Harun Yahya

Sohbetler (8 Ağustos 2016; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

ADNAN OKTAR: Selam. Ne anlatıyordun?

HAKAN KURTUL: Görsel hafıza Hocam.

ADNAN OKTAR: İnsan tabii çok harikulade bir varlık. Her şey acayip. Meyveler acayip, insan acayip, hayvanlar acayip. Hayvanın bir tüyü bile acayip. Hayvanın bütün özellikleri, milyonlarca özellik tüyün içinde kodlu. Yani bu akıl alacak gibi değil. Yani insan aklı gaflete çok açık. Bir insanın saçında insanın aynısı var, tıpkısının tıpkısı.

Fethullah Gülen daha hala bir şey söylemedi değil mi o şehit olan insanlara yönelik? İnanılır gibi değil. Arkasından da şefkatten, merhametten, cebabireden işte zulümden bahsediyor. Çocuklar, gençler, yaşlılar tanklarla ezildi. Otomatik silahla taradılar havadan. Yüzlerce genç ya say say bitmiyor. “Bu zulümdür bu, yapanlar alçaktır” desene? Hayır, ne suçu var? Sivil adam sokağa çıkmış, “En büyük asker bizim asker” diyor. “Bizim evladımızsınız, kışlanıza dönün” diyorlar. Avrupa da kınamıyor. Hayret edecek şey. Boydan boya Avrupa kınamıyor. Yani “Bu bir zulümdür, bunu yapanlar zalimdir. Bu insanlara karşı çok gaddarca, acımasızca, sadistçe davranıldı” demiyor.

Etiket yapalım. “Vatan Sevgi Birlik” öyle diyelim.

Bak diyor ki Trakya delikanlısı; “O an asker olsam vatandaşı değil o hain komutana yönelirdim” diyor. “Ve onu tevkif ederdim” diyor. Aferin.

Amerika da darbeyi üç saat boyunca kınamadı. Yani anlamı çok kötü.

KARTAL GÖKTAN: Dün Siirt’te bir askerimiz şehit olmuş, dört asker yaralanmıştı. Şehit olan askerimizin Uzman Çavuş Yunus Emre olduğu öğrenildi. Askerimizi şehit eden teröristler kaçmışlar ve hala bulunamamışlar.

ADNAN OKTAR: Yunus Emre; sen çok nurlusun sen. Ağabeyinin kuzusu, canı. Cennet seninle güzelleşiyor. Ne mutlu sana. Bak biz Resulullah (s.a.v.)’den uzaktayız, sahabelerden uzaktayız, peygamberandan uzaktayız. Sen bir saniyenin içinde onların yanına gittin. Biz burada kaldık, sana gıpta ediyoruz haliyle. Allah anana babana uzun ömür versin. Allah şehadetini makbul etsin.

Ağaçlar baharda gelin gibi süsleniyor. Çok tatlı çiçekler yani acayip güzel. Gayretleri felaket, müthiş bir gayretleri var hepsinin. O kadarla bitecek zannediyorsun. Bu sefer meyveler gelmeye başlıyor. Hepsi tatlı, vitaminli, mineralli. Bir de zibil gibi yani. Bir de her sene daha çok veriyor. Yani dal budak geliştiği için daha da fazla veriyor. Daha da kalitesi artıyor. Büyüdükçe, kök sistemi geliştikçe kalitesi de artıyor. Bir de içinde hediyesi, çekirdeği. Yani hani “Meyve bitti diye tedirgin olma. Bunu toprağa koyarsan bir tane daha benden olur. Yine oradan da bol bol yersin” diyor. İstediğin gibi ye, iç.

İBRAHİM AKMUGAN: Çekirdek de sağlam bir muhafaza içinde oluyor.

ADNAN OKTAR: Evet. Yani öyle bir sertlik ki hayret edecek şekilde. Ağacın sertliğiyle orantılı değil. Kayısı da, şeftali de değil mi?

Fethullah Gülen’in Nurettin denilen talebesi diyor ki; “İngiliz derin devleti vesilesiyle İslamiyet yerine Mevleviliğin konulmak istendiğini biliyorum” diyor. Hakikaten de kitaplar, eserler her yerde Mevlevilik esas alınıyor. Bütün Avrupa’da da Mevlevilik, bütün ateistler, homoseksüeller, İslam-Kuran karşıtları hep Rumi.  

5 Ağustos röportajında Fethullah Gülen; “O taşlardan hiçbiri bize isabet etmeyecek. O taşlar dönecek, kim tarafından atılıyorsa onların başına inecektir. Ama bu kaderi bir planla bize ait bir mesele değil. zalimler er geç yaptıklarının cezasını görecektir. Kirlettikleri dünya içinde boğulup gideceklerdir. Etrafı kan gölü haline getirdikleri, gözyaşı feryatları haline getirdikleri o derya içinde onlar boğulacaktır.” Sen bunu PKK’ya söyle. Amerika’ya söyle, bak Amerikan derin devletine söyle. Irak’ta Müslümanları gece gündüz havadan bombalıyor. Suriye’de Müslümanları havadan bombalıyor. Zalimler ortada. Sen o zalimlere tavır al. Oluk oluk Müslüman kanı akıtıyorlar. Taşlardan hiçbiri isabet etmez olur mu? Etti. Bütün okullar kapandı, bütün faaliyetler durdu. Yani nasıl anlamazdan geliyorsun? Böyle miydi Fethullah Gülen hareketi Türkiye’de? Yerle yeksan oldu. Niye anlamazsan geliyorsun? İsabet etmez olur mu? Çok büyük felaket geldi. Yani bir şey olmadı mantığı yanlış. Felaket oldu. Hiç kimse ortada yok, hiçbir faaliyet yok. Nasıl gelmez? Bütün iş yerlerin kapanmış, bütün okulların kapanmış, bütün hastanelerin kapanmış.

GÖKALP BARLAN: Yoksa öyle beddua etmezdi Hocam.

ADNAN OKTAR: Tabii yani müthiş öfkelenmişsin. Her yer, her şey kapanmış. Televizyonlar, radyolar, internet siteleri değil mi, her şey. Fethullah Gülen, tabii ona bir taş isabet etmedi, kendisi rahat. Ama burada yakınları falan hep hapisteler, gözaltındalar. Ve Türkiye’de adeta yaşayamayacak haldeler. Yani ticaret yapamıyorlar, okul açamıyorlar, hiçbir şey yapamıyorlar. Bunu anlamazlıktan gelmenin bir alemi yok. Ben otuz kere dedim. Bak, bu Mehdiyet’i karşına alma. Mehdiyet’e tavır alma, uğursuzluk getirir dedim. İsa Mesih’in gelişini reddetme, uğursuzluk getirir dedim. Bu Mevleviliğe yanaşmayın dedim, bu Rumiliğe yanaşmayın. İngiliz derin devletinden uzak durun dedim. Yani burada sözümüzü dinlemek yerine tam tersine. Finans firmaları, bankaları, her şeyi kapandı. “Hiçbir şey yok” diyor, “taş bize değmedi.” Değmez olur mu? O öfkeyle zaten öyle bütün gücünle bağırarak dua ettin. Kardeşim söz dinlesene. Risale-i Nur’a dön. Risale-i Nur’u açık açık anlat. Bediüzzaman’dan utanma, onur duy. Adını ağzına dahi almıyorsun. Ne zorunuz? Ve daha hala düzeltmedi. Israrla söylüyorum. Pişman olduğunu söyle. Yani tabii bu suçu kaldırmaz. Kanun hukuk belirler bunu ayrı mesele. Fakat de ki; “Yapılanlar bir alçaklıktır, zulümdür” de. Çocukların resimleri çıkıyor, kabadayıların, delikanlıların. Bir tane, on tane, yüz tane değil. Kadınlar, çocuklar, asker, polis. Yani bu adamların alçak ve kahpe olduğunu söylemen gerekir. Ve silahsız adama kabadayılık yapmaya kalkıyor. Bu alçaklıktır, korkaklıktır, köpekliktir. Ama ben tabii mazlum askerlerimizi tenzih ediyorum. Çünkü çocukların hakikaten haberi yoktu. “PKK’yla operasyon var, oraya götürdük” diyorlar. Sahtekarca yalan söylemişler. Yalancılık da eklendi oyunbazlıklarına. İşte “IŞİD’çiler ayaklanacak, onun için tedbir aldık” falan çocukları kandırmışlar. Çocuklar bir türlü olayın farkına varamadılar. Tanktan çıkıyor, anlamıyor ne olduğunu. Mesela çocuk gözleri fal taşı gibi açılıyor, televizyondan duyduğunda. Hayretler içinde kalıyor. Oyun oynandığını bilmiyor. Zaten zemininiz yok.

Nasr Suresi, 2’de; “Ve insanların Allah'ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde” Şeytandan Allah’a sığınırım. Ve raeyte: ve sen gördün, gözünle gördün.  En nâse: insanlar. Yedhulûne: girerler. Fî dîni Allâhi: Allah’ın dinine. Efvâcen: grup grup, bölük bölük, parti parti. İslam’ın hükümlerini toptan uyguladıklarını gördüğünde. Yani İslam’ın hükmü nedir? Birlik, beraberlik, kardeşliktir. Ama bak diyor ki; “Parti parti, grup grup insanların Allah’ın dini için birleştiğini gördüğünde.” Bak, 5 milyon insan birleşti.

KARTAL GÖKTAN: Miting alanının uydudan çekilmiş bir görüntüsü vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah, kırmızı bayraklar her yerde. Bir kuğunun uçması gibi olmuş değil mi görüntü? Bak başını uzatmış, kanatları var görüyor musun? Öyle olmuş. Güzel bir görüntü olmuş.

Mekke, Medine, Kudüs Cenab-ı Allah buraları mübarek kılmış. Bekke diye geçiyor Kuran’da. Kudüs-ü Şerif. Kudüs mübarek bir beldedir. İsmi bile insanın içini açar. Kudüs, Ruh-ül Kudüs. Peygamber mezarları oradadır. Bütün peygamberlerin geldiği bir yerdir. İttifakla geldikleri bir yer Kudüs, bütün peygamberlerin. Resulullah (s.a.v.) dâhil.

Fikret, münafıklarla ilgili bir şeyler anlatacaksın değil mi kitaptan?

KARTAL GÖKTAN: Tabii Adnan Bey, hemen.

ADNAN OKTAR: Münafikun ve münafikat, kâfirun ve kafirat. Allah’ın Müslümanları yüceltmekte kullandığı iki taifedir. Münafık ve kâfir olmadığında Müslüman cennete giremiyor. Münafık ve kâfir sayesinde makamı yükseliyor. Mesela Resulullah (s.a.v.) zamanında, Resulullah (s.a.v.)’ın yanında dokuz yüz kişilik Müslüman grubu var. Üç yüzü münafık. Resulullah (s.a.v.) yanından uzaklaştırmıyor çünkü o münafıklarla birlikte yaptığı cihat daha zor olduğu için daha çok sevap kazanıyor. Çünkü uzaklaştırsa fitne fücur, pislik çıkaracak. Daha azacak. Ama gözünün önünde olduğunda yine pislik yapıyor ama kontrol edilebilir oluyor. Gözünün önünde olmuş oluyor yani. Münafık görünmezliğini kaybetmiş oluyor kısmen. Yoksa münafık Müslümanların içinde de Müslümanların aleyhine faaliyet yapar. Hatta Peygamberimiz (s.a.v.)’e bakışları nefret dolu. Diyor ki “Neredeyse seni gözleriyle devirecekler” münafık güruh, böyle baktıklarında nefret dolu bakıyorlar. Bakışlarıyla Peygamber (s.a.v.)’e kendilerince kötülük yapacaklar. Resulullah (s.a.v.) anlamaz gibi tavır gösteriyor ama Cenab-ı Allah vahiy ile bildiriyor. “Allah gözlerin hainliklerini bilir” diyor başka bir ayette. Hainane bakıyor yani nefretle bakıyor, ama biz Müslümanız diyor. Resulullah (s.a.v.)’ın yanında olmaları Resulullah (s.a.v.)’ın makamını daha yükseltir; çünkü münafıksız bir toplumla yapılan cihat, sevabı az olan cihattır. Ama münafıklarla iç içe yapılan bir cihadın sevabı çok yüksektir. Peygamberimiz (s.a.v.)’in yanında hiçbir şeye karışmayan, peygamberi seyreden istihbaratçı bir ruhtaydı münafıklar. Sadece Peygamber (s.a.v.)’in açığını görmeye çalışıyorlardı yani aleyhine ne kullanabilirler, nerde aleyhte bir konuşma yapabilirler. Hangi sözü değiştirip hangi şekilde insanlara anlatırlarsa fitne çıkarabilirler. Onun için o gözlemci tavırlarından dolayı ve içlerinde de kin ve nefret olduğu için bakışlarının iğrençliğini fark etmiyordu münafıklar. Sinsi sinsi pislik bir karakterle yandan yandan Peygamber (s.a.v.)’i izliyorlardı ve ona sorular soruyorlardı. Konuşturmaya çalışıyorlardı. Ağzından sır almak, Müslümanların aleyhine bir bilgi alabilmek. Bilmediğinden değil yahut öğrenmek istediğinden değil, alçaklığından. Konuşturacak ki o konuşma arasında aleyhte neler bulabilir neleri kullanabilir onu tespit etmek. Amacı bu. Ve hareketlerini de izliyor Peygamber (s.a.v.)’in. Mesela yemesini, içmesini, oturmasını, kalkmasını ki aleyhinde bir şey bulsun. Yani eleştirecek bir şey bulsun. Resulullah (s.a.v.) da ses çıkartmıyordu onlara.

Resulullah (s.a.v.) münafıkların içerisinde adeta böyle onlarla oynadı yani. Bir satranç maçı gibi onlarla oynadı. Onlar hamle yapıyor Peygamberimiz (s.a.v.) hamle yapıyor. Onlar hamle yapıyor Peygamberimiz (s.a.v.) hamle yapıyor. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’e öküz gibi bakıyorlar bakarken, münafıklar. Tam hayvan yani böyle boş, sığır gibi bakıyorlar. Neden? O anda melanet düşünüyor. Pislik düşünüyor. Dalıp gidiyor zaten, bakıyor baktığını da unutuyor. Kilitlenip kalıyor mesela dört dakika beş dakika ne ahlaksızlık yapacağını düşündüğü için, kilitlenip o şeytani modda kalıyor. İşte “Allah gözlerin hain bakışını bilir” dediği odur ayette. Resulullah (s.a.v.)’ın onlarla yaptığı mücadeleyi gören Müslümanlar Resulullah (s.a.v.)’i daha çok sevdiler. Çünkü münafık olmadan yapılan mücadeledense münafıkla yapılan mücadele daha makbul olduğu için Resulullah (s.a.v.)’ın sabrını, iradesini, aklını, yeteneğini gördükleri için müminler hayran kaldılar Resulullah (s.a.v.)’a. Allah’ın ona verdiği vahyi ve ilhamı gördüler sevinç duydular. Sabretti. Mesela üç yüz münafığın hepsini gönderebilirdi, göndermedi sabretti. Münafıklar kendi kendilerini rezil ettiler. İslam’a zarar veremediler kendilerini aşağılamış oldular. Bütün insanlara ne kadar alçak ve ahlaksız olduklarını alenen gösterdiler. Resulullah (s.a.v.)’ın güzel ahlakıyla onların ahlaksızlığı aptallığı ve akılsızlığı zıtlık meydana getirdi. Akıllı bir insanın nasıl güzel olduğu görüldü. Alçaklarla kaliteli insan arasındaki fark bütün keskinliğiyle ifşa olmuş oldu Allah tarafından. Onun için Müslüman için münafık bir yükselme taşıdır. Müslüman onun üstüne basar yükselir. Münafığın ahlaksızlığı da Müslüman’ın Peygamber (s.a.v.)’in güzel ahlakı müthiş bir zıtlık meydana getirdiği için, zıtlık da insanın çok hoşuna gider. Mesela simsiyah gözün yanında bembeyaz yaratıyor Allah gözün akını. İki zıtlıktan güzellik meydana geliyor. Simetriyi yaratıyor; güzellik meydana getiriyor. Mesela elması siyah kadifenin üstüne koyarsan cayır cayır parlar. Ama kumun içine atarsan elması bulamazsın. Kaybolur gider, ama ışık verirsen siyah kadifenin üstünde… İşte siyahlık münafıklar ve kâfirlerdir. Elmas müminlerdir. Işık da nurdur, ışıkta da pırıl pırıl parlar mümin. Mesela Resulullah (s.a.v.) için diyebilirlerdi münafıkları niye uzaklaştırmadı? Sabrın, çilenin ve aklın ortaya çıkması için münafıklarla iç içe, kâfirlerle iç içe bir hayat var. Resulullah (s.a.v.) Ukaz Panayırı’na gitmez ağzına kadar demesen bile çoğu kâfir, fasık, alaycı, derin devlet mensuplarıyla dolu. Kendisi gidiyor bizzat. Gidip konuşuyor. İslam’ı anlatıyor. İstese hiç uğramaz.

Benim makalelerimden bahset bir Fikret önce.

KARTAL GÖKTAN: Tabii. Uluslararası basında yakından takip edilen ve geniş bir okuyucu kitlesine sahip Rusya’nın en köklü internet gazetelerinden Pravda’nın Rusça ve İngilizce haber sitesinde; “Türkiye ve Rusya için heyecanlı bekleyiş” başlıklı makaleniz yayınlandı. Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan ve Putin arasında yarın gerçekleşecek olan görüşmeden beklentilerinize yer verdiğiniz yazınızda aynı zamanda Suriye sorunu için yapılabilecekler, Türkiye ve Rusya dostluğunun ve işbirliğinin önemi üzerinde duruyorsunuz.

Washington’da yayınlanan Capital Hill bölgesinde günlük tirajda bir numara olan Amerikan kongresi ve Cumhuriyetçiler tarafından yakından takip edilen sadece politik gazete The Hills’de “Türkiye’nin zorlu gecesinde müttefikimiz Amerika” başlıklı makaleniz yayınlandı. Dostluğun sevgiyi ve kardeşliği temsil ettiğini, siyasi çıkarların bir kenara bırakılması demek olduğunu vurguluyorsunuz. Türkiye’nin Amerika’dan böyle bir beklentisi olduğunu, zor günde Türkiye’nin yanında yer almasının güzel olacağını ifade ediyorsunuz. 

Merkezi Belçika’da bulunan aylık ziyaret sayısı dört milyonu bulan Sasa Post haber sitesinde “Sosyal medyanın Türkiye’deki darbe kalkışması üzerindeki beklenmedik etkisi” başlıklı makaleniz yayınlandı.

Adnan Bey ayrıca son aylarda Rusya, İsrail, İran ve Suudi Arabistan’ın önde gelen gazetelerinde çok önemli makaleleriniz yayınlanıyor. Bu makalelerinizden bazılarının başlıklarını okumak istiyorum. Ortadoğu’nun önde gelen İngilizce gazetelerinden biri olan Arap News’te “Avrupa Birliği Brexit,” “İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden çıkma kampanyası ve Türkiye”, “Doğudaki terör ne kadar önemli”, “Komünizm Avrupa’yı hiç terk etmedi ki” ve “Demokrasinin büyük zaferi Türkiye” makaleleriniz yayınlandı.

İran’ın önde gelen İngilizce günlük gazetelerinden Tehran Times’ta “Türkler için en uzun gece” “Allah’ın hizbi kazanacak” başlıklı makaleleriniz yayınlandı.

Rusya’nın en köklü internet sitesi Pravda’da “Rusya’nın sağlam müttefiki İslam dünyası” ve “Türkiye’deki darbe girişimi hakkında merak ettikleriniz” başlıklı makaleleriniz yayınlandı.

İsrail’de bulunan ve Facebook’ta altı yüz yetmiş bin takipçisi olan Jerusalem Online haber sitesinde “Museviler hakkında yanlış anlaşılmaların önüne geçilmesi aciliyeti”, “Türk İsrail ilişkilerinde gayretlerimiz meyvesini vermeye başladı” makaleleriniz yayınlandı.

İsrail’den yayın yapan Channel 9 TV web sitesinde “Türk İsrail ilişkilerinde gayretlerimiz meyvesini vermeye başladı” ve “Yanlış bilinen Siyonizm korkusu” başlıklı makaleleriniz.

Her ay dört nokta dört milyon ziyaretçi alan dünyadaki ve Los Angeles’taki en büyük Musevi haber sitesi ve aynı zamanda basın ve yayın organı olan Jewish Journal’da “Türkler ve Museviler arasındaki unutulmayan geçmiş” başlıklı makaleniz yayınlandı.

Suudi Arabistan’ın önde gelen Arapça gazetesi Mekke Newspaper’da “Avrupa’da vahim tablo” “Avrupa Birliği Brexit ve Türkiye” “Doğudaki terör ne kadar önemli?” ve “Medeniyetin beşiği Endülüs’ten günümüzden dersler” başlıklı makaleleriniz yayınlandı.

Son olarak İsrail’in önde gelen haber sitesi The Times Of Israel’in Fransızca yayınında ise “Yanlış bilinen Siyonizm korkusu” ve “Türkler Museviler ve unutulmayanlar” başlıklı makaleleriniz yayınlandı.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

Ankara’da gece saatlerinde üç mahallenin elektrik kaynağını sağlayan modüler servis trafolarının kablolarını kesen şüphelilere yönelik çalışmalarda üç kişi yakalanmış. Olayla ilgili iki şüpheli de aranıyormuş. İşte bu tip pislikleri rezillikleri yapabilirler. Milletimiz uyanık olsun,  halk uyanık olsun. Polis teyakkuzda olsun. Bizim milletimize bundan sonra uyku olmaz. Artık Ashab-ı Kehf uyandı. 15 Temmuz’da Ashab-ı Kehf uyandı. Üç yüz yıllık uykudan uyandı. Bundan sonra milletimizin gözü de gönlü de keskindir. Her yeri her olayı göreceğiz. Her şeyi yakalayacağız. Bundan sonra bize oyun oynayan kim varsa anında üstüne çökeceğiz.

Evet, Fikret dinliyorum seni.

KARTAL GÖKTAN: Kitaptan okuyayım mı?

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: “Münafığın Küfürle Kirli İttifakı: Ajanlık ve Casusluk. Münafıklar, inkar edenlere hayranlık duydukları ve onlar arasında yer edinmeye çalıştıkları için, onların dostluğunu kazanabilmek uğruna gereken her şeyi yapmaya hazırdırlar. İşte gözlerinde büyüttükleri bu insanların güvenlerini kazanıp onların dünyalarında iyi bir yere gelebilmek için başvurdukları en kirli yöntemlerden biri de, "Müslümanlar aleyhinde ajanlık ve casusluk faaliyetleri" yapmalarıdır.

Tarih boyunca Müslüman devletler üzerinde oynanan oyunlarda, kimi devletlerin yıkılmasında, zayıflatılmasında ya da kargaşaya sürüklenmesinde de yine hep, bu toplumlar içerisinde sinsice faaliyet gösteren münafıklar rol almıştır. Kendilerini Müslümanların safındaymış gibi tanıtan bu ikiyüzlü insanlar, inananlar aleyhinde yıkıcı eylemler yapmak isteyen inkarcılara her türlü desteği sağlamışlardır.

Münafıklar tüm bu istihbarat faaliyetlerini adeta şeytani bir dürtüyle gerçekleştirmişlerdir. Ruhlarındaki dünya hırsını, küfre olan hayranlıklarını ve insanların gözüne girebilme arzusunu gören şeytan, münafıklarla adeta derin bir transa geçer ve şeytanın ilhamıyla münafıklar, artık küfre istihbarat sağlamayı kendilerince 'kutsal bir görev' olarak görmeye başlarlar. Müslümanlardan gizli ve sinsice bir şeyler yapmanın ve bunun sonucunda da gizli menfaatler elde edebileceklerini ummanın verdiği heyecan, münafığın ruhunda şeytani bir haz oluşturur. Kuran'da şeytandan Allah’a sığınırım “Arada bocalayıp dururlar. Ne onlarla, ne bunlarla…” (Nisa Suresi, 143) ayetiyle bildirildiği gibi, münafıklar ne inkâr edenlerden ne de Müslümanlardan yana bir tavır içindedirler. İnananlarla birlikte olmalarına rağmen, küfre karşı çok daha derin bir özenti ve hayranlık duyarlar. Bu yüzden de mümkün olan her imkânda, onlarla olan yakınlıklarını artırmaya ve ilişkilerini daha da güçlendirmeye çalışırlar. Dolayısıyla münafıkların bu bakış açılarını bilen inkâr edenlerin, kalpleri iman ile küfür arasında gidip gelen bu kimselere yanaşmaları ve onları istedikleri gibi yönlendirebilmeleri son derece kolay olur.

Küfre hayranlık duyan münafıklar, toplumda -kendi cahiliye kriterlerine göre- sükseli yerlere gelebilmiş kişilerle, az da olsa bir yakınlık kurabilmek için ne gerekiyorsa yapmaya hazırdırlar. Dünyaca tanınan bir gazetenin bir köşe yazarı, ünlü bir TV kanalında program yapımcısı, adı duyulmuş bir siyasi-analist, önde gelen bir düşünce kuruluşunun yöneticisi veya önemli bir vakfın kurucusu konumundaki insanlarla sadece tanışabilme ya da onlara kendi isimlerini duyurabilme ihtimali bile, münafık karakterli insanlarda büyük bir heyecan yaratır. Onlarla sadece birkaç kelime olsun konuşabilmek ve dikkatlerini çekip beğenilerini kazanabilmek için, kendilerini önemli, yetenekli ve söz sahibi biriymiş gibi tanıtmaya çalışırlar.  İleride bir gün bu insanların sahip olduğu makam, mevki ve itibar gibi imkânlardan, bir ihtimal dahi olsa istifade edebilme umudu içerisindedirler. Belki bir gün onların da ünlü bir dergi ya da gazetede köşe yazısı çıkabilecek, belki ünlü ve yabancı bir TV kanalında kısa da olsa bir görünüp birkaç kelime edebilme imkânı yakalayabileceklerdir. Böyle fırsatları kullanabilmek, münafıklar için dünyadaki her şeye bedeldir. İşte münafık karakterli insanlardaki bu zaafı çok iyi bilen inkârcı odaklar da, 'içlerinde amansız bir yabancı hayranlığı besleyen, yükselme hırsı ve şöhret tutkusu içinde olan bu insanları tek tek tespit ederler'. Zaaflarından en iyi şekilde yararlanıp onlara 'en cazip tekliflerle' yaklaşırlar. Sağladıkları küçük menfaatlerle çok inandırıcı bir zemin oluşturur ve sonuçta da onları kendilerine en iyi şekilde hizmet edecek, istedikleri her şeyi yapabilecek hale getirirler. Kısa zaman içerisinde bu insanlar, birlikte oldukları Müslümanlara, en yakın arkadaşlarına, ailelerine ve hatta kendi milletlerine, devletlerine dahi, en kalleş şekilde ihanet edebilecek; en düşmanca üsluplarla konuşup yazılar yazabilecek bir çizgiye gelirler. İşte Müslüman toplumları dağıtıp etkisiz hale getirmeyi amaçlayan şeytani odaklar için, küfre derin bir hayranlık duyan münafık karakterli bu insanlar bulunmaz birer fırsattır. Onların bu zaaflarını kullanarak, onları 'birer piyon gibi nasıl yönlendirebileceklerini', 'hangi vaatlerle onları kolaylıkla ikna edebileceklerini' çok iyi bilirler. Küçük birkaç menfaat karşılığında, onlara istedikleri her şeyi yaptırabileceklerinin ve kendilerine bağımlı hale getirebileceklerinin farkındadırlar. Burada şu açık gerçeğin çok net bir şekilde bilincinde olmak gerekir ki; inkâr edenlerle münafıklar arasındaki alışveriş talebi ve menfaat beklentileri tamamen karşılıklıdır. Her iki tarafın da en çok istediği şey, diğerindedir. İşte bu durumu fark ettikleri andan itibaren de, kirli ve sinsi bir ittifakın ilk adımlarını atmaya başlarlar.”

ADNAN OKTAR: Doktor Cihat’a ver bakayım, o okusun.

CİHAT GÜNDOĞDU: “Münafığın Küfürle Kirli İttifakı: Ajanlık ve Casusluk. Münafıklar, inkâr edenlere hayranlık duydukları ve onlar arasında yer edinmeye çalıştıkları için, onların dostluğunu kazanabilmek uğruna gereken her şeyi yapmaya hazırdırlar. İşte gözlerinde büyüttükleri bu insanların güvenlerini kazanıp onların dünyalarında iyi bir yere gelebilmek için başvurdukları en kirli yöntemlerden biri de, "Müslümanlar aleyhinde ajanlık ve casusluk faaliyetleri" yapmalarıdır. Tarih boyunca Müslüman devletler üzerinde oynanan oyunlarda, kimi devletlerin yıkılmasında, zayıflatılmasında ya da kargaşaya sürüklenmesinde de yine hep, bu toplumlar içerisinde sinsice faaliyet gösteren münafıklar rol almıştır. Kendilerini Müslümanların safındaymış gibi tanıtan bu ikiyüzlü insanlar, inananlar aleyhinde yıkıcı eylemler yapmak isteyen inkârcılara her türlü desteği sağlamışlardır. Münafıklar tüm bu istihbarat faaliyetlerini adeta şeytani bir dürtüyle gerçekleştirmişlerdir. Ruhlarındaki dünya hırsını, küfre olan hayranlıklarını ve insanların gözüne girebilme arzusunu gören şeytan, münafıklarla adeta derin bir transa geçer ve şeytanın ilhamıyla münafıklar, artık küfre istihbarat sağlamayı kendilerince 'kutsal bir görev' olarak görmeye başlarlar. Müslümanlardan gizli ve sinsice bir şeyler yapmanın ve bunun sonucunda da gizli menfaatler elde edebileceklerini ummanın verdiği heyecan, münafığın ruhunda şeytani bir haz oluşturur. Kuran'da “Arada bocalayıp dururlar. Ne onlarla, ne bunlarla…” (Nisa Suresi, 143)” Şeytandan Allah’a sığınırım, “ayetiyle bildirildiği gibi, münafıklar ne inkâr edenlerden ne de Müslümanlardan yana bir tavır içindedirler. İnananlarla birlikte olmalarına rağmen, küfre karşı çok daha derin bir özenti ve hayranlık duyarlar. Bu yüzden de mümkün olan her imkânda, onlarla olan yakınlıklarını artırmaya ve ilişkilerini daha da güçlendirmeye çalışırlar. Dolayısıyla münafıkların bu bakış açılarını bilen inkâr edenlerin, kalpleri iman ile küfür arasında gidip gelen bu kimselere yanaşmaları ve onları istedikleri gibi yönlendirebilmeleri son derece kolay olur. Küfre hayranlık duyan münafıklar, toplumda -kendi cahiliye kriterlerine göre- sükseli yerlere gelebilmiş kişilerle, az da olsa bir yakınlık kurabilmek için ne gerekiyorsa yapmaya hazırdırlar. Dünyaca tanınan bir gazetenin bir köşe yazarı, ünlü bir TV kanalında program yapımcısı, adı duyulmuş bir siyasi-analist, önde gelen bir düşünce kuruluşunun yöneticisi veya önemli bir vakfın kurucusu konumundaki insanlarla sadece tanışabilme ya da onlara kendi isimlerini duyurabilme ihtimali bile, münafık karakterli insanlarda büyük bir heyecan yaratır. Onlarla sadece birkaç kelime olsun konuşabilmek ve dikkatlerini çekip beğenilerini kazanabilmek için, kendilerini önemli, yetenekli ve söz sahibi biriymiş gibi tanıtmaya çalışırlar. İleride bir gün bu insanların sahip olduğu makam, mevki ve itibar gibi imkânlardan, bir ihtimal dahi olsa istifade edebilme umudu içerisindedirler. Belki bir gün onların da ünlü bir dergi ya da gazetede köşe yazısı çıkabilecek, belki ünlü ve yabancı bir TV kanalında kısa da olsa bir görünüp birkaç kelime edebilme imkânı yakalayabileceklerdir. Böyle fırsatları kullanabilmek, münafıklar için dünyadaki her şeye bedeldir. İşte münafık karakterli insanlardaki bu zaafı çok iyi bilen inkârcı odaklar da, 'içlerinde amansız bir yabancı hayranlığı besleyen, yükselme hırsı ve şöhret tutkusu içinde olan bu insanları tek tek tespit ederler'. Zaaflarından en iyi şekilde yararlanıp onlara 'en cazip tekliflerle' yaklaşırlar. Sağladıkları küçük menfaatlerle çok inandırıcı bir zemin oluşturur ve sonuçta da onları kendilerine en iyi şekilde hizmet edecek, istedikleri her şeyi yapabilecek hale getirirler. Kısa zaman içerisinde bu insanlar, birlikte oldukları Müslümanlara, en yakın arkadaşlarına, ailelerine ve hatta kendi milletlerine, devletlerine dahi, en kalleş şekilde ihanet edebilecek; en düşmanca üsluplarla konuşup yazılar yazabilecek bir çizgiye gelirler. İşte Müslüman toplumları dağıtıp etkisiz hale getirmeyi amaçlayan şeytani odaklar için, küfre derin bir hayranlık duyan münafık karakterli bu insanlar bulunmaz birer fırsattır. Onların bu zaaflarını kullanarak, onları 'birer piyon gibi nasıl yönlendirebileceklerini', 'hangi vaatlerle onları kolaylıkla ikna edebileceklerini' çok iyi bilirler. Küçük birkaç menfaat karşılığında, onlara istedikleri her şeyi yaptırabileceklerinin ve kendilerine bağımlı hale getirebileceklerinin farkındadırlar. Burada şu açık gerçeğin çok net bir şekilde bilincinde olmak gerekir ki; inkâr edenlerle münafıklar arasındaki alışveriş talebi ve menfaat beklentileri tamamen karşılıklıdır. Her iki tarafın da en çok istediği şey, diğerindedir. İşte bu durumu fark ettikleri andan itibaren de, kirli ve sinsi bir ittifakın ilk adımlarını atmaya başlarlar.”

ADNAN OKTAR: Çok güzel, bu kitabı kardeşlerimiz adeta ezberlesinler. Herkes okusun, okutsun, yaysınlar. Çok faydalı olur. İşte Türkiye’nin şu an karşılaştığı olayın kökündeki felsefe budur; münafıklık. Türkiye’nin başına gelen felaketlerin ana nedeni münafıklardan kaynaklanıyor. Münafıklık hallolduğunda bu bela da hallolur. Dünyanın en büyük felaketi münafıklardır. En büyük pisliği de münafıklardır. Dertleri, belaları hep Müslümanlara münafıklardan gelir ama hayır vardır. Hayır getirir. Müslüman’ın makamını yükseltir. Müslüman’ın devletini âli hale getirir. Güçlü hale getirir. Ekonomisi güçlenir. Devleti, milleti hepsi güçlenir. Münafığın özelliği budur. Yani yıkıcı bir mahlûktur. Fakat Allah, onun vesilesiyle müthiş bir dirilme meydana getirir. Mesela bak, Ashab-ı Kehf’i uyandıran, Türk milletini uyandıran olay bir münafık hareketiyle oldu. 15 Temmuz’da bütün bir millet uyandı. Ashab-ı Kehf gibi uyuyorlardı. Manevi bir uyku halindeydiler.

Evet, şimdi mehter müziği ve hanım kardeşlerimizi çağıracağız.

BÜLENT SEZGİN: Mehter Marşı’yla devam ediyoruz.

VTR: Mehter Marşı

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere, hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü