Harun Yahya

Sohbetler (7 Ağustos 2016; 21:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz Adnan Oktar’la Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Anlatın bakayım.

KARTAL GÖKTAN: Siirt’in Eruh ilçesinde terör örgütüne yönelik operasyonda çıkan çatışmada bir askerimiz şehit oldu, dört asker yaralandı.

ADNAN OKTAR: Şehit olan kabadayıyı, delikanlıyı görebiliyor muyum, efeyi?

KARTAL GÖKTAN: Henüz resmi yayınlanmadı.

ADNAN OKTAR: Ne mutlu ona. Ne güzel.  Ayın yedisinde Allah onu oraya çağırmış. Ne zaman? Daha yeni doğduğunda. Doğduğunda şehit olarak doğmuş, doğduğunda şehit doğmuş. Vakti gelince dakika, saniyesi var. Nefesi var son.  Son nefeste de işte ya bir kere nefes alacak ya bir kere verecek, son kere alıyor onunla bitiyor. Cenab-ı Allah gel dedi mi gelir, adımını atar geçer. Haberi bile yoktur, bilmiyorlar. Hayret edilecek şey, Allah'ın hikmeti yani insan normalde çok rahat bilmesi lazım. Dünyadan gelmiş bilmiyor. Yani ölü olarak bilmiyor kendini, Allah'ın ilmi. Mesela öbür ölenler biliyorlar ölü olduklarını ama şehit öyle bir şey bilmiyor. Allah için çok kolay. Annesine babasına Allah uzun ömür versin, sabrı cemil nasip etsin. Gazi kabadayıları da tebrik ediyoruz. Gazilik çok acayip, ömür boyu kabadayı, ömür boyu efe, delikanlı yani inşaAllah. Kabadayılara her yerde hürmet, her yerde saygı, sevgi. Kabadayılığın bir ağırlığı vardır. Ne mutlu onlara, ne güzel.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bugün Yenikapı'da tarihin en büyük mitinglerinden biri gerçekleşti. Alanda toplanan kalabalık Danimarka nüfusunun yarısı, Lüksemburg nüfusunun iki katı kadardı. Yedi milyona yakın insan vardı. İnsanlar alanın dışında Aksaray'dan Yenikapı’ya kadar bütün caddeleri doldurdu. Mehter takımı uzun süre ortalığı inletti. Mitingde sadece Türk bayrağı, Osmanlı Sancağı ve Azerbaycan bayrağı vardı. Sayın Kılıçdaroğlu, Sayın Bahçeli, kuvvet komutanları, Ahmet Davutoğlu, Abdullah Gül, Tansu Çiller, Kuzey Kıbrıs Başbakanı mitinge katılanlar arasındaydı. Milyonlarca insan defalarca “şehitler ölmez Türkiye bölünmez” sloganları attı. Sayın Erdoğan mitingin sonunda “Tüm Türkiye’ye sesleniyorum, çarşamba akşamı inşaAllah noktayı koyacağız, uygun mudur?” diye sordu. “Bu akşam sadece virgül ama çarşamba akşamı nokta” dedi. Mitinge gelen mehteran takımının ve alanın ayrı ayrı görüntüleri var.

ADNAN OKTAR: Çarşamba bitirmesin on beşine kadar devam etsin, on beşine. Biz çıkarız yani dert değil on beşine kadar. On beşine kadar devam etsin, on beşi iyi. On beşine kadar devam etsin. Tayyip Hocam da hakikaten bir veli kisvesi geldi üstüne, bir velayet ağırlığı geldi o çok güzel. Çok Allah onu olgunlaştırdığı daha. Bütün liderlerde de bir güzellik ve olgunluk oluştu. Hani Mehdiyet yoktu? Hani Mehdiyet yalandı? Kapı gibi Mehdiyet işte bu. Ve bütün Türk milleti tek vücut, ayrılıklar yok muhalefet yok herkes kardeş. Resulullah (s.a.v.) söylüyor “Allah bir gezide ıslah eder” diyor. Yani düzene koyar, düzeltir, güzelleştirir, neticelendirir. Mehdiyet’in ana aşamalarından birisiydi bu. Bir aşama daha var, Allahualem diyorum hadislere göre. Ama 2019’ları bulur, 2021’leri bulur. Ama Mehdiyet yok diyenler çömelip kaldılar. Doğru muymuş Peygamber (s.a.v.)’in hadisleri?

BÜLENT SEZGİN: Yenikapı'dan görüntüler vardı Adnan Bey. Sürekli bahsetmiş olduğunuz gibi başı açık, kapalı herkes bir aradaydı inşaAllah, sanatçılar.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Aslan gibi kızlarımız maşaAllah, delikanlılarımız maşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Musevi cemaatinden vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Çok güzel.

BÜLENT SEZGİN: Hahambaşımız ve İsrail’deki Türkiyeliler Birliği Başkanı Zali Detoledo. 

ADNAN OKTAR:  Gayet güzel. Tayyip Hocam’a istirham etmiştim. Bak, “Rusya ile arayı düzelt, İsrail ile arayı düzelt.” Çok güzel denk geldi, Allah rast getirdi. Yani aksi olsaydı Türkiye’nin başı çok ağrıyabilirdi. Çok iyi oldu yani. Mucizeler zaten, altmış-yetmiş mucize var o akşam meydana gelen peş peşe. Ama ayın on beşine kadar devam etsin, Tayyip Hocam’dan ricam öyle yapsın. Yani çıkarız biz dert değil.  

Bu milis konusu o kadar tedirgin olunacak bir konu değil. Biz köylerde kardeşlerimize silah dağıttık kıyamet kopmadı, bir şey olmadı. Şehirde de yani ben omuzuna silah taksın gezsin demiyorum ki milis, evinde dursun, ruhsatlı silahı bulunsun, otomatik silah. Bin mermi, otomatik silah güvenilir olarak evin odasında kilitli dursun. Bir de halk bu tip olaylarda ne yapacağını pek bilmiyor. Bunun anlatılması lazım. Mesela subayı ona diyor ki “Git halkı vur, anneni babanı vur.” Cinayete teşvik ediyor. Seni hırsızlığa da teşvik edebilir, kabul edecek misin sen? Gayrimeşru şeylere de teşvik edebilir, kabul mü edeceksin? Cinayete teşvik ediyor, niye kabul ediyorsun? O an o artık subay değildir, subaylığı düşmüş. Anneni babanı öldüremezsin, kardeşlerini, bir yaşında çocukları öldüremezsin emrettiler diye. Yaşlı amcaları tanklarla ezemezsin. Havadan otomatik silahla halkı tarayamazsın. Ebedi cehennemdir karşılığı. Caydırıcı olur, miliste bir şey yok. Mesela otomatik silahın kullanılmasını gençlere öğretsinler. Gerçi askerlik yapanlar biliyordur ama yeni çıkan silahlar var mesela onları bilmiyor olabilirler. Piyade eğitimi alıyorlar ama o kadar kapsamlı bilmiyor olabilir. Gençlerin büyük bir bölümü bilmiyordur askerlik yapmayan çok fazla genç var. Açık alanlarda öğretsinler silah nasıl kullanılır. Ne olacak iki günde öğretirler. Çünkü bak bir olay oluyor çocuklar diyor ki; “Otobüsü kullanmayı bilmiyorduk sonradan öğrendik. Tank kullanmayı bilmiyorduk sonradan öğrendik.” Tanka karşı da nasıl mücadele edilir onu da öğretmek lazım. Mesela tank paletinin arasına çelik soktun mu çelik parça, tank hareket edemez. Yani dişlileri kırar o, söker atar, dışarı atar, palet sökülür. Ama büyük bir çelik parça konulması lazım. Ama düşman işgali olursa Allah esirgesin, gerekirse tankın üzerine benzin döker yakar adam. Çünkü üç yüz dereceye falan çıkıyor sıcaklık mecburen dışarı çıkacaktır. Yani içerde duramaz, tankı yönetemez mecburen kendini dışarı atacak. Düşman işgali için diyorum.

BÜLENT SEZGİN: Meydanlarda Türk bayrağı, Azerbaycan bayrağı, Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bayrağı ve diğer Türki devletlerin bayrakları da vardı Adnan Bey. Ayrıca Süryaniler, Hristiyanlar, patrikler de meydanlardaydı.

ADNAN OKTAR: Çok güzel.

“Birlik sevgi selamet” diyelim.

Bak, diyor ki İmam Rabbani Hazretleri; “Hz. Mehdi hüküm sürdüğü zaman, dini yayarken ve sünneti diriltirken” sünnet ne? Kuran'a tam uyma. Çünkü Hazreti Ayşe'ye soruyorlar, diyorlar ki; “Resulullah (s.a.v.)'in sünneti neydi?” diyorlar. Tek kelime söylüyor, “Kuran'dı” diyor. Geriye bıraktığı sünnet Kuran’dır Peygamber (s.a.v.)’in.

Bak, “Hz. Mehdi hüküm sürdüğü zaman, dini yayarken” yani kitaplarıyla artık CD’leriyle nasıl yapıyorsa. “Dini insanlara anlatıp yayarken, sünneti diriltirken" yani şirk sisteminden İslam sistemine ümmeti çağırırken. “Bidat işlemeye alışmış” bidat ne? Kuran’da olmayan her şey. Bak, “bidat işlemeye alışmış olan Medine’deki” yani İstanbul'daki “alim, bidati güzel sandığı” yani uydurmaları hurafeleri, İslam’a ilave edilmiş her türlü şirki güzel sandığı ve ibadet olarak yaptığı için.” Bak, ibadet olarak yaptığı için. Bilmiyor, ibadet zannediyor. “İbadet olarak yaptığı için Hz. Mehdi'nin emirlerine, uygulamalarına şaşarak” bak, hayret ediyor. “Şaşarak, bu adam bizim dinimizi şey yok etti ve milletimizi öldürdü, İslam'ı öldürdü diyecektir” diyor. Kim diyor bunu? İmamı Rabbani diyor. Bininci yılda gelmiş alim. Biz 2016’dayız. İmam Rabbani 255. Mektup’ta söylüyor.

Hulusi Paşam konuştu mu?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Tamam güzel. Onun konuşması önemli.

KARTAL GÖKTAN: Halkın tezahüratları vardı Hulusi Paşa konuşurken.

ADNAN OKTAR: Göreyim Paşamızı. Paşamız biraz daha konuşsa cezbeye gelecektik. MaşaAllah, Allah ömrünü uzun etsin. Paşamız yaman, Paşamız nurlu, Paşamız aslan, Paşamız kabadayı, yiğit. Bak orada çakallık yaptılar, Paşamızı kaçırdılar, asla ödün vermedi bu alçaklara. Boğazını sıktılar, şehit etmeye kalktılar asla ödün vermedi. Kabadayının, delikanlının hası. Nezaketi, kibarlığı, efendiliği de herkes tarafından görüldü. Milletin ona olan sevgisini teveccühünü de o gördü. Bu millet yıkılmaz, evelAllah. Allah ömrünü uzun etsin Paşamızın, Allah hidayetiyle, nuruyla sarsın. Oyun oynayanların, felaket tellallarının oyunlarını Allah ayaklarına dolandırsın. Allah hidayetle muamele etsin, hidayet vermediklerinin ayaklarına dolandırsın. Oyunlarını Allah başlarına geçirsin.

Binali Hocam’ın hanımı çok mazlum Anadolu insanı. Çok büyük ahlaksızlık, terbiyesizlik yapıyorlar, bu zulüm, çok büyük terbiyesizlik. Anadolu insanı o. Züppelik yapmak, çakallık yapmak, ahlaksızlık yapmak, haysiyetsizlik yapmak o alçaklara karşı kalbimizde sadece bir nefret meydana getiriyor. Züppelik yapılması için bir neden yok. İnsanları fiziğiyle yargılamak çok büyük bir ahlaksızlıktır, alçaklıktır ve karaktersizliktir. Ben böyle insanlardan iğreniyorum. Nefretle dinliyorum yazılarını ve sözlerini. Pislik ve ahlaksızlıktan başka bir şey değil, biz bunu sempatiyle karşılamıyoruz böyle şey duyduğumuzda. Sadece nefret ve tiksintiyle karşılıyorum. Pis herifler o kokmuş ağzınızı yıkayın önce, o hanımın adını ağzınıza almadan önce o kokmuş ağzınızı yıkayın. Bu çok kızdırıcı. Bir de klasik gelenekçi İslam anlayışıyla yetişmiş bir insan o inancının gereği öyle. Yani başka ne yapabilirdi ne yapmasını istiyorsunuz?

Züppelik ruhu münafık kişilikten kaynaklanır. İnsanları küçük görme ruhu iblislikten kaynaklanır. Şeytan kendini beğeniyor ve insan olan mesela Hz. Adem (a.s)'ı beğenmiyor. Niye? “Topraktan onu yarattın” diyor. Ne fark eder pislik şeytan? Ateşin üstünlüğü nereden çıktı, neye göre? İşte o ahmak kafasına göre. Bu hanımefendiyi beğenmeyenlerin üstünlüğü nereden geliyor, ben bunu anlayamadım? Müminleri aşağılamak, aşağı göstermek, kötü göstermek, görgüsüz göstermek, değersiz göstermek münafıkların binlerce yıldan beri yaptığı bir alçaklık modelidir. Bu züppeler hep böyle insanları küçük düşürerek kendilerini büyütmek isterler. Kendi pisliğinin farkına varmaz, kendi mikropluğunun farkına varmaz. O kokuşmuş münafık ağzıyla insanlara olmadık kulp takmaya kalkar.

Tayyip Hoca da Anadolu delikanlısı, Kasımpaşa delikanlısı manken değil. Yok bilmem işte niye şöyle yapıyor yok konuşması niye böyle? Anadolu insanı, halk seviyor sana ne? Beğenmiyorsan kapat televizyonu seyretmezsin, mecburiyetin yok ki yani. Çok kızdırıcı hareketler bunlar. İlla züppe olsun istiyor adam, illa çakal olsun, illa insanlara üstten bakan böyle küstah olsun, münafık tiynetli olsun, homoseksüel olsun, katil ruhlu olsun, sinsi olsun, alçak karakterli olsun, arkadan iş çeviren, sinsilik yapan, pislik yapan böyle münafıklık yapan bir karakter olsun istiyorlar. Benim insanlarım böyle beğeniyorsan böyle, beğenmiyorsan defolur gidersin. Nereye gidiyorsan git yahut git kapat televizyonu seyretme yani. Bu çok kızdırıcı.

CAN DAĞTEKİN: Allah bir ayette şöyle buyuruyor. Şeytandan Allah’a sığınırım; “İman edenlerle karşılaştıkları zaman: "İman ettik" derler. Şeytanlarıyla baş başa kaldıklarında ise, derler ki: "Şüphesiz, sizinle beraberiz. Biz (onlarla) yalnızca alay ediyoruz."” (Bakara Suresi, 14)

ADNAN OKTAR: Ne kadar çirkin bir şey. Bu şeytanın ahlakı. Hadi sen farz edelim, yakışıklı olduğunu düşünelim. Ölüp gideceksin toprağın altına, darmadağın olacaksın. O insan da ölecek. Kaç gün kalacaksın dünyada? Hayır, alaycı konuşmaya ne gerek var terbiyesiz adam?

Hulusi Paşam, "Allahu Teala" diyormuş. Aslan, aslan Paşamız aslan. Cumhuriyet tarihinde ilk defa oluyor böyle bir şey. Menderes zamanında falan hiç böyle bir şey olmadı. Evren zamanında da falan da olmadı böyle bir şey. Üstad diyor ya; "Kahraman ordu, imanlı millet" diyor. "Hakikat hali göreceği ve bu gizli komitenin büyük tahribatını tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılıyor" diyor. Ne zaman diyor bunu? Seksen sene önce söylüyor. Ben şu şahıs, bu şahıs için demiyorum. Benim kafamdaki kişi için söylüyorum onu. Benim kafamdaki hayali kişi için söylüyorum.

“İmam Muhammed Tâki, Abdülazim Hasene'den şöyle buyurdu; "Kaim vaad edilmiş Mehdidir. Allah'a andolsun ki eğer kıyametin kopmasından bir gün dahi kalsa" Bir gün kalmış kıyametin kopmasına, dünya hercümerc olacak. "Allah Mehdi zuhur etsin ve yeryüzü zulümle dolduğu gibi adaletle doldurulsun diye Allah o günü uzatır, onun (Hz. Mehdi (a.s)’ın) iktidarını Musa'nın iktidarı gibi bir günde düzeltir. Musa (a.s) eşi için biraz ateş almaya gitti. Ama risalet ve peygamberlik makamıyla geri döndü." diyor. (Bihar-ul Envar, cilt 51, s.156; Isbat-ül Hüdat, cilt 6, s. 420) Şuan milletin seyrettiği Mehdiyet’tir. O toplanan beş bin kişinin anlamı Mehdiyet’tir. Mehdiyet’in özelliği ne? Herkesi birleştirmek, herkese sevgi, dostluk ve kardeşlik. Mehdiyet doğru muymuş? Doğruymuş. Ve diyor ki bak, "kırmızı bayraklılar çıktığı zaman" diyor. Buyurun. Hani yoktu Mehdiyet? "Yeşil bayraklılar da olur" diyor. Yeşil bayraklılar da var. "Kırmızı bayraklılar çıktığında" diyor. Beş milyon kişi, beş milyon kişi toplananlar. Tarihte görülmemiş bir şey. Cumhuriyet tarihinde yok, Abdülhamit döneminde de yok. 

OKTAR BABUNA: Ayrıca birçok şehirde de çıktılar.

ADNAN OKTAR: Toplamı bütün Türkiye yani.

OKTAR BABUNA: Washington'da da çıkmışlar Hocam, bayraklarla. 

BÜLENT SEZGİN: Bir görüntü gösterebilir miyim Yenikapı'dan? 

ADNAN OKTAR: Evet. Şuraya baksana. 

OKTAR BABUNA: Dediğiniz gibi bir gecede oldu MaşaAllah. 

ADNAN OKTAR: Tabii. 

BÜLENT SEZGİN: Diğer illerden de görüntüler var aynı anda. Adana, Ankara, Bingöl, Elazığ, Gaziantep, İzmir, Kilis, Kırşehir, Malatya.

ADNAN OKTAR: Ne güzel. Her yer kabadayı dolu maşaAllah. MaşaAllah her yer yani elhamdülillah. Kabadayısı bu kadar çok millet dünyada yok, ben bilmiyorum. Varsa söylesinler. Dağ taş kabadayı, delikanlı kaynıyor maşaAllah. Hayrettir yani hayrettir. Paşamız da kabadayı. Gırtlağını sıkıyorlar, öldürecekler artık, gördünüz değil mi, mosmordu boynu. Umurunda bile değil. "Götüreceğiz, şöyle konuşacaksın, böyle." Asla diyor Paşamız, maşaAllah. 

OKTAR BABUNA: Hocam, siz de çok büyük vesile oldunuz. 70'lerde yüzde 80-90 Darwinizm’e inanılıyordu Türkiye'de. Şimdi yüzde doksan inanmıyor artık; Allah'ın yarattığına inanıyor maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Dawkins diyor ki, "Çok büyük sorun var Türkiye'de." diyor. "Bir şahıs var Türkiye'de, ismini vermeyeceğim şimdi propagandası gibi olur. Bitti Türkiye. Darwinizm’i artık anlatamıyoruz orada" diyor. Ne dedim ben? Ona öyle demezler, peynir ekmek yemezler. 

GÖKALP BARLAN: Doğu Perinçek de Hocam her şeyi sizin yaptığınızı, bu hükümetin o şekilde geldiğini anlatıyordu. 

ADNAN OKTAR: Evet, Doğu Perinçek sosyologdur. 

GÖKALP BARLAN: Abdullah Öcalan da aynı şekilde sizden bahsediyor. 

ADNAN OKTAR: Evet, Abdullah Öcalan diyor; "Milli İstihbarat Teşkilatı'nın Adnan Hoca gibi elemanları olur. O da MİT elemanıdır ve devlete yön verir böyle kişiler. Filozoftur bunlar, filozof din adamı. Devlet ona göre hareket eder. Onlar yön gösterir; devlet de ona göre hareket eder" diyor Öcalan. Doğu Perinçek de diyor ki; "Bütün Anadolu'yu gezdiler Adnan Hoca'nın talebeleri. Hükümetin felsefi zeminini hazırladılar. Hükümet de iktidar oldu ondan sonra" diyor. Felsefi zemini olmayan bir hükümet iktidar olamıyor. Solun felsefi zeminini yok ettik, sağda felsefi bir zemin oturttuk. Sağ derken tabii inançlı kesimi kastediyoruz. Yoksa solun da inançlı kesimi çok yüksektir. Mesela CHP’li kardeşlerimizin yüzde 99’u dindardır.

OKTAR BABUNA: Hepsi bugün meydanlardaydılar.

ADNAN OKTAR: Tabii, CHP çok dindardır ve çok samimi dindardır CHP’liler. Öyle gösteriş falan değil hakiki dindardır. Benim Said dedem vardı rahmetli, gaziydi. İstiklal Savaşı'nda gazi olmuş, madalyası vardı. CHP’liydi, sakallı, beş vakit namazını kılan. Camiye gidiyordu hacı amcalarla beraber. Mesela dedem, o da aynı şekilde CHP’liydi. Rahmetli babam, o da CHP’liydi; o da namazını kılıyordu, muntazam kılmıyordu ama cuma namazlarına gidiyordu. Ama dedem kılıyordu. Anneannem de böyle. Ona ben çok ısrar ettim, o zamanlar başka partiye oy vermesi için çok ısrar ettim. "Yok, ben buna vereceğim" dedi. Bırak şimdi dedim, çok ısrar ettim. O da beş vakit namazındaydı ama koyu CHP’liydi anneannem. Böyle eliyle de işaret ediyordu, böyle okları gösteriyordu. Bu insanlar dindar, mukaddesatçı, maneviyatçı insanlar. Hep Anadolu öyledir yani. Git köylere, amcalar Atatürk'e hayranlıklarından hep CHP’lidir çoğu. Dolayısıyla CHP eşittir dindarlık, dindarlık eşittir CHP’dir. CHP'yi çok yanlış anlıyorlar. Mesela diyorlar ki; "İzmir CHP’li, İzmirliler pek dindar değil." En has dindarlar CHP’dedir, MHP, bütün partilerdedir. Ve İzmir de dindarlığın kalesidir. En dindar, en güzel insanlar bütün Anadolu'da vardır, İzmir'de de vardır. 

BÜLENT SEZGİN: Video vardı, miting Kuran tilavetiyle açıldı. 

ADNAN OKTAR: Bakayım. Hafız Efendi'nin de sesi güzelmiş maşaAllah, güzel kıraati. Paşamız’ın da kalbine ferahlık gelmiştir. Güzel olmuş. Çünkü bu olaylardan o çok rahatsız oldu, yoruldu. Ona da çok büyük moral oldu, çok iyi oldu. 

OKTAR BABUNA: Siz onu teşvik etmiştiniz; bugün tam öyleydi, sizin dediğiniz şekildeydi, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: "Paşam şöyle biraz neşeni, canlılığını güzel vurgula. İstirham ediyoruz" dedik. Bugün yıktı ortalığı maşaAllah. Yedi ceddine rahmet olsun. Allah rahmetiyle onu sarsın, nuruyla sarsın. Paşamız’ı çok seviyoruz. Çok nezaketli, çok efendi. Bir de orduda ne güzel insanlar yetiştiriliyor, onu da gördük. Ordu dergahtır, tasavvuf dergahı gibi dergahtır. Böyle efendi yetiştirilir işte, tam efendi. Kemal Hocam da öyle, Kemal Kılıçdaroğlu, o seyittir. Bugün ayet söylemiş bak maşaAllah. Mesela yaptığı her eleştiriye de; "Ben kendimi dahil ediyorum" diye konuşmuş. Bu çok güzel. Ama Tayyip Hocam’a bir velayet alameti gelmiş maşaAllah, çok durulmuş. Ahir zamanda görevli olduğu anlaşılıyor bu insanların inşaAllah. Hak komitesi, Hak. Bir Deccal komitesi vardır, bir de Hak komitesi vardır; bu komite Hak komitesi, Hakk’ın sesi. Evet, güzel maşaAllah.

Doksan yedi yıl önce bugün 7 Ağustos 1919'da Erzurum'da milletin bekasını belirleyecek bir kongre maddeleri duyurulmuştu. "Milli sınırlar içinde vatan bölünmez bir bütündür, bölünemez. Manda ve himaye kabul edilemez." Şimdi derin devletin isteği ne? Manda istiyor. Bizim himayemizde olun diyor. Millet ne dedi? Biz manda ve himaye kabul etmiyoruz. Doksan yedi yıl önce söyleneni bir daha söylediler ve aynı gün. 

BÜLENT SEZGİN: O günden bir fotoğraf vardı Adnan Bey. 

ADNAN OKTAR: Göreyim. MaşaAllah efelere maşaAllah. O zaman da kabadayımız çoktu şimdi de kabadayı çok. 

KARTAL GÖKTAN: Diğer komutanlar da mitinge katıldılar Adnan Bey. Onun da bir görüntüsü vardı.

ADNAN OKTAR: Paşalarımız tam kadro gelmiş, çok güzel olmuş. Hoş gelmişler, sefa gelmişler. Allah onlara da nur, bereket versin, kalplerini ferahlandırsın. Allah uzun ömür versin hepsine. Çok güzel. 

KARTAL GÖKTAN: Yine bugün mitinge katılan dedelerimizden birini gösterebilirim. 

ADNAN OKTAR: İşte bu kadar. Modern genç kızların olması çok güzel. Aman aman aman Tayyip Hocam ona çok dikkat etsin. Dekolte hanımlar da olsun, bakımlı hanımlar da olsun, çarşaflı da olsun, mini etekli de olsun. Herkes olsun, şortlu genç kızlar da olsun. Aman ha. 

BÜLENT SEZGİN: Arkadaşlarımız da mitingdeydi bugün. 

ADNAN OKTAR: Bakayım. Bizim vatandaşlar orada, evet. İyi, güzel yapmışsınız maşaAllah. İyi, çok güzel.

Kim Mehdi yardımcısıdır, kim süfyandır, kim 1. 2. 3. süfyandır? Bunlar net olan bir şey değil. Biraz beklemek lazım. 2019'ları, 2021'leri beklemek lazım. Falanca şahıstır diye kestirip atmak olmaz. Tarih sürekli ilerliyor, olaylar ilerliyor. Ama süfyan da Mehdi (a.s)'ın yardımcısıdır, deccal de Mehdi (a.s)'ın yardımcısıdır, şeytan da Mehdi (a.s)'ın yardımcısıdır, melekler de Mehdi (a.s)'ın yardımcısıdır. Mehdi (a.s)'a yardımcı olmayan hiç kimse yok, onu söyleyeyim. Deccal, deccaliyetle yardımcı olur. Çünkü deccaliyeti yıkmak için ortaya çıktığı için Mehdi (a.s), bir güç kazandığı için o vesileyle, mehdiliğinin zaten kabul edilmesinin nedeni deccaliyeti yıkması olduğu için Mehdi (a.s)'a yardımcı olan kim olmuş oluyor? Deccal oluyor. Süfyan, en büyük yardımcısıdır Mehdi (a.s)'ın. Çünkü onun meydana getirdiği olaylardan dolayı Mehdi (a.s)'a dönüş oluyor. İnsanların Mehdi (a.s)'a yönünü dönmesinin nedeni süfyandır. Dolayısıyla hemen hemen herkes yardımcı. Yardımcı olmayan olmaz. Mesela diyor ki, "Mehdi (a.s) gelmeyecek" diyor. O da yardımcıdır. Çünkü o hadisin doğruluğunu ortaya koymuş oluyor. Mehdi (a.s) gelmeyecek diyor. Hadis ne diyor? "Halktan insanlar çıkacak, Mehdi (a.s) gelmeyecek derler" diyor. Adam aynısını diyor. Ne yapmış oluyor? Mehdi (a.s)'a yardımcı oluyor. Mehdi (a.s) gelmeyecek deyip yazı yazdığında insanlar merak ediyor. "Bu Mehdi (a.s) nedir, bir bakayım?" diyor, Mehdi (a.s) gerçekmiş diyorlar. Yani ondan kurtulamazlar. Sussa da kurtulamaz, konuşsa da kurtulamaz. Susarsa da hızlı gelişir, konuşursa da hızlı gelişir. Yani yapacakları bir şey yok.

Paşamız demiş ki, Hulusi Paşamız; "Halkımızın 'Peygamber Ocağı' olarak adlandırdığı Türk Silahlı Kuvvetleri'nin vatanını, milletini, bayrağını seven ezici çoğunluktaki mensuplarıyla bu hainlerin hiçbir alakası yoktur. Bu asker elbisesi içine girmiş hainler, caniler ile görevinin başında olan ve PKK ile canla başla mücadele eden kahraman askerleri çok iyi ayırt etmeniz bu zor süreçte bize güç vermiştir. Ölürsem şehit, kalırsam gazi anlayışıyla ve ibadet feyziyle görev yapan Türk Silahlı Kuvvetleri yüce milletimizin emrinde ve görevinin başındadır." Aslansın aslan. 

OKTAR BABUNA: Daha ilk gece Hocam olay olduğunda darbe başlar başlamaz siz televizyonda, "Aman askerlerimize şefkatli davranın. Mehmetçiğe sahip çıkın" demiştiniz inşaAllah. 

ADNAN OKTAR: Evet, sakın linç şu bu falan. Bu darbe uyduruk darbe dedim bir kere en başta, daha hiçbir lider çıkmadan, kimse konuşmadan. Böyle darbe olmaz dedim. Nerede görülmüş spikere darbe açıklaması yaptırıyorlar. Saksonya'da üzüm bağları varmış der gibi öyle darbe açıklaması mı olur? Dalga mı geçiyorsunuz siz? "Bir de internetten açıklama yaptık" diyor. Kardeşim, adam şifreyi kırar girer açıklamayı yapar. Böyle olmaz. Kimse onu yapan, ben bir göreyim onun boyunu posunu. Sıkıysa bir görelim. Çıkmıyorsun, o zaman yoksun. Hayır, yapsan da zaten legal olmaz öyle bir şey de olsa legal olmaz. Yine gayri meşru olur. 

“Bizim milletimiz yiğittir, kabadayıdır, delikanlıdır. Öyle İngiliz derin devletine pabuç bırakmaz.” Şükrü Yıldırım; Şükrü, sen beni dikkatlice dinlersen konuları anlarsın. Mesela Fransız derin devleti, İngiliz derin devletine bağlıdır. Yahudi derin devleti, İngiliz derin devletine bağlıdır.  Derin devletlerin ana kaynağı, başı İngiliz derin devletidir. Diğer derin devletler onun emirinde olur, onları kullanır. Yani Museviler gariban insanlardır, fakir insanlar. Onları hiç adamlar kaale dahi almazlar. İsrail’i İngiltere kurmuştur, İngiliz derin devleti kurmuştur. Onların yapabileceği bir şey değildi bu. Tarihe baktığımızda bunu açık açık görürsünüz. Lortlar Kamarası’ndan karar alınmıştır. İngiltere’nin askeri, siyasi, sosyal çalışmasıyla o netice elde edilmiştir.

MadenAli79, işte söyledim, işte şu süfyandır şu deccaldır kesin teşhisten şuan kaçının, biraz bekleyin. Çok benzeyenler var, doğru. Çok benzeyenler oluyor. Mesela şudur da diyebileceğimiz gibi oluyor. Ama beklerseniz çok daha iyi olur. O fluluk 2021’lerde ayna gibi netleşir. Hani böyle mercek ayarı oluyor ya önce bulanık oluyor görüntü biraz daha ayar yapıyorsun her şey böyle çok net görünüyor. Bu bulanıklık 2021’lerde gider, çok netleşir. Onun için acele etmeyin. Ama herkes Mehdiyet’e hizmet ediyor şuan. Ama istisnasız her kurum, her kuruluş ve herkes. Mesela şu bugünkü büyük miting, toplantı Mehdiyet’in gövde gösterisiydi ve Mehdiyet’in imzasıydı. Allah bak hepsini nasıl cem etti, bir araya getirdi herkesi? Nasıl kardeşlik sevgi ruhu meydana getirdi? İşte Mehdiyet bu. Ve daha hamiyet-i İslamiye feveran edecek. Ve diyor; “Mehdi başına geçip tarik-i hak ve hakikate sevk edecek” diyor. “Bunu beklemek kıştan sonra yazı beklemek gibi hakkımızdır” diyor. “Allah beyne-l semavel arz âlemini bir günde bulutlarla dolup boşalttığı gibi bir saatte kış fırtınasını teskin eder” diyor. “Bir gecede insanları ıslah eder” diyor. Açık açık anlatıyor anlayana.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir dağıtım haberimiz var Adnan Bey. Geçtiğimiz hafta sonu Kopenhang’ta sizin on iki bin adet İngilizce ve Danimarka’ca “Fosiller evrimi yalanlıyor” eserinizi ve Allah’ın varlığını anlatan yirmi bin adet VCD’yi ve beraberinde terörist PKK’nın Kürt kardeşlerimizi temsil etmediğini anlatan on bin adet broşürü Kopenhang halkına kardeşlerimiz ücretsiz olarak dağıttılar. Dağıtıma Danimarka, Finlandiya, İsveç, Almanya, Fransa, Hollanda, Belçika, İsviçre ve Türkiye’den yaklaşık on dokuz kardeşimiz katıldı.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, çok güzel olmuş.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Mitingden mehteran takımının görüntüleri vardı Adnan Bey. Gösterebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Görüntüyü sen bırak dinleyelim mehteran. Hani Mehdiyet yoktu, bu ne bu? Mehteran bak yıllar önce dedim. Gerçi bu son aşamasında değil. Mehteran da inim inim inletecek dedim ortalığı. Hatırlıyorsunuz değil mi? Yıllar önce söyledim. Halk toplanacak, dedim. Mehteran da inim inim inletecek ortalığı, dedim.

OKTAR BABUNA: Çok katlı olacağını da söylemiştiniz.

ADNAN OKTAR: Ve bak çok güzel detaylar aklında iyi kalmış. Küçük bir mehteran değil, dedim. En büyük şekilde organize edilecek dedim. Ve tarihteki en büyük mehteran topluluğu şuan. Osmanlı’da bile yok. En kalabalık mehteran. 240 kişilik hiç olmamıştır. Abdülhamit döneminde de yok. Aynısı ve çok katlı olacak dedim. Halk toplanacak ve mehteran çalacak dedim. Yıllar önce söyledim, aynısı.

Horasani kimdir, süfyani kimdir, yemani kimdir bu net değil. Yani çeşitli tahminlerde bulunabiliriz şuan. Ama bunun için biraz beklemek lazım. Horasani genellikle hadislerde iyi bir insan olarak geçiyor. Yemani de iyi bir insan olarak geçiyor. Bazı rivayetlerle rivayetler karışmış. Onların ittifak ettiği noktalardan olay daha iyi anlaşılır. Bütün diğer hadislere de bakıp orada ittifakla neyin üstünde ağırlıklı duruyorsa oradan konuyu net anlayabiliriz.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Miting gerisinde Sayın Bahçeli, Sayın Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Meclis Başkanımız ve Başbakan Binali Yıldırım’ın çay içip, gülerek sohbet ettiği bir fotoğraf vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: İyi olmuş, çok iyi olmuş evet güzel.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Aralarında İbrahim Tatlıses, Orhan Baba, Sibel Can, Kenan İmirzalıoğlu, Metin Şentürk, Demet Akbağ, Halit Ergenç gibi isimlerin olduğu beş yüz sanatçı mitinge Bebek’ten kalkan beş vapurla katıldı. Amerika’da yaşayan oyuncu Kıvanç Tatlıtuğ da oradan sırf mitinge katılmak için Türkiye’ye geldi. Sanatçılarımızın fotoğrafları var.

ADNAN OKTAR: Evet. Tayyip Hocam’ın şefkati güzel.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Mitingde her kesimden insan bir aradaydı. Alanda beraber dua eden başı kapalı ve başı açık iki hanım kardeşimizin bir fotoğrafı vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet bayağı güzel. O çok hayati bir konu. Türkiye dekolte hanımlar için de cennet olacak, çarşaflı hanımlar için de cennet olacak.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan mitingde ön sırada olan gazilerimizin tümünü öptü, sarıldı, yüzlerini sevdi. Hepsine tek tek şefkat gösterdi. Yaptığı konuşmada da şunları söyledi; "Bizim bugün burada şu görüntü var ya inanın bana ülkenin düşmanlarını en az 16 Temmuz sabahı kadar üzmüş ve kahretmiştir. O nedenle her zaman bir olacağız, kardeş olacağız. Bu manzara bin yıllık vatanın tek bir taşına bile göz dikenlerin ödemeyi göze alacakları bedelin ilan-ı ispatıdır. 2023 hedefine ulaşacağımızın ilanıdır. Ete kemiğe bürüneceğiz, mütevazi olacağız, birbirimizi sadece Allah için seveceğiz" dedi.

ADNAN OKTAR: Evet işte bu tavır, bu konuşma Anadolu insanının klasik fıtratı, klasik güzel davranışı.

Fikret sen bize bu son Münafığın Derin Karanlığı kitabımızdan bir bölüm okumak istersen.

KARTAL GÖKTAN: Tabii Hocam. "Münafık legal bir hayattan hoşlanmaz. İllegal sinsi ve gizli işler yaptığında rahatlar. Müslümanlar ne kadar dürüst ne kadar temiz bir hayatı yaşamak istiyorlarsa münafık da tam tersine o kadar sinsi entrikalarla dolu sahtekarlık ve iki yüzlülük üzerine kurulmuş bir hayattan hoşlanır. Her şeyin şeffaf ve açık olduğu dürüstlük üzerine kurulu bir yaşam tarzı onları çok sıkar. Münafıklar bunu tekdüze ve sıradan bulurlar. Ruhları hep bir şeytanlık, sinsilik gizlilik arar. Dostlarının da kendileri gibi olmasını isterler. Hayatlarında oyuna, sahtekarlığa, ince taktiklere sinsi düzenlere yer olmayan insanlar onlara sıkıcı ve durağan gelir. İşte bu bakış açısıyla yaşayan münafık Müslümanlar arasında da aynı arayışlarını sürdürür. Müslümanların yaşam tarzı ve ahlak anlayışları ona çok ters olduğu için onların yanında hiç bir şekilde huzur bulmaz. Sürekli sıkıntı ve huzursuzluk içindedir. Ne zaman ki onların arkasından bir iş çevirir, sinsice oyunlar oynar ve sahtekarca planlar yapabilirse ancak o zaman biraz ferahlar ve mutlu olabilir. Legal bir şey münafığı asla mutlu etmez. Hayatının her anında hemen her konuda mutlaka gizli işler çevirmek, sinsice bağlantılar kurmak Müslümanlardan gizli bir şeyler yapmak ister. Bu, ona aradığı heyecan ve şeytani mutluluğu bir nebze olsun verir. Örneğin Müslümanlar hep beraber otururken onun gizlice yan odaya geçip Müslümanlar aleyhine işbirliği yaptığı dostlarından biriyle gizli bir telefon görüşmesi yapması onu çok heyecanlandırır. Müslümanlara zarar verme amaçlı bir konuşmayı onların hemen yanı başında ve onlardan gizli yapabilmek münafığa şeytani bir eylem yapma hazzı verir. Ya da bilgisayarında bir internet sitesinden gazetenin sayfasını açmış gibi yaparken aynı anda gizlice küfürdeki dostlarından biriyle yazışabilmek kendince münafığın günün en zevkli anlarından birini yaşamasına neden olur. Aldığı bu şeytani hazzın nedeni bunu da yine sinsi yöntemlerle gizlice, karşısındaki insanları kandırarak onlara sezdirmeden yaptığını zannetmesidir. İşte gün boyu bu tarzda onlarca eylem yapmadığı taktirde münafık bir türlü rahat edemez. Ne kadar çok gizli eylem yaparsa o kadar çok şeytani bir haz duyar. Ancak illegal bir yaşam tarzı münafık için öyle şeytani bir hale gelmiştir ki hayata dair en sıradan konularda bile münafık bir şeyi legal olarak elde etmek istemez. Mutlaka onu şeytani bir yöntemle illegal eylemlerle ele geçirmeye çalışır. Örneğin bir kıyafeti herkes gibi gidip mağazadan satın almak onu hoşnut etmez. Bunu daha sahtekarca bir yöntemle ele geçirmeyi başarabilirse ancak o zaman bundan zevk alabilir. Örneğin bir Müslümandan bir kıyafetini ödünç alır sonra çeşitli bahanelerle bunu ona geri vermemenin bir yolunu bulur. Zaman içerisinde ona o kıyafetin varlığını unutturabileceğini düşünür. Bu tarzda sahtekarca yöntemlerle çıkar elde edebilmek münafığı sevindirir. Örneğin istediği bir ayakkabıyı elde edebilmek için Müslümanlara gidip; ayaklarımda bir rahatsızlık var ayakkabılarım ayağıma çok dar geliyor ama yenisini alacak imkanım yok gibi bir yalan söyler. Oysaki ayakları rahatsız değildir ve yeni bir ayakkabıya da ihtiyacı yoktur. Ama Müslümanların ne kadar vicdanlı insanlar olduğunu çok iyi bilmektedir. Böyle bir sahtekarlık yaptığında oyun olduğundan şüphelenseler bile üzerlerinde vicdani bir sorumluluk hissedecekleri için ona mutlaka istediği gibi bir ayakkabının alınacağını baştan hesaplamıştır. Nitekim istediği sonucu elde ettiğindeyse; "Niye zahmet ettiniz hiç gerek yoktu ben sizden almanızı istememiştim ki" gibi bir sözle oyununu tamamlar. İşte bu küçük oyun bile münafık için adeta şeytani bir gıda gibidir. Allah'a ve Müslümanlara karşı dürüst olmamak, onlara yalan söylemiş olmak münafığı çok heyecanlandırır. Zayıf aklıyla kendince Müslümanları kandırabildiğini ve sinsi oyunlarla yönlendirebildiğini sanması onun kendine duyduğu şeytani güveni artırır. Bunu bir kere yapabiliyorsam sürekli olarak yapabilirim diye düşünerek oynayabileceği yeni sinsi oyunlar için daha da heyecanlanır. Küçük büyük, önemli önemsiz hemen her konuda gayri meşru yöntemlerle çıkar elde edebilmek münafığın hayat şeklidir. Ancak tüm bunları yaparken fark edilemediğini sanması münafığın akılsızlığının çok açık bir göstergesidir. Şeytani zekasıyla Müslümanları yenebileceğini, onlara üstün gelebileceğini düşünen münafık ahmakça bir yanılgı içerisindedir. Allah Müslümanlara imanları dolayısıyla keskin bir akıl ve münafıkları teşhis edebilme konusunda da üstün bir yetenek vermiştir. Bu teşhis kabiliyetiyle Müslümanlar münafığın sadece küçük bir oyunundan bile karaktersizliğini ve samimiyetsizliğini kolaylıkla anlarlar. Anlaşılmadığını sanan münafık sinsi faaliyetlerine devam ederken aslında Müslümanlar onların attığı her adımı dikkatle izlemekte ve teyakkuzda olmaları gereken bu insanlara karşı her türlü akılcı tedbiri alarak ilerlemektedirler."

ADNAN OKTAR: Evet. Darbenin arkasında münafık bir sitem var. Onun için münafık karakterini çok iyi bilmek lazım. Bu millete bu sıkıntıları çektirenler münafıklar. Ama "her zorlukla beraber bir kolaylık vardır" diyor Cenab-ı Allah, “yine her zorlukla beraber bir kolaylık vardır." Bu darbe girişimi Türk milletinin müthiş lehine oldu. Kenetlenme ve birliktelik ruhunu çok artırdı, dindarlıklarını çok artırdı. Alenen Mehdiyet’e dönüştü. Genel görünüm alenen. “Mehdiyet nasıl olacak?” diyordu insanlar Allah bir gecede Mehdiyet’i oluşturdu. "Nasıl millet birleşir, nasıl kardeşlik ruhu olur?" diyorlardı. Allah bak onu bir gecede yaptı. Kimi vesile etti? Münafıkları vesile etti. Münafığa göre çok kötü bir şey yaptı o, oyun oynadığını zannetti. Halbuki Türk milleti onları oyuna getirdi. Allah oyunlarını başlarına geçirdi. Kendilerine göre çok akıllıydılar, çok kurnazdılar, çok zekice hareketler yaptılar. Ama Allah ahmak olduklarını onlara gösterdi. Ve Allah rezil rüsva etti. İki paralık etti Allah.

Münafık casuslukla tatmin bulur yani en çok beğendiği meslek casusluktur, muhbirliktir, hainliktir, hıyanettir, kahpeliktir. Anarşist ruhtur, kavgacı kişiliktir, uzlaşmacı olmamaktır, kilitlemeci olmaktır, kargaşacı olmaktır. Münafığın ruhu budur. Asla yatışmaz. O bir manyaklık, ruh hastalığı şeklinde devam eder. Gece gündüz karmaşa ve karışıklık ister. Bu Müslüman’ın hem aklını artırır, hem gücünü artırır, hem çalışkanlığını artırır, hem sevabını artırır, kalitesini artırır, zenginliğini ve gücünü artırır. Öbür türlü meskenet, içine kapanıklılık, gelişme zayıflığı olur. Yani münafık Müslüman’ın adrenalinidir, adrenalin etkisi yapar. Müslüman’a canlılık, aktivite ve güç verir münafık. Münafık kendi sisteminde çökerken, Müslümanda adrenalin etkisiyle Müslümanı güçlendirir, gençleştirir, dinçleştirir, aktif hale getirir.

Kalem Suresi 10 ve 13 Cenab-ı Allah diyor ki; “Şunların hiçbirine itaat etme:” Yani bir şey dedi mi tersini yap. Çünkü münafık mutlaka İslam’ın aleyhine bir şey söyler. Araya mutlaka bir pislik karıştırır. Yani on tane haksa söylediği, iki tanesi beş tanesi hak değildir, şeytanidir. “Şunların hiçbirine itaat etme: yemin edip duran…” Yani kendini Müslüman gibi gösteren. “Aşağılık” münafıklar çok aşağılık ve karaktersiz olurlar. “Alabildiğine ayıplayıp kötüleyen” İnsanları kötüler, bedeni ile alay eder, şehri ile alay eder, kasabasıyla alay eder, konuşmasıyla alay eder, bilgisiyle alay etmeye kalkar. “Alabildiğine ayıplayıp kötüleyen…” Yani manyaklık derecesindedir o. Çünkü kendini yüceltmek için buna ihtiyacı vardır. Kendini yüce görür, hâlbuki o pislik torbasıdır. Kokuşmuş bir pislik torbasıdır, bundan haberi olmaz. “Alabildiğine ayıplayıp kötüleyen, söz götürüp getiren” Yani muhbirlik, casusluk yapan. Küfre her türlü bilgiyi akıtan, aktaran. “Hayrı engelleyip sürdüren,” Müslümanlara mesela iltifat etmek istersin, edilmesini istemez. Bir hediye vermek istersin, verilmesini istemez. Güzel bir kitap çalışması yapmak istersin yaptırtmak istemez. İslam’ın yayılmasını istemez, Müslümanların başarılı olmasını istemez. “Hayrı engelleyip sürdüren, saldırgan” Münafık, çok küstah, kahpe ve saldırgandır. Her an saldırıya hazırdır. Her an adilik yapmaya hazırdır. “Olabildiğince günahkâr” Çünkü bütün hayatı günah, sürekli günah işliyor, sürekli şeytanlık içinde olduğu için. Bak, ayet devam ediyor; “Zorba” yani küstah, saldırgan. “Saygısız” Münafık saygı bilmez, öküz gibidir. Ama kendini de bayağı beğenir. “Kulağı kesik” Yani kaşar, pislik içerisinde pişmiş ve kaşarlaşmış. (Kalem Suresi, 10-13)

Naci Bey, Naci Sonakım, Naci Bey 21, sen Genelkurmay Başkanımızı sevmiyorsun ve ayıplıyorsun ama Türk milleti, beş milyon kişi alkışlıyor. Ankara'da milyonlarca kişi alkışlıyor. İzmir'de alkışlıyor. Bütün Türkiye onu alkışlıyor, seviyor. Ne diyorsun? Sevmiyorum. PKK da sevmiyor. Ed Hüseyinlerin takımı da pek hoşlanmıyor. CIA’in bazı elemanları da hoşlanmıyor. İngiliz derin devletinin bazı elemanları da hoşlanmıyor. Sen de hoşlanmıyorsun. Tamam, senin hoşlanmaman önemli değil. Biz Türk milleti olarak Paşamızı seviyoruz, çok değer veriyoruz. Baş tacı görüyoruz, kahraman olarak görüyoruz, yiğit olarak görüyoruz, kabadayı olarak görüyoruz, aslan olarak görüyoruz, koç yiğit olarak görüyoruz. Sen nasıl görüyorsan gör o bizi ilgilendirmez.

Bak Tayyip Hocam demiş ki; "Avrupa'dan daha uygar olacağız" demiş. Daha modern, daha kaliteli; güzel. Tayyip Hocam’ın bak bu konunun üstünde durmasını söyledim, çok önemli dedim. Allah razı olsun. Sık sık vurgulasın bunu sık sık.

“Allah rızası için çok sevdiğim Hocam, bugün Yenikapı'daki kalabalığı gördüğümde aklıma sizin söylediğiniz; Hz. Mehdi (a.s)’ın milyonlar önünde Peygamberimiz (s.a.v.)’in kılıcını kuşanmasını, hırkasını giyinmesini ve siyah sancağın açılması olayı geldi. Olaylar hep sizin söylediğiniz yöne gidiyor maşaAlah Hocam. Hocam Türkiye'yi işgal durumunda Kıbrıs'ta da savaş çıkma ihtimali var mıdır?" Tabii. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden Hüseyin Küspeci. Tabii adamların ciğerine oturdu Kıbrıs. İzmir'i işgal etmeyi düşünüyorlar, İstanbul'u, Antalya'yı. Yani Ege bölgesini işgal etmeyi düşünüyorlar. Yok, müsaade etmeyiz işte gösterdik. Bak dağ taş kabadayı kaynıyor. Buraya öyle tipler gelirse kaçarlar daha önce kaçtıkları gibi.

Münafık İslam’ın faaliyetlerini, Müslümanların çalışmalarını boğmak istiyor. Kuran’da bunu görüyoruz. Her konuda görev almak istiyor. Ama amacı tartışma, cedel, kilitleme, kavga, karışıklık çıkartma, huzursuzluk çıkartma. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’e vahiy kâtibi olmak için acayip gayret eden bir münafık var, acayip hırslı. Vahiy geliyor, vahyi unuttum diyor. Hatırlatıyorlar, bu sefer yanlış yazıyor. Başını sona, sonunu başa yazıyor yahut kelime çıkartıyor. Hatırlatıyorlar yine. Düzeltiyor. Amaç pislik, adilik yapmak, Müslümanları rahatsız etmek, huzursuz etmek. “Bu vahiy, o vahiy değildi” diyor. “Daha önceki vahiydi” diyor. Yani amaç Müslümanlara kuşku vermek, tereddüde düşürmek, oyun oynamak. Diyor ki; “Ben çok iyi yanında olan bir kardeşinim. Çok iyi mücadele ederim, çok iyi savaşırım.”    “Tamam” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), “gel” diyor. “Geleceğim de, ailem ne olacak? Evim açıkta” diyor “Zaten evini kurtarmak için gidiyoruz” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Senin çoluğunu, çocuğunu kurtaracağız. Bütün herkesin çoluğunu çocuğunu kurtaracağız. Evinde kardeşin dursun sen gel. Kardeşin var zaten o yeter” diyor. “Tamam” diyor, “geliyorum” diyor. Sen cihada katılacak zannediyorsun. “Ben çok özür dilerim de bir şey var, tam söyleyemedim özel söyleyebilir miyim?” diyor. “Buyur, ne?” diyorsun. “Ben savaşmayı pek bilmiyorum” diyor. Gösteriyorlar bu sefer. Kılıcı şöyle tutacaksın, kalkanı böyle tutucaksın. Veyahut kenarda okçu olursun. “Tamam” diyor, “o zaman oldu. Tamam sizinle geleceğim” diyor. “Yahu şu havanın sıcaklığına bak, bu sıcakta çıkılmaz ki” diyor. Bak hep züppelik ve ukalalık. Bak sinsi bir oyun var. Orada Peygamber (s.a.v.)’in Müslümanların ailesini düşünmediğini ima etmek istiyor. Hâlbuki Peygamber (s.a.v.) onu zaten düşünmüş, kardeşini oraya görev olarak vermiş. Savaştığını biliyor, çünkü adam daha önce birçok yerde savaşmış zaten. Kendi ifadesi de var ama lafı çeviriyor, ahlaksız ya. Sıcakta da her zaman ticaret yapmış, her yere gitmiş, her türlü faaliyette bulunmuş, sıcağı dinlememiş. Oranın insanı zaten alışık sıcağa. Sırf adilik, ahlaksızlık olsun, Müslümanları tereddüde düşürmek ve Peygamber (s.a.v)’i bunu düşünemeyen insan gibi göstermek. Yani detayları göremeyen insan. Kendini de detayları gören akıllı insan olarak göstermek. Yani kendince böyle o ahmak zekâsıyla aptalca zekâ oyunları yapıyor. Peygamber (s.a.v.) de tabii bunun farkına varmamış gibi yapıp onu idare etmek istiyor. O ahmak da akıl edilemediğini fark edilemediğini zannedip daha da coşuyor. Hâlbuki münafık Peygamber (s.a.v.)’in avcunun içinde zaten görüyor. Diyor Peygamberimiz (s.a.v.); “Sen sıcakta zaten her zaman ticaret yapıyorsun, kervanlarla gidiyorsun. En zor yerlerde bile çuvalları taşıyorsun, her şeyi yapan insansın. Akşama kadar bunu yaşıyorsun.” “İşte artık yapamayacağım” diyor. “Hava serinlesin öyle yapalım” diyor. Tamam, serinlikte yapalım. “Hava” bu sefer “çok soğudu ben hasta olurum” diyor. Alçak yani, bak kilitlemeci, sürekli kilitleme. Münafığın özelliği bu, açmaza sokmak, kilitleme, bir şeyi böyle nötr hale getirtmek ve etkisiz hale getirtmek. O ahmak kafasıyla şeytanın kuklası olmuş bir dessas, bir dessas-ı ahmak. Ama Müslüman onu işte her yerden kilitliyor. Ve her yaptığı adiliğe karşı tedbir aldığında Müslüman hem tecrübe kazanmış oluyor hem sevap kazanmış oluyor hem aklı artıyor hem sağlığı artar, sıhhati artar hem monoton bir hayattan kurtulmuş olur. Öbür türlü hayat monotonlaşır. Allah hayatı münafıkla canlandırır. Cihat azmi gelir mümine. Kalbine inşirah gelir, şevki artar müminin aklı artar münafığın olduğu ortamda. Öbür türlü meskenet, sükûnet, sakinlik meydana gelir. Münafığın olduğu ortamda müthiş bir aktivite olur, müthiş bir canlılık olur, şevk ve heyecan olur. Yani cihat heyecanı olur. Mesela bak bu münafıklar bunu yaptı. Bütün Türkiye’deki şu heyecana bak. Millet uyuyamıyor heyecandan. Şu kardeşlik duygusuna bak, şu şevke bak, şu sevgiye bak. Mesela Genelkurmay Başkanı’na duyulan şu sevgiye bak. Diğer partililere duyulan sevgiye bak. Muhalefeti de millet sevdi, iktidarı da sevdi. Sayın Bahçeli’yi bütün milyonlar bağrına bastı. Normalde Bahçeli ekarte edilecekti. Münafıklar Bahçeli’yi yok edeceklerdi, Allah vermesin. Yani manen öldüreceklerdi kendilerince, bak yapamadılar. Çıktı aslan gibi kükredi. Kim yaratıyor? Allah yaratıyor. Münafıkların tuzağını kim hazırladı? Zahirde münafık hazırlıyor. Yaratan kim? Allah’tır. Münafığın tuzağını başına kim geçirdi? Asker geçirdi işte polis geçirdi, halk geçirdi gibi. Allah geçirdi başlarına tuzaklarını. İnsanları vesile etti. Zahiren öyle görünür, batınında Allah’tır, gerçeğinde Allah’tır.

Mesela Milliyetçi Hareket Partisi’ni bölüp parçalamayı düşünüyorlardı. MHP daha güçlendi, daha bilendi. Cumhuriyet Halk Partisi milletle kaynaştı, büyük kitleler CHP’yi sevdi. Yani bayağı muhalif böyle kronik CHP zıtları vardı. Hepsi CHP’yi sevdiler. Bu Allah’ın verdiği bir nimet oldu. İşte münafıkların müminlere nasıl fayda verdiğini gördünüz mü? Öbür türlü meskenet, kavga, ayrılıklar gittikçe artarken bir anda bütün Türklük âlemini, İslam âlemini birbirine adeta kaynaştırdı. Kurşunla kaynatılmış bina haline geldi millet. Kuran’daki ifade meydana gelmiş oldu. Saf bağladılar millet, Kuran’ın ifadesi oluşmuş oldu.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yazılarınız hakkında bilgi vermek istiyorum Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Suudi Arabistan’ın ilk İngilizce gazetesi olan ve Suudi Arabistan’ın yanı sıra Ortadoğu genelinde de dağıtımı yapılan Arap News Gazetesi ve internet sitesinde “Türkiye hakkında birkaç kilit soru” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda; 15 Temmuz darbe teşebbüsü ve sonrasında Avrupa’dan Türkiye’ye tek bir taziye ziyareti dahi gerçekleşmemiş olması konusunu, Avrupa’nın tavrını eleştiriyorsunuz. Rusya ile iyi ilişkilerin öneminden bahsediyorsunuz. Türkiye’nin tüm dünya ile mutlaka iyi ilişkiler içerisinde olmasının önemli olduğunu, Türkiye’nin sadece stratejik varlığı ile değil milletiyle de önemli bir müttefik olduğunu hatırlatıyorsunuz.

Katar’ın ilk İngilizce günlük gazetesi Gulf Times’da “Sığınmacıların Türk Vatandaşlığına Geçmesi Bir Kayıp Değildir” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda; uygulanacak yöntemler ne olursa olsun Türk hükumetinin amacının, ülkedeki tüm sığınmacıların mağduriyetlerini gidermek olması gerektiğini anlatıyorsunuz. Bu güzel tavrın İslam ahlakının ve Türk adetlerinin bir gereği olacağını vurguluyorsunuz.

Suudi Arabistan’ın önde gelen Arapça günlük gazetesi Mekke Newspaper’da “Savaşma arzusu nasıl dizginlenir” başlıklı yazınız yayınlandı. Ve Katar’ın en büyük gazetelerinden Al-Raya ’da “Cesur Türk halkı darbeyi nasıl püskürttü?” başlıklı makaleniz yayınlandı maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Birinci okuduğun gazeteyi bir daha oku.

KARTAL GÖKTAN: Suudi Arabistan’ın ilk İngilizce gazetesi olan ve Suudi Arabistan’ın yanı sıra Ortadoğu genelinde de dağıtımı yapılan Arap News Gazetesi ve internet sitesinde “Türkiye hakkında birkaç kilit soru” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda; 15 Temmuz darbe teşebbüsü ve sonrasında Avrupa’dan Türkiye’ye tek bir taziye ziyareti dahi gerçekleşmemiş olması konusunu eleştiriyorsunuz. Rusya’yla iyi ilişkilerin öneminden bahsediyorsunuz. Türkiye’nin tüm dünya ile mutlaka iyi ilişkiler içerisinde olmasının önemli olduğunu, Türkiye’nin sadece stratejik varlığı ile değil milletiyle de önemli bir müttefik olduğunu hatırlatıyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Güzel. Dünya çapında böyle damla damla anlattıklarımız sonunda göl oluyor. MaşaAllah, ne güzel.

Evet, Fikret bir şeyler anlat yine dinleyelim.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Devlet Bahçeli mitingde çok güzel bir konuşma yaptı Adnan Bey. Şunları söyledi; “Fethullah Gülen fitne ve münafıklıkta rekor kırdı. Ancak göğsümü kabartacak bu ihtişamlı coşkudan görüyorum ki yeni bir dirilişin müjdesini verdiniz. Müştereklerimiz farklılıklarımızdan daha fazla. Birliğimizi kararlı şekilde korumalı, kutuplaşmaları bıçak gibi kesmeliyiz. Kökünüz, kökeniniz, mezhebiniz ne olursa olsun vatanım milletim bayrağım ve mukaddesatım demek için Yenikapı’yı doldurdunuz. Bu ruh devam ettiği müddetçe hiçbir hain bize yanaşamayacaktır. Yeni bir sayfa açalım, milli bir uzlaşma ile geleceğin haritasını çizelim. Yeni manda özlemlerine geçit vermeyelim. Boğazın sularına gömülmüş kraliyet donanması, tarihsel hesabı görmek için sabırsızdır. Bugün yaşadıklarımızın kökü geçmiştedir. Türklüğe gerçekleşen musibet saklandığı yerden tekrar doğrulmuştur. Biz kesrete yüz çevirip vahdet denizine hep birlikte açılırsak bizi kimse yenemez” dedi.

ADNAN OKTAR: Ne güzel konuşmuş Sayın Bahçeli. “Kapıyı açar, insanların bayraklarla dolu olduğunu görür” diyor. “Ellerinde bayraklar olan insanlarla dolu olduğunu görür” diyor. Bak kapı, Yenikapı. Çok manidar değil mi? “Kapıyı açar, insanlar onu ellerinde bayraklarla karşılar” diyor. “Bayraklarla dolu olur etraf” diyor. Bayrağa çok dikkat çekilmiş ahir zamanda. Hakikaten her yer dolu ama kapı açılır sözü çok acayip. Yenikapı’ya işaret ediyor gibi değil mi?

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Mitingde vatandaşlar idam isteriz diye bağırınca Sayın Erdoğan şöyle cevap verdi; “Şu an burada siyasi partilerin liderleri var. Bu kararı verecek olan meclis olduğuna göre ve talebinizi duyduklarına göre onlar bu kararı verirlerse ben bu kararı peşinen onarım. O gece Vatan Caddesi’nde ikiye bölünen bir kardeşimizi ve başı kongre binasının üzerinde uçmuş şekilde olan hanım kardeşimi gördükten sonra; yok, Avrupa Birliği’nde idam yokmuş, şuymuş, buymuş, Amerika’da var, Japonya’da var, Çin’de var. Orada oluyor da biz de niye olmuyor?” diye sordu.

ADNAN OKTAR: Ama şimdi idamla müebbedin arasında bir fark yok yani. Zaten adam birkaç metre kare bir hücrenin içerisinde ömür boyu yaşayacak. Yani idam onun için bir kurtuluş ama orada ömür boyu her gün ölecek o. Yani bütün mesele güçlü Türkiye’de, imanlı Türkiye, kararlı Türkiye ve İslam âlemiyle birleşmiş, Rusya’yla da bu anlamda birleşmiş, büyük birliğin içerisinde lider olmuş Türkiye çok önemli. Yoksa yani adamı asarsın, arkadaşları falan vardır, çevresi vardır. Onlar onun bıraktığı kirli mirası devam ettirebilir. Bazı vakalarda, bazı kişilerde bunu görüyoruz. PKK, mesela sürekli her gün öldürülüyor. Öldürmek bir çözüm değil, fikir çözümdür. Sahte Mehdiyet’e karşı gerçek Mehdiyet çözümdür. Sahte Mehdiyet’e karşı sen Mehdi yok dersen, sahte Mehdiyet, gerçek Mehdiyet’miş gibi kendini kabul ettirmeye çalışır. Sahte Mehdiyet’in çözümü gerçek Mehdiyet’tir. Allah onun yolunu göstermiş, bir tane yolu var.

Bakara Suresi, 14’te münafıklar “İman edenlerle karşılaştıkları zaman: “İman ettik” derler.” “Biz elhamdülillah Müslüman’ız. Ben mümin bir insanım” diyor. “Ben yani kusur, eksiklik bunu asla kabul etmem” diyor. Bak, “İman edenlerle karşılaştıkları zaman: "İman ettik" derler.” Yani Müslüman gibi gösteriyor. “Şeytanlarıyla” iblisleriyle “baş başa kaldıklarında ise” Nasıl baş başa kalır? Telefonda, internette veyahut yüz yüze. “Derler ki: "Şüphesiz, sizinle beraberiz. Biz (onlarla) yalnızca alay ediyoruz.” Yani Müslüman gibi görünüyoruz derler diyor Allah, Bakara Suresi, 14’te. “(Allah,) Gözlerin hainliklerini” yani o pis iğrenç bakışlarını “ve göğüslerin sakladıklarını” o gizli hinlikleri, alçaklıkları, Allah bilir diyor. (Mü’min Suresi,19)

CAN DAĞTEKİN: Bukalemun örneğini vermiştiniz Hocam.

ADNAN OKTAR: Evet. Münafık içten pazarlıklı oluyor. Sakin bir görünüm vererek kendince Müslümanları kandırdığını zannediyor; hâlbuki çok ahmaktır. Münafık çok çok yani abartılı şekilde ahmaktır. Ama içinde fırtınalar kopar münafığın. Ağzından kin taşar. Allah diyor; kalplerinde olan çok daha şiddetlidir. Müslümanlara karşı ağızlarından lağım kusarlar yani müthiş bir nefret. İnsanlara karşı müthiş bir nefret vardır. Fakat işte derin devlet mensuplarına karşı, güce karşı hâşâ Allah’a tapar gibi taparlar. Çok saygılı ve hürmetlidirler. Bütün İngiliz derin devletinin yalakalarına bakıyorum, İngiliz derin devletinin hampalarına, yağcılarına karşı acayip hürmetkâr, boyun eğici, baş eğici, son derece saygılı, sadık ve çalışkanlar. Müslümanlara karşı da tam tersi; kahpe, kalleş, kindar, nefret dolu ve mümkün mertebe İslam’a zarar vermeye çalışan ama hiç fayda vermemek için direnen aşağılık mikroplar olduğunu görüyoruz.

İbrahim Tatlıses demiş ki; “Allah emir vermediği için darbe olmadı. Eğer Allah emir verseydi darbe olurdu” demiş. Onu defalarca anlatmıştık darbe günü de, Tayyip Hocam da bu konuları vurguladı. Bütün güç Allah’ın elindedir.

Sayın Bahçeli’nin ifadelerini bir daha okusana.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Bahçeli; “Fethullah Gülen, fitne ve münafıklıkta rekor kırdı. Ancak göğsümü kabartacak bu ihtişamlı coşkudan görüyorum ki yeni bir dirilişin müjdesini verdiniz. Müştereklerimiz farklılıklarımızdan daha fazla. Birliğimizi kararlı şekilde korumalı, kutuplaşmaları bıçak gibi kesmeliyiz. Kökünüz, kökeniniz, mezhebiniz ne olursa olsun vatanım, milletim, bayrağım ve mukaddesatım demek için Yenikapı’yı doldurdunuz. Bu ruh devam ettiği müddetçe hiçbir hain bize yanaşamayacaktır. Yeni bir sayfa açalım. Milli bir uzlaşmayla geleceğin haritasını çizelim. Yeni manda özlemlerine geçit vermeyelim. Boğazın sularına gömülmüş Kraliyet donanması tarihsel hesabı görmek için sabırsızdır. Bugün yaşadıklarımızın kökü geçmiştedir. Türklüğe gerçekleşen musibet, saklandığı yerden tekrar doğrulmuştur. Bir kesrete yüz çevirip vahdet denizine hep birlikte açılırsak bizi kimse yenemez” dedi.

ADNAN OKTAR: Bak, güzel insanı görüyor musun? Kraliyet donanması dediği nedir? İngiliz derin devleti. “Eski planlarını halen yürürlükte kabul edip uygulama azmindeler” diyor. İngiliz derin devletini güzelce açıklamış.

KARTAL GÖKTAN: Mitingden bir görüntü vardı Adnan Bey. Bu resimde sağdaki kişi Süryani Ortodoks kilisesi ruhani lideri, ortada Abdullah Ustaosmanoğlu Hoca, solda da Türk-Musevi cemaati liderlerinden.

ADNAN OKTAR: Çok güzel. Mahmut Hoca cemaatinin lideri sayılacak bir insan, Mahmut Hocamız’ın herhalde çok yakını anladığım kadarıyla.

KARTAL GÖKTAN: Evet, amcasının oğlu.

ADNAN OKTAR: Amcasının oğlu, yani o cemaati temsilen, Mahmut Hocamız’ı temsilen gelmiş. Bak, bir tarafında Ermeni, bir tarafında Musevi. Darbenin münafıkça atağına milletin cevabını görüyor musun? Karşılığı İttihad-ı İslam oldu. Ve bu İttihad-ı İslam’ın güzel bir uygulaması. Bak, Ermeni ve Musevi ve ortasında gelenekçi İslam anlayışında bir değerli kardeşimiz.

Evet, şimdi kısa bir ara verelim. Devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

Masaüstü Görünümü