Harun Yahya

Sohbetler (6 Ağustos 2016; 21:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, birileri bir şey söylesin muhabbet edelim.

“Birlik sevgi güzellik” diye bir etiket yapalım.

Eskiden beri sapkın dinler, sapkın inançlar, gizli örgütler, gizli yapılanmalar taraftarlarıyla görüşürlerken ya sembolik şiirlerle konuşurlar, ya sembolik resimlerle konuşurlar yahut çeşitli tabloların içine gizlenmiş gizli işaretlerle konuşurlar. Bu bilinen bir gerçektir eskiden beri. Onun için kardeşlerimiz bir şiirle bir yazıyla karşılaştıklarında yahut bir resimle karşılaştıklarında veyahut bir heykel bir kabartmayla karşılaştıklarında onun içindeki gizli sembollere de çok dikkat etsinler. Yani neyi anlatmak istiyorlar, neyi bilinçaltına enjekte etmek istiyorlar? Mesela bak, Osman Hamdi Bey’in tablolarına baktığımızda erkeklerin hemen tamamının efemine olduğunu görürüz. Yani kadınsı duruş, kadınsı figürler ve kadınsı bir beden mesela bu bilinçaltı kurgulamadır. Mum genel olarak kullandığı bir sembol. Mesela mumla ilgili işaretler nedir diye düşündüğümüzde Mevlevilikte özel anlamı olduğunu görüyoruz Rumilikte. Masonlukta da özel anlamı vardır mumun. Efendim, Mevlevi kavuğu özel anlamı vardır. Mesela o güya tabloda kadını oturtmuş, nereye? Peygamber makamı olan mihraba. Nasıl oturtmuş? Kıbleye sırtını döndürerek. Ayağının altına ne koymuş? Kuranlar. Nasıl Kuranlar? Dağıtılmış ezilmiş Kuranlar. Kuran’ın konduğu rahleyi oturak olarak kullanmış. Resmin içi dolu yani ne ararsan var semboller. Eski pagan inançlarında da öyledir. Mesela gümüş bir ibrik vardır, bakarsın içinde bir şeytani sembol veyahut bir çay bardağı sapında kulpunda orasında burasında bir şeytani sembol. Bu, insanların bilinçaltını sürekli gördüğü eşyayla etkilemek için yapılan bir yöntem. Mesela adamın dolmakalemi, dolmakalemine bir şeytani figür koyuyor. Adam her gördüğünde şeytanı hatırlamış oluyor. Mesela her gördüğünde din aleyhtarı bir ifadeyi görmüş oluyor. Mesela saray yaptırıyor, sarayda mimari tarzında kendi inancını ifade eden semboller kullanıyor. Bunu halk bilmez. Halk bilmeyince münafıkun ve münafıkat, müşrikun ve müşrikat, kafirun ve kafirat, mücrimun ve mücrimat keyfe geliyor. Diyor “bak onlar anlayamıyor biz anlıyoruz. Çaktırmadan haberleşiyoruz, çaktırmadan kendi aramızda işaretleşiyoruz çünkü onların kafası çalışmıyor” diyorlar haşa “bizim kafamız çalışıyor.” Şeytanlıkta kafa çalışsa ne olur çalışmasa ne olur? Yolun şeytanlık senin yolun pislik yani. Ne olur? Cehennemin daha derinine düşersin onunla başka bir şey olmaz. Ve dünyada da Allah belanı verir ve daha da aşağılanırsın, daha haysiyetsiz, daha cibilliyetsiz hale gelirsin, daha nursuzlaşırsın. Seni dördüncü boyuttan izleyen var, değil mi? Bundan haberin var mı? “Yok” diyor. Zavallının zavallısısın sen o zaman. Sana onu yaptıran kim? Allah yaptırıyor. Niye yaptırıyor? Senin konumunu sana göstermek için yaptırıyor. Niye yaptırıyor? Müslümanların mücadele gücünü artırmak için yaptırıyor. Onun için herhangi bir tablo, resim, fotoğraf da olabilir karşılaştığınızda bir amacı olabileceğini düşüneceksiniz. Kimlerde? Şeytani unsurlarda, şeytanın adamlarında. Kafirun ve kafirat, mücrimun ve mücrimat, münafıkun ve münafıkat böyle pislik adamlarda şeytan bunları hiç bırakmayacağı için, sürekli pislik yapmak isteyeceği için, her sözünde ve her hareketinde adilik yapmak isteyeceği için Müslüman adeta böyle bunu havada yakalayacak. Müthiş bir refleksi olacak. Her seferinde Allah kafiri münafığı aşağılar rezil eder. Mesela bir fotoğraf koyduğunda niye koyduğunu düşüneceksin. Çünkü şeytanın ilkasıyla yapıyor. Bir resim koyduğunda bir yazı koyduğunda, birisiyle bağlantıya geçtiğinde, birisine bir soru sorduğunda, münafık hasta olduğu için mutlaka ve mutlaka bir pislik için yapar. Kalbinde temizlik yoktur onun mutlaka bir adilik pislik içindir. Ama dikkatlice bakarsan hemen görürsün. Mesela alelade bir sorusunda bile, hareketinde bile bir melanet ve pislik olur münafıkta. Resulullah (s.a.v.) zamanında böyleydi, Hz. Musa (a.s) zamanında böyleydi.

Mümin için bu bir akıl jimnastiğidir yani münafığı yakalamak. Avcı gibi olacak mümin. Hemen onu kıskıvrak yakalayacak nereye kaçsa.

Münafık köstebek gibidir. Oradan kaçar oraya, oradan oraya kaçar. Ama mümin o köstebeği deliğinde yakalar. Gerekirse su verir oradan, o boğulacağını bildiği için kaçar dışarıya çıkar.

Münafığı yakalamak, münafığı takip etmek, her oyununu çözmek müminin aklını geliştirir. İbadetidir, cennetini genişletir, onurudur. Münafığın aşağılanması, rezil-rüsva olması cehenneminin derinleşmesi demektir.

Mesela eski Yunan’a bakın hep olmasa da çoğunda şeytani unsurlar vardır. Mesela Hititlerde bakarsın eğer müşrik bir toplumsa şeytani unsurların ağır bastığı dikkat çeker.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Şırnak’ın Beytüşşebap İlçesi’nde geçici köy korucuları sabah nöbet yerlerine giderken nöbet mevzilerinin içine PKK tarafından döşenen mayın uzaktan kumandayla patlatıldı. 2 korucumuz şehit oldu 1 korucu yaralandı. Şehit korucularımızın resimlerini gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Aslan onlar aslan.

BÜLENT SEZGİN: Recep Aslan, şehidimiz İdris Aslan.

ADNAN OKTAR: Bak, daha bakmadan aslan dedim, maşaAllah. Hakikaten aslanlar, cennet aslanı onlar.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Süleyman Soylu, darbe gecesi şehit olanların yaklaşık 239-240 bin lira civarında nakit tazminat alacaklarını açıkladı. Ayrıca ailelerine 3200 ile 5 binin biraz daha üstü bir aylık bağlanacak. Hafif yaralanmalar dahil bütün yaralılara tazminat ödenecek.

ADNAN OKTAR: Çok güzel, bu çok güzel ve gerekli hayırlı.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Aydınlık Gazetesi bugünkü “Ağustos’un sırrı” manşetinde cemaatin “14 Ağustos’u bekleyin” mesajlarının sırrının ortaya çıktığını belirterek, “Kırkın üzerinde AK Parti milletvekilinin o gün istifa ederek ikinci bir darbe girişiminde bulunmayı planladığı öğrenildi” diye yazdı.

ADNAN OKTAR: Bununla darbe olmaz ki en fazla koalisyon hükümeti olur. Hiçbir anlamı da yok bunun, inşaAllah. Sanki sadece kırk milletvekiliyle mi Türkiye idare ediliyor? MHP, CHP, AK Parti birleşir koalisyon hükümeti yapar. Bu bir yıkım değil ki, bu daha güçlü birleşmeyi sağlar. Çok mantıksız bir açıklama bu, çok gereksiz bir açıklama. Bir de zannetmiyorum böyle bir şey olacağını da. Çünkü boş olduğu için böyle bir boş çalışmayla netice alınamayacağını bildikleri için böyle bir şeye gireceklerini zannetmiyorum. Ama her şeyde bir hayır vardır, inşaAllah.

Osmanlı İstanbul porselenleri var, gösterebiliyor musun?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Göster. Nefis bir parça. Bu, Osmanlı’nın ince sanatını ve güzelliğini gösteriyor. Başka.

Mesela nefis bir eser çok çok güzel. Evet. Bayağı güzel. Osmanlı’nın ince zevkini ve güzelliğini vurguluyor.

Masa ortasına konan meyve sepeti var, göster. Evet, mesela çok nefis bir parça bayağı güzel.

Masa ortası için meyve ve tatlı sunumu için olan gümüş bir kap var, onu göster. Nefis, bayağı güzel. Çok ince bir sanat çok ince bir güzellik.

Sıcak su kabı, böyle içine çay konup veyahut başka tür içecek konan nefis bir kap, onu da göster. Nefis, bayağı güzel.

Porselen masa ortası tatlı sunum kabı yahut çerezlik. Bu Fransız antika, çok çok güzel bir sanat eseri bayağı hoş.

Fransız çatal-bıçak takımı. Nefis, evet çok güzel.

Şekerlik. Cennette çok daha güzellerini göreceğiz.

Japon çorbalık ve tabii diğer amaçlarla da kullanılabilir.

Kolonial dönem Hindistan çaydanlık. İki tane Hindistan çaydanlık var.

Hollanda masa ortası yine çerezlik ve meyve sunmak için. Tabii bunlarda da semboller var ama aşırı şüphecilik de olmaz. Bunlar gayet güzel eserler. O masonik yahut sapkın akımlarda yahut İngiliz derin devletinin şifre sistemlerinde bilinen şeyler bunlar. Ama bu her yerde her şeyde olur anlamına gelmez. Mesela burada da tablolar var birçok tablo var. Biz bunlarda olumlu gördüklerimizi kullanırız. Ama mesela ayağının altına Kuran koymuş, bu sapkın bir tablo bunu koymayız olmaz. Ama başka türlü bir eser olursa onu kullanırız, inşaAllah.

Her tablo her resim, her efendim eser bu anlamdadır diye düşünemeyiz tabii. Ünlü ressamların da çok güzel tabloları var. Onlarda da tabii semboller olur ama iyi niyetli sembollerdir, güzel niyetli sembollerdir. Ama ayağının altına Kuran alan bir tablonun iyi niyetinden bahsedemeyiz. Veyahut erkekleri kadınsı gösteren ve bunu ısrarla yapan bir görüntüyü kabul edemeyiz. Ama aynı ressamın makul bir tablosu varsa onu kullanırız tabii ki. Ama bunu tabii herkes bilemeyebilir, iyi niyetle de kullananlar olabilir. Herkes alır evine de asar tablo. Mesela burada da o ressamın tablolarından var ama o tip bir figür o tür bir işaret yok. Ama insanlar bilmeyebilir de. Çünkü binlerce yüz binlerce insan o tabloları kullanıyor, o resimleri kullanıyor. Hatta milyonlarca insan kullanıyor bu bir suç değildir. Bunda anormal olan bir şey yok. Bilmez çünkü ne amaçla olduğunu bilmez, farkına varmayabilir. Öyle olsa her yerde herkes kullanmaz. Evet.

Kalemşör, Taylan Akyoz. İşte üst aklın açık açık söylenmesi durumunda üst akıl felç olur. “İngiliz derin devleti” dersen bu dünya çapında büyük bir olay olur bütün dünya teyakkuza geçer, herkes artık o ismi kullanacak hale gelir. Ama devletler hükümetler o ismi söylemekten şiddetle çekinirlerse bu olmaz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Gülen örgütünün, İngiliz milletvekilin Türkiye aleyhtarı rapor vermesi için 455 bin TL ödediği ortaya çıktı. İngiliz basınında yer alan habere göre Edward Garnier’in bu yıl mart ayında İngiliz parlamentosunda yapılan Türkiye-Avrupa Birliği mülteci anlaşmasıyla ilgili bir toplantıya katıldığı ve bu toplantıda, Türk hükümetinin insan hakları ve hukuk ihlallerine değindiği, İngiltere’nin, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine verdiği desteği gözden geçirmeye çağırdığı yazıldı.

ADNAN OKTAR: İşte bak buradan anlaşılıyor olaylar ama bunu bir türlü söyleyemiyorlar. Bunun söylenmemesinin bir anlamı yok. Açık açık söylenmesi lazım. Şakır şakır İngiliz derin devleti diye söylenecek. O zaman Kazakistan da çıkar bunu söyler, Rusya da açıkça söyler, Amerika da bunu söyler. Bak garibim Amerikalılar söyleyemiyor bunu, korkuyorlar İngiliz derin devletinden. Bunu söyleyecek yiğitlerin çıkması lazım. Üst akıl üst akıl üst akıl. Yani üst aklın ismi söylenemiyorsa üst akıl güç demektir. Yani gücün yetmeyecek demektir adını dahi söyleyemiyorsan. Adını söylersen sen onu rahatça ezeceksin demektir.

Araf Suresi’nde Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım: “Ey Ademoğulları, her mescid yanında ziynetlerinizi takının.” Müslüman cennet güzelliğinde olacak. “Ziynetlerinizi takının.” Kime söylüyor? “Ey Ademoğulları” diyor. Kadın erkek herkes. Mesela güzel bir saati olabilir, güzel gözlüğü olabilir, şapkası olabilir, ayakkabısı her şeyi bunlar ziynettir. Bak “her mescit yanında” yani Müslümanların bulunduğu yere gittiğinizde ziynetlerinizi takının, şık ve güzel giyinin. “Yiyin, için ve israf etmeyin.”   (Araf Suresi, 31) diyor Allah. İsraftan da çok şiddetli kaçınmak lazım. İsraf çok yaygın. Mesela tabağına yemek koyuyor bırakıyor, ayran koyuyor yarım bırakıyor, ekmeği bir dilim ısırıyor kenara bırakıyor ve akıl almaz bir israf dünyada dünyayı kasıp-kavuruyor. Yiyeceğin kadar al, değil mi? Ayran niye çaka çaka dolduruyorsun? Az bir şey al iç bitir. Yemeği az bir şey al ye bitir. Yersen yine az bir şey alır yine yersin ama israftan kaçınmak lazım.

Mümin Suresi 64: “Allah, yeryüzünü sizin için bir karar, gökyüzünü bir bina kıldı; sizi suretlendirdi,” şeytandan Allah’a sığınırım, bak “suretinizi de en güzel (bir biçim ve incelikte) kıldı” yani çok estetik ve güzel yarattım diyor Allah “ve size güzel-temiz şeylerden rızık verdi.” Bak güzel, Allah güzelliğe çok önem veriyor. “İşte sizin Rabbiniz Allah budur. Alemlerin Rabbi Allah ne yücedir.” (Mü'min Suresi, 64)

Mesela Tegabün Suresi 3: “Gökleri ve yeri hak olmak üzere yarattı ve size düzenli bir biçim (suret) verdi;” yani estetik oranlı mükemmel bir görünümde, bak “suretlerinizi de güzel yaptı. Dönüş O'nadır.” (Tegabün Suresi, 3)

Tin Suresi 4: “Doğrusu, biz insanı en güzel bir biçimde yarattık.” Demek ki Cenab-ı Allah en güzeli istiyor bizden, en güzel olmayı. Çapaçul olmaz.

Mesela diyor ki İncil’de, Yuhanna bölüm 12/3’te: “Meryem ise bir litre çok kıymetli halis Hint sümbülü yağı alıp İsa’nın ayaklarını yıkadı. Yağın kokusuyla ev doldu” diyor. Görüyor musun? “Bir litre çok kıymetli halis Hint sümbülü yağı alıp İsa’nın ayaklarını yıkadı. Yağın kokusuyla ev doldu” diyor.

Evet, israftan şiddetle kaçınmak lazım. Her şeyde her şeyde, yani kağıtta da olmaz, suda da olmaz hiçbir şeyde israf olmaz. Buna çok dikkat etmek lazım.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Gülen örgütünün İngiltere’de büyük ölçüde yapılandığı ortaya çıktı. Örgüt, ülkedeki dernek vakıf ve okullar aracılığıyla Türkiye’ye karşı kara propaganda yürütüyor. Ülkede Aksis vakfına bağlı bin öğrencinin okuduğu 14 dershaneden oluşan bir zincir kurmuşlar. Wisdom Primary and Secondary School adında Kuzey Londra’da bir okulları da var. Akın İpek’in dört büyük şirketi de burada bulunuyor. Ayrıca Mevlana Camii, Rumi Kültür Merkezi gibi yapılanmaları da var. Örgütün İngiliz milletvekili Sir Edward Garnier’e yüz 15 bin sterlin ödeyerek Türkiye aleyhine rapor yazdırdığı da ortaya çıktı. İngiltere yapılanmasının şemasını da gösterebiliriz, bir şema vardı.

KARTAL GÖKTAN: Eğitim kurumları, iş dünyasına yönelik yapıları, sözde düşünce ve araştırma kuruluşları, öğrenci birliği, cami ve kültür merkezi ve medya şeklinde.

ADNAN OKTAR: Mevlana Camii öyle mi?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Rumi Kültür Merkezi. Mevlana Üniversitesi. Aylardan beri ne anlatıyoruz? Doğru muymuş sözümüz? İngiliz derin devleti Rumiliği kullanıyor.

Sevgiyi etiketlerden eksik etmeyeceğiz. Birlik ve sevgi bunlar çok önemli.

Her şeyin güzelini iyisini ayırt edip yanlışını da ayırt etmek lazım. Mesela iyi olan güzel olanı ayırt ederiz. Her şeyin iyi yönü vardır, güzel yönü vardır, kötü yönü vardır, kötü yönlerini ayırt edeceğiz iyi yönleri alacağız.

Mesela bir heykel var, şeytani bir figür, o şeytani figürü kullanmayız tabii ki, şeytanı remzeden bir figürü kullanmayız. Ama mesela güzel bir tablo, güzel bir heykel, kuş, balık, insan her ne olursa olsun bunlarda bir mahsur yok gayet güzel. Yani akıllıca tefrik etmek lazım. Mesela aynı sanatçının güzel doğru eserleri de olabilir anormal yanlış eserleri de olabilir. Osman Hamdi’nin de burada da var tabloları bizde var. Kullandığımız tablosu var bayağı büyük. Orijinal değil de onun benzeri Osman Hamdi’nin tablosunun. Ama diğer anormal olanları kullanmayız ama güzel olan hoş olanlar var onları kullanırız. O bir suç değil. Bilmeden kullanan da olabilir ondan da bir şey olmaz. Yani onda bir risk yok. Adam nereden onu fark etsin? Mesela orada efemine bir görünüm verilmiştir onu fark edemeyebilir. Bu bir suç olmaz. Burada aşırı şüphecilik de yanlış yersiz olur. Mesela bizim A9 logosundan da şüphelenmişlerdi ya. Orada masonik amblemler arıyorlar, işte firavunun gözüyle onun arasında bağlantı kurmaya çalışıyor. Masonluktaki gözle bağlantı kurmaya çalışıyor bunlar abartı tabii.

BÜLENT SEZGİN: Biraz önce bahsetmiş olduğunuz sunumlar vardı, masa sunumları.

KARTAL GÖKTAN: Bu Japon çorbalık.

ADNAN OKTAR: Evet, bu bayağı güzel. Mesela bak balık figürleriyle yapılmış çok güzel, bayağı hoş.

KARTAL GÖKTAN: Hollanda masa ortası meyve sunumu.

ADNAN OKTAR: Evet, o da çok güzel.

KARTAL GÖKTAN: Hindistan çaydanlık.

Bu da Hindistan çaydanlık.

ADNAN OKTAR: Evet, bayağı güzel.

KARTAL GÖKTAN: Japon çaydanlık.

ADNAN OKTAR: Nefis, süper güzel bir sanat eseri.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Kılıçdaroğlu yarın yapılacak büyük miting için bazı taleplerini dile getirdi. “Yenikapı’da Atatürk vurgusu yapılmalı, dombıra çalınmamalı, HDP de orada olmalı” dedi. Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan, HDP’nin çağrılmaması konusunda şunları söyledi. “HDP yönetiminin 7 Ağustos’a davet edilmemesini eleştirenler var. Kendilerine katılmıyorum. Zira darbe girişiminin hemen ardından yurt dışındaki Fethullahçı bir gazeteye konuşup, darbeye direnen milyonlara IŞİD’çi diyenlerin o şerefli insanların arasında yeri yok. Ancak Kürt kardeşlerimizin hepsi orada olacak” dedi.

ADNAN OKTAR: Tabii. Kürt canlarımız orada. HDP’nin içinde de darbeye direnen hoşlanmayan insanlar varsa zaten onlar da davetliler, onlar da gelirler. Ama tabii orada direnen insanlara hakaret eden bir zihniyet bu olmaz. Bu çok çok yanlış.

BÜLENT SEZGİN: HDP İzmir’de bir toplantı yapmıştı olaydan sonra hiç Türk bayrağı yoktu. Sadece HDP bayrakları vardı.

ADNAN OKTAR: Tabii.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sabah Gazetesi’nde PKK ile Gülen örgütü temsilcilerinin Ocak ve Ekim 2014’te Kuzey Irak’ta gizlice görüşüp Türkiye’ye karşı ittifak kararı aldığı iddia edildi. MİT’in tespit ettiği görüşmelere göre Gülen örgütü mensupları emniyet ve MİT’in PKK içindeki yardımcı istihbarat elemanlarının isim listesini terör örgütü yöneticilerine verdi. Sızdırılan bu bilgiler doğrultusunda da devletin PKK-KCK muhbirlerinin örgüt tarafından infaz edildiği iddia edildi.

ADNAN OKTAR: Bu çok korkunç bir şey. Eğer doğruysa çok çok vahim, çok çok vahim.

EMRE ACAR: O dönemlerde de emniyet ve MİT çekişmesi oluyordu. O dönemde emniyetin içerisindeki Gülen yapılamasıyla MİT çekişiyordu. O KCK’nın içerisindeki MİT görevlilerini özellikle polisler tutukluyordu o dönemde. Gülen’e bağlı polisler tutukluyordu, hapse atıyorlardı ve deşifre ediyorlardı. Böyle bir çekişme vardı aralarında aynı tarihte.

ADNAN OKTAR: Ama artık devlet hükümetin elinde. Hükümet ne gerekiyorsa yapsın, her türlü tedbiri alsın. Elleri güçlü, millet de destekliyor. Her türlü düzenleme yapabilirler.

Kardeşlerimiz böyle sembol yakalayıcısı da olmasınlar bak tekrar söylüyorum. Bu sefer bu bize yönelik de bir üsluba dönüşüyor. Mesela benim Karanlık Tehlike Bağnazlık kitabımda Osman Hamdi’nin iki tablosu var. Onları gösterebilirsin. Mesela bu Osman Hamdi’nin iki tablosudur bunlarda bir şey yok. Yani karanlık bir amaç, yakışıksız bir üslup falan yok bunlar olur. Ama yanlış bir şey gördüğünde bunu Müslüman’ın kullanmaması lazım. Mesela ben kitabımda görsem ki burada yanlış bir şey var, bir dahaki baskısında onu kullanmam. Ama bir mahsur yoksa kullanırım. Mesela varsa evinde tablo, Kuran ayaklar altında farkına vardıysan o tabloyu evinden çıkartman lazım, kullanmaman lazım. Israrla kullanıyorsan o zaman bir acayiplik var demektir. Yoksa Osman Hamdi’nin tabloları çok nefis gayet güzel eserler de var. Burada da var tablosu kullanıyoruz bir şey yok. Mesela bu tablolar bunlar da çok güzel tablolar. Ama Kuran’a İslam’a zıt bir ifade gördüğümüzde ısrarla onu kullanıyorsa o zaman da bir acayiplik var demektir. Çünkü telafisi mümkünken bu telafi edilmiyorsa olmaz.

Askerler bir daha böyle bir kalkışma şu bu falan olursa erler, mesela subayı çocukları dizmiş habire arkalarında geziniyor onlara talimat veriyor. İşte ateş edin bilmem ne yapın. Tüfeğinle arkaya dönersin “bu kendi vatandaşlarımıza ateş etmemi istiyorsun değil mi?” dersin. Zaten diyor da yani alay kastıyla dersin. Bu kanunsuz emir. Sen ne diyorsun biliyor musun? “Ananı, babanı, kardeşini, ablanı vur öldür” diyorsun. Cinayete azmettiriyor adam seni katil. Katillikle azmettirme arasında hiçbir fark yok aynısı. O zaman, adam subay mı? Değil. Ne oluyor? Alelade bir katil oluyor. Cezaevinden kaçmış bir katil olarak düşün, orada var “ateş et” diyor. Sen bir katilin emrini dinliyorsun. Bu bir suçtur. O artık subay değil asker de değil. Alelade bir katil. O zaman silahın dipçiğiyle vur ayağına düşür. Teslim al. Tak kelepçeyi karakola teslim et. “Ne yapalım? Emir verdi.” Kardeşim katil sana emir veren. Katilin emrini tutamazsın. Yasaktır, kanunsuz bir şey bu.

Mesela bak Fethullah Gülen’in bu ifadesi de çok acayip. Devletin diyor bölgeyi kan gölüne çevirdiğini iddia ediyor. Yani Güneydoğu’yu. “Ben orada televizyona bakmaya cesaret edemiyorum. İster orada,” bak. “İster orada mazlum, mağdur duruma düşen yerli insanlar, isterse beri tarafta bir hiçe bir yokluğa doğru itilen sonra “şehit oldu” diye böyle teselli olan insanlar.” Yani Allahsız, Kitapsız PKK’ya karşı, bak Allahsız, Kitapsız, Stalinist, komünist PKK’ya karşı kendini, vatanını savunurken şehit olan askere ne diyorsun? Hiçliğe gitti diyorsun. Yokluğa gitti diyorsun. Kâfir bile olsa hiçliğe, yokluğa gitmez. Cehenneme gider en fazla. Hiçliğe, yokluğa gitme sözünü kim söyler? Ateistler söyler. PKK söyler. Sen Müslüman olduğunu söylüyorsun kendinin. Şehit olan bir askerin hiçliğe, yokluğa gittiğini nasıl söylersin? En fazla kinlense haşa der ki, cehenneme gitti der. En fazla. Hadi kinli diyelim, nefret ediyor diyelim. Ama sen hiçliğe, yokluğa gitti diyorsun. Bunu bir ateist söyler. Bir PKK’lı söyler. Bunu nasıl söylüyorsun? Yani, çünkü ahiret yok diyorsun. Hiçliğe, yokluğa gitti ne demek bir insan için? Değil mi? Ahiret yok diyorsun. Bu anlama geliyor.

“Hocam bu tip hiç bilmediğimiz maddeden sembol olduğundan bahsediyorsunuz. Örneğin mum üzerinde durdunuz. Bu tip maddeleri bilmeden çeşitli yerlerde kullanıyoruz. Aman kullanmayın.” Bak işte görüyor musun tehlikeyi? Olayı nasıl ters anlıyor, evine mum almıyor bu sefer. Kardeşim böyle bir şey yok. Ama adam resminde mesela efemine bir erkek resmi yaptıysa açıkça görülen, bu resim kullanılmaz. Çünkü bu zihniyeti savunmuş gibi olursun. Bu resmi çıkarırsın en fazla evinden. Yahut mesela masanda varsa çıkartırsın. Bu bir suç değil. Yani yanlışlıkla yapmış olabilir. Milyonlarca vatandaşın evinde var yani. Bu bir suç değil. Ben burada da tablolarını kullanıyorum. Yani kendi kitaplarımda kullanıyorum. Gösterdim. Burada da asılı Osman Hamdi’nin tablosunun bir benzeri. Böyle anlamda değil. Yani onların kurnazlık yapamayacağını göstermek önemli. Yoksa o semboller her yerde rastlanan sembollerdir.  Yani bunda bir şey yok.

Mesela Kuleli Lisesi öğrencileri mahkemeye verdikleri ifadede, “Bize, köprüde 8 intihar bombacısı var, gerekirse halkın üzerine ateş açın” dendi, diyor. Mesela müthiş bir kurnazlık. Ben de hakikaten öyle zannettim. Tanklarla falan görünce IŞİD falan bir eylem yapacak, onun için geldiler zannettim. Rahatça çocukları öyle kandırmış olabilirler. Ama bundan sonra kandıramazlar. Yani bundan sonra mümkün değil. Herkes aydınlandı. Askerler de aydınlandılar. Askerler böyle bir subay gördüklerinde hemen yakalayıp çökertirler bundan sonra. Anında kelepçeyi takarlar. Halka ateş et diyen bir subaya askerin yapacağı, dipçikle ayağına vurup aşağı indirmektir.

Bu seferde kafayı, “Hocam Milli Eğitim okullarında yaptırdığı zenginleştirilmiş kütüphane projesinde Osman Hamdi’nin Kuran okuyan adam tablosu var.” Bunda bir şey yok, bende de var. Bunlarda bir şey yok. Yani İslam’a, Kuran’a zıt bir figür olduğunda Müslüman bunu kullanmasın. Benim demek istediğim bu. Bu kadar. Yani bunda acayip olan bir şey yok. Bende de var. Kitaplarda da ben birçok yerde kullandım resmi. Mesela. Göster o resimleri. Bunda bir şey yok. Gayet normal yani. Yani İslam’a, Kuran’a zıt bir şey gördüğünde Müslüman kullanmasın. Bunu söylüyorum. Yoksa bak bu benim kitabımdan. Kitabımda kullandığım resimler. Bunda bir şey yok. Hayır, Müslüman alabilir de farkına varmaz. Herkes bununla oturup uğraşacak hali yok. Yani olabilir. Bile bile devam edilmez benim kastettiğim bu yani. Yapmaması lazım. Kötü bir şey. Mesela adam Kuran’ın üstüne kadını oturtturmuş. Bu resim senin evindeyse bunu kullanmazsın. Yani ama bir suç olmaz yani eğer bilmiyorsan, iyi niyetle aldıysan, farkına varmadıysan. Yani oradaki kitapların ne olduğunu bilmiyorsundur. Değil mi? Bilmez adam, farkına varmaz. Yahut o kısmı görmemiştir resmin. Aklına gelmez. Ama o çok açık tabii onun için söylemeyiz. O bayağı açık alenen, o resim kullanılmaz. Ama diğer resimlerde mesela gizli bir figür var. Olabilir, farkına varamamış olabilir onun. Ama bilerek devam etmez Müslüman. Yani farkına vardığında devam etmez. Benim kastettiğim bu. Yoksa bunda bir şey yok.

Bu şehitlerin hiçe gittiklerine dair konuşma var mı? Fethullah Gülen’in.

BÜLENT SEZGİN: Vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Haşa yani. Çok acayip bir ifade.

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Aç bakayım.

VTR-FETHULLAH GÜLEN: Yüzüne bakmaya cesaret edemiyorum orada. İster orada mazlum, mağdur durumuna düşen insanlar yerli insanlar, isterse beri tarafta bir hiçe, bir yokluğa doğru itilen ve sonra 'Şehit oldu' diye böyle teselli olan insanlar. Bunların her ikisi de iki cephe adına bence acı yani."

ADNAN OKTAR: Bilmiyorum yani Müslüman’ın kullanacağı bir üslup değil bu. Hiçe gitti ne demek? Hiçliğe, yokluğa gitmez Müslüman. Ve Allah için mücadele ettikleri belli. Ne yapsın yani Güneydoğu’yu adam alacak. Allahsız, Kitapsız rejimini oraya oturtturacak. Dinsiz, komünist, terörist, kan dökücü, psikopat adamlar. Büyük bölümü de homoseksüel. Ahlaksız, otçu takımı. Yani adam ne yapsın? İnsan ne yapsın? Asker ne yapsın? Yiğitlerimiz ne yapsın yani? E tabii ki vatan müdafaasında bulunacak. Vatan müdafaasında bulunurken şehit olduğunda hiçe gitti denir mi? Yani bir insan ya cennete gider ya cehenneme gider. Allah yolunda şehit olana şehit denir. Orada ölen PKK’lılar Allahsız, Kitapsız, dinsiz, imansız, teröristse o da cehenneme gider. Ama hiç kimse orada hiçliğe gitmez.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Levent Develi adlı kahraman gazimizin çok güzel bir konuşması var Adnan Bey. Kısa bir bölüm göstermek istiyorum.

ADNAN OKTAR: Bakayım.

VTR-LEVENT DEVELİ: Allah’ın verdiği özgürlük Allah’ın yanındadır yani. Sen kimsin dedim ya. Vatanı savunmak imandandır. Öleceğiz biz bu işi burada bitireceğiz Allah şahit başka hiçbir şey düşünmüyorum. Yemin ediyorum. Ben zaten helalleşmişim. Yazmışım, şehadeti görmüşüm. Perdeler kalkmış. Bana ne lan, senin mermin ne yapabilir bana?

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ne kadar imanlı millet, Allah Allah. Mesela bak, modern bir genç. Eskiden “dindar” deyince sakallı, cübbeli olanlardan, onlar içinde de öyle şey adam da pek her zaman çıkmıyor. MaşaAllah, kabadayıya helal olsun.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, sizin yıllardır süren anlatımlarınızın da şuurlanmasında halkımızın ve imanının pekişmesine çok vesile oldu, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii, milyonlarca kitap dağıtıldı. Geceli gündüzlü televizyonlardan, internetlerden sürekli imani eğitim verildi. Şahadet öğretildi, gazilik öğretildi, elhamdülillah.

DAMLA PAMİR: Gezi olaylarında da çok uyarmıştınız “imanlı gençlik yetiştişsin” diye.

ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan, İstanbul’daki şehit ailesini ziyaretinde Al-i İmran Suresi’nin 191, 192, 193 ve 194. ayetlerini okudu. Bir video vardı bununla ilgili kısa.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Helal olsun Tayyip Hocam’a, Tayyip Hocam bizden.

Yeni Şafak Yazarı Yusuf Kaplan, bak, asıl beynin İngiltere olduğunu o söylemiş ama bu yaygın olarak söylenmesi lazım.

Burhan Kuzu, “Avusturya Başbakanı “Türkiye’yi NATO’dan ve Avrupa Birliği’nden çıkaralım” demiş.” “Avrupa Birliği zaten batıyor” diyor. “NATO da Türkiyesiz bir hiç” Doğru söylüyor.

“Allah süfyana, süfyanın ordusuna ve ona uyan bir takım halka gazap eder hatta…”

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Başbakan Binali Yıldırım, Başbakanlığın resmi twitter sitesinden yaptığı açıklamada “Neyi nasıl yapacağımızı çok iyi biliyoruz. Kurunun yanında yaş da yanmayacak” dedi.

ADNAN OKTAR: Tabii canım, akılcı, makul, Allah’tan korkan, itidalli, müşfik bir yapı her zaman Müslüman’ın karakteri olarak kendini gösterir.

İlknur, ne diyor? “Hiç İsrail üst aklından bahsetmediniz galiba” diyor. İsrail gariban bir ülkedir. Zannettiğiniz gibi değil. İsrail devletini kuranlar da İngilizlerdir, İngiliz derin devletidir. Hep ezilmiş, her yerde horlanmış insanlardır. Orada da işte adamlar canını kurtarmak için bir avuç Musevi oraya sığındılar. Dünyanın her yerinden kovuldular, her yerinde eziliyorlar, aşağılanıyorlar. Eğer iyi bir araştırma yaparsan, detaylı araştırma yaparsan İsrail’in hiçbir gücü olmadığını görürsün. İngiliz derin devletinin desteğiyle kurulmuş bir devlettir.

BEYZA BAYRAKTAR: “Maddi açıdan da hiçbir gücü yok” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Maddi açıdan da fakir bir devlet, öyle bir gücü yok.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanımız’ın şehit evinde birlik duası vardı Adnan Bey video olarak.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Tayyip Hocam temiz insan, dürüst Müslüman, iyi niyetli Müslüman. O yüzden millet de seviyor. Yani entel, dantel züppeler, kendileri gibi züppe arıyorlar; bazıları için söylüyorum. Yani bu mümkün değil. Millet nasılsa “siz nasılsanız öyle idare olunursunuz” diyor. Millet dindar, güzel huylu ve Kuran Müslüman’ı oldu millet. Bak, Cumhurbaşkanı da Kuran Müslüman’ı, tam yani. Siz nasıl olursanız öyle. Hayır, insan tabii hataları vardır, yanlışları vardır. Çevresindeki insanların da çok büyük hataları, yanlışları oluyor ayrı mesele, ben onu demiyorum. Yani kusursuz bir insan yok ama genel hali güzel. Yani ahlakı, kişiliği, Müslüman kişiliği güzel. Eksik yönleri de varsa Allah onları düzeltsin. Hepimiz için tabii bu.

Tayyip Hocam bu etnik kökenli vatandaşlarımızı sayarken Ermenileri de saysın ya, bir şey olmaz. Yani güzel insanlar Ermeniler, bizim evladımızdı onlar, yani bizden suni ayırdılar onları. Ermenistan’la sınırları kaldıralım. “Millet-i sadıka” diyorduk biz onlara, yine öyleler. Abaza, Çerkez, Zaza, Ermeni” desin ya, çok güzel olur. Tayyip Hocam Anadolu delikanlısı, düz delikanlı yani içinden ne geçiyorsa onu söylüyor, onu yaşıyor. Böyle sinsiliği bilmiyor. Sinsi olanlar tabii onun başına iş çıkartmak, gaile çıkartmak istiyorlar ama bütün güç, kuvvet Allah’ın elindedir. Ne çekiyorsa Tayyip Hocam münafıklardan çekiyor.

Münafık, sinsidir. Münafık, züppedir, asidir. Ahlaksızlık yapmak için fırsat arar. Her gürültüyü kendi aleyhine zanneder. İtaat münafığın kabul etmeyeceği bir şeydir. Saygı, münafığın kabul etmeyeceği bir şeydir. Ruhu böyle lağım gibi kaynar. “Acaba bugün ne pislik yapsam, ne ahlaksızlık yapsam, ne oyun yapsam?” diye kaynar. Münafığın bir yönü de kendini masum göstermesidir. Kendini çok iyi, suret-i Hak’tan, kaliteli, seçkin, en iyi göstermek ister. Her şeyin en iyisinin kendisinde olduğunu iddia eder münafık. Ama böyle lağım gibi de kaynayarak etrafını rahatsız etmek için ne yapacağını şaşırır. Bir günü normal geçmez münafığın, bir saati normal geçmez. Sürekli bir pislik, bir melanet, bir ahlaksızlık, bir itlik ve Allah onu o haliyle sürekli ezer. O manevi gerilimden sürekli çöker, sürekli daha yaşlanır, daha bitap olur. Allah hem cehennemini genişletir, hem dünyasını mahveder. O yüzden hükümetin başına gelenler de, karşılaştığı olaylar da hep münafıklardan. Münafık kindardır. Hep fitneyi arar. Fitnecilerle işbirliği yapar. Normal, dürüst Müslüman’dan hoşlanmaz münafık. Nerede böyle cinsi sapık, hayâsız, ahlaksız, it kopuk, karaktersiz insan varsa gider onları arar. Onlarla sırdaş olur, onlarla ahbap olur, onlarla hemhal olur. Onlara karşı çok yalakadır münafık. Küfre karşı çok yalakadır, çok uyumlu, saygılı ve itaatlidir. Müslümanlara karşı anarşist, azgın, küstah, kavgacı, fırsat kollayan ve kahpe bir yapısı vardır. İt karakterlidir, yani her türlü imkânı kullanmak ister. Mesela normal oturduğun halde sohbette, orada da pislik yapmak ister. Oturmasında, kalkmasında her hareketinde bir pislik ve melanet eğilimi olur. Yani içinde Rahmani bir duygu olmaz. Şeytani olduğu için adeta şeytanın Müslümanlar arasında dolaşması gibi olur. Nerede ne pislik yapacağını bilemez. Onun için mesela Rumiliğin içinde şeytanlığı arıyorlar. Mesela Darwinizm’in içinde şeytani eylemleri ararlar. Nerede homoseksüel, Darwinist, Rumi, Allah, İslam düşmanı varsa gider onun yalakası olur ama gizlice veyahut açık. Müslüman’dan hiç hoşlanmaz münafık. En dindarına en çok nefret duyar, en çok çalışanından en çok nefret eder. En faydalı olanından en çok nefret eder. İslam’a en çok katkısı olana en çok öfkeyi duyar. Böyle kin dolu bir lağım torbası gibidir münafık. Sürekli Müslümanları gereksiz şeylerle meşgul etmek ister. Bak, hükümetin başına neler çıkarttılar? Mesela gayet güzel giden, bereketli çalışma içinde olan hükümeti nasıl açmaza sokmaya çalışıyorlar. İngiliz derin devletini bak, hükümet açıkça ağzına alamıyor çünkü çirkef bir yapı. Münafık çok çirkeftir, çok saldırgan, iftiracı ve alçaktır, haysiyetsizdir yani, melundur yani melanet vardır yüzünde. Onu gizlemeye çalışsa da o melanet sürekli ondan kaynar. Bak, çirkefliklerinden çekindiği için hiçbir ülke “İngiliz derin devleti deccaldır” diyemiyor. Darwinizm’e karşı hiçbir ülkenin lideri açıkça tavır alamıyor, söyleyemiyor da. Bak, münafık ittifaklarına bakıyoruz hep aynı kafada; Darwinist, materyalist, ateist, Rumi, homoseksüel, çirkef, sinsi, gizli işaretler veren, gizli dil kullanan, gizli konuşmalar yapan, gizli yazılar yazan, sürekli gizlilikten hoşlanan, Müslümanlara zarar vermeye küfre de fayda vermeye gayret eden, Müslüman’a karşı küstah, küfre karşı boyun eğici, Müslüman’a karşı sinsi, küfre karşı açık, şeffaf, sırdaş. Mesela münafık asla Müslüman’ı sırdaş edinmez ama mesela bir ateist homoseksüeli çok koyu sırdaş edinebilir. Onunla dost olur. Her şeyini onunla paylaşır. Çünkü alçak olduğunu ve satılmış olduğunu ona gösterir. O adam mesela bakıyor ki ateist, dinsiz yahut din karşıtı. “Ya” diyor “bu bayağı kahpe, alçak, kendi dinini, kendi insanını düşman olarak görüyor. Satılmış, dönek ve azgın ve vefasız. O zaman” diyor “ben bunu dost edinebilirim, güvenebilirim. Çünkü bunun Müslümanlıkla hakikaten alakası yok” diyor. O yüzden münafığa çok güvenir böyle tipler. Ama aynı zamanda da tiksinir ve nefret ederler, çok aşağılık görürler. Ama kullanmak için de çok ideal görürler. Münafığın küfre ve ehl-i delalete gösterdiği saygı ve hürmet tarif edilecek gibi değildir. En uç noktada hürmet eder. En uç noktada itaat eder, vefalıdır ve sadıktır şeytaniyete karşı. Ve hayrandır, boyun eğicidir. Müslüman’a karşı da sürekli anarşist, kargaşacı, kavgacı, fırsatçı ve alçak ruhludur ama onlar da olmasa cihadın heyecanı pek olmaz. Yani münafığın olmadığı bir ortamda Müslüman cihadın lezzetini tam tadamaz. Mücadelenin lezzetini tam tadamaz. Şeytanı yenmenin zevkini tam tadamaz. Onun için Müslüman şeytan avcısıdır, yani münafık avcısıdır. Münafığa, şeytana aman vermez, yani onun en heyecanı. Küfür o kadar değildir, küfür daha açık, sarihtir. Yani küfürle mücadele açık, cehri olabilir. Ama münafık sinsi, gizli, oyuncu ve karanlık olduğu için onu yakalamak bir zekâ oyunudur, bir akıl çalışmasıdır. Derin akıl gerektirir. O da akıllı insana zevk verir. Yani münafıkla bir satranç maçı gibidir bu. Usta bir mücadeledir. Kâfirle öyle satranç maçı gibi mücadeleye gerek yoktur küfürle. Doğrudandır yani adam direkt zaten karşındadır, anlatırsın. Adam ikna olur veya olmaz. Ama münafık öyle değildir.

Münafık bukalemun gibi yüzünü de istese değiştirebilir. Bir an da mesela iblis gibi bakabilir, şeytan gibi iğrenç bir bakışla uzun uzun şeytanın hipnozuna girebilir. Mesela dakikalarca iğrenç bir bakış yapabilir. Mesela bunu normal bir insan yapamaz. İblis ruhluların, münafıkların özel yeteneğidir. Ama bir anda da melek gibi görünmeye çalışabilir çok masum, çok terbiyeli, çok itaatli görünmeye çalışabilir. Sesini çok tatlı hale getirebilir. Çok insancıl, çok kibar da gösterebilir. Ama istese de çok çirkef, küstah, haysiyetsiz, namussuz, saldırgan, pislik hale gelebilir anında. Yani o şeytani yeteneğinden kaynaklanır. Mesela şeytan da istese bir anda şekil değiştirebiliyor. Mesela cin şeytanlar bir anda normal görünümlü bir kadın görünümüne de girebilir veyahut normal görünümlü bir erkek görünümüne de girebilir ama istese bir anda çok iğrenç ve korkunç, dehşet verici bir mahlûk haline de gelebilir. Şeytanın özelliğidir. Münafık da böyledir, acayip yeteneklidir. Yani her hale, her şekle anında girebilir. Her fırsatı müthiş yakalar münafık ve çirkeflik ustasıdır. Yani ahlaksızlıkta çok yeteneklidir. Her türlü pisliği yapmada, namussuzluğu yapmada, saldırganlığı yapmada çok ince oyuncudur. Ağlamayı çok iyi kullanır. Hadiste belirtilmiştir. Yani münafığın özeliğidir o Yusuf Suresi’nde de belirtilmiştir. Nerede ağlayacak, nerede susacak, nerede saldırganlaşacak, nerede pislik yapacak şeytanın ilhamıyla muazzam yetenek gösterir. Onun için münafıksız bir toplum güçlü bir cihat yapamaz. Hükümetin de tabii ki münafığı var. Devletin de münafığı olur. Devletin içinde de münafık olur. Hükümetin içinde de münafık olabilir. Bu hükümetin zinde ve güçlü olmasını sağlar. Mesela münafık hareketi olmasa Türkiye böyle birleşemiyor. Birleşemez. Ne yaparsan yap birleşemez. Ama esaslı bir münafık atağı olduğunda bak, nasıl cumhuriyet, Abdülhamit döneminden beri yok böyle bir şey. Akıl almaz bir birlik meydana geldi bir münafık atağında ve esaslı bir toparlanma oldu ve insanlarda birbirine karşı sevgi ve şefkat gelişti. Ama münafık atağı olmasa bu olmaz. Mesela münafıkların ince şeytanlıklarını hükümet görüyor, hayretler içinde kalıyor. Mesela müthiş bir yetenek gösteriyor münafık. Muazzam yetenek gösterir. Yani onu sezmek çok çok güçtür. İşte bu aklı geliştirir, yani müminin Kuran ayetlerini iyi uygulamasını sağlar. Münafığın günü, ayı, dakikayı, saniyeyi müthiş kullanma yeteneği vardır. O da şeytanın ne kadar dakik ve dikkatli olduğunu gösterir. Şeytan bir saniyeyi bile boşa harcamak istemez. Münafık da bir saniyesini bile boşa harcamak istemez. Yani mutlaka pislik yapmak ister. Ve iyinin yanına kötüyü de koyar münafık. Yani mesela güzel bir yemeğin yanına zehri de koyar. Güzel bir sözün yanına pislik bir sözü de koyar. Güzel bir cismin yanına pis bir cismi de koyar. Karışık yapar, yani münafığın özelliği doğrudan pisliği sunması değildir. Güzelle çirkini karıştırır. Pislikle temizi karıştırır, öyle yapar yani. O onun tuzağıdır, yemleme yöntemidir yani. Bilmeyen düşer. Ama küfürde öyle değildir. Küfürde çirkinlik doğrudan sunulur, küfür doğrudan sunar ve anlarsın, görürsün. Ama münafık öyle değildir yani onun maskesi çok yoğun, girift bir özellik gösterir. Yani o maskenin içinde onu sezmek özel yetenek, akıl gerektirir. Onun için Resulullah (s.a.v.) devrinde de münafıkların fark edilmesi çok zor oluyordu. Yani tespit edilmiş üç yüz münafık vardı. Dokuz yüz Müslüman’dan üç yüzü münafık. Yani akıl almaz bir güç.

Münafık uzlaşmacı değildir. Yani kapayıcı, kilitleyici, açmaza sokucu, yolu kapayıcı, neticeyi asla kabul etmeyecek bir çizgide olur. Yani her yeri çıkmaz sokaktır münafığın, uzlaşamazsın. Mesela “böyle” dersin; oradan kapatır, “öyle” dersin; oradan kapatır. “Yana” dersin; oradan kapatır. “Başka” dersin; kapatır, yani mümkün değildir. Yani münafığın hoşnutluğu mümkün değildir. Her yerde bir pislik yapar. Mesela onun lehine yaptığın bir şeyden, oradan da bir pislik çıkarır. Onu düzeltse Müslüman, onu düzelttiği yerden de bir pislik çıkartır. Yani ruhunu şeytana sattığı için kesintisiz devam eder.

Mesela Peygamber (s.a.v.)’le savaşa çıkacak. “Evim açıkta” diyor. Şimdi bak, açmaza soktu görüyor musun, kilitlemeci. “Tamam” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Evinin halkını ben gereken şekilde ilgilenip halledeceğim.” “Savaşmayı bilmiyorum” diyor; bir tane daha. “Tamam” diyorlar. “Biz sana savaşmayı öğretelim. Gel, bak, şöyle tutacaksın, böyle yapacaksın öğretiyorlar. Hadi” diyorlar “Şimdi savaşa çıkalım” “Hava çok sıcak” diyor. Yani ahlaksızlık yapacak ya, kilitlemeci bak, sürekli kilitliyor. “O zaman akşama doğru yapalım” diyorsun, “serinlikte olsun.” “O zaman da hava soğuk” diyor. Ne istiyorsun yani? Belanı mı arıyorsun? Yani çok alçaktır münafık. Sürekli kilitler, sürekli kilitler. Onun için münafık olduğunda müminin sevabı çok yüce oluyor, çok yüksek olur.

Münafık olmadan ne olur? Tamam, daha sakin, meskenetli bir ortam olur. Sevap çok az olur. Münafıkta beyin gelişir, aktivite gelişir, meskenet kalkar, kalplere inşirah gelir, şevk gelir, müminin cesareti artar, gayreti artar, tedbir gücü artar, sanatçı gücü artar, savunma gücü artar. Sağlığı sıhhati artar, her şeyi artar. Münafık mümine gıdadır. Mümin de münafığa zehirdir. Yüzüne bakar, canı yanar. Zenginliğini görür, canı yanar ve çöker ama. “Canı yanar” derken çöker yani. Elbisesini görür, canı yanar. Konuşmalarını görür, canı yanar. İhtişamını, hâkimiyetini görür, canı yanar. Hayat ona zehir olur. Acayip acı çeker. İşte Allah diyor ya; “…öfkenizle ölün...” (Al-i İmran Suresi, 119) Yani onda yıkıcı, yakıcı, tahrip edici bir etki yapar. Müminde de dinçleşme, gençleşme, güçlenme olur, tam tersi etki yapar. Bu Allah’ın bir mucizesidir, hayret edecek bir şeydir bu yani, bir mucize.

Münafık şartçı, mesela diyor ki; “eğer ailemle ilgili konu hallolursa savaşa çıkarım” “Tamam” diyorsun. “Buyur” diyorsun. “Bana savaşmayı öğretirseniz savaşa çıkarım” diyor. “Tamam, öğretelim” diyorsun. Ama ahlaksız yani bilmediğinden değil; biliyor. Ailesiyle ilgili de sorun yok, sırf ahlaksızlık olsun. “Serin havada beni götürürseniz o zaman kabul ederim” diyor. Serin havada götürüyorsun. O zaman “üşüdüm” diyor. “Benim ısınmamı sağlarsanız o zaman yaparım” diyor. Şartçı ve kilitlemecidir. Tartışma, cedel ve kavga, karışıklık çıkartmak münafığın en temel özelliğidir. Mesela bir ortam, oturuyorsun. Mutlaka karışıklık çıkartmak ister. Mutlaka kavga ve mutlaka cedel çıkartmak ister. Cevap vermek yeterli değildir münafığa. Şeytanın etkisinde olduğu için yeni bir konu daha çıkartır. Ona cevap verirsen yeni bir konu daha çıkarır, ona cevap verirsen yeni bir konu daha çıkarır. Yani o şeytanın sonsuzluğa açılan o kirli, karanlık, dipsiz derinliğinde, o gayya kuyusunda o sürekli ilerler. Her yaptığı yeni şart onu gayya kuyusunda biraz daha derine götürür. Her yaptığı ahlaksızlık mümini biraz daha yükseltir, onun gayya kuyusundaki derinliğe doğru akmasını biraz daha artırır. İtiraz etmek, anarşist ruhlu olmak, sorgulamak, yaygaracı olmak münafığın özelliğidir. Şeytanın özelliğine baktığımızda bunu görüyoruz. Mesela diyor ki Allah’a, gayet güzel bir ortam olmuş. Melekleri yaratmış, insanları yaratmış. Diyor ki; “secde et, tevazuunu göster.” “…Âdem’e secde edin…” (Al-i İmran Suresi, 11) Gayet güzel bir şey, “sevgi gösterisinde bulun” diyor Allah. “secde edenlerden olmadı” (Al-i İmran Suresi, 11) diyor. Allah, “Sana emrettiğimde, seni secde etmekten alıkoyan neydi?” (Al-i İmran Suresi, 12) diyor. Bak, anarşist ruhlu ya itiraz edecek. “Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın.” (Al-i İmran Suresi, 12) diyor.  Zırvalama münafığın özelliğidir, mantıksız, münasebetsiz, ahmakça konuşmak. Ateşin de üstünlüğü yok, toprağın da üstünlüğü yok. Takvanın üstünlüğü var. Ne fark eder? Ama ona göre ateş parlak olduğu için o aptal kafasında daha üstün. Ama toprak çok alelade geliyor ona. Münafık da öyle, yani hep böyle en üstün, en kaliteli, en yüce olanın kendi olduğuna inanır. Yani inanmak ister, pislik olduğunu bilir de inanmak ister. Onun propagandasını yapar. Bak, “beni ateşten yarattın” diye onunla sükse yapmaya kalkıyor. “Ben daha kaliteliyim” diyor “daha büyüğüm” ama toprağı beğenmiyor. Münafık da insanları beğenmez, kalitesiz görür, sıradan görür. Kendini yüce görür. Her şeyini yüce görür, aklını, fikrini, ırkını, yaşadığını şehri, köyü, kasabayı her şeyini. Aklını, fikrini, zekâsını, olmayan o ahmak kafasıyla kendince bir propaganda unsuru olarak ortaya koyar. Onun için güç yetirdiğini sesiyle ve konuşmasıyla sarsıntıya uğratmaya çalışır, münafığın özelliği. Ayette diyor ya şeytandan Allah’a sığınırım. “Onlardan güç yetirdiklerini sesinle sarsıntıya uğrat” (İsra Suresi, 64) Ama bak, “güç yetirdiklerini” Mümine güç yetiremiyor imanlı olana. Ama zayıf olana güç yetirir, yani münafığın özelliğidir yani kendi kafasına çekebilir. Bak, “sesinle sarsıntıya uğrat” konuşmayla “atlıların ve yayalarınla onların üstüne yaygarayı kopar” Yani derin devletinle, atlar ve yayalar dediği asker ve devlet o kastediliyor, yani hangi devlete sığınıyorsa. Mesela İngiliz derin devletiyse o atlılar ve yayalar; askeri gücü, devlet gücünü sembolize eden bir şey bu. “Onlara dayandırarak” diyor “yaygara koparır” Yani azar, saldırganlaşır. “mallarda ve çocuklarda onlara ortak ol” Yani mal ve çocuklar, yani insanlara hâkim ol. Eşyaya hâkim ol. “ve onlara çeşitli vaadlerde bulun.” Mesela münafıklara vaadlerde bulunuyor İngiliz derin devleti. İşte, “sizi en yüce yere getireceğiz. Başbakan’la görüşeceksin. Siyasetçi olacaksın. Süper zekâsın. Senin üstüne yok.” Hâlbuki bak, diyor ki Allah; “Şeytan, onlara aldatmadan başka bir şey vadetmez.” (İsra Suresi, 64) Bak, “Şeytan, onlara aldatmadan başka bir şey vadetmez.” Bütün ajanlarını, yalakalarını İngiliz derin devleti sonunda ezip helak ediyor.

BEYZA BAYRAKTAR: Şeytan en sonunda ayette Rabbimiz bildiriyor. “…yalnızca sizi çağırdım, siz de bana icabet ettiniz…” (İbrahim Suresi, 22) “Doğrusu ben, âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım" dedi (Haşr Suresi, 16)

ADNAN OKTAR: Tabii, bir de dindarlık iddiası da vardır münafığın. Dine zıt olduğu halde kendisini mümin gibi gösterme yeteneği de vardır.

GÖKALP BARLAN: “…size vaadde bulundum, fakat size yalan söyledim…” (İbrahim Suresi, 22) diyor.

ADNAN OKTAR: Evet, Müslüman’ı mesela eğer dense ki mesela hâşâ Allah esirgesin. “Sen ateşten yaratıldın. O yüzden sen hakikaten büyüksün” dense. O çok rahatlar orada, yani çok rahatlar. Ama doymaz. Yine bir büyüklük iddiasında daha bulunur. Onun için münafığın büyüklük iddiasının ucu, bucağı yoktur ve çok münasebetsiz ve mantıksız, zırva iddialarla büyüklüğünün peşinde koşar. Mesela her hizmetini büyüklüğe göre yapar. Mesela bir şey yapmak isterse büyüklüğünü göstermek için yapar, yaranmak için yapar, yalakalık. Allah’ın rızası için yapmaz. Yani kendisine “büyük” denmesi için yapar, “yüce” denmesi için yapar. Bir insanın, mesela başka bir insanın “başarılı” olduğunu söylediğinde münafık buna dayanamaz. Bu ona çok ağır gelir, yani küfretmiş gibi gelir ona. Bir Müslüman’ın başarısından bahsedildiğinde o artık etine tuz basmış gibi acayip acı çeker. Kendisinin yüceltilmesini ister münafık, hastadır.

Bak, mesela diyor ki; Cenab-ı Allah şeytandan Allah’a sığınırım, şeytan için.“Dedi ki: "Ben, kuru bir çamurdan,” bak beğenmiyor görüyor musun? Halkı da böyle beğenmez münafıklar. “Kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattığın beşere secde etmek için var değilim." (Hicr Suresi 33) Görüyor musun büyüklüğü? Bak önce aşağılıyor kendince çamuru küçük görüyor. Balçığı küçük görüyor ama ateşi büyük görüyor halbuki ateşi de yaratan Allah. Ama o ahmak aklıyla onu üstün görüyor ve büyüklük, büyüklük hissi. Ve züppece söylüyor bak dikkat edersen. Bak "Bir çamur olarak yarattığın kimseye ben secde eder miyim?" (İsra Suresi 61)  Küstah, asi ve şerefsiz bir üslup, kahpe bir üslup. Halbuki Allah, secde edin demesi sevgi gösterin, saygı gösterin anlamında diyor. Münafık saygıdan hoşlanmaz. İtaatten hoşlanmaz. Lokman Suresi 18’de Cenab-ı Allah; "İnsanlara yanağını çevirip (büyüklenme) ve böbürlenmiş olarak yeryüzünde yürüme. Çünkü Allah, büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez." Bu münafık ahlakını, şeytani ahlakı Allah sevmez. Münafık kendisine ihtiyaç olduğunu, büyük olduğunu duymak ister, onun vurgulanmasını ister yani ilk şeytanın yaratılışında olan karakter münafıkta da şeytani bir karakter olarak mevcuttur, elan mevcuttur. Onun için çok bilgili olduğunu, her şeyin ona sorulmasını ister münafık. Mesela Kuran’la ilgili o meşhur münafığı getirdiklerinde “siz diyor Muhammed’e sormayın bana sorun” diyor. “Kuran hakkında sen” diyorlar “o zaman bir karar ver.” “Her şeyi bana sorun siz” diyor. Yüzünü bir asıyor, ekşitiyor, pis pis bakıyor falan bir şeyler yapıyor, sonra diyor ki “bu insanların uydurduğu bir kitaptır” diyor. “Allah’ın yazdığı, Allah’ın bildirdiği, vahyettiği bir kitap değildir” diyor. Cenab-ı Allah onu cehennem zebanileriyle cehenneme atacağını söylüyor ayette.

Merkezde olmak ister münafık. Her şeyin ondan sorulmasını, asıl yönetici olmasını ister. Mesela Peygamber de olsa karşısında asıl gücün kendi olmasını ister ve asıl bilen olmak ister onun için Peygamberimiz (s.a.v.)’e karşı hep böyle üsten, küstah, kahpe bir üslup kullanmıştır münafıklar ve hepsi merkezde olmak istemişlerdir. Mesela Samiri de her şeyin kendinden sorulmasını ve merkezde olmasını, büyük olmayı istemiştir. Ebu Lehep, Ebu Cehil, Samiri hep bunlar büyüklük peşindeydi. Mesela Ebu Cehil onu öldürmek üzere köle harbesini kaldırıyor mızrağını “dur ey köle” diyor. “Neden?” Diyor. “Beni” diyor “bir kölenin öldürmesini istemem” diyor. “Beni bir asilin öldürmesi gerekir diyor senin gibi sıradan bir kölenin öldürmesi benim çok ağrıma gider” diyor. “Sizden halktan büyük bilinen birisi gelsin o beni öldürsün” diyor. Görüyor musun enaniyeti? Şeytani azgınlığı, ölüp gidecek cehenneme. Kölenin öldürmesini çok aşağılayıcı görüyor kendisi için. Tabii o da onu orada katlediyor.

GÖKALP BARLAN: Asla ulaşamayacakları bir büyüklüğe yelteniyor.

ADNAN OKTAR: Evet. Irkçı ve bölgeci bir kafası var. “Habeşli bir köle” diyor “o olmaz” diyor. Medineli bir insan olması lazım yahut Mekke’nin ileri gelenlerden birisi olması lazım diyor, o olursa olur diyor yani tüccar olacak falan tanınmış birisi olacak.

Sad Suresi 75’te “(Allah) Dedi ki: "Ey İblis, iki elimle yarattığıma seni secde etmekten alıkoyan neydi? Büyüklendin mi, yoksa yüksekte olanlardan mı oldun?"” Çünkü kendini yüksekte görüyor ve büyük görüyor.

Bak Kuran’da hep münafığın dalıp gitmesinden bahseden ayetler var. Mesela bak yüzünü ekşitti diyor, bir şekle soktu diyor o şeytani bir transtır münafıkta. Mesela uzun uzun bakar ölüm baygınlığı gibi, pis pis böyle iğrenç bir yüzle, lağım gibi bir yüzle uzun uzun bakar o şeytanla transında ama işine geldiğinde yüzünü hemen değiştirir bukalemun gibi tatlı böyle sevecen bir yüze de sokabilir, müthiş oyuncudur münafık. Mesela çirkef, küstah bir sesle konuşacağı gibi, saldırgan, alçak bir üslupla konuşacağı gibi çok halim, çok kibar saygılı bir üslupla da konuşabilir, iki türlü karakteri vardır münafığın. Mesela Peygamber (s.a.v.)’e haşa beğenmedikleri için “Ebul Kasım’ın yetimine mi” diyorlar “Kuran indi? Mekke’nin, Medine’nin büyükleri var onlara gelsin” diyorlar. Zengin insanlar var neden ona geliyor ki? Diyorlar. Bölgeci oluyorlar mesela o bölgelere ait olması gerekir diyor, münafık da öyle bölgecidir, şehircidir. Kendi bölgesi, kendi şehri, kendi köyü, kendi kasabasının üstünlüğünü ve kendi şahsının üstünlüğünü iddia eder veyahut ırk üstünlüğü mesela Anglosakson ırkının üstünlüğü gibi. Böyle şeytani bir kafada diğer insanları aşağılama kendini yüceltme üzerine kuruludur münafığın düşüncesi.

Münafık ukala bir görüşe sahiptir, ukala bir dünya görüşüne sahiptir. Her şeyde Müslümanlardan ayrı olmak ister, orijinal olmak mesela ne dense aksini yapmak, bir şey söylendiğinde hemen aksini söylemek,  zıtlık münafığın temel özelliğidir. Mesela Allah “secde edeceksin” diyor. İllaki zıtlık yapacak, illaki ukalalık, züppelik yapacak, terslik yapacak. “Hayır” diyor. Niye? Beni ateşten yarattın diyor. Ben daha üstünüm, o onu da çamurdan yarattın, o topraktan alelade diyor. İşte münafık ahmaklığını görüyor musun? Halbuki ikisini de yaratan Allah. Ayrıca ateşin üstünlüğü diye bir şey yok. Toprağın da sıradanlığı diye bir şey yok ama o münafık kafasına göre öyle.

Ukalalık, terslik, cedel, tartışma, zıtlık, her şeye itiraz münafığın temel özelliğidir. Mümine de uysallık, itaatkarlık, sevecenlik, hoşnutluk, iç huzuru, Allah’a boyun eğicilik en mükemmel şekilde tezahür eder.

Münafığa diyeceksin ki işte sen çok akıllısın, zekisin, üstünsün, kutsal bir yerde doğmuşsun, sen kutsalsın, senden daha büyük yok, herkes kötü, sen en iyisisin münafığın aradığı budur. Bunu da Müslüman söylemez tabii. Kim söyler? Onun yalakaları söyler. Münafık, münafığa bunu söyler. Çünkü bütün münafıkların özelliğinde Müslümanları kötülemek, münafığı yüceltmek, münafık sisteme göre o en yücesi odur. Baktığımızda mesela münafıklara mesela münafık topluluklarının olduğu yerler oluyor baktığımızda münafığın, münafığı yücelttiğini görüyoruz. Birbirlerini yüceltiyor münafıklar, Müslümanı yüceltmez. Münafığın da kafası başka türlü gitmez zaten. Münafık Müslüman’ı yüceltirse zaten bir acayiplik vardır. Yapıyorsa ya taktik olarak yapıyordur, içi yanarak yapıyordur veyahut o adamda bir acayiplik vardır samimi yüceltiyorsa.

Münafığın üstüne şeytan çöker, vücudunu kaplar. Bediüzzaman diyor ki, “Artık o şahıs ene kesilir” diyor. Şeytanlaşıyor, vücudunu elbise gibi kaplıyor bütün vücudunu. Ondan sonra onu anbean yani ruhunu iptal edip anbean şeytan yönetir. Onun için bir türlü sakinleşmez münafık. Bir anı bile sakin değildir, hep böyle pislik, melanet arayışı içindedir. Mesela bak Bediüzzaman diyor ki; “Evet” diyor bak “ene ince bir elif, bir tel, farazi bir hat iken, mahiyeti bilinmez eğer ona karşı mücadele edilmezse tesettür toprağı altına gizlenerek” yani kendisini gizleyerek “neşvünemâ bulur” büyüyüp gelişir, “gittikçe kalınlaşır, vücud-u insanın her tarafına yayılır. Koca bir ejderha gibi vücud-u insanı yutar. Bütün o insan bütün letâifiyle” yani bütün manevi duygularıyla “adeta ene kesilir” diyor, “ene olur” diyor. Mektubat 30. Sözde.

Mesela buradaki hanım kardeşlerimizin hepsi çok nurlu, çok efendiler, hepsi yumuşak başlı, insancıllar. Mesela bak küstahlık yapan, ukalalık yapan, züppelik yapan bir insan hiçbir şekilde olmuyor aramızda. Öyle bir mikrop karakterli bir insan Müslümanlar arasında olsa tümMüslümanlar rahatsız olur. Ama mümin topluluğu hep uysal oluyor, sevecen oluyor o yüzden cennette çok rahat ediyorlar. Ama oraya bir iblisi soksan cennete bütün cennet halkı rahatsız olur. Çünkü anarşisttir münafık, inatçıdır, zorbadır, kavgacıdır, hep zıttır, zıt insandır, negatiftir.

DAMLA PAMİR: Allah cehennem ortamında bile birbirleriyle tartıştıklarını söylüyor. 

ADNAN OKTAR: Hayrettir mesele bak cehennemde bile ahlaksızlığı, adiliği bitmiyor, orada da tartışıyor, orada da ukalalığa devam ediyor, orada da züppeliğe devam ediyor, orada da dalaşma ruhunda, kavgacı ruhta.

Müslümanın övülmesi münafığın çok ağrına gider, sadece kendinin övülmesini ister akıl hastalığı derecesinde, delirir cinnet geçirir şeytan gibi böyle kendini yerden yere atar Müslüman övüldüğünde. Sadece kendi büyüklüğünün vurgulamasını ister, büyük olduğunu halbuki büyük değil kendisi bir mikroptur, aşağılık bir mahluktur ama bunu anlayamaz.

YASİN GÖKER: Birde yapmadığı şeylerle övünmek istiyor.

ADNAN OKTAR: Evet. Suni bir görünüm verir ve yüce olmak ister, merkezde olmak ister münafık. Bir akıl hastalığı münafıklık ama çok şedit bir akıl hastalığı.

OKTAR BABUNA: “Kendisine hiçbir zaman ulaşamayacağı bir büyüklük isteğinden başkası yoktur.” Diyor Allah.

ADNAN OKTAR: Evet. Her şeyde Müslümanlardan ayrı olmak istiyor, çünkü Müslümanları beğenmedi için yemesi, içmesi, kıyafeti, hedefleri, düşüncesiyle, her şeyiyle, hayat şekliyle Müslümanlardan farklı olmak ister şeytani bir içgüdüyle halbuki Müslümanlar ümmet karakteri gösteriyor, birbirlerine benziyor. Münafık şeytanidir yani iyi olan her şeyin zıttı vardır münafıkta. Mesela münafık bir görev istediğinde pislik yapmak için ister, kargaşa çıkarmak için ister çünkü bir hareketlenmeye ihtiyacı vardır ki adilik yapabilsin. Onun için münafığı Hz. Musa (a.s) pasifize ediyor. Diyor ki “sen ömrün boyunca bana dokunma diyeceksin” pasifize ediyor. Çünkü nereye gitse, ne yapsa ahlaksızlık, alçaklık yapar.

GÖKALP BARLAN: “Kendilerine fesat çıkarmayın denildiğinde, biz ıslah edicileriz der.” Kendilerinin ıslah edici olduğunu söylüyorlar. 

ADNAN OKTAR: Evet. Münafık dünyayı ıslah edeceğini düşünür. Kendini dünya yöneticisi olarak görür. Ama nerde pislik adam varsa dikkat edin onlarla işbirliği halindedir. Şuan münafığı anlamak daha kolaydır, eskiden daha zor. Şuan ki imkanlarla Cenab-ı Allah münafığı daha kolay anlamamızı sağlıyor. Eskiden imkanlar daha dardı, onun için Mehdiyet’in imkanı şuan çok geniş. Onun için Mehdiyet’in ahir zamanın geniş imkanları içerisinde oluşacağını söylüyor Bediüzzaman. “Şimdi dar dairede Mehdi’nin çıkması mümkün değil. Ahir zamanın geniş hayat dairesinde, geniş imkanlarda zuhur edecektir” diyor.

OKTAR BABUNA: Bu sene münafık yılı olacak demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Evet.

YASİN GÖKER: Birde yeni kitabınızda münafıkların mağlubiyeti, Müslümanların galibiyeti demiştiniz. 

ADNAN OKTAR: Evet. Var mı münafık kitabından okuyacağın bir yer?

KARTAL GÖKTAN: Var Hocam.

ADNAN OKTAR: Oku.

KARTAL GÖKTAN: Münafık sosyal medya hesaplarından Müslümanları takip etmek istemez. Sosyal medya platformlarında kendilerini Müslüman olarak tanıtmaktan titizlikle kaçınan ve hatta bu durumdan ciddi şekilde sıkıntı duyan münafık bilgisayarını açtığında, internete girdiğinde ya da kendi sosyal medya hesaplarına baktığında asla kendisine Allah’ı hatırlatan ve Kuran ahlakını anlatan bir bilgi görmek istemez. Ancak münafık kendini Müslümanlardan biri gibi göstermesi ve dindar olarak tanıtması gerektiğinin de farkındadır. İşte bu zorunluluk münafığın en tahammül edemediği ve ciddi şekilde öfkelendiği konulardan biridir. Ancak buna rağmen zaruri gördüğü için çevresindeki Müslümanlarla sosyal medya üzerinden takipleşmek ve onların Facebook, Twitter, Instagram gibi platformlarda yaptıkları arkadaşlık tekliflerini kabul etmek durumundadır. Fakat bu durumun ortaya çıkardığı tablo münafık için daha da içinden çıkılmaz ve tahammülü zor bir durum oluşturur. Çünkü bilindiği gibi Facebook, Twitter ve Instagram gibi sosyal medya platformlarında arkadaş olarak kabul edilen ya da takip edilen kişilerin tüm paylaşımları ister istemez karşı tarafın ana sayfasında çıkmaktadır. Bu durumda kişi arkadaş listesinde olan ya da takip ettiği herkesin her paylaşımını an an görmek zorunda kalır ve Müslümanlar da düzenli olarak İslam’ı ve Kuran ahlakını tebliğ ettikleri, küfrün ve münafıklığın çarpık felsefesini anlattıkları için münafık sürekli bu paylaşımlarla yüz yüze gelir. İşte bu da münafığı çileden çıkarır. Çünkü bu şartlarda kaçtığı her türlü bilgi onu bulmakta, duymak ya da görmek istemediği her türlü Rahmani konuyu istemeden okumak durumunda kalmaktadır. İşte münafığın buna bulduğu akılsızca çözüm de takip ettiği ya da arkadaş olduğu Müslümanları yavaş yavaş ve sezdirmeden arkadaşlıktan ve takiplikten çıkarmaktır. Bazen bununla da yetinmez ve öfkesinden dolayı Müslüman kişilerin sayfalarını 'bloke ederek engeller'. Ancak bunun fark edilmesi ve dikkat çekmesi ihtimaline karşı münafığın hazırladığı şeytani bahaneleri vardır. Örneğin internetteki bir sistemin onun herhangi bir müdahalesi olmaksızın otomatik olarak bu kişileri arkadaşlıktan çıkardığını ya da engellediğini iddia eder. Hatta karşı atak yaparak asıl karşı tarafın kendisini arkadaşlıktan çıkardığını ya da bloke ettiğini iddia ederek kendini savunmaya çalışır. Pratikte böyle bir ihtimalin gerçekleşmesi teknik açıdan mümkün olmadığı halde bu bahanelerin aksini ispat etmenin imkanı olmadığı için münafık sinsice eylemini tamamlamış olur. Münafığın arkadaş listesinde Müslümanların olmasını istememesinin bir sebebi de, küfürdeki dostlarına Müslümanlardan yana bir kişiymiş gibi görünmek istememesidir. İnsanların "Acaba bu kişi kimleri takip ediyor?" diye merak edip baktıklarında, kendince 'inkarcı dostlarına karşı sükse yapabileceği küfrün önde gelenlerinin görülmesini' ister. Arkadaş listesindeki Müslümanlarla küfürden olan kişilerin sayısı kıyaslanacak olunursa, Müslümanların birkaç kişiyi geçmediğinin; çoğunluğu ise inkar edenlerin oluşturduğunun görülmesini hedefler.

Müslümanlar elbette ki münafığın tüm bu oyunlarını ve tüm bunlarla nasıl bir sonuç elde etmeye çalıştığını açıkça fark ederler. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, münafığın İslam'ı anlatan paylaşımlar yapmaktan kaçınması, İslam'ın yayılmasını, insanların akın akın Kuran ahlakına yaklaşmalarını asla engelleyebilecek bir eylem değildir. 

Münafığın bu durumu kafasını kuma sokmuş devekuşunun akılsızlığına benzer. Münafık bu oyunlarıyla, İslam'ın tebliğini sadece kendisinin görmesini engelleyebilmektedir. Ancak diğer yandan on binlerce insan, Müslümanların samimi paylaşımları vesilesiyle küfrün ve münafıkların oyunlarını fark edip, İslam ahlakını yaşamaya başlar.

ADNAN OKTAR: O hakikaten doğru. Adamın sırf Facebook'una baksa adam yahut diğer paylaşım sitelerine baksa münafık karakterini tablo gibi görebilir. Bütün karaktersizliğini, oyunlarını, adiliğini, alçaklığını açık açık görebilir. O bir psikolojik test gibi aslında. Hani yapıyorlar ya hastanelerde beş yüz elli soru soruyorlar, adam deli mi akıllı mı oradan anlıyorlar. O sisteme girildiğinde adamın bütün karakteri, kişiliği çıkar. Nelere hassas, hangi pislik adamlarla bağlantılı, hangi karaktersizle bağlantılı, Müslümanlarla nasıl böyle usulen bağlantı kurmak istiyor, hedefi, amacı, kendini nasıl yüceltmek istiyor; hepsi görülür. Baktı mı, aklı başında bir insan Kuran gözüyle baktı mı bu karaktersizi bütün çıplaklığıyla görebilir. 

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: "Münafık kendini tutamaz, mutlaka bir şey paylaşır." demiştiniz. 

ADNAN OKTAR: Hayır canım, her şeyiyle. Bir tane iki tane değil. O her yerde kendini gösterir. İslam'dan, Kuran'dan bahsetmek istemez. Ona çok ağır gelir, çok kızdırır. Küfürle bağlantı çok önemlidir onun için. Onlara yalakalık yapmak, onların hizmetçisi olmak onun için çok önemlidir.

Tabii münafığı kurtarmaya çalışmak bir ibadettir. Çünkü çeşit çeşit münafık karakteri oluyor. Mesela yarı münafıktır, tam münafıktır veyahut kalbinde hastalık vardır yahut münafıklığa daha yeni geçiş yapmıştır. Şeytan zeki ama aklı zayıf olan tiplere daha çok musallat olur. Zeki ama aklı zayıf. Aklı başında Müslümanlar böyle hazık bir doktor özeniyle münafığı tedavi etmeye çalışır. İlaçlar Kuran'dan. Kuran ayetleridir, Kuran'dan ayetle münafığın hastalığını teşhis edip nerede zaafı varsa oradan onu tedavi etmeye çalışır. Mesela benim bu kitap tedavi kitabıdır aslında. Yani bir tıp kitabı aynı zamanda. Akıl hastalığına duçar olmuş münafıkları o münafıklıktan kurtarmak için bir tıbbi eser aynı zamanda. İmani bir eser ve tıbbi bir eserdir. Çünkü Kuran, Allah ne diyor Kuran ayetleri için; "Bir şifadır." diyor Allah. Kalplere şifa. Ayrıca ne diyor, şeytandan Allah'a sığınırım, Cenab-ı Allah, "...kalbler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur."(Ra'd Suresi, 28) Kalpler ancak Allah'ın zikriyle felah bulur, şifa bulur. Onun için münafık bir hasta olduğuna göre onun tedavisinin de Kuran'la yapılması lazım. Bazen kronik olur münafık; ömrü boyu tedavi gerektirir, tedaviye de cevap vermeyebilir. Ama bazen de tedavi sonucu münafığı hastalıktan kurtarmak mümkün oluyor. Tam gerçek münafık olmamış oluyor, nifak alametleri oluyor ama tedavi sonucunda da kurtuluyor. Onun için Kuran'ın sunduğu ilaçları, Kuran'da Allah'ın sunduğu ilaçları münafığa sunmak lazım. Hastalığı teşhis edip neyse rahatsızlığı ona göre ilgili ayetleri vermek lazım. Gönüllere şifa olan Kuran ayeti işte burada kendisini gösteriyor. Ve hastayı şifaya kavuşturuyor inşaAllah. İsra Suresi 82'de Cenab-ı Allah, şeytandan Allah'a sığınırım “Kur'an'dan mü'minler için şifa ve rahmet olan şeyleri indiriyoruz...” (İsra Suresi, 82) Şifa; hastalığa şifa ve rahmet olan şeyleri indiriyoruz. “...Oysa o, zalimlere kayıplardan başkasını arttırmaz.” (İsra Suresi, 82) Münafıklara, alçaklara kayıp meydana getiriyor. Daha da azgınlaşıyor, daha da şerir, daha şedid, daha pislik, daha inatçı, daha kavgacı ve daha zıt olur.

Mesela münafık her ortamda Müslümanlara ağzından lağım gibi nefret kusar. Münafığın ağzından sürekli bir lağım akışı vardır, lağım gibi nefretini ve kinini gıybet şeklinde kusar. Sürekli Müslümanların aleyhindedir. Hepsine ayrı ayrı nefretlerini ifade eder, kinini ifade eder. Ama asıl nefreti haşa Allah'adır ve Peygamber (s.a.v.)'edir. Ama onu söyleyemez tabii. Onu söylediğinde münafık hükmünden çıkıp kafir hükmüne gireceği için, münafıklığı daha lezzetli bulduğu için; şeytani bir lezzet gördüğü için onda onu bırakmaz. Onu ancak dostlarıyla gizlice oluşturduğu ortamlarda yapar. Mesela harama helal der, helale haram der. Allah'ı inkar ettiğini, züppeliğini, dinsizliğini çok güvendiği münafıkların yanında söyler; Müslüman’ın yanında söylemez.

Her gıybet ettiğinde şeytana daha yaklaşır, cehennemi daha derinleşir, her gıybet edilen müminin de yüzü parlar, aydınlanır, evinde oturduğu halde manevi makamı yükselir. Mesela münafık mümine gıybet ediyor, münafığın gıybetinden Müslüman’ın haberi olmuyor; hiçbir şey yapmadığı halde otursa bile manevi makamı yükseliyor. Sevabı acayip yükselir. Çünkü münafık battıkça ters orantılı, mümin yükseliyor. Allah öyle bir sistem kurmuş. Onun cehennemi derinleştikçe müminin de cenneti yükseliyor. 

BEYZA BAYRAKTAR: Münafık her Müslümanla mı uğraşır yoksa takva gördükleriyle mi?

ADNAN OKTAR: En takvadan en az takvaya doğru geliştirir. Yani saldırdığı tipler münafığın en iyi Müslümanlar. O seçer, şeytani yetenekle seçer. Münafığa bakıp Müslüman’ın iyi olduğunu anlayabilirsiniz. Beğendiği kimseler şeytanidir, kinlendiği kimseler de doğrudur. Mesela bakarsın, nerede bir homoseksüel nerede bir alçak nerede bir ahlaksız var, nerede İslam düşmanı var; nerede bir derin devlet mensubu, İngiliz derin devleti mensubu var bakarsın onlarla dost olmuş, onlara derin bir muhabbet duymuş. Ama müminlere de kahredici bir kin içindedir münafık. Ama ayrılmaz da müminlerin yanından. Hayrettir yani bu. Münafıklık şeytani lezzeti, küfür lezzetinden daha şiddetli gelir ona. Küfürde çünkü azgınlığının çok yüksek olmasını ister. Doğrudan kafir olsa dozunu az buluyor. Ama münafık olarak alçaklık yaptığında onu daha lezzetli bulur, daha şeytani lezzet bulur onda.

Müminler ne kadar nurlu oluyorlar. Çok şekerler şimdi baktım da yüzlerindeki sevgi ifadesi ne kadar güzel, ne kadar canlı. 

DAMLA PAMİR: Elhamdülillah. Sizden bize akan sevgi ifadesi de çok güçlü maşaAllah. Ve dünyada en çok sevilecek, en çok güvenilecek insansınız. Bizim canımızsınız. 

ADNAN OKTAR: Severim ben senin tatlılığını. Severim ben senin güzel kara gözlerini. 

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Varlığınız çok büyük nimet maşaAllah. 

ADNAN OKTAR: Tam badem şekeri. Puding tatlılığı var maşaAllah.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Siz dünya yakışıklısısınız, bayağı güzelsiniz maşaAllah.

OKTAR BABUNA: Siz Allah'ın lütfusunuz maşaAllah. Dünyada da milyonlarca insanın hidayetine vesile oluyorsunuz. Allah razı olsun. 

BEYZA BAYRAKTAR: Müslümanlığı çok farklı biliyorlardı. Sizde Müslümanlığın en kaliteli halini gördüler, asıl halini gerçek halini gördüler elhamdülillah. 

OKTAR BABUNA: Tüm küfre diz çöktürdünüz  maşaAllah. Hep çileli hayatınız ama küfre de yeri öptürdünüz. Hiç geri adım atmadınız maşaAllah. 

ADNAN OKTAR: Elhamdülillah.

Münafık Peygamber (s.a.v.)'i adaletsiz görüyor. Bütün münafıklar peygamberleri adaletsiz görmüşler. Kuran'a baktığımızda, Tevrat'a, İncil'e baktığımızda hep bunu görüyoruz. Ana iddiaları bu. Ve Müslümanları, Peygamber (s.a.v.)'i Müslümanlara söz geçiremeyen zayıf bir topluluk olarak görüyorlar. Zaten birçok ayette de münafıkların bu ifadesi olarak geçiyor bu; "zayıf bir topluluk" ve kendini de çok güçlü görür münafık. Güçlü görmek ister, daha Türkçesi, derin devlete kendini dayandırarak. Her devrin derin devletinin yalakasıdır münafık. Her devrin ahlaksız ve alçaklarını o bulur pislik böceği gibi. Pislik böceği nasıl pisliği buluyor, münafık da gider pisliği bulur; gider yapışır ona. Mesela asrımızın imkanlarında bunu görmek mümkün oluyor hakikaten. Bakıyoruz, nerede pislik adam var o orada.

Müslümanların sadakatine, vefasına inanmaz münafık. Onun için de geleceğini çok karanlık görür münafıklar. Geleceğinin dehşet verici olduğunu düşünür; korkular, acılar, ızdıraplar kapıda diye bekler. Müslüman topluluğunun güzel bir geleceği olduğuna inanmaz. Onun için, hayatını küfür içinde geçireceğini düşündüğü için bütün yatırımını küfre yapar. Onlara yalakalık yapar, onlara böyle köpek gibi sırnaşır ve hayatının ileride onlarla geçeceğine dair bir imaj çalışması yapar. Müslümanlarınsa sonunun kötü olacağına emindir. Halbuki Allah tam tersine çeviriyor. Müslümanların sonu güzel oluyor, küfrün sonu helak oluyor.

Hud Suresi 91'de “"Ey Şuayb" dediler. "Senin söylediklerinin çoğunu biz 'kavrayıp anlamıyoruz'.” Münafık kafası var ya anlamıyor. Hakikaten anlamaz, münafık zekidir ama çok akılsızdır. “...Doğrusu biz seni içimizde zayıf biri görüyoruz...” Zayıf ne demek? Her an yıkılmaya hazır, ezilmeye hazır, mağlup olmaya hazır bir kişi olarak görüyoruz. “...Eğer yakın-çevren olmasaydı,”  Seni sevenler; nefret ettiği topluluk oluyor işte münafıkların “...gerçekten seni taşa tutar-öldürürdük.” Münafıkta öldürme eğilimi var ya. Mesela şaşırıyorlar diyorlar ki, "Niye Müslümanları öldürüyor bu adamlar?" Münafığın özelliği budur. Öldürme özelliği vardır, öldürme içgüdüsü vardır münafıkta. “..Sen bize karşı güçlü ve üstün değilsin.” (Hud Suresi, 91) . Kimi üstün ve güçlü görüyor? Küfrü, küfürdeki ahlaksız alçak arkadaş çevresini üstün ve güçlü görüyor. Müminleri üstün ve güçlü görmez. Halbuki Allah katında üstün ve güçlü olan hak olanlardır, haktan yana olanlardır, takva olanlardır.

Fethü'r Rabbani'de, Vel-Feyzü'r-Rahmani 61. Meclis Sohbetinde Gavsul Azam Şah Abdülkadir Geylani Hazretleri, "Münafıklar şeytanın insan postuna ve Müslüman kılıfına girmiş uşaklarıdır." Şeytanın uşağı. "Münafıklar sadece Kuran basiretiyle, iman ferasetiyle ve nübüvvet dürbünüyle fark edilip anlaşılır." Öyle kolay anlaşılacak gibi değil. "Asıl marifet mümini veya kafiri değil, münafığı tanımak ve halktan bir sürü tâbisi ve hâmisi olan bu muzır marazlıları topluma tanıtıp onları uyarmaktır." Bizim yaptığımız da bu. Öyle bir tanıtıyoruz ki anlatıyoruz ki "Kaşı şöyle, gözü böyle, ağzı böyle" Adam baktı mı, "Aa" diyor. Birisini tanıtır gibi tanıtmış oluyorsun. Bakar bakmaz, "Aa bu o." diyor. Diyorsun ki, "Saçı şöyle, kulağı böyle" Öyle bir eşkal veriyoruz ki, Müslümanın münafığı görüp de tanımaması mümkün değil. Abdülkadir Geylani de diyor ki, "Asıl marifet mümini veya kafiri değil, mümini tanımak kolay." diyor. Kafiri tanımak da kolay. Münafığı tanımak çok zordur. "Ve halktan bir sürü tâbisi ve hâmisi olan (koruyanı olan)" diyor. Çünkü münafığın it kopuk alçaklardan, İngiliz derin devletinden, homoseksüellerden, alçaklardan, kadın satıcılarından; pislik insanlardan büyük bir ordusu oluyor. Ona destek olan ve hâmisi olan derin devlet mensuplarından, İngiliz derin devletinin alçaklarından çok fazla koruyucusu ve hâmisi oluyor. Mesela münafık bir şekilde ayrıldığında bakıyorsun bir lağım ordusuyla beraber kanatlanmış. Müthiş bir lağım ordusuyla beraber uçuyor. Münafık tek başına uçmaz. Uçtuğunda o bütün lağım takımıyla beraber uçar. Bakarsın ki iti kopuğu, alçağı, homoseksüeli, kadın satıcısı, İngiliz derin devletinin mensupları, katiller; her türlü pislik adamın desteklediğini görürsün. Şirret ve çirkef bir üslupla münafık ayrılır. Ama böyle sürekli de hizmet ister münafık. Mesela diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.)'e "Ben vahiy katibi olayım." Vahiy katibi olmak istediğinden değil orada pislik yapmak için istiyor, huzursuzluk çıkartmak için, ahlaksızlık yapmak için. Çünkü yakın olacak ki görev verilecek ki pislik yapacak bir hal olsun. Mesela vahiy geliyor, adam üfleyip püflüyor; "Şimdi vahiy mi yazacağız ya. Açız şimdi bir yemek yesek de ondan sonra yazsak." diyor. Gizlice oradan bir işaret veriyor. Halbuki vahiy gelmiş, heyecanla yazması lazım. "Başım ağrıyor, şimdi yazmasam mı acaba?" Adilik yapıyor oradan. Veyahut, "Şaşırdım ya neydi? Hatırlayamadım." diyor; vahyin yarısını yazıyor, yarısını yazmıyor yahut başını alıyor sonuna ekliyor, sonunu alıyor başına ekliyor. "Yahu" diyorlar, "Öyle değil vahiy herkes duydu. Düzgününü yaz bu vahyin." diyorlar. Vahiy katibi oluyor ama adilik yapmak için yapıyor. Sonra da diyor ki, "Bugün ne geldi biliyor musunuz?" diyor, gülerek anlatıyor Peygamber (s.a.v.)'e gelen vahyi. Hizmet için değil yani münafık görevi ahlaksızlık yapmak için ister; kargaşa çıkartmak, itiraz etmek, huzursuzluk çıkartmak için ister. Zıtlık, itiraz, sorgulama, kavga münafığın vazgeçilemeyen vasıfları, vazgeçmediği vasıflardır.

Araf Suresi 30'da Cenab-ı Allah diyor ki, "Kimine hidayet verdi, kimi de sapıklığı haketti. Çünkü bunlar, Allah'ı bırakıp şeytanları veli edinmişlerdi.” İşte münafıklar ve küfür  “Ve gerçekten onları doğru yolda saymaktadırlar." (Araf Suresi, 30) Şeytanın  adamlarını, hayran adam mesela en azılı alçaklara hayran.

Emre Bora, "Hocam, İngiliz derin devletini keşfeden ve onlara karşı ciddi bir şekilde çaba harcayan ilk ve tek kişi sizsiniz." diyor. MaşaAllah.

İngiliz BBC'nin haberine göre İngiliz İç İstihbarat Servisi MI5; İngiltere'de İç İstihbarat Servisi vatandaşlar hakkında istihbarat topluyor, kendi vatandaşları hakkında; 19 Ocak 2016'da İngiltere'nin en homoseksüel dostu işvereni seçilmiş bu kuruluş. Görüyor musunuz? Çok korkunç bir durum.

Ahir zaman münafıklarının en azgın, en alçak münafıklar olacağını söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.). Diyor ki, Abdullah Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurdu; "Ve halkın en şirretleri -ahlaksızları- olduğunda, en soysuzları zuhur ettiğinde Mehdi (a.s)'nin zuhuru vuku bulacaktır." Mehdi (a.s) ortaya çıkacaktır en karaktersizler çıktığında.

Münafığın ruhu sürekli huzursuzdur. Her çağrıyı aleyhine sanır. Kuran ayeti var, biliyorsunuz. “...Her çağrıyı kendileri aleyhinde sanırlar...” (Münafikun Suresi, 4) diyor. Her şeyden alınır mesela sen bir şeyi düzeltmek istersin, dersin ki; "Burada şu küfür alameti. Bunu düzeltelim." O doğrudan kendisine yöneldiğini zanneder. Veyahut sen münafıktan bahsedersin, "Benden mi bahsediyorsun?" der. Veyahut mesela, "Şu haramdır." dersin. "Ben ne zaman bu haramı işledim? Bana mı söylüyorsun?" der. Münafıkta sürekli böyle bir her sözü kendi aleyhine görme eğilimi vardır. Sürekli illegal pis işler yaptığı için hep yakalanma korkusu içinde yaşar münafık, acaba ne zaman yakalanacağım korkusu. Sürekli onun tedirginliği, hırçınlığı ve gerginliği olur münafığın üstünde. Yani adilik yaptığında yakalanması ve uyarılması korkusu. Sebe Suresi 51; şeytandan Allah'a sığınırım, “Sen onları korkuya kapıldıklarında bir görsen. Artık hiç bir kaçış yoktur ve yakın bir yerden yakalanıvermişlerdir.” (Sebe Suresi, 51) diyor Allah.

Murat; "Hocamız’a sorumu iletir misiniz? Hocam, kaç türlü münafık vardır? Allah’ı anan, anmayan münafıklar olabilir mi? Bir de gerçek münafıkla cahil bir Müslüman’ı nasıl ayırt edebiliriz?" İşte bir de kalbinde hastalık olanlar var; o, münafığa çok benzer, münafık alametleriyle çok benzer ama mümindir Müslümandır. Fakat münafık alameti çok yoğun oluyor ona kalbinde hastalık olması deniyor. Gerçek münafık düzelmez. Yani o kilitlenmiştir, o sonsuza kadar öyle kalıyor. Ama kalbinde hastalık olanda münafık alametleri çok oluyor, uyarırsan düzeltir o. Anlatırsan düzeltir, anlatırsan düzeltir. Ama münafık düzeliyormuş gibi gösterir ama düzelmez. Azgınlığına devam eder. Yani zaman zaman mevzi kazanmak için geri adım attığı olur münafığın ama vazgeçmez münafık. Ama kalbinde hastalık olan hakikaten ayetler karşısında boyun eğici olur tek tek, tek tek, o hastalıklarını temizler.

Tabii biz münafık alametlerini anlatırken kendimizi istisna ederek söylemiyoruz. Münafık alametlerinde en büyük hedef kendimiziz, tabii. Allah hepimizi münafık olmaktan muhafaza etsin. Yani Müslüman tebliğ yaparken ilk başta kendine yapar, sonra çevresine. Muhatabı dolayısıyla ben kendimim ve hepimiziz. Yani müstağni olmak yok. Yani bunun muhatabı ben değilim falancadır, feşmekancadır öyle bir şey yok. Kimin cennete gideceği, kimin cehenneme gideceği Allah’ın katındadır. Biz çünkü falanca münafıktır diye teşhis koruz, adam cennete gider. Adam cennetlik zannedersin münafık olur. Biz bilemeyiz Allah bilir, biz imtihan ehliyiz, doğru bildiğimizi anlatacağız. Yani teşhis koymakla mükellef değiliz. Kimin münafık olduğunu, kimin münafık olmadığını Peygambere bile Cenab-ı Allah bildirmiyor. Vahiy ile bildirdiği zaman biliniyor. Peygamber dahi bilemez. Allah bildirirse bilinir. Dolayısıyla insanları münafıktır, değildir diye damgalamak olmaz. Ama kendimizi muhatap addedeceğiz. Diyeceğiz ya bu ayetler bana bakıyor olabilir, bizlere bakıyor olabilir diyeceğiz ve böylece o melanet kişilik, melanet ahlak olan münafık kişiliğinden Allah’a sığınmış olacağız.

BEYZA BAYRAKTAR: Biz kitabınızı okurken bu özellikler bizde olmasın, bunları yapmayalım diye okuyoruz, hiçbir zaman müstağni değiliz.

ADNAN OKTAR: Tabii.

BEYZA BAYRAKTAR: Allah razı olsun, çok güzel bir kitap.

ADNAN OKTAR: Mesela ben kitap yaptım ama kitap en başta bana kendime ve hepinize, hepimize. Müstağni gördüğümüzde battık zaten. Eğer bu ayetler bizi ilgilendirmiyor, buradaki hitaplar bizi ilgilendirmiyor, biz temiziz, yüceyiz, büyüğüz, kusursuzuz, günahsızız, hatasızız, bizde böyle alametler yok, biz cennetliğiz dersek helak olduk demektir. Nefsimizi kınayacağız, münafık alametlerinden Allah’a sığınacağız. Diyeceğiz “Bunlardan biz de olabilir, münafık alametleri üstümüzü sarmış olabilir.” Her türlü yanlış görüşten, düşünceden Allah’a sığınacağız. Varsa münafık alametlerimiz onları düzelteceğiz. Kurtuluş o şekilde mümkün. Çünkü innel insane leyedga diyor Cenab-ı Allah. İnsan kendini müstağni gördüğünde azar. Neden müstağni görüyor?  Küfürden veya münafık alametlerinden müstağni gördüğünden. Yani bende böyle hiçbir alamet yok, yanlışlık yok, fısk yok, hata yok. O zaman cennetliksin kendi kafana göre. Öyle değil. Korkacak Müslüman, Allah’tan korkacaksın, çünkü cehennem ihtimali var bizim için, şehitler için yoktur cehennem ihtimali. Onlar direkt cennete gider. Ama biz öyle değiliz. Biz öyle değiliz yani, imtihan oluyoruz cehenneme de gidebiliriz, cennete de gidebiliriz. Hiçbir insan için garanti yoktur. Yani ben sağlam cennete gideceğim diyemez. Cehenneme gideceğim de diyemez. Yani ümit ve korku arasında olacak mümin yani kişiliğini düzeltmesi için özellikle de işte münafık alametlerini falan anlatırken bizzat üzerine alınarak anlatacak.

KARTAL GÖKTAN: “Siz insanlara iyiliği emrederken kendinizi unutuyor musunuz?” diye buyuruyor Allah.

ADNAN OKTAR: İşte bak bu çok önemli, siz insanlara iyiliği emrederken yani münafık alametlerini başkalarına anlatırken, ee kendin? Ben kendimi unuttum diyor. Çünkü ben zaten iyiyim diyor. Olmaz.

BEYZA BAYRAKTAR: Ayetin devamında “Oysa ki siz Kitabı okuyorsunuz” diyor Allah.

ADNAN OKTAR: Tabii. Müslüman doğrudan üzerine alacak. Münafık üzerine alınmaz. Münafık üzerine alınmaz; "Yok bunların hiçbiri bende yok. Ben mükemmelim." der münafık. Bu ayetlerle hiç muhatap olmaz. "Bende öyle bir şey yok. Ben bayağı mükemmelim." der. Mümin üzerine alınıyor, "Bu alametler bende olabilir, Allah esirgesin. Allah'a sığınırım." diyor. 

DAMLA PAMİR: "(Yine de) nefsimi temize çıkaramam..." (Yusuf Suresi, 53) diyor inşaAllah. 

ADNAN OKTAR: Evet.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Kardeşlerimiz yine demokrasi nöbetindeydiler Adnan Bey. Semih, Şeref, İbrahim. 

ADNAN OKTAR: Bakayım. Herkes orada. Aferin. Güzel. Hayırlı.

Kalbinde hastalık olana şefkatli yaklaşmak lazım. Düşmanca, öfkeyle, "İşte bu münafık. Bunun tepelenmesi gerekir." gibi değil. Doktor hastaya nasıl yaklaşır? Şefkatle yaklaşır, kurtarmaya çalışır sonuna kadar. Hatta diyorlar ki, "Fişini çekelim mi?" "Yok." diyor doktor. Son ana kadar yaşatmak. Münafığı da münafık zannettiğimiz kişiyi de yahut kalbinde hastalık gördüğümüz kişiyi de hüsnüzanla sonuna kadar kurtarmak durumundayız. Batağa atamayız. Küfre itemeyiz. Hastaysa hasta muamelesi yapacaksın. Hazık bir doktor gibi kurtarmaya çalışacaksın. Her türlü ilacı vereceksin Kuran'dan. Şefkat göstereceksin. Akılla, öfkelenmeden kurtarmak için gayret edeceksin. Ama tabii hakkı hakkaniyeti söyleyeceksin. Münafığın eylemine müsaade edilmez mesela hakkı söylemeni istemiyor, o olmaz; ayet söyletmek istemiyor, olmaz; münafıklarla ilgili konuşturmak istemiyor, olmaz. Konuşursun isterse kendini yerden yere atsın, olmaz o. Orada münafığın ne diyeceği önemli olmaz. Yahut Müslümanlara gıybet ediyor, uyarırsın. Mesela ahlaksızlık yapıyor, uyarırsın. Bir şeyi engellemek istiyor, uyarırsın. Mesela Müslümanlara iltifat edilmesini istemiyor; hayır, iltifat edersin. Münafık, İslam'ı yaşatmak istememesi konusunda yaptığı her eyleme Müslüman red ile cevap verecektir; kabul etmez, gereğini yapar. Yani münafığı idare etmek için Müslüman’a iltifat etmemek olmaz, sevgi göstermemek olmaz. "Aman işte münafık yine münafık krizine girer; ben Müslüman’a sevgi göstermeyeyim, şimdi münafık alametlerinden bahsetmeyeyim; münafık yine krize girer. Veyahut münafığın rahatsız olacağı herhangi bir şey yahut kalbinde hastalık olanın herhangi rahatsız olacağı bir şey; biz de bundan bahsedersek adamın hastalığı artar." Öyle bir şey olmaz. Artıyorsa artar. O bizi ilgilendirmez. Biz hakkı söylemekle mükellefiz.

Evet, şimdi kısa bir ara verelim. Devam edelim. 

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.  

Masaüstü Görünümü