Harun Yahya

Sohbetler (24 Temmuz 2016; 20:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

KARTAL GÖKTAN: Yayınımıza devam ediyoruz. Hoş geldiniz Hocam.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Siz de hoş geldiniz.

Bir etiket yapalım. Ne diyelim? “Vatan için el ele” diyelim.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, Kuvvet Komutanlarıyla birlikte bugün Ankara Emniyet Müdürlüğü’nü ziyaret etti ve emniyet güçlerine hitaben çok güzel bir konuşma yaptı. “Bu hainlere karşı sizinle omuz omuza ter döktük. Türk Silahlı Kuvvetlerine bu rezilliği, kepazeliği yaşatanlar cezalandırılacaklardır. Bunlar asker elbisesi giymiş yılanlar, çıyanlar, teröristlerdir. İnşaAllah bunları temizleyeceğiz. Allah bize güç verecektir. Asker, polis arasında hiçbir fitneyi kabul etmiyoruz. İnadına birbirimize sarılacağız, bir olacağız. Biz polisimizi, askerimizi çok seviyoruz. Polis, asker daima kardeştir. Biz asker, polis, jandarma, korucu, hepimiz omuz omuza ülkenin birliği, bekası için mücadele etmeye, ülkemizi korumaya devam edeceğiz” dedi. Daha sonra Genelkurmay Başkanı, Efkan Ala ve beraberindeki kuvvet komutanları hep beraber şehitlerimiz için el açarak dua ettiler. Ziyaretten fotoğraflar da vardı.

ADNAN OKTAR: Hava, Kara, Deniz, güzel, Genelkurmay Başkanı da var. Olmuş bu tam olmuş. Konuşma da gayet derli toplu, net. Bu fitneyi ortadan kaldıracak güçte isabetli, faydalı bir konuşma olmuş. Tebrik ediyoruz Paşamızı. Bütün diğer paşalarımızı da selamlıyoruz. Hepsine Allah uzun ömür versin. Sağlık sıhhat versin. Hidayet versin. Kalplerinde hep o nur parlasın. Üstlerinde o nur hep parlasın.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN:Sayın Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, İçişleri Bakanımız Efkan Ala’yı da ziyaret etti. Bu ziyarette darbeciler için “Bunlar vatan evladı olamaz. Bunlar asker elbisesi giymiş, Peygamber ocağına dâhil olmuş teröristlerdir. Bunlar kardeşlerimizi şehit ettiler. Biz her zaman birlikte çalıştık, birlikte çalışacağız. Milletimize yöneltilen tehditleri birlikte bertaraf edeceğiz” dedi.

ADNAN OKTAR: Şimdi darbeyi isteyen Amerika ve İngiltere, Avrupa yani bu çok büyük bir cenah, hatta Japonya bile bunun içinde. Yani gariptir, hayrettir, Japonya da bu işin içine dâhil. İslam ülkelerinden birçoğu destekliyor. O yüzden bu konuda felsefi bir çalışma yapılması gerekiyor. Yani adamlarda hükümete karşı bir öfke var. Hükümetin yapacağı şey modernliği savunmak, kaliteyi savunmak, sanatı savunmak, ilerici aydın bir ruhu çok iyi vurgulamak. Ordu içinde fikir düzeyinde çeşitli bakış açıları var. Mesela kendine “Kemalist” diyen bir ekip var. Ama Atatürkçülükle bir kısmının alakası yok. İçleri öfke dolu ve nefret dolu bir kısmının, hepsi için demiyorum. Sosyalist solcu subaylar var. Yani komünist eğilimli olan subaylar var. Doğrudan solcu olup AK Parti’ye öfke duyan, Müslümanlara öfke duyan subaylar var. Her çeşit insan olabilir. Yani bu her çeşit insanın ortak bir görüşte birleşmesini sağlamak gerekiyor. Yoksa bunun tekerrür etmesi her an mümkün.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bugün Taksim’de CHP’nin ev sahipliğinde bütün partilerin katılacağı büyük bir demokrasi mitingi yapıldı. Bütün partilerden insanlar meydana akın etti. Taksim’deki mitinge CHP’li siyasilerin yanı sıra AK Parti’den İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Müezzinoğlu, Meclis Başkan Vekili Ayşenur Bahçekapılı da katıldı. Fotoğraflar da vardı.

ADNAN OKTAR: Evet. Darbenin yapıldığı gün “CHP’liler, MHP’liler, AK Partililer, Saadet Partililer, Büyük Birlik Partililer büyük mitingler yapsınlar” dedim. “Ve mitinglerine karşılıklı birbirlerinin desteğini sağlasınlar” dedim. Yani “Mesela CHP mitingine AK Partililer gitsin” dedim. Ve “Tayyip Hoca’nın resimlerini, AK Parti sloganlarını kullanmayın” dedim. Çünkü bu parti işi değil. Türkiye’ye yönelik bir olay var. Dolayısıyla bu da uygulandı. Geniş çapta uygulandığını görüyorsunuz.

CAN DAĞTEKİN: “Artık eski siyaset olmaz” demiştiniz Hocam.

ADNAN OKTAR: Artık tabii klasik muhalefetçi siyaset olmaz. Yani birbirini kırıp geçiren, hakaret eden falan olmaz. Eğer onu bu kuvvetler görürse onların eline koz geçmiş olur. Bu darbe için gerekçe olur. “Bak, onlar birbirini yiyor, birbirlerine muhalifler. Türkiye’nin ilerlemesi durdu. Halk birbirine düştü” der. Ve darbe gerekçesi meydana getirebilirler. Adnan Menderes döneminde adamlar akıl almaz acımasız ve merhametsizlerdi. Yani sadisttiler. Sevgisiz ve merhametsizdiler. Ordunun içinde ve her kurumda, her yerde az da olsa merhametsiz, sadist, acımasız insanlıktan nasibini almamış, insanlardan nefret eden psikopat tipler var. Her dönemde olmuş. Mesela Talat Aydemir ihtilalinde de, çok küçük bir grupla yapıldı. Yine aynı gerekçeler yani iktidarın hata yaptığı iddiasıyla ortaya çıkıyorlar. Dolayısıyla bunu yine tekrar edebilirler. 12 Eylül’de halkı da ikna etmek için terör acayip azdırılmıştı.

Hükümetin A, B, C, D planları olması lazım. Bir de milis gücü oluşturulması gerekiyor. Yani milis gücü her zaman için sağlıklı bir yapılanma. Mesela İran’ın milis gücü var. İran’ı yerinden bile kıpırdatamıyorlar. Yoksa İran’da otuz kere darbe olurdu. İlk dönemde böyle bir yapılanma yoktu İran’da. Sürekli devlet başkanları öldürülüyordu peş peşe. Meclise bomba atıyorlardı, oraya bomba atıyorlardı, buraya bomba atıyorlardı. Adamlar dedi ki; “Bizim yüzlerce devlet başkanı adayımız var. İsterseniz her gün bir tane öldürebilirsiniz.” Dediler. Ve devlet içinde ayrıca bir yapılanma oluşturdular. Arkasından bir yapılanma daha oluşturuldu. Yani iki milis gücü oluşturuldu ayrı ayrı birbirinden bağımsız. Ordu gücü ve polis gücü de ayrı. Hz. Mehdi (a.s) ordusu ayrı, beşli sistem üstüne oturdu İran. Ne PKK’nın gücü yetiyor ne Avrupa’nın, ne Amerika’nın. Amerika bak, yıllardan beri uğraşıyor İran’la, Avrupa da uğraşıyor, İngiltere de uğraşıyor. Amerika’nın bu baskılarına rağmen, İngiliz derin devletinin bunca komplosuna rağmen İran cayır cayır gelişmeye devam ediyor, gayet sıhhatli bir devlet. Ama tabii milis gücü çok iyi düşünülmesi, çok iyi ayarlanması gereken bir sistem, yani riskli de olabilir, faydalı da olabilir. Eğer iyi planlanır, iyi eğitilirse çok faydalı olur. Yani bayağı faydalı olur.

CHP mitinginde mesela provokasyon tarzında sloganlar da gördük. Bu CHP’yi bağlayan bir şey değil. Bu CHP’ye musallat olan tipler. CHP’nin bir türlü gelişmesine müsaade etmeyen, CHP’yi sürekli rahatsız eden tipler. Mesela “Kahrolsun AKP” diyor. Kardeşim, zaten darbecinin üslubu ne? “Kahrolsun AKP” İşte kahretmek istedi. Bombalamaya falan kalktı. AKP’yi kahrederse seni de kahreder aklını başına al. Seni ayakta tutmaz. İlk kahrolacaklardan biri de sensin. AKP kahrolunca sen ayakta mı kalacaksın? Bunları düşünmüyorlar.

CHP, HDP, MHP, Saadet Partisi, Büyük Birlik Partisi ve Vatan Partisi birlikte demokrasi yürüyüşü yapacaklarmış. Yani bu olayın çapını anlatıyor. Darbe için gerekçeyi ortadan kaldırmak çok önemli. Modern Türkiye, aydın Türkiye, sanatın, estetiğin hâkim olduğu bir Türkiye istikrarlı Türkiye olur. Gelenekçi Ortodoks sistemin hâkim edilmeye doğru gittiğini düşünürse insanlar kendilerine yaşam alanı bulamayacağını düşünürler. Hâlbuki Türkiye her görüşte insanın yaşayabileceği huzur bulacağı bir Türkiye olması lazım. AK Parti gerçi bunu yapıyor ama daha sağlıklı, daha sıhhatli, daha derli toplu bunu yerine getirebilir. Yani modern insanların, Kuran İslam’ı yaşayan insanların yaygın olduğu bir Türkiye sıhhatli Türkiye olur. Yani adamın kafasında bir Türkiye modeli var, Avrupa modelinde bir Türkiye. Ama gelenekçi Ortodoks bir Türkiye, daima bunu yaşayamayan insanlarca bir rahatsızlık olarak algılanır. Bunun ortadan kalkması lazım. Yani solcu da çok rahat etsin Türkiye’de, ateist de rahat etsin, Nakşibendî, Kadiri de, en koyu gelenekçi İslam’ı yaşamak isteyen de, Kuran İslam’ını yaşamak isteyen de, modern, çok kaliteli bir Türkiye’de yaşasın. Avrupa’dan daha gelişmiş bir Türkiye’de yaşasın. O zaman hiç kimsenin bir itirazı olmaz.

Sayın Kılıçdaroğlu’nu sert eleştirmeleri doğru olmaz. Yani heyecanlanmış olabilir. Olaylardan gerilime düşmüş olabilir. Ama iyi niyetini gösteriyor işte. Darbeye karşı miting yapması CHP’nin yeterlidir. “Niye şunu demedi? Niye bunu demedi?” falan, aklına gelmemiş olabilir. O an sıkıntıdan insan unutkanlaşabilir. Basireti bağlanabilir. O an gerilimden tedirgin olmuş olabilir.

Şimdi görevinden alınan askerler var. İşte hukukçular var. Şu var, bu var falanfeşmekan. Bu kişiler şimdi AK Parti’ye muhalif ve darbeye de yatkın bir ruh hali geliştirebilir. Yani bu da bir risktir. Bu kişilerin de yatıştırılması, modern Türkiye ile mümkün, çok sevecen bir Türkiye ile mümkün. Çünkü Avrupa’nın da o zaman ikna olması mümkün İngiliz derin devleti de ona artık diş geçiremez öyle bir sisteme. Birlik beraberlik içinde olan, sevgi dolu olan bir sisteme diş geçiremez. Çünkü deccaliyet nefretin yayıldığı zeminde çok çabuk hayat bulabiliyor. Türkiye’de nefretin yayılmasını ortadan kaldıralım. Sevginin gelişmesini sağlayalım. Sevginin olduğu ortamda deccal yaşamaz. Sevgi deccalın panzehridir. Sevgi ve iman olan bir toplulukta deccal güç yetiremez. Ama nefret politikaları yine devam ederse deccalın da gücü daha da artar. Deccalın gücünü yok etmek için sevgiyi geliştirmemiz lazım.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Sayın Kılıçdaroğlu mitingde bir manifesto okudu. Uygun görürseniz okuyacaktım haberi.

ADNAN OKTAR: Evet.

BÜLENT SEZGİN:“Ve “kabul edenler el kaldırsın” diyerek tarihte ilk defa yüz binlerin oyu ile kabul ediliyor.” Dedi. Özetle şunları söylüyor. “Darbe sonrasında emre uyan er ve erbaşların linç edilmesini asla ve asla kabul etmiyoruz. Linç edenlerin yargılanmasını istiyoruz. Anayasamıza dördüncü güç olarak medyayı yazalım. Demokrasi aynı zamanda din ve vicdan özgürlüğü demektir. Hiç kimsenin inancına müdahale etmemek demektir. İnancı, kimliği, yaşam tarzı ne olursa olsun bu ülkenin güzel insanları bu ülkenin meydanlarında özgürce gezebilmelidir. Her türlü darbeye ve her türlü vesayete karşı çıkmak tüm demokratların bu ülkeye namus borcudur. Balyoz, Ergenekon gibi davalarda mağdur edilen insanların itibarlarının iadesi bütün siyasal partilerin gündeminde olmak zorundadır.” Dedi.

ADNAN OKTAR: Yalnız tabii bu konuşmaların psikolojik etkisi nasıl olur onları biz tek tek bir değerlendirebiliriz.

Şimdi, Balyoz, Ergenekon, şu bu falan, burada da darbe iddiaları vardı. Sonra “yok” dediler. Ama yani kökeninde eğer akılcı düşünürsek AKP’den nefret eden bir subay topluluğu var. Bu Ergenekon içinde de görülüyor. Balyoz denen yapılanma içinde de görülüyor. Balyoz belki de kod adı, belki de yoktur öyle bir şey ama “topluluk” diyelim. Bu kişiler zaten bu olaydan sonra AK Parti’ye karşı zaten öfkeli hale gelmişlerdir. Yoksa bile öfkesi öfkeli hale gelmiş olabilirler.

Aslında çözüm sadece modernlik ve kalite, sanat. Yani çünkü ordu Adnan Menderes’e karşı olduğunda kalitenin yok olmasından, sanatın yok olmasından, gelenekçi Ortodoks inancın yayılmasından rahatsız olarak bunu yaptılar. Yani hep şikâyet bu olmuş şu ana kadar. Bakın, dikkat edin. Ordunun tek şikâyeti olmuş: Gelenekçi Ortodoks inanç ve bu inancın getirdiği sanattan, estetikten ve kaliteden uzak yapı. Bundan rahatsız olmuşlar. Yoksa Adnan Menderes mesela köylere çeşmeler yaptırdı, yollar yaptırdı. Muazzam hizmeti vardı. Ama sanat ve kalite gelişmedi. Yani bunun arayışı ve özlemi içinde oluyor insanlar. Sanatı, kaliteyi ve ilerici aydınlık düşünceyi ön plana alan bir yapıyı insanlar istiyor. Çünkü insanların içini açan sanat oluyor. Mesela ben bugün dışarı çarşıya çıktım. Dümdüz oturulan kafeler var. Bu, insanları sıkar. Yani oturuyor konuşuyor ama o onu açmaz. Mesela oradaki küçük bir yeşillik bile onu açar.Mesela güzel bir insan oradan geçmesi insanları açar. Ama o yok bu yok şu yok, çay içmekle insanlar rahatlamazlar. İnsanlar güzellik ararlar. Mesela normalde durduk yere bir insan sıkılır, sıkılırsa bir şeyi değiştirmek ister, bunalır yani. Mesela CHP bile iktidara gelmiş olsa ondan da insanlar sıkılabilirler. Biran önce değiştirmek isteyebilirler. İnsan aceleden yaratılmış diyor insanın ruhunda var bu. Biran önce kurtulmak ister. Mesela CHP iktidara geldi daha önce halk daha hala öfkeyle anıyor onu. Kurtulduğu için seviniyor. Mesela Menderes iktidara geldi sol çok çok rahatsız oldu. Halbuki solu da mutlu edecek politika izleyebilirdi Adnan Menderes. Mesela solcu gençleri bir araya toplayıp onlarla konuşup şakalaşıp sohbet edebilir. Onlara böyle sanatın, estetiğin, güzelliğin önemini anlatabilir ve bu yönde politika geliştirebilir. Bu yönde geliştirdiği politikayı alenen uygulayabilir.

Tayyip Hocam’a biz iyi sahip çıkalım. Sayın Başbakan çok efendi bir insan, çok dürüst bir insan. Sevgiside güzel insancıllığı güzel ama hepsinin üstünde samimiyeti çok güzel. Alabildiğine dürüst bir insan ve hırslı değil. Makam mevki hırsı yok.

Mesela ben dışarıya çıkıyorum bütün gençler modern ama halk benim gördüğüm tedirgin. Yani birçok mağazaya uğradım birçok kişiye uğradım falan o mobilya mağazasına falan da baktım dikkat ettiniz mi bayağı tedirgindi yani o ortamda üslubundan falan anlaşılıyor.  

Fakat tabii komünistlerin dediği mesela, “Ne şeriat, ne darbe, bağımsız Türkiye, Faşizme karşı omuz omuza“ oh ne güzel. Tamam hadi sen bir şey yap o zaman diyorsun, al sana komünizm diyor. Al sana proletarya diktatörlüğü. Kazık gibi heykeller korkunç resimler. Dehşet verici bir sistem boyunlarında kırmızı fularlarla gezen adam öldürmeye hazır komünist milisler bir, kısmı için söylüyorum. Adamın sunduğu şeye bak adam bataktan kaçarken ateşin içine düşürüyor. Bak faşizmden daha korkuncunu bize teklif ediyor. Gelenekçi Ortodoks sistemin meydana getireceği soğuk sevgisiz dünyadan daha dehşet verici bir dünyayı bize çözüm olarak gösteriyor. Anlaşılıyor ki hiçbiri değil ancak Mehdiyet. Ancak Mehdiyet’le kurtuluş var. Solun da kurtuluşu Mehdiyet’tedir, sağın da kurtuluşu Mehdiyet’tedir. Bunu bir kitap halinede getirebilirim. Yani felsefi yönleriylede anlatan bir kitap haline getirebilirim.

ERDEM ERTÜZÜN: Peygamberimiz (s.a.v.) “Denenmeyecek hiçbir sistem kalmayacak” diye buyuruyor.

ADNAN OKTAR: Evet.

Ben ilk gün askere, polise sevgi dolu davranın dedim. Askere şiddet kullanmayın kucaklayın onları dedim. Masum olan askerler zaten bırakılıyor. Aileleri tedirgin olmasınlar askerimizi biz canımızdan daha çok seviyoruz. Onlar Allah için İslam için canını veren aslanlar. Gönülleri çok rahat olsun. Kandırılanlar baskıyla tehditle hareket edenler dekanuna hukuka güvensinler, Allah’ın adaletine güvensinler.

Darbenin nedenini yazalım ben öyle bir kitap hazırlayayım. Darbenin felsefi psikolojik kökenini analiz eden bir yazı. Onun için darbe günü olan bütün konuşmalar yazışmalar falan onları bana hazır olarak getirin ki ben onları inceleyeyim oradan bir ortak kanaat ortaya koyayım ve onları delil olarak sunabileyim.

Evet, Fikret dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP, MHP ve AK Parti Genel Başkanlarını darbe konusunda görüşmek ve kendilerine darbeye karşı aldıkları tavırdan dolayı teşekkür etmek üzere yarın külliyeye davet etti. Ancak AK Parti bazı büyük haber siteleri “Sayın Kılıçdaroğlu “Saraya girersem ne olayım” diyordu şimdi davet edildi” şeklinde başlıklar attılar.

ADNAN OKTAR: Kardeşim o normal klasik siyasetin uygulandığı dönem için ama şuan Türkiye’nin yok edilmesi planı var. Anadolu’dan sürülüp çıkarılmaları ve imha edilmesi planı var. Onunla ilgili görüşme bu. Birde yani o o an söylenmiş bir söz. Nerede görüşsün yani güvenli yer neresiyse orada görüşür. Bu Sayın Kılıçdaroğlu’nu küçük düşürecek bir şey değil. Sayın Kılıçdaroğlu Seyyittir Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan. Peygamberimiz (s.a.v.)’in evladıdır yani. Evlad-ı Resul’dür. Nurlu bir insandır, temiz bir insandır, efendi bir insandır Allah onu oraya getirdiyse Cenab-ı Allah onu bir hayırla oraya getirmiştir. Boş olmaz öyle bir insan. Kaderde ana muhalefetin lideri olarak yaptıysa Allah onu, öyle görevlendiyse vardır onda.

Birde AK Partililer CHP içerisinden gelen sözlere alınmasınlar önemli değil ama o tedirgin oldukları konular hayati konulardır onlar mutlaka AK Parti’nin politikası içersinde hal edilmesi gerekir. AK Parti’nin o yönde bir politikası şart. Yani yeni bir politika anlayışı olması lazım.

Birde askerimizin darbe teklifine karşı eğitilmesi lazım. Orduda darbeye karşı bir eğitim verildiğini ben duymadım. Orduda dış saldırıya karşı eğitim veriliyor ama darbeye karşı eğitim verilmesi çok önemli. Darbe durumunda bir asker ne yapması gerekir? Nasıl mücadele yapması gerekir? Mesela tankları nasıl durdurması gerekir? Uçağı nasıl durdurması gerekir?  Darbecilere karşı nasıl tavır alması gerekir bunların ince ince detaylı anlatılması lazım. Polisin de ayrı eğitilmesi lazım. Polis de o yönde eğitilmiş değil. Darbeye karşı bir eğitim yok. Hatta bu konuda bir bilimsel kitap da yazılabilir, kitaplar yazılabilir. Halk da darbeye karşı eğitilebilir. Darbede ne yapacağını bilmiyor halk. Tamamen doğaçlama olarak mücadele veriyor. Hiçbir şey belli değil. Kimi mesela askeri dövmeye kalkıyor, kimi bağlamaya kalkıyor, kimi silahını alıyor, kimi aldığı silahı geri veriyor. Kimse ne yapacağını bilmiyor. Ne yapacağını bilmesi lazım halkın.

İlk gün, asker bizim askerimiz, polis bizim polisimiz dedim sakın askere şiddet kullanmayın dedim. Şefkatli davranın. Yoksa çok acayip linç olabilirdi. Darbenin asılsız ve sahte olduğunu söyleyince darbe zınk diye durdu Allah'a çok şükür. Yani bizim çevremizde bildiğimiz çevrede durdu. Hemen zaten yayını kesmeye kalktılar ondan sonra. Önce önem vermiyorlardı TRT'ye şuna buna önem veriyorlardı baktılar ki asıl olay başka türlü. Ve yıldırım hızıyla burayı susturmaya kalktılar. Ve durduramadılar biz de internetten yine devam ettik. Hemen gidip Türksat'ı vurmaya kalktılar. Yanlış yere gittiler o da Hızır (a.s)’ın onlara bir oyunuydu.

Şimdi kısa bir ara verelim, ondan sonra devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Türk Halkının 15 Temmuz Kahramanlık Destanı

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Mehmet Demirtaş, helal olsun sana. Sanatçı ama hakiki sanatçı.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bazı büyük internet siteleri Bakırköy CHP İlçe Başkanlığı’nın yazdığı bir kağıt üzerine AK Partililere “CHP’nin mitingine gitmeyin. AK Parti’liler oyuna getiriliyor” çağrısı yaptı. Bakırköy İlçe Başkanlığı’nın duyurusu, hükümetin şuan darbe bahanesiyle sivil bir darbe yaptığı ve bu tehlikeli girişe dur demek için herkesin meydana gelmesi şeklinde.

ADNAN OKTAR: İşte bu felaketin kapısını açan bir konuşma. Bir darbe var buna karşı millet tavır alıyor o kadar. Karmakarışık bir sistem yok. Yersiz, isabetsiz, zararlı bir açıklama. Velev ki dediği gibi olsa bile toplanmanın ne faydası olacak? Her halükarda CHP’nin yaptığı güzel bir şey, darbeye karşı insanları toplayıp bir şeyler konuşuyor fazla irdelemeye gerek yok, mühim olan CHP tavır alıyor. Bu konuşmalar ister istemez darbenin felsefesine uygun bir hale gelir öbür türlü. Çünkü darbenin ihtiyacı olan şey halkın ikiye bölünmesidir. İki ayrı görüşü, iki ayrı menfaat çatışmasını gerektirmesidir ve o zaman üçüncü güç bir devreye girdiğinde elliye elli olan güçlerde, birlik bir güçte elli bire çevirir, birlik bir güçte bak bir veyahut ikilik bir güçte elli ikiye çevirir, elli dörde çevirir ve darbeyi başımıza getirir.

Elliye elliyi muhafaza etmek tehlikeli olur Türkiye için. En, en, en olabilecek yüzde doksan beşe beş olabilir Türkiye’de yani yüzde doksana on bile tehlikeli olur, bütünün bir arada olması gerekiyor. En az yüzde doksan beş kesimin bir arada olması gerekiyor, öbür türlü riskli olur, birbirlerine muhalif konuşmalarda konuyu pozitife çevirecek bir üslupla kapatmak lazım. İrdeleyip böyle lastiklendirip sündürüp elliye elliye düşürmek tehlikeli olur. 

Eskiden partiler mesela bir CHP gelir. CHP taraftarlarına göre bir idare uygular. CHP’lileri işe alır, diğer partili olanları işten çıkarır. Veyahut işte bir şekilde onların yerine diğer kişileri getirir. Öyle bir sistem vardı. Menderes döneminden sonra da yine fark etmedi. Devam ettiler, darbe riskinden çekinerek devam etti. Bakın bütün İslam ülkelerinde darbe riski oluyor. Bütün Asya ülkelerinde darbe riski oluyor. Yani Danimarka’da, Norveç’te, İsveç’te falan olmuyor. Hollanda’da, Almanya’da falan olmuyor. Yani kalitenin ön plana alındığı, sanatın ön plana alındığı demokrasinin geliştiği yerlerde olmuyor. İktidara gelen parti mesela Mısır’da bir geldi ihvan-ı Müslim’in, tam kendi gelenekçi Ortodoks mantığına göre ülkeyi idare etmeye başladı. Hemen Musevi karşıtlığı, Hristiyan karşıtlığı, sanat estetik tamamen ortadan kalktı. Böyle kahverengiyle gri karışımı, siyah karışımı bir Mısır oluştu. Böyle göbekli, yaşlı, sert mizaçlı, sert yüzlü insanlar Mısır’ı yönetmeye başladılar. Ve çok haşin bir üslupla. İnsanlar baktılar hayatın anlamı kalmadı, yüzde 50’si için. Garip böyle koyu gri bir Mısır meydana geldi. Adamlar da canı pahasına o hükümeti devirdi. Şimdi Tayyip Hocam modern bir insan. AK Parti de modern İslam anlayışını savunan bir parti. Ama elinde elemanı yok yani yetişmiş gençliği yok.

Fethullah Gülen cemaatinin bir ideolojisi var. Risale-i Nur ve Risale-i Nur zemininde Mehdiyet, Mehdilik inancı tarzında. Ama tabii Fethullah Gülen de yorumluyor bunu benim anladığım kadarıyla. Yani Risale-i Nur çizgisi içinde pek kalmıyor. Mesela darbeyle ilgili bu yapılanlar zulümdür demedi. Daha hala bekliyoruz. Köprüde şehit edilen insanlar, havadan otomatik silahla, helikopterle vatandaşların taranması ve kahraman polislerimizin kaldığı tesislerin havadan bombalanması, bunun sonucunda aslanlarımızın kitlevi olarak şehit edilmesi mesela bu bir alçaktır, şerefsizliktir demesi gerekir. Bekliyoruz, demedi. Şimdi bu bir yorum demek ki. Yani kendine göre İslam’ı böyle yorumlamış. Risale-i Nur’u da buna göre yorumlamış. Mesela bak taraftarlarının birçoğu dehşete kapıldılar. Peş peşe açıklamalar da gelmeye başladı biliyorsunuz. Bunu bilmiyorlardı mesela bu acı gerçeği öğrenmiş oldular. Ama ordu içindeki elemanlar biliyormuş demek ki. Mesela bunu halk bilmiyor.

Tayyip Hocam bir orta yol bulursa çok rahatlar. Modern genç kızlar, modern delikanlıları da ön safha alsın. Hep başörtülü hanımlar olmasın. Hep sakallı gençler veyahut işte bıyığı belirli biçimde kesilmiş gençler olmasın. Modern hanımları böyle dekolte hanımları, aydın görünümlü, modern görünümlü gençleri ön plana alsın. Müziği ön plana alsın, sanatı ön plana alsın. Böyle klasik sağcı, gelenekçi Ortodoks bir görünüm gereksiz yere bir yorgunluk meydana getirir toplumda. Bu yorgunluktan kurtulmak isteyen insanlar darbecilerden yana tavır geliştirebilirler. Yani orduda eğer Gülenci bir hareket gelişmiyorsa illaki ideolojisi olan bir hareket gelişir. Ordu, uzun süre Atatürkçü diyorlardı işte Kemalist diyorlardı. Öyle olmadığını gördük. Böyle bir şey yok. Her asker Kemalist olacak diye bir şey yok. Veyahut usulen de Kemalist de olabilir ama Kemalizm bir ideoloji değildir bir şey değil. Yani bir sosyalizm gibi faşizm gibi veyahut Fethullah Gülen hareketi gibi veyahut ne bileyim IŞİD gibi bir ideoloji değil bu. Kemalizm yani modernlik, çağdaşlık işte sevecenlik duygusunu esas alan ortada bir ideolojidir. Yani Kemalist olup adam İslam’ı da savunur, dinsiz ateist de olabilir. Yahut mesela Kemalist olup ülkücü de olabilir. Yani Kemalist olmanın bir sınırı yok. Kemalizm artı bu ideoloji şeklinde oluyor. Yani saf Kemalizm yok.

Artık sertlik politikası olmaz. Yani parti liderleri bundan sonra sert konuşamazlar. Sert demeçler olmayacaktır. Çünkü sert demeç olduğunda bu darbecinin ideolojisinin tasdiki olur. Bak der burada millet birbirine düşmüş. O ondan nefret ediyor, o ondan nefret ediyor. Bu insanlara siyasetle yön vermek mümkün değil. Zor kullanarak, korkutarak, dehşet saçarak hakim olup bunları kurtarmak gerekir. Yani komünizmde de devrimin mantığı bu oluyor. Komünizmde halkın menfaati için halka rağmen mantığı var. Bak, halka rağmen halk için. Şimdi darbede de yani halka rağmen halk için mantığıyla ortaya çıkar darbeciler. Şiddet ve dehşetle halkı bastırıp, onların muhalefetini durdurup halka hizmet etme düşüncesi oluyor darbecilerde. Komünizmde de bu aynısı vardır, faşist darbelerde de bu vardır. Mesela Hitler dehşet saçarak iktidara geldi. Amacım halka iyilik yapmak dedi. Hakikaten de Almanya zengin oldu Hitler’in zamanında. Görülmemiş şekilde zengin oldu, tarihinde hiç olmadığı şekilde. Mesela Mussolini İtalya’da iktidara geldi. İtalya akıl almaz zengin oldu yani tarihinin en zengin devridir, dehşet ve şiddetle. Mesela 1960’ta asker darbe yaptığında, biz bunları asıyoruz ama halkın mutluluğu için asıyoruz dediler. Yani öyle bir mantık vardı. Mesela Mao milyonlarca insanı öldürdü Çin’de. “Çin halkının mutluluğu için yaptım” dedi. “Çin halkını kurtardım” dedi. “Yoksa halk mahvolacaktı. Yöntem budur” dedi. Şuanda da darbeciler Türk halkını kurtarma mantığıyla hareket ediyorlar. “Çünkü AK Parti ideolojisinin içerisinde kilitlenip kaldılar” diyor. “Çıkamıyorlar şuan” diyor, “ileri geri hareket edemiyorlar. Ancak biz halka şiddet kullanarak, dehşet saçarak, onları korkutarak gücü ele alıp, onları bu derdin içinden kurtarabiliriz” diyorlar. “Yoksa onlar bu sistem içinde kilitlenip kaldılar” diyor. Yani rejim ileri geri hareket edemiyor diyor. “Ve AK Parti kilitleme politikasına devam ederek bu açmazı iyice kitler hale getiriyor” diyor. Ve bu şekilde yorum yapıyor. Şimdi bu yorumun ortadan kalkması için, bu ideolojik felsefenin ortadan kalkması için Halk Partisi, Büyük Birlik Partisi, MHP, Saadet yani hepsinin ideoloji ve inançlarına uygun bir felsefi devlet bakış açısını, bir siyaset bakış açısını AK Parti uygulamak zorunda. Mesela bütün CHP’lileri mutlu edecek bir çalışma yapması lazım. Bütün MHP’lilerin hoşuna gidecek bir politika izlemesi gerekiyor. Ve bütün AK Partililerin hoşuna gidecek bir politika izlemesi gerekiyor. Ama bunu yaparken yüzde 20 AK Parti’den koparabilir, yüzde 20 CHP’den koparabilir, yüzde 20 MHP’den koparabilir. Çeşitli partilerden yüzde 20’şer koparabilir. Ama mesela yüzde 80’ini uygular, o da onları rahatlatır, kabul eder. AK Partililerin istediğini yüzde yüz yapmak CHP’nin olmaması demektir. Yani CHP insanının olmaması demektir. Halbuki AK Parti’den yüzde 20 menfaatlerini ve onların imkanlarını alırsa AK Parti mesela AK Partili dışarıda dekolte bir hanım istemiyor veyahut müzik istemiyor. Bunu yapması lazım AK Parti’nin. Yani sırf oraya göre bunu yapamaz. O zaman modernliği isteyen kesim sıkılmaya başlar, gerilir. Darbeci kesimin potansiyel kitlesi oluşmaya başlar. Bu anda olmazsa da uygun bir zeminde bu ortaya çıkabilir. Yani bu bir patlama olarak kendini gösterebilir. Mesela sürekli AK Partili olmak insanları sıkabilir. Adam sırf ondan bile kurtulmak isteyebilir. Yani psikolojik zarar verebilecek, psikolojik baskı yapabilecek her şeyi AK Parti’nin hesap etmesi gerekiyor. Eğer kendileri hesap edemiyorlarsa biz bir rapor olarak hazırlayalım. Yani hangi konularda halk hoşnutsuz olabilir ve gerilim meydana gelebilir bunları söyleyelim. Ve AK Parti’nin hiçbir zararı olmaz bundan. Yani müzik AK Parti’nin İslam’ı yaşamasını engellemez. İnancıyla da çelişmez. Dekolte hanımların olması, modern geçlerin olması AK Parti’yi yıkmaz, bilakis ayakta tutar. Hiçbir şey olmaz. Çünkü gelenekçi Ortodoks kesim zaten AK Parti’yi beğenmiyor. Yani herkesin isteğini yapması mümkün değil AK Parti’nin. Herkesten biraz alarak yapabilir. Mesela gelenekçi Ortodoks katı Ortodoks yani Katolik Müslümanların inancına da uygun bir zemin var Türkiye’de. Ama Ortodoks gelenekçi Müslümanların bütün istedikleri yapılırsa o zaman Türkiye’nin yüzde 60’ının dediği yapılamamış olur. Hatta yüzde 70, yüzde 80’inin dediği yapılmamış olur. Onun için modern, kaliteli bir Türkiye’ye ihtiyaç var. Tayyip Hocam o konuda abansın ve her türlü gayreti göstersin. Yoksa yani bu potansiyel tehlike kesintisiz devam eder.

Mesela şimdi diyorlar ki; balyozdan tutuklanan subaylara iade-i itibar yapalım. Yani yeniden göreve getirelim. Ergenekon’dan tutuklanan subaylara iade-i itibar yapalım, göreve getirelim. Bu sefer de hakikaten balyoz tarzında bir darbe olabilir. Hatta onun içerisine eski darbeciler de katılabilirler. Bunun da hesap edilmesi lazım. İnce ve çok iyi bir hesap yapılması gerekiyor. Çünkü balyozda bir şey reddetmedi adamlar. Biz sadece bir tatbikat olarak bunu söyledik dediler. Yani böyle bir plan hiç yok anlamında demedik dediler. Böyle bir plan var. Ama biz bunu hayata geçireceğiz anlamında değil de tatbikat olarak hani böyle olsaydı böyle olurdu gibi düşündük dediler. Bence rahatça olabilir. Yani çünkü Tayyip Hoca’dan birçoğu haz etmiyor, Anadolu delikanlısı olduğu için, Kasımpaşa kültürünü yansıttığı için. Bize hoş gelen, bize Anadolu sıcaklığı olarak gelen görünüm bazı entellerde, bazı adamlarda çok şiddetli alerji yapabiliyor. Yani öfkeli ve sevgisiz oldukları için. Zaten çok çok iyi olsa bile onların dediği anlamda yine öfke duyabilirler. Çünkü Kemal Kılıçdaroğlu’ndan da nefret ediyor aynı adamlar. CHP’li olmasına rağmen nefret ediyor. Yani kindar, sevgisiz adamlar. Bu potansiyel her zaman bulunur. Yani halkın içinde sevecen, iyi insanlar olduğu gibi gaddar, acımasız, merhametsiz insanlar da çok fazla olur. Bazen bu elliye elli olur, bazen seksene yirmi olur. Ama olur. Dünyanın bir özelliği bu. “İnsanların çoğu iman etmez” diyor Allah,“iman edenlerin çoğu da Allah’a şirk koşmadan iman etmez.” Demek ki büyük bir çoğunluk iman etmiyor. Ve bu, işte potansiyel darbecinin elemanı olmuş oluyor, onun destekçisi olmuş oluyor bir kısmı. Bazen bu oranlar değişebilir, tarih içerisinde değişebilir.

CHP’nin içinden AK Parti üslubu beklemek yanlış olur. CHP’nin kendine has bir muhalefet ağzı vardır, onu hafifletebiliriz ama tamamen durması çok zor. Yani yıkıcı bir üslup olmaması için AK Parti çok ılımlı konuşursa CHP ılımlı bir çizgide kalacaktır. Hepsi için demiyorum tabii CHP’nin ama bir kısmı sert üslup olmadan pek yaşamazlar yani alışmıştır, illaki laf sokacak, bir şey söyleyecek. Özellikle komünistlerden o tarz bir üslup beklemek çok zor. İki eli kanda bile olsa o sertlik üslubundan pek vazgeçmez bir kısmı.

Özetle darbenin çözümü modernizmdir. Modernizm, kalite ve sanattır ve hürriyettir. Yoksa her zaman kapıda. Paralelle dikeyle alakası yok, paralel subayların tamamı gitsin, esaslı şekilde darbe ayağa kalkar, yine çıkar. 1960’larda Fethullah Gülen yoktu. 1971’lerde, 12 Mart muhtırasında Fethullah Gülen yoktu. 1980 darbesinde, Talat Aydemir darbesinde Fethullah Gülen yoktu, apar topar yurt dışına kaçmıştı. Yani bayağı adam tutuklanmıştı.

Zannediyorlar ki Fethullah Gülen hareketi susturulunca darbe tehlikesi de ortadan kalkar. Böyle bir şey yok. Çeşit çeşit Türkiye’de o zuhur etti. Mesela sağ darbe de olabilir, sol darbe de olabiliyor. 1971’de 12 Mart muhtırası soldu. 12 Eylül, bak hep 12’ler ve dikkat edin hep Cuma gününe rast getiriliyor. Mütedeyyin vatandaşlar mütedeyyin yaşasınlar ama modern insanlar da modern yaşasın. Modern insanlara Türkiye’yi dar etmeye kalkarlarsa veyahut mütedeyyin insanlara Türkiye’yi dar etmeye kalkarlarsa dengeler bozulur. Mesela daha önce de mütedeyyin insanlara Türkiye’yi dar ettiler. Sakallılar, başörtülü hanımlar akıl almaz ıstırap çektiler gördünüz. Onlara karşı da AK Parti aslında demokratik bir darbe yaptı. Demokratik darbedir AK Parti’nin iktidara gelişi, demokratik devrimdir veyahut. Her şey değişti. Mesela başörtülü hanımlar şimdi her yerdeler. Meclise de giriyorlar, siyasette de, hastanelerde, bakıyorum her yerde başörtülü. Eskiden tahayyül dahi edilemezdi, bu da çok korkunç bir aşağılama. Sana ne kardeşim başörtülüyse? İstediği gibi gezsin, istediği gibi yaşasın sana ne yani? Sakallı bir insanın askeri tesislere girememesi veyahut başka tesislere girememesi çok aşağılayıcı bir üslup, kapıdan çevrilmesi. Adam mübarek şehit babası askeri tesise geliyor “yok amca seni alamayız” diyorlar. “Niye?” “Sakalın var” diyor. Yahut annesi geliyor başörtülü “yok anne seni alamayız hadi git” diyorlardı. Ama şuan yok o.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Alman basını darbe girişiminin ardından da Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı karalama kampanyasını sürdürüyor Der Spiegel dergisi Türk halkının demokrasi destanı yazmasını görmezden gelerek kapaktan “bir zamanlar demokrasi vardı” başlığını kullandı. Derginin iç sayfasındaki haberde de “Erdoğan’ın darbesi” başlığı atılarak Türkiye’ye karşı algı operasyonuna devam edildi.

ADNAN OKTAR: Darbe gününde yaptığım konuşmalardan bir kesit seyredebiliyor muyum?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

VTR: Ama çocuklara çirkin laf etmeyi bıraksınlar. Çok çok çirkin. O çocuklar asker, albay geliyor diyor ki “hadi binin cemselere, mühimmatınızı alın.” Biniyor. “Hadi gidin şuraya” gidiyor “oradaki adamları da gözaltına alın” diyor. Ne bilsin adam, neden mi diyecek albaya. Ne bilsin. Açıklanması lazım. Bu işin faturası gariban askerlerimize çıkmasın, canlarıma çıkmasın. Alabildiğine mazlum çocuklar, dehşetle gözleri açılmış halde resimleri var çocukların, ağlıyorlar. Hırpalama da olmasın. Ana kuzusu yirmi yaşında artın insaf yani. Sorunlu kimse tabii hukuk önünde cezasını çeker, bunun açıklaması yok. Suç işleyen hukuk önünde bunun karşılığını görür. Suç varsa tabii ki ona göre kanuni müeyyide uygulanacaktır, ona göre teczi olacaktır. Buna kimse itiraz etmez ama bunun içine ben Mehmetçiğin, askerlerin, er ve erbaşların sokulmasını istemiyorum. Yani bu üslup kalksın. Askerleri linç edenler, dövenler var onu paylaşmasınlar, çok çok yanlış bir hareket. O çocuklar dehşet içinde bakıyorlar, ana kuzusu onlar hiç dünyadan bile haberleri yok. Çocuk söylüyor, anlatıyor “bizim hiç haberiz yoktu, kışladan bize dediler ki” diyor “hazırlanın gideceğiz dediler” diyor.

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Kuleli Askeri Lisesi’nde görevli erler mahkemede yaşananları anlattı. Bir er şöyle konuştu: “Kemal Astsubay bize, askerlerim evlatlarım bir oyun var sizi kullanacaklar, oyunlarına oyuncak olmayın beni takip edin” dedi. Sonra Samet Yüzbaşı geldi “dinlemeyin” dedi.Sonra Kemal Astsubay “Samet sen karışma” diyerek tartışmaya başladılar. Başka rütbeliler de geldi, Kemal Astsubay “Allah’ıma Kitap’ıma hepinizi vururum, çocukları bırakın. Siz bir örgütün itliğini mi yapıyorsunuz?” diye söyledi. Kemal Astsubay silahını çekince arkasına geçtik ve biz de rütbelilere karşı silah doğrulttuk. Erlerden otuz altısı tutuklandı, Astsubay Kemal Vurgun’a yardım edenlerin de aralarında bulunduğu on dördü serbest kaldı.”

ADNAN OKTAR: İşte askeri nizam yapısı itibariyle darbeye açık ve darbeyi kolaylaştıran bir sistem. Buna da tabii teknik çözüm bulunamamış şu ana kadar dünyada. Amerika’da bile darbe tehlikesinden bahsediliyor şuan. Gayet de kolay olabiliyor darbe çünkü halk kesiminin yarısı memnun yarısı memnun değilse ona dayandırarak az bir kuvvetle kontrol altına alabiliyor. Zaten deccaliyetin vasfı odur, Bediüzzaman’da öyle söylüyor. “Az bir kuvvetle” diyor “insanların hırs ve şikakından istifade ederek az bir kuvvetle koskoca İslam alemini esir halde getirdi” diyor.

Mg Çapulcu Ateist; “Allah belamı vermesin” diyor versin diyor da ben vermesin diyorum “Türkiye’deki bütün Müslümanlar sizin gibi olsa hiçbir sorun kalmaz” diyor. Doğru söylüyor tabii ki. Türkiye’de sanat varsa, özgürlük varsa mesela ateist, adam toplanır, konuşuyordur, arkadaşlarıyla bir yere gider adama saygı duyarsın. Komünisttir, toplanır sohbet eder, bir yere geziye gider saygı duyarsın. Adam koyu gelenekçi Katolik Müslüman’dır, toplanıp zikir yaparlar, sarık cübbeyle istediği gibi gezer ona da saygı duyarsın. Masonlar toplantı yapar ona da saygı duyarsın. Ama Allah’tan korkan, Allah’ı çok seven bir insanın kontrolünde olur bu toplum. Ve ona da zarar getirttirmez, buna da zarar getirttirmez, herkese sevgi gösterir. Sanat her yere hakim olur, estetik, kalite her yere hakim olur, özgürlük alabildiğine olur, kadınlar istediği gibi giyinir, isteyen çarşaf peçeyle gezer, isteyen süper mini etek giyer kimse de karışmaz. Yani orada candan bir ortam, samimi bir ortam, sevgi ortamı olursa en azgın darbeci bile olsa orada darbe yapamaz. Ama yüzde ellinin dediği oluyor da yüzde ellinin dediği olmuyorsa darbecinin kapısı sonuna kadar açıktır. Çünkü yüzde ellilik bir kuvvet onun arkasında demektir. Bazı ülkeler, bazı olaylar için diyorum.

“Ehadisi şerifte gelmiş “ki diyor Bediüzzaman “Ahir zamanın Süfyan ve Deccal gibi nifak” yani münafık “ve zındıka” yani direkt dinsiz “başına geçecek eşhas-ı müdhişe-i” müthiş şahıslar, muzır şahıslar “muzırraları İslam’ın ve beşerin hırs ve şikakından istifade ederek” bak Müslümanların ve beşerin, insanların “hırs ve şikakından” şimdi bakıyoruz siyasetçilerde acayip bir hırs var ve muazzam bir şikak var yani birbirleriyle uğraşma ve zıtlaşma.“Az bir kuvvetle nev-i beşeri herc-ü merc eder” yani insanları herc-ü merc eder az bir kuvvetle“ve koca Alem-i İslam'ı esaret altına alır.” (Mektubat, sayfa 270) Hadisin şerhini yapıyor.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Van’ın İpekyolu ilçesinde terör örgütü PKK mensuplarının uzun namlulu silahlarla gerçekleştirdiği saldırı sonucu bir kişi şehit oldu, iki kişi yaralandı. Bölgede teröristlerin etkisiz hale getirilmesi için operasyon başlatıldı.

ADNAN OKTAR: Hep aynı sözler. Benim metafizik gördüğüm konulardan bir tanesi de bu. Üç tane çapulcu geliyor, karakolun önüne kadar geliyor, otomatik silahla içeriyi tarıyor, askerleri vuruyor, şehit ediyor, adam gayet sakin adımlarla yürüyerek çekip gidiyor. Kardeşim o adamın orada kalmaması bir mucize. Karakol dolusu adam var, nasıl oluyor bu iş? Bir asker için gerekirse bir milyon mermi sıkarsın yine adamı bırakmazsın. Ben anlayamıyorum bu işi. Mermiden bulut oluşturursun kardeşim yağmur gibi, sağanak yağmur gibi, kaçamaz. Yani tutar yakasından götürürsün.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Selahattin Demirtaş, Güneydoğu’daki operasyonları da darbecilerin yaptığını iddia eden şöyle bir konuşma yaptı. “O zaman Davutoğlu ne diyordu? “Sur’u ev ev temizleyeceğiz” diyordu. Ama emrindeki subay kripto paralelci çıktı” dedi. Demirtaş darbecilerin tanklarıyla Güneydoğu’daki şehirleri tek tek yıktıklarını ve orada bu tankların karşısına ilk kendilerinin durduğunu söyledi. “Bu darbecilerin önünde ilk biz durduk, şehirlerimizi yıkıyorlar dedik. Daha bir ay önce bu generaller kahramandı, biz vatan hainiydik. İşte darbe adım adım böyle geldi.”

ADNAN OKTAR: Kardeşim orada PKK’ya karşı mücadele yapan kim varsa kahramandır. Kahraman olan adam gidip orada alçaklık yaparsa oradan da adı zalim olur. Bir insanın sonu önemlidir başı değil.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Başbakan Binali Yıldırım, “Darbe girişimi sonrası MİT müsteşarına “Genelkurmay başkanımıza neden önceden haber vermediniz?” diye sordum, tatmin edici cevap alamadım” dedi. İstihbarat size darbe girişimini niye haber verememiş sorusunu yanıtlayan Yıldırım, “Onun cevabını ben de arıyorum, Cumhurbaşkanımıza sürekli her şeyi haber verirler. Maalesef süreçten haberimiz olmadı” dedi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim olay tabii halkın da tedirgin olacağı kadar büyük. Komutanları bir kere ortada göremedik ilk gün. Hiç kimse yok ortada adeta, bir tek Birinci Ordu Komutanı ortadaydı. MİT müsteşarı da ortada yoktu. Bir hayır vardır ne diyelim. Tabii acı bir durum yani.

Ne diyor MİT Müsteşarı Hakan Fidan? Makul bir cevap verememiş. Ama haberim yoktu diyebilir en fazla ne diyecek başka.

BÜLENT SEZGİN: Haberi olduğu ortaya çıktı. Daha önceden haberi varmış.

ADNAN OKTAR: Ne zamandan beri varmış haberi?

BÜLENT SEZGİN: Öğle saatlerinde “Genelkurmaya gittim” diyor “Genelkurmay Başkanı’yla konuştum” diyor.

EBRU ALTAN: Bu tarz söylentiler çok fazla olduğu için önce değerlendirip herhalde doğrulanmasını bekledikleri yönünde bir açıklama vardı.

ADNAN OKTAR: Herhalde evet Genelkurmay Başkanıyla da gelip görüşünce o da; “Herhalde öyle bir şey yok. Nereden çıktı?” falan dediyse, o da yalan haber diye inanmadı herhalde anladım kadarıyla. Muhtemelen öyle.

GÖKALP BARLAN: Bu istihbarata binaen Genelkurmay Başkanı da bütün Türkiye’de hava araçlarının kalkmasını yasakladı. Bazı yasaklamalar koydu. “Ona rağmen bu oldu” diyorlar Hocam, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ama Genelkurmay Başkanı çıkıp televizyona böyle söyleseydi, talimatı televizyondan verseydi konu bıçak gibi kesilirdi. Kâğıtla, defterle oldu mu adam işte götürüp teslim etmiyor.

Yirmi ayrı darbe girişimi haberi gelmiş. “Bunların doğruluğunun anlaşılması için bir araştırma gerekiyor. Ama Genelkurmay’a haber verdim” diyor Hakan Fidan. İşte Hakan Fidan da keşke televizyona çıkıp söylese iyi oldurdu. Saat 16.00’da bir subay arayıp olayı ihbar etmiş Milli İstihbarat Teşkilatı’na. Ama ben MİT Müsteşarı’nın sağlam delikanlı olduğuna inanıyorum. Yani sadece orada herhalde tereddüde düştü. Bir de iletme yöntemi yanlış olmuş. Televizyondan söyleyip bütün halka mal etmesi; doğru olan bu olurdu. Yani Genelkurmay Başkanı’nın açıklaması gerekirdi. Onlar da belki hani kargaşa olur diye, “yanlış bir haberse kargaşa olmasın” diye düşündüler. Özetle hiçbir şey olmaz. Erken haber verildi mi zaten darbe yatar. Ama hayır olmuş. Çünkü darbe o zaman haber verilir de yatsaydı daha kapsamlı hazırlık yapıp daha uygun bir saate getirebilirlerdi. Acemilik yapmış oldular. Daha hayırlı oldu böyle.

Bir reklam filmi yayınlanmaya başlamış. Ben “Ermenileri de say” dedim Tayyip Hoca’ya. Yani Kürt’üm, Çerkez’im, Laz’ım sayıyor. Ermeni niye saymıyor? Ermeni çok fazla vatandaşımız var. Yani yüz binlerce Ermeni var Türkiye’de. Daha yapmadı Tayyip Hoca, onu söylemesi lazım. Yani Ermeni kardeşlerimizin gönlünü almış olur.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İzmir Buca’da NATO’ya ait askeri alana çok yakın bir alanda başlayan yangın, cephaneliğe doğru hızla ilerliyordu. Şu anda yangının durdurulduğu haberi verildi. Fotoğrafları da vardı.

ADNAN OKTAR: Göreyim.

BÜLENT SEZGİN: Darbeci askerlerin kaçarken dikkat dağıtmak için sabotaj yapma ihtimalinin üzerinde duruluyor.

ADNAN OKTAR: Olabilir yani cephaneliğe yakın yer olduğu için mümkün, rahatça yapabilecekleri bir şey. Çünkü o konuda eğitim aldıkları için biliyorlardır böyle şeyleri.

Mesela Eyüp Can diyor ki; “Diyalog, hoşgörüden bahseden bir cemaat içinden eli kanlı darbeci zihniyet çıkması korkunç. Halkına kurşun sıkanları tüm varlığımla lanetliyorum.” İşte bu kadar. Benim istediğim bunu söylesinler. Fethullah Gülen’den istiyorum ben bunu. Bunu duyacağım.

Genelkurmay Başkanlığı’nın ani bir durum olduğunda bilgilendirme sistemi yeterli değil. Faksla bilgilendirme yapılıyor; faks çok geri bir teknoloji. Mesela bak, faks sistemini kilitlemiş adamlar. Genelkurmay her yere faks gönderdiğini zannediyor; hâlbuki gitmemiş. Demek ki kullanılacak bir yöntem değil. Televizyon kullanabilir, radyo kullanabilir Genelkurmay. Genelkurmay’ın radyosu olsun, televizyonu olsun. Faks sisteminin dışında ileri teknolojiler olabilir. İnternetten de aynı şekilde bilgiyi aktarabilir. Ama çok çok daha gelişmiş teknolojileri de kullanabilir. Onu bir inceleme yazısıyla değerlendirelim, bir analiz yapalım. O yazıyı Genelkurmay’a gönderelim. Yani beş dakika bu ayaküstü konuşulacak bir konu değil. Yapılan hataları bir tespit edelim. Yani çok fazla hata var. Bir tane, iki tane, on tane değil. Bu açmazları tespit edip ilgili birimlere gönderelim.

MİT müsteşarının da duyduğu her bilgiyi aktarması imkânı olmuyor. Çünkü kanunen onun sağlamasını yapması gerekiyor. Sağlama yapmaya çalıştığı için de vakit kaybı olmuş benim anladığım. Yoksa Hakan Fidan bayağı zeki, yaman bir delikanlı. Yani iyi niyetli olduğu açık ama orada bir kanunların da onu yavaşlatan bir yönü olmuş gibi görünüyor. Hâlbuki kendi kanaatiyle de bilgi aktarabilmesi gerekir. MİT kanununda değişiklik yapılsın. Yani emin olmadan da bilgiyi aktarabilsin. Çünkü emin olmak kolay değil. Yani zannı kanaati, zannı galibi de yeterli olsun. Mesela haberi veren adamın ciddiyetinden olay anlaşılabilir. Hareketlilikten olay anlaşılabilir. İspat edemez ama anlamıştır. Onun için MİT’in o konudaki yetkisi genişletilmesi lazım.

Bingöl’den bir hanım kardeşimiz yazmış. “Canım Hocam, akıl almaz yakışıklı ve cazibelisin. Çok etkileyici bir insansın. Sen dünyada en sevdiğim insansın. Seni izleyince çok huzurlu oluyorum. Manen kendimi çok güçlü hissediyorum. Rabbim dünyada da, ahrette de ayırmasın. Sana Allah aşkıyla aşığım. Lütfen beni sevdiğini söyler misin?” Seni ben çok çok seviyorum. İsmini söylemeyeceğim. Sen kendini biliyorsun. Ama “Bingöllü güzel” diyelim.

Tankla falan bir daha asker çıkarırlarsa tankın içinden asker çıksın kaçsın. Halkın arasına girsin. Çıkartsın üstünü başını, kaçsın. Tankın içinde durmasın. Arkadaşı varsa hatta arkadaşıyla beraber çıksınlar. Tankı bir çıkmaz sokağın içine soksunlar, o kadar. İtaat olmaz. Yani “vatandaşı öldür” diyen bir subay, artık subay değildir. Azmettirici bir katildir. Er, kanuni olarak onu yakalama yetkisine sahip. Yani gözaltına alabilir, yakalayabilir, karakola götürebilir, silahlı saldırı yaparsa kendini koruyabilir.

Ahir zamanda Peygamberimiz (s.a.v.), Hz. Mehdi (a.s) devrinde olacak bir olaydan bahsediyor, Medine’de yani İstanbul’da olacak olaylardan. “Köprü boydan boya tutulduğunda, doğudan gelen perçemli yıldızlar uçtuğunda, işte bu köprüde insanlar ölürler.” (Yevm-ul Halas, Kamil Süleyman, sayfa 515)  Görüyor musun detayı? Bak, “Köprü boydan boya tutulduğunda, perçemli yıldızlar” uçaklar. Yani yıldız gibi hani kuyruklu yıldız gibi uçuyor ya kuyruklu yıldıza benziyor ama yan yana uçan kuyruklu yıldızlar. “Peş peşe uçan kuyruklu yıldızlar.” Çünkü kuyruklu yıldız bir tane olur. “Kuyruklu yıldızlar peş peşe” diyor. “Doğudan gelen perçemli” diyor. Bombaları var ya altında saç gibi oluyor ya. Altı doluyor perçem gibi. “Onlar uçtuğunda” diyor. “Köprüde insanlar ölürler” diyor. (Yevm’ul Halas, Kamil Süleyman, sayfa 515) Ne diyorsunuz?

EBRU ALTAN: Çok detaylı anlatmış.

ADNAN OKTAR: “Köprü boydan boya tutulduğunda” Ahir zamanda Medine’deki olaydan bahsediyor, İstanbul’da Hz. Mehdi (a.s) devrinde.

SEMİH MERİÇ: Allah’ın ve elçisinin vaat ettiği gibi maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Doğudan perçemli yıldızlar uçtuğunda.

EBRU ALTAN: Yıldız uçmaz, uçak uçar.

ADNAN OKTAR: Tabii, “yıldızlar” diyor. “İşte bu köprüde insanlar ölürler” diyor. Ne diyorsunuz?

DANIELA HANIM: Çok şaşırtıcı maşaAllah.

NADYA HANIM: Tam tarif edildiği gibi gerçekleşmiş.

ADNAN OKTAR: Köprüde ketayip de olduğunu söylüyor, taburlar. Bu biraz artık aklın ihtiyarını alacak şekilde açık yani. Ketayip taburlar köprünün üstünde.

Bugün elli deprem olmuş Türkiye’de peş peşe, tam ahir zaman. Mübareğin zuhuru yaklaştıkça olaylar da peş peşe devam ediyor.

Yarın Tayyip Hocam parti liderlerinden Bahçeli ve Kılıçdaroğlu ile görüşecekmiş. İyi, güzel. Ama tabii çok halim bir politika olacaktır bundan sonra. Türkiye yeni bir damara girdi. Yeni bir hayat şekline girdi. Yeni bir boyuta girdi. Allah Türk milletini yeni bir yöntemle terbiye etti. Bundan sonra bağırma, çağırma, kavga olmaz. Bundan sonra kardeşlik ruhu daha pekişir. Bu Mehdiyet’in bir aşamasıydı. Bir aşama daha var, son aşamada da Mehdiyet var, inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere, hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü