Harun Yahya

Sohbetler (12 Ağustos 2016; 21:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz, inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Siz de hoş geldiniz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Mardin’de şüpheli bir aracı durdurmak isteyen polis Durmuş Polat PKK’lıların saldırısı üzerine şehit oldu 3 polis de yaralandı. Çıkan çatışmada 7 terörist etkisiz hale getirildi. Şehidimizin fotoğrafı var.

ADNAN OKTAR: Kabadayıya Allah rahmet etsin. Allah güzel makamına bizi imrendirdi. Ne güzel, ne büyük mutluluk, ne büyük sevinç, ne büyük şeref. Allah bizlere de nasip etsin. Gıpta ediyoruz. Evet, annene babana Cenab-ı Allah uzun ömür versin sevdiklerine. Senin zaten yerin iyi, senin yerin güzel. İmreniyoruz.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Daham Özdemir ve 3 çocuğu bir süre önce PKK saldırıları nedeniyle evlerini taşımak ve farklı bir ilçeye yerleşmek zorunda kalmışlardı. Ancak taşındıkları yerde de saldırılardan kurtulamadılar. Ve önceki gün teröristlerce bomba yüklü araçla düzenlenen ve bir polisin şehit düştüğü saldırıda en küçüğü 5 buçuk yaşında üç çocuğuyla birlikte yaralandılar. Bir de fotoğraf vardı. Daham Özdemir bir Kürt vatandaşımız.

ADNAN OKTAR: Bunlar da minik gaziler. Gazinin de miniği oluyor, maşaAllah.

PKK içindeki MİT elemanlarını PKK’ya bildirmek ultra kahpelik, böyle kahpelik görülmemiş. Yani alçaklık üstüne alçaklık, namussuzluk üstüne namussuzluk, haysiyetsizlik üstüne haysiyetsizlik ne büyük alçaklık. PKK’nın içinde MİT elmanı olarak görev almak zaten olağanüstü zor bir şey. Çok riskli bir görev. Kahpece gidip onu sen ihbar ediyorsan alçak artı alçaksın yani katrilyonlarca kere alçaksın. Böyle namussuzluk ben görmedim. Kimse o köpek onu ortaya çıkartıp rezil rüsva etmek lazım.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: New York Times’te geçtiğimiz günlerde yine Türkiye’yi parçalanmış gösteren bir harita yayınlandı. Haritada Türkiye’nin sınırları değiştirilmiş, Ürdün bölünmüş, Suudi Arabistan bölünmüş, Suriye toprakları da Türkiye’nin içine kadar genişletilmiş. Haritayı gösterebiliriz. Türkiye topraklarının bir kısmı Mezopotamya adı altında PKK bölgesi yapılmış. Diğer kısmı Ermenistan olarak adlandırılmış. İzmir yarı otonom ayrı bir bölge gibi gösteriliyor. Ve İstanbul’un içinde bulunduğu Trakya bölgesi de uluslararası Konstantinopolis merkez olarak adlandırılmış.

ADNAN OKTAR: Zannettikleri gibi olmaz. Daha önce denemişlerdi, bu sefer daha da kapsamlı tören yaparız. Akıllarını başlarına alsınlar. Kanunla hukukla tabii.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bu senenin ilk yarısında Kilis’e artarda yüzlerce roket düşmüş 21 kişi şehit olmuş 88 kişi yaralanmıştı. Bu roketleri IŞİD’in attığı çünkü onların bulunduğu bölgeden geldiği söyleniyordu. Ancak siz “bu saldırıları PKK yapıyordur” demiştiniz. Nitekim bugün Yalçın Akdoğan o dönemde sınır bölgesinde önemli görevler yapan komutanların bazılarının Gülen örgütü irtibatı sebebiyle ordudan ihraç edildiğini söyledi. “PKK ile işbirliği yapan Gülen örgütü IŞİD üzerinden bu oyunu oynamış olabilir dikkatli incelemek lazım” dedi.

ADNAN OKTAR: Yani manyaklık üstüne manyaklık, alçaklık üstü alçaklık tarif edilecek gibi değil.

Gece-gündüz bütün kanallarda Mehdiyet ve Mesihiyet anlatılıyor uzun uzun. Risale-i Nur’da nasıl geçiyor, hadislerde nasıl geçiyor, Mehdi mi değil mi? İşte Cenab-ı Allah Mehdi’sini böyle aşikar edecek. Bak Türkiye’yi Mehdiyet ruhuyla sardı Cenab-ı Allah. Mükemmel oldu. Sahte Mehdilik gerçek Mehdiliğin ortaya çıkması için bir vesile. Deccaliyet Mehdiliğin ortaya çıkması için vesile. Süfyaniyet Mehdiliğin çıkması için vesile. Hepsi Mehdiyet’e yardım eder sahte Mehdiler, süfyanlar, deccallar hepsi Mehdiyet’e hizmet ederler istese de istemese de.

Efendim, bir etiket yapalım “Sevgi birlik zamanı” diyelim.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İran Dışişleri Bakanı Cevat Zarif Türkiye’ye geldi. Suriye’nin toprak bütünlüğü konusunda, PKK-PJAK-PYD’ye bakış açıları konusunda Türkiye’yle ortak kanaatte olduklarını vurguladı. Rusya’yla yakınlaşmamızdan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. “Türkiye’nin güvenliğini kendi güvenliğimiz olarak görüyoruz. Hiçbir zaman Türk halkından uzaklaşmayacağız” dedi. Zarif ve Çavuşoğlu’nun bir fotoğrafı vardı.

ADNAN OKTAR: Çavuşoğlu da Osmanlı paşalarına benzedi son zamanlarda.

Rahmetli Başbuğ tam mücahit ve çok mükemmel bir Müslüman evladıydı ama anlatamam yani. Böyle bir dava adamı, böyle meselelere akılcı bakan bir devlet adamı çok zor gelir. Daha hala bak Türkiye’de onun damgası var. Şu darbenin önlenmesinde şunda bunda falan da onun evlatlarının çok büyük etkisi var. Müthiş bir devlet terbiyesi, müthiş bir saygı anlayışı ve müthiş bir akılcılık ve makullük. Daha önceki kalkışmada da yine rahmetli Başbuğ’un evlatları çok önemli görevler üstlendiler. Nereye gitse tebliğ nereye gitse tebliğ. Ayakta oturmuyordu “evlatlarım” diye konuşuyor böyle. Tok sesle konuşurdu rahmetli. Ben ziyaretine gittiğimde böyle kırçıllı kumaştan İtalyan kumaş çok şahane çok şık giyinmişti. Kravat gömlek falan çok temiz giyiniyordu. Bu lordlar falan giyiyor ya İngiliz kumaşı, kalın ondan vardı üstünde. Ceket falan her şey mükemmeldi. Çok saygılıydı çok sevecendi rahmetli. Benim bir işim vardı o konu için gitmiştim, ayakta karşıladı sarıldı falan, çok hürmetliydi çay-kahve ikramı falan sohbet ettik. Bana bazı sırlar da verdi o zamanlar, sevgisi güveni güzeldi. Çok akılcı yaklaşan bir insandı. Allah cennette kardeş etsin. Türkiye’ye etkisi çok büyük oldu.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Üstadımızın talebelerinden Mehmet Fırıncı Ağabey Saraçhane’de Büyükşehir Belediyesi önünde nöbet tutmuş Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Ah severim ben onu, maşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Allahualem 85 yaşında.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ağabeyimizi çok iyi koruyup kollasınlar. Bize son emanet o. Sağlığı sıhhati de iyi görünüyor, maşaAllah. Çok sık bağlantıda olun. Ne ihtiyacı varsa ilgilenin.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Antalya’da 3 yaşındaki Rüzgar Demir adlı küçük bir çocuk sokağa inmiş. O sırada sokakta bulunan bir öğrenci servisi arka arkaya giderken çok ufak olan çocuğu göremeyince küçük çocuk arabanın altında kalmış ve hayatını yitirmiş. Küçük kardeşimiz çok sevimli. Fotoğrafı vardı.

ADNAN OKTAR: Ah severim ben senin tatlılığını ballığını. Sen cennet kuzusu mu oldun sen? Seni severim ben. Ben sana dikkatlice bakayım ki ahirette seni görürsem tanıyayım. Siz de dikkatlice bakın bu şekere. Bu vildan olarak bu şekliyle kalıyor cennette Allah’ın hikmeti, yani büyümüyor o şekliyle kalıyor. Allah annesine babasına uzun ömür versin. Ama bayağı şekermiş. Cennet balı cennet, cennet kuzusu, maşaAllah. Annesi babası çok rahat olsunlar, zaten o onları karşılayacak cennette. İçlerinde bir burukluk olmasın.

Bir iktidarın güçlü olması için aydınının çok olması lazım, aydın yetiştirmesi lazım. Ve sevgiyi, kaliteyi, görgüyü, nezaketi, klaslığı, sanatı hayat felsefesi haline getirmesi gerekir. Kaliteli ülkelerde, kalitenin hakim olduğu, sanatın hakim olduğu hiçbir ülkede darbe olmamış, olmuyor. Hayatın asıl özü kalite, sanat, güzellik, estetik ve sevgidir. Bunu hedeflemesi lazım hükümetin. Mesela İran’a da Avrupa’nın karşı olmasının nedeni kalitenin düşük olması. Rusya’ya da karşı olmalarının nedeni bu. Kalite yok, kalitenin düşük olması çok büyük bir sorun.

Televizyonlara çıkıyorlar adamlar habire konuşuyor boş konuştuğunun farkında değil. İnsanlar da onları sıkıla sıkıla dinliyorlar. Habire anlatıyor.

Bir kere dünya metafizik bir yer. Kafalama mantığıyla, esnaf kafalamasıyla bazı esnaflar yapar ya kafalama, meseleleri halledeceklerini zannediyorlar. Öyle bir şeye Allah müsaade etmediğini görüyorsun. Böyle bir kafayla yenilirsin. Dünya metafizik bir yer, burada imtihan oluyorsun sen. Mehdiyet var, deccaliyet var, süfyaniyet var. İnkar etsen de görüyorsun yaşıyorsun, süfyan üstüne çöküyor “haberim yok” diyor daha hala “olur mu öyle şey?” diyor. Üstüne çökmüş işte. “Deccal yok” diyor, deccalın adını bile ağzına alamıyorsun, deccaldan sen yılmışsın. Tedbirini alırsan Allah seni muvaffak eder korkmana gerek yok. İsmini ansa dahi felaket geleceğini düşünüyor. Deccalın adını bile anmaktan kaçınıyor insanlar. Ahir zamanda Peygamberimiz (s.a.v.) diyor “Mehdi devrinde insanlar deccalın adını dahi anmazlar” diyor “anamazlar korkudan” diyor. Anamıyorlar.

BÜLENT SEZGİN: Karar yazarı Yusuf Ziya Cömert yazısında şunları söyledi: “Gülenciler tarzı yapılanmaları anlamak için İran’da icat edilen Bahailiğe veya Hindistan’da beliren Ahmediliğe veya Kadıyaniliğe bakılabilir. Onlar da İngilizlere yani dünyanın patronuna hizmet etmişler. Her ikisi de Mehdilik, Mesihlik, kurtarıcılık kavramlarını kullanmışlar” dedi.

ADNAN OKTAR: Bu neyi değiştiriyor? Demek ki Mehdiyet gerçek. Ama sahte Mehdiler buna rağmen, bu muhalefete rağmen yine başarılı olmuşlar. O zaman gerçeğini çıkart sahte Mehdilik bitsin eğer bitmesini istiyorsan. Yakınmayla olmaz. Demek ki Mehdilik bir gerçekmiş. Her zaman büyük bir güç olduğuna göre hak bir davanın ilk alametleri olmuş oluyor. Sahte de olsa Mehdiyet’e hizmet etmiş oluyor. Bu onun bünyesinin elinde olan bir şey değil.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Darbe gecesi Özel Kuvvetler Komutanı Zekai Aksakallı, darbecilerin eline geçen komutanlığı bir grup bordo bereliyle birlikte sabaha kadar çatışarak kurtarmıştı. Bu bordo bereliler arasında 22 yıldır özel kuvvetlerde olan Başçavuş İsmail Oğuz da vardı. O gün İsmail Oğuz’un çatışırken bir ara mevzilendiği yerden ayağa kalkıp “Kardeşiz biz, birbirimizin kanını akıtmak yakışır mı?” diye seslendiği, darbecilerden ise cevaben “Defolun gidin, birazdan kobra gelecek parçanız bile kalmayacak” yanıtı geldikten hemen sonra askerimizin başına sıkarak şehit ettikleri de görüntüler de ortaya çıktı.

ADNAN OKTAR: Kabadayının şanı ya şehadettir ya gaziliktir. Ne mutlu ona ki en güzel bir şehadetle şehit olmuş. Ne mutlu ailesine. Bizler imrenmenin dışında bir şey yapamayız. Allah şehadetini makbul etsin.

Hz. Mehdi (a.s) karşıtları bas bas bağırıyorlardı, bak her yer Mehdiyet’le inliyor. “Geçmişte de yapmışlardı” diyor “şimdi de Mehdiyet var” diyorlar. Mehdi Mehdi Mehdi, deccal, süfyan… Hani gerçek değildi? Bütün Türkiye birleşti “tekbir” diye birisi bağırıyor yüz binlerce insan birden, milyonlarca insan birden “Allahu Ekber” diye bağırıyor. Hani Mehdiyet yoktu? Külliye’de Kuran’la toplantı başlıyor. Kardeşim, bu otuz sene önce tahayyül dahi edilemezdi. Her yerde yer-gök tekbirlerle inliyor. Hani Mehdiyet yoktu?

Evet, dinliyorum. 

BÜLENT SEZGİN: Darbe gecesi gözaltına alınıp serbest bırakılan SAS Komandosu Avşar Zırh, serbest bırakılmasının ardından on gün sonra kendi isteğiyle savcıya gidip bildiklerini anlatma kararı aldı. Ülkenin düştüğü durumu görünce on gün boyunca vicdan azabı çektiğini belirterek küçük yaşlardan beri cemaatte olduğunu, darbenin yapılacağını ağabeylerinden öğrendiğini, darbe başarısız olunca silahları Riva'ya gömdüklerini ve tüm bildiklerini savcıya anlatmış. 

ADNAN OKTAR: Riva'ya gömmüş silahı. Gömeceğine karakola teslim etse ya. Sincaplar gömer. Olmaz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Washington Times, bir süredir Fethullah Gülen hakkında olumsuz haberler yapıyor. Son yayınlanan makalede Gülen hakkında şunlar söyleniyor, “Türkiyeli Müslüman bir din adamı olan Gülen sadece ilkokul mezunu ve gizemli bir kişi. Yirmi beş milyar dolar serveti bulunduğu söyleniyor. Ama kimse bu serveti nasıl edindiğini bilmiyor. En öne çıkan mesajı, Amerikan dışişlerinin de perspektifinin aksine; hoşgörü ve çok kültürlülük. Fakat daha dikkatli incelendiğinde Amerika ve Türkiye'yi şeriat devletlerine dönüştürmek isteyen gerçek bir İslamcı olduğu ortaya çıkıyor.”

ADNAN OKTAR: İşte keşke İslamcı olsa. Rumi felsefenin eline düşmüş. İngiltere onu, İngiliz derin devleti İslamcı yapar mı? Paramparça yaparlar, öyle bir şeye asla müsaade etmezler. Ama Rumilik olursa tamam. Rumiliğin pençesine düşmüş bir hareket. Çaktırmadan kurtarmaya çalışan bir açıklama yapmışlar ama.

Sanatçıyı yaratan, sanatçı olan Allah'a şükrediyoruz, sanatçıların en büyüğü olan.

'İslamcı'dan benim anladığım; Müslüman, Kuran Müslümanıdır. Ama İslamcı, biraz bunun altında tabii iyi niyet yok bu ifadenin. Camcı olabilir insan ama İslamcı olmaz. Müslümandır. Allah İslamcı diye bir kelime kullanmıyor Kuran'da. Ama tabii Fethullah Gülen'i başarılı bulamadıkları için cezalandırmak da isteyebilirler. Çünkü İngiliz derin devleti psikopat bir yapılanma, manyak bir yapılanma; homoseksüel katillerden oluşuyor, gözü dönmüş mahluklardan oluşuyor; psikopatlık da yapabilirler. Dikkatli olmak lazım.

Evet, dinliyorum. 

BÜLENT SEZGİN: Gülen Cemaatinin eski mensuplarından olan Sait Alpsoy, Gülen Cemaatinin diğer cemaatlere hiç değer vermediğini şu sözlerle anlattı; "Gülenciler diğer cemaatleri adam yerine koymazlar, hiçbir cemaati. İşin özü bu. Diğer Nur grupları, Nur cemaatleri de dahil. Kendileri dışındaki bütün İslami gruplara yok muamelesi yapılırdı. Gülen'e göre diğer cemaatler eskilerin deyimiyle 'keellem yekun' zaten yoklar; sıfır, hiç. Çünkü biz seçilmiş cemaatiz. Baştaki Mehdi olduğu için biz de Mehdi'nin ordusuyuz diye düşünüyorlar." 

ADNAN OKTAR: Mehdi'nin ordusu olduğunu düşünsün, şeyhini de Mehdi zannetsin ama cinayet, Rumilik, homoseksüellik propagandası; bunlar ahlaksızlık ve alçaklık. İngiliz derin devletinin pençesini sırtından çıkartmaları gerekiyor. Rumiliği bırakacaklar. Mis gibi İslam dini varken Rumilikle amel etmeye kalkarsan din ortadan kalkar. Ve şiddet, dehşet, psikopatlık; Fethullah Gülen'e otuz kere söyledim, " 'Bunları yapanlar alçaktır, şerefsizdir.' de" dedim. Daha hala demiyor. Yarım uçtan bugün bir parça hafiften demeye başlamış. Gurur meselesi yapılacak bir konu mu bu? Açıkça söyle, "Alçak bunu yapanlar, ahlaksız." de. El kadar delikanlılar, tertemiz çocuklar; üstünde çakı bile yok. Hepsini delik deşik ettiler. Bunun alçaklık olduğunu söylesene.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hüseyin Gülerce, Haber Türk'te 17-25 Aralık süreci sonrası Mustafa Yeşil ile yaşadığı bir sohbeti anlattı. Mustafa Yeşil'in evine gelerek, "Tayyip Bey, 30 Mart yerel seçimlerini göremeyecek. Ya intihar edecek ya da akıl hastanesine götürülecek." dediğini öne sürdü. 

ADNAN OKTAR: Şimdi her ikisi de çok vicdansızca ifade. Akıl hastanesine niye gitsin? Tayyip Hoca bayağı kişilikli bir insan, şahsiyetli bir insan. Allah vermesin olabilir insanlık hali ama öyle bir durumu yok. Her yönden kötü sözler. Bir insanın helakini istemek çok çok çirkin. Fikri mücadele yaparsın. Çok korkunç bir vicdan şekli. Çok vicdansızca. Niye intihar etsin mümin muttaki bir insan? Ama bir kötülük yapacak da intihar süsü verecekseniz kolunuzu bacağınızı kırarız kanunla hukukla. O oyunu yaptırmayız, onu unutacaksınız.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Profesör Ahmet Şimşirgil, Türkiye Gazetesi'nde yazdığı yazıda Ecevit'in Gülen Cemaatini bu kadar desteklemesinin sebebinin cemaatin felsefesi olduğunu söyledi. "Bunun ilk sinyalleri ilk Abant toplantısında verilmişti. Gülen'in ilk Abant toplantısına gönderdiği mesaj şuydu; 'Vahye dayalı, hayatın her alanını kuşatan İslam'ı tehlikeli ve milli birliğe zarar verici buluyorum.' demişti. Evlerde Kuran okumak yasaklanmıştı. Papa'ya Papalık misyonunun bir parçası olduğunu yazdı. Bu nedenle 28 Şubat'ta Gülen Cemaati hariç bütün cemaatler ezildi. Mahmut Hoca'nın damadına, Esat Coşan'a yapılanlara bakın. Ama Ecevit bir tek Gülen'i korudu."

ADNAN OKTAR: Evet, 99'da bize de çok zulmettiler, biliyorsunuz. Ama beceremediler. Ama yine aynı devran döndü, yine tarikatlara kafayı taktılar, yine cemaatlere kafayı taktılar. Hükümeti bu şekilde yıkmayı düşünüyor olabilirler.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Amerika'da ötenazi son derece normal karşılanıyor. Kırk bir yaşındaki Betsy Davis, en yakın 30 arkadaşına ötenazi hakkını kullanacağını belirterek iki günlük bir veda partisi vereceğini söyledi ve iki gün boyunca arkadaşlarıyla birlikte eğlendi. Sonra da California eyaletinde ölümcül rahatsızlıkları olan ve ötenazi isteyen hastalar için düzenlenen “doktor kontrolünde intihar yasası” kapsamında ölümcül dozda ilaç alarak kendini öldürdü. Verdiği partiden görüntüler var.

ADNAN OKTAR: O niye öyle bir şey yaptı ki? Hayır, niye teşvik ediyorlar çocuğu? Yazık. Arkadaşları falan işte seviyorlar, normal yaşıyor. Çok çirkin bir hareket, çok yanlış. Bunun teşvik edilmesi de çok büyük zulüm.

Şamata yapanlar, "Yok, Mehdiyet’e karşıyım." diyenler, "İsa Mesih'in gelişine karşıyım." diyenler, İşte “cemaatler şeffaflaşsın.” diyenler; bunlar küçük bir topluluk. Cemaatleri şeffaflaştırmak değil orada amaç, cemaatlerin dağıtılması. Asıl olanı, İngiliz derin devletinin Müslümanlara olan öfkesidir. Çünkü hepsinin Rumi ve kendi kafalarında böyle homoseksüel felsefede, ateist, güya Mevlevi felsefesini savunan bir mantığın içine sürüklemek istiyorlar. Amaç hükümeti kuşkulu bir hükümet haline getirmek. Çünkü bir Süfyanlık iddiası attılar ya onu hükümete yüklemeye çalışıyorlar. İşte bütün cemaatleri dağıtan, Müslümanları ezen bir hareket olarak gösterecekler güya. Halbuki hükümet, bir nevi Mehdiyet hükümetidir; Mehdiyet’e zemin hazırlayan bir hükümettir. Bunu kıskandıkları için onu Süfyaniyete çevirmek istiyorlar. Böyle bir oyun oynuyorlar. Bu oyuna hükümet asla gelmesin. Tayyip Hoca zaten asla böyle bir oyunu kabul etmez. Özetle yani bu bu sene bitecek bir şey değil. Bu sene de yine çok büyük olaylar olacak, daha da büyük olaylar olacak. Fakat Mehdiyet emin adımlarla ilerleyecek ve kimse de durduramaz, söyleyeyim. Bu demagoji yapanlar falan adeta sürükleniyorlar Mehdiyet’in peşinde. Mehdiyet onları sürüklüyor. Yer gök inliyor tekbirle. Beş milyon kişi toplanıyor alanlarda. Cumhuriyet tarihinde olmamış şeyler oluyor. Bunun adına işte Mehdiyet derler.

Habire işte yok “Fethullah Gülen'in evinde el varmış, eli öpüyorlarmış.” bilmem ne. Masonlukta da adam yerlere yatıyor, boynuna ip takıp gezdiriyorlar adamı. Onları millet takmaz, öyle şeyleri insanlar. Yani onunla mücadele edilmez. Fikriyle mücadele edeceksin; ana zemin. Mesela PKK'ya da, "Yok Zerdüşt, yok hoşafçı" bilmem ne. Onunla etkili olamazsın. Kimse takmaz öyle bir şeyi. Adamlar komünist Stalinist, Leninist, Darwinist ve materyalistler. Onlara fikri mücadele yaptığında galip olursun. Bu kadar açık. Olmayan bir şeyi söylersen olmaz.

Fethullah Gülen bugün ne diyormuş; "Anti-parantez, bakmayın bir kısım kişiler kendileriyle uğraşıldığını zannediyorlar. Ne 25 Aralık ne bilmem hangi tarih, Temmuz'un kaçıydı falan. Bunlar kendi ettikleri. Kendilerine göre planlar çevirdiler. Hazmedemedikleri, sindiremedikleri, bir türlü kabul edemedikleri insanları yok etmek için böyle neticede ulaşma adına onları birer argüman olarak değerlendirdiler." Ne demek bu? "Benim dünyanın sekizinci büyük ordusunu on bin kilometre uzaktan kendi hükümetine karşı darbe yapmaya ikna ettiğim iddiası inandırıcılıktan uzak bir iftiradır." diyormuş. “Eğer darbeci cuntaya katılanların arasında kendisini hizmet hareketi sempatizanı olarak tanımlayan askerler var ise bana göre o insanlar kendi vatandaşlarının hayatını kaybettiği bir girişimde yer alarak ülkesinin birlik ve bütünlüğüne ihanet etmiş, hayatım boyunca savunduğum değerleri çiğnemiş ve yüz binlerce masum insanın da mağdur olmasına yol açmıştır.” Bunu söylemek için ne aylarca bekliyorsun? Ay geçti artık. Her gün söylüyorum. "Hain, alçak, ahlaksızdır bunlar." de, bitsin. Bir türlü diyemiyor. Şehit de diyemiyor insanlara. "Hükümet kendi yaptı." diyormuş bu 15 Temmuz olayını. "Bunlar kendi ettikleri. Kendilerine göre planlar çevirdiler. Hazmedemedikleri, sindiremedikleri, bir türlü kabul edemedikleri insanları yok etmek için..." Bunun için darbeye gerek yok ki hükümet zaten tedbir alabilir. Onun için niye darbe yapsın ve bu kadar insanın şehit olmasına niye sebep olsun? Ekonomiyi alt üst eden çok tehlikeli bir şey. Kendi yakınları, kendi dostları şehit oldu bu olayda. Hükümet kendi kendine zulmeder mi? Çok mantıksız bir şey. Tayyip Hoca’yı o akşam gördünüz, çok acayip heyecanlı ve çok rahatsızdı. Herkes öyleydi. Bu iddia makul bir iddia değil. Böyle karma karmaşık büyük bir oyunu organize etmesi onun yapabileceği bir şey değil. Onu yapamaz. Yapmaz da. İnancı da buna el vermez ve bundan hiçbir çıkarı da yok. Bir de sizi hazmedemese yıllarca sizi niye destekledi o zaman? Bütün gücüyle devletin her kurumunda sizi destekledi, hep yanınızda oldu. Maddi manevi bütün gücüyle destekledi. Çok gereksiz sözler. 

OKTAR BABUNA: Bu 17-25 Aralık'ta da az daha devriliyordu hükümet. 

ADNAN OKTAR: Tabii. 17-25 Aralık'ta akıl almaz hakaretler bakanlara, Tayyip Hoca’ya. İki yüz metre kalmıştı adamlar, eve girmeye. Başbakanlık ofisini bastılar. Linç etmek için yaptılar. "Onu Tayyip Hoca yaptı, bunu Tayyip Hoca yaptı." Rusya'da bir şey oluyor, "Onu da Tayyip Hoca yaptı." diyorlar. Almanya'da bir şey oluyor, "Onu da yaptı." diyorlar. Bu çok büyük vicdansızlık. 17-25 Aralık'tan beri binlerce memuru görevinden aldı hükümet. Onun için darbeye ihtiyacı yok ki. Askerleri de zaten vakti gelmişti, Ağustos'ta hepsini görevinden alır alacaksa. Yani böyle tehlikeli bir şeye niye girsin? Hayır, her an başarılı olma ihtimalleri de vardı. Allah esirgesin herhangi bir yerde Tayyip Hoca’yı bir serseri şehit etmiş olsaydı, zamanlamayı da tam yapmış olsalardı bayağı belalı bir durum olabilirdi.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Elif Şafak’ın eleştirdiği başörtülü olimpiyat oyuncusu bir açıklama yaptı. “Olimpiyat köyünde ve maçlarda bana önyargılı hiçbir yaklaşım olmadı. Ben bikini ile oynayanlara saygı duyuyorum, rakiplerim de benim başörtüme saygı duyuyorlar” dedi.

ADNAN OKTAR: Tabii.

“Aman Allah’ım bu nasıl bir karizmadır? Saç tıraşın çok yakışmış. Zaten her şeyin en çok yakıştığı tek insansın, bir tanemsin” diyor Ayten Hanım, Akçakale’den.

“Hocam, 15 Temmuz gecesi Ashabı Kehf uyandı dediniz, açıklık getirebilir misiniz?” Mehmet Zeytuni.

Tukez Kuliyeva; “Rabbim bana seninle görüşmeyi, o yeşil gözlerine bakmayı, sohbetinle şereflenmeyi nasip etsin canım sevdiğim” diyor.

“Deccal önce iman ve iyilik iddiasıyla çıkar” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Deccal önce iman ve iyilik iddiasıyla çıkar. Sonra peygamberlik iddiasında bulunur. Daha sonra da ilah olduğunu, tanrı olduğunu iddia eder” diyor. (İbni Hacer el Askalani)

“Lider adaletli olduğu zaman merhametlidir” diyor Fethullah Gülen. “Yılan ve çıyan deliklerini tıkamayı da ihmal etmez.” Ama bundan kastettiğin ne? Kimi kastediyorsun? Neyle tıkamayı kastediyorsun? Bombalamayı mı kastediyorsun? Bunları netleştirmen lazım. “Onu tanıma fırsatı bulanlar ise ruhanilerden biri ile diz dize olduklarını sanır. Yıllar var ki, düşünenler diyarı şu mübarek ülke, taşıyla-toprağıyla, canlısıyla-cansızıyla, müminiyle-kafiriyle hasretle inledi ve böyle bir liderin yolunu gözledi.” Sen kendin misin? Değilsen hangi lideri kastediyorsun onu söylemen lazım. Açık açık söyle niye flu konuşuyorsun? Ve en vahimi bu cinayetleri işleyen alçaklarla ilgili daha yeni yeni dilin çözülmeye başladı, bir aydan sonra. Bu müthiş kuşku meydana getirecek bir durum. Niye ilk anda söylemiyorsun “bunları yapan alçaktır, şerefsizdir, namussuzdur” diye? Ve defalarca söylememe rağmen niye demiyorsun?

“Hakkari Dağlıca’da askerlik yapıyorum, on beş günlük izne geliyorum, Hocamız’la görüşmek istiyorum” diyor. Gel, aslansın sen görelim.

İngiliz derin devleti bütün cemaatleri yok etmek istiyor yani en büyük amacı budur. Hepsini Rumi yapıp hizaya getirmek istiyor. Sen bütün cemaatleri ortadan kaldırmayı hedeflersen İngiliz derin devletinin emrine girdin demektir farkına varmadan. Böyle olmaz. Ama çözüm arıyorsan inan bana Mehdiyet’in dışında çözüm bulamazsın. Hiçbir şekilde de huzur olmaz onun dışında. Yani Allah’la kimse yenişemez. Allah’ı yenmeye kalkan mağlup olur. Allah “Mehdi çıkacak” dediyse çıkacak o yani onun çaresi yok.

Mesela Akıncılar Üssü’nde çıkan darbenin imamlarında kabul edilen Adil Öksüz’ü evinde saklayan, Erdoğan’a en yakın gazetecilerden biri çıktı. Tayyip Hoca’nın gece gündüz konuştuğu bir gazeteci, onu evinde saklamış. Böyle olmaz bunun yolu. Ancak sahte mehdiliğe karşı gerçek Mehdiyet’le mücadele edilir. Yani bu baş döndürücü, çok ızdırap verici bir mücadele oldu ve hiçbir şekilde netice alınamaz. Yani hop oturup hop kalkarlar. Ancak Mehdiyet’le netice alınır.

İngiliz derin devleti iki yüz yılı aşkın süreden beri faaliyet yapıyor. Adamlar muazzam zemin tutmuşlar.

Merve annen diyor ki bak, “Allah aşkıyla sevdiğim, canım, ruhum, kıymetlim, sultanım ne güzelsin, iyi ki varsın. Seni Allah aşkıyla, ruhumla, canımla çok seviyorum. Sana her baktığımda ruhum Allah aşkıyla coşuyor” diyor. “Seni çok özledim” diyor. “Merviş’imi de çok özledim ve çok seviyorum” diyor.

Buhari’de Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “Allah’ın gönderdiği her peygamber ümmetini deccalla uyardı. Nuh (a.s) ümmetini deccalla uyardı. Ondan sonra gelen peygamberler de deccalla uyardı. Deccal sizin aranızda çıkacak, onun hali sizden gizli kalmayacak.” Göreceksiniz diyor. Buhari Fiten, Müslim Fiten’de var. Sen deccalı kabul etmeyecek olursan deccal sana zaten kendini kabul ettiriyor. “Otuz kadar yalancı deccallar çıkmadıkça kıyamet kopmaz. Bunlardan her biri Allah’ın elçisi olduğunu zanneder” diyor kendisini yani peygamber gibi görür diyor. Tırmizi, Ebu Fiten, Tırmizi Fiten, Ebu Davud ve Melahim’de.

“İleride” diyor Resulullah (s.a.v.) “genç insanlardan oluşan bir grup ortaya çıkacak. Bunlar Kuran’ı okuyacaklar ancak okudukları Kuran gırtlaklarından aşağıya geçmeyecek” diyor. “Onlardan her grup çıktıkça kökleri kazınacaktır.” Yani bir şekilde kökleri kazınacaktır. “Ama devam edecekler” diyor “yine kökleri kazınacak. Yirmi kereden fazla işittim bu ibareyi” diyor. “Nihayet” diyor “bu cemaatin sürdürdüğü hile ve aldatma esnasında deccal çıkacaktır.” Yani asıl patronları ortaya çıkıyor. Bu süfyan deccal oluyor, ilk çıkacak grup. Ve “kökleri defalarca kazınacak” diyor. Yani çeşitli kereler büyük operasyonlar olacak ama devam edecekler diyor. Ve nihayetinde asıl patronları yani hükümetin adını ağzına alamadığı deccal çıkacak diyor. Şu an deccalın hazırlığı var ve buna karşı ancak Mehdiyet’le mukabele edilebilir.

Tayyip Hocam’a bir müjde hoşuna gitsin. Medine için İstanbul için Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki;  “Burası tayyibedir.” Yani Tayyip Hocam’ın herhalde orada hayırlı işler yapacağını söylüyor bak, “tayyibedir. Deccalı sürer çıkarır.” İstanbul deccalı tutmuyor. “Sürer çıkarır.” Niye? Hz. Mehdi (a.s) var da onun için. “Tıpkı körüğün demirin pasını çıkardığı gibi.” Yani Hz. Mehdi (a.s) olduğu yerde deccal olmaz diyor. Buhari’de var, Fedaül Medine’de var tefsir. Müslim’de var Münafikun bölümü. TIrmizi’de var Tefsir bölümünde. “İstanbul’un fethedilmesiyle beraber deccal çıkar” diyor. Şu an demek ki deccal hareketlendi. Sonra unutmasınlar diye Peygamberimiz (s.a.v.) sahabelerden Muaz’ın dizine vuruyor eliyle “Bu söylediğim kesinlikle hak” diyor “ve olacak” diyor. “Tıpkı senin burada oturman hak olduğu gibi” diyor. Yani bu nasıl gerçekse bu da olacak diyor.

Tabii şimdi biz anlatıyoruz ama bir kısmı anlıyor bir kısmı anlamıyor. Ama hiç acele edilmesine gerek yok, biz yıllardan beri anlatıyoruz Mehdiyet’i. Ama dediklerimin doğru olduğunu bak Allah onları kanırta kanıra gösteriyor, söke söke gösteriyor. Beş milyon kişi birden tekbir getiriyor İstanbul’da, cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir şey. Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda, Cumhurbaşkanlığına ait binada Kuran tilavetiyle başlıyor ve tekbirlerle ortalık yıkılıyor. Bu Mehdiyet’tir işte. Nasıl olacak diyorlardı. Daha önce söylesek asla inanmazlardı. Yirmi yıl önce söylesek inanır mıydı insanlar? Cumhurbaşkanlığında öyle tekbirler getirilecek, bütün partiler tek parti gibi olacak, herkes birleşecek desem iyi bir temenni olarak düşünürlerdi. Bak cayır cayır oldu. Ve de olacak.

BÜLENT SEZGİN: Genelkurmay’da Başbakan’la birlikte Genelkurmay Komutanı Cuma namazı kılıyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. Bu hiç olmamış bir şey, Genelkurmay Başkanı’yla beraber Cuma namazı. Ki biz bir aşamasındayız daha çok gelişmeler olacak.

Bizim İngiliz hayranları hep birbirinin aynı Türkiye’de, yaptıkları eylemler, konuşma şekilleri. Bir kere hepsinde bir İngilizce merakı var, İngilizceyle sükse yapma falan. Aferin almaya çok merakılar. Yabancı gazetecilerin takdirine çok önem veriyorlar. Her şeyleri, saç kesimleri bile aynı. Poz verme yerleri, poz verme şekilleri. Kitaba çok meraklı gibi görünmeleri, çok fazla kitap okuyor havası vermeleri. Mesela “Bütün kitapları yutmuş, olağanüstü kültürlü kız” denmesi. Rumi olmaları. İngilizlere hayranlık. Darwinist olmaları. Yaptıkları pozlara da dikkat ediyorum, verdikleri pozlar hep birbirinin aynı. Halkı beğenmemeleri, halka tepeden bakmaları, kendilerini beğenmeleri, çok iyi kalpli görünmeleri. Barışçıl, sevecen görünüyor ama kime karşı barışçıl? Homoseksüellere. Türkiye’de yer yerinden oynuyor onunla ilgili bir şey yok da. Erkekleri de aynı, kızları da aynı. Beylerin stili de bayanların stili de aynı. Ortak yönlerinin bir listesini çıkarayım da size bir anlatayım bir gün. Hatta fotoğraflarla falan da ispat edebilirim. Aynı cepheden poz veriyorlar. Konuşmalar aynı, kelimeler aynı, el tutuşları. Bir de homoseksüel savunma konusunda da tam ittifak var, kadın, erkek hepsinde. İngiltere’ye hayranlıkta hep ittifak var. Hükümete muhalefette ittifak var, halkı beğenmeme de ittifak var. Halka tepeden bakma da ittifak var. Bu İngiltere’nin hayranlarının hep özelliğine dikkat edin, hepsi kendini en büyük zannediyor, bayan olsun erkek olsun hepsi en akıllı olduğu kanaatinde. Yani hiçbir zaman için bir başkasının üstün olabileceğine ihtimal vermiyorlar. Hepsi en zeki, en akıllı, en kültürlü en güzel konuşan, İngilizceyi en iyi konuşan. Acayip İngilizce çatlatıyorlar, her birinin ayrı. Ve muazzam gayret ve hepsi de parasız pulsuz sürünen tipler. Hayır onlardan bir çıkarları da yok o anlamda söylüyorum. Yemek yeme kültürü mesela tabakların resmini çekiyor, gazoz getirtmiş onu içiyor.

Et-Tayyip temiz demektir. Medine İstanbul için Peygamberimiz (s.a.v.) “temiz” diyor. “Temiz bir beldedir, güzel bir beldedir” diyor.

Masaüstü Görünümü