbeye darbe yapan isim oldunuz. Yerle bir oldular sizin vesilenizle” diyor. Ama hakikaten darbenin geçersizliğini anlatınca moralleri sıfıra gitti. Dümdüz oldular. Mesela bakan inanabilirdi. Ama bak, hem Genelkurmay açıklamasını geçersiz hale getirdik, hem de TRT’deki açıklamayı. İkisinin de sahte olduğunu mantıklı ve akılcı delille açıkladım.

“Hocam, siz darbe gecesi daha köprü işgali haberleri gelirken yayına çıkıp “ciddiye almayın TSK’yı bağlamaz” deyince konu kapandı” diyor İskoçya’dan bir kardeşimiz.

Hakan Yıldız, “Darbe neden Davutoğlu dönemine değil de Yıldırım dönemine rastladı ve hala Fidan görevde? Geleceğini korumayan geçmişini kaybeder.” Ne fark eder canım? Davutoğlu da aynı, Yıldırım da aynı; mühim olan hizmet. Fidan ne yaptı da gitmesi gerekiyor onu anlamadım. Ne biliyorsun, neye göre konuşuyorsun? Fidan dindar bir delikanlı, tanımazsın sen? Tanımadığın insan hakkında niye konuşuyorsun? Niye gitmesi gerekir” diyorsun.

“Hocam, “kıskanıyorsun” kelimen kıskananların kıskançlığını daha artırıyor galiba. Yine de yeniden seni izlemek tarifsiz bir güzellik” diyor.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Darbeye karşı Taksim’e çıkan halk, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve sahabenin Mekke’nin Fethinde söylediği bir marşı okuyorlar. Bir video vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. “Tekbirlerle, temhitlerle İstanbul fetholunur.” Diyor. Bak, “önce işgal olunur” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) Hz. Mehdi (a.s) devrinde, “sonra tekbirlerle” diyor “Allahu Ekber” diyerek İstanbul fetholunur” diyor. Şu an oluyor mu olmuyor mu? Hadisin manası tam anlamıyla tezahür ediyor mu etmiyor mu? Ediyor. Bak, “geceli gündüzlü Allah’ı tekbir edecekler” diyor  “ve İstanbul fetholacak” diyor. “Önce işgal sonra fetih” diyor. Hadiste açık açık belirtmiş. Getir bana Kıyamet Alametleri kitabını göstereyim.

“Allahu Teâlâ müminlere İstanbul, Rum topraklarını tesbih ve tekbirle fethedilmesini nasip buyurmadıkça kıyamet kopmayacaktır.” Şu an İstanbul manen fethediliyor. “Allah Mehdi’yi bir gecede ıslah eder. Rum şehrini İstanbul’u tekbir ile fetheder.” Üç safhada İstanbul’un fetholacağı söyleniyor. Üç safhada. “Şehri kılıçsız ve silah kullanmaksızın fethedeceklerdir.” Halkın elinde bak, ne silah var, ne kılıç var. Doğru mu hadis? Doğruymuş. Bak, “şehri kılıçsız ve silah kullanmaksızın, Allah’ı anarak tekbir ederek fethedeceklerdir” diyor. Oluyor mu şu an? Oluyor. “İşte bu doğrunun ta kendisidir ki zafere kardeştir” diyor. (Muhyiddin Arabi, "Futuhat-El Mekkiye", 366. bab, cilt 3, sayfa 327) “Müslümanlar tekbirler getirecekler” diyor “İstanbul’da.” Bak, sürekli “Allahu Ekber, Allahu Ekber” diyerek, “Ya Allah bismillah Allahu Ekber” diye bağırıyorlar. Şu anda da duyuyorsunuz. “Tekbirler getirecek bu arada İstanbul’da sarsıntılar olacak” diyor. Oluyor mu depremler? Doğru mu? Oluyor. Aynısıyla söylemiş mi Resulullah (s.a.v.)? Söylemiş. Ve Müslümanların bayrakla bu fethi yapacaklarını söylüyor, bayraklarla. Herkesin sırtında bayrak var mı? Var. “Hepsi tekrar tekrar tekbir getirecek” diyor. Tekrar tekrar. Tekrar tekrar tekbirler geliyor mu? Evet. “Kılıçla savaşmayacaklar. Ok atmayacaklar. “La İlahe İllaAllah Allahu Ekber” derler” diyor. Diyorlar mı şu an? Diyorlar. “Şehrin önce deniz tarafı düşer, sonra yine “La İlahe İllaAllah Allahu Ekber” derler. Şehrin diğer tarafı da düşer” diyor. Yani “iki tarafı da düşer” diyor. Doğru muymuş? Ve buna depremlerin eşlik edeceğini söylüyor aynı anda hadiste. Peygamber (s.a.v.) ne diyorsa aynısı.

Tayyip Hocamız’ı yalnız bıraktılar. Milletçe sahip çıkalım. Yani o delikanlımızı kendilerince mazlum buldular. Anadolu delikanlısı, çevresi yok falan diye. Kılına dokundurtmayalım. Bu bizim delikanlılık görevimiz, Müslümanlık görevimiz. Aksi bizim milletimize yakışmaz. Bakın, görünüyor bu tecrit. Tek bırakmaya çalışıyorlar, görüyorsunuz. Açık alenen yapıyorlar. Millet olarak sahip olalım, ezdirmeyelim. Kılına zarar getirtmeyelim.

Serdar Atalar, Hz. Mehdi (a.s) konusunu sormuş. “Nerede doğmuştur, nerede bulunmuştur? Öğrenimini kimden almıştır?” “Şehir’de doğacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Doğu’da bir şehirde. “Doğu’dan batıya gelecek” diyor. “Denizi geçip İstanbul’a gelecek” diyor. “Kara denilen bir köyde doğacak” diyor. O devirde herhalde ismi Kara olan bir yer. O zaman köy olan bir yer. Şu an kim bilir belki şehir olmuştur. Kara, Ankara’ya çok benziyor. İlk isimleri zaten Ankara’nın Kara yani tarihteki. Anguru, Kara yani birçok isim değişikliği geçirmiş. O zamanlar köy. Peygamber (s.a.v.) direkt orayı kastediyor olabilir.

“Size sorarken hesaplamayı ben yaptım. Sonuç yanlış, bilememişsem söyleyin. 1980 çıkıyor tarih.” Yani Hicri 1400’ü hesaplamış. “1980 çıkıyor. Nerede o zaman Mehdi?” diyor. Ne bileyim? Ara bul işte. Hep beraber arıyoruz. Ben de arıyorum, sen de ara. “Nerede bulunmuştur?” “İstanbul’da olacak” diyor Bediüzzaman, daha yeni okudum. Hadislerde de Peygamber (s.a.v.) hep “Mehdi İstanbul’da” hep “onun zamanında tekbirlerle fetholunur” diyor. “Öğrenimini kimden almıştır?” Hiçbir âlime bağlı olmayacak Mehdi. “Biatsız” diyor. “Boynunda biat olmayacak.” Diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Hiçbir âlimin, zaten ümmidir Hz. Mehdi (a.s), yani öyle bir âlimliği yoktur. Ve “İstanbul’da damla kan akıtmaz, uyuyan kişiyi de uyandırmaz” diyor. Mehdiyet’te kan yoktur.

“Sayın Hocam, Şanlıurfa Harran’dan sizin o değerli sohbetlerinizden feyiz almaya devam ediyoruz” Bayram. Aleyküm Selam.

“IŞİD’i de PKK’yı da kim yönetiyor bizden iyi biliyorsunuz siz?” diyor. IŞİD’i de PKK’yı da. Ama iki zıt hareket fakat tabii ikisi de çok uç. Biri küfürde uç, biri de şirkte uç. Mehdiyet’tir ikisinin de çözümü. “Bizden iyi biliyorsunuz.” İşte anlattık “İngiliz derin devleti” dedik. Otuz kere söyledim. Daha nasıl söyleyeyim? “Savaş kaç yıl sürer ve Avrupa’da Amerika’da muharebe gerçekleşir mi?” İşte oldukça hadislerden gösteriyorum.

Emre Emris, “Yolumuzu Kuran ile aydınlattığınızı söylediğiniz halde Mehdi’ye ne ihtiyaç var? Kuran sizin Mehdi’niz değil mi?” Doğru. Peygamberimiz (s.a.v.) Kuran’ı getirdi. Peygamber (s.a.v.) Kuran’ı koyardı kenara, sen de alır okurdun. Ama Allah Kuran’da Mehdi’ye ihtiyaç olduğunu söylüyor. Sen Kuran’la Mehdiyet’i ayırmaya çalışıyorsun ama Kuran Mehdi’yi savunuyor. Allah “muhtedun” diyor. “Mehdiler gönderdim” diyor. Sen bunu istemiyorsun. O zaman Kuran’ı istemiyorsun sen. Anlamazdan gelmeyeceksin.

Şu anda da Balıkesir’de deprem olmuş üç şiddetinde. “O İstanbul’un muhasarası sırasında sürekli depremler olur” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Tekbirlerle Müslümanlar İstanbul’u manen fethederler.” Diyor. Habire tekbirler devam ediyor. Depremler de devam ediyor. Bu bir mucize, aynısı.

Kuran’da Cenab-ı Allah, “Ya Rabbi” diyor Müslümanlar “Bize önder olan, kumandan olan insanlar gönder.” Ne zaman? Sıkıştıkları dönemde, acze düştükleri dönemde, Müslümanlara saldırıldığı dönemde, “Ya Rabbi bize bir baş, bize bir lider, bize bir sahip çıkan bir veli gönder” derler” Diyor; Kuran ayeti. Sen diyorsun. “Buna gerek yok.” Allah “gerek var” diyor. Sen “yok” diyorsun. Hem de “Kuran’a uyalım” diyorsun arkasından da. Kuran sana bunu söylüyor işte. “Mehdilere uyun” diyor. “Ben uymayacağım” dersen olmaz. Kuran Mehdi’dir. Ama Kuran’ı sen alır masanın üstüne koyarsan oradan Mehdilik görevini yapamaz Kuran. Kuran’ı oradan bir elini açıp sana hatırlatması durumunda Mehdiyet devreye girer. Yahut senin açıp okuman durumunda devreye girer. Sen açıp okumuyorsan bir başkası gelir açar, onu sana okur. İşte ona “Mehdi” derler. Senin hidayetine vesile olur ama Kuran’la vesile olur.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanımız şuan ki canlı yayından birkaç sözü vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet.

BÜLENT SEZGİN: “Milletimiz bu toprakları kendine yar etmemeye çalışanlara karşı yüz yıl önce verdiği cevabın aynısını verdi” diyor. “15 Temmuz’da sokaklarda şu parti, bu parti, sağcı, solcu yoktu. Birlik vardı. Bütün millet vardı” dedi.

ADNAN OKTAR: Bundan sonra da olmaz. Yani bayağı ciddi bir tehlike ortada görüldü. Yani şimdi bak, anlatmak dahi istemediğimiz bir tehlike var ortada. Bak, Cumhurbaşkanı’nı yalnız bıraktılar. Yani bu tarihte görülmemiş bir şey. Dünya çapında yalnız bırakma var, dünya çapında; bu bir ahir zaman alameti. Müslümanların birlik olmanın dışında hiçbir yolu olmadığını Allah gösterdi. Parti olmaz. Eskiden beri söylüyorum “Hem CHP’liyim, hem MHP’liyim, hem AK Partiliyim, hem Saadet’liyim. Hem Büyük Birlik Partiliyim” diyorum. Benim dediğim doğru çıktı. Şu an bütün partilere sahip çıkmak durumundayız. Ayrı gayrı olmaz artık. Yani ben böyle bir kepazelik görmedim. Bütün dünya tavır alıyor. Bir insan, mazlum bir Anadolu delikanlısı yani. Japonya’sına varıncaya kadar yani müthiş bir azgınlık var bazı yerlerde, bazı insanlarda. Bırak kendi memleketi, millet de seçmiş. Sana ne? Ne yapıyorsa yapsın yani. Varsa kanunsuzluk, hukuksuzluk gereği yapılır ama er veya ama geç. Ama darbe olayı yani akıl alacak gibi değil. Aklımız alıyor niye alıyor? Niye alıyor? Çünkü hadislerde belirtilmiş.

“Enes İbni Malik (Radiyellahu anhu) der ki Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu; “Deccal gelip İstanbul’un yani Medine’nin yakınına konaklar.” Şimdi bir deccal istilası var. “Sonra Medine’de depremler olur” diyor. Oldu mu? Evet. “Her bir kâfir ve münafık olan çıkıp deccalın yanına geçer” diyor. Deccaldan taraf olur. Yani İngiliz derin devletinden yana olur. Hadis aynısıyla tahakkuk etti mi etmedi mi? Nerede geçiyor bu hadis? Buhari’de geçiyor. “Deccal gelip Medine yani İstanbul’un yakınına konaklar.” Şuan öyle oldu, bir deccal istilası oldu. “Sonra Medine de” yani “İstanbul’da depremler olur” diyor alamet olarak yani olayın. “Her bir kafir ve münafık“ aylardan beri münafık dersi yapıyorum. “Münafık olan çıkıp deccalın yanına gelir“ yani İngiliz derin devletinin adamı olur. Buhari’de geçiyor aynısı.

Bak diyor ki, “Defalarca tekbir getirecek Müslümanlar, oradan doğru şehre girecekler” diyor. Oldu mu aynısı? Oldu.

“Medine şehri sakinleriyle beraber sarsılır” yani deprem olur diyor. Bu Medine’nin içine giren bu deccal hareketi için Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki: “Ve böylece demirci körünün, demirin kirini pasını giderip attığı gibi Medine’de habis insanları dışarı atacak” yani bunlar yakalanacaklar. Şuan oluyor mu bu katiller yakalanıyor mu?

BÜLENT SEZGİN: Evet.

ADNAN OKTAR:  “Ve o güne kurtuluş günü denecektir.” Dendi mi bu?

EBRU ALTAN: Evet maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Dendi. Aynısıyla olmuş mu? Olmuş. Anlatacağım size demiştim. Anlatıyor muyum? Anlatıyorum. Nerede geçiyor? İbni Mace de geçiyor cilt: 10 sayfa: 331,335. Bak “Deccal” diyor “Medine’ye İstanbul’a girer. Müslümanlar tekbirler getirerek onları püskürtür“ diyor. “Allah’ı anarak ve o arada depremler olur” diyor hadiste. “Medine habis insanları dışına atar” yani onların hepsi tutuklanır ve yakalanır “ve o güne kurtuluş günü denir” diyor. Oldu mu bunlar? Oldu. Resulullah (s.a.v.) doğru söylüyor muymuş? Söylüyormuş. Niye muhbir-i sadık deniliyor? İhbarlarında sadık olduğu için doğru olduğu için.

KARTAL GÖKTAN: Çeşitli şehirlerimizin meydanlarından görüntüler vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bakayım.

KARTAL GÖKTAN: Burası Çorum, Mardin ve Sivas.

ADNAN OKTAR: Kardeşim işte kabadayı millet, delikanlı millet böyle olur.

BÜLENT SEZGİN: İzmir’in videosu vardı her gece bu şekilde diyorlar.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Bak AK Parti lafı geçiyor mu? Yok. Bu olay AK Parti meselesi değil. Bu ahir zamanın mühim bir olayı hadislerde belirtilen bu mühim olay gerçekleşti. “Depremler olur” diyor hadiste. “Müslümanlar tekbir getirerek kılıç kullanmazlar” diyor “Silah kullanmazlar deccale karşı savaş verirler” diyor. Aynısı oldu mu? Deccale karşı mücadele verirler. Bak “Kılıç ve silah kullanmazlar ve onları püskürtürler” diyor. “O arada depremler devam eder“ diyor. “Oradan Müslümanlar doğru şehre girerler“ diyor her yere. Oldu mu bu da? “Ve deccalden halas olur şehir” diyor. “O güne kurtuluş günü denir” diyor. Aynısıyla çıktı mı? Çıktı evet.

Mehdi (a.s) kan akıtmaz, uyuyan kişiyi uyandırmaz. Resulullah (s.a.v.) diyor ki, bak “İnsanların burunu dahi kanatmaz“ o yüzden Resulullah (s.a.v.) Mehdi (a.s)’e diyor ki, “Mehdi-yül Dem’dir o” diyor yani “kan durduran Mehdi’dir” diyor. Mehdi-yül Dem, kan durduran Mehdi. “Damla kan akmaz insanların burnu dahi kanamaz” diyor. Hatta diyor Resulullah (s.a.v.) “Uyuyanı dahi uyandırmaz.” Darbenin gece olacağı da hadiste işaret etmiş oluyor. Hep gece hep gece, akşam.

Demin okuduğum açık Risale-i Nur’da Bediüzzaman ne diyor? “Ancak” diyor, bak “hadisler öyle anlatılır ki” diyor “kapalıdır, tahakkuk ettikten sonra vukuundan sonra, ilimde rasih olanlar tarafından” diyor bak “Allahualem ve bilsevap denerek bu gizli hakikatler ishar edilir açıklanır” diyor. “Ancak vukuundan sonra” Şualar’da 5. Şua’da da bu konu çok kapsamlı geçer. Diyor ki, “Ayetin bir nüktesi, bu zamanda akîde-i avâm-ı mü’minîni vikaye ve şübehattan muhafaza için yazılmış.” Yani şüphelerden vesveselerden muhafaza için yazılmış. “Âhir zamanda“ yani şu bulunduğumuz zaman ahir zaman, şu yaşadığımız zaman, “ahir zamanda vukua gelecek“ meydana gelecek “hâdisât“ hadiselere dair “hadîslerin bir kısmı, müteşabihat-ı Kur’âniye gibi, derin mânâları var. "Muhekemat gibi tefsir edilemez" yani açık açık muhkem ayetler gibi tefsir edilemez. "Ve herkes bilemez. Belki tefsir yerine tevil ederler. Ayetin sırrıyla sonra tevilleri anlaşılır" yani olay tahakkuk ettikten sonra tevilleri anlaşılır mesela şu an anlattık. Olay tahakkuk etti tevillerini anlattık. Ben mesela ilk önce anlatmadım. Olayların gelişmesini bekledim ama şu an kurtuluş günü ilan edildi. Resmen Cumhurbaşkanı açıkladı o günü dedi kurtuluş günü olarak açıklıyoruz dedi onu bir bayram günü olarak ilan ediyoruz dedi. Söyledim.

"…ve murat ne olduğu bilinir" Cenab-ı Allah'ın neyi kastettiği bilinir. "İlimde rasih olanlar" yani rusuh sahibi olanlar, ilim derin araştırma sahibi olanlar "Allahualem ve bilsevap diyerek" işte "la yağlemu gaybe illaAllah gaybı Allah bilir" diyerek "o gizli hakikatleri izhar ederler" açıklarlar. “İman ve teklif ihtiyar dairesinde bir imtihan, bir tecrübe, bir müsabaka olduğundan perdeli ve derin tetkik ve tecrübeye muhtaç olan nazari meselelerin elbette bedihi olmaz” yani çok açık olmaz "ve herkes ister istemez tasdik edecek derecede zaruri ve açık olmaz. Tâ ki, Ebu Bekir'ler âlâ-yı illiyyîne çıksınlar ve Ebu Cehil'ler esfel-i sâfilîne düşsünler. İhtiyar kalmazsa teklif olamaz. Ve bu sır ve hikmet içindir ki, mucizeler seyrek ve nâdir verilir. Hem dâr-ı teklifte gözle görünecek olan alâmet-i kıyamet" yani kıyamet alametleri açıkça görülecek olan “ve eşrât-ı saat, bir kısım müteşabihat-ı Kur'âniye gibi kapalı ve tevilli oluyor. Yalnız, güneşin mağripten çıkması bedahet derecesinde herkesi tasdike mecbur ettiğinden, tevbe kapısı kapanır, daha tevbe ve iman makbul olmaz. Çünkü, Ebu Bekir'ler Ebu Cehil'ler ile tasdikte beraber olurlar. Hattâ Hazret-i İsa Aleyhisselâmın nüzûlü dahi” yeryüzüne inmesi dahi "ve kendisi İsa Aleyhisselâm olduğu, nur-u imanın dikkatiyle bilinir; herkes bilemez. Hattâ Deccal ve Süfyan gibi eşhâs-ı müthişe, kendileri dahi kendilerini bilmiyorlar." diyor Bediüzzaman. “Hakaik-i imaniyeye girmeyen cüz'î hâdisât-ı istikbaliye nazar-ı Nübüvvette ehemmiyetsizdir.” Küçük olaylar anlatılmaz diyor. Büyük ümmeti sarsan olayları anlatır Peygamber (s.a.v.) diyor, öbürleri nazarı nübüvvette ehemmiyetsizdir onlar açıklanmaz diyor.

“Şimdilik o hâdisât-ı gaybiyenin yüzer misallerinden, mülhidler tarafından avâmın akidelerini bozmak fikriyle işâa edilen yirmi üç meseleleri, tevfik-i Rabbânî ile, gayet muhtasar bir surette beyan edilecek. Ve o meseleler mülhidlerin tahmini gibi zarar vermemekle beraber, herbiri bir lem'a-i i'câz-ı Nebevî olduğu görünmekle ve hakikî tevilleri ispat ve izhar edilmekle akîde-i avâmı kuvvetlendirmeye mühim bir sebep olmasını rahmet-i Rabbânîden rica edip hatîâtımı ve galatatımı afv ve mağfiret altına almasını Rabb-i Rahîmimden niyaz ederim.” diyor Bedizüzzaman. Açıklamaları ondan sonra başlıyor. “Sihir ve manyetizma ve ispritizma gibi istidracî harikalarıyla kendini muhafaza eden ve herkesi teshir eden o dehşetli Deccalı öldürebilecek, mesleğini değiştirecek, ancak harika ve mucizatlı ve umumun makbulü bir zat olabilir ki” hem harika, hem mucizatlı ve umumun yani bütün dünyanın makbulü bir zat olabilir ki” herkesçe makbul bilinen bir zat olabilir ki "o zat, en ziyade alâkadar ve ekser insanların peygamberi olan Hazret-i İsa Aleyhisselâmdır." Onun için gelecek diyor Bediüzzaman. "Hattâ, "Hazret-i İsa Aleyhisselâm gelir, Hazret-i Mehdîye namazda iktida eder, tâbi olur" diye söylenen rivayeti, bu ittifaka ve hakikat-i Kur'âniyenin metbuiyetine ve hâkimiyetine işaret eder." diyor. “İsa (a.s)'ı nuru imanı ile tanıyan" adam görüyor nuru imanla İsa (a.s)'ı tanıyor ve tabi oluyor ona talebe oluyor diyor ki sen İsa (a.s)’sın benziyorsun sana tabi oluyorum diyor. " Tâbi olan cemaat-i ruhâniye-i mücahidînin" yani ruhani mücahitler cemaati. Böyle bir topluluk var şu an İsa (a.s)'ın çevresinde. “Kemiyeti” sayısı az. " Deccalın mektepçe ve askerce ilmî ve maddî ordularına nisbeten çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir." İsa (a.s) bir kısım okullarda ve asker içerisinde de görev yapacak.

Evet Fikret söyle.  

KARTAL GÖKTAN: Çeşitli illerimizden halkımızın toplandığı meydanlardan görüntüler var Adnan Bey. Adıyaman burası, Batman, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır.

ADNAN OKTAR: Vay be deccalin saldırısında ümmet nasıl ayağa kalktı gördünüz değil mi? Deccal bir hamle attı, pençe atmaya kalktı bütün ümmeti Muhammet ayağa kalktı. Hamiyeti İslamiye feveran etti daha da feveran edecek en yüksek feveranda işte "o anda Hz. Mehdi’yi başlarına geçirirler. Tariki hal ve hakikate sevk eder" diyor. Şimdi oraya doğru gidiyoruz. Dediğimin doğru olduğunu göreceksiniz. Çünkü hadise dayandırıyorum.

15 Temmuz gecesi saat yirmiden itibaren saat 23:15'e kadar yani Tayyip Hocam Dalaman'dan ayrılana kadar Dalaman'da sürekli depremler olmuş kesintisiz. Ve halen deprem Türkiye’de devam ediyor. Her yer sarsılıyor. Aynı hadiste belirtildiği gibi. Daha da detaylar var fakat tahakkukunu bekliyorum onun için anlatmıyorum olmadan anlatmam. Oldukça anlatıyorum, olayların zincirleme devamı var.

"Gitmesi gerekenler gidip müminler azaldığında ve fitneciler gittiğinde işte orada uzak bir yerde" yani böyle doğudan batıyı işaret ederek söylüyor "Mehdi orada zuhur edecektir" diyor. "Mehdi’nin ilk gireceği şehir iki denizin birleştiği yerdeki şehirdir." Neresiymiş? İstanbul. Bak "ilk gireceği şehir iki denizin birleştiği yerdeki şehirdir." Deccalin üç atağı olacağını söylüyor hadiste üç atağı. Ama ben tabii detaylarına girmiyorum.

Çin mazlum insanların olduğu bir ülke. Çin'de İslam gizliden gizliye yayılıyor. Hadislerde Mehdi (a.s)’nin Çin'e de hakim olacağı var. Allah onları o ızdıraplı dünyadan kurtarsın.

Cenab-ı Allah Türkiye'de deccalin pençesini kırsın. Deccalin kanlı elini kırsın. Ordumuzun üstünden deccalin elini Allah çeksin. Polisimizi Allah muhafaza etsin. Milletimizi Allah muhafaza etsin. Deccali kahru perişan etsin. Deccal ordusunu kahru perişan etsin Allah. Kahraman ordumuzu güçlendirsin. Kahraman polisimizi güçlendirsin. Allah birlik ve beraberliğimizi muhafaza etsin deccale bizleri galip etsin. Mehdi’sini çıkartsın. Seyyidina İsa Mesih İbni Meryem zahir etsin. O güzeller güzelini görmeyi bizlere şeref olarak nasip etsin. İmam Mehdi’ye bağlanmayı Allah bizlere nasip etsin. Hz. Mehdi’nin nuruyla aydınlanmayı Allah bizlere nasip etsin. Hz. Mehdi’nin gücünü Allah dünyaya hakim etsin. Devletimizi güçlü kılsın. Allah fitneyi memleketimizden silip atsın. Bizleri hakim etsin. Doğruları, güzel olan insanları dünyaya hakim etsin. Sevgiyi hakim etsin. Fenalara dur desin Cenab-ı Allah. Samimilere halislere yolu açsın Allah.

Beni tanıyan kişiler toplan iki yüz-üç yüz kişidir hadi sempati duyanlara da üç yüz-beş yüz kişi desek toplam bin kişi yoktur. Ama beni yüzbinlerce kişinin hem internetten hem telefondan takip etmesi ve milyonlarca kişinin de televizyondan bu saatte takip etmesi bir fevkaladeliği gösteriyor. Demek ki samimiyetime inanıyorlar. Aktardığım bilgilerin doğruluğuna da inanıyorlar çünkü tahakkuk ediyor ispat edip anlatıyorum. Hurafe anlatmıyorum gerçekleri anlatıyorum. En samimi ve en doğru analizleri yapmaya gayret ediyorum. Bu takip normal bir şey değil, bu saatte bu kadar insan takip etmez. Bu açıklanacak gibi değil ki telefondan çok zor olur. İnternetten ve doğrudan televizyondan Güneydoğu'da özellikle müthiş yaygın maşaAllah.  

"Mehdi Mehdi diyorsunuz ama sebep neden bu kadar üstüne üstüne gidiyorsunuz?" Şu yapılan darbe Mehdilik iddiasıyla yapıldı. IŞİD denen örgüt Mehdilik adına ortaya çıkmıştır. Mehdi gelinceye kadar biz vazifedeyiz diye. İran'daki devlet yapılanması doğrudan Mehdiyet’in üstüne oturtulmuştur. Evanjelik hareketi Mehdiyet’e göre dizayn edilmiştir. İsrail devleti Hz. Mehdi’yi bekliyor. Bütün İsrail ordusu günde üç kere Hz. Mehdi’nin gelişi için dua ediyor. Sünni inançta Mehdiyet haktır dört mezhepte de. Bütün Sünni alimler, bütün Nur talebeleri Hz. Mehdi’yi bekliyor bu yüzyılda. "Mehdi Mehdi diyorsunuz ama sebep neden bu kadar üstüne üstüne gidiyorsunuz?" Sebebini anlamışsındır şimdi. El Nusra cephesi doğrudan Mehdiyet’le alakalıdır. Taliban Mehdiyet’le alakalıdır. El Kaide Mehdiyet’le alakalıdır. El Kaide tamamen Mehdiyet üzerine kurulmuş bir yapıdadır. Suriye'de Irak'ta şu an yapılan savaşın nedeni tek sebebi Mehdiyet’tir. Birleşmiş Milletler’in duvarında Mehdiyet’in sloganı diye yazar. Masonluk Mehdiyet üzerine kurulmuştur. Tapınak şövalyeleri Mehdiyet üstüne kurulmuştur. Gülhaçlar Mehdiyet üstüne kurulmuştur. Hızır (a.s) Mehdiyet için görevde, ömrünün uzatılma sebebi de yine Mehdiyet’tir. Şu an olan olaylar yine Mehdiyet’le ilgili oluyor. Ve aynı tarif ettiği gibi oluyor Peygamber (s.a.v.)’in.

Zemheri, Hz. Mehdi (a.s)’nin kaç yaşında zuhur edeceğini söylüyor. Peygamberimiz diyor ki "yaşı ileri olduğu halde çok genç bir görünümde yani yaşıyla bağlantılı olmayan gençlikte görünümde, otuzla kırk yaş arası gibi bir görünümde ama yaşı ileri olduğu halde diyor. Yaşı ileri olduğu halde kırk yaş görünümde zahir olur diyor. Hz. Musa (a.s)'ya Mehdilik görevi geldiğinde yani Peygamberlik görevi geldiğinde seksen yaşındaydı Hz. Musa (a.s). Mehdi (a.s)’yle ilgili bilmiyorum ama hadislerde yaşı ileri olduğu halde diyor bak kırk yaşında bir insan görünümünde insan olarak zuhur eder diyor. Demek ki kırkın çok üstünde bir yaş ki böyle diyor Peygamber (s.a.v.).

Uğur Baş, dua etmemi güzel bulmuş.

"Ben şahidim ki sen çok faydalı insansın. Bütün ömrünü İslam yolunda kullanıyorsun" diyor. Zemheri öyle demiş.

Nurettin Bozkurt, "Sayın Hocam sizi ben çözemedim hem Müslim’den hadis okuyorsunuz hem de Kuran Müslümanıyım deyip Risalelerden örnek veriyorsunuz." Kuran Müslümanıyım ama bak şimdi burada bunu karıştırıyorsun. Kuran'ı tasdik eden her hadis geçerlidir. Kuran'a uygunsa o doğrudur. Şimdi hadisler ayrı bir konu bu. Peygamber (s.a.v.)’in sözünün doğru olup olmadığını tespit imkanımız var Peygamber (s.a.v.) sözünü. Şimdi diyor ki "ahir zamanda iki uçlu bir yıldız çıkacak, çok parlak olacak ve diğer yıldızların aksine istikamette ilerleyecek." Şimdi bu olmuş mu? Olmuş. Bu hadis var mı? Var. Doğru muymuş? Doğruymuş. Nasıl doğru olduğuna inanıyoruz? Tahakkukuyla meydana gelmesiyle. İnkar edecek bir hali yok, olmuş. Mesela diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.)’den hadis "namazlarınızı kılın" Kuran'a bakıyoruz namazlarınızı kılın diyor. Şimdi doğru mu bu hadis? Doğru. Kuran'la mutabık. Kuran'la veyahut hadisatla meydana gelmesiyle ispat eden bir hadis varsa onlar doğrudur. Yani o olayın meydana gelmesi oluştuysa tahakkuk ettiyse o hadis doğrudur. Veyahut hadis Kuran'la birebir aynıysa yine doğrudur. Peygamber (s.a.v.)’in sözünün ispatı tahakkuk ettiyse tamamdır. Tarih olarak dediği sözler vardır Peygamber (s.a.v.)’in illaki, 1400 yıl fazla bir sene değil. Daha dün gibi. Kuran'la birebir olduğuna göre tamam. Kuran'a zıt olanları kabul etmeyeceksin mesela diyor ki "kan abdesti bozar" Kuran'a bakıyoruz var mı öyle bir şey? Yok. O zaman o hadis uydurma. Anlıyoruz ki yalan hadis, Kuran'da yok çünkü. Ama "namazları kılın" diyor Peygamberimiz (s.a.v.) namazlarınızı kılın. Yahut "namaz sizin güzelliğinizdir" tamam Kuran'a uygun bunu kabul ederiz.

Reyyan bin Salt diyor ki; İmam (a.s)'a sordum" Hz. Ali'ye “Sahibul emr Mehdi siz misiniz?” diye sordum. Buyurdular ki; “Ben emir imamet sahibiyim ama ahir zamanda gelecek olan ve zulümden sonra cihana adaletle dolduracak olan sahibul emr ben değilim. Bedenimde olan bu zaaf ve güçsüzlükle ben nasıl Mehdi olabilirim? Halbuki Kaim Mehdi zuhur ettiğinde yaş açısından ileri ama genç yüzlüdür.” Bu onun bir harikası bu. Harika bir yönüdür Hz. Mehdi (a.s)’nin. Bak "yaş açısından ileri ama genç yüzlüdür. Öylesine güçlüdür ki yeryüzündeki en güçlü ağaca el atacak olursa onun kökünden sökebilir." Yani çok sıhhatlidir anlamında kullanıyor. "Musa'nın asası, Süleyman'ın yüzüğü onun yanında olacaktır" diyor. “Allah onu istediği zamana kadar gizli tutacak daha sonra onu açığa çıkaracak ve yeryüzünü zulüm ve fesatla dolduğu gibi adaletle dolduracaktır.”

"Tayyip Hoca Tayyip Hoca deyip duruyon da ama hiç paralel örgütten ve Fethullah Güler'e laf etmiyon hayırdır?" Peki Tayyip Hoca dememden niye rahatsız oldun bir, paralel örgüt bunu ben size öğrettim zaten. Siz "FETÖ" diyordunuz, ben "Paralel derin devlet yapılanması" diyorum. PDY; Paralel Devlet Yapılanması. Bunu ben size tavsiye ettim, ben söyletiyorum. "Demiyon" diyor. Sen asıl demiyon ben sana diyom. 

EBRU ALTAN: Günlerce saatlerce bu konuyu anlatıyorsunuz. 

ADNAN OKTAR: Fethullah Güler değil, Gülen, Gülen.

Ben çözüm gösteriyorum ayetle, hadisle. Ve kökten meseleleri halledecek şekilde açıklıyorum. Ve milyonlarca insan bundan istifade ediyor.

Ersin Eser, "Mehdi (a.s)'yi anlatan insan zaten Peygamber Resulullah (s.a.v.) anlatıyor. Sizle gurur duyuyorum." diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) Buhari, Müslim, Tırmizi'de; hepsinde çok detaylı Mehdi (a.s)'yi anlatmış.

Emirhan Dağıstanlı, Emirhan, sahte Mehdiler olacak. Kafanı takma. Ve sahte Mehdiler, Mehdi (a.s)'ye hizmet edecekler istese de istemese de. Sahte Mehdilerin olması Mehdi (a.s)'nin çıkışını engellemez. Hadislerde var, sahte İsa'lar da çıkacak sahte Mehdiler de çıkacak.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Etiketimiz üç numaraya yükseldi.

ADNAN OKTAR: Göreyim. "Vatan Birlikle Korunur" evet.

“Kutlu Dergah Ülkü Ocakları” doğru. Rahmetli Alparslan Türkeş, çok akılcı bir politikayla fikre önem verdi, devlet terbiyesi verdi. Osmanlı'da olan, Selçuklular'dan gelen dem almış, devlete güzel hizmet edecek aslan gibi delikanlılar yetiştirdi.

Arapça Kuran okusam anlamazsın. Türkçesini okuyorum. Türkçesi doğrudur. Türkçesinden anlarsın. Arapça Kuran'dan sen tek kelime anlamayacaksın. Amacın ne o zaman? Allah sana manasını soruyor Kuran'ın.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: 15 Temmuz darbecilerinin mağlup edilmesinden sonra CIA Başkanı John Brennan'dan tehdit gibi bir açıklama geldi; "Son bir kaç yıldır Türkiye'de siyaset sahnesinde önemli şeyler yaşanıyor. Erdoğan gün geçtikçe gücünü konsolide ediyor ve otoriterleşiyor. Darbe girişimi sonrası Türkiye'de gerilmeler yaşanacak." 

ADNAN OKTAR: Hadi canım oradan. Sözleri hiç samimi değil. Tayyip Hoca, kendini ve devleti koruyor. Yaptığı bu. Başka bir şey yaptığı yok. Böyle bir şeyde akıl almaz bir baskı rejimi kurulur normalde böyle bir şey olsa. Bir ülkede olduğunda nefes alamaz insanlar. Sokağa çıkma yasağı, şu bu falan her şey olur. Alabildiğine demokrasi var Türkiye'de, alabildiğine özgürlük var. Bunların hepsi laf. Benden anlasınlar. İstediğim gibi müzik de çalıyorum, eğleniyorum, dans ediyorum, sokağa da çıkıyorum, konuşuyorum da. Darbenin hemen ertesi günü istediğimi yapabiliyorum. Nerede görülmüş böyle bir şey dünyada? Kıskanmasınlar.

"Sayın Hocam, Şeyh Nazım Kıbrısi, Ankara'nın vurulacağından bahsetti daha önce. Ve Ankara vuruldu." diyor. Doğru, söylemişti hakikaten.

İşte Fethullah Gülen, benim dediğimi desin. Tahir Abdal; Tankla adam geldi vatandaşlarımızı, anneleri, çocukları kafalarını kopararak, vücutlarını parçalayarak şehit etti. Havadan otomatik silahla vatandaşı tarayanlara ne diyor? Özel Harekatçı koçyiğitlerimizin, efelerin aslan yatağı olan mekanı bombalandı ve birçok aslanımız şehit oldu. Bu aslanları şehit eden kahpeye ne diyor? İki kelime söylesin. Adamlar da ne olduğunu anlasınlar kendilerinin. Duyalım. Bunu bekliyorum.

Bestekar, "Reis takipteyiz. Bayrampaşa'daki vatandaşlara bir selam gönder." diyor. Selam.

"Merhaba Adnan Bey, büyük bir beğeniyle sizi izlemekteyiz. Size bir sorum olacak; medyada gezen bir dedikodu var, Türkiye sizi Fethullah Gülen'le Amerika'yla takas etmeyi düşünüyormuş. Bu konuyla ilgili açıklama yaparsanız çok memnun oluruz." Özge Şahin. Yani diyorlar ki, "Fethullah Gülen'i Türkiye'ye gönderelim ama Amerika'ya ve işte civar ülkelere de Hocamız gitsin." Amerika'ya biz gidersek Amerika'da deccaliyet hareketi hoşafa döner. Ve nitekim de dönüyor. Biz oraya yüz binlerce kitap gönderdik Darwinizm’le ilgili. Amerika dümdüz oldu. Teksas'ta izlemelere bakın, çok yoğundur buraya olan izleme. Siyah, siyah, siyah çok fazla nokta vardır. Teknik olarak kontrol ettiğinizde bakın, muazzam bir izleme vardır. Amerika'daki deccaliyeti yerle bir eden bizleriz. Dolayısıyla biz Amerika'ya tabii ki gideriz ama biz gittiğimizde Amerika zaten İslam beldesi olmuş olacak inşaAllah. İslam bütün Amerika'ya yayılmış olacak. Bizim daha gideceğimiz birçok yer var. Niye sadece Amerika? Kudüs-ü Şerif'e gideceğiz, Mekke'ye Medine'ye gideceğiz, Roma'ya gideceğiz. Sıra Amerika'ya da gelecek, acele etmesinler. Sadece Amerika olmaz. İlk sırada Kudüs-ü Şerif var. Mekke var; Mekke-i Mükerreme, Medine-i Münevvere ve Hıraklin şehri Roma. Amerika'ya da gideceğiz tabii ki.

İki deprem daha olmuş şuan Kuşadası'nda ve Balıkesir'de, üçer şiddetinde. Bütün Türkiye sallanıyor. Aynı hadislerde belirtildiği gibi.

Biz gitmeden zaten namımız gitti EvvelAllah, kitaplarımız gitti. Ama bizlerin de gideceği vakit yakın. Müminlerle beraber inşaAllah önce Mekke sonra Medine sonra Kudüs sonra Roma, Endülüs ve Amerika. Her yere gideceğiz inşaAllah iman için, İslam için, Kuran için.

"Pazar günü Taksim'e gelin. Birlik olalım. Karanlığa karşı duralım." toplantısı yapacaklarmış. Ama şimdi karanlığa karşı duralım derken darbeye karşı durmak. Yoksa oturup Müslümanları hedef alan bir konuşma olursa bu zaten fitnenin dik alası olur. Orada ayarı düzgün yapmak lazım. Darbeye karşı olmak ve demokrasiyi savunmak; amaç sadece bu olması lazım. Orada ideolojik propaganda olursa olmaz. O zaman o darbecilerin ekmeğine yağ sürmüş olur bu kişiler.

Evet, şimdi kısa bir ara verelim, devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

Masaüstü Görünümü