Harun Yahya

Sohbetler (27 Temmuz 2016; 20:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz Adnan Oktar’la Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Efendim, hoş bulduk siz de hoş geldiniz. Evet, ne var ne yok dinleyelim.

KARTAL GÖKTAN: Al Jazeera Türkçe’den Didem Özel Tümer’in haberine göre askeri liseler kapatılacak. Harp okullarında bu dönem tüm öğrencilerin ilişiği kesilecek. Subay ihtiyacı üniversitelerden karşılanacak. Ve GATA, Sağlık Bakanlığı’na bağlanacak.

ADNAN OKTAR: Gülhane Askeri Tıp Akademisi.

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Memleketin hayrına olan her şey olur. Her şeyde hayır vardır. Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: 15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili Genelkurmay Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada “Askeri elbiseli teröristlerin sayısı sekiz bin altı yüz elli birdir. Bu rakam TSK’nın yüzde bir buçuğudur.” Denildi. Açıklamada “Darbeciler otuz beş uçak, otuz yedi helikopter kullandı. Üç gemi, üç bin dokuz yüz doksan iki hafif silah kullandı. Yetmiş dördü tank, iki yüz kırk altı zırhlı araç da darbeci askerler tarafından sokağa çıkarıldı. Darbe girişimine katılanların bin altı yüz yetmiş altısı er, erbaş, bin iki yüz on dördü ise askeri öğrenciler” İfadelerine yer verildi.

ADNAN OKTAR: Normalde böyle bir sayıda çok rahat darbe yapılabilirdi. Bu silah miktarı, adam miktarı diğer dünya ülkeleri için yeterli. Ama Türkiye’de sökmedi. Sökmez. Mehdiyet’in olduğu bir ülkede olmaz. Onu düşünmeleri gerekir. Mehdiyet’in olduğu bir ülkede sen haşa Allah’a karşı tavır almış oluyorsun. Haşa Allah’ı yenmeye kalkıyorsun. Allah’a mekir yapıyorsun. Allah benim mekrim daha büyük.” Diyor. Allah’ın tuzağına düştüler, tabii.

Etiket yapalım. “Dayanışma zamanı” diyelim.

Mehdiyet’e karşı yapıldı darbe. Mehdiyet’e karşı, İngiliz derin devleti Mehdiyet’e karşı darbe yaptı. Mehdiyet’i durdurmak için yaptı. Allah ayaklarına doladı. Başlarına geçirdi. Mehdiyet’le baş edemeyeceklerini bir kere daha anlamış oldular. Bak şimdi de birçok kişi Mehdiyet vesilesi ile kurtuldukları halde Mehdiyet’e tavır alıyorlar. O da şeytanın kışkırtmasıyla oluyor. Birçok kişide ben görüyorum. Şuan yine Mehdiyet’in bereketi devam ediyor. Hiçbir şekilde Türkiye’yi yenemeyecekler. Fakat bunun müsebbibi vesile olanı Mehdi (a.s)’dir, Mehdiyet’tir. Yoksa bu darbe çok rahat başarılı olurdu. Yani demin saydığın silah miktarı, adam miktarı bol bol yeter. Her şey biterdi. Ama Cenab-ı Allah Mehdiyet’in hâkim olmasını istediği için önündeki bütün engelleri tek tek kaldırıyor Allah. Ve buna çözüm bulamaz İngiliz derin devleti. Bak Amerika’yı devreye soktu. İngiltere bizzat kendi derin devletiyle devreye girdi. Ama tepetakla gittiler.

SERKAN AK: Hocam Allah ayette “Allah’ın emri takdir edilmiş bir kaderdir.” Diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. Halkı sokağa döken de Allah’tır. Bütün insanları ıslah eden de Allah’tır. Bir gecede Allah ıslah etti. Hadiste söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.), “Mehdi devrinde Allah halkı bir gecede ıslah eder.” Diyor. Müteaddit hadisler var. Hatta mesela rivayetler şöyle de gelmiş asıl rivayetin dışında. “Allah Mehdi’yi bir gecede ıslah eder.” Diyor yani bakın şimdi şöyle bir tabir vardır mesela polis için poliste değişiklik yapılacak, denir. Polis bir kişi için söylenir değil mi? Ama polis genel bütün polis teşkilatı için polis deniyor değil mi? Mesela asker kışlaya, diyorsun. Veyahut asker bu durumu kabul etmiyor, diyorsun veyahut asker bu durumdan çok memnun, diyorsun. Ne demektir? Askerin bütünü demektir tamamı. “Allah Mehdi’yi bir gecede ıslah eder” demek de Mehdi taraftarları, Türk milletidir. Allah tamamını bir gecede ıslah eder, o anlamdadır. Mehdi ordusudur Türk milleti tamamı. Peygamber (s.a.v.)’in hadislerine göre öyle. Orduyu mesela askeri bir gecede ıslah eder dendiğinde ne anlarız? Bütün asker bir gecede ıslah olur anlamında değil mi? Polisi bir gecede ıslah eder desek, demek bir gecede. Mehdi’yi bir gecede ıslah eder, dediğimizde bütün Mehdi ordusu yani bütün tüm millet anlamına geliyor aynı zamanda. Çünkü diğer hadis konuyu açıklıyor. Bak diyor ki, İbni Ebi Şeybe 15 cilt sayfa.197’de “Allah bir gecede Mehdi’nin emrini, işini ıslah eder. Yani Mehdi’nin vazifesi, yapacağı iş bir gecede olur biter.” Mesela bak bu başka bir rivayet. Mehdi (a.s)’nin yapacağı faaliyet çünkü milleti birleştirme değil mi Mehdi (a.s)’nin görevi? İşte bu “bir gecede olur biter” diyor Allah. Bir gecede ıslah olur diyor millet. İnnAllahe; gerçekten Allah, yüslihu; ıslah eder. Emrel mehdiye; Mehdi’nin emrini işini, fileyletin; bir gecede.

Bugünlerde bu balyoz, Ergenekon davalarında mahkûm olan geçmişte orduda görevli olan kişiler televizyon kanallarına çıkıp dindar olmanın herhangi bir cemaat mensubu olmanın yanlış olduğuna dair algı oluşturmaya çalışıyorlar. Mesela bu çok vahim bir gelişme. Buna çok dikkat etmek lazım. Çünkü bu sefer tam tersi bir mantığı geliştirmeye çalışıyorlar. Dindar olursan işte darbeci olursun. Dindar olursan işte Türkiye’yi yıkan olursun. Bir cemaate mensup olursan devlete zarar verirsin. Bir topluluğa mensup olursan devlete zarar hâlbuki İslam zaten cemaatler topluluklar halinde yaşanır. Her zaman böyle olmuştur. Osmanlı’da da böyle olmuştur, Selçuklularda da, Gazellilerde de. Hep tarikatlardan, cemaatlerden oluşmuştur toplum. Osmanlı toplumu da tamamen tarikatlardan oluşuyordu, cemaatlerden oluşuyordu. Padişah bile tarikat mensubuydu. Dolayısıyla tarikatlara, cemaatlere, İslam topluluklarına karşı kışkırtıcı bir politika izleniyor. Bu da planın ikinci aşaması gibi görünüyor. Çok dikkatli olmak lazım. Örneğin “İlla şucu bucu mu olmak gerekiyor?” Diyor. Kardeşim sen de bir yere mensupsun. Senin de bir yerin var değil mi? Mesela askerin de bir topluluğu oluyor. Başında komutanı oluyor. Kimse öyle başıboş olmuyor. Değil mi? Gidip ordu evinde kalıyorsun niye gidip normal lokantaya gitmiyorsun ordu evine gidiyorsun? Cemaatler halinde, topluluklar halinde oluyor insanlar.

SEMİH MERİÇ: Hocam, halkın sokağa çıkmasındaki kişiler zaten cemaatlere bağlı kişiler demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii, sokağa çıktığında halk bakıyoruz hemen hemen tamamı cemaat mensubu. Ya Nakşibendiler, Kadiriler, ya Mahmut Hoca’nın talebeleri veyahut partililer mesela onlar da bir cemaattir. Mesela Büyük Birlik Partililer, MHP’liler. Mesela Ülkü ocakları bunlar ülkü ocağı bir dernektir bir topluluktur bir fikir ekolüdür. Sen ne gerek var buna dersen bu olmaz.

Mesela arada yorumcular çıkıyor gençlerin beyninin yıkanması bilmem ne falan. Kardeşim sen Darwinizm’i anlatıyorsun gençlerin beynini yıkıyorsun. Materyalizmi anlatıyorsun gençlerin beynini yıkıyorsun. Veyahut solcusun, sol ideolojiyle gençlerin beynini yıkıyorsun. Bu beyin yıkama değil fikrini ifade etmiş oluyorsun. Mesela ülkücüler ülkücülüğü anlatır, gençlere ülkücü olması için teşvik eder. Mesela Kemalist gençler vardır Kemalizm’i anlatır. Masonlar vardır masonluğu anlatır. Nakşibendiler vardır Nakşibendiliği anlatır. Birçok dernekler kulüpler STK’lar vardır bunlar toplumun vazgeçilmez özellikleridir. Sen bunları ortadan kaldırmaya kalkarsan işte ailen bilmem ne. Ailen de seni eğitiyor ailen de bir yapılanma. Babası ne diyorsa çocuğu da öyle oluyor, babası çocuğunun beynini mi yıkıyor? Babası kendi fikirlerini anlatıyor, çocuğu ister kabul eder ister kabul etmez.

Islah etmek salah yani düzgünleştirmek, güzelleştirmek, iyileştirmek, mükemmel hale getirmek o anlamdadır ıslah.

Deccal birçok yerden saldıracaktır Müslümanlara. Mesela bir sağ yumruk vurduğunda bu sefer sol yumruk da vurabilir. Yani her ikisinde de savunmanın çok güçlü olması lazım. Sağdan vurunca orada kalmaz deccal bu sefer soldan vurmaya kalkar. Soldan vurunca yeniden sağdan vurmaya kalkar. Dikkatli olup dimdik durmak lazım. Dolayısıyla cemaatleri STK’ları, dernekleri, çeşitli legal örgütleri devreden çıkarmaya yönelik çalışmalar Türkiye’yi çökertme politikasının yan çalışmalarıdır çok dikkatli olmak lazım. Bazısı bilerek yapar bazısı bilmeyerek yapar böyle olmaz.

Birde devletin aldığı tedbirler şuan devlet tabii can havliyle kendini korumaya alıyor yani devletin bir koruma refleksi vardır o çalışıyor. Onun için kimse tedirgin olmasın bu bir dönem, geçiş dönemi bu sonra yatışır dengelenir düzelir. Yani sürekli böyle gidecek bir şey yok. Dolayısıyla tutuklamalar gözaltılar kimseyi tedirgin etmesin. Her şey rayına oturur her şey yerli yerine gelir kimse de mağdur olmaz.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: 15 Temmuz darbe girişimi soruşturması kapsamında Zaman Gazetesi’nin eski yöneticileri ve yazarlarına yönelik başlatılan operasyon kapsamında aralarında Ali Bulaç, Abdülhamit Bilici, Mehmet Kamış, Şahin Alpay, Mümtazer Türköne, Hilmi Yavuz, Nuri Akman, Bülent Korucu’nun da bulunduğu 47 kişi hakkında gözaltı kararı verildi. Şahin Alpay sabah saatlerinde polisler tarafından Beşiktaş’taki evinde gözaltına alındı.

ADNAN OKTAR: Bazen hakikaten suçlu oluyor bir şahıs bazen de suçsuz oluyor. Mesela askeri öğrencilerden de, askerlerden de yüzlerce kişi bırakılıyor yani ama gözaltına alınmış tutuklanmış, tutuklandıktan sonra bırakılanlar var. Tedirgin olunacak bir şey yok. Devletin meşru savunma mekanizması işliyor şuan yani her devlet hangi devlet olursa olsun kendisine bir saldırı olduğunda kendisini savunur. Can havliyle savunur çünkü devletin canını çıkarmaya kalkarsan devlet de senin canını çıkartmaya kalkar yani ona müsaade etmez. Dolayısıyla tedirgin olacak bir şey yok. Millet bizim milletimiz devlet bizim devletimiz. İttifak devam etsin yalnız bu gece sokağa çıkan kardeşlerimiz bunu bir nasıl diyeyim, birde neyin suç neyin suç olmadığı da belli değil birde bunları da oturttursunlar. Mesela halkı sokağa davet değil mi? Ne nedir bunlar hep her şeye açıklık getirsinler. Değil mi? Mesela halkın tepkisini dile getirmesini istemek nedir? Nasıldır? Her şey bir belirginlik halinde olsa çok iyi olur. Mesela farz edelim asker sokağa çıkmış adam terörist hükmünde ise bu kanunla belirlensin açıklansın ve teröriste karşı halk nasıl tavır alması gerekiyor bu da açıklansın. Her şey havada olursa olmaz veyahut bir kısım şeyler havada olursa olmaz.

Şimdi günlerden beri halk sokakta uykusuz kalıyorlar bunların direnci kırılabilir yani gücü kırılabilir. Normal uykularını almaları gerekir. Özetle dinlenmiş bir vücut ve zinde bir vücut önemlidir. Buna dikkat etmek gerekiyor. Dışarı çıkıyorsa çıkar vatandaş niye çıkıyorsun diyemeyiz. Ama dışarıya davet etmek vatandaşı, hükmü nedir bunu bir açıklasınlar. Değil mi? her şey havada gibi duruyor birçok şey veyahut. İyi niyetle yapılan şeyler. Yarın bir gün suç kapsamına sokulmak istenebilir. Bunları bir netleştirmek lazım. Bunların adı konulsa çok iyi olur zor bir şey değil. Hemen mesela bunlarla ilgili kanun çıkarılabilir. Vatandaşın eli rahatlar. Mesela darbeciye karşı hiç tecrübesi yoktu halkın sadece tankların üstüne çıktılar. Daha önce de bir kaç kere anlattım. Mesela asker eline silahı alıyor ama bunun suç olduğunu düşünüyor geri veriyor silahı adam da çekip vuruyor onu. Halbuki darbecinin elindeki silah alınır. Çünkü terörist hükmünde olmuş oluyor adam suç işliyor zaten ama bunun netleştirilmesi lazım. Yani kanun maddesiyle netleştirilmesi yani millet ne yaptığını ne ettiğini tam bilmesi gerekiyor. Benim bildiğim bilgiye göre öyle. Şuan ki bildiğime göre. Çünkü adam devleti yıkmaya azmetmiş meşru hükümeti tanımayan asi ve anarşist terörist konumunda oluyor. Silahı da doğrultmuş elinden silahı almak normal bir tavır olmuş oluyor. Geri silahı iade etmek de yanlış bir tavır olmuş oluyor. Ama işte bunun kanunla belirlenmesi çok önemli ve kanunun detaylarıyla da bütün girift yönler açıklanması lazım. Benim bilgim şuan böyle.

Birde devlet görevlileri birbirleriyle bağlantı kuramıyorlar. Mesela Genelkurmay Başkanı, siyasi iradeyle bağlantı kuramıyor; siyasi irade, Genelkurmay Başkanı'yla bağlantı kuramıyor. Bunun hemen izale edilmesi gerekir. Bu teknik bir konu. Çok rahat halledilebilir.

Bir de polisin darbenin bastırılmasında etkisi birinci dereceden önemli olduğu halde polis ikinci derecedenmiş gibi gösteriliyor. Birinci dereceden önemli polisin yaptığı hizmet. Kahraman polisimizi takdir, tahsin ediyoruz. Allah onların bu güzel hizmetini cennetiyle ödüllendirsin, rızasıyla ödüllendirsin. Hepsi aslan.

Böyle rüyada gibi olmayalım, adım attığımızda rahatça adım atabilelim. Diyorum, "Her yere tanksavar verilsin karakollara." Bu haber gelsin. "Her yere uçaksavar yerleştirilsin." diyorum. Bu haber de gelsin. İki-üç noktaya uçaksavar yerleştirilmiş, böyle olmaz. Bütün mühim noktalara uçaksavar yerleştirilmesi lazım. Hem roket olarak hem silah olarak polise teslim edilsin. Poliste uçaksavar olsun. Mesela vatandaş tankı alıyor, tankla şehir içinde geziyor, tankı başka yere götürüyor. Bunlar açıklansın. Yarın bir gün bunlar konu edilebilir bazı kişiler tarafından. Bunların hepsinin netleşmesinde fayda var. Kısa kısa, kısa kısa derli toplu, geneli özetleyecek şekilde bir açıklama yapılsın. Hükümetten bir açıklama bekliyoruz. Vatandaş konumunu tam anlasın. Nasıl hareket edeceğini o zaman daha güzel değerlendirebilir. Mesela külliye için bu dediğim tedbirler alınmış. Karadan havadan gelebilecek her türlü saldırıya karşı füze savunma sistemi kurulmuş. Bu güzel. Üç ayrı tip füze savunma sistemi yerleştirilmiş, bu da çok güzel. Diğer Türksat, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türk Telekom hatta CNN; çünkü baktık ki hassasiyet oralarda; Hürriyet Gazetesi. Hepsi yani. Özellikle TRT çok semboliktir, çok önemlidir. En hayati yer bence TRT'dir. TRT'den bir açıklama yapamıyorsa darbeci, meclisi ele geçirse bile bir etkisi olmaz. Çünkü siyasi irade her yerde var. Mesela Cumhurbaşkanı dışarıda olmuş olsa, Başbakan dışarıda olmuş olsa meclisi ele geçirse de hiçbir kıymeti yok. TRT ve siyasi irade hürse mesele yoktur. 

ŞERİFKAN SÜLEYMANİYELİ: Siz hatta yanlış antenler vurulmuştu, "Yedek antenler de olsun." demiştiniz. 

ADNAN OKTAR: Tabii. Birçok yerde yedek, gizli antenler de olabilir. Birçok yedek hazır sistem olması gerekiyor.

Fırsatçılar bu tip ortamlarda çok provoke edecek konuşmalar yapabiliyorlar, dikkatli olmak lazım. Mesela PKK'yı masum göstermeye çalışan ataklar başladı. PKK propagandası için bu hareketi bahane olarak kullananlar var. Çok dikkatli olmak lazım.

İstanbul Belediye Başkanı'nın ifadesine göre darbeciler AKOM'a (Afet Koordinasyon Merkezi’ne) gidip kabloları kesmeye kalkmışlar. Fakat bina akıllı bina olduğundan içinden çıkamamışlar. AKOM, İstanbul'un gözü; tüm İstanbul kameralarla oradan izleniyor ve istendiğinde zoom yapılabiliyor. Eğer bu sistem etkisiz hale getirilseydi İstanbul'da kameralar kararacaktı, kayıt alınamayacaktı. Bir de darbeciler burayı üs olarak kullanmayı düşünmüşler, darbeyi buradan yönetmeyi düşünmüşler çünkü her yeri gördüğü için. Burası da en iyi korunması gereken yerlerden birisi. Buraya da hem tanksavar hem karakol oluşturulsun hem uçaksavar yerleştirilsin ve tedbirler artırılsın.

17-25 Aralık olaylarında da toplu açığa almalar, gözaltına almalar olmuştu. O zaman devlet çöküyor diye panik yapmışlardı. Ben, "Böyle dönemler olur. Panik olmayın. Bunların hepsi düzelir." dedim. Sonradan hemen hemen hepsi geri görevlerine döndüler. Her şey düzeldi. Panik olmaya gerek yok. Devlet geçici olarak olağanüstü tedbir alabilir, hükümet olağanüstü tedbir alabilir. Savunma refleksi olarak bu bazen mecburi olur.

İlla ki Allah'ın dediği o ıslah olunacak, durum meydana gelecek illa ki. İlla ki o hadis tahakkuk edecek. Bütün kalplerin Allah'ın elinde olduğunun ispatı işte. İsteseler televizyondan da yayını bütün millet teyakkuza geçirilir, darbe hiç başından başlamazdı. Erken haberi olduğu için Genelkurmay Başkanı çıkar televizyona söylerdi; "Bir darbe girişimi var. Dikkatli olun." derdi. Küt, biterdi darbe. Ama o Peygamberimiz (s.a.v.)'in hadisi oluşmazdı. Peygamberimiz (s.a.v.)'in hadisinin oluşması için bu olayın olması gerekiyordu ve tuzağın da bozulması gerekiyordu. Bütün tuzakların yaratılması Allah'a aittir. Kurulmasını da bozulmasını da Allah yapıyor. Bu kadar karmaşık olması da bak ne kadar çok feraset kapanması var, ne kadar çok basiret kapanması var; insan aklıyla kendine hakim olamadığının ispatı; bütün akılların, dillerin Allah'ın kontrolünde olduğunun açık ispatı. "Telefon ediyorum. Cevap çıkmıyor." diyor. Karşısına çıkarttırmayan da Allah. Bütün siyasiler birleşti. Cumhuriyet tarihinde olmayan bir olay oldu. Ve Abdülhamit devrinde de olmayan bir olay bu, Osmanlı'da da karşılaşılmayan bir olay. Bütün siyasi görüşler ittifak haline geldi ilk defa. Allah kalpleri birleştirdi. Genel bir ıslah meydana geldi. Siyasi gerilim, siyasi tartışma mantığı; klasik siyaset tarihe karıştı. Geri dönmeyecek şekilde tarihe karıştı. Numan Kurtulmuş, durumun tam farkına varamamış, diyor ki; "Siyasi rekabet devam eder." diyor. Etmeyecek. Nasıl devam ettireceksin siyasi rekabeti? Siyasi rekabet, klasik siyaset demektir. O zaman bitti. O zaman konuşulacak bir şey kalmaz. O alınan tedbirler de kurtarmaz o zaman.  Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir tedbir alınıyor şuan. Cumhuriyet tarihinde bu tarzda, bu çapta bir tedbir yok. Ve böyle bir kilitlenme ve birleşme de yok. Hiç yok. Osmanlı'da da yok Cumhuriyet tarihinde de yok. Sabaha kadar halk sokakta.

Barajların korunması çok önemli. Bütün barajlara hem uçaksavar sistemi yerleştirilsin hem güçlü karakollar kurulsun hem tanksavar yerleştirilsin. Baraj çok hayatidir. O akşam baraja da saldırı oldu ama beceremediler. Allah basiretlerini bağladı, başka yeri bombaladılar. Mesela Türksat'ta da yalancı anteni, sahte anteni vurdular; gerçek anteni vuramadılar.

Ezan mı okunuyor? O zaman çok kısa bir ara verelim, ezandan sonra devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz programımıza.

VTR: Tek Millet Tek Bayrak Hepimiz Biriz Tek Yüreğiz 

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz inşaAllah. Buyurun Adnan Bey. 

ADNAN OKTAR: Senden dinleyeceğiz haberleri biz.

KARTAL GÖKTAN: Suudi Arabistan'ın Cidde kentinde toplanan İslam İşbirliği Teşkilatı, Gülen Örgütü'nü terör örgütü ilan etti. Kararda Mısır hariç bütün ülkeler evet oyu kullandı. 

ADNAN OKTAR: Mısır hariç, terör örgütü. Şeyi de terör örgütü ilan ettiler değil mi, İhvan-ı Müslimin. En büyük İslam gruplarından bir tanesiydi. Şimdi Fethullah Gülen ekibini. Herhalde bu kadarıyla kalır artık tahmin ediyorum. Daha da dallandırıp budaklandırırsalar ortada adam kalmaz o zaman. Bu kadar iyi. 

Böyle bir olayın olacağını Peygamberimiz (s.a.v.) çok detaylı anlatmış.“Medine’de” İstanbul’da diyor “bu tarz olaylar olur” diyor, detaylar veriyor, hatta köprüdeki olaya varıncaya kadar. Bak, “köprü” diyor “iki taraftan tutulur, tabur olur üstünde köprünün. İnsanlar katledilir. İnsanların üzerinden” diyor “saçaklı yıldızlar uçar” diyor. Zaten Türk yıldızları deniyor F-16’lara değil mi? Bak “saçaklı yıldızlar uçar” diyor ve “insanlar katlolunur orada” diyor. “Medine bu arada sallanır” diyor “sürekli deprem olur” diyor “ve ne kadar içinde münafık varsa atar” diyor “şehir.” Çok ünlüdür bu hadis. Medine’nin içinden münafıkları atması, şehirden atması çok ünlüdür. “İnsanların bir kısmı şehit olur” diyor. “Ve Medine demirin pasını atması gibi münafıkları atar” diyor. Bak, “Medine şehri demirin pasını atması gibi münafıkları atar. Allah bir gece içinde insanları ıslah eder” diyor. Yani “tashih eder, düzeltir, eksikliklerini giderir, birleştirir. Yani bölünmeyi, parçalanmayı ortadan kaldırır, izale eder” diyor. Bir de “köprü” diyor “boydan boya tutulacak” diyor. Yevmu’l Halas’ta 515. Sayfada.

“Doğudan gelecek” diyor “perçemli yıldızlar” diyor. Bak doğudan, Diyarbakır’dan geldiler. Doğudan bak, perçemli yıldızlar. Ketayip “Taburlar olur” diyor “köprünün üstünde. Süvariler olur” diyor. Tankçılar süvari oluyor zaten. Yani binekli olanlara süvari deniyor biliyorsunuz. Bir de piyade vardır, yürüyerek gidenler. “Süvariler olur” diyor “köprünün üstünde” ayrıca. “Hem tabur olur” diyor “hem süvariler olur” diyor.“Medine şehri sakinleriyle beraber defalarca sallanır” diyor,“sonra münafık erkekler ve kadınlardan hiç kimse kalmayıp hepsi gider” diyor. “Böylece demirci körüğünden demirin kirini pasını giderip attığı gibi Medine de habis insanları dışarı atacak. Ve o güne kurtuluş günü denecektir” diyor. (İbni Mace). Bak “O güne, akşama kurtuluş günü denecektir” diyor. Aynısını söylüyor hükümet.

Normalde doğru tabii Hanefi Avcı’nın dediği de. Polis onların elindeydi, yargı da onların elindeydi adeta, asker de anlatıldığı gibi. Şuan meydana gelen adeta panik havasındaki savunma tedbirleri de olayın çapını gösteriyor. Ama zahiren bakıldığında felaketmiş gibi görünmekle beraber hadislerde belirtilen olay tahakkuk ediyor, bunun dışında bir şey olmuyor. Ama bu hadislerden, bu olaylardan haberi olmayanlar dehşet ve hayret içinde olayları izliyorlar.

Polise ağır silahlar vereceklermiş. Ne dediysek o. Bak, günlerce ağır silah verilsin polise dedik, Efkan Baba açıklama yapmış “Polisimize ağır silah vereceğiz” diye.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Geciktirilmesin demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii, geciktirmek son derece tehlikeli olur. Tanksavar, uçaksavar, gerekirse havan topu da verilsin. Zırhlı araçlar yani makinalı tüfek monte edilmiş zırhlı araçlar.Birde milis gücü yani ilk planda otuz-kırk bin kişilik olabilir, sonra üç yüz bin kişiye kadar çıkarabilirler. Gönüllü, parayla değil. On lira maaş alacak aylık. Devlet sadece ona otomatik silah versin, kanunla hukukla belirlensin yetkileri, ara ara da eğitim alsınlar. Emekli özel harekatçılar, emekli polis, terhis olmuş askerler, terhis olmuş jandarma komando, terhis olmuş jandarma özel harekat, daha önce vermişsin zaten otomatik silah, bir mahsuru olmamış. Evinde olacak.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, eserlerinizden faydalanılarak yeni bir belgesel daha hazırlandı.“Allah'ın munis sanatından.” Bu belgeselde hayvanların cana yakın ve dost tavırları ve sevimli görünümleriyle Allah'ın munis sanatının örnekleri gösteriliyor. Kardeşlerimiz bu filmde hayvanların yavrularına gösterdikleri özeni, hem sadık dost, hem de hayat kurtarıcı olan köpekleri, atları, yunusları ve pek çok canlıdaki fedakarlık örneklerini izleyebilirler. Hayvanların insanlarla olan benzerliklerinin de tek bir yaratıcı tarafından yaratıldığının gösterildiği ve bizim hoşumuza gitmesi için Allah’ın bunları nimet olarak yarattığı anlatılıyor belgeselde. Kardeşlerimiz bu belgeseli yarın yani 28 Temmuz günü saat 18:00'de kanalımızda izleyebilirler.

ADNAN OKTAR: Tamam. Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İngiliz Financial Times gazetesinin Dış Haberler Editörü David Gardner bugünkü köşe yazısında Türkiye’nin gelecekteki rotasını Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın çizeceğini, ancak onun önceliklerinin batının öncelikleriyle örtüşmediğini yazdı. Gardner yazısında Cumhurbaşkanı Erdoğan ve kendi deyimiyle onun neo-İslamcı partisinin yaşananlardan sorumlu tuttuğu rakip İslamcı harekete karşı kapsamlı bir tasfiyeye giriştiğini belirtti.

ADNAN OKTAR: Canım onlar kendilerine çok güvendi. Tayyip Hocam mazlum bir Anadolu delikanlısı, onlara güvendi o, canı gibi sevip güveniyordu, sırtından vurdular. Neye uğradığını şaşırdı. Yani hayretler içinde kaldı, durduk yere. Ve “iki metrelik toprak benim yerim” diyor. Bak, gencecik delikanlıydı, ne hale geldi? Öyle bir hırsı yok. Ama bunlar bir kaderdi, bir akıştı. Hadislerden haberimiz olmasa biz de anlayamazdık durumu. Ama hadislerde o kadar detaylı anlatmış ki Resulullah (s.a.v.), olay çok net, tam oturuyor olaylar, hepsini anlatmış.  Bediüzzaman da Risale-i Nur’da çok açık işaret etmiş. Onları da zamanı gelince anlatırız. Medine, defalarca söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.) “Medine sallanır, depremler olur” diyor “ve içinde ne kadar münafık varsa atar” diyor. “Köprüde çatışma olur” diyor. Daha nasıl anlatılır? “Kan akar” diyor “Medine’de, insanlar şehit olur” diyor. Uçakların şekline kadar anlatmış.

BÜLENT SEZGİN: Allah ayette “Bu Allah'ın ve Resulü’nün bize vadettiğidir” buyuruyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. Efkan Baba aynı benim dediğim gibi demiş. Dinimizde tedbir önemlidir, Kuran ayetlerini açıkladım ya. “Ağır silahları polise dağıtacağız” demiş. Ne varsa yine Efkan Baba’da var. Efkan Baba, aman aman elini çabuk tut, vakit az elini çabuk tut. Bir de Tayyip Hocam’ı iyi korusunlar. Efkan Baba Tayyip Hocam’ın her bulunduğu yere uçaksavar getirtsin, omuzdan taşımalı uçaksavar, her bulunduğu yerde olsun. Tanksavar da olsun, uçaksavar da olsun. Bir de özel harekatçılarla koruyalım Tayyip Hoca’yı. Yani Cumhurbaşkanlığı korumalarının dışında özel harekatçı ekiple koruyalım. Bir de sevenlerinden de yani milis olan, kanunla belirlesinler milis olan korumaları da olsun, milis koruma. Kanunla belirlesinler onu, ayarlasınlar. Tayyip Hocam ne demek istediğimi anlıyordur, onu da yapsınlar. Yani kafayı takmış bu adamlar bir şey yapabilirler, çok dikkatli olmak lazım. Tayyip Hoca’nın da etrafında bir daire, çember oluşturmak lazım sevenlerle, çok dikkatli olmak lazım. Yalnız millet hırpalanmasın ona çok dikkat edelim gece uykusuz kalıyorlar, ona bir çözüm bulmaları lazım yani mutlaka uykularını alsınlar ve dinç olsunlar. Olmaz.

KARAL GÖKTAN: Hakkâri'de polis kontrol noktasına bomba yüklü araçla saldırı yapıldı. Yaralanan dokuz polisimizden dördünün durumu ağır. Allah'tan acil şifalar diliyoruz yaralılarımıza. Yine bu gece gerçekleşen bir saldırı daha var Adnan Bey. Siirt'in Eruh ilçesinde de PKK'lı teröristlerce önceden yola döşenen patlayıcı askeri aracın geçişi sırasında uzaktan kumandayla patlatıldı, saldırıda iki askerimiz şehit oldu.

ADNAN OKTAR: Ya kardeşim PKK'ya karşı korucu oluyor da yani milis niye olmuyor? Hem korucuların sayısını artıralım, milis de olsun. Can atan bizim çok aslanlarımız var koçyiğitlerimiz var. Yani “Allah bir imkan nasip etse de gereğini yapsak” gibisinden. Yetenekliler de maşaAllah. Veya eski komando oluyor bilmem ne oluyor, biraz da aşk meselesi. Bu çakallar böyle elini kolunu sallayarak geziyorlar, biraz milis gücü çok iyi olur. Mesela askere polise saldırıldığında milis de devreye girsin. Çünkü bunlar gayrimeşru milis gücü olarak ortaya çıkıyorlar. Bunlara karşı meşru milis güçleri olması lazım. PKK gayrimeşru milis gücüdür. Ona karşı meşru milis gücü olması lazım yani devletin hoşgörüsüyle çerçevelenmiş bir yapı olması lazım.Mesela biz buradan çok içimiz ılık vıllık ediyor çok rahatsız oluyoruz askere polise. Mesela benim aklım almıyor, olay yerinden adamların kaçmasını da aklım almıyor. Bu milis olayı çok önemli, Efkan Baba bu konuya el atsın. Ben ondan haber bekliyorum. Böyle hiç görülmemiş derecede güzel silahlar var, ordu da çok güzel silahlar geliştiriyor, hem hafif hem kullanışlı. Her milise 2000 mermi, otomatik silah verdin mi adam paldırküldür sokağa çıkmak istemez, can tatlıdır yani azizdir. Adam enayi mi yani ne olacağı belli, yapmaz öyle şey. Ama burada halk evinde oturuyor, halkın evinde bir tek ekmek bıçağı var o kadar. Adam kapıya otomatik silahla dayanıyor, o zaman ne yapacaksın? Yine helal olsun işte tankların üstüne çıktılar bir şeyler yaptılar. O da kanuna uygun mu değil mi onu da bilmiyoruz, onu da açıklamadılar daha. Bunların hepsine bir açıklık getirsinler.

Köprüde insanların şehit olacağını söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.), köprüde. “Köprü” diyor bak “iki taraftan tutulur, taburlar olur” diyor. Acayip bir detay bu.

Musevi dostlarımız da, hahamlar da işte “Niye hanımlar dekolte giyiniyor?” Sen beni gelenekçi Ortodoks çizgiye çekmeye çalışıyorsun. Koyu gelenekçiler. Hayır “doğru” da diyor. Bak, ben dedim ki, hayret edilecek bir şey haham bunu söyleyen, ya dedim mesela “Yahudi, domuz ve eşek ve kadın namazı bozar diyor” dedim. “Bu mesela çok korkunç bir ifade” dedim, “çok yanlış, uydurma bir hadis.” “Yok bu hadis doğru bence” dedi. Açıklıyor, çok makul diyor. Baş haham yani inanılır gibi değil. “Yok” diyor “bu doğrudur” diyor. Ben ne diyeyim bilmiyorum ki?

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Resmi gazetede yayınlanan kanun hükmünde kararnameyle 15 Temmuz gecesi şehit olanların yakınlarına ve gazilere en az bin 704 TL aylık bağlanacak.

ADNAN OKTAR: Bir de kardeşim şehit olan ailelere çok sahip çıkalım, mülki erkan sahip çıksın, halk sahip çıksın. Mesela bak, çocukların ayakları kopanlar var. Şimdi ayağı kopmuş evinde oturuyor bu kardeşimiz. Hergün evine hediyeler gitsin, ziyaretçiler gitsin. Güzel şeyler alınabilir. Gücü yeten bir araba alıp hediye etsin. Eve bakarsın, buzdolabı yoksa buzdolabı alırsın. Ayağı kopmuş, kökünden kopmuş ayağı, parçalanmış otomatik silahla. Allah için bunlar çıktı ortaya meydana, evinde yalnız başına oturursa bak bu bizim zilletimiz olur. Benim açımdan diyorum yani kendi tanıdıklarım açısından, bizim açımızdan diyorum büyük bir eksiklik olur bu, ürkütücü bir şey olur bu. Mutlaka ziyaretine gitmek lazım. Böyle bomboş da değil ziyaretine gittin mi. Mesela tek ayakla kullanılabiliyor bazı arabalar, öyle bir araba alınabilir. Yani onu o haliyle bırakmak hiç vicdanlı bir hareket olmaz. Çünkü ne için? Allah için ortaya çıkmış. Otomatik silahlı adamlara karşı gitmiş, cesaret göstermiş. Tek başına evinde bırakmak olmaz. Ne yapıp yapıp hem mülki erkan da sık sık ziyaretine gitsin bu aslanların, halktan da öyle. Misafir rahatlatıcı olur. Baktık evi de rahat değil mesela güzel bir eve de geçirilebilir. Fedakar bir insan, o evi on yıllığına kiralayabilir; oraya gitsin, otursun. Temiz bir yerde rahat etsin. Dışarıya çıkmasını sağlamak lazım. Bu aslanlar her gün sokakta olan çocuklar, şimdi tek ayakla dışarı çıkamaz kolay kolay. Gençler gelsinler, omzuna alıp çıkartsınlar. Kolay iş değil. "Otomatik silahla taradılar. Koptu ayağım. Aldım, kenara koydum ayağımı." diyor. Bunlar hakiki gazi, aslan bunlar.

Evet, dinliyorum. 

KARTAL GÖKTAN: CIA'nin basın kalemlerinden bilinen Michael Rubin'in 15 Temmuz Darbe Girişimi’nden dört ay önce Türkiye'deki askeri darbenin ilk mesajını verdiği ortaya çıktı. American Enterprise Institute'de yayınlanan makalesinde Michael Rubin, "İddia etmiyorum ama Türkiye’de ordu, Mısır’da Sisi’nin yaptığının benzerini yapabilir, Erdoğan’ın kaya gibi politikası, sert bir kayaya çarparsa kimse şaşırmasın” ifadelerini kullandı. Rubin ayrıca, "Erdoğan uzun zaman önce Türk Ordu'suna diz çöktürmek istedi. İktidarının ilk on yılında hem Amerika hem de Avrupa Birliği ona destek verdi. Fakat bu durum Erdoğan'ın o zamanki yabancı ateşli savunucularının otokratik eğilimlerinin arttığını görmeden önceye hastı." dedi.

ADNAN OKTAR: Türkiye'ye bir şey olmaz. Rubin yanlış düşünüyor. Kaderin akışı içinde ilerliyor. Türkiye'de olacak olan olayları söyleyeyim: İslam daha güçlenecek. Müslümanlar daha kenetlenecek, klasik siyaset kalkacak. Tek bir vücut halinde insanlar hareket edecekler. Mehdi (a.s) zahir olacak. Türkiye İslam aleminin lideri olacak, hemen kabul edecek İslam alemi de, onu da söyleyeyim. Türklük aleminin lideri olacak, onu da hemen kabul edecekler. Rusya da işin içinde olacak. İsa Mesih, Seyyidina İsa Mesih İbn-i Meryem Kudüs'te bütün insanların gözünün önüne gelecek; radyodan, televizyonlardan, internetten herkes görecek. Bildiğin İsa Mesih. Modern giyimli olacak İsa Mesih. Modern giyimli öyle cübbeyle falan değil, modern giyimli. Söylüyorum, altını çiziyorum. Bunları da söyledik daha önce. Altını çizerek söylüyorum.

Hazreti Musa (a.s)'nın ablası Miryam vardı, biliyorsunuz. Mısır'dan Çıkış, 15'e 20-21; Tevrat'tan okuyorum, "Harun'un kız kardeşi Miryam, tefini eline aldı- peygamber kardeşi- bütün kadınlar teflerle oynayarak onu izlediler." Mümin kadınlar bunlar. Tefle oynuyorlar. Önden öyle gidiyorlar tefle oynayarak. "Miryam onlara şu ezgiyi söyledi, 'Ezgiler sunun Rabbe çünkü yüceldikçe yükseldi."

Masonların çok önemli gördükleri bir Tevrat hükmü var, yaklaşık; "Harun'un saçından sakalına, sakalından kıyafetine akan kutsal yağ" diyor. Yani saçının, sakalının ve elbisesinin parlayacağını işaret ediyor. Sözlü Tevrat ayrıdır, yazılı Tevrat ayrıdır. Yazılı Tevrat'ta, "saçından sakalına, sakalından elbisesine akan yağ gibi" diyor. Masonların çok önemli gördüğü, her yerde söyledikleri bir Tevrat hükmüdür bu. Mesih'in Moşiyah'ın saçının, sakalının ve elbisesinin parlak olacağını anlatıyor Tevrat. Tevrat'ın bir hükmüdür.

Hud Suresi 69-71 şeytandan Allah'a sığınıyorum "Andolsun, elçilerimiz İbrahim'e müjde ile geldikleri zaman; "Selam" dediler. O da: "Selam" dedi (ve) hemen gecikmeden kızartılmış bir buzağı getirdi." Misafire yemek gecikmiyormuş demek ki. Bu bir edep, adaptır. Yemek geciktirilmez, saatlerce misafir bekletilmez. Hemen getirilir ve etli yiyecekler makbuldür, 'kızartılmış bir buzağı'. “Ellerinin ona uzanmadığını görünce (İbrahim durumdan) hoşlanmadı ve içine bir tür korku düştü. Dediler ki: “Korkma. Biz Lut kavmine gönderildik.” Karısı ayaktaydı, bunun üzerine güldü.” Kahkaha attı diyor ayette. Karısı işte bakıyor adamlara, yabancı adamlar, onların yanında. Hani görünmüyordu Müslümanlar hanımlarla beraber olmuyorlardı. Hanım bir de gülüyor, kahkaha ile güldü diyor. "Biz ona İshak'ı, İshak'ın arkasından da Yakub'u müjdeledik." [Hud Suresi, 71]

"Hazreti Yusuf, Firavun, Yaratılış, 41-45 Tevrat'ta; Firavun, Yusuf'a 'Firavun benim.' dedi. Ama yönetici anlamında bu, Mısır'ın yöneticisi. "Ama Mısır'da senden izinsiz kimse elini ayağını oynatamayacak." Yusuf için söylüyor yani Mısır'ın mülki amiri oluyor. Yusuf'un adını Zaphnath koyuyor. Zaphnath, Yusuf'a verdiği isim. Paaneah ayrıca, Paaneah; Zaphnath Paaneah koydu. On Kenti'nin kahini Potifara'nın kızı Asenat'ı da ona hanım olarak verdi. Asenat, Yusuf'a iki erkek çocuk doğurdu. Hazreti Yusuf, Mısır caddelerinden geçerken kadınların dikkatini çekmiş, Mısırlı kadınların. Onlara baksın diye küpelerini falan kaldırıp atıyorlarmış üstüne; yüzük, küpe falan atıyorlarmış. Dikkatini çekmek için bize baksınlar diye. O da tabii mecburen yerden alıp kime aitse ona vermek durumunda kalıyor. Çok uyanık kadınlar.

Seda Zeytuni Okur, "On gün sonra bir kızım olacak inşaAllah. Hocamız’dan kızıma isim vermesini rica ediyorum." İrem olsun ismi, İrem.

"Hazreti Mehdi (a.s) ve Hazreti İsa'nın buluşmasını herkes TV'den izleyebilecek mi? Tüm dünyanın haberi olacak mı? Yoksa daha küçük çaplı bir şey mi olacak?" Görecekler. Çünkü Mehdi (a.s), Kudüs-ü Şerif'e geldiğinde bütün dünya televizyonları naklen verecek. Zeytin Dağı'na çıkacaklar. Ama Zeytin Dağı'na çıktıklarında daha İsa Mesih ortada olmuş olmayacak. Hep beraber o Bab-ı Lut Kapısı'ndan geçip çıkıyorlar. O Hazreti Süleyman (a.s)'dan kalma sarayın duvarı var ya ki Kuran'da da ona işaret edilir, o duvarın bu tarafı yani daha geniş açık tarafından İsa Mesih'i talebeleri getirecekler. Yakın talebeleri, Mukarreb ve havası; yakın talebeleri getirecekler. "Ben İsa Mesih'im." diye tanıtmayacak. Mehdi (a.s) görür görmez tanıyacak. 

BEYZA BAYRAKTAR: İlk buluşmaları orada mı? 

ADNAN OKTAR: Evet, ilk buluşmaları orada. Yani benim anladığım, hadislerden anladığım, olayın akışından anladığımız orada. Zaten o kadar aleni bir şey olmadan çıkartmaz getirmezler. Orada da buluşmaya gelen kişi İsa Mesih'ten başkası zaten olamaz. Sahtesi gelemez, kaderinde yok çünkü. "Sen İsa Mesih'sin." diye değil zaten Mehdi'nin. O, direkt gidip sarılıp sevecek. O zaman anlaşılacak onun İsa Mesih olduğu. "İsa Mesih geldi." demeyecek. Gösterdiği ilginin, muhabbetin, coşkunun şiddetinden anlaşılacak, halk anlayacak. Zaten Mehdi (a.s) onu namaza geçirmek istiyor, imamlığa geçirmek istiyor. Fevkaladelik var zaten. Oradan da anlayacaklar. Yoksa alenen “İsa Mesih'tir” demez.

"Halk tankın üstünde, tank son sürat gidiyor, vatandaş tankın içinden bağırıyor; 'Söyle şoföre durdursun tankı ben seni koruyacağım.' diyor askere. Asker de, 'Genelkurmay Başkanımızı kurtarmaya gidiyoruz.' diyor. -Yalan söylemişler Allahualem, anladığım kadarıyla- Vatandaş bayağı bağırıyormuş, o sırada tankın üstündekilere ateş açılıyor, biri yaralanıyor; askere hala 'Seni koruyacağım. Sen söyle durdursunlar tankı.' diyor. Ama durmadan gidiyor son sürat." diyor. O vurulanlar çok önemli. Gazi askerlerimizden de öyle. Bu çocukların, ayağı koptu, çenesi kopan var, kolu kopan var; evde oturuyorlar. Çok sevap olur. Kardeşim, hiçbir şeyi yoksa insan mesela bir bilgisayar alıp hediye olarak götürürsün yahut bir ayakkabı alıp hediye götürürsün. Her giden bir hediyeyle gitsin. Yahut sabahleyin farz edelim bir yere gideceksin ailece, "Gazi, gel seni de götüreceğiz." dersin. Al arabaya, yerleştir, götürün. Gazi olmuş orada bak seni korumak için. Allah için yapmış, ayağını kaybetmiş. Özellikle de şehit anneleri, babaları; onların durumu bambaşka. Bir kere onlara evde hiç yemek pişirtmemek lazım, her gün bir komşu her gün bir komşu. Ve yalnız da bırakmak doğru değil. Akşam karı koca birbirlerine bakarak olmaz. Gidip orada Kuran dersi yapılabilir, sohbet yapılabilir; çok da onların vaktini almadan, evi de silip süpürürsün güzel, temizlersiniz, yemek de yaparsın. Bakarsın, elektrik-su parası ödenmesi gerekiyorsa hemen faturaları alırsın, "Ben gidip yarın öderim." dersin. Gidip ödersin. Böyle olması lazım.

Milletin ahlakı çok yüksek. Millet çok başarılı bir imtihan verdi. Çok hamiyetli delikanlı kabadayı milletmiş, helal olsun. Herkesin nefesi kesiliyor gösterdikleri cesaret, fedakarlık ve delikanlılık. Bu kadar çok kabadayı olması da çok olacak şey değil. Kabadayı normalde az olur, nadir rastlanır kabadayıya ama dağ taş kabadayı MaşaAllah. 

BEYZA BAYRAKTAR: Yaş sınırı yok, kadın-erkek fark etmiyor.

ADNAN OKTAR: Evet MaşaAllah. Siyasetçilerden ünlü bir kabadayı var, kim? Efkan Baba, o hakiki kabadayı. Mütevazi de. Kabadayı mütevazi olur; şamata yapmaz, kendini övmez. Başkası över kabadayıyı. Burada da müthiş kabadayılık yaptı, helal olsun. Bu kaçıncı? Hakiki vatan evladı. Tayyip Hocam da kabadayıdır, ünlü kabadayılardan. Ama o zaten Kasımpaşalı, o normal. Kabadayıdan başka bir şey çıkmaz Kasımpaşa'dan.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Mardin'de PKK'nın şehit ettiği Özel Harekat polisi Ahmet Demir toprağa verildi Adnan Bey. Şehidimizin Özel Harekat polisi babası, cenazede ağlayanlara kesinlikle ağlamamalarını söyledi. "Ben daha ölmedim. Dik duracağız. Ağlamak yok. Görevimin başındayım." dedi.

ADNAN OKTAR: Baba da babaymış yani. Helal olsun, maşaAllah. İki kardeşini birden vermiş, maşaAllah. Böyle yiğitlik destanı dünyada yazılmadı daha. Allah bize nasip ediyor.

Evet, dinliyorum. 

KARTAL GÖKTAN: Meydanlardan birkaç görüntü var, Adnan Bey. 

ADNAN OKTAR: Bakayım. 

KARTAL GÖKTAN: Batman'da seksen yaşındaki bir teyzemiz.

ADNAN OKTAR: Seksen yaşında, maşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Bir de dört yaşında bir kardeşimiz var, Utku. Meydanda nöbetine gidiyor. 

ADNAN OKTAR: Arabasında da bayrak var. 

KARTAL GÖKTAN: Daha sonra kendisine yeni kamyon alınmış. 

ADNAN OKTAR: Ama felaket kamyon. Bu daha esaslı.

Evet, dinliyorum. 

BÜLENT SEZGİN: Bugün IŞİD'in PYD yönetimi altında olan Kamışlı bölgesine yaptığı bombalı saldırı; elliye yakın kişinin hayatını kaybetmesine, onlarca kişinin yaralanmasına sebep oldu. Bu saldırı son dönemlerde IŞİD'in PYD bölgesine yaptığı en büyük saldırılardan birisi. 

 

ADNAN OKTAR: PKK’lılar ölmüş mü yani?

Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'u fethettiğinde bir kısım kişiler kendi menfaatleriyle çatıştığı için İstanbul'u boşaltmışlar. İstanbul'da adam kalmamış. Fatih Sultan Mehmet de Musevileri oradan buradan çağırmış, her yerden. On binlerce Musevi gelmiş. İstanbul'u ticaret konusunda da her konuda da acayip zengin ve güçlü hale getirmişler. Anadolu'dan gelenler olmuş da İstanbul'da yapacak bir şey olmadığı için geri dönmüşler. Çünkü adam yok, kimse yok; burada da bir ziraat falan bir şey de yapamıyorlar. Anadolu'dan gelenler geri dönmüşler Anadolu'ya. Asıl, Fatih Sultan Mehmet Musevileri getirmiş, burayı ticaret merkezi haline getirmişler onlar da. Şehre müthiş bir alt yapı yapmış, pazar yerleri falan yapmış ama buna rağmen gelen olmamış o devirde. Fransız Musevileri ve Rumeli'de yaşayan Roma İmparatorluğu topraklarından geride kalan Romanyot Musevilere çağrı yapmış. İstanbul'da ilk kalıcı olarak yerleşenler on binlerce Musevi ailesi olmuş, İstanbul'u bir dünya ticaret merkezi haline getirmişler, maşaAllah. Fatih Sultan Mehmet şehrin yağmalanmaması ve halkın uzaklaştırılmaması için teslim ol çağrısı yapıyor. Fakat Galata ve çevresinde bulunan Venedik ve Cenevizlilere ait özerk bölge dışında şehir teslim olmamış ve halk tamamen boşaltılmış. Galata çevresi ise bir ahitname ile teslim olmuş. Bu nedenle şehirde üç bine yakın Galatalı Hristiyan ve Musevi dışında kimse kalmamış o devirde.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Jandarmada köklü değişim yapılması gündeme geldi. Buna göre jandarma içişlerine bağlanacak, bir nevi polis gücü haline getirilecek ve lüzum görüldüğünde jandarmayı vali komuta edecek. 

ADNAN OKTAR: İyi, hayırlı olsun.

Yani Musevilere olan sevgimiz açısından ve güvenimiz açısından da bu çok önemlidir. Şuan ki Musevilere bakış açısına bak, adamların birçoğu nefret ediyor. Fatih devrinde ecdadın muhabbetine bak, İstanbul'u Musevilere teslim etmiş adeta. Ve İstanbul'u canlandıran, hayata kavuşturan da Museviler olmuş.

1944 Yılında Fransa'daki Türk Büyükelçisi Behiç Erkin ile Marsilya Konsolos Yardımcısı Necdet Kent tam on sekiz bin sekiz yüz Musevi’ye aniden Türk vatandaşı kimliği vererek ölüm kamplarına gitmekten kurtarmışlar. On sekiz bin sekiz yüz Musevi’ye Türk vatandaşı kimlik kartı verip ölüm kamplarına gitmekten kurtarmışlar. Bu sayı, otuz beş bin olarak da ifade ediliyor, daha da yüksek deniyor. Bu Büyükelçilerimizin yaptığı bu hizmet pek bilinmiyor. Neredeyse otuz bin Musevi’ye -sürate bak- süratle kimlik veriliyor ve bu insanların öldürülmesi engelleniyor. Bizim Musevilere olan sevgimizi vurgulamak açısından da bu çok önemlidir. Osmanlı döneminde İspanya'dan buraya getirtmemiz... Ama bunlar hiç söylenmiyor. Bu çok büyük bir olay. Hitler’in azgın saldırısından bu şekilde kurtarılmışlar. Birde aniden yapıyorlar. Kimlik vermek o kadar zor ki, bu kadar insana kimlik vermek. Onun için bu Musevi kardeşlerimize konuları anlatırken Türklerin onları nasıl koruduklarını; Büyükelçimizin yaptığı bu fedakarlık, yiğitliği de, delikanlılığı da hatırlatmak lazım.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Darbe girişimi sonrası hakkında yakalama kararı çıkan toplam elli sekiz kişi Atatürk Havalimanı'ndan yurt dışına gitmek isterken yakalandı. Sınır kapıları ve Atatürk Havalimanı'ndan darbe girişimcilerinin kaçışını önleme maksadıyla yeşil-gri pasaportu bulunanlar ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'yle Gürcistan'a gidecek olanlar için yeni uygulamalar devreye sokulmuştu. 

ADNAN OKTAR: Olur böyle vakalar, Türk polisi yakalar. Atarlar kodese, mahcup olursun herkese derler. Ama mahcup olacak diye bir şey yok, kanun hukuk ne diyorsa o olur.

Sekiz yıl önce Şırnak'ta silah arkadaşları için canını feda ederek Allah için şehit olan askerin son sözü, "Komutanım, anam sizlere emanet oldu." Korgeneral Temel, kollarında şehit düşen askerine verdiği sözü tuttu, ailesine sahip çıktı. Şehidin evine gidip annesinin eline öptü. Göster Paşamızı, anneyi de göster. Annenin şekerliğini görüyor musun, annenin tatlılığını; anne, yiğit anne. Paşamızdan da Allah razı olsun. Yedi ceddine rahmet olsun.

Şimdi şöyle söyleyeyim, tarih yönlendiriliyor; o perspektife bakılıyor, Peygamberimiz (s.a.v.)'in hadislerine bakılıyor, Kuran'a bakılıyor, Tevrat'a bakıyorlar tarihi yönlendiriyorlar. Tarih de tam o yönde yönleniyor. Olay bu. Daha derinine gidersek daha da derininde başka şeyler var. Ama bu kadarını söylüyorum. Fakat Türkiye'ye hiçbir şey olmaz, onu söyleyeyim. Tayyip Hoca da kendine dikkat etsin. Onu korusunlar, daha özenli korusunlar. Ama tabii takdir Allah'ındır. Allah istemedikçe hiçbir şey olmaz. Biz sebebe sarılacağız sadece. Sadece sebebe sarılacağız. Yoksa herkesin ne zaman nerede öleceği Allah katında bellidir, hepimizin. Ama sebebe sarılmamız gerekir. Tayyip Hocamız bize emanet, bizim milletimize emanet. Madem o milletin hayrı için kendini bu tehlikenin, ateşin içine attı biz de onu bu ateşten koruyacağız; bu tehlikeden koruyacağız. Bu bizim üstümüze bir vecibedir. Bunu seyredemeyiz ve Türk halkının bu bir gurur meselesidir, onur meselesidir. Tayyip Hocamız’ı onlara kaptırmayız, bu kadar. Yani halk tabiriyle, yedirmeyiz. Bunu unutacaklar. Mazlum bir insan, Allah için hareket ettiği belli. Bayağı belalı işler bu işler. Çoluğu, çocuğu da ortada yoklar. Müthiş stresli ve çok zor şeyler bunlar. Eğlenceye gitmiyor bu insan, gazinoya gitmiyor; çile çekiyor, acı çekiyor. Bu Allah için yapılır. Onun için biz de Allah için sahip çıkalım. Kılına dokundurtmayalım, dikkat edelim. Sebebe sarılalım. Milis de olsun onu koruyan, Tayyip Hoca’yı, milis. Öyle bir kanun çıkartsın da milislerle koruyalım ayrıca. Asker-polis koruması olsun ama milis koruması da olsun. İyi olur, bir şey olmaz. Sebebe sarılmak olur, sebebe sarılmak; başka bir şey değil. Yoksa takdir Allah'ındır.

"Cumhurbaşkanı'nın demir yumruklu sert baskısı sosyal yapıyı kıracaktır." diyor yabancılar. Demir yumruk değil bu, devlet refleksi. Nefsi savunma var. Varsa başka bir usûl onlar göstersinler. Desinler ki, "Yok arkadaş, böyle olmaz. Şöyle olur." desinler onu yapalım. Başka savunma refleksi varsa bilinen söylemezlerse namertler. Söylesinler. Yoksa oturup bize sürekli akıl vermenin bir alemi yok.

Gülse Birsel; "Tam toplumsal barış ortamı; tam uzlaşma ortamı; tam bir helalleşme, el ele tutuşma ambiyansını sağladık gibi. Tekrardan bir millet olduğumuzu hatırladık." diyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Türk Silahlı Kuvvetleri'ndeki Gülen’ci sayısının kırk bin olduğunu iddia eden Balyoz sanığı emekli Hakim Albay Ahmet Zeki Üçok, "Şuan tutuklu yada gözaltındaki subay astsubay sayısının sadece iki bin sekiz yüz otuz dokuz kişi olduğunu düşündüğünüzde darbecilerin F16'ları bir kez daha kaldırması hiç de şaşırtıcı olmaz." dedi. 

ADNAN OKTAR: Şimdi F16 korkusuyla yatıp kalkmaya gerek yok. Her yerde uçaksavar olursa darbeci senden korkar o zaman. Sen darbeciden niye korkuyorsun? Darbeci senden korksun. Her yere uçaksavar koy, her yere tanksavar koy; milis kuvveti de oluştur iki yüz-üç yüz bin kişilik, hepsine silah dağıt, otomatik silah. Darbeci tir tir titrer. Ama öbür türlü halkı sokağa çekerek falan böyle bir netice olmaz. 

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İngiliz Times gazetesinin diplomasi editörü Roger Boys, köşe yazısında; "Avrupa Birliği vize muafiyeti karşılığında Türkiye'den terörle mücadele yasasında değişiklikler yapmasını talep etmişti. Erdoğan ise tam tersine daha da sertleşti. Ülkesinin AB'ye girişini hızlandırmakla da pek ilgili değil. Onun üzerindeki tüm etkimizi kaybettik. Erdoğan havuçları yedi, sopalarıysa kırdı." Roger Boys, Türkiye'de Cumhurbaşkanı'nın kendisini eleştirenleri toplayarak gözaltına aldığını savunuyor. Son gelişmeleri “Erdoğan'ın darbe sonrası karşı darbesi” olarak nitelendiriyor.

ADNAN OKTAR: Hangi siyasetçi olsa böyle davranır. Başka bir yol varsa söylesinler, onu yapalım. Darbeci olsa bunun on mislini yapar, yirmi mislini yapar ve çok kanlı olur. Burada kan da yok. Azami dikkatle hükümet kendini savunuyor, devleti savunuyor. Tavsiyede de bulunabilirler. Desinler ki, "Yok arkadaş, öyle olmaz. Böyle olur." desinler. Düşünelim. Kendileri olsa on misli tedbir alırlar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Londra merkezli uluslararası haber ajansı Reuters tarafından yapılan analizde, "15 Temmuz darbe girişimi NATO'nun ikinci büyük ordusu TSK'daki bölünmeleri gözler önüne serdi. “Devasa bir etkisi olacak.” değerlendirmesi yapıldı. "Darbe sonrası ordu maalesef iç itilaflara, bitmek bilmeyen soruşturmalara ve sadakat denetimlerine çok keskin biçimde odaklanacak. Yani bir kurum olarak hayatta kalma mücadelesi verecek." dedi.

ADNAN OKTAR: Yok, hiçbir şey olmaz. Ani bir durum olduğu için hükümet devleti koruyor, kendini de tabii koruyacaktır. Dünyanın neresinde olursa olsun böyle bir refleks olur. Aksini söyleyen de başka çözüm söylesin. Ve en hafifiyle yaptı hükümet. En hafifi, artık bundan daha hafif ne olsun? Alabildiğine de özgürlükler var. Sokakta vatandaşta ben bir olağanüstü hal havası, darbeden kurtulmuş bir ülke havası ben görmüyorum. Her şey serbest, özgür. Millet de ticaretine işine gücüne baksın, şamata yapacak hiçbir şey yok.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Süleyman Özışık, Bugün yazarı Rasih Yılmaz'ın kendisine cemaatin darbe yapacağını önceden söylediğini, bir MİT mensubunun ise çevresine; "2016'nın ortalarında darbe olacak. Darbe girişimiyle eğer darbeciler başarılı olamazsa Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı MİT'in içindeki bir ekip infaz edecek." dediğini söyledi.

ADNAN OKTAR: Allah esirgesin. Kaderin dışında bir şey olmaz. Ama Tayyip Hocam’ın etrafında bir milis koruma ekibi olsun sevdiklerinden, dostlarından. Kanunla hukukla bunu bir oturtsunlar bir şekilde. Otomatik silahlı, ona göre işte malzemesi de olan bir ekip. Polis, ayrıca olsun. Özel Harekat ayrı olsun. Sebebe sarılmak farzdır, ibadettir.

Tabii ki gönüllülük üzerine olacak; on lira maaşla çok gelişmiş silah versinler, otomatik silah, iki bin mermi. Zaman zaman da tatbikata gitsinler, çalışma yapsınlar iki ayda bir falan ayda bir. O kadar. Tabii korumak, kontrol etmek güç oluyor ama şimdi milis gücü de yine askeri bir yapılanma içinde organize edebilirler. On başı olur, yüz başı olur. Sık sık da bakılır, kontrol edilir. Dengesiz, anormal bir hareket yapıyorsa hemen silahı elinden alırsın. Orada da hareketlenme olabilir. İçlerinde de çok fazla MİT elemanı olsun. İstihbarat elemanı olsun. Bir hafif hareketlenme olduğunda haber verirler. Olabilir milis güç de kontrol edilemez olayların bazen içine girme ihtimali olabiliyor. Ama çok zor. Mesela korucular aslan gibi. Hiçbir şey çıkmıyor koruculardan. Özel harekattan da tedirgin olmuşlardı zamanında. Vatan müdafaasında en önde o aslanlar. Hepsi canını verdiler. Tedirgin olacak bir şey yok. Okulları kapatmışlardı tedirgin oldukları için. Ben açtırın okulları, dedim. Sayılarını da artırın, dedim. Silahlarını da yenileyin. İmkânlarını güçlendirin. Aylarca söyledim ben bunu. Aylardan beri de anlatıyorum. Efendi delikanlılar mesela konuşmalarından belli çok efendi üslupları falan. Bir genç var sakallı falan çıkartmışlar. Bir başarısı olmuş Cumhurbaşkanı’nın Başbakan’ın yanına götürdüler. Neydi onun hikâyesi çocuğun?

EBRU ALTAN: Tankın önüne yatmış.

ADNAN OKTAR: Mesela o çocuk güvenilir bir çocuk böyle anlaşılır bu. Kabadayı, böyle delikanlı bir çocuk. Mesela fedakar üslubundan falan da anlaşılıyor. Bir komisyon kurulur. Efendim orada konuştururuz. Mülakata tabii tutarsın değil mi? Mülakatla al, mesela yirmi otuz mülakat ekibi oluşsun. Bütün mülakat da videoya alınır. Konuşmalarına bakılır, tavırlarına bakarsın. Psikolojik muayeneden geçebilirler. Bir anormal yönü var mı? Bir şey var mı gibi. Olur, niye olmasın yani. Olmazsa da görevine son verirsin. Zaten maaşlı falan değil, on lira vereceksin ayda. Sembolik. Mesela o çocuk “Allah yardım etti diyor” bayağı kabadayı, delikanlı belli. Çok da efendi üslubu da öyle. Evet. Doğrudan Cumhurbaşkanlığına bağlı olsun. Yarı asker yani paramiliter güç. Tayyip Hoca’nın emrine olsunlar. İşte başkomutan değil mi? Söylüyor, millet bir şey dedi miydi yapıyor.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Dünyanın önemli pop yıldızlarından Justin Bieber, bir filmde kendisine teklif edilen homoseksüel rolünü reddettiğini söyledi.

ADNAN OKTAR: Aferin benim aslanıma aferin.

BEYZA BAYRAKTAR: Dindar.

ADNAN OKTAR: Aferin temiz yüzlü bir çocuk o değil mi? Yazık bak çocuğu mahvetmek istiyorlar. Aferin delikanlı çıkmış. Aslanım benim. Ağabeyinin aslanı nur gibi aferin. Öyle tavır alması süper olmuş.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Avusturya’nın Wiener Neustadt şehrinde darbe girişimine karşı çıkan Türklerin evlerine ve balkonlarına Türk bayrağı asması yasaklandı. Şehrin belediye başkanı Türk bayrağı asılmasının Türkiye siyasetinin Avusturya’ya taşınması anlamına geldiğini ileri sürerek evlerine ve balkonlarına Türk bayrağı asanlara bu bayrakları derhal kaldırmaları çağrısında bulundu. “Bu şehri benimsemeyenin burada yeri yoktur” dedi.

ADNAN OKTAR: Olabilir canım öyle düşünebilir adam önemli değil.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Katar Savunma Bakanı Halid El-Atiyye Türkiye’deki hain kalkışmanın Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından bilindiğini ancak Türkiye’ye bilgi verilmediğini söyledi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim bir tek biz bilmiyormuşuz. Bütün dünya biliyor. Hayır vardır hayır hayır hayır oldu. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadiste belirttiği olay bu. Bu zaten olacak bir olaydı ve oldu. Resulullah (s.a.v.) en ince detaylara kadar bildirmiş. Pergelle iletkiyle olayları ölçüp biçiyorlar benim anladığım.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Uluslararası Göç Örgütü 2016’nın başından bu yana Avrupa’ya deniz yoluyla girmek isterken Akdeniz’de can veren sığınmacıların sayısının üç bini aştığını duyurdu.

ADNAN OKTAR: Üç bin. Daha da fazladır. Çok korkunç bir şey bu.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kaldığı otele düzenlenen saldırıyla ilgili tutuklanan darbeci Kara Havacı Yarbay Uçum’un ifadesi ortaya çıktı. Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümüyle sonuçlanan helikopter kazasında arama çalışması yürüttüğünü, sonrasında aynı bölgede düşen silahlı kuvvetlere ait helikopterle ilgili teknik inceleme ekibinde yer aldığını belirten Uçum, bu olaylarla ilişkin iddialarla davalar açıldığını, cemaatin kendine gözdağı verdiğini savundu.

ADNAN OKTAR: İşte çık içinden çıkabilirsen. Her şey birbirinin içinde girift ve karmakarışık. Ama olan şu, kaderde Peygamber (s.a.v.)’in dediği oluyor. Allah’ın dediği oluyor ve kimse de engelleyemiyor bunu. Ne cemaat engelleyebiliyor ne devlet engelleyebiliyor, ne Amerika engelleyebiliyor. Olaylar tam vaktinde tarihinde, denildiği şekliyle kusursuz şekilde oluyor. Tarihi yönlendirenler de sadece olayı seyrediyorlar aslında.

İmam Sadık şöyle buyurdu, “İki köprü bağlandığında” yani engellendiğinde, “Ehli Beyt’ten Kaim Mehdimizin zuhur zamanıdır” diyor (Melahim vel Fiten, İbn Tavus sayfa 81) Bak “İki köprü bağlandığında” engellendiğinde, kapatıldığında  “Ehli Beyt’ten İmam Kaim Mehdimizin zuhur zamanıdır” görüyor musunuz? Ebu Basir şöyle der: İmam Muhammet Bakır şöyle buyurdu, “Mehdi’ye imameti veren ona ilim ve kitaplar verecek ve onu kendi başına bırakmayacak” Cenab-ı Allah ona kitaplar verecek diyor, demek ki birçok kitaplar basacak, bastıracak, dağıtacak. Mebzul derecede demek ki kitapları meşhur olacak ki hadiste mühim bir şey olduğu için ona dikkat çekilmiş. Bak “Mehdi’ye imameti veren ona ilim ve kitaplar verecek ve onu kendi başına bırakmayacak. (Şeyh Muhammed Bin İbrahim-i Gaybetül Numani, Sayfa 387)

Bu darbe nedeniyle de çok büyük bir imtihan oldu. Mesela bir subayımız var otuz mermi çıkmış bedeninden. Ömer Halis Demir. Mesela o, gerçek kabadayı, hakiki delikanlı, efe. Helal olsun. Tarihe geçti tam namlı kabadayı. Ne yiğitler varmış milletin içinde, ne delikanlılar ne kabadayılar varmış Allah ortaya çıkarttı. 

AYLİN KOCAMAN: O şehidimizin cenazesinde ailesi konuştu, "Çok sevinçliyim." diye konuştular.

ADNAN OKTAR: Aslan aslan, koçyiğit koçyiğit. Böyle kabadayıyı tarih yazmamıştır. Hakiki kabadayı yani. Allah nuruyla sarsın. Cennet kuzusu, cennet.

"Melik'in şehrinin kapısına iner." Yani cumhurun başı olan kişinin şehri. "Askerlerini şehrin etrafına dizer. Bu şehirde Araplar da vardır. Melik'in emriyle orada şehri ayakta tutabilmek için savaşırlar." diyor. Detaylara bak. Suriyeli mültecilere işaret ediyor. "Askerleri şehrin içine girip Medine’nin -şehrin- çevresini kuşatırlar. Şehrin yollarını kaparlar." Alttan üstten şehrin yollarını kaparlar. "Şehrin en aşağısından şehre ulaşan köprüyü de tutarlar. Erkekleri sokak ve çarşılarda öldürürler, şehit ederler." diyor. (El Melahim, İbn-i Münadi Sayfa 31-46). Bin yıllık kitap. Aynısı mı? Aynısı.

Allah Allah kabadayıya bak, maşaAllah. Kardeşim, şimdi ben bu konuşmayı anlatsam cezbeye gelirsiniz, anlatmayacağım onun için. Hakikaten cezbeye gelirsiniz. Ben böyle olay görmedim, böyle kabadayılık görmedim. Paşa görev veriyor, diyor ki "Baş üstüne komutanım. Hakkım helal olsun, siz de helal edin." diyor. Aslana bak, maşaAllah. Koçyiğidimizin vücudundan otuz kurşun çıktı. Kabadayının şanına bak, maşaAllah.

EBRU ALTAN: Bile bile şehit oluyor.

ADNAN OKTAR: Tabii tabii. Söylüyor zaten komutan, "Sonunda biliyorsun şehit olacaksın" diyor. "Emredersiniz." diyor. Böyle bir kabadayılık tarihte görülmemiş. Peygamberanı tenzih ederim, yok böyle kabadayılık. Bir de konuşuyor da, ifade de ediyor; "Zekai Paşa'nın emri, ben sizi alamam." diyor. Buna rağmen. Normalde çekip vurur, direkt çekip vurur çünkü isyancı zaten.

Bozkurt, "Hocam, imansız ölmekten korkuyorum." İmansız ölmekten korkan zaten imansız olmaz. İmansız ölmekten korkmuyorsa bir adam zaten o korksun asıl. Sen korkuyorsan tamam.

"Ömer benim koruma astsubayımdır. Ömer, sana vatanım ve milletimiz adına tarihi bir görev veriyorum. Tuğgeneral Terzi vatan hainidir, isyancıdır. Bunun sonunda şehadet var, biliyorsun. Seninle yirmi yıllık beraberliğimiz var, hakkını helal et." diyor. "Baş üstüne komutanım." diyor. Şu delikanlıya bak, kabadayıya bak. Başkası olsa başka türlü korkabilir, çekinebilir. Vakur bir sesle, "Baş üstüne komutanım. Hakkım helal olsun. Siz de helal edin." diyor. İşte bu kadar. Aslan aslan, ağabeyinin koç yiğidi. Otuz mermi de şanına uygun. Kabadayılığının damgası. Hazreti Ali (r.a) de on yedi yerinden yaralandı maşaAllah. Benim aslanım, kabadayım da otuz yerinden. Aslında onların, Allah vermedi, hepsini biçerdi de yine o merhametinden şefkatinden. Yoksa onları getirirdi otomatik silahla hepsini tarardı orada. Daha girmeden hepsini indirirdi aşağıya. Ama haklı-haksızı ayırt edebilmek için hala daha konuşuyor çocuk, "Paşamın emri var. Böyle bir şey olmaz." Tebliğ ediyor, açıklıyor vazgeçer belki diye. Yoksa el bombası da atardı üstüne, darmadağın ederdi. Öyle bir şey olmazdı.

Dinliyorum. 

KARTAL GÖKTAN: Darbe gecesi Boğaz Köprüsü'nde çenesinden kurşunla vurulan Levent Deveci, şehit olmadığı için ağladı ve Gazi olduğu için "Allah'a şükretmek lazım bizlere bu makamı takdir etti." dedi. O gece yanındaki insanlar köprünün üzerindeki keskin nişancı tarafından şehit edilmişler. Kendisine gelen kurşun, o sırada olanları telefonla kameraya kaydeden bir kişinin telefonundan geçerek kendisine geldiği için kurtulmuş. "Eğer yeniden bir darbe girişimi olursa insanlar yine sokağa dökülür. Birinci ve ikinci saf şehit olur. Ama üçüncü saf onları parçalar." demiş. 

ADNAN OKTAR: İşte bu da anlı şanlı kabadayı. Ama sahip çıkmak lazım. Şimdi o çocuk orada yatıyor hastanede. Ziyaretine gitmek; kuru kuru da olmaz ziyaret. Ne olur, mesela bakarsın evine evini ihya edebilirsin. Arabası var mı? Bir şeyler yapılabilir. Her türlü iyilik yapılabilir. Az az az az az az herkes bir şey yapmış olsa bu büyük bereket olur, güzel olur. Ben bu kadar kabadayısı çok millet görmedim. Olmaz böyle bir şey. İtalyanlarda falan bir avuç çıkar, çok azdır. Fransızlardan çok çok çok nadir olur. Olacak iş değildir. Çok güç olacak bir şey. 

BEYZA BAYRAKTAR: Bir taksicimiz direkt tankın altına girdi. Sonra taksi hediye ettiler, yaşıyor maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Aslanım benim. O çok önemli. Yaptıysa kardeşim, o yiğitliğiyle takdir etmek lazım, takdis etmek lazım, ödüllendirmek lazım, teşvik etmek lazım, teşci etmek lazım. Olmaz. O ömür boyu o gazinin şanı büyük olacak. Şehidin de şanı daha da büyüktür.

Fransız gençleri diyorlarmış ki, "Bir daha terör saldırısı olursa polise değil Türklere gideceğim." diyormuş. Hakikaten tozunu dumanına katarlar onlar.

Benim aslanım kabadayım, diyorum, hepsinin alayını sapır sapır dökerdi istese. Otomatik silahla daha binadan girer girmez hepsini tarar indirirdi. Yahut el bombası atar dümdüz ederdi. Yine şefkatle davranıyor, Allah'tan korkuyor, muhakeme ediyor, söylüyor; "Komutanın emri var. Durum budur." diyor. Ancak canına kast edildiğinde canını koruyor.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar'la Sohbetler burada sona eriyor, tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü