Harun Yahya

Sohbetler (29 Temmuz 2016; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz Adnan Oktar’la Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hakkâri Çukurca’da yol kontrolü yapan askerlerimize bu akşam PKK’lı teröristler tarafından uzun namlulu silahlarla ateş açıldı. Beş askerimiz şehit oldu, sekiz askerimiz yaralandı. Bölgede teröristleri yakalamak üzere operasyon başlatıldı.

ADNAN OKTAR: Kardeşim ben bu işi anlamıyorum. Uçak var, helikopter var, havan topu var, obüs var, roketler var, makinalı tüfekler var. Dört tane çakal geliyor. Askerleri vurup elini kolunu sallayarak gidiyor. Ve hiçbir şekilde adamlar yakalanamıyor. Ben bu işin sırrını çözemedim gitti, anlamıyorum. Askerlerimize Allah’tan gani gani rahmet diliyorum. Allah şehadetlerini makbul etsin, kabul etsin. Anne babalarına Cenab-ı Allah uzun ömür, sabrı cemil nasip etsin. Ama ben bu vakaların bir tanesini hiç olmazsa yerinde görüp anlamak istiyorum. İnanılır gibi değil. Adam nasıl kaçar? Uzunu namlusu kısa namlusu var mı? Alır ağzına sokarsın namlusunu bilmem neyini. Nasıl kaçar adam? Cehenneme çevirirsin ortalığı. Kaçma diye bir olay olmaz. Ben hayret ediyorum bu işe. Bu kadar alet edevat var, bu kadar silah var, imkânımız var, devletimiz var bu nasıl oluyor ben anlamıyorum, mucize bu. Adamı tamamen ablukaya alırsın kardeşim nasıl kaçacak yani. Askerse asker, polisse polis. Her seferinde bu çakallar rahat rahat kaçıyor. Bu vakalardan hiç olmazsa birkaç tanesini bir teknik inceleyelim. Çok detaylı bir inceleyelim. Bu kaçma olayı nasıl oluyor? Birde bundan anlayanlar varsa onları da buraya davet edelim. Yani bize tabii böyle hani masal gibi anlatması da değil de, demagoji değil de. Tam konuyu bize net açıklayacak birilerini bulalım. Bu kaçma olayı nasıl oluyor? Bir kere ateş edememesi lazım bir, ediyorsa bile kaçamaması lazım iki.

Bir etiket yapalım. Ne diyelim? “Bugün ayrılık yok” diyelim.

Mehdiyet öfkeyle olmaz, kanlı olmaz. İnsanları tankla parçalayarak, havadan otomatik silahla halkı tarayarak, kollarını bacaklarını kopararak, masum insanları şehit ederek öyle Mehdiyet olmaz.

Birde bu tip olaylarda kalabalığın fazla olması darbecileri caydırır çok fazla kalabalık. Daha fazla kalabalık olması lazım bir durum veçhinde. Mümkün mertebe herkesin dışarıda olmasında fayda var.

Milis kuvvetinden çekinmek için neden yok. Allah razı olsun, dedik. Askeri tesisleri şehir dışına alın, dedik. Karar vermiş hükümette. Şehir içinde tank olmaz, dedim. Mühimmat olmaz. Şehrin göbeğinde aynısını söylemiş Başbakan da. Hepsini çıkaracağız şehir dışına, demiş. Doğrusu o. Küçük milis grupları oluştursun önce hükümet. Bir denesin. Önce mesela bin kişilik yapsın. Sonra bir iki bin kişilik, üç bin kişilik gittikçe artırır. İçine sindikçe hükümet daha artırabilir. Ama milis önemli.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İngiliz Daily Express gazetesi İngiliz hükümetinin gerektiği takdirde tatil için Türkiye’de bulunan ve sayıları elli bin civarı olan vatandaşlarını kurtarmak üzere askeri bir operasyon planladığını yazdı.

ADNAN OKTAR: Bir daha söyle bakayım.

BÜLENT SEZGİN: İngiliz Daily Express gazetesi İngiliz hükümetinin gerektiği takdirde tatil için Türkiye’de bulunan ve sayıları elli bin civarı olan vatandaşlarını kurtarmak üzere askeri bir operasyon planladığını yazdı. İkinci bir darbe girişimi sonrası iç savaş çıkma ihtimaline karşı İngiliz birlikleri Türkiye’nin komşusu Kıbrıs’a geçmişler. Ve özel kuvvetler destek mangası ve silahla donanmış yetkili askerler burada hazır durumda bekletiliyorlarmış.

ADNAN OKTAR:Mış yani daha önce olmuş böyle bir şey.

BÜLENT SEZGİN: Geçmişler buraya evet.

ADNAN OKTAR: Ama hayır. Bundan sonrası için mi hazırlık yapıyorlar.

KARTAL GÖKTAN: Evet.

BÜLENT SEZGİN: Evet yeni gemişler, bundan sonrası için.

ADNAN OKTAR: Evet işte işgal düşünüyor İngiliz derin devleti. İşte buna karşı halkın milislerin silahlanması gerekiyor. Birde gerekiyorsa İngiltere’nin o sözünü kapatmak için İngiliz vatandaşlar varsa çıkışları için uyarabiliriz. Operasyon moperasyon falan böyle bir konu olmaz. Biz herkesin güvenliğini sağlarız. Gelene de o zaman aynı muameleyi yaparız. Bu da iç açıcı olmaz. Kendilerini güçlü zannediyorlar ama zannettikleri gibi olmaz. Akıllarını başlarına alsınlar. Halkada ateş etme yetkisi vermişler İngiliz askerlerine yani Türk halkına ateş etme yetkisi verilmiş. Bu da çok karanlık bir olay. Çok miktarda uçaksavar her yere koysunlar. Bunu seyretmesinler. Çünkü Türkiye’yi bölemediler. Böyle bölmeyi düşünüyorlar. Savaş ortamı meydana getirip falan. Bunu bekletmenin bir alemi yok. Tehlike kapıda görülüyor. Kraliyet donanması savaş gemileri de hareket halindeymiş.

Süfyan önce bir ordu gönderiyor. Onlar hezimete uğrayınca içinde 600 yabancı olan bir orduyu yolluyor deccaliyet. İkinci ordu yabancılardan oluşuyor hadiste. Onun için İngiliz derin devletinin azgınlığına karşı dediğim tedbirin alınması lazım. Uçaksavar, özellikle tanksavar ve uçaksavar.

Yüzlerce jet ve helikopterle saldırmayı düşünüyormuş İngilizler. Çok dikkatli olmak lazım.

İlk saldırıyı yapan küçük deccaldır diyor. Küçük deccal diyor Peygamberimiz (s.a.v.) büyük deccalin ileri karakoludur diyor. Büyük deccalın ileri karakoludur. RumuzatıSemaniye’de geçiyor. Süfyan ve deccaliyet iç içeler. Süfyanı ileri karakol olarak kullanıyor deccaliyet.

Milis denesinler Ankara, İstanbul ve İzmir’de. Aklı başında adamlar var, bir şey olmaz. Belki milis üniforması da yapılabilir. Değil mi? Yani eğer güvenlik açısından düşünüyorlarsa milis üniforması mümkün. Yani silahlı olduğunda üniformayla, milis üniformasıyla gezmesi mecburi hale getirilebilir.

Bir de 50 bin İngiliz ne zaman geldi bize? Var mı o kadar İngiliz Türkiye’de?

CİHAT GÜNDOĞDU:Alanya, Fethiye. Oralarda yerleşmiş durumdalar.

ADNAN OKTAR: Öyle mi? Yaşıyorlar orada. Emekli dedeler, nineler falan. TamamOnlar bahane olarak kullanıyorlar. Yoksa Türkiye’nin aklı başında bir devlet olduğu belli. Ama işte kalitesiz bir topluluk haline getirmeye çalışıyorlar kendi kafalarınca. Onun için gelenekçi Ortodoks sistemi de destekliyor bunlar. Mesela Mısır’da desteklediler. Mısır’ı mahvettirdiler. İhvan hareketinin içinde de İngiliz derin devletinin çok adamı vardı. İhvanı gelenekçi Ortodoks çizginin içerisinde adeta boğdurdular. Gerek Suriye’de gerek Irak’ta, Mısır’da, her yerde helak oldular.

Deccalın en çekindiği şey kalitedir, sanattır, güzelliktir, sevgidir. Deccalın zehridir bunlar. Zehir etkisi yapar. Sevgi, kalite, güzellik, sanat, estetik. Onun için hükümetin bu konulara çok önem vermesi gerekir.

O demokrasi mitinglerinde AK Parti sloganları atmak yanlış olur. Oraya MHP’liler geliyor, Büyük Birlik Partililer geliyor, CHP’liler geliyor. O insanları olumsuz etkiler bu. Çünkü orada milletin amacı vatan, millet, bayrak. Parti amacıyla gelmiyorlar. Parti propagandası için de gelmiyorlar, bu çok çok yanlış olur. Zaten Cumhurbaşkanımızı seçtik biz. Yani Cumhurbaşkanı olarak Türkiye kabul ediyor. Yani sürekli Tayyip Hoca’nın resimleri, AK Parti sloganları falan o zaman MHP’li de gelmez, CHP’li de gelmez, Saadetli de gelmez. Bu çok riskli olur. Bu riski kaldıralım.

Özetle şu milis işini bir denesinler. Gerçekten bir şey olmaz, tedirgin olmaya gerek yok. Allah Allah. Asker de tüfeği veriyorsun delikanlıya. Askerden yeni terhis olmuş, yeniden tüfeği vereceksin. Hayır zaten gerektiğinde iki-üç dönem askerleri yeniden silahaltına alıyorlar. Öyle düşünün. Yeniden silahaltına aldığınızı düşünün. Değil mi? Seferberlik halinde yeniden askere alıyorlar. Askere aldığınızı düşünün.

SEMİH MERİÇ:Topçuları örnek vermiştiniz Hocam.

ADNAN OKTAR: Evet. Hiçbir şey olmaz. Ama tabii bir psikolojik testten geçirsinler, baksınlar yani. Bazen böyle çok heyecanlı tipler oluyor, olmaz.

Evet dinliyorum

KARTAL GÖKTAN:Cumhurbaşkanı Erdoğan, darbe gecesi saldırıya uğrayan Özel Harekat Daire Başkanlığı’nı ziyaret etti ve şunları söyledi: “Şu gördüğümüz bina ile bu yaptıkları tahribatla bunlar bizim sakalımızı kestiler. Unutmayın kesilen sakal çok daha gür biter. Şehitlerimiz sevgili Peygamberimize komşu oldular. Peygamberlikten sonra en yüce makama ulaştılar. Zaten sizlerin bizlerin hedefinde de bu yok mu? Nerede bu ömrümüzü noktalayacağımıza dair bir belge var mı? Kimisi bir trafik kazasında gidiyor, kimisi ayağı bir taşa takılıyor gidiyor. Ama kimileri de işte bu mutlu bu kutlu yolda şehit oluyor. Şehadet şerbetini içiyor ben ne mutlu şehitlerimize diyorum" dedi.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam mümin muttaki delikanlı. Üslubu güzel, candanlığı güzel. Ocakta yetişmiş işte ocak mükemmel Erbakan Hoca yetiştirdi mi böyle yetiştirir işte. Erbakan Hocam’ın dizinin dibinde yetişti. Erbakan Hocam rahmetli çok imanlıydı. Çok kararlı şevkliydi. Tayyip Hocam da onun talebesi. Güzel yetişti. Üslubu güzel olmuş. Tam Müslümanca olmuş. Tebrik ediyorum yakışır Tayyip Hocam’a böyle güzel üslup.

Ünlü Rum politikacı Kıbrıs'ta biliyorsunuz "Ya bu geceki fırsatı kaçırdık adayı tamamen işgal etmemiz gerekiyordu" dediler. Bak fırsatçılığı görüyor musun? Nasıl iç içeler? Nasıl oyun içinde oyun var?

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanımız külliyede şehit yakınlarına konuşuyor. "Şehit yakınlarına terörle mücadelede şehit olan ailelere tanınan tüm haklar tanınacak. Ülkesi için canını veren insanların emanetlerine sahip çıkmak bizim namus borcumuzdur" dedi. "Jandarma ve külliye arasındaki kavşağı bombaladılar, caminin önünü bombaladılar beş şehit verdik, bunu ancak katil yapar. Bunu ben Müslümanım ben Türk'üm diyen birisi yapamaz. Bunlar benim askerimin için nasıl sızmış, polisin içine nasıl sızmış, devlet kurumlarına nasıl sızmış? Şimdi birileri bize akıl veriyor batıdan "Bu açığa alınanlar sebebiyle endişeliyiz" diyorlar. Siz işinize bakın işinize" dedi.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam’ın üslup şahane.

BÜLENT SEZGİN: Şuan külliyeden bir fotoğraf vardı, delikanlı şehidimiz Ömer Halis Özdemir'in oğlu.

ADNAN OKTAR: Kabadayının oğlu aslan o aslan. Allah ona uzun ömür versin. Ama böyle kabadayı da görülmedi maşaAllah. Helal olsun.

Meydanlarda Tayyip Hoca’nın resimleri, Tayyip Hoca’ya yönelik sloganlar, AK Parti sloganları MHP'liler gelmez. Saadetliler gelmez. Büyük Birlikliler gelmez, yapmayın. Bu vatan millet meselesi. Zaten Cumhurbaşkanı olarak biz kabul ediyoruz Tayyip Hoca’yı. O konuda bir sorun yok ki. Milletin o konuda bir problemi yok. Yine gelse yine seçeriz öyle bir şey olmaz.

Bak bir daha söylüyorum darbe durumunda çok kalabalık önemlidir çok çok kalabalık. Birde milis çok hayati. Yani halk değil mi? Polisin hemen ortaya çıkması, hiç vakit kaybetmeden ortaya çıkması. Ve askerin de hiçbir şekilde itaat etmemesi. Tankın içine soktular götürüyorlar işte PKK, baktın darbe var hemen tanktan atlayıp kaçsın. Hemen becerebiliyorsa aküsünü çıkartsın. Hemen kaçsın. Veyahut silahla cemseyle götürüyorlar indirdiler bir yere dediler ki “artık darbe oldu siz buradasınız” hemen silahın mekanizmasını söksün kaçsın. Kıyafetini çıkartsın hemen kaçsın. Şapkasını kıyafetini çıkartıp kaçsın. Aman ha halkın arasına karışsın.

Birde bu tip durumda askerin silahını almanın hükmünedir? Bunları bir netleştirsinler. Mesela halk askerin silahını alıp kendini savunabilir mi? Değil mi? Çünkü hem askeri koruması gerekecek hem kendini koruması gerekecek. Orada ben garibimi gördüm, aslanımızı askerin silahını alıyor duruyor elinde sonra içine sinmiyor geri askere veriyor silahı askerde çekip vuruyor. Bunlara açıklık getirmek lazım. Hukukçular bu konuyu vuzuhata kavuştursunlar.

Tayyip Hocam aynı benim sözlerimi söylemiş “"Onlar bir tuzak kurdu Allah da bir tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır." Bu böyle bilinsin bize tuzak kuranların tuzaklarını 15 Temmuz gecesi başlarına geçirdik” demiş. "Tüm Türkiye beraber olarak kırk yıllık sinsi hesabı yirmi saate kalmadan yerle yeksan ettik. FETÖ terör örgütünün mazisi kırk yıl, kırk yıldır bugüne ulaşmak için çalıştılar. Şimdi hesap tersine döndü ama iş bitmedi yapacağımız daha çok şey var. Bunlar kanser virüsü. Sadece yönetimi değil toplumu da ele geçirmeyi hedefliyordu" diyor. "Darbe gerçekleşseydi tüm toplum için farklı bir hayat başlayacaktı. İradesini Gülen'e teslim etmeyen kimse bu ülkede geleceğini inşa imkanına sahip olamayacaktı." Kardeşim adamların gözü dönmüş yaşam diye bir konu yok ki direkt öldürüyor adamlar. Şehit ediyorlar. Gözü dönmüş bir üslup var. Ben böyle olay görmedim. İngiliz derin devletiyle iç içeler. Bir kısmı farkında bir kısmı farkında değil. Baksana İngiliz derin devleti aynı anda Türkiye'yi işgal etmeye hazırlanıyor. İngiliz helikopterleri, uçakları hazır Akdeniz'de Türkiye'ye yanaşıyor işgal hazırlığı var. Halende hazır vaziyette bekliyorlar şuandada. Bu çok vahim bir şey. "Günlük siyasi çekişme ve rekabetler geride kaldı" diyor Tayyip Hocam. İlk gün ben söylemiştim. O konu artık bitti. Cumhurbaşkanı da söyledi, bitti. Bütün parti liderlerine teşekkür etmiş. "Ben bugüne kadar şahsıma bütün hakaretleri yapanları bir kereye mahsus olarak davalarımı çekiyorum ve affediyorum." diyor. Onu da güzel, doğru yapmış. Tayyip Hocam bizim evladımız, bizim insanımız. Onu korumak bizim için şeref meselesidir. Türk milletinin şerefidir. Eğer ona bir zarar gelirse bütün Türk milletine zarar gelmiş olur. Madem o Allah için kendini ateşe attı, biz de onu ateşten kurtaracağız. Allah için ateşe attı kendini, biz de o ateşten onu kurtaracağız, Deccalın onu kapmasına müsaade etmeyeceğiz. Baksana ta Akdeniz'den gelmiş burnumuza dayanmış İngiliz derin devleti. Bunlara en güzel cevap nasıl olur? İslam Birliği'nin hemen açıklanması, İslam ordularının hemen birleşmesi, İslam NATO'sunun hemen kurulması. "Bir Müslüman ülkeye saldırıldığında bütün İslam alemine saldırılmıştır." diye madde konması lazım. Sıkıysa yapsınlar o zaman, göreyim. Çünkü Pakistan'da yüzün üzerinde atom bombası var, İslam ülkesi. Hindistan'da var, çok fazla orada da, yüzün üzerinde atom bombası var. Aslında Hindistan'la da işbirliği yapmak lazım; Mısır'la, hepsiyle. Öfkenin zamanı değil. İhvan-ı Müslimin de geri çekilsin, herkesi kardeşi ilan etsin. 

BÜLENT SEZGİN: Etiketimiz listede Adnan Bey. "Bugün Ayrılık Yok"

ADNAN OKTAR: Çok güzel. “Şehitler Ölmez Türk Vatanı Bölünmez”, “Bu Vatan Hepimizin.” Eskiden ipsiz sapsız sözler oluyordu, güzel oldu şuan.

Tayyip Hocam’a helal olsun, çok güzel konuşuyor maşaAllah tam Müslümanca. Bir de edebiyat yapmıyor. Öyle Yozgatlı bir usta vardı da bize gelmişti, "Bu çok dilkıra?" diyordu. Demagoji tarzında bir üslup yapmıyor, iyi oluyor. Samimi, içinden ne gelirse onu söylüyor. Ben gıcık olurum öyle edebi yönünü vurgulamaya çalışan tiplere. Lügat paralıyor falan derler.

Fethullah Gülen çıksın, bütün bu yapılanların çok aşağılık hareketler olduğunu söylesin, millete yapılan bu saldırının kahpelik olduğunu söylesin. Bunu duyalım. Bak bunu söylemiyor. Bu çok vahim bir şey. Vefa borcu olarak, eğer vicdanın varsa bunu yap. Sana bütün millet iyilik yapmış, güzellik yapmış. Bu insanları şehit ettiler, parçaladılar; çocukların kafaları koptu; mahvettiler insanlarımızı; havadan silahla taradılar; bombaladılar aslanlarımızı mekanlarında, polislerimizi. Çık, de ki; "Bu yapılanlar alçaklıktır. Bunu yapanlar kahpedir. Bunu insan yapmaz." de. İki kelime bir şey söyle. Söylemiyor. Bunu bekliyoruz, geç de olsa bunu söylesin. Bu konuşmayı yapınca kimse tabii suçsuz konuma düşmez ama ben şahsi olarak bunu istiyorum. Yoksa kanun hukuk devreye girer, kim ne yaptıysa karşılığını alacaktır. Hukuk durmaz, hukuk gereğini yapar. Ben şahsi olarak bunu söylemesini istiyorum.

Evet, şimdi biraz mehter müziği dinleyelim, devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz. 

VTR: Mehter Marşı

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz. 

ADNAN OKTAR: Mehter müziği milletimizin ruhuna ferahlık veriyor.

Tayyip Hocam, küçük bir milis grubu oluştursun. Bir denesin. İçine sinmezse yine lağveder. Küçük bir milis grubu oluştursun yüz kişilik-iki yüz kişilik. Bir şey olmaz. Bekletmesin. Bir şey olmaz. 

Hayret ediyorum, halka nasıl ateş edebiliyor. Vicdanı en ufak titremiyor. Pişmanlık ifadesi de yok. Yalanıyor adam, etrafına bakınıyor. Otomatik silahla tarıyor, muhatap dahi olmuyor. Adamlar yerde kıvranıyor. Bunlar insan değil, bunlar, mahluk bunlar. O kadar tatlı ki bir amca var, "Komutanım askerlere zarar vereceklermiş onun için geldik." diyor. Acayip tatlı. Bir insan ona nasıl kıyar? İnanılır gibi değil. Kadını vuruyorlar başörtülü falan. Bunlar manyak, başka bir açıklaması yok. Böyle bir ahlaksızlık ben hiçbir yerde görmedim. Dünyanın hiçbir yerinde olmaz böyle bir alçaklık. Her yerde darbe oluyor, ben böyle bir kahpelik görmedim. 12 Eylül'de yoktu, ben hatırlıyorum. Talat Aydemir'in darbesinde yoktu, Menderes'in zamanında yapılan darbede halka böyle bir alçaklık yapılmadı. Bu nasıl bir kahpeliktir, azgınlıktır.

Münafıklarla ilgili bir kitap yazdım. Şimdi onun ikinci cildi de var. Bu göstereceğim kitap şuan internete de kondu. İnternetten kardeşlerimiz ücretsiz indirebilirler kitap olarak. 1300 sene içerisinde böyle bir kitap yok. Münafıklığı bu kadar detaylı analiz eden, böyle milim milim ruh halini açıklayan, ayetlerle hadislerle çok kapsamlı detaylı izah eden bir kitap yok. Kitap, Münafığın Derin Karanlığı. Çok nefis bir eser. Zaten okuyanlar, inceleyenler göreceklerdir. Şahane bir kitap. Müthiş güzel analizler var, çok detaylı analizler var. Okunuşu çok rahat. İkinci cildi de şuan hazırlanıyor, hazırlıyorum. Orada da daha ince detaylar var. Çünkü münafığı yakalamak kolay değil. Münafığı yakalayamadığımız için bu belalar insanların başına geliyor, münafık yakalansa bu dertler olmaz. Ama şimdi bu kitaptan kardeşlerimiz müthiş istifade edecekler, bizden sonraki nesiller de çok istifade edecek. O cereyan-ı münafıkaneye dev bir darbe bu, esaslı bir darbe. Çünkü münafık, alçak ve kahpe bir ruha sahiptir. “Zekasını”diyor Bediüzzaman “şeytandan alır. Şeytani bir zekavete sahiptir. Şeytanla işbirliği yaptığı için şeytan ona vahyeder, ilham eder. Ve o da ona göre hareket ettiği için çok azgın bir mahluktur münafık.” diyor. Ama bütün detaylarıyla böyle analiz edip rezil rüsva edersen münafığı, münafık felç olur. Şimdi ikincisinin ismi, Köstebekle Satranç, kitabımın ismi. Köstebekle Satranç isimli kitap, o da bitti aşağı yukarı, çok az bir şey kaldı. Onda daha da derin daha kapsamlı analizler yapılıyor. Münafığın kaçacağı göçeceği yer kalmadı. Dünyanın heryerinde münafıklar Müslümanlar tarafından kör köstebeğin yakalandığı gibi yakalanacaklar. Ayet ve hadislerin ışığı içerisinde çok detaylı, kapsamlı anlattım. Bu kitabı kardeşlerimiz şuan internetten ücretsiz indirebilirler. Ama bence kitap olarak evlerinde mutlaka bulundursunlar. Kitabın etkisi çok daha güçlüdür, kütüphanelerinde bulundursunlar. Kütüphanelere bereket getirir. Ama isteyen de ücretsiz indirebilir. Parası olmayan internetten indirsin. Ama parası olan mutlaka kitap olarak bulundursun. Çünkü misafirin önüne koyarsan; adam interneti açıp bizim siteye girip oradan kitabı indirecek, okuyacak... Öyle bir şey çok zor. Ama kitap orada hazır duruyorsa hemen açar hemen okur. Üç sayfa bile okumuş olsa münafıklığa çok ciddi bir önlem alınmış olur. Çok çok etkili olur. 

KARTAL GÖKTAN: Uygun görürseniz kitabınızın arka kapağından kısa bir tanıtım yazısı okuyabilirim. 

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN:“İnsanoğlunun ilk yaratıldığı günden bu yana münafıklık yapan her insan ahlaksızlıklarıyla ve alçaklıklarıyla tarihe geçmiştir. Firavunlar, Nemrutlar, Karun, Samiri, Hazreti Lut ve Hazreti Nuh'un eşleri gibi tarihteki ünlü münafıklar nasıl kitaplara yada tarihi kayıtlara geçtiyse günümüz münafıkları da aynı şekilde kitaplara konu olacaklardır. Bu kitabın amacı henüz tövbe etme imkanı varken tüm münafıklara ve münafık ahlakına benzer tavırlar gösteren insanlara münafıklığın tehlikesini anlatıp bu acı sondan kurtulmaları için onları doğru yola çağırmaktır. Küfür yada münafık, her kim Müslümanların aleyhine bir yol ararsa onlara karşı alçakça oyunlar oynamak isterse Allah o kişilere asla başarı vermeyecektir. Bu Allah'ın kesin ve değişmez bir vaadidir. Ve Allah vaadinden asla dönmeyendir. Önünde sonunda mutlaka galip gelecek olanlar Allah'ın taraftarları olan samimi Müslümanlardır.”

ADNAN OKTAR:Evet. Münafık akıl hastası gibi gözü dönmüş, yalancı, dolandırıcı, sahtekar ve kahpe mahluktur. Ama zekasını çok ince kullanır. Onun için Müslüman’ın iyi niyetinden dolayı, edepli ve adaplı olduğundan dolayı kendisinin de çirkefliğinden dolayı avantajlı konumda olmuş oluyor bazen. Onun avantajı ilimle, Kuran'la yıkılır. Kuran vahyi münafığın en rahatsız olduğu konudur. Onun için Kuran'la onu analiz ettiğinde ve onun karakterini bildiğini bildiğinde münafık çöker. Münafığın en korktuğu şey; alçaklığının, karaktersizliğinin, ahlaksızlığının bütün detaylarıyla bilindiğini bilmektir. Münafığı bu felç eder. Çünkü münafık bilinmediğini zannederek alçaklık yapar. Münafığın azmasının, şımarmasının nedeni, alçaklığının; karaktersizliğinin bilinmediğini düşünür. Halbuki bütün detaylarıyla analiz edildiğini görürse münafık, adeta felç olur. Onun için herkes münafıklığı öğrenirse münafıklar kaçacak delik ararlar. Çünkü biliniyor, teşhis edilmiş. Şuana kadar hep bilinmedikleri için çok rahat hareket etmiştir münafıklar. Şeytani zekalarıyla, şeytandan aldıkları vahiyle Müslümanlara ızdırap vermişlerdir. Son olayları gördünüz, Müslümanlar nasıl acı çektiler. İşte münafığın belini kırarsan, ilimle irfanla kırarsan münafığın yapacağı bir şey kalmaz. Müslümanların hep çektiği münafıklardandır. Türkiye'de de Mısır'da da Suriye'de de Irak'ta da her yerde münafıkların alçaklığından Müslümanlar zor duruma düşmüşlerdir. Onun için bir numaralı mesele olarak, en önemli mesele olarak münafıklığı ön plana alıp münafıklığı dünya çapında yerle yeksan edeceğiz inşaAllah ilimle irfanla. Ben günlük hayattan ve asrımıza bakan yönleriyle münafıklığı anlattım. Çünkü hep münafıklığı anlatanlar Musa dönemi, Resulullah(s.a.v.) dönemine göre anlatıyorlar veyahut İbrahim (a.s) dönemine, Lut(a.s) dönemine göre. Tamam o dönem önemli ama asrımız; asrımız ne olacak? Asrımızı çok kapsamlı anlat. Asrımızda nasıl uyguluyor? Mesela münafık o devirde çadırların arkasından sinsice sürünerek geçiyor ama şuan internetten yapıyor bunu yahut telefonla yapıyor aynı işlemi. Müslümanların bir kısmı bu bağlantıyı kuramıyor. Ancak münafık çadırların arkasından sinerek giden, başını bezle örten birisi gibi düşünüyorlar. Halbuki asrımızdaki şekli bambaşka. Asrımızdaki halini tarif ettiğim için Kuran'la, insanların kafasında daha berraklaşıp daha netleşti anlatımlarım. Zaten okuyanlar da bunu görecekler. Ben okuyanlar için söylüyorum. Mesela İngiliz derin devleti baktım, münafıkları kullanıyor Müslümanlara karşı, hep münafıklar. Nerede böyle şeytan iblis karakterli karaktersiz varsa, cemiyet mikrobu alçak varsa, nerede böyle akılsız ahmak ama şeytanın vahyiyle hareket eden şeytani zekaya sahip avanaklar varsa bunların hepsini İngiliz derin devleti görevlendirmiş. Her yerde de kum gibi kaynıyorlar. Ama şuan bunların bu pis yönlerini, karanlık yönlerini bütün insanlığa anlatmış olduk ve anlatacağız. Bütün insanları da bunları bakar bakmaz anlayacak hale getirdik. Eskiden anlayamıyorlardı, fark edemiyorlardı. Şuan çok rahat analiz edebilecekler yani geniş çapta anlayacaklar. Tabii yüzde yüz anlarlar demiyorum ama geniş çapta anlayacaklar inşaAllah. 

BÜLENT SEZGİN: Gazi amcamızın konuşması vardı.

ADNAN OKTAR: Bir göreyim. Acayip şeker. Buna nasıl kıyıyorsun, bu tertemiz insana? Sen nasıl bir alçaksın? Yazık günah. Bak, amcam ne diyor; "Boş gittik." diyor. Dolu gitse neler olurdu bir düşünün yani. Bu kadar mazlum insana nasıl kıyıyorsun? Nasıl bir kahpesin sen, nasıl bir insansın sen, nasıl bir mahluksun? Yazık günah. Bir de bayağı iyi niyetli.

Münafık iftiraya çok meyyaldir. İftira onun silahıdır. Ağlayıp zırlar. Ayette bu açıkça belirtiliyor, Yusuf Suresi'nde de belirtilmiştir; "Ağlayarak geldiler" diyor. Halbuki sahte ağlaması, oyun oynuyor. Müslümanların sürekli vicdanını kullanarak Müslümanlar aleyhine hareket ederler. Mesela Hazreti Yakup (a.s)'a hep onun vicdanını kullanarak onun aleyhine ve Hazreti Yusuf (a.s)'un aleyhine, Bünyamin'in aleyhine hareket ediyorlar.

Yetmiş dört yaşında bu dedemiz. Sen nasıl kıyıyorsun bu insana? Birde ne kadar tatlı bir üslubu var. "Hükümete karşı ayaklanmış da asker de hükümeti koruyormuş da biz de yardım etmeye geldik." diyor. "Sen bizi öldürmeye mi geldin?" diyor. Alçaklığa bak.

Evet, dinliyorum. 

KARTAL GÖKTAN: Şehit aileleri ve gazilerimizin Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde ağırlandığı törende gazilerimiz sedyelerle getirildi külliyeye. Başbakan Binali Yıldırım yaptığı konuşmada şunları söyledi; "Gazilerimiz o protezlerinizi, o kollarınızı, o koltuk değneklerinizi asla gizlemeyin. Onlar sizin gururunuz. Siz de bu milletin gururusunuz. Şehitlerimizin yakınlarını ve gazilerimizi asla unutmayacağız. Sünni ile Alevi arasına giren, Kürt'le Türk arasına giren tek tek temizlenecek. Ülkeyi kutuplaştıran, gerginleştirenler temizlenecek." dedi. 

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam, çok sıhhatli berrak konuşuyor çok güzel. Binali Yıldırım, o da çok akıllı insan maşaAllah. Demagoji yapmıyor, laf salatası yapmıyor. Doğrudan tam ihtiyaç olan konu neyse onları söylüyor. Kafa şişirenler, samimiyetsizler çok rahatsız edici olur. Özlü, kısa ve hikmetli ve amaca yönelik. Çok güzel.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Başbakan Binali Yıldırım, Akıncı Üssü'nü kapatacaklarını açıkladı. Diğer üslerle ilgili durumun kesinleşmediğini belirtti; "Ama şehrin içinde tanıkların bulunduğu ve zırhlı araçların bulunduğu yerleri de kapatacağız. Başka yerlere koyacağız." 

ADNAN OKTAR: Olur mu şehrin içerisinde binlerce ton cephane, yüzlerce tank? Nerede görülmüş böyle bir şey? Askeri tesis açısından da çok riskli, şehir içinde de riskli. Bir savaş halinde ne yapacaksın? Tankın yeri bir kere yeraltıdır. Yeraltında durması lazım ve gerektiğinde çelik kapama sistemi olması lazım Cumhurbaşkanlığı'nın kontrolünde. Düğmeye bastı mı, çelik sistem kapanacak; tank hiçbir şekilde hareket edemeyecek riskli bir durum olduğunda. Havaalanında da hangarlar Cumhurbaşkanlığı'ndan yönetilecek şekilde olması lazım. Düğmeye bastı mı, hangarın kapıları, çelik kapıları kapanacak; hiçbir şekilde hareketlilik olmayacak. Böyle akılcı, makul, tutarlı bir politika gerekiyor. 

İşte münafıklar, Müslümanların vicdanlarını kullanırlar. Kur’an’da bunu her yerde görürüz. Çünkü Müslüman nezaketli oluyor, saygılı oluyor. Mesela bir şey teklif etsen reddetmez. Bir şey söylense yerine getirmek ister. Bir şey söylense affeder. Yatıştırıcıdır, kargaşa istemez. Ama münafık çok çirkeftir. Ufak bir şeyi müthiş büyütür ve onu fitne konusu edinir. Mesela sağlığı ile ilgili bir şeyi kullanır, başka bir çıkarıyla ilgili bir şeyi kullanır. Yaygaracı ve çirkeftir münafık. Utanmaz yani hayasızdır. Cemiyet mikrobudur. Alçaktır. Müslüman’ın nezaketini Müslüman’ın aleyhine kullanır. Müslüman’ın iyi niyetini de aleyhine kullanır. Yani kahpelikte sınır tanımaz münafık. Ama tabii bu kitap haline getirilmesi gerekiyordu, şahane bir eser oldu, büyüklüğü de çok güzel. Okunuşu çok kolay. 360 sayfalık eser. Bunu kardeşlerimiz hemen edinsinler benim düşüncem, en kısa sürede, bulunsun. Yani bilgisayardan okumak, tamam yani maddi durumu olmayanlar için makul kardeşlerimiz için ama bir misafire, bir tanıdığına bilgisayarı masanın üstüne koyup da hadi al buradan bul falan, bunu diyemeyiz. Kitaptan okumanın kolaylığı tarif edilemez. Ebu ecdad soy taallukatına kalır. Kitap çok makbuldür.

Mesela tank şehrin içine giriyor, şehrin içinde bir çıkıyor tank küt şehrin ortasında. Hâlbuki şehrin dışında olsa hareketlilik durumunda yola çıkmış oluyor. Yolu kestin mi bitti yani hiçbir şekilde hareket edemez, çıkışını kestin mi. Zaten ana hangardan çıkışını kilitleyen bir mekanizma olması lazım. Yani samimiyetsiz bir münafıkane oyunu olduğunda şak düğmeye basarsın felç olur. Böyle bir sistem olması lazım.

Münafık konusunu Müslümanlar çok gündemde tutsunlar. Müslümanların başına gelen şu son bütün olaylar hep münafıklıktan kaynaklanıyor. Münafığın karakterini su gibi ezberden bilmeleri lazım. Münafık bir kere hastalık derecesinde yalancıdır. Sürekli yalan söyler. Buna çok dikkat edilmeli. Yani bu çok tanıtıcı bir vasfıdır. Müslümanları hep sahte ve yanlış bilgilerle yanıltmaya çalışır. Başka yönlere doğru Müslümanları çekmeye çalışır. Dikkatini dağıtmaya çalışır. Münafığın bir taktiğidir bu.

“Hocam maşaAllah her gün geçtikçe çok gençleşiyorsunuz. Cenab-ı Allah kuvvetinizi, gücünüzü daha da artırsın. Düşmanlarınız zelil ve kahrolsunlar inşaAllah.” Diyor. Bakü’den Kamran. Allah hidayet versin, hidayet vermezse Allah zelil etsin, kahretsin düşmanlarımızı.

“Allah aşkıyla sevdiğim bu renk sana çok yakışmış, çok şıksın. Hayranlıkla izliyorum. Sen nasıl bu kadar yakışıklısın maşaAllah. Çok cazibelisin, çok etkileyicisin canımdan çok sevdiğim. Gözlerin muhteşem güzel, çok derin, çok anlamlı. Tenin tertemiz ışıl ışıl, hayranım her şeyine. İmanına, yakışıklılığına, heybetine. MaşaAllah Allah aşkıyla sonsuz sevgim var.” diyor. Bu hanım kardeşimiz de Bingöl’den yazıyor. Bingöl’den ne kadar çok benim sevenim var. Hep Kürt kardeşlerimiz, Kürt hanımlar bunlar maşaAllah.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Zaman yazarı Şahin Alpay, Ahmet Turan Alkan, Ali Bulaç, MümtazerTürköne gibi gazetecilerin ellerinin arkadan kelepçelenmesi basında eleştiri konusu oldu. “Yapılan haberlerde gözaltına alınan gazetecilere teröristler gibi ters kelepçe takılması yanlış. 70 yaşındaki adamlara kaçma şüphesi varmış gibi, terörist muamelesi yapılması gündemde şehitlerden daha fazla yer almaya başlandı.” Denildi. Bazı fotoğraflar da vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım.Bir usûl varsa genel bir usûl yani herkese uygulanan bir usûl o usûlün dışına çıkmak yine bir kanun maddesine dayandırılması gerekir. Veyahut bir tüzüğe dayandırılması gerekir. Ama herkese uygulanan bir şey bir başkasında olmuyorsa bu sefer de bu konu olabilir.

Emre Bora; “Hocam kitaplarınızda ayrı bir nur oluyor maşaAllah. Allah razı olsun. Tarihte böyle bir eser yok.” Viyana’dan Emre Bora.Yok hakikaten. Yani münafıklığı böyle analiz eden kütüphanelerde hiçbir yerde böyle bir eser yok. Hepsine baktım, hiçbir yerde yok. Çok sathi geçilmiş. Sadece Kur’an ayetlerini veriyor, bazı hadisler veriyor, o kadar. Yani hayata uygulaması özellikle asrımıza uygulamasıyla ilgili hiçbir eser yok. Ki en mühim mesele, en hayati meseledir.

Bir de polise el bombası da versinler. Yani o da bir ihtiyaç savunmada. Bizim eski efelerimiz var değil mi, el bombaları üstünde hazır takılı gezerler. Poliste de mesela her polisin üstünde en az iki üç el bombası olması gerekir özel harekatçıların. En az bin mermi de üstünde olması gerekir. Teçhizatlı gezecek.

Şırnak’ın Cizre ilçesinde Hisar Tank Taburu’naPKK’lılar tarafından roketatar ve uzun namlulu silahlarla saldırı gerçekleştirilmiş. Roketatar mesela, bizim polisimizde çok miktarda bulunması lazım. Poliste çok az. Silah gibi bol miktarda olması lazım. Uzun namlulu silah, en gelişmişi olması lazım polislerde.

Karanlıktan yararlanarak ormanlık alana kaçan. Kardeşim bütün ormanı yakarsın adamları da yakalarsın, gerekirse.Ormanı yeniden yetiştirmek mümkün ama bir insanı bir daha bulamazsın. Değil mi ormanı eker, yetiştirirsin. Kaçtıysa ormana, bütün ormanı cehenneme çevirirsin. Kaçacağı hiçbir yer bırakmazsın. Yani ben anlayamıyorum. İnanamıyorum da ne diyeceğimi de şaşırıyorum.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebi doğrultusunda Fethullah Gülen’in kitaplarının toplatılmasına karar verildi.

ADNAN OKTAR: Evet, Devlet refleksi olarak ne gerekiyorsa onu yapar tabii ki. Yani olağanüstü şartlar var. Olağanüstü bir ortam var. İngiliz derin devleti ta Türkiye’nin burnunun dibine gelmiş. Türkiye’yi işgal etmeye hazırlanıyor. İçerde de münafıklar ayrı bir sistemle Türkiye’yi ele geçirmeye çalışıyor. Kahpelik yapanlar var, kalleşler var. Böyle bir ortamda devlet kendini makul olarak savunacaktır. Yani “niye kendini savunuyor?” diyemeyiz. Yani şeklini de tarif etmeye gerek yok. İstediği gibi devlet kendini savunsun, yani Hükümet kendini savunsun. Mantıksız bir şey görürsek söyleriz.

Her il bizim için üstündür, her ilin mensupları. Yani “şu ildekiler kahramandır. Bu ildekiler kahramandır” diye bir şey yok. Konyalı da kahramandır, Ankaralı da kahramandır, Samsunlu da kahramandır. İllerin üstünlüğünü savunmak faşistliktir. Yani böyle psikopatlıktır. “Bizim ilimiz en üstün ildir. Ben şu ile mensubum, diğer illerden daha üstündür” demek, bu münafıkane ve aptalca bir izahtır, ahmakça bir izahtır. Her şehrin anormali de olur, iyisi de olur, kötüsü de olur. Her bölgenin insanları takvaya göre değerlendirilir. “…Allah katında sizin en üstün olanınız, takvaca en ileride olanınızdır…”  (Hucurat Suresi, 13) diyor. Öbür türlü o züppe, münafık ahlakını akla getirir. “Ben işte falanca ildenim. Ben o yüzden üstünüm” Bu faşizan bir izah ve şeytani bir izah ve aptalca bir izah. Öyle olmaz. O ilin psikopatı da çıkar, evliyası da çıkar, korkağı da çıkar, cesuru da çıkar. Hepsi çıkar. Her ilden her yerden böyle insan çıkar. Böyle iddiaları yapanlar hasta insanlardır. Bunlara itibar etmesinler. Dolayısıyla kardeşimizin sözü de işte “ben işte falanca ildenim” diyor. “İşte bizim yerimiz, bölgemiz delikanlıdır” falan, kardeşim herkes delikanlı yani. Tek bir yer olmaz böyle bir şey.

Birde Tayyip Hocam’ı koruyanlara otomatik silah verilsin. Kardeşim, ben görüyorum dün de söyledim. Aslan gibi delikanlılar, tamam. Gözlüklü falan. Allah vermesin mesela bazukayla, el bombasıyla ve otomatik silahla saldırdıklarını düşünelim. Onlarda ne var? Tabanca var. Ne etki edecek bu tabanca? Adam uzun namlulu silahla ateş ediyor. Korumalarında da hem el bombası olsun. Otomatik silah da bulunsun. Ve gelen arabalarda refakat arabalarında da bazuka da olsun, ağır makineli de olsun. Uçaksavar da olsun. Ve Tayyip Hocam’ı da milis de koruyanlar olsun. Kanun çıkarılsın. Hem polis korusun, hem asker korusun, hem milis korusun, yani gönüllü.

“Üniversitede hangi bölümü tercih edeyim Hocam?” diyor. En çok sevdiğin bölüm neyse orası. Yoksa ne fark eder? Hepsi olur. Mühim olan samimi olarak İslam’a hizmet edebilmek. İslam’a hizmet edebileceğin her yer olur. Bakarsın, İslam’a hizmetine engel bir durum var mı? Yok. İslam’a hizmetine faydalı mı? Hangisi en faydalı onu hemen anlarsın. Ben İstanbul Üniversitesi’nde felsefeye kaydımı yaptırmıştım, birinci tercihimdi. Otuz puan falan fazla aldım. İmtihana bile geç kalmıştım. Tereddüt etmişlerdi “alalım mı almayalım mı?” falan diyerekten. Ben acayip rahattım. Öğrenciler de hayret etmişlerdi benim rahatlığıma. Morarmıştı çocuklar heyecandan. Ben böyle yayıldım. Böyle acayip ferahım.

EBRU ALTAN: O gece kimse uyumuyor yani.

ADNAN OKTAR: Ben öyle gayet rahat bir yazılım içerisindeydim böyle. Onlar da bana “Hocam, bize yardımcı ol” falan dediler hatta. Yani o rahatlık öyle anlaşılıyor. Okulu kazandım. Okula gittik. Bütün millet kasılmış vaziyette. Sınıfa oturdum. Niye geldiğimi anladılar. Yani çocukların hemen hemen tamamı komünistti. Komünist dergileri önlerinde. Müthiş gergin bir hava var. Ben böyle gülücükler dağıtıyorum etrafıma. Pek çözülecek gibi değildi o zaman. Ben heyecanla bekliyorum, tabii ben oraya niye gittiğimi anladılar. Yani darmadağın etmek için gitmiştim fikirle, düşünceyle, ilimle. Hoca geldi felsefe hocası, Felsefe Ana Bilim Dalı Hocası. “Çocuklar” dedi “şimdi benim sizden bir ricam var” dedi. “Bir kere benim dersimde hiç tartışma olmayacak” dedi. “Tamam” dedik. “İkincisi de tartışmak isteyen özel tek başına benim odama gelebilir” dedi. “Yalnız” dedi. “Onun dışında sakın tartışma istemiyorum” dedi. “Bir de İslam Felsefesi dersi görüyordunuz biliyorsunuz” dedi. “Onu kaldırıyorum şu an” dedi. “O ders yok bundan sonra” dedi. Yani ne kadar belalı olduğumu anlayın. Yani etki gücümü tahmin etmişler demek ki. Çünkü Akademi’den namım gelmişti oraya. Akademi’yi Allah’ın izniyle dümdüz etmiştik. Yani fikirle, düşünceyle, ilimle, irfanla. Oraya gelince haberim önden gelmişti oraya. Hepsi biliyorlardı.

Tayyip Hocam mazlum delikanlı fakat meydanlarda Tayyip Hoca ile ilgili slogan atmasınlar. Çünkü bak, oraya ülkücüler de geliyor. Büyük Birlik Parti’den insanlar geliyor. CHP’liler geliyorlar. Parti propagandasına dönüşmesin. Bak, en başında söylemiştim. Allah razı olsun. Titiz davranıyorlar ama telaş etmesinler. Tayyip Hoca’yı bu millet bırakmaz. Bütün millet sahip çıkıyor yani kendi evladımız onun biz kılına dokundurtmayız. Öyle bir şey olmaz ama o tip bir şey parti propagandası gibi görünür. İnsanlar gücenir çekilirler. Öyle bir şeye girmeyelim.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Başbakan Binali Yıldırım, Kazan Devlet Hastanesi’nde gazilerimizi ziyaret etti Adnan Bey. Bazı fotoğraflar vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Binali Hocam da biliyorsunuz Erbakan Hocamız’ın talebesidir. O da öyledir. Ocak sağlam.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan Beştepe’de spor ve sanat dünyasından darbeye karşı tavır gösteren pek çok kişiyi ağırladı. Cumhurbaşkanı’nın davetine katılanlar arasında Linet, Alişan, Cengiz Kurtoğlu, Mustafa Ceceli, Nihat Doğan, Ece Erken, Tanju Çolak, Kutsi gibi isimler de vardı.

ADNAN OKTAR: Aferin bu delikanlılara yani AK Partili olup olmamaları önemli değil. Fakat böyle bir durumda bak, İngiliz derin devletinin kudurması var. Deccaliyetin azması var. Deccal pençesiyle bir insanımızı elimizden almaya kalkıyor. Onun pençesini kırmak bizim üzerimize borçtur. İlimle, irfanla, kanunla, hukukla. Tek bir insanımızı bile İngiliz derin devletine vermeyiz ki değil ki Tayyip Hocam yani. Onu ezmek istiyorlar. Buna müsaade etmeyeceğiz.

BÜLENT SEZGİN: Davetten görüntüler vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Göreyim. İyi, Tayyip Hocam’a bu da manevi destek olur,  rahatlar, iyi olur. İyi yapmışlar, aferin, iyi olmuş.

Benim anlayamadığım mesela geliyorlar, karakol var. Adam beş yüz metreden, altı yüz metreden ateş ediyor. Görülüyor ateş ettiği, adam da görülüyor. Sonra adam elini kolunu sallayarak gidiyor. Allah Allah, bu kadar teknik imkân varken. Kardeşim, uçaksavar ateşi açarsın. Yani tanksavarla vurursun. Cehenneme çevirirsin ortalığı kaçamaz adam. İnanamıyorum ya, hayret ediyorum yani. Dakikada binlerce mermi atan silahlar var. Yani mermi barajı meydana getirirsin. Adam adım atamaz. Yani silah parasıyla değil mi kardeşim, alalım. Bir olay yerinde bir olayı ben bir tam anlayayım yani. Mesela bana son olayların bir tanesi. Adam nasıl kaçıyor yani? Olay yerine gidip bir tespit yapalım. Yani orada yetkililerden bir bilgi alalım. Bu nasıl oluyor? Benim bu işi aklım almadı. Ormana kaçıyor. Ya kardeşim, bütün ormanı kundaklarsın. Cayır cayır yakarsın. Yakalarsın adamı, bu kadar basit. Cehenneme çevirirsin etrafı yani. Nasıl kaçar? Bir askerin vurulması demek çok büyük olaydır yani. Yani dünyayı ayağa kaldırırız böyle bir şey için. Ne kadar kolay oluyor adamlar için. Mesela el bombası atan otomatik silahlar var. El bombası atıyor. Makineli tüfek gibi el bombası atıyor. Adam nasıl kaçsın öyle bir ortamda? Yani mümkün mü? Milim, santim kıpırdayamaz yani. Mesela bak, benim delikanlımız Ömer Halisdemir, değil mi o şehit? İçeri adamlar giriyor. Kardeşim, onun elinde dört-beş tane el bombası olsa daha kapıda önce uyarırsın. Otomatik silahı da olsa, adamları da vardır tek değildir. Orada tek bir kişi kaçamaz. Ama beylik silahıyla kendini savunuyor. Tabancayla ne yapılır kardeşim? Yani böyle bir subayda nasıl otomatik silah bulunmaz? Yani nasıl el bombası olmaz yani? O mühimmat dolabı olması lazım. Orada silahlar her şey olması lazım ani bir durumda kullanması için.

HDP, İzmir’de “Darbeye Hayır” mitingi yapmış. O önemli, iyi olmuş. Ama günaydın yani daha yeni yapıyor. Hâlbuki çok daha önce yapılması lazımdı. Yani böyle şeyler sıcağı sıcağına olması önemlidir, geciktirmeden.

Kardeşim, şimdi orman bizim için kutsaldır, güzeldir. Ama benim askerime adam kahpelik yaptıysa, ateş ettiyse ve kaçmaya kalkıyorsa ormanı dört bir tarafından yakarsın ve kaçamaz. Ormanı biz telafi edebiliriz, çok daha güzel hale getirebiliriz ama askerimizi bir daha geri getiremeyiz. Bu her şey için olur. Mesela karakollar, onu ben tarif etmek istemedim ama mecburen tarif ettirdiler. Karakolun etrafı mesela bir kilometre, altı yüz metre, yedi yüz metre uzakları, geçiş noktaları, hareket noktaları, her yere toprağın altına, üç metre altına C4 yerleştirilsin mesela yirmi kilo, otuz kilo, yüz kilo. PKK saldırısı olduğunda karakoldan bunun kumandası olur. Düğmeye bastığında o bölge, o toprak parçası dümdüz hale gelir. Ve öyle olduğunda da PKK oraya gelemez. Adam yayla gibi geziyor. Hâlbuki bastığı toprak onun cehennemi olması lazım. Her yer onun için tehlike olması lazım. Mesela geçit yerlerinde, şurada, burada falan. Mayın, pek akılcı bir şey değil mayın koymak. Çünkü mayın herkese risk ama orada düğmeyle kontrolü. Kablolu, düğmeyle kontrol. Sıkıysa gelsin. Nerede olduğunu da bilmez, nereye bastığını da bilmeyecek. Her yeri eşersin. Her yere koyarsın. Karakolun yanına, köşesine yanaşamazlar. Yani yöntemlerin ucu bucağı yok. Yani ben bir tanesini, öylesine söyledim.

“Adnan Bey, sohbetlerinizi her zaman büyük bir keyifle dinlemekteyim. Büyük bir hayranınızım. Kastamonu’ya gelmeyi hiç düşündünüz mü?” diyor. Soner Emir. Kastamonu, Osmanlı şehir. Her yere gideriz zamanı geldiğinde ama şu an malum.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan’a düzenlenen suikast timinde yer alan darbeci SAT komandolarının menfezde saklanırkenki fotoğrafları yayınlandı. Fotoğrafta önde görülen kişi arananların içinde en tehlikesi ve darbeci askerler içinde de en yetkili olduğu iddia edilen kişi. Ancak pis bir menfezde saklanırken açlıktan perişan olmuş halde bulundu.

ADNAN OKTAR: Hani bunlar böyle “Çok dayanıklı, bilmem havada, karada yaşar. Oksijensiz yaşar” falan diyorlardı. Baksana.

Evet, Fikret Efendi dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Düzce Valisi Ali Fidan, Türk bayrağı yerleştirdiği oyuncak kamyonuyla demokrasi nöbetine katılan dört yaşındaki Utku Enes Mandıralı’ya bisiklet verdi. Videosu vardı.

ADNAN OKTAR: Ona da bayağı bir nimet yağmur gibi geliyor.

Yalnız o meydanlar da toplanan vatandaşlara Allah razı olsun. “Yiyecek verin, dağıtın” falan diye belediyeden rica etmiştik. Onlar da Allah razı olsun öyle bir güzellik yaptılar. Kızılay da öyle bir güzellik yaptı. Ama daha da iyi desteklenebilirler. Dışarıda uyuyorlarsa falan imkân tanımak yahut yiyecek özellikle. Başka ihtiyaçları da olabilir. En azından bir süre öyle özen gösterilmesinde fayda var. Tayyip Hocam bu milis işine girsin. Bir şey olmaz. Bir denesin yüz-iki yüz kişiye versin bir silah. Bir şey olmaz. Bir baksın, içine sinmezse tamam yine yapmasın ama denesin. Bir şey olmaz. Allah korur, güzel olur.

EBRU ALTAN: Korucuları örnek vermiştiniz.

ADNAN OKTAR:Tabii, korucularda da öyle “ne yapacağız, ne edeceğiz?” dediler. Hiçbir olmadı. Bayağı güzel oldu.

Hep şu Hasan’ın lafı aklıma geliyor. Adam demiş ki; “ya bütün kitapları çocuklar yazıyor, başkaları yazıyor. Hoca imza atıyor sadece” demiş. “Ya” demiş “acı bir gerçek var” demiş. “Hocam bize rağmen yazıyor kitapları” demiş.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, demokrasi nöbeti tutulan meydanlarda mobil büfeler bir milyon beş yüz bin adet kumanya, mobil büfe haricindeyse beş yüz bin adet kumanya dağıtıldı. Yirmi bin adet sıcak yemek, ikişer milyon adet su ve meyve suyu, yüz bin adet çörek dağıtıldı.

ADNAN OKTAR: Helal olsun yedikleri, içtikleri. Afiyet olsun. Havalar da iyi zaten Allah’a şükür.

HDP’nin İzmir’deki “Darbelere Hayır. Demokrasi Hemen” mitinginde bir tane bile Türk bayrağı yokmuş. Çok acı bir olay. Yani ne mahsuru var? Yani sizi rahatsız eden ne yönü olur bunun? Bu nasıl bir kafa? Her ülkenin bayrağı var. Almanya’da Alman bayrağını açıyorsunuz. Amerika’da Amerikan bayrağını açıyorsunuz. Her ülkede bayrak açıyorlar, o ülkenin bayrağını. Sen Türkiye’desin. Türk vatandaşısın. Kendi bayrağını niye açmıyorsun?

BÜLENT SEZGİN:Siz “Şu anda toplantılarda meydanlardaki parti bayrakları olmaz” demiştiniz. HDP bayraklarıyla doluymuş.

ADNAN OKTAR: HDP bayrakları yaparsan kimse gelmez. Bir tek HDP’li gelir. Niye yapıyorsun bunu?

Bu gözaltına alınan erlerin aileleri on gündür Silivri Cezaevi’nin dışında bekliyorlarmış. Hepsi gariban böyle Anadolu’dan gelen insanlar. Vatan hizmeti yapan çocukların darbe nedir onu bilmediklerini söylüyorlar. “Bilmez bizim çocuklarımız” diyorlar. Doğrudur, olabilir. Ama yani şuurlu olarak mı yaptı, kandırıldı mı, oyuna mı getirildi o kısa sürede açıklığa çıkar. Yani o kadar tedirgin olmalarına gerek yok ailelerin. Erler zaten güvendeler. Yani cezaevinde sağlık sıhhat içinde olmaları önemli. Ama çekip adam insanları vurduysa falan darbe nedir bilmiyor bunun açıklaması yok. Boğaz Köprüsü’nde diz çök, mekanizmayı aç, aç kapağı da ateş, olur mu? Onu diyen adama yönelmesi lazım. Ne diyorsun sen deyip sille tokat girmesi lazım. Halka ateş yani ben anlamadım olmaz. Orada onun cezasını çeker. Ama mesela bindirmişler çocukları cemseye, nereye gittiklerini bilmiyorlar. Onları zaten kanun değerlendirir. Telaş etmeye de gerek yok. Yani çok fazla savcı, hakim görevde zaten. Yani hemen olup bitsin; panik olmaya gerek yok, bir şey olmaz. Sağlıkları, sıhhatleri yerinde. Devlet de zaten titiz koruyor. Can sağlığı yerinde olduğuna göre ailelerin huzursuz olmasına gerek yok. Ama kasten, bilerek böyle diz çöküp işte aç, kapa bilmem ne falan, bunların hesabını verecek. Ben bilmiyordum olur mu? Mesela adam diyor ki; diz çökün, ateş edin. “Sen ne diyorsunlan çakal?” dersin. Ağzına iki tane patlatırsın, diz üstü çökertirsin. “Sen kendi vatandaşını öldür diyorsun. Sen delirdin mi, alçak?” dersin. Sen onun üstü konumunda oluyorsun çünkü. O terörist konumunda oluyor. Teröristin sözüne itibar edilir mi? Halkı vur deyince ne demek vurmak? Yani öyle kabadayı askerler olması lazım. Çünkü adam şaşar bakarsın. “Sen ne dediğini duydun mulan?” dersin. Ağzına iki tane vurursun, yat yere dersin, kelepçeyi takarsın. Mesela halk kabadayı maşaAllah. Kurşunlarınız bitecek elbet diyorlar. Mesela takır takır hakikaten yağdırıyor. Hakikaten biter bir süre sonra.

KARTAL GÖKTAN: Yeni Akit yazarı Ali Karahasanoğlu bir yazı yazdı Adnan Bey. Darbe girişiminde bulunanların aileleriyle birlikte sorgulanmaları gerektiğini söylüyor.

ADNAN OKTAR: Ailesiyle birlikte hayır yani subaysa olabilir. Yani şuurlu, emir aldım diyor. O zaman olabilir. Yani ailesinin içinde de araştırma yapılabilir. Ama alakasızsa tabii ailesine o sirayet etmez. Suçu kim yaptıysa o olur. Ama ailesiyle ittifak halinde yaptıysa o da bilinebilir. Bilinmeyecek bir şey değil. Ama böyle şeylerde olayı boğmaya yönelik böyle safça izahlardan da kaçınmak lazım. Akıllı izahlar yapmak lazım. Böyle sivri izahların pek bir anlamı yok. Yani askeri, polisi, adliyeyi felç edecek bir sisteme doğru çekerse bu akılcı olmaz. Kimse o, tehlike kimse ona yönelirsin.

Bak Tayyip Hocam demiş ki; “Dünyanın her yerinde oynanan oyunları bozacağız. Bunların hiçbiri ülkemizde yaşananlardan bağımsız değildir. Hepsi aynı senaryonun farklı sahnelerinden ibarettir. Dünyanın farklı bölgelerindeki pek çok şehirde yüz milyonlarca insanın kalbi 15 Temmuz gecesi bizim için atıyordu” diyor. Doğru diyor. İngiliz derin devletiyle, deccaliyetle bütün dünyanın bir mücadelesi var şuan.

Askeri hastanelerde uçamaz sağlık raporu verilen mağdur 500 pilot geri çağrılıyormuş. Çok güzel, adalet yerini buluyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yapılması planlanan değişikliklere göre bir süre önce başlayan profesyonel askerlik ilerleyen dönemde yaygınlaşacak.

ADNAN OKTAR: Mesela o da bir çözüm evet.

KARTAL GÖKTAN:Halihazırda 6 ve 12 ay olan zorunlu askerlik süreleri kademeli olarak kısaltılacak. Ordu profesyonelleştikçe asker azalımı yapılacak. Asker azaltma ilk olarak jandarmadan başlayacak. Ayrıca askeri liseler kapatılacak. Harp okulları devam edecek. İmam Hatip ve meslek liseleri dahil tüm lise mevzunları harp okuluna girebilecek.

ADNAN OKTAR: İyi, güzel akıl.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Kadir Topbaş, Taksim Topçu Kışlası’nı yapacağız diyerek şunları söyledi; “Çok fazla ağaç kaldırılmıyor. O ağaçlar çok eski değil. Sanat galerisinin altında iç ve dışa bakan kafeler düşünüyoruz. İnsanların Şanzelize’ye gittiği gibi gelip orada kafelerde geç saatlere kadar oturduğu gibi bir sanat galerisi olabilir. Altında otoparkı da olacak. Bununla ilgili kurul kararları vardı. Mahkeme kararları da yapılabileceği yönünde netleşti” dedi. Şuan Taksim’den bir görüntü vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bakayım.

BÜLENT SEZGİN:Halihazırda Taksim parkının olduğu bölge. Buraya yapılması düşünülüyor. Yalnız genel dikkati çektiği üzere çok fazla ağaç yok bölgede.

ADNAN OKTAR: Bilakis orada binaları yıkıp, genişletip orayı yeşil arazi yapsınlar. Topçu Kışlası’nın ön kısmı çok güzel. Onu yapabilirler. Ama oraya ayrıca kafeler falan yapılabilir yani o ayrı mesele. Ama bina benim gördüğüm çok kitlevi bir beton yığını. Yani eğer yanlış görmüyorsam. Bir daha var mı resmi?

BÜLENT SEZGİN: Evet.

ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi bunda güzel olan bir yön yok ki. Bu boğar orayı çok çok boğar. Uçsuz bucaksız bir beton yığını olmuş olacak. Öyle olmaz. Ama ön kısmı olabilir. Hayır, kafeler yapılsın, güzel böyle büyük havuzlar yapılsın ama havadar, geniş bir yer olması önemli. Orada binaları istimlak edip, genişletsinler.

Şeytandan Allah’a sığınırım. “İki topluluğun karşılaştığı günde, başınıza gelen musibet Allah’ın izniyledir. Bu da müminleri ortaya çıkarması ve münafıklık yapanları belirtmesi içindi” diyor, Al-i İmran Suresi, 166-167. ayetler. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ve mâasâbekumyevmeltekalcem’âni fe biiznillâhi ve liya’lemelmu’minîn(mu’minîne). Ve liya’lemellezînenâfekû” diyor. Münafıkları belli etmesi içindi diyor.

Resulullah (s.a.v.) diyor ki; “Bize silah çeken bizden değildir. Bize hile yapıp aldatan bizden değildir” diyor, Sahih Müslim’de. Yani Müslüman’a silah çeken Müslüman değildir diyor.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Darbe girişimine senaryo diyen Ertuğrul Kürkçü, ancak daha önce yapılan bir çalışmayla tankın altına atlanabileceğini söyledi. “İnsanların kendilerini tankların altına atması için maddi olmayan sebepler gerekir. AK Parti’nin önceden bunun simülasyonunun yapılmış olduğunu söyleyebiliriz. AK Parti’nin darbe karşıtı bir hazırlığı yoksa kitlenin bu kadar hızlı organize olabileceğini düşünmek için ben bir neden göremiyorum” dedi.

ADNAN OKTAR: Niye? Daha önce de birçok seferde de aynı şekilde Tayyip Hoca toplanın deyince toplanıyorlar. Çocuğun kolu falan sakatlandı. Ertuğrul Kürkçü çok gereksiz bir şüphecilik içerisinde.

Darbeciler baskıcı, zor kullanarak Müslümanları hizaya getirmeye çalışıyorlar. Halbuki Müslümanlara zor kullanmak haramdır. Darbelerin vasfı hep odur yani zor kullanmak, şiddet kullanmak, baskı yapmak. İslam’da haramdır bunlar.

Tank ve uçak hangarlarının bulunduğu yerler gerektiğinde kapatılacak gibi olması lazım. Yani o siyasi iradenin elinde olması gerekiyor. Öyle bir güvenlik sistemi kurulabilir. Tabii bunun iki üç kademeli sağlama alan yöntemleri de ayrıca geliştirilebilir. Üç kademeli hatta yedi kademeli sistemler geliştirilebilir. Bir başkasının eline geçerse ona karşı nasıl tedbir alınır, başka türlü olursa nasıl tedbir alınabilir? Onlarda çok rahat teknik yönden halledilebilecek konular.

Hayırsız hiçbir şey olmaz, her şeyde bir hayır vardır.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey demokrasi nöbetinden bazı fotoğraflar vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım.Aslan dedem benim aslan. Çiğköfte süper. Bizim millet ne şeker millet. Ortalık tam uygun hale gelmiş. Çocukların şekerliğide ayrı bir alem.

“Allah bir gecede ıslah eder” diyor hadiste o oldu. Mehdi devrinde aynısı oldu. Köprü tutulur diyor aynısı oldu, taburlar olur diyor aynısı oldu, üstünde saçaklı yıldızlar uçar diyor oda oldu. İnsanlar öldürülür şehit edilir diyor oda oldu. Aynı anda depremler olacak diyor ve İstanbul münafıkları içinden atacak diyor buda oldu oluyor. Bu hayret verecek bir şey.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Tank komutanı Astsubay Çavuş Ferhat Daş’ın darbe girişimi gecesi Sabiha Gökçen Havalimanı’nda intihar ettiği ortaya çıktı. Havaalanı’nda bulundukları tank vatandaşlar tarafından çevrilmiş orada bulunan vatandaşlar askerlere, “Siz vatan evladı değil misiniz? Darbe yapılıyor” diye bağırmışlar. Darbe yapıldığını anlayan Astsubay tabancasını çenesine dayayıp intihar etmiş.

ADNAN OKTAR: Ne gerek var koçum al silahını git darbecilerin yakasına yapış. Olur mu öyle bir şey sakın öyle bir şey bir daha yapmasınlar. Hem günaha girmiş oluyor hemde bir imkanı yok etmiş oluyor. Sen aslan gibi kabadayı delikanlısın. Al silahını sana adam vur diyen işte tankla ateş et diyen subayı, değil mi? Gidip yakasına yapışırsın, “Lan sen sapıttın mı?” dersin. Diz çok bakayım dersin, diz çöktürürsün. Kelepçeyi takarsın. Orada o olmamış, çok hatalı yapmış. Hadi cinnet geçirdiğini düşünelim ama yapmaması gerekir öyle bir şeyi. 

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Darbe girişimi sırasında bombalanan TBMM’ye ziyarette bulunan Alman Büyükelçi gördüğü manzara karşısında şok oldu. Almanya Büyükelçiliği’nin resmi Twitter hesabından bu ziyarete dair kareler paylaşılırken şu ifadelere yer verildi: Meclis binası gibi sağlam bir yapının F-16 uçakları tarafından bu denli ağır tahribata uğratılması, çok şükür başarısızlıkla sonuçlanan darbe girişiminin şiddetini gözler önüne sermektedir." dedi.

ADNAN OKTAR: Peygamberimiz (s.a.v.) ahir zaman olaylarında mühim olaylar söylüyor. Bak Medine’de İstanbul’da bir köprüden bahsediyor ve köprü boydan boya tutulur diyor ve insanlar orada şehit edilir diyor. Bak aynı yerde saçaklı yıldızlar havada uçarlar diyor. Zaten Türk yıldızı deniliyor F16’lara değil mi?

Türkiye'ye hiçbir şey olmaz. Türkiye'ye hiçbir şey olmaz. Mehdiyet Türkiye'den çıkacak. Damla kan akmayacak, uyuyan kişi uyandırılmayacak, insanların burnu dahi kanamayacak, münafık hareketlerin hepsi yok edilecek, Deccal mağlup olacak, Süfyan mağlup olacak, Mehdiyet galip olacak. Sahte Mehdiler, suni Mehdiler; bunların hepsi Mehdiyet’e yardımcı istese de istemese de. Mehdiyet’in yolu şuan ana cadde gibi açıldı. Allah tarafından açılıyor. Mehdiyet’i kimse durduramaz. Tayyip Hocam’a da Allah uzun ömür versin, o faydalı olacak. Böyle bir zamanda Allah durduk yere onu göreve getirmez. Mehdiyet’in merkezi olan bir yerde bir insan Cumhurbaşkanı oluyorsa bir şey vardır, bir amaç vardır. Mehdi (a.s) siyasetle iştigal etmez. Siyasetten şiddetle uzak durur. Bediüzzaman söylüyor zaten. "Harekatını o cereyanlara kaptırmamak için siyaset vaziyetinden feragat edecek diye tahmin ediyorum." diyor. Gözüyle gördüğünü söylüyor Bediüzzaman, Hızır (a.s)'dan duyduğunu söylüyor. Hızır (a.s) zaman içinde onu bir gezdirmiş anladığım kadarıyla. Hızır (a.s)'la sürekli iç içe. Bediüzzaman biliyorsunuz, aynı zamanda özel harpçidir, eski özel harpçidir; albaydır, milis albayıdır. Onun için diyorum, milis oluştur diye Tayyip Hocam’a. Milis albayı, Teşkilat-ı Mahsusa yani MİT elemanıdır aynı zamanda. Hoş bazı Nurcular hoşlanmadıkları için MİT'ten "Yok" falan diyorlar ama doğru. Tarihi kayıtlarıyla net MİT elemanıdır. Askerle iç içedir. Kendisi zaten milis albayı olarak çatışmaya girmiş, bütün öğrencilerini kaybetmiştir. Şehit olmuştur öğrencilerinin hepsi. Bir tek Bediüzzaman şehit olmadan kalmıştır. Sonra oradan Rusya'ya geçti biliyorsunuz, bütün Avrupa'yı gezdi. Ona birileri oraları gezdirdi, alıp geri getirdi. O konunun hiç üstünde durmuyorlar. Savaş zamanında, Birinci Dünya Savaşı’nda bütün Avrupa'yı gezip geliyor, tek başına olacak iş mi bu? Beş kuruşu yok yanında, dil de bilmiyor, bir cübbesi bir sarığı o kadar. Bütün Avrupa'yı gezip geliyor. "SelamunAleyküm ben geldim." diyor. Daha yola çıkmadan Bediüzzaman, "Beni karşıladılar. Birisi geldi, 'Gel buraya' dedi. Beni gezdirmeye başladı." diyor. Anlatıyor.

Her yerde bütün olayları meydana getiren Allah'tır. Milleti ıslah etmek için bunu yaratıyor Allah. Allah'ın yapmadığı hiçbir şey yoktur. Bir yaprak dahi kıpırdamaz Allah istemeden. Ama zahirde tabii ki bu söylenmez. Ama bilinir. Orada şehadet şerbetini içen herkes, gazi olan herkes daha anasından doğmadan o günde o olayı yapmıştır. O kahraman askerimiz, otuz mermi vücuduna; o otuz merminin otuzu da onun vücudunda olacak kaderinde. Daha onun babası doğmadan o otuz mermi onun vücudundaydı. Ona çakallık yapan subayın alnındaki mermi de o daha doğmadan onun alnındaydı. Kader açılsa hepsi görülür. Gökte uçan uçakları Allah uçurdu. Niye? Resulullah (s.a.v.) daha bin dört yüz sene öncesinden söylüyor gökte uçan uçakları, köprünün tutulacağını, insanların şehit olacağını. Nereden biliyor? Çünkü olay hazırdı. Olan olayı gördü Resulullah (s.a.v.) Yani Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında o köprü tutulmuştu zaten. Var olan olayı gördü, var olan olayları anlattı. Yaşanmış olayları anlattı, yaşanacak değil. Anlattıkları hep yaşanmış olaylardır. 

SEMİH MERİÇ:Şeytandan Allah'a sığınırım, "İki topluluğun karşı karşıya geldiği gün size isabet eden ancak Allah'ın izniyledir." diyor Hocam maşaAllah. 

ADNAN OKTAR: Tabii. "Hiçbir musibet yoktur ki meydana gelmeden önce Katımızda hazır olmasın, bir kitapta yazılmasın." diyor. “Hepsi hazırdır” diyor“Allah katında.” Dolayısıyla Türkiye'nin kaderinde Mehdiyet var, İstanbul'un kaderinde Mehdiyet var. Bu ıslah edilme olayını da Peygamberimiz (s.a.v.) hadiste söylüyor. 1400 sene önce diyor ki "Allah Mehdi taraftarlarını bir gecede ıslah eder. Hatta hadislerin bir kısmında, "Mehdi'yi bir gecede ıslah eder." diyor. "Asker kışlaya" diyorsun, ne demek? Bütün askerler kışlaya. "Polise zam geldi." diyor. Hangi polis? Tamamını. İşte 'Mehdi (a.s) bir gecede ıslah olur'un anlamı da o; bütün Mehdi cemaati, bütün Mehdi topluluğu. Yani Türkiye bir gecede ıslah olur. Anlamı bu. Çünkü ıslah demek bir şeyi güzelleştirmek, düzgün hale getirmek. Mesela halk arasında, "Allah seni ıslah etsin." derler. Ama o yanlış anlaşılıyor. Islah deyince sanki adam felaketle hizaya yola gelmesi gereken kötü bir adam imajı gibi oluyor. Müslih, ıslah; bir şeyi düzgün hale getirmek, güzel hale getirmek, iyi hale getirmek. O anlamdadır. Allah milletimizi Kuran'a, İslam'a, birleşmeye getirdi. Ve aramızda paramparça olmuştuk. O parçalanmayı; "Kendi aralarında onlar partileştiler." diyor Allah; onları kaldırdı Allah, bizi birleştirdi. Ve bundan sonra da bu birleşme 1506'ya kadar geçerli. Bu Mehdiyet birleşmesi, şuanki birleşme. Bu bir daha çözülmez. Allah bağı sağlam vurandır. Sağlam vurur Allah bağı. Allah'ın bağladığı bağı da kimse çözemez. 

GÖKALP BARLAN: Bir ayetle hatırlatmıştınız Hocam, "Sizler düşmanlardınız Allah sizin kalplerinizi uzlaştırdı. Kardeşler olarak sabahladınız." 

ADNAN OKTAR: Evet, bir daha söyle. 

GÖKALP BARLAN: Şeytandan Allah'a sığınırım.  “...Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O'nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız...”  [Ali İmran Suresi, 103]

ADNAN OKTAR: Daha önce CHP-AK Parti arasındaki çekişmeler nasıldı gördünüz. Düşmanlık olmasa bile çok ciddi bir muhalefet, yırtıcı bir muhalefet anlayışı vardı. Sabahına ne oldu? Herkes dost oldu. Ayetin tecellisi işte. 

Nutku yaratan Allah'tır diyor Allah yani konuşmayı. "Allah dilemezse siz dileyemezsiniz" diyor.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bir görüntü vardı Adnan Bey biraz önce anlattığınız konuya delil olarak. Millet Meydanı’nda CHP Genelbaşkan Yardımcısı Sayın Veli Ağababa ve CHP İl Başkanı Enver Kiraz demokrasi nöbetine katılarak konuşma yaptılar, arkalarında da Cumhurbaşkanımız’ın fotoğrafı varken.

ADNAN OKTAR: Evet, Cumhurbaşkanı’na tabii biz sahip çıkarız ama parti propagandasına çevirmesinler bunu ki CHP'li kardeşlerimiz rahatça bu güzel birlikteliği devam ettirebilsinler. Parti sloganı şiddetle kaçınılması gereken bir konu. Sakın, hiç gerek yok.

Şehidimiz Muhsin Yazıcıoğlu'nun dosyasında üç şüpheli ismin darbe cuntasından tutuklanması üzerine aile suç duyurusunda bulunmuş. Yedi yıl aradan sonra dosya yeniden açtırılmış. Avukat Yavuz, "Örgüt şüphelileri öldürebilir koruma altına alınıp konuşturulsunlar" demiş.  Beklenir böyle adamlardan, her şey beklenir.

Bu Astsubay Aydın Özsıcak’la kaza kırım ekibinin başındaki Yarbay Davut Uçum 15 Temmuz gecesi Cumhurbaşkanımız’a suikast düzenleyen hainler arasından çıkmışlar. Şimdi bu tabii çok karanlık bir durum. Biz o gece sabaha kadar uyumadık, sürekli bağırdık. Bize haber geldi, dediler ki: “Şu an bir şey yok, bir kaç ufak tefek kırık var. Şehir merkezine doğru ilerliyor, rahat olun” dediler. Bizi saatlerce tuttular. Halbuki bölgede yine başka helikopterler uçuyormuş. Bölgeye helikopter inmiş. Adam konuşuyordu adamın çenesi darmadağın edilmiş. Kim yaptı nasıl oldu, hiç belli değil.

Darbe planına karıştıkları iddiasıyla İstanbul'da tutuklanan dokuz yüz seksen dokuz erden yedi yüz ellisi hakkında tahliye kararı verilmiş. İşte bu kadar, ailelerin tedirgin olmasına gerek yok. Bak dokuz yüz seksen dokuz erden yedi yüz ellisi. Adalete güvensin aileler, tedirgin olmaları için bir neden yok. Ama Çengelköy'de halka kurşun sıkan er rütbesinde askerler ise tahliye edilmemiş. Çok acayip bir durum var.

Birde Muhsin Yazıcıoğlu şehidimizin dosyasında görevlendirilen savcıya çok geniş yetki verilmesi lazım ve süratli hareket imkanı verilmesi lazım. Savcı bir yazı yazıyor üç ay sonra cevabı geliyor. Bir yazı yazıyor altı ay sonra cevabı geliyor. Böyle bir soruşturma sıhhatli olmaz. Yıldırım hızıyla olması lazım.

BÜLENT SEZGİN: Bugün külliyedeki şehit ve gazileri anma törenine gelen gazilerimizin fotoğrafları vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Orada gazi oldu değil mi benim canlarım?

BÜLENT SEZGİN: Evet.

ADNAN OKTAR: Baksana çocuklar, herkes delik deşik edilmiş. Bu çok büyük bir kahpelik. Bu aslanları böyle sakat bırakmak çok büyük bir alçaklık. Birde gönül huzuru içinde yapıyorlar. Mesela darbe gecesine ait yeni görüntü videosu var halkın üzerine top atıyorlar top ateşi. Tanktan top ateşi. Karşındaki bu vatanın evladı ve masum, silahsız, vatana millete zarar gelmesin diye oraya gelmişler. Alçak, tank sana niye veriliyor? PKK ile mücadele için veriliyor.

BÜLENT SEZGİN: Videoyu gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Göreyim. Yani bu çok büyük bir alçaklık, tankla top atışı yapmak.

Yazıcıoğlu'nu, şehidimizi bacağı kırık hastaneye götürüyor şeklinde bilgi notu yazan polis Dursun Özmen darbe girişimi nedeniyle o da tutuklanmış. Bu adamların bu olayın içinde olduğunu çocuk olsa anlar. Yani olay net. Akşam da ben söyledim, bu dedim suikast.

Bu işte cemaatleri tasfiye bilmem ne kafasında olanlar bunları bir devlet incelemesi lazım. Bunların İngiliz derin devleti tarafından kışkırtılıp kışkırtılmadıklarına bir bakmak lazım. Kim kışkırtıyor bunları bir araştırmak lazım. Birde ne zoru, hangi cemaatten ne ızdırap görmüş, ne acı çekmiş? Nurcular buna ne zarar vermiş, Süleymancılar ne zarar vermiş? Nakşibendiler, Kadiriler kime ne zarar vermişler? Menzil Cemaati’nin kime zararı olmuş? Değil mi? Ve niye PKK hakkında yazı yazmıyor da bunlar bu cemaatlere kafayı takıyor. Cemaatler olmayınca meydana gelen alanda ne yapmak istiyor? Onun yerine kimi getirmek istiyor, neleri getirmek istiyor? Bunları bir araştırmak lazım.

Birde böyle şımarıkça helikopterler tepemizde gezecek, şımarıkça uçaklar tepemizde gezecek, olmaz. Uçaksavar olacak adam ta yerinden bunu bilecek. Diyecek; “Bizi armut gibi bunlar havada patlatır, ayağımızı denk alalım” diyecek. Yahut ihtilalci mesela otomatik silahla dikildiğinde diyecek; “Bana müsaade bu adamların şakası olmaz ben gitmiyorum” diyecek. Silahsız adama gider. Silahsız adama gidiyor adam. Ama onda da otomatik silah olursa herhalde hoş geldin karşılaması olacaktır. Değil mi? “Bir dakika, nereye gidiyorsun” diyenler olacaktır. Böyle şımarıklık olmaz o zaman. Helikopterler havada vızırcık atıyor. Karpuz gibi patlatırlar adamı öyle bir konu olmaz. Silah üstünlüğü olması lazım. İngiliz derin devleti de yapabilir bunu bak adamlar gemiyle falan gelmişler. Adamların uçağını havada vuracağını bilirse adam öyle şımarıklığa kalkışmaz. Bütün Ortadoğu’da bunlar vızırcık atıyorlar kimse bir şey diyemiyor. Uçaklar ölüm makinesi gibi. Kardeşim uçaksavar zor bir şey değil ki. Hayır şu klasik uçaksavar, İkinci Dünya Harbi’nde kullanılan uçaksavar bile bayağı etkili bir silahtır. Bu Kıbrıs Savaşı sırasında Anıtkabir’in kenarına uçaksavar yerleştirmişlerdi, benim çok dikkatimi çekmişti. Orada müstahkem bir mevkiye, yüksekçe bir yere klasik uçaksavar. Demek ki istense oluyor. Her yere konabilir, bir riski de yok. PKK'ya karşı da çok iyi kullanılabilecek silah. Uçaksavar ateşi darmaduman eder.

Fikret bir şeyler anlat dinleyelim.

KARTAL GÖKTAN: Kamışlı’daki IŞİD saldırısında yaralananlar için gönderilen ilaçlara PKK'nın Suriye uzantısı PYD el koydu. Suriye Kürt Ulusal Konseyi Başkanı İbrahim Bro yaptığı açıklamada; “PYD Kürdistan hükümetinin Kamışlı’daki patlamada yaralanan sivillerin tedavisi için gönderdiği ilaçlara el koydu" dedi.

ADNAN OKTAR: Onlara el koydurtacak sistemi işte İngiliz derin devleti sağlıyor. Onlara zaman gelecek yine el koyduracağız da bu sefer başka türlü el koyacaklar onu söyleyeyim. Onun zamanı da geliyor yani, inşaAllah. Kanunla hukukla darmadağın edeceğiz onları, hazırlıklı olsunlar.

Bak diyor ki Bediüzzaman "Rusya'da" diyor, "esaretteyken bir gün" diyor. O zaman işte milis albayıydı esarette ama. "Ya Rabbi Sen bilirsin bana bir kapı aç diye dua ederek kaldığım yere gidiyordum" diyor. "Arap kıyafetli entarili önünde üç dört merkepli birisini gördüm. Yanından geçerken bana esselamun aleyküm dedi. Selamını aldım. ‘Seni buradan çıkarsam Türkiye'ye gider misin?’ dedi." Bak durduk yere yani. Adamı niye ilgilendirsin ki böyle bir şey? “Giderim” dedim. “Buradan çıkacağım ama dört kapısı kapalı. Diyarbakır kalesi gibi yerde bulunuyorduk” diyor. “Kapılarında bizim resimlerimiz var” diyor. Bu tutuklular yani. Kapılarda da resimleri var. “Nöbetçiler bizi tanırlar. Kapıdan nasıl geçerim?” dedim. O şahıs; “benim elbisemi giy, merkepleri sür. Sen ileriden git. Ben sana yetişirim “dedi” diyor. “Kendi kendime “bu adam boş bir adama benzemiyor” dedim.” Diyor. “Onun elbisesini giydim ve merkepleri sürdüm. Gittim, kapıdan geçtim. Nöbetçiler bir şey demedi” diyor. “Fark etmediler” diyor. “O şahısla yirmi dört saat beraber gittik. Benim ayaklarım adeta şişti” diyor. “O dedi ki; “Hududa yaklaştık. Ben seninle artık gelmeyeceğim” dedi” diyor. “Ben düşündüm ki doğru yoldan gidersem Ermeniler, Ruslar onların dilini bilmediğimden geri çevirirler. Ayrıca ince bir yol vardı. O ince yoldan yürüdüm bu sefer” diyor. “Akşam oldu” diyor. “Yol bir dağa çıktı” diyor. “Orada yol falan da yoktu. Şaşırdım” Tek başına gidiyor. “Baktım, orada dağda bir inek var. Onu sürersem bir yola girerim. Bir şeye rastlarım diye düşündüm” diyor. “İneği sürdüm” diyor. Hayvanı sopayla yönlendiriyor. “Bir mağaranın önünde durdu” diyor. “İnek. Kendi kendine yürüyordu hayvan. Bir mağaranın önünde durdu” diyor. “Bre hayvan niye duruyorsun?” derken baktım, mağaradan bir pirifâni abid çıktı” diyor. “Bir insan, çok yaşlı” diyor. “Beni ismen cismen biliyordu” diyor. İsmiyle söylemiş “Said” diye. Bu ne? Ne anlarsınız bundan? Bediüzzaman kendi anlatıyor bunu. “Bana “hoş geldin, ehlen ve sehlen” dedi” diyor. İsmiyle. “Sen yorulmuşsun, açsın” diye beni içeriye aldı. “Benim ekmeğim falan yok” diyor. “Bu ineği yaz, kış sağar, sütünü içerim demiş” adam. Bak, “Benim ekmeğim falan yok” diyor. “Bu ineği yaz, kış sağar, sütünü içerim” demiş. “Bana süt sağıp getirdi. Daha öyle lezzetli süt içmemiştim” diyor. Yani ona çok şey gelmiş. “O gece o pirifaninin yanında kaldım” diyor. “O mağarada kaldım” diyor. “Bana dedi ki; “sen Türkiye’ye gidersin. Türk kardeşlerime selam et” diyor. “Başlarında çok musibetler var. Üç şeye riayet etsinler. Bak, “Kuran derslerine devam etsinler” diyor, sadece Kuran. “Ezan-ı Muhammediye’yi daima yüksek sesle okumaya devam etsinler. Birde cemaatlere ayrılmasınlar” diyor. Ne bu? Dağın tepesinde ya, inek gidiyor mağaraya. Mağaranın içinde yaşlı bir adam, pirifâni. Bu ne bu? Ve esir. Her aşamada Hızır (a.s) devreye giriyor. Bir orada yaşlı adam olarak çıkıyor, burada başka birisi olarak çıkıyor. Orada başka birisi olarak çıkıyor. Yani sürekli şekil değiştiriyor. Anlayamaz, aklının ihtiyarını almaz bu. Yani mağarada bir adam.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, yayınımızın başında haber verdiğimiz haberde Hakkâri’deki PKK saldırısında şehit sayımız beşti. Şuan ki habere göre şehit sayımız sekiz, yaralı sayısı yirmi dört.

ADNAN OKTAR: Bu nasıl bir şeydir böyle ya? Yani uçaklar var. Helikopterler var. Halkı vurmayı adamlar öğrenmiş. Oradaki kahramanlarımız da onları vurmayı biliyorlardır. Yani orada bir savunma barajı meydana getirebilirler. Milis gücü de çok iyi olur. Yani orada şehirde milis gücü olsa çok etkileyici olur. Bu nasıl olmuş da olay bu kadar çok?

BÜLENT SEZGİN: Uzun namlulu silahlarla ateş açılmış.

KARTAL GÖKTAN: Roketatar da kullanılmış. Yol kontrolü yapıyormuş askerler.

ADNAN OKTAR: Bilmiyorum da yani bana imkân verseler onların hiçbiri kaçmaz, kaçamaz. Nasıl kaçsın yani? Şu teknolojik imkânla böyle bir şey olmaz. Adam on mermi sıkıyorsa, sen yüz bin mermi sıkarsın, adam hiçbir şekilde kaçamaz. Felç edersin. Yani gelişmiş silahlar var. İmkânlar var. Ben anlayamıyorum bunu. Burada bir gariplik var. Bana çok puslu geliyor bu iş.

Sembolik Hikâye, tesettür neye göre tesettür olması gerekiyor Sembolik Hikâye kardeşim? Sen bana Kuran’dan bir ayet göster. Ben anlayayım. Yani buradaki arkadaşların kıyafeti Kuran’a uygun. Uygun olmadığına dair sen bana ayet göstermen lazım. Çünkü bak, diyor ki; “De ki: "Bana vahyolunanlar içinde, yiyen bir kimsenin yiyeceği (şeyler) için, ölü eti, dökülen kan, domuz eti ya da Allah'tan başkası adına kesilmiş bir fısk dışında, haram kılınmış bir şey bulmuyorum.” (Enam Suresi, 145) diyor. Ben de haram olduğuna dair bir hüküm göremiyorum. Varsa göster. Kafana göre söylüyorsun.

Birde yol kontrolünde jandarmanın yahut işte özel harekâtın, askerin baskın olması ihtimaline karşı tuzak kurmaları lazım. Yani nereden ne şekilde gelebileceklerini tahmin edip hazır tuzak sistemi kurulması lazım. Mesela onların yerleşeceği yerler oluyor. O yerleşeceği yerlere C4 yerleştirilir. Geçecekleri boğazlar var mesela oralara da C4 yerleştirilir. Sıkıysa gelsinler. Veyahut orası çaprazdan çok iyi tutulur askerler tarafından. Otomatik silahlarla çok iyi desteklenir.

“CHP’nin Taksim’deki mitingde Gezicileri övmesi.” Kardeşim muhalefet partisiyse muhalif hareketleri övüyor olabilir. Yani hayır, onu biz eleştiririz tabii ayrı mesele ama konuşma hürriyeti vardır. Cumhuriyet Halk Partisi büyük bir parti, köklü bir partidir. Kendi politikası içerisinde, kendi özgür demokrasi anlayışı içerisinde konuşabilir. Biz sadece eleştiririz, o kadar.

“Canım Nurum, maşaAllah, çok güzel, çok şıksın. Seni çok sevirem.

Evet, dinliyorum Fikret.

KARTAL GÖKTAN: Suriye’de Rus ordusuna ait savaş uçaklarının Etarip ilçesine düzenlediği hava saldırısında yirmi iki kişinin öldüğü, elli kişinin yaralandığı bildirildi.

ADNAN OKTAR: Bak, hep Müslümanlara oluyor olanlar, tam ahir zaman. İşte gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı bunu getirdi Müslümanlara. Ve ısrarla da bizi de hep o çizgiye çekmeye çalışıyor. İşte bu felaketi getiriyor. Bu uğursuzluğu getiriyor. Allah bela veriyor o sistemde. Gelenekçi Ortodoks sistem İslam âlemini mahvetti. Daha hala ondan kurtuluş arıyorsun. Battığın sistemden kurtuluş arıyorsun.

CHP’nin her türlü mitingine, toplantısına AK Partili kardeşlerimiz katılsın, desteklesinler. MHP’nin mitinglerine katılsınlar AK Partililer. Büyük Birlik Partisi’nin mitinglerine katılabilirler. Fedakâr, güzel insanlar.

Evet, dinliyorum Fikret.

BÜLENT SEZGİN: Ankara Emniyet Müdürlüğü Nizamiyesi’nde nöbet tutan ve mermi isabet etmesi sonucu dört ayak parmağını kaybeden Baş Polis Necmettin Oktay; “Helikopterle tank atışı arasında kaldık. İlk atışta meslektaşlarım ve sivillerden yaralanan arkadaşlarımız oldu. Onlara müdahale ettim. Araca bindirdim. Ve dönüşte ateş altında kalarak vuruldum. Dört parmağımı kaybetmeme teferruat gözüyle bakıyorum. Gerekirse hepsini veririm; bu konu başka bir şey. Parmaktı, koldu, ayaktı, bacaktı, candı, o durumda bunları düşünecek bir durum yok. Yapman gereken bir görev var. Kendin dâhil hiç kimseyi düşünmüyorsun” dedi.

ADNAN OKTAR: Aslan o, aslan, tam ahir zaman aslanı, mücahit. Bak, gazi olmuş. Hep Allah, Kitap, vatan, bayrak, başka bir şey demiyor. Çok güzel.

Şimdi kısa bir ara verelim en iyisi.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla programımıza devam ediyoruz.

Masaüstü Görünümü