Harun Yahya

Sohbetler (9 Ağustos 2016; 21:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adıyaman’da PKK’lılar evini basıp silah zoruyla dışarı çıkardıkları Köy Korucusu 46 yaşındaki Yusuf Sönmez’i şehit etti. Şehidimizin bir fotoğrafı var.

ADNAN OKTAR: Kabadayıya selamlarımızı söylüyoruz. O da Resulullah (s.a.v)’e selamlarımızı iletsin. Adıyaman merkez. Kapıyı herkese açmamak lazım. Nasıl açtı acaba kapıyı? Bir de silahı yok muydu? O konuyu bir araştıralım.

KARTAL GÖKTAN: Evinden birkaç yüz metre uzağa götürmüşler. Daha sonra kaçmış şehit edenler.

ADNAN OKTAR: Ama şimdi evine geliyor götürüyorlar, orada insanlar var bu nasıl oluyor? Mesela bir komşusu, Allah vermesin gelse PKK’lılar alsa seyretmek olmaz. Orada gereği yapılır. O PKK’lılar orada kalır. Kanunla hukukla gereğini yaparsın. Bir de kapıya gelen PKK’lıysa zaten ona bir hoşamedi yapılması gerekir. Eğer öyle olduğunu anlarsa insan, değil mi? Bir karşılama töreni yapılması gerekir. Ne yapacak? Hepsini yakalayacak, bir sistem kuracak hepsini yakalayacak ve kanunla hukukla gereğini yapacak. Orada bir kişinin zayi olmaması gerekirdi. Sivil geldiklerini düşünelim, ‘Selamun Aleyküm biz geldik.’ Sen kimsin yani, tanıdığı birisi olması lazım. Eğer tanımadığı birisiyse kapı açılacaksa bile adamların kimliği istenebilir. Kapının altından kimliğini bırakması söylenir. Kimliğine bakarsın, telefonla sorarsın veyahut şüphelendiysen polis çağırırsın kimliklerine bakılmak üzere. Korucusun sen, o zaman zaten hasmın olacak demektir. Askerse polisse de hasmı olacaktır. PKK’lı; o zaman kapı açılmaz. Kapı açılsa bile gerekli tedbir alındıktan sonra açılır, değil mi? Adamlar mesela kuşkulu, kimlik istedik vermiyor, o zaman zaten kollarını havaya kaldırması, ensesine bağlanması rica edilir, inşaAllah. Eğer onu yapmazsa daha da kuşkulu. O zaman hukuk ne gerektiriyorsa, kanun ne gerektiriyorsa o yapılır. Bir de daha önce de söylemiştim, şehre indiklerinde de otomatik silah bulunsun korucularda. Ve tek olma olmaz, bir yerdeyse mesela bir mahalledeyseler en az beş aile bir arada yaşaması lazım dört-beş aile. Yani bitişik evlerde yakın evlerde yaşamaları lazım. Hanımları da çocukları da hazırlıklı olmaları lazım. Böyle şeyde tedbirli olmakta fayda var. Çeşit çeşit tedbir alınabilir.

Evet, Fikret dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan darbe gecesi sonrası ilk yurtdışı seyahatini Rusya’ya gerçekleştirdi. Aralar verilerek neredeyse akşama kadar süren görüşmeler sonrası yapılan açıklamada özetle şu kararların alındığı açıklandı: “Türk-Rus ortak yatırım fonu kurulacak. Türkiye’ye yönelik yaptırımlar adım adım kalkacak. Vizesiz rejim yürürlüğe konacak. Savunma sanayi alanında işbirliği artırılacak. Türkiye-Rusya-Azerbaycan üçlü mekanizması kurulacak. 100 milyar dolarlık ticari hedefe ulaşılacak” denildi. Sayın Erdoğan, uçak düşürme olayına da gönderme yaparak, “Gülen örgütünün iki ülke ilişkilerine kastettiği anlaşılıyor” ifadelerini kullandı. Görüşmeden fotoğraflar da vardı.

ADNAN OKTAR: Anlaşmanın maddelerini bir daha say bakayım.

BÜLENT SEZGİN: “Türk-Rus ortak yatırım fonu kurulacak. Türkiye’ye yönelik yaptırımlar adım adım kalkacak. Vizesiz rejim yürürlüğe konacak. Savunma sanayi alanında işbirliği artırılacak. Türkiye-Rusya-Azerbaycan üçlü mekanizması kurulacak. 100 milyar dolarlık ticari hedefe ulaşılacak.”

ADNAN OKTAR: Savunma, savunmada ittifak zaten konuyu bitirir. En hayati konu o. Onu iyi geliştirsin Tayyip Hocam Rusya’yla. Dünyanın bir numaralı ülkesi oluruz. İran-Azerbaycan-Türkiye-Rusya ittifak edecekler yeri yerinden oynatırlar. Hiç kimse kabadayılık yapamaz. O konu çok önemli. Tabii ticari işbirliği de çok önemli. Buna zemin hazırlamak da çok önemliydi. Aylarca “Rusya’yla barışalım” dedim. Aylarca “özür dilesin Türkiye” dedim. En gergin en zor anda söyledim en başlangıç safhasında. Sürekli Pravda’da yazılarım çıktı bu konuyu açıklayan anlatan ve bu konuda düzelmeyi, doğru yola gelmeyi, doğru hareket etmeyi temenni eden yazılar izahlar çıktı. Allah’a şükür Allah emeklerimizi boşa çıkarmadı.

KARTAL GÖKTAN: Makalelerinizle ilgili genel bilgi verebilirim Adnan Bey bu konuyla ilgili.

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: 24 Kasım 2015’te gerçekleşmişti sınır ihlali ve Rus uçağının düşürülmesi olayı. Sizin 24 Kasım 2015 tarihli sohbet programınızdaki konuşmalarınızın özeti niteliğinde hemen ertesi gün Tayvan’ın önde gelen İngilizce gazetelerinden The China Post’ta “Rusya ve Türkiye kardeştir” başlıklı yazınız yayınlandı. Yine hemen Pravda’da Rusça ve İngilizce sitelerinde Pravda’nın. İran’ın en çok okunan iki İngilizce gazetesinden biri olan İran Daily’nin günlük gazetesinde makaleleriniz yayınlandı. Başlığı da “Türkiye Rusya için aklıselim olma zamanı”ydı makalenizin başlığı. Daha sonraki günlerde de, aradaki gerginliğin nasıl ortadan kaldırılabileceğine dair çözümler sunduğunuz yazılarınız dünya basınında ve özellikle de Rus basınında arka arkaya yayınlanmaya devam etti. Bunlardan bazıları şu şekilde; Katar’ın ilk İngilizce günlük gazetesi Gulf Times’te “Rusya-Türkiye dostluğu krizlerle bozulmayacak kadar köklü ve sağlamdır.” Amerika’dan yayın yapan Eurasia Review’de “Türkiye ve Rusya eskilere dayanan dostluk zarar görmemeli.” İsrail’in önce gelen İngilizce gazetesi The Jerusalem Post’ta “Bu dostluk heba olmamalı Rusya-Türkiye.” Pravda’da, “Barışması beklenen iki eski dost: Rusya ve Türkiye.” Tahran Times’te “Türkiye ile Rusya eski dostluğunu yeniden kazanmalı.” New York’tan yayın yapan Ekurd Daily sitesinde “Rusya ile yaşanan gerginlikten her iki ülke halkı da zarar görüyor.” Pravda’nın Rusça ve İngilizce sitelerinde “Türkiye ve Rusya için yola devam zamanı.” Ve “Rusya’nın güvenilir müttefiki İslam dünyası” başlıklı yazılarınız yayınlandı. Son olarak bugün gerçekleşen görüşmenin hemen öncesinde yine Pravda’da hem İngilizce hem Rusça olarak “Türkiye ve Rusya için heyecanlı bekleyiş” başlıklı yazılarınız yayınlandı.

Adnan Bey, bir de Pravda Gazetesi’nde Rusya ile Türkiye arasındaki ilişkilerin hiçbir zaman düzelmeyeceği haberleri yapılırken sizin Türkiye ve Rusya’nın kardeş olduğu, eski güzel günlere yeniden dönmeleri gerektiği gibi olumlu mesajlar veren yazılarınız yine Pravda’da yayınlanmıştı ve çok ilgi çekmişti. Haftalarca en çok okunanlar listesinde oldu, en çok paylaşılanlarda oldu.

ADNAN OKTAR: İşte böyle barışma zemininde kamuoyu oluşturmak, zemin oluşturmak, siyasileri ikna etmek çok hayati bir konu. Sonu böyle hayırla bitiyor. Yani sosyal zeminini hazırlamadan, felsefi zeminini hazırlamadan, ikna etmeden böyle bir sistem olmuyor. Allah’a şükür Allah vesile ediyor. 

GÖKALP BARLAN: Siz her şeye olumlu ve nasıl çözüm olarak sunuyorsunuz. Genelde hep anlattıkları şeyler bozucu oluyor. Siz hep onları tersine çeviriyorsunuz.

OKTAR BABUNA: Marmara olayından sonra da Türk-İsrail gerginliği en yüksek düzeydeyken Hocam, olumlu çalışmalarınızla onları çağırdınız, yazılarınız yayınlandı. Sonunda düzeldi ilişkiler, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: İsrail konusunda da aylarca yıllarca uğraştım. Kamuoyu oluşturduk, siyasilere yazılar yazdık, makalelerle geniş bir felsefi zemin, sosyal zemin oluşturarak bu konuda da Allah’a çok şükür başarının kapısını açtık. İsrail’e karşı acayip önyargılı çok katı bir politika vardı biliyorsunuz. Gelenekçi Ortodoks kesim özellikle bir kısım yatay, dikey, paralel ekipler şu bu falan çok olumsuz çizgiye doğru olayı götürmeye çalışıyorlardı. O oyunu da bozduk. Oyunları bozan Allah, kulunu vesile eder.

KARTAL GÖKTAN: Hocam, Rusya’yla uçak krizinin öncesinde de siz sıklıkla “Rusya’yla düşman olmasın, Rusya yalnız kalmasın” diye uyarılarda bulunuyordunuz.

ADNAN OKTAR: Daima Rusya’yla işbirliği dostluk ve kardeşlik için yoğun anlatımlar, makaleler, zemin oluşturma faaliyetleriyle, kamuoyunu ikna etme faaliyetleri en sonunda güzel meyvelerini verdi.

Fethullah Hoca’ya “Kahtani” dedim diye bütün sitelerde yazım çıkmış doğru mu? Öyle dediler gelirken. Kahtani kaht, kaht ne demektir? Evet, ahtani diye birisinin geleceği söyleniyor Hz. Mehdi (a.s)’dan önce. Ama o zaman ben onu söylediğim vakit bütün siyasiler övüyordu Fethullah Gülen’i herkes. Cumhurbaşkanı, Başbakan, milletvekilleri, yazarlar-çizerler herkes övüyordu. O dönemde Kahtani dedim doğru. Kaht demek; kıtlık, bela, felaket demektir kaht. Anlamı iki türlü de olabilir. Bela getiren, uğursuzluk getiren, kıtlık getiren insan anlamına da gelebilir, benim dediğim anlama da gelebilir. İki türlü yani kahtın anlamı uğursuzluk, bela, kıtlık, felakettir kaht. Yok olmadır, felakettir anlamı. İki türlü anlamdan birini seçecek veyahut seçti. Yani bela getiren, felaket getiren, uğursuzluk getiren adam anlamına da gelebilir, öbür anlama da gelebilir.

O gün ayın 15’inde katiller vardı, hainler vardı, tuğyan vardı, değil mi? Tuğyan, işte bunu söylemesi lazım Fethullah Gülen diyecek ki; “Bunlar katil, hain ve tuğyan ehlidir” tuğyan.

Ne geldi aklına?

OKTAR BABUNA: Hocam, maşaAllah yani hep Allah’ın ilhamıyla sevgiyle hareket ettiğiniz için Allah sizi hep haklı çıkartıyor bir süre sonra. Hep Kuran’a göre hareket ediyorsunuz çünkü samimi ve dürüst. O gün için söylediğiniz de en hayırlısı oluyor hakikaten. Ama sonun dada mutlaka Allah haklı çıkartıyor Kuran’a bağlı olduğunuz için. Mucize bu Allah’ın mucizesi oluyor. Hep oldu bu 35-40 senedir hep böyle.

ADNAN OKTAR: Kahtani’nin rivayetlerdeki açıklamasında kan döken bir insan olduğu ortaya çıkıyor. Allah’a sığınsın da inşaAllah kan döken bir insan olmasın. Kahtani demek; savaş ve ayaklanma dolayısıyla kıtlık, felaket, bela ve uğursuzluk anlamındadır. Kahtubela denir mesela kıtlık belası, felaket, yokluk, uğursuzluk anlamında. İkinci anlamında olması için uğraşsın Fethullah Gülen. Hz. Mehdi (a.s)’dan önce bir Kahtani var ama kan döken bir şahıs, adı üstünde yani. Fethullah Gülen bu insanların katil olduğunu, hain olduğunu, tuğyan içerisinde olduğunu söylemesi lazım. O zaman işte kaht kelimesinin çözümü ortaya çıkar. K-H-T, katil, hain, tuğyan ehlinin istemeyen insan olması lazım, değil mi? Tuğyanı istemeyen insan olması lazım. Bu şekilde gayret etmesi lazım. Bunu desin, “Katillerden, hainlerden, tuğyan ehlinden Allah bizi korusun ve bunu yapanlar 15 Temmuz akşamı Müslümanları şehit edenler katil, hain ve tuğyan ehlidir” desin.

Ne demişim ben o devirde? Bunu demişim. Bütün İran gazeteleri falan onu söylüyor. Kan döken bir şahıstır Kahtani. Açsın baksınlar rivayetlere. Hz. Mehdi (a.s) ne yapıyor? Kanı durduruyor Mehdiyül dem kan durduran Mehdi. Fethullah Gülen ikinci anlamının üstünde dursun, o hale gelmeye gayret etsin, tövbe istiğfar etsin halini düzeltsin. Düz anlamı bu. İkinci anlamına doğru gitmeye çalışsın.

Yani adamlar böyle bilgisizlikten kaynaklanan bir tavır içindeler. Allah ayaklarına dolandırıyor. Tabii. Hem bak Mehdiyet’i anlatıyorlar, hem Kahtani’nin kim olduğunu insanlara öğretiyorlar. Ve yıllar önce olayı ben bilmişim. Bu bir harika, Allah ilham etmiş. Kahtani’nin akıtacağı kan çok detaylı anlatılıyor hadislerde.

OKTAR BABUNA: Hep haklı çıkarıyor Allah sizi, maşaAllah hakikaten binlerce kere şahit olduk.

ADNAN OKTAR: Tabii. Ona da dikkat etmiyorlar, kelimeye de dikkat etmiyorlar. Kaht demek felaket demektir.

Deccal diyor ki cessase casus, kendisinin casus olduğunu söylüyor deccal. Casusluk vasfı vardır. Otuza yakın deccal Hz. Mehdi (a.s)’ın karşısına dikilecek. Hatta “Bunların içinde kadın deccal da vardır” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Otuz deccalın içinde kadın deccal da vardır, kadınlardan oluşan veyahut kadın. Otuz deccal, Hz. Mehdi (a.s) bunlarla mücadele ediyor.

Bir etiket yapalım. Ne diyelim? “Kardeşlik sevgi zamanı” diyelim.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Erdoğan, Rusya’ya Hakan Fidan’ın da içinde bulunduğu çok kalabalık bir heyetle gitti. Putin, böyle kalabalık ve önemli bir heyetle geldiği için Sayın Erdoğan’a teşekkür etti. İki saatlik görüşme sonrası bir yemek yendikten sonra tekrar ikili görüşmeye geçildi. Yemekte sofraya Sayın Erdoğan ve Putin’in el sıkışırken resimlerinin bulunduğu tabakların sürpriz bir jest olarak konması dikkat çekti. Fotoğraf da vardı.

ADNAN OKTAR: Putin kibar bir delikanlı, nezaketli bir delikanlı. Hataları kusurları var, günahları var ama İslam alemine karşı sevgisi güzel. Müslümanlara karşı sevgisi güzel, Türkiye’ye sevgisi güzel. Bir de kabadayıdır, merttir delikanlıdır. Ama bak hataları günahları yanlışları var onu söylüyorum. İnşaAllah onları düzeltir.

İşin doğrusu, eğer biz bu pislik adamlara, İngiliz derin devletinin alçaklarına böyle sille-tokat girmeseydik ilimle irfanla bu köpeklerinin bağlantı kurdukları yerler ve güçleri tahmin tahayyül edilecek gibi değildi. İşi çoktan bitirmiş olacaklardı. Türkiye’yi de böleceklerdi, Rumiliği de hakim edeceklerdi, her türlü melaneti de yapacaklardı. Bizler, milletimizin aslanları, milletimizin imanlı gençleri buna engel olduk hep birlikte. Sonra bu konunun kitabı yazılacak aklınız hayaliniz durur yani memleketteki hainleri bilseniz. Bir de sureti haktan görünen hainleri bilseniz. Ödleri koptu ödleri rezil olacaklarını bildikleri için. Köpek gibi geri adım attırdım köpek gibi. Köpek gibi geri adım attılar. Rezil rüsva ettim. PKK’ya yalakalık yapıyorlardı. Sayın PKK falana getirmişlerdi artık neredeyse. Acayip övüyorlardı, göklere çıkarıyorlardı. Rezil rüsva oldular. Beş paralık ettim PKK’yı. Ve sizler de, milletimiz de elhamdülillah.

Darbeden önce ben burada eğleniyordum. Çocuklar da şahit herkes de. “Şu darbeyi bir durdurayım sonra devam ederiz” dedim. Doğru mu? Hepiniz şahitsiniz. “Darbe marbe yok” dedim. Kimse daha ortada yoktu hiç kimse konuşmuyordu. “Darbe marbe yok bu sahte darbe” dedim. “TRT’deki açıklama da sahte” dedim, “Genelkurmay sitesindeki de sahte” dedim “aslı-astarı yok” dedim “oyun oynuyorlar” dedim. Bütün karizma bilmem ne falan dümdüz oldu gitti. Yoksa bu sayı yeterli. Daha önce de Menderes döneminde az sayıda albayla yapılmıştı sırf albay rütbeli, general de yoktu. Bir avuç albayla yapıldı sağın en güçlü olduğu dönemde. Ama o zaman işte Hz. Mehdi (a.s) yoktu, Hz. İsa Mesih (a.s) yoktu. Hz. Hızır (a.s) da ses çıkarmadı. Çünkü Bediüzzaman bu kadar ezilen bir ortamda o da ses çıkartmadı. Bediüzzaman Hz. Hızır (a.s)’dan haberi almıştı zaten. Bediüzzaman’ı Ankara’ya sokmayınca Bediüzzaman eliyle şöyle yapmış; “Bak onlar bizi böyle durduruyor onlar da bu şekilde helak olup gidecek” demiş. Eliyle işaret etmiş “yıkılıp gidecekler” demiş.

Bak diyor ki “Eskişehir Jandarma Alay Komutanı olarak görev yaparken balyoz davasıyla tutuklanan Recep Gençoğlu bu akşam CNN TÜRK’te katıldığı programda ‘İsmail Ağa ve Menzil cemaatlerine de dikkat edilmeli, onlara da sızabilirler’ şeklinde konuştu” diyor. Yani sıra onlara geldiye getiriyor, aklınızı başınıza alın. İsmail Ağa’dan sen ne istiyorsun? Yüz yıldan beri var o insanlar. Gayet de efendi nezaketli insanlar, kimseyle zarı yok zoru yok kendi halinde insanlar. Gelene ağam gidene paşam demişler kimseye de karışmamışlar. Menzil cemaati, kuzu gibi insanlar ne istiyorsun sen onlardan? Nerede zararını gördün bu adamların? Menzil cemaatiyle ne alıp-veremediğin var? Ayrıca sızsa ne olur sızmasa ne olur vatan evladı her yere girecek tabii ki. Sen sızınca bir şey olmuyor da o sızınca mı oluyor? Onlar sızma zeytinyağı gibiler. Tabii ki her yerde olacaklar mümin Müslüman insanlar. Bayağı saygılı sevecen insanlar. Ne istiyorsun sen onlardan? Yavaş yavaş adamlar kenardan köşeden bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Bunu İngiliz derin devleti istedi Türkiye’de. Asla kabul etmiyoruz. Bütün tarikatlar hepsi duracak. Hz. Mehdi (a.s) da çıkacak hepsine de saygı dolu ve sevgi dolu davranacak. Hz. Mehdi (a.s) siyasetle de ilgilenmez. Cumhurbaşkanı da olacak başta, başbakan da olacak. Hz. Mehdi (a.s) sevgi insanıdır, sevgi öğretmenidir, vazifesi budur. İtidali, dengeyi, sanatı, kaliteyi, güzelliği savunacak bir insandır siyasetle işi yoktur. Bediüzzaman “Siyaset cihetinden çekileceğini zannediyorum” diyor. “İnsanların çabuk iğfal olunabilen akıllarına başka maksatlara alet olduğu akla gelmesin diye siyasete hiçbir şekilde yanaşmayacak” diyor.

Cemaatlerin Müslümanların devlet kadroları içinde yer almasını istemiyor adam. Sen mi idare edeceksin? Müslümanlar olacak, bu vatanın evlatları olacak. Atatürkçü, milliyetçi, dindar vatan evlatları her yerde olacaklar.

Kadrolaşıyorsa görürsün, gözün var kulağın var nasıl görmezsin yani kadrolaşıyorsa. Ama makul bir kadrolaşma normal. Mesela iki-üç tane Mahmut Hoca’nın, iki-üç tane Menzil cemaatinin insanı olabilir bir devletin şirketinde. Efendim, Süleymancılardan olabilir Nurculardan olabilir olur yani bir mahsuru yok.

Hulusi Akar Cübbeli’yle el sıkışması iyi olmuş. O güzel, ordu millet kaynaşması. Çünkü çok uç bir vaka Cübbeli ordu için, en uç yani dahası yok yani. Onunla güler yüzle el sıkışıyorsa ordu millet kaynaşması oldu demektir. Gayet güzel olmuş, kim akıl ettiyse Allah razı olsun. Hulusi Paşamız’ın da morali çok yerine geldi. Millet de ne yaman, ne delikanlı, ne kabadayı Paşaymış gördüler, dedikoducuların da ağzı kapandı. Paşama buradan tekrar sevgiler selamlar. Milletçe yanındayız gönlü rahat olsun. Gazidir, Gazi Hulusi Akar Paşamız, evet.  

Tarikatların üstüne gitmek demek onları illegal hale getirmek demektir. Adam diyor ki “Şeyhinin sözünü dinlemesin.” Kardeşim, şeyhinin sözünü dinlemesin dersen, tarikatı dağıttın demektir. O zaman adam senden nefret der. Adamı karşına almış olursun. Bırak sevsin şeyhini sana ne? Zorla mı adamı hizaya getireceksin sen? Şeyhini dinlemeyecek de bilmem kimi dinleyecek öyle bir şey olmaz. Şeyhiyle bir başka kişi zaten ittifak halinde Müslüman, Müslümanlar zaten mantıklı konuşurlar. Farz edelim devletin bir kademesinde bir adam, abuk-sabuk bir şey söylüyorsa halk dinlemez onu. Şeyhi mantıklı bir şey söylüyorsa onu dinler. Niye onu dinlesin yani? Ama makul, İslam’a, Kuran’a, akla yatkın bir şey söylüyorsa dinler. Zorla hizaya getirme mantığı olmaz bir kere bunu unutacaklar.

Neyini şeffaflaştıracaksın? Ben Mahmut Hocam’ın ziyaretine gitmiştim, bizim avucumuza küçük küçük taşlar verdiler, işte “İhlas Suresi okuyacaksınız” dediler “Fatiha okuyacaksınız” dediler yani tarikat zikri verdiler biz de onun gereğini yaptık orada ben katıldım onlara. Sevdiği için yapıyor, güvendiği için yapıyor. Efendim, Mahmut Hoca kendine göre bir şeyler anlatıyordu, hücresine götürdü bizleri çocukları falan. Orada sohbet etti konuştu nasihat etti. Gayet tatlı insan. Neyini şeffaflaştıracaksın bu insanın? Ne demek şeffaflaştırma yani? Odasına mı gireceksin, gizli kamera mı koyacaksın? Şeyh Nazım Hoca’nın dergahına gidecekler orayı şeffaflaştıracaklar bilmem şuna. Şeyh Mehmet Efendi’nin dergahına gidecekler orayı şeffaflaştıracaklar. Şeffaflaşacak çok yer var Türkiye’de. İyi bir şey yapmak istiyorsan git PKK’yla uğraş. PKK çadırlar kuruyor, mahkemeler kuruyor, cephanelikler oluşturuyor, değil mi? Git oraları şeffaflaştır. Ondan sonra, genelevleri kaldır. İki yüz bin kadının ırzına geçiliyor, fuhşa sürükleniyor kadınlar, iki yüz bin kadın. Mesela menzil cemaati, kardeşim, adam alkolik, uyuşturucu müptelası falan, çok anormal insanlar gidiyor. Adam evliya gibi olup dönüyor. Ellemeyin, ne güzel işte. Daha ne istiyorsun? Ben biliyorum Ortaköy’de falan hapçı çocuklar vardı esrarkeş falan. Gitmişlerdi Menzil’e, şalvar falan giyip döndüler böyle. Sakal bırakmış ve çok koyu dindar olmuşlardı. Camiden çıkmıyorlardı. Daha ne istiyorsun? Ne güzel işte. Cemaatleri adam eden, Türkiye’yi hizaya getiren falan adamlar mantığı bu yakışık almaz. Bu nefret meydana getirir, öfke meydana getirir. İnsanlar hizaya getirilmez. İnsanlara tebliğ yaparsın, anlatırsın. Yapar veya yapmaz. Zorla hizaya getirme diye bir şey yoktur. Ama adam cinayet işlemeye kalkarsa ayrı, tabii ona zor kullanırsın. Ama fikre karşı zor kullanma olmaz.

Kahtani kelimesi Müsned’de geçiyor. Ahmet Şakir Şerhi, Buhari Fiten’de geçiyor. Fethu-l Bâri, Müslim Fiten’de geçiyor. Kurtûbî diyor ki; “Değnekle sevk etme tabiri Kahtani’nin halka zorla galebe çalmak isteğini gösterir” diyor. Yani şiddet kullanarak işte, darbe yaparak falan. “Halkın da ona boyun eğmesinden kinayedir.” Yani şiddet kullanması veyahut işte başka şeylerle hizaya getirme kafasından kinayedir. “Hadiste sopanın kendisi murat değildir ama onun halka sert ve merhametsiz davranacağına bir işarettir” diyor. “Sen” diyorlar “niye Kahtani dedin?” Dedim. Dediğim de harika surette çıktı, doğru. Ta 2013’te bilmişim demek ki Allah’ın dilemesiyle. Allah söyletiyor yani.

Kaht, söylemiştim, bela, kıtlık, sıkıntı anlamına geliyor. “Elinde değnek olacak” diyor “Kahtani’nin. Zor kullanacak” diyor. Fethullah Gülen açıklama yapmıyor daha hala, yani bu alçaklığı yapanların alçak olduklarını, hain olduklarını söylemiyor. Yani katil, hain, tuğyan ehli olduklarını söylemesi lazım. Türkiye’de bütün cemaatler Fethullah Gülen cemaatine tavır almıştı zaten. Demek ki biliyormuş adamlar. Ne uğraşıyorsun adamlarla o zaman? Cemaatler son derece aklı başındadır, Süleymancılar çok dengeli insanlardır. Nurcular çok dengeli insanlardır, hiçbir zaman için dengesiz hareket yapmazlar. Menzil cemaati hiç etliye sütlüye karışmaz, siyasete karışmaz. Son derece halim, selim insanlar. Kimin başına bela olmuşlar? Kime dert açmışlar? Başka uğraşacak adam bulamadınız mı? Yanlış yolda… “Bütün ümmet fesada gidecek Ahir zamanda” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Mehdi düzeltecek” diyor. Onun teşhisi köşe yazarlarının teşhisi değil ki. “Bütün dünya istisnasız herkes fesada gidecek” diyor. Yani “çok az insanın dışında insanlık helak olacak” diyor. “Mahvolacak” diyor. Ahir zamanın özelliği bu. Taze keşif gibi bunu söylemeye gerek yok. Ama Peygamberimiz (s.a.v.) bunun arkasından Hz. Mehdi (a.s)’ı göndereceğini söylüyor. Ve İsa Mesih’i göndereceğini söylüyor. Ve dünyaya İslam’ı hâkim edeceğini söylüyor Nur Suresi’nin 55. ayetinde İslam’ı dünyaya hâkim edeceğini söylüyor Allah. Bak, Nur Suresi’nin 55. ayetinde İslam’ı dünyaya hâkim edeceğini söylüyor. Halen olmadı. Demek ki olacak. Kıyamet de çok yakın olduğuna göre demek ki çok yakın hâkimiyet.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Putin yakınlaşmasından rahatsız olan İngiliz BBC televizyonu, Cumhurbaşkanı Erdoğan-Putin görüşmesi için, “Putin, Erdoğan’ın her yaptığına olumlu bakıyor” manşeti attı.

ADNAN OKTAR: Yani iyi işte, daha ne var. Demek ki doğru yoldalar ikisi de.

Cenab-ı Allah, Nur Suresi 55’te ne diyor? Bak 56 değil, 55. Bak, Cenab-ı Allah diyor ki, şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir” samimi iman eden ve salih amellerde bulunan. Yani ihlâsla candan, hakikaten iman edenlere “Allah vaat etti” diyor. Allah vaadinden dönüyor mu? Dönmez. Ebcedi 2019, daha ayet başlangıcında olay işareti veriyor. Bak, ebcedi 2019 bu ayetin. “Hiç şüphesiz” diyor Allah, hiç şüphe etmeyin. “onlardan öncekileri” Onlar kim? Ahir zamandaki bir taife. Çünkü burada kastedilen “onlar” İslam’ın dünyaya hâkim olmasına sebep olan gruptur. Bak, “onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa” Kimi? Zülkarneyn ve Süleyman’ı Kuran’da açıklıyor. Bak, “bir siz varsınız” diyor, “bir Zülkarneyn bir de Süleyman.” Üç hâkimiyet var. “İkisi oldu” diyor Allah. “Onlar” diye Mehdi ve talebelerine söylüyor. İsa Mesih ve talebelerine diyor. Bak, “Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa” Bak, güç ve iktidar, ama dünya çapında. Ülkede, bölgede, köyde değil; dünya çapında. “onları da” Onlar kim? Hz. Mehdi (a.s) ve talebeleri. Çünkü İsa Mesih ona tabi oluyor zaten. “Onları da yeryüzünde” bütün kâinatta, dünyada “'güç ve iktidar sahibi' kılacak” Bak, “güç” hem askeri güç var, hem siyasi, hem politik, her yönden ve “iktidar” “dünya iktidarı kuracağım” diyor Allah. “kendileri için seçip beğendiği dinlerini” Yani İslam dinini “kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak” Yani “böyle gelenin gidenin kafa tutacağı, Müslümanların ezileceği bir sistem olmayacak.” Diyor. Bak, yerleşik, oturmuş ve sağlam, yıkılmayan, sağlam. “ve onları korkularından sonra” İşte anarşi, terör, darbe, şu, bu. “Korkularından sonra güvenliğe çevirecektir.” Her yer güvenli. Ne zaman oluyor bu? Hz. Mehdi (a.s) devrinde. “Kadınlar yanlarında hiç kimse olmaksızın” diyor. “Tek başına Şam’a kadar gidecekler.” Ama diyor Cenab-ı Allah, “Ben onların vasfını açıklıyorum” diyor. “Onlar, yalnızca Bana ibadet ederler” Şirk yok, halis Kuran talebesi. “ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar.” Yine şirke bir daha Allah dikkat çekiyor, sıfır şirk. Bak diyor ki sonra Allah; “Kim bundan sonra inkâr ederse, işte onlar fasıktır.” “Bu açık hüküm” diyor Allah. Yani inkâr edilecek bir şey değil. Dünyaya İslam’ın hâkim olacağını bütün detaylarıyla Nur Suresi, 55. ayette Allah belirtiyor. Bak, sonra diyor ki Allah ayette, “İnkâra sapanların, yeryüzünde” yani deccal taraftarlarının, süfyan taraftarlarının, İngiliz derin devletinin, alçakların, inkârcıların, tuğyan ve delaletin “yeryüzünde” bak, bütün yeryüzünde “(Allah'ı) aciz bırakacaklarını sanma.” Derin devlet de olsa hiçbir şey yapamaz. “Onların son barınma yerleri ateştir. Ne kötü bir dönüştür o.” (Nur Suresi, 57) diyor Allah.

Mesela askerin kandırılmasına karşı da askerin eğitilmesi lazım. Darbeye karşı asker eğitilmiyor. Diyorlar ki işte “bir tatbikat var. Ona çıkacağız.” Çıktın, “halka ateş et” diyor. Bu tatbikat mı bu? Bu cinayet. Ne yapacaksın tankı? Kör bir noktaya götürüp bırakacaksın. Habire caddelerde ilerliyorsun. Sok bir ara sokağa, bir yerde dursun. Aküsünü de çıkarırsın. Çek git, kayıplara karış yani. Öbür türlü katil oluyorsun, Allah esirgesin.

“Adnan’a göre ülkemiz musibetlerinin ana kaynağı İngiliz derin devleti.” Ama bak, bunu bir tek ben söylüyor değilim. Şu an bütün aydınlar söylemeye başladılar. Tayyip Hoca da bunu biliyor, bildiğini ben yakınlarından duydum. İngiliz derin devleti olduğunu biliyor. Yani “üst akıl” dediği İngiliz derin devletidir. Bahçeli de diyor; “Kraliyet donanması” diyor. Kraliyet kimin? İngiliz derin devletinin. Başka bir ülke yok ki yani. Kraliyet donanması olan başka ülke yok.

OKTAR BABUNA: Abdullah Öcalan söylüyor. “Bizi İngiltere kurdu” diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii ki. “Ama bugüne kadar İsrail’e laf söylemiş değil Allah için.” İsrail zaten İngiliz derin devleti tarafından kuruldu. Ne söyleyeceğim yani? MOSSAD, CIA, Fransız İstihbaratı hepsi oraya bağlı, İngiliz derin devletine bağlı yani.

Serkan Tunç, “İkinci darbe mi diyorsun?” diyor. “Başka bir çözüm sunsan.” Diyor. Allah Allah. İşte sorun var. Çözümü de sunuyorum, anlatıyorum. Başka çözüm ne diyeyim? “Git yat” mı diyeyim yani? Çözümü bütün detaylarıyla anlatıyorum. Daha ne diyeyim yani?

Eyüp Beyazsaray, darbe olsaydı kendi ailesine, çevresine iflahını keserlerdi senin. Yani ya Fethullah Gülen’den yana olacaksın, yani Allah vermesin ya Rumi olacaksın, İngiliz derin devletinin felsefesini kabul edeceksin veyahut ölüm. “Türkiye’nin bölünmesini istiyor musun, istemiyor musun?” “İstemiyorum” dersen çeker vururlar. “Rumi misin, değil misin?” “Değilim” dersen çeker vurur adam.

Darbe akşamı ortada polis ben göremedim. Çok azdı. İstanbul gibi yerde yani benim bildiğim elli-altmış bin polis rahatça ayaklanır böyle bir şeyde. Mesela bir yerde terör olayı oluyor polis kaynıyor. Yani akın akın polis gidiyor. Ben bunun sırrını da daha anlayabilmiş değilim. Yani polis niye çıkarılmadı, bunu da anlamıyorum. Yani çok fazla polis çıkarılması gerekiyordu.

Demirtaş, “Buysa yeni ittifakınız, biz bu ittifakta yokuz. Biz demokratik ilkelerle uzlaşmaya hazırız.” Hulusi Akar’la Cübbeli’nin tokalaşması. Yok, güzel o. Vatandaşla işte en uç bilinen, yani ordu böyle bir zihniyetteki insanla asla toklaşmaz diye biliniyordu. Ve milletle bu yönde ayrılır diye biliniyordu. Hulusi Paşam bunu çok güzel yıktı. Doğru yaptı, güzel yaptı, yanlış bir şey yok. Fikrini kabul ettiğinden değil. Milleti sevdiğini gösteriyor. Yani “komünist de olsa, Cübbeli gibi uç bir unsur da olsa eğer vatanını, milletini seviyorsa, devletini seviyorsa ben onunla tokalaşırım” diyor. “Bölünmeye karşıysa, vatanseverse ben onu severim” onu anlatmak istiyor.

Daha önce İngiliz derin devletinden hiçbir yazar, hiçbir şekilde bahsetmiyordu. Şimdi mebzul miktarda yazar bugünlerde yoğunlaşarak İngiliz derin devletinden bahsetmeye başladılar. Bak, mesela bu Profesör Doktor Mehmet Çelik, Büyük Birlik Partisi’nden Hakkı Öznur, mesela bizim bildiğimiz bu meşhur Yiğit Bulut, Doğru Haber’den Mehmet Yavuz, Bülent Erandaç, Tamer Korkmaz, hepsi İngiliz derin devletine dikkat çekmiş. Bak, daha önce tek kelime böyle bir konu yoktu. Ben söyledikten sonra bu konu başladı. Bu İngiliz derin devletine dikkat çekenlerin resimleri var mı sende?

BÜLENT SEZGİN: Geliyor.

ADNAN OKTAR: Askere, polise, devletin görevlendirdiği insana, “silahından ayrı kalma” dendiği halde ayrı kalması haram olur. Yani “herkes şuursuzca silahlansın” anlamında değil. Yani resmi olarak devletin gözetiminde silah sahibi olan, “silah yanında tutulsun” dendiği halde silahını bırakıyorsa harama girer, Kuran ayeti açık.

Made Ali79, “Sanki tarikatların olması Türkiye için felaket değilmiş gibi.” Yok, tarikatlar çok garibandır. Çok ezilmiş, hep acı içinde yaşamış insanlardan oluşuyorlar. Yani oturup onlara öfke duymanın bir âlemi yok. Bir de şey yönü, bu IŞİD, El Kaide, Taliban mantığına karşılar mesela, bu çok önemli. Mesela bir Nakşibendî hiçbir şekilde IŞİD mantığına gitmez. Bir Kadiri hiçbir şekilde Taliban’ın mantığına gitmez. Mesela bir Süleymancı, bir Nurcu asla bu görüşlere taviz vermez; bu yönden de çok iyi.

BÜLENT SEZGİN: Bekir Hazar, Bülent Erandaç, Celal Tahir, Ergün Diler, Hakkı Öznur, Kemal Öztürk, Mehmet Çelik, Mehmet Yavuz, Tamer Korkmaz, Yiğit Bulut, Yusuf Kaplan.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yeni Şafak Yazarı Müfit Yüksel, Mehdiyet’in geçtiği tarihi kaynakları, bilinen en eski yazıtlar da dâhil yazısında tek tek sıralamış. Ehl-i Sünnete göre Hz. Mehdi (a.s) konusunun sahih hadislere dayandığını belirterek şöyle devam etmiş. “Mehdilik hususu akideye, imana taalluk eden bir husus olmayıp, Ahir zamanda zuhur edecek ve dünyayı adaletle dolduracak, Ehl-i Beyt neslinden bir zat olacağının hadislerde haber verilmesi suretinde olduğu kabul edilir.

ADNAN OKTAR: “Kabul edilir” değil; öyle. Mehdilik inkâr edilecek bir şey değil. İnkâr eden kaybeder. Sahte mehdilere karşı gerçek Hz. Mehdi (a.s)’la mücadele edilir. Sahte mehdilere karşı, Mehdiyet’e karşı olarak mücadele edersen, sahte mehdiye mağlup olursun. Ama sahte mehdilere karşı gerçek Hz. Mehdi (a.s)’ın yanında bağlanır, saf bağlarsan, yani gönül bağı bağlarsan galip gelirsin. Allah “hizbul galibun” diyor. Allah hizbi galip olandır.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: 15 Temmuz darbe girişiminde Türkiye’nin yanında olduğunu net bir şekilde açıklamayan Amerika, Gülencilere kucak açmaya devam ediyor. Darbe girişiminin üstünden sadece birkaç gün geçmişken Beyaz Saray’da bir davete katılan Gülencilerin, yine Beyaz Saray içinde çekilen fotoğrafları paylaşıldı. Fotoğraflarda görülen Faruk Taban, Gülen’e ait Turkish American Alliance’ın yöneticilerinden.

ADNAN OKTAR: Kardeşim, şimdi orada çırpınmanın bir âlemi yok. O Amerika’yı onlar, kendi vatanı, öz, anavatanı olarak görüyorlar. Yani başka ülkede de o ülkeyi kendi anavatanları olarak görüyorlar. Yani hakikaten candan bağlılar. Yani o ülkenin her şeyiyle iç içeler, kadrolaşıyorlar da. Tek rahatsız oldukları Tayyip Hoca, çünkü İngiliz derin devletinin sunacağı mehdiye müsaade etmedi Tayyip Hoca. Yani Mehdiyet’i alaşağı eden adam konumunda görüyorlar. Yoksa Amerika kendi bir sanal mehdi meydana getirmişti. Hayır, gerçek Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkacağını biliyor Amerika. Bilmiyor değil, biliyorlar Tevrat’tan. Bak, CIA’in bir katı sırf bununla ilgileniyor, sırf Mehdiyet’le ilgileniyor. Yani ana konu bu. Ama sahte mehdiyle yahut uydurma mehdilerle meseleyi halledeceklerini zannediyorlar. “Madem İslam âlemi bekliyor. Bir tane yapalım biz Ne olacak ya” diyor “Bir imal ederiz. Dert değil ki.” Diyor. Yani “istenen mehdi olsun, yaparız” diyor. İşte öyle olmuyor. Suni oldu mu Allah indiriyor aşağı, olmuyor. İllaki gerçeği olması lazım. Bir de bak, tekrar söylüyorum. Sahte mehdilere karşı, Mehdiyet’e karşı olarak mücadele ettiğinde mutlaka yenilirsin. Hatta sahte mehdilerin altında kalırsın. Ama sahte mehdilere karşı, gerçek Mehdi’yle mücadele ettiğinde Allah’ın yardımı senin üstüne olur ve galip gelirsin. Mehdiyyül Dem, kan durduran Mehdi.

“Süfyani kuru bir vadiden çıkar” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Yani yazları çok sıcak, uzun olan ve kuru olan bir vadi.

2011’lerde, 2013’lerde ben Fethullah Gülen’i eleştiriyordum. Kimse eleştirmiyordu, ben eleştiriyordum. Var mı onların filmleri? Bak, ta 2011’lerde ben Fethullah Gülen’i eleştiriyordum. O zaman herkes “Fethullah Baba” diye peşinden gidiyordu, herkes, gazeteciler, yazarlar.

OKTAR BABUNA: Bütün basın kuruluşlarını Darwinist propaganda yaptıkları için hem uyarıyordunuz, hem eleştiriyordunuz.

ADNAN OKTAR: Tabii.

Oda TV’nin haberine cevap diye bir video varmış ne bu?

VTR: Oda TV’de 09.08.2016 tarihinde yayınlanan “Fethullah Gülen Adnan Oktar’ın adamına ne söylemiş” başlıklı haberde Sayın Adnan Oktar’ın güya 2015 tarihli bir konuşmasında Fethullah Gülen’i övdüğü öne sürülmüştür.

ADNAN OKTAR: Övüyoruz tabii ki övüyoruz. Herkes övüyordu biz de övüyoruz. “Kahtani” diyorum. Ama Kahtani, bak, başka türlü bir adammış. Kan döken, bela getiren bir adam. Demek ki Allah ilham etmiş, doğru söylemişim. “Elinde sopayla çıkacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Bela getirecek” diyor. Kaht, yani adı üstünde bela, uğursuzluk demektir.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere, hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü