Harun Yahya

Sohbetler (10 Ağustos 2016; 21:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler’e başlıyoruz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Rumilik büyük bir tehlike. Devletin bu konuya el atması lazım.

Emekli askeri hâkim ve savcı Salim Şen CNN Türk’e yaptığı konuşmasında; “1999 yılında cemaatin emniyete hakim olduğunu söyledi” diyor. O zaman bize yapılan operasyon neydi? 1999’da yapılan operasyon. Kim yapmış oluyor? Bir acayiplik var. Ama tabii Allah’a gücü yetmez hiç kimsenin. Ne oldu yine biz buradayız. Yapanlar nerede? Arazide.

Bu Rumiliğe devlet, hükümet çok dikkat etmesi gerekiyor. Bütün olay bunun etrafında dönüyor.

Gülen’in kapatılan sayfasında Jakarta İslam Üniversitesi Gülen Kürsüsü var. Gülen Kürsüsü Başkanı Doktor Ali Ünsal “Fethullah Gülen ‘Rumi’nin ayak izinde yürümek’ adlı inceleme yazısında, Fethullah Gülen ‘Sevgi ve toleransın global medeniyetine doğru’ adlı kitabında Rumi’den on beş kez alıntı yaparak onu medeniyetsel diyalog için örnek gösteriyor. Fethullah Gülen ‘Sufizmin uygulanmasındaki anahtar kavramlar’ adlı kitabında herhangi bir manevi yazardan, evliyadan daha fazla Rumi’den alıntı yapıyor. Gülen neden Rumi’yi modern Müslüman için değerli bir örnek olarak görüyor. Gülen’e göre Rumi; tolerans ve diyaloğun İslam tarihindeki en önemli şahsiyeti ve modern Müslümanların Rumi’nin açıklık pusulasını öğrenebileceklerini savunuyor” diyor. Biz bunu Cenab-ı Allah’ın yönlendirmesiyle fark ettik. Rumilik ta yüzyıllar önce bir sistem olarak oturtulmuş. İngiliz derin devleti de bunu tam anlamıyla kullanıyor. Tolerans molerans dediği şey homoseksüellere karşı ses çıkartmamak, anlamı o. Homoseksüelleri destekleyen bir üslup. Herkül diye siteleri var orada da yazıyor. Rumi Forum da yine öyle. Bunu halk pek bilmiyor yani; bir nevi dinsizlik gibi. Kuran’la ilgili de “artık Kuran’ı bırakalım” diyor Fethullah Gülen. Var mı onun bant yayını? “Artık kendi içimizden geldiği gibi hareket edelim” diyor. “Kuran’ı yeteri kadar okuduk” diyor. 

Bir acayip sistem kurulmuş. Ben olayın böyle olduğunu bilmiyordum. Yalnız tabii bu insanları paralelcisin deyip böyle dışlayıp atmak değil de, düzeltmek lazım. Düzeltip faydalı hale getirmek lazım. Çünkü adamın anlattıklarının yanlışlığını anlatmak çok kolay. Veya Rumi felsefe İslam’ı reddeden bir felsefe. Homoseksüellik iğrenç bir şey. İki erkeğin birbirinin pisliğini karıştırması çok aşağılayıcı. Bunun savunulacak bir yönü yok. Akılcı eserlerle, akılcı kitaplarla bu insanları kazanmaya çalışmak lazım. Mesela halkı böyle zırh delici mermiyle tarayacak kadar nefret… Bu nasıl oluştu? Nasıl eğittiler de bu bilgiyi verebildiler? Bu nasıl bir manyaklık türüdür? Bunun bir araştırılması lazım. Havadan bombalamak şu bu falan.

BÜLENT SEZGİN: Video gelmişti, Gülen’in videosu.

ADNAN OKTAR: Göreyim. Bunu adam rahatça ‘Kuran’a gerek yok’ şeklinde anlayabilir.

“Birlik Sevgi Ne Güzel” diyelim.

İngiliz derin devletiyle ilgili çalışmalarda bol fotoğrafa ihtiyaç var tabii, belgeye ihtiyaç var. Onları bilgisayarda muhafaza etmek daha iyi olur.

Tayyip Hocam Suriye’yi eski haline getirsin. Yani Amerika’nın müdahale ettiği bir ülke gibi görünüyor ama İngiliz derin devletinin müdahale ettiği bir ülke aslında. Bir kere Türkiye Suriye’ye vize konusunda bir kolaylık sağlasın. Vize kolaylaşsın. Vize çok kolay olsun. Siyasetçiler buraya gelsinler bir görüşelim. Bir teknokrat hükümeti kurulsun Suriye’de. Sevecen, modern Suriye yeniden hayata geçsin. Bak İngiliz derin devleti ne istiyor? Suriye’yi paramparça yapmak istiyor ve kolayca onları ezebilmek istiyor. Bütün bir Suriye Türkiye için de bir garantidir. Bütün bir Türkiye de Suriye için bir garantidir. Bütün Suriye ve Türkiye de Rusya için garantidir. Rusya da Türkiye ve Suriye için bir garantidir. Böyle bir sistem var. Ama Suriye parçalanırsa adam kendine güven duyacaktır. Yani becerebildiğine inanacaktır. O zaman Türkiye’yi de parçalamak için müthiş bir atağa geçecektir. Bak cemaatlere falan adamlar değil mi, tavır almaya başladılar. İşte Nakşibendi, Kadiri, Nurcu, Süleymancı hepsini kendilerince dağıtacaklarını düşünüyorlar. Kardeşim dağıtacaksın da adam duracak, adam kesecek halin yok. Beynini mi dağıtacaksın, ne yapacaksın yani? Kafasında o Nakşibendi. O kafasında Kadiri. Kargaşa ve ihtilalin ana zemini oluşturmuş oluyorsun. Yani ihtilale karşı halk desteğini kaldırmış oluyorsun. Artık İngiliz derin devletinin önünde hiçbir şey kalmıyor. Sen cemaatleri kaldır, onu kaldır, bunu kaldır, hepsini kaldır. Hiçbir direnç noktası bırakmak istemiyorsun. Olmaz. Bırak ne yapıyorsa yapsın adam. Sana bir zararı yok. Yüz yıldan beri sana hiçbir zararı olmamış. Fethullah Gülen hareketi, Rumi hareket işte. O da yeni anlaşıldı. Yani bunu insanlar bilmiyordu. Yani deccali de insanlar tanımaz. Süfyanı da tanımaz. Kahtaniyi de tanımaz. Mehdi (as)’yi de tanımaz. İsa Mesih (as)’i de tanımaz. Bunlarla karşılaştığında tanırlar. Yani tahakkuk etmeden tanıyamazsın. Bir süfyan hareketi ile karşı karşıyaysan, olay tahakkuk edince tanırsın. Niye tedbir almayalım? Tedbir alsan da süfyan çıkar zaten. Yani sen süfyana olan öfkeni halktan çıkarmaya kalkarsan süfyana karşı olan gücü kırmaya kalkarsın. Deccale karşı olan gücü kırmaya kalkarsın. O zaman sen süfyan taraftarı olursun. Cemaatleri yıkmaya kalkarsan deccal taraftarı olursun farkına varmadan.

Cemaatçiler himmet diye çok fazla para toplamışlar. Belgeler varmış bununla ilgili. “Bu himmet parasını, bağışları veren herkes suçlu mu?” Kardeşim buna kalkarsan Türkiye’de adam kalmaz. Yani bu çok büyük bir hata olur. Bu bir oyun. Yani Cumhurbaşkanı destekliyorsa, Başbakan destekliyorsa, geçmiş Cumhurbaşkanı destekliyorsa, adam tabii ki himmet parası verir. Tabii ki destekler. Yani sokakta dilenci görünce para veriyor. Bir cemaat efendim cami yaptıracağız diyorlar, para veriyor. Okul açacağız diyor, para veriyor adamlar. Eğer bu konuya girecek olurlarsa Türkiye’de adam kalmaz. Bu yol, yol değil. Böyle bir yöntem olmaz. Yani adam para verdiyse. Herkes övüyor, adam tabii ki para verir yani. Burada öğrenci yurdu açacağız, hayır yapacağız para verir misin? Adam verir parayı tabii ki. Yani ama şuan terör örgütü olarak ilan ettiğiniz için, şuan vermez. Ama daha önce verir. Daha önce niye verdin? Şu mantık mı? Tamamı övüyordu.

Fethullah Gülen cemaatini ikiye, üçe, dörde ayırmak lazım. Bir bu cinsi sapık, alçak katiller var. Manyak yani akıl hastası. Cinayet işleyen. Bu köpekleri bir kere ayırmak lazım. Bunlar müstahak yani. Daha da fazlasına müstahak. İkincisi: Bu cemaati işte Mehdi cemaati diye bilip katılanlar olabilir. Ben bunu bir suç olarak görmüyorum. Yani ilk başlangıç için suç değil bu, yani iftihar edilecek bir şey. Bunda anormal bir şey yok. Ama bu katliam tablosunu görüp destekliyorsa o zaman ben bu adamın cidden aklından şüphe ederim. Geçmişte destekleyen adamları bence suç olarak değerlendirmek doğru değil. Yani bütün hükümet, devlet, herkes destekliyordu. Teşvik ettiler onları yani, her şeylerini teşvik ettiler, takdir ettiler. Dolayısıyla yani himmet parasını suç haline getirmek bence doğru değil ama şu an için doğru. Ama geçmiş için ben mantıklı bulmuyorum. Çünkü devlet teşvik ediyor, hükümet teşvik ediyor yani.

Hayret ediyorlar nasıl baş edemiyoruz diye. Onlar Mehdiyet’in gücünü bir türlü anlamadılar. Yani çok alelade bir şey olarak görüyorlar. Zaten görünmez bir güç olduğu için, görünür ve görünmez bir güç olduğu için “çoktan halletmemiz gerekiyordu. Nasıl olmuyor?” diye şaşırıyorlar.

Kadınlar çok şahane varlıklar. İnsanlar nasıl onların değerini bilmiyor ben hayret ediyorum. Yani hiçbir şeye benzemiyor kadınlar ama tabii ahlakı güzel olması lazım.

BEYZA BAYRAKTAR: Sizin gibi insan az var yani, yok hatta. Sizin verdiğiniz değeri veren insan yok.

ADNAN OKTAR: Ama o doğru olabilir. Azdır hakikaten kadınlara hak ettiği değeri veren insan azdır.

Hükümetin politikalarından benim istirhamım bir kere şu Suriye konusunu bir halledelim. Suriye’ye kolaylık sağlayalım, vize kolaylığı, yani bu çok vahim bir şey. Düşman değiliz ki biz. Suriye’ye düşman değiliz. Vize kolaylığı sağlayalım, rahatça gelsinler. Orada bir teknokrat hükümeti kurup ortalığı bir yatıştıralım. Tabii ya, yeniden bir imar eldim Suriye’yi. Bak, orada değerli politikacılar var. Buraya gelmek istiyorlar, gelemiyorlar adamlar. Yani niye? Çünkü direkt gelmek zaten mümkün değil. Başka ülke üzerinden gelmeleri gerekiyor. Onda da bin bir türlü sorun çıkıyor. Bak, direkt Suriye’den vize zaten mümkün değil, bu çok acayip bir şey. Ne var orada? Bırakın gelsinler. Hayır, tehlikeli görüyorsan ayrı, mesela anarşist, terörist tamam, onu getirme. Ama siyasetçiler, profesörler, doçentler, fikir adamları bırak gelsin. Ne mahsuru var yani? Onun bir kere hallolması gerekiyor. İkincisi bu Fethullah Gülen hareketini abartıp işte para veren, para vermeye aracı olan, yok selam veren, yanından geçen, kardeşim, Türkiye’de adam kalmaz. Yani bu işin çapını bu derece büyütmeye gerek yok. Katilleri, hainleri, alçaklık yapanları toplasınlar, ondan gerisini kazanmaya çalışalım. Yani bunlar mahlûkat değil; insan. Eğitiriz, konuşuruz, düzelir. Sadece Fethullah Gülen’in kafası diye bir kafa yok. Açık tartışma ortamı da yapabiliriz, konuşuruz. Çağırırız bir yere gelsinler. Onlar da fikrini söylesin, konuyu halledelim. Ama bu halkı izli mermilerle, zırh delici mermilerle havadan delik deşik etmek yani çok büyük alçaklık. İşte bak, Rumi kafa, İngiliz derin devletinin kafası onları bu çizgiye getirdi. Hatta İngiliz derin devleti dese ki “bütün Türkiye’yi yok edin” tamamını yok eder bunlar. Dinle, imanla, vatan sevgisiyle bağlantıları sıfır hale gelmiş. Yani Türk milletinden nefret ibadet gibi onlar için; bu çok korkunç bir şey.

BÜLENT SEZGİN: Siz anlatıyorsunuz sürekli, “Darwinizm’in bunda etkisi çok büyük” diye. Darwin de Türklerin aşağı ırk olduğunu, yok edilmesi gerektiğini söylüyordu.

ADNAN OKTAR: Bir de Türk milleti bayağı tatlı bir millet, yani ne kadar alçakça bir nefret. Git Anadolu’ya şeker gibi, kuzu gibi insanlar, bayağı efendi, terbiyeli. Ne yaptılar sana bu kadar azıyorsun? Sen egoist, bencilsin, tepeden bakıyorsun insanlara. Cinsi sapıklık var, katillik var, alçaklık var. Kendini beğenmişlik var, nobranlık var. Anadolu halkı tertemiz, namuslu, düzgün insanlar. Gayet de zekiler. Bu azgınlık nedir yani?

Gece bekçileri bu akşam sona mı eriyor?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Tamam, ama her an her yerde, her şey olabilir, yani her yerde haber verecek, erken uyarı yapacak insanlar olması lazım. Yani gece üç buçukta falan sadece çekirge sesi duyuluyor. Yani herkes derin uykuda oluyor. Her türlü melanet olabilir, tedbir alınsın.

Bir de Rusya’yla askeri anlaşmanın hemen yapılması lazım vakit kaybetmeden. Ben onu yıllar önce söyledim, Rusya’yla askeri ittifakı, bak, daha yeni oluyor. Ne desek iki-üç yıl sonra. Hâlbuki seri olmuş olsa çok güzel olur.

Bu yazarlara sadece kızarak olmaz; bunlarla konuşulması lazım. Yani bu insanları bir araya getirip sohbet edilebilir. Kafalamayla falan da olmaz. Yani siyasi demagojiyle falan da olmaz. “Vay hainler sizi” demeyle olmaz. Adamın da sana karşı bakış açısı daha değişik olur, olmaz öyle şey. Yani makul yönü olabilir. Mesela adam kalite istiyorsa haklı, sanat istiyorsa haklı, Ortodoks, gelenekçi sistemin boğuculuğundan rahatsız oluyorsa o da haklı. Bunlar konuşulabilir. Ama yani mesela meşru hükümeti darbeyle yıkmaya kalkmak, bu çok korkunç bir şey, rezillik yani.

Bu Fethullah Gülen cemaatine karşı da “bunların alayı” işte “hain” hain olanlar var da bunu adam saflıktan yapar, bilgisizlikten yapar, bir de hükümet teşvik ettiği için sevenler olmuştur. Cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar, milletvekilleri teşvik ettiği için sevenler, saygı duyanlar olmuştur, yani biraz makul, akılcı bakmak lazım. Biz bilemeyiz tabii adamların böyle hayvanlık yapacağını, vahşilik yapacağını, o ayrı mesele. Ama yani zamanında bu cemaate bağlantı kurmuş insanları, gönül vermiş insanları hainlikle suçlamak, alçaklıkla suçlamak, bu olmaz. Bunun bir mantığı yok. Sen teşvik etmişsin, o da yapmış. Değil mi? Yani gece-gündüz propagandası yapılıyordu.

Halkı bir kere, mazlum halkı bu işin içinden çekip alalım. FETÖ’cü diyerekten bu adamları damgalatmanın âlemi yok. Orta kademede de yani bunların böyle manyaklık yapacağını tahmin ettiklerini zannetmiyorum. Ama üst katın böyle iblislerini, deccallarını kanunla, hukukla ezelim, tepelerini ezelim. Ne gerekiyorsa yapalım. Ama bu kadar büyük bir kitleyi gözden çıkartmamız mevzubahis olamaz. Arkasından bak adam ne diyor? “Bir de cemaatleri de gözden çıkartıyoruz” diyor. Yani “Türkiye’yi gözden çıkarttım” demek istiyorsun, öyle mi? Bu olmaz. Ordu da mesela, orduda darbeciler var ama ordu bizim canımız, baş tacımız. Onlar bizim kuzularımız. Biz bütün orduyu nasıl suçlayamıyorsak değil mi bir avuç darbeci yüzünden, Fethullah Gülen cemaatinin içindeki bir avuç iblis yüzünden bu masum insanları da suçlayamayız. Yani cumhurbaşkanının tavsiye ettiği, başbakanın tavsiye ettiği, bakanların tavsiye ettiği bir yapılanmaya adam gönül verdiyse yahut maddi yardımda bulunduysa gidip yakasına yapışırsak şu an, adam der ki; “sen söyledin, ben de yaptım” der. Böyle olmaz.

Ne kadar güzeller maşaAllah. Ama tabii güzel ahlaklı olması şart, yani kadının kafasında bir negatif elektrik olduğunda çok itici bir varlığa dönüşüyor, yani kafasında negatif bir elektrik olmaması lazım. O zaman Allah, müthiş bir heybet ve müthiş bir güzellik veriyor. O da imanla, İslam’la mümkün. Hristiyan da olsa imanlı olması yani vicdanının temiz olması gerekiyor. Musevi de olsa yine vicdanının temiz olması gerekiyor. Çünkü gerçek samimi bir Musevi Müslümandır. Gerçek samimi bir Hristiyan da Müslümandır. Müslüman’ın da samimisi Müslümandır. Müslümanım demeyle Müslüman olamaz.

Yalnız kardeşim bu cinayetleri görüp ayrılmamak olmaz. Bir de bu konuda devleti, hükümeti, güvenlik güçlerini, adli makamları bilgilendirmemek olmaz. Anneleri, yaşlı amcaları otomatik silahla adam tarıyor. Bu bir manyaklık. Yani hiçbir insanın vicdanı bunu kabul etmez. Hayır, iblis ve şeytansa adam ona bir sözüm yok. Ama biraz vicdanı varsa hükümete, devlete yardımcı olsun. Bu manyaklığın kökenini anlatsın. İnsanlar da tedbir alsın. Bak milleti savunmasız bırakıyor. Şimdi yarından itibaren de milletin bir kısmı hop oturup hop kalkacak. Yine darbe tehlikesi olmuş oluyor. Şimdi vatandaş da çocuk askeri getiriyorlar. Şimdi askere ne yapacağını da bilemiyor vatandaş. Şimdi kendini savunsa, kendi evladımız. Hayır diyor ki; “niye geldiğimi de bilmiyorum” diyor. Öbürü de otomatik silahla ateş ediyor. Onu birbirinden ayrıt etmek o kadar güç ki. Mesela otomatik silahla ateş edip insanları ne hale getirdiklerini gördünüz, şehitler, yaralılar. Bir de bu ekabirlik nereden gelmiş, bu kendinden eminlik? Bir de en hareketli vakitte, trafiğin en yoğun olduğu vakitte davul, zurnayla darbe. Ben ilk defa görüyorum böyle bir şey. Darbe böyle olmaz. Normal 4,5-5 gibi falan yapıyorlar genellikle millet yatarken. Erken yapıyorlar, TRT’yi tutuyorlar. Burada bir acayip. Önce Boğaz Köprüsü’nü tutuyor. Sonra gidiyor genelkurmay başkanını tutukluyor, kendince. Sonra TRT’ye gidiyor. “Olmadı burası CNN’e gidelim bari” diyor. Baktı ben buradan yayına devam ediyorum. Gittiler TÜRKSAT’ı bombalamaya kalktılar. Ama bak çok çok özür dilerim ama bir başıboşluk var. Yani bu felaket. Ben zannettim ki her şeyden haberleri var, her şeyi kontrol ediyorlar. Akıl almaz bir başıboşluk var eğer yanlış görmüyorsam. Bakın bu Allah esirgesin darbe nedeni olabilir. Bayağı tehlikeli bu. Bu başıboşluğu hemen ortadan kaldıralım. Ne demek böyle bir şeyde polisin anında çökmesi gerekiyordu olaya. Nasıl şüphelenmez, Boğaz Köprüsü’nü asker tutmuş? Çok büyük bir olay. “Ne oluyor?” falan denmesi lazım. Yani kimsenin kimseden haberi yok. Boğaz Köprüsü’nü tankla asker tutuyor. Sorduk, dedik -görüntüsünü de gördüm- nedir bu? “Millet gülerek falan herhalde teröristler var. Ona karşı önlem alıyorlardır” falan. Yani aklının ucundan bile geçmedi insanların darbe olacağı. Yani müthiş bir beceriksizlik görülüyor. Darbecilerin de Allah aklını almış. Ben bu kadar akılsızca bir darbe hayatımda görmedim. Bu kadar avanakça, bu kadar mantıksız. Ama ortada polis yok. Hayret ettim, çok çok az polis var. Boğaz Köprüsü’nde çok az, başka yerde çok az. Üç tane, beş tane, yedi tane. Bu nasıl oluyor? On binlerce polis vardı, nerede bu polisler? Yani onları tutan bir güç mü oldu? Konu mu anlaşılamadı? Yoksa kardeş kardeşi kırar, dikkatli olalım falan diye mi acaba polis müdahale etmedi? Ben hiç anlamadım. Polisi gördüğünde zaten asker hemen silahını veriyor. Yani asker hiç diretmiyor benim gördüğüm. Nerede olsa hemen silahı bırakıyorlar. Bunu çözmek örümcek ağını çözmek gibi bir şey. O kadar zor ki karmakarışık bir sistem var. Ama bir harikalık tabii var. Yani Hızır (a.s)’ın her yerde gezdiği anlaşılıyor. Yani her şey acayip. Bir kere her yerde polis tetikte olması lazım. Yani darbeci kafadaki adamları sürekli polisin izlemesi lazım. Bunu yapabilecek potansiyelde olan herkesi izlemesi lazım gece-gündüz. Yani sabah kalktığımızda öğrenmeyelim.

Suç işlememiş ama zamanında Gülen hareketi olarak bilinen hareketle bağlantı kurmuş insanların hainlikle suçlanması olmaz. Nasıl hain olsun? Yani ortada bir suçlama yok. “Sen o dönemde bu adamlara niye para verdin?” Hükümet teşvik ediyordu, hükümet imtiyaz veriyordu. Bunda şaşıracak bir şey yok. Ama sonra dediler ki; “Bu riskli bir yapılanmadır, terörist bir yapılanmadır.” Yine insanların bir kısmı inanmıyordu. Silahlı terör örgütü falan diyorlardı. Öylesine diyorlardır gibi geliyordu. Ama halkı tarayınca otomatik silahlarla, bütün Türkiye’nin kanaati net geldi, oturdu. Ama sahte mehdi hareketine karşı Mehdi karşıtlığıyla mücadele edersen, sahte mehdiyi Mehdi haline getirirsin. Sahte Mehdiyet’e karşı gerçek Mehdiyet’le mücadele edilir. Başka hiçbir yolu yoktur. Allah bunu böyle yaratmış.

Tayyip Hoca, nöbeti bırakın diyebilir nezaketen, saygı olarak. Ama Tayyip Hoca’dan izin alsınlar. Yine de sembolik mahiyette nöbete devam. Devam edilsin yani bu doğru olmaz. Yani uyanık bir kesim sürekli olsun, nöbetleşe. Ama bu tabii kanuna hukuka uygun olsun. Hukuki zeminini oluştursunlar ve bu yapılsın. Hani gidin yatın deyince herkes yatarsa pek bir akılcı hareket olmaz gibi geliyor bana bu. Tayyip Hoca onu diyebilir nezaketen. Yani yoruldunuz, gidin yatın diyebilir. Ama bize düşen o fedakarlığı devam ettirmektir. Ama hukuki olmasının zeminini bir şekilde halletsinler, hukuki olsun.

“Melaim vel Fiten, İbni Tavus, İmam-ı Sadık (a.s) şöyle buyurdu; ‘İki köprü engellendiğinde işte bu Ehli Beytten kaim Mehdimizin zuhur zamanıdır.’” Tam karşılığı değil mi? Bak, bu sefer de iki köprü diyor. “Engellendiğinde işte bu Ehli Beytten kaim Mehdimizin zuhur zamanıdır.’’ İki köprü engellendi. Ahir zamanın mühim bir olayı olarak bunu belirtiyor.

Bu muhalif gazetecilerle bir görüşme yapmak lazım. Onlara önce bir yazı gönderelim. Onları biraz aydınlatalım. Yani gözü kapalı bu işe girmesinler.

Allah Allah, çok acayip bu ya. “İki köprü engellendiğinde işte bu Ehli Beytten kaim Mehdimizin zuhur zamanıdır.” Arapça bağlanmak diyor, iki köprü. Yani insanlarca kapatılması.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bugün PKK’nın farklı illerde saldırıları oldu. Şırnak’ın Uludere ilçesinde teröristlerin yola döşedikleri el yapımı patlayıcı askeri aracın geçişi sırasında infilak ettirilmesi sonucu beş asker şehit oldu, sekiz asker yaralandı. Şırnak Uludere’de PKK’lı teröristler önce askeri araç geçerken el yapımı patlayıcı infilak ettiriyorlar. Ardından da yardıma gelen askerlere de saldırdıkları ortaya çıktı. Akşamüzeri saatlerdeyse Mardin ve Diyarbakır’da eş zamanlı saldırılar oldu. Mardin Kızıltepe İlçe Devlet Hastanesi elli metre yakınında polis aracının geçişi sırasında yaşanan patlamada ilk belirlemelere göre bir polis şehit oldu. İki sivil hayatını kaybetti, elli kişi yaralandı. Diyarbakır’ın Sur ilçesinde On Gözlü Köprüsü yakınlarında meydana gelen patlamada dört sivil şehit olurken, biri ağır olmak üzere dört polis yaralandı.

ADNAN OKTAR: Bak bu kargaşa ortamında cemaatleri yok etme politikasına yaklaşmak isteyenler var. Oyun büyük. Tayyip Hocam bu konuda tam tavır alsın. Bu adamlara bunu konuşturtturmasın. Zaten yapamazlar öyle bir şeyi de ama konuşturtmak da çok yanlış. Yani ağızlarına esaslı bir manevi tokat indirsin. Ve bu konuyu kökünden halletsin. Durup durup iki de bir cemaatler deyince bir uğursuzluktur Türkiye’yi sarıyor. Bakın her seferinde bir uğursuzluk Türkiye’yi sarıyor. Cemaatlerle uğraşmak doğru bir şey değil. İslam’la uğraşmış olursun o zaman. Bırak insanlar nasıl yaşıyorsa yaşasınlar. Uğraşacaksan PKK’yla uğraş.

Bir şey dedin sen?

BÜLENT SEZGİN: Estağfirullah. Şehit polisimizin resmi vardır Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bakayım kabadayıya.

BÜLENT SEZGİN: Nurettin Tetik.

ADNAN OKTAR: Nasıl yakışıklıymış benim aslanım. Eli yüzü nur. Allah annesine babasına uzun ömür versin. Hayır, bereket versin. Sabr-ı cemil nasip etsin.

Bir de PKK'ya karşı da milis gücünün artırılması gerekiyor. Polisi vuruyor, halk görüyor fakat bir şey yapamıyor. Polisi vurduğunda, adamda eğer otomatik silah olursa vurmaya kalktığında o da onu etkisiz hale getirebilir. Ayaklarına nişan alır, onu yaralar ve yakalar. Ama halkta silah olmayınca sadece bakıyor halk. Hatta tedirginlik içerisinde bakıyor çünkü yapacağı hiçbir şey olmuyor. Buna bir çözüm bulunması lazım. Çünkü kalabalık oluyor mahalle. Herkesin penceresi açılır o zaman. Herkes pencereden karşılık verebilir. Adamlar da kaçamaz. Az silah var, az adam var; PKK kalabalık geliyor, gece karanlıkta kaçıyor. Böyle olmaz. Bir de silah çeşitlerini artırmak lazım, savunma araçlarını artırmak lazım. Onu nasıl konuşalım bilmiyorum ama neyse özel de konuşulabilir.

Bence Gülen Cemaatinin mazlum olan tabanını kurtarmak lazım. Bu siyasi demagojiyle hiç olmaz. Belli ki bu insanlar Mehdiyet'e gönül vermişler. Gerçek Mehdiyet'i anlatarak bu badireden, bu beladan kurtarmak mümkün. Adam Mehdi (a.s)'ye diye gider süfyanın eline düşer; Mehdi (a.s)'ye diye gider deccalin eline düşer. Deccal, süfyan veya Mehdi (a.s); Müslümanların arada kalmaları mümkün değil Ahir Zaman'da. Ya deccalin yanındadır ya Mehdi (a.s)'nin yanındadır ya süfyanın yanındadır. Tarafsız olursa yine elinde olmadan, farkında olmadan yine deccalin yanında olur. Çünkü bitaraf olan bertaraf olur. Hakla batıl mücadelesinde bitaraf olan bertaraf olur. Haberi bile olmaz deccale uyduğundan. Yani farkına varmadığı bir şey olur.

Evet, dinliyorum. 

KARTAL GÖKTAN: İngiltere'nin, Türkiye'nin Suriye sınırına özel kuvvetlerini gönderdiği ortaya çıktı. BBC, İngiliz askerlerin terör örgütü IŞİD'e karşı yürütülen operasyonların ardından görüntülendiğini öne sürerek tanksavar, füze dürbünlü tüfekler ve ağır silahlar taşıyan İngiliz askeri araçlar ile bu araçlardaki askerlerin fotoğraflarını paylaştı. Sunday Express'in haberine göre ise İngilizlerin en seçkin birliklerinden oluşan İngiliz Hava Kuvvetleri'ne ait SAS Askerleri, IŞİD saflarında savaşırken yakalandılar. İngiliz askerleri ile Amerika'nın hava operasyonu sırasında IŞİD militanı kıyafeti ve IŞİD flamalarıyla görüntülenmişti. 

ADNAN OKTAR: Her türlü pislik, akılsızlık yapılıyor. Bizim bazı vatandaşlar da işte evlenmek peşinde, "Avrupa'ya çocuğumu göndereyim." tahsil peşinde. Doğu'da da Mehmetçiklere habire kıyıyorlar, öbürü darbe peşinde; adam uyuyor, kendi derdinde. Bayağı dert ediniyor. "Ya" diyor, "Bir hayırlısıyla bir evlenseydim de şöyle iki tane çocuk yapsaydık." Kardeşim, tamam da vatan elden gidiyor bir aklını başına al. Senin derdine bak, konuya bak. Egoist bencil olunacak vakit mi? Egoist bencil hiç olunmaz zaten.

"Nefret politikasını bırakın, sevgiye önem verin." dedim. Adamlara nefreti ne kadar öğretmişler ki tankla halkı parçalıyor adam sakinleşemiyor. Zırh delici mermiyle otomatik silahla tarıyor halkı yine sakinleşemiyor adam. Kan revan içinde bırakıyor milleti, acayip rahat. Bir türlü azgınlığı gitmiyor. Ve stadyuma toplayıp insanları imha etmeyi düşünüyorlar. Oluk oluk kan akıtmayı düşünüyor adamlar. Daha hala adam evlilik peşinde, köşe dönme peşinde, "İhtisasımı bir yapsaydım işte köşeyi dönseydim. Fabrikanın işte yan tesislerini açamadık daha." falan diyor. Olayın fevkaladeliğini daha anlayabilmiş değil insanların epey bir bölümü. Uyuyorlar. Bayağı uyuyan insan var. Evlenmek suç değil, iş yapmak da suç değil ama acillik varken bunu anlamamak tarif edilecek gibi değil. 

BEYZA BAYRAKTAR: Herkes tatile gitmeye çalışıyor şuan.

ADNAN OKTAR: Tabii. "Hayırlısıyla bir tatile gitseydik. Şu Bodrum'da denizde bir ters takla atsaydım." falan diyor. Bak, asker neyle uğraşıyor, polis neyle uğraşıyor; adam neyle uğraşıyor? 

BEYZA BAYRAKTAR: Siz otuz yıldan fazla zamandır tek bir kere tatile gitmemişsinizdir.

ADNAN OKTAR: Tabii ki. 

Bir de Tayyip Hoca'ya siyasiler, şu bu falan herkes destek versin. O insanı yalnız bırakmak çok büyük günah olur, çok çok ayıp olur, çok çok çirkin olur. Belli ki adamlar kafayı ona takmışlar. Herkes yardımcı olarak, destek olarak Tayyip Hoca'nın konumunu sağlamlaştıralım. Bu İngiliz derin devletine esaslı bir tokat olur. Çakallık yapıyorlar köpek herifler. Onun böyle Anadolu delikanlısı olması onların ağırına gidiyor. Adamların asortiği bozuldu, entellikleri gitti. Olmaz. Bir de Tayyip Hoca'yı gidip lafa tutmak; bu da çok ayıp olur. Bilmişlik yapmak, gereksiz akıllar vermek... Faydalı olan fikirleri kısaca özetle yazılıp gönderilebilir. Önüne gelen, kafa adamlar bazı kişiler; böyle kelle hareketler sıkıcı olur. O insanın zaten kısaca bir dinlenme vakti oluyor, uyuma vakti oluyor. Gidip Külliye’ye orada kafa ütülemek doğru olmaz. Yani insanların kafasını ütülemeye kalkmak doğru olmaz. Tayyip Hoca’nın da vaktini alma doğru olmaz. İnsanların ruhunda bilmişliğe çok müthiş bir yatkınlık oluyor, gereksiz böyle üst perdeden; "Ben daha iyi akıllıyım, daha iyi bilirim" kafası. Samimi olmak lazım. Doğruysa söylersin. 

BÜLENT SEZGİN: Şehitlerimizin fotoğrafları vardı Adnan Bey. Piyade Er Ahmet Hilmi Yiğit.

ADNAN OKTAR: Aslan o aslan, Ağabeyinin aslanı.

BÜLENT SEZGİN: Piyade Er Ahmet Suna.

ADNAN OKTAR: Ahmet, çok nurlusun sen. 

BÜLENT SEZGİN: Piyade Er Bayram Kavcı.

ADNAN OKTAR: Bayram, cennette daha rahat edeceksin, cennet koltuklarında oturacaksın.

BÜLENT SEZGİN: Tayfur Çankaya, Piyade Er.

ADNAN OKTAR: Tayfur, aslan o. Tayfur bayağı şaşırmıştır yeni mekana. Şimdi cennete gidince ölü görüntüsü de yok. Hayretleri hep niye başkası gelmiyor diye. "Böyle bir yer varken niye gelmiyorsunuz?" falan maşaAllah.

Özetle bu gece nöbetleri devam etsin. Sembolik de olsa devam etsin. Ama bunun kanuni hukuki zemini de oluşsun. Tayyip Hoca tabii ki öyle diyecek. Ne diyecek yani ömür boyu... Ama daha olay oturmadı. Tedbirler tam alınmadı. Bu sokaklarda demokrasi nöbeti tutan canlar fedakarlıkta, yiğitlikte, güzel ahlakta çok üstün insanlar. Ama bir kısım züppeler kendilerini koruyan bu insanları beğenmiyor. Sağsanız onların sayesinde sağsınız. İflahınızı keseceklerdi, stadyumlara falan toplayıp kitle katliamı yapacaklardı. 

BEYZA BAYRAKTAR: Onlar evlerinde saklandılar, bir kere de çıkmadılar. Hiçbir şey yapmadılar.

ADNAN OKTAR: Tabii. Bir şey olduğunda anında fıyan, anında kaçan saklanan sonra da züppelik yapan tipler. Ve beğenmiyor o insanları. Seni koruyor kurtarıyor onlar, vesile oluyorlar. Canını siper ediyor o çocuklar, gördünüz tankların üstünde falan. Bir de onlara üst perdeden yaklaşıyor, bu çok büyük bir ahlaksızlık. Sen onların tırnağı olamazsın tırnağı. Çok asil necip millet maşaAllah.

O, Rusya'yla anlaşmayı hızlandıralım. 

Evet, Fikret Efendi, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ve avlusu ilk defa vatandaşlara açıldı Adnan Bey. Binlerce kişi Külliye’nin bahçesinde toplandı. İlk olarak Kuran tilaveti yapıldı. Şehitler için Kuran okundu, Kuran okunurken tekbirler getirildi. 

ADNAN OKTAR: Güzel de işte yarından itibaren sokaklarda in cin top oynar vaziyette olursa, kimse olmazsa risk devam ediyor demektir. Çünkü eğer yanlış duymuyorsam, bilmiyorsam; teğmen, yüzbaşı seviyesinde, binbaşı seviyesinde çok fazla ihtilalci kafada adam var.

Münafıklarla ilgili var mı okumak istediğin yer Fikret? 

KARTAL GÖKTAN: Var Hocam.

ADNAN OKTAR: Oku. 

KARTAL GÖKTAN: “Münafık, İstihbarat Amacıyla Müslümanları Sürekli İzleyip Gözetler. Münafığın Müslümanlar arasında yaşadığı zamanlar, onun ince ince gelecekteki hayatının alt yapısını oluşturduğu ve küfre yatırım yaptığı dönemlerdir. Bu hayatının yapı taşlarını oluşturacak olansa, Müslümanlar aleyhinde yaptığı faaliyetler ve küfre taşıdığı istihbarattır. Küfrün gözüne girebilmesi ve onlardan elde edeceği menfaatler, Müslümanlar hakkında onlara akıttığı bilginin çokluğuna ve önemine bağlıdır. Kendince onlara ne kadar işe yarar bilgiler aktarabilirse, küfürdeki insanlar da onu, o kadar yakın dostları edineceklerdir. Ve onlara ne kadar sıcak bir dost olabilirse, onların küfürde ona sunacakları imkanlardan da o kadar iyi istifade edebilecektir. Böylece küfürde, kendine o oranda çıkar sağlayabilecek, o kadar iyi bir itibar ve çevre elde edebilecek ve bunun sonucunda da kendince istediği hayata o kadar yaklaşmış olacaktır. İşte bu kirli hayallerine ulaşmanın yolunun 'Müslümanlardan elde edeceği bilgilere ulaşmak olduğuna' inanan münafık, gününün büyük bölümünü 'Müslümanları izleyerek' geçirir. Allah Kuran'da münafıkların bu sinsi yöntemini "Onlar sizi gözetleyip-duruyorlar..." (Nisa Suresi, 141) -şeytandan Allah’a sığınırım- ayetiyle haber vermiştir. Münafık sabahtan akşama kadar Müslümanların peşinde dolaşarak onların 'neler yapıp ettiklerini, nelerden bahsettiklerini, kimlerle neler konuştuklarını' öğrenmeye çalışır. Nerede birkaç kişinin sohbet ettiğini görse, hemen bir bahaneyle oraya gidip yanlarında durmaya çalışır. Birinin telefonda konuştuğunu duysa, hemen oraya yaklaşıp başka bir iş yapıyormuş gibi davranıp anlatılanları dinlemeye uğraşır. Bilgisayarında biriyle yazışan birini gördüğünde, yine orada işi varmış gibi yaparak, tam da bilgisayarın ekranını görebileceği şekilde durup yazılanları okumaya çalışır. Fark ettirmeden bir Müslümanın telefonunu alıp, rehberindeki isim ve telefon numaralarının kopyasını kendisine alır. Ya da sadece kısa bir şeye bakacağını söyleyip bir Müslümanın bilgisayarını kısa bir süre için de ödünç alıp, içinde neler olduğuna bakmayı amaçlar. Akşama kadar münafığın sinsi gözetlemesi bu şekilde sürüp gider. Sonrasında ise münafık gizlice küfürdeki dostlarıyla bağlantıya geçer ve -küçük büyük- gün boyunca şahit olduğu her şey hakkında edindiği bilgileri onlara aktarır. Müslümanlar zaten hayatlarıyla, ahlaklarıyla, yaptıkları hayırlı faaliyetleriyle şeffaf bir hayat yaşayan, toplumdaki herkesin iyiliğini düşünen temiz insanlardır. Dolayısıyla da gizlileri saklıları yoktur. Tüm hayatları, amaçları, çabaları zaten ortadadır. Bu nedenle münafığın elde ettiği bilgiler, münafık ne kadar istese de, Müslümanların aleyhine bir sonuç getirmez. Ancak münafık şeytani bir eylem yapabilmiş olmanın verdiği kendine güven ve küfürdeki dostlarının gözüne girebilmiş olmanın heyecanıyla, bu yaptıklarından dolayı kendi kendine sevinir. Oysa ki şeytanla ve küfürle yaptığı her işbirliği dünyada da ahirette de onun aleyhine olacaktır. Müslümanlar ise, münafığın tüm sinsi oyunlarına ve tuzaklarına rağmen mutlaka galip geleceklerdir. Allah bir ayette inkar edenlere Müslümanların aleyhinde kesinlikle yol vermeyeceğini şöyle bildirmiştir şeytandan Allah’a sığınırım: “Allah, kıyamet günü aranızda hükmedecektir. Allah, kafirlere müminlerin aleyhinde kesinlikle yol vermez.” (Nisa Suresi, 141)

ADNAN OKTAR: Güzel.

Bu, darbe konusunu anlatıyorum fakat tarihi incelemeyenler, darbenin mantığını felsefesini bilmeyenler darbeyi zor görüyor olabilirler. Öyle bir şey yok. Mesela 1960'ta Adnan Menderes'e karşı yapılan darbe, emir komuta zinciri içinde yapılmadı; otuz yedi düşük rütbeli subayın planıyla icra edildi. Albay, yarbay, binbaşı rütbesinden otuz yedi kişi. Kritik mevziler, bu subayların elindeki asker ve silahlarla önce ordudaki komuta kademesinin etkisiz hale getirilmesiyle ele geçirildi. Genelkurmay Başkanı, Cumhurbaşkanı ve hükümet üyeleri tutuklandılar. Gayet kolay oldu. Sadece böyle erken vakitte yapmadılar. Adam gitti. Mesela Cumhurbaşkanına gidiyor, "Tutuklandınız efendim." diyor. Bu kadar. Kelepçeyi takıp alıp götürüyor. Başbakan'a "Tutuklandınız" diyor. TRT'ye giriyor, silahı çekiyor masanın üstüne koyuyor; "Şimdi yayınla bu anlattığımı." diyor. Yayınlıyor. Ama o zaman Alparslan Türkeş rahmetli, o yapmıştı konuşmayı. Gayet kolay olmuştu.

Darbeciler öyle, "Biz yenildik vazgeçiyoruz." falan pek demezler. O pek görülmüş bir şey değil, onu söyleyeyim. İşte tutuklanmış, bilmem ne adamın hiç umurunda bile olmaz. Hatta tutuklananları kurtarmak ister, onun için bile darbe yapabilir. Tutuklanan çok fazla adam varsa, "Bir darbe yapalım da bunları çıkaralım." der. Mesela Talat Aydemir de darbe yapmaya kalktı. Yüksek rütbeli bir subay değildi; bildiğim kadarıyla albay rütbesindeydi Talat Aydemir. Bir yaptı, başarısız oldu; gitti, bir daha yaptı. Deneme yapıyor yani. En sonunda baş edemediler, adamı astılar. Harp okulu öğrencileri falan tutuklandı o dönemin gençleri. Yani darbeciler inatçıdır. Zannedildiği gibi olmaz. Bu rehavet bence hiç normal değil. Böyle bir şey yanlış. Mehdiyet'le, akılcılıkla; Mehdi derken illa bir şahıs değil Mehdiyet ruhu, birliktelik ruhu. Mehdi (a.s)'yi bizim bulamamış olmamız Mehdiyet'i uygulamamızı engellemez. Mehdiyet bir ruh, bir felsefedir, İslam aleminin birleşmesi, Müslümanların birbiriyle kaynaşması, yekvücut olmasıdır. Harp Okulu komutanıydı Talat Aydemir, kurmay albaydı; bir avuç askerle yaptı darbeyi. Ben hatırlıyorum, küçük çocuktum. Bizim evin üstünden de hatta jet uçağı uçmuştu; annem, "Yine darbe yaptılar herhalde." falan dedi. Biz o kadar alışmışız ki demek ki. Bir de donanmayla İstanbul'u top ateşine tutmayı da düşünmüşler. Donanma devreye giremedi, birçok uçak devreye giremedi, tank devreye giremedi. Eğer onların planladığı gibi olmuş olsaydı İstanbul'u cehenneme çevireceklerdi. 

EBRU ALTAN: Füzeler getirmişlerdi.

ADNAN OKTAR: Tabii. Bu füzeler öyle ufak tefek füze de değil. Tahrip gücü çok yüksek, uzun menzilli roketler; onlarla şehirleri bombalayacaklardı. Yani akıl almaz bir katliam, akıl almaz bir dehşet düşündüler. Bütün Anadolu'yu cehenneme çevirmeyi düşündüler. "Gökten başlarına ateş yağsın." diyor ya Fethullah Gülen, "Evleri yıkılsın." diyor. İşte kastettiği bu. "Ben dedim, dua ettim. Oldu." diyecekti. 'Hoca'nın duası oldu'ya getireceklerdi.

Tulgar, "Hazreti İsa Fethullah Hoca mıymış?" Tulgar sen bu sathi kafanla işte öyle tiplerin galip gelmesine sebep oluyorsun. Sen okumayıp araştırmayınca, bilgin eksik olunca; biraz senden fazla okuyan araştıran sana galip geliyor, seni eziyor. Sen araştıran, inceleyen, bilen ol. Böyle demagojiyle konuşan adamları işte darbeciler yönlendiriyorlar dünyanın her tarafında.

Havva BJK, "Adnan Bey, 'Fethullah Gülen Mehdi (a.s)'nin yardımcısıdır.' dediğinizde kayıtlar tekrar gündeme geldi. Bu konuda aynı fikirde misiniz hala?" Deccal de Mehdi (a.s)'nin yardımcısıdır, Süfyan da, Kahtani de, Cehcah da. Yani Mehdi (a.s)'nin yardımcısı çoktur. Bunda şaşıracak ne var? Deccal de istemediği halde Mehdi (a.s)'ye yardım eder, Süfyan da istemediği halde yardım eder. Kahtani de istese de istemese de Mehdi (a.s)'ye yardım eder. Ama Kahtani, kan dökecek, şiddet uygulayacak birisi olarak hadislerde geçiyor; Mehdi (a.s) öncesi çıkacak bir kişi olarak. Elinde sopayla çıkacak birisi. Yani kastedilen, sopadan kasıt; şiddet uygulayacak bir insan. Sen adamın mekanına zarar vermeye kalkarsan adam da seni bir daha evine koymaz.

Alper Kumbar; "Ama İsrail bizi çok seviyor değil mi Hocam?" Yani güya kendince espri yapmış. Sen kimseyi sevmiyorsun. Senin sevdiğin kim var? Bana herhangi bir ülke söyle. Ama buna rağmen İsrail halkı hakikaten Türkleri sever. Türk müziği dinliyorlar, Türk bayrakları var evlerinde. Türkiye'den çoğu gitmiş ve bir vatan özlemi var içlerinde. Sen onları sevmesen de onlar seni seviyorlar.

Eray, "Hocam, Mehdi (a.s)'yi Mehdiyet'i anlattığınız kadar Kuran'ı Kerim'i anlatsanız daha iyi olmaz mı?" Zaten Mehdiyet'in özü, esası, hedefi saf Kuran'la hareket edilmesidir. Yani yobazlığı, bağnazlığı ortadan kaldırmak için, gelenekçi Ortodoks İslam anlayışını ortaya çıkarmak için saf Kuran'la hareket prensibidir zaten Mehdiyet. Dolayısıyla benim kadar Kuran'a insanları davet eden bir kişi olmadığına göre, geceli gündüzlü Kuran'a davet ettiğime göre bu sözün de yersiz. Ayrıca Mehdiyet denilen olay zaten Kuran'ın içinde geçen, Kuran'da anlatılan bir olay. Allah, "Mehdilere tâbi olun." diyor. "Muhtedun" Ben sana yine Kuran'dan anlatmış oluyorum. Ve Mehdiyet, İslam'ın dünyaya hakim olacağını söylüyor. Nur Suresi 55'te İslam'ın dünyaya hakim olacağını anlatıyor Allah. Dolayısıyla anlattıklarım yine Kuran'dan olmuş oluyor. Kuran'ın işaret ettiği konuları anlatmış oluyorum.

Abdullah Birisi, "Gülen'le alakalı kanaatiniz ne zaman değişti?" İşte bu cinayetlerle değişti. Ben daha önce de söylüyorlardı silahlı terör örgütü falan da, ortada silah milah nerde falan diye düşünüyordum. Ama adamların böyle sadist ve psikopat olduğunu bilmiyordum. Ama 2011'lerde anlatıyordum, yanlış yolda olduklarını anlatıyordum 2011'lerde. 

EBRU ALTAN: Kimseyle görüşmediklerini, çok kapalı olduklarını anlatıyordunuz. Bir de Hazreti İsa (a.s)'ın, Hazreti Mehdi (a.s)'nin gelişini saklamalarından da uğursuzluk getireceğini söylüyordunuz.

ADNAN OKTAR: Tabii mesela 2013 yılındaki eleştirim. Herkesin, Cumhurbaşkanı'nın, Başbakan'ın övdüğü yıllarda Fethullah Gülen'i ben 2013 yılında eleştiriyordum.

VTR: Sayın Adnan Oktar'ın 23 Ekim 2013 Tarihli Röportajı 

ADNAN OKTAR: Demek ki akılcı yaklaşmışım başından beri.

Sami Çolak; "Feto'ya Mehdi dediniz." Yok, Mehdi demedim. Kahtani dedim. Yayında var, gösteriyoruz. Ama uykunu alamadıysan o ayrı. Kahtani; kaht kelimesi bela, uğursuzluk, felaket anlamındadır. Kan dökecek, şiddet gösterecek bir insandan bahsediliyor hadislerde Mehdi (a.s) öncesinde. "Kahtani olabilir." dedim ayrıca. İlla tam Kahtani'dir de demedim. Olabilir. Bunda şaşacak ne var? Eleştirilecek bir yön de yok, şaşacak bir şey de yok. Yani isabet olmayan, konuşmamda isabet olmayan yönü ben bir öğreneyim.

Sen de Türk milletine zarar vermeye kalkarsan vatana millete, devlete biz huzursuzlanırız. Bir daha da buralara gelemezsin o zaman kanunla hukukla.

Ben çok daha eski tarihlerde ta 2010'larda falan Gülen grubunu çok şiddetli eleştiriyordum. Bediüzzaman'ın ismini geçirmedikleri için, onun vefat yıldönümünde veyahut doğum gününde ondan bahsetmedikleri için çok şiddetli eleştiriyordum. Bayağı galiz bir üslupla eleştiriyordum. 

BEYZA BAYRAKTAR: "Müslümanlara sevgisizsiniz, sevin Müslümanları." diyordunuz.

ADNAN OKTAR: Tabii. Hepsinin bandı bende mevcut.

Buhari, Müslim ve İbn'i Hiban'da gerçek imanlı insanların Ahir Zaman'da İstanbul'da yoğunlaşacağı geçiyor. Buhari, Müslim ve İbn'i Hiban'da var gerçek imanlı, derin imanlı insanların yoğunluk olarak ağırlıklı olarak İstanbul'da yoğunlaşacağı geçiyor. Öbür yerlerde olmayacak demiyor ama yoğunluk orada olacak diyor. "İstanbul demirci körüğü gibidir. Değersizlerini dışarı atar, temizlerini de meydana çıkarır." Orada tutunamıyor değersiz insanlar, İstanbul'da. "Atar kendinden" diyor, "İstanbul." Zalimleri, teröristleri, şunu bunu atar. Nerede geçiyor? Buhari, Müslim, Nesihi, Tırmizi, İbn'i Hiban ve Ahmet'te. "Demirci körüğü gibidir. Değersizlerini dışarı atar, temizlerini de meydana çıkarır." Halk meydanlarda. Değersizler nerede? Çöpteler. "Temizlerini de meydana çıkarır." diyor, meydanlara. Hem de Buhari ve Müslim'de geçiyor. "Medine" diye geçen büyük şehir; hepsi İstanbul'dur bahsedilen. Zaten Resulullah (s.a.v.)'a sorduklarında "Hangi? Medine'den kasıt ne?" diyorlar. "İstanbul'dur." diyor, "Kostantiniye."

Ebru Hocam, sizin için diyorlar ki, "Prenses gibi çok güzel olmuş. Eski dönem Amerikalı kadınların asaleti var. Çok zarif." diyor. Bir hanım kardeşimiz yazmış. 

EBRU ALTAN: Elhamdülillah MaşaAllah. Asaleti, zarafeti, kaliteyi hep sizden öğrendik inşaAllah, siz vesile oldunuz. Ve gördüğüm en asil en kaliteli insansınız maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ne güzel.

Hayret, "değersizlerini dışarı atar." Yani hapishanelere yahut başka ülkelere firar ederler, kaçarlar. "Temizlerini de meydana veyahut meydanlara çıkarır." diyor; yiğitleri, kabadayıları. Ve İstanbul'da oluyor bu olay ve "Ahir Zaman'da bir olay üstüne olur bu." diyor Buhari'de ve Müslim'de. Diğer hadisler zaten bu hadisi pekiştiriyor ve genişletiyor. Tek bir olaydan bahsediliyor.

Normalde hava sistemimizin çok güçlü olması lazım. Uçakları da uyaran bir sistem olması lazım. İşte "Sizi her an düşürebiliriz. Derhal aşağı inin." diye. Ona benzer bir sistem kurulması gerekiyordu. Bu yok. Adamlar istediği gibi istediklerini yapıyorlar. Bunun da derhal düzeltilmesi lazım. Donanmanın da savunma sistemleri, kontrol sistemleri hep Amerika Birleşik Devletleri mensupları olan teknisyenler tarafından dizayn edilmiş ve ayarlanmış. Bunun da yeniden bir gözden geçirilmesi lazım.

Lozan Antlaşması'ndan sonra İstanbul'daki İngiliz Yüksek Komiser Vekili Neville Henderson, Londra'ya gönderdiği raporda yazdıkları; diyor ki "Türkiye küçülmüş, yoksul düşmüş ve nüfus kaybetmiştir. Büyüklük, zenginlik ve nüfus bakımından önemsiz olan Türkiye gibi bir memlekete büyükelçi göndermek fazla olabilir. Bugünkü Türk hükümeti ayakta duramazsa -ki uzun zaman ayakta duramaz kanaatindeyim- o zaman İngiliz Büyükelçiliği hangi şehirde olursa Türk hükümeti de oraya gelecektir. Bizim desteğimizle sürüklenmesi kaçınılmaz. Bu anarşide şimdiki hükümet düşecek ve bizimle işbirliği yapacak yeni bir hükümet iş başına gelecektir." diyor. Görüyor musun, o zaman da dizayn ediyorlar kendilerine göre. Bu kafa hiç gitmemiş bunlardan. Ama hükümetin çok becerikli olması lazım. Bir boşluk var birçok yerde. Danışman olarak illa kendi danışmanları şart değil Tayyip Hocam’ın, halk içinden de aklı başında insanlardan fikir almakta fayda var.

Evet, şimdi kısa bir ara verelim, devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

Adnan Oktar'la Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere, hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü