Harun Yahya

Sohbetler (15 Ağustos 2016; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz, Adnan Oktar’la Sohbetler’e başlıyoruz.

ADNAN OKTAR: Selam.

OKTAR BABUNA: Aleykum Selam, hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Ne güzel ilim meclisini kurmuşsunuz.

OKTAR BABUNA: Hep sizin vesilenizle hocam. Allah razı olsun.

ADNAN OKTAR: Bu iman hakikatiyle ilgili konular çok hayret verici ama işte hafızada tutmak çok önemli ve hakkıyla takdir etmek. Anlamak, hafızada tutmak ve hakkıyla takdir etmek. Bunu Allah’tan istemek lazım. Çünkü öbür türlü niçin mücadele ettiğini bilmeyen Müslüman modeli de gelişebilir. Sürekli derin iman halinde mücadelenin yapılması lazım. Derin iman terk edilerek yapıldığında sarhoş gibi siyasi mücadele haline gelir. Bu sefer konu hırsa dönüşür. Mesela bakıyoruz her yerde İslam âleminin tamamında terörle şiddetle, kavgayla, bağırıp çağırmakla iktidar olma arzuları var. Darbeyle; sevgiyle değil, merhametle değil. Bin bir türlü İslam anlayışı gelişiyor o zaman.

Antalya’da bal festivali yapılmış. Deniz Baykal da katılmış. Antalya’nın Finike ilçesinde düzenlenen bal festivali kapsamında yapılan bal yeme yarışmasında on beş dakikada iki kilo üç yüz gram bal yiyen altmış beş yaşındaki Ali Atakan birinci oldu. Bu adamın sağlığını hiçe sayan bir hareket bu. Rahatça şeker komasına girebilir. Bu kadar yüksek bir şeker yüklemesi, iki kilo üç yüz gram şeker vermek bir insana çok çok acayip bir hareket. Çok çok yanlış bir hareket. Böyle şeylerden şiddetle kaçınsınlar. Yok, bilmem sosis yeme yarışması işte beş kilo sosis yedi falan. Adamın sağlığıyla eğlence yapıyorsun. İki kilo üç yüz gram bal; vücuda süratle geçen bir şeker türü bu. Ne olur bu insan? Ne kadar tehlikeli bir şey?

KARTAL GÖKTAN: Bir-iki resim vardı.

ADNAN OKTAR: Bunun eğlence yönü yok ki. Bal çok az yenebilir kahvaltıda falan çok az bir şey. İki kilo üç yüz gram ne demek? Üstelik on beş dakikada. Vücuduna akıl almaz derecede yüksek şeker giriyor. Ve altmış beş yaşında adam. Şeker komasına girse ne olacak bu insan? Her şey olabilir. Yok, domates yeme yarışması bilmem ne falan işte yedi kilo-sekiz kilo bir anda yedi. Bu eğlence unsuru mu bu? Bunun insanı eğlendiren yönü nerede bunun? İnsanın sağlığıyla oynuyorsun. Hayır, at yarışı yaparsın koşu falan olur bunları aklım alır da ama yemek yarışı diye bir yarış olmaz. Bunun eğlencesi de olmaz.

Ahir zamanda Müslümanların işi tabii çok zor. Çok iyi akıl kullanmaları gerekiyor, çok dikkatli olmaları gerekiyor. Etraf münafık kaynıyor.

Mesela Afganistan’da hükümet Müslümanları eziyor, Müslümanlar hükümeti eziyor. Libya’da devlet, hükümet, vatandaşlarını eziyor, vatandaşlar hükümeti eziyor, yöneticileri eziyor ve yoğun Darwinizm propagandası da bu arada devam ediyor.

Şimdi Latif Erdoğan eski Fethullah Hoca’nın talebesi ve diğer talebeleri var. Bayağı da kafalı insanlar, akıllı insanlar. İşte kendilerini gizlemek için o zamanlar neler yaptıklarını anlatıyorlar, o devirde nasıl şifreleştikleri, nasıl kendilerini fark ettirmemek için kod isimler kullandıklarını. Bu, sistemin suçu. Yani Müslümanların bir araya gelmesi suç olursa işte böyle sistemler gelişir. Amerika’da herkes istediğini yapıyor, istediğini konuşuyor. Her yerde böyle olması lazım. Müslümanların özgür olması lazım. Bediüzzaman devrinde yok muydu? Vardı. Sırran tenevveret dediği o Bediüzzaman’ın. Gizlice toplantı yapılıyor. Her şey gizli. Bu çok korkunç bir şey. Güzel bir şey gizlice yapılıyor. Ama tabii sonra hareket şiddet ve dehşet içerir hale gelmiş. Onu biz Risale-i Nur’da göremiyoruz. Nerede görüyoruz? İngiliz derin devletinde görüyoruz. Bakın üst akıl diyor hükümet ve diğer devletler de ama İngiliz derin devleti kimse diyemiyor. Amerika’ya çatabiliyorlar, İsrail’e çatıyorlar ama İngiliz derin devletine kimse gıkını çıkaramıyor. Ürdünlü subaylar, şunlar bunlar, Mısırlı subaylar, yöneticiler hep İngiltere’de eğitim görüyorlar. Afgan, Fas, Tunus, Cezayir yani yönetici olmak isteyen oradan geçiyor. İngiltere’nin adını ağızlarına alamıyorlar. Alışmışlar Siyonizm, CIA. Kardeşim Siyonizm de, CIA de İngiliz derin devletinin kontrolünde. Üst akıl deniliyor fakat ismi verilemiyor artık düşünün. Bak MOSSAD’ın ismi veriliyor, CIA’in ismi veriliyor ama İngiliz derin devletinin ismi verilemiyor. Yani hatta İngiliz devleti dahi diyemiyor. Sloganlaşmış o, MOSSAD, CIA, MOSSAD, CIA. Onların yöneticisi olan İngiliz derin devleti nerede? “Onu söyleyemeyiz” diyor. “Ben de söyleyemem, hiç kimse söyleyemez” diyor. Böyle olmaz. Açık açık söyleyeceksin. İngiliz derin devletini de kullanan deccaldır. Deccalı da kullanan şeytandır, bildiğin şeytan. Trans haline geçiyor adam, deccalın avanesi olan bu kişi yani şeytanın avanesi olan bu kişi şeytanla bağlantıya geçtiğinde deccal olmuş oluyor. Şeytan bütün üstünü kaplıyor sinirlerini, vücudunu, beynini kaplıyor ve ona akıl veriyor. “Git Türkiye’de darbe yap” diyor “kan akıt, havadan bombala, yak, yık, sel gibi kan aksın” diyor. O ilgili mercilere iletiliyor, onlar ona, onlar ona, onlar ona iletiyor ve eylem yapılıyor. Konu bu. Şifreli konuşmak masonlukta da vardır, tapınak şövalyelerinde de vardır, Gülhaç teşkilatında da vardır ama en yoğun İngiliz derin devletinde vardır. Rumi’nin sözleriyle, sembollerle, resimlerle konuşurlar.

Mesela Devlet Bahçeli Yenikapı’daki mitingde yaptığı konuşmada “Kraliyet donanması yarım kalan işini tamamlamak istiyor” dedi. Yarım kalan işi ne? Sevr. Sevr’de başarılı olamadı Sevr Antlaşması’nı, tamamlamak istiyor diyor. Yani İngiliz derin devlet bu işi yapıyor diyor.

Darwinizm deccalın dinidir, iman ettiği din. İman ediyormuş gibi göründüğü din daha Türkçesi. Deccal güler Darwinizm’e zaten, şeytan da güler. Ama insanlara bunu dayatıp inandırdığında onlar bundan müthiş heyecan duyup, insanların ne kadar aciz olduğunu görüp eğleniyorlar. Ve Allah’a karşı da bunu koz olarak kullanıyorlar. Mesela “Sen yarattın ama” diyor “bak ben tesadüfen yaratıldığını söyledim bütün dünyayı da inandırdım” diyor. Şeytanın üslubu bu. Cenab-ı Allah’a diyor “Sen bütün kainatı yarattığını söylüyorsun ama ben bütün kainatın tesadüfen yaratıldığını söylüyorum, bak Sana inanmıyorlar ama bana inanıyorlar” diyor şeytan. Ve bütün dünyayla alay ediyor şu an. İşte bu oyunu kıracak olan iki metafizik güç Hz. Mehdi (a.s) ve İsa Mesih’tir. Allah Hz. Mehdi (a.s)’ı yalnız bırakmamış bir sırra binaen çünkü bütün dikkat onun üstünde kalacaktı. Dikkati Allah ikiye bölmüş, İsa Mesih’e de bölmüş. Çünkü Mehdiyet’e bir yüklenme olacağı için o yüklenmeyi Allah bölüp İsa Mesih’le parçalamış. Ortadan ikiye bölmüş yani deccaliyeti. Deccal Mehdi’yi ikiye bölecekken Allah deccalı ikiye bölmüş. Çünkü Mehdiyet’e karşı tavır aldıklarında İsa Mesih’ le ilgili de üç ayet var. İsa Mesih’in gelişini kabul edince Mehdiyet’i kabul etmek mecburiyeti oluyor, Hz. Mehdi (a.s)’ı kabul edince İsa (a.s)’ı kabul etmek mecburiyeti oluyor, ne yapacaklarını şaşırdılar. Günlerden beri televizyonlarda Mehdi Mehdi Mehdi. Ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s)’dan bu şekilde çok bahsedilecek ama gelmeyecek diyenler çok fazla olacak. Gelmeyecek sözleri arasında Hz. Mehdi (a.s) zuhur edecek. Bu arada tabii münafıklar tarihin yazdığı en azgın münafıklar da ahir zamanda zuhur ediyorlar yani Hz. Mehdi (a.s) nasıl zuhur ediyorsa, deccal nasıl zuhur ediyorsa münafıkların da en azgınları ahir zamanda zuhur ediyor. En azılı münafıklar. Bir insan niçin Müslüman olur? Allah için Müslüman olur, iman için. Tercihini nasıl yapar? Her şeyde Allah’ın rızasının en çoğunu arayarak yapar. Her şeyde Allah’ın rızasının en çoğunu. Mesela ben buraya niye geliyorum? Allah’ın rızasının en çoğunu aradığım için geliyorum. Antalya’ya tatile de giderim. Eğer kendimi kandırmak istesem derim turistlere orada tebliğ yapacağım derim. Kuş Adası’na giderim, oradaki insanların tebliğe ihtiyacı var beni tanısınlar diye giderim. Ama Allah’ın rızasının en çoğunun burada olduğunu biliyorum. Ama münafıklar İslam’ın kendilerine faydalı olan kısımlarını kullanıp çıkarlarına uygun olmayan kısımları da kabul etmezler. Onun için mesela bir Müslüman’ın yanına yanaşır, Müslüman kız mesela onun dindarlığının, efendiliğinin farkındadır. Ama kendi fuhuş yapmak ister, kendi ahlaksızlık yapmak ister ama o hanımın dindar ve mukaddesatçı olmasını, namusuna titiz olmasını ister ama kendisinin namussuz olması konusunda kararlıdır. Bayanlarda da oluyor mesela erkek ona sadık olacak, sözünü dinleyecek, gayri meşru ilişkide bulunmayacak. Başka? Allah’ın rızasının en çoğunu aramayacak. Onu hedefleyecek. Yani onu ilahlaştıracak. Bütün derdi günü o olacak. Hayvan besler gibi onu besleyecek, bir münafığı besleyecek. Münafığın amacı ne oluyor? İşte o Müslümanı alsın kendilerine ömür boyu hizmetçi kılsın. Dışarı götürsün, gezdirsin, yedirsin içirsin ama kendine de sadık olsun. Kendi? Kendi her türlü haltı karıştırsın. Fuhuş yapsın, ahlaksızlık yapsın, İslam’ın hükümlerini hiçe saysın, Allah’ın rızasına önem vermesin, İslam’ı Kuran’ı menfaatleriyle çatıştığında hemen terk etsin. O kafada olur münafık. Menfaatiyle çatıştığında, Allah, din, iman, Kitap hiçbir şey gözü görmez münafığın. Hemen kahpeliğini, alçaklığını hemen ortaya koyar. Allah’ı da terk eder, İslam’ı da terk eder, cemaatini de terk eder, topluluğunu da, arkadaşlarını da herkesi terk eder; yeter ki çıkarı olsun. Allah bunları işte köpek gibi yaşatır. Bir domuz gibi yaşar ve bir domuz gibi de ölür. Kısacık dünya hayatına aldanır. Erkek olsun kadın olsun münafikun ve münafikat bir domuz gibi yaşar, bir domuz gibi de ölür. Onun için Allah dünya hayatını da kısa yaratıyor ki; bunları çabuk cehennemine çağırsın. Uzun süre tutmuyor Allah. Ahir zamanın münafıkları çok şedittir. Müminleri de çok takvadır. Yani iki zıt uç, ahir zamanda iyice sivrilir. İman ehli mesela Mehdiyet İsa Mesih; imanı, ahlakı en yüksek insanlar. Ve onların talebeleri. Bir sivrilik bir dağ gibi yükselir. Münafıklar da ters dağ şeklinde yerin dibine doğru derinleşirler.

CAN DAĞTEKİN: Şeytandan Allah’a sığınırım: “…ona cehennemi (yurt) kılarız; ona, kınanmış ve kovulmuş olarak gider.” (İsra Suresi 18) diyor Yüce Allah.

ADNAN OKTAR: Evet.

Bir etiket yapalım. Ne diyelim? “Sevgiyle Tek Yürek” diyelim.

Münafıklara acı bir haberim daha var. Ey münafikun ve münafikat. Münafıklarla ilgili bu kitap, İngilizce olarak basıldı. Deccal’in tek gözünü ifade ediyor o ortadaki. Münafığın pis, iğrenç bakışlarını da temsil ediyor. Köpek gibi bakar münafık. Yani böyle kudurmuş köpek gibi. Nefret doludur çünkü.

“Hocam, Amerika Birleşik Devletleri Fethullah Gülen’i iade edebilir mi?” Etmez. “Bunca zaman kullanıp şuanda satabilir mi?” Kullanıyorsa zaten kullanmaya devam eder. Ama Amerika Birleşik Devletleri değil. Amerika Birleşik Devletleri kullanılan gariban bir devlettir. Amerikalılar zavallı insanlardır, garibandırlar. Birçoğu öyledir. Hepsi olmasa da birçoğu zavallıdır. Ve İngiliz derin devleti tarafından kullanılırlar. Ordusu, askeri büyük bölümü kullanılır.

“Türkiye şu anda Amerika Birleşik Devletleri’ne psikolojik büyük bir baskı uyguluyor.” Vız gelir tırıs gider. Amerika güler böyle şeylere. Psikolojik baskı hiç umurunda dahi olmaz. Türkiye’yi onlar kaale dahi almaz. Öyle bir şey olmaz. Zaten üsluplarıyla konuşmalarıyla yıllardan beridir bunu gösterirler. Hiçbir zaman için kaale almamışlardır. Menderes döneminden bu vakte kadar ve daha öncesinde de hiçbir zaman kaale almazlar.

“Bu baskıdan kurtulmak için bunca zaman kullandığı bu piyonu Fethullah Gülen’i satabilir diye düşündüm.” Bir çıkarı olsa yapar. Ama bir çıkarı yok şuan. Bir anlamı yok çünkü dünya çapında büyük bir yapılanma. Kendi devletleri olarak görüyorlar zaten. Kendi milletleri olarak görüyorlar Amerikan toplumunu. Öz be öz vatandaş olarak görüyorlar kendilerini. Dolayısıyla etle tırnak gibiler. Öyle bir şey olması çok çok güç. Mantığı da olmaz. “Siz ne dersiniz Hocam?” diyor. Ali yazmış Uşak’tan. Bir kere bu kaderde olan bir şey. Onu durduramazsın. Fethullah Gülen hareketi kaderdedir, Mehdiyet kaderdedir, Deccaliyet kaderdedir, Süfyan kaderdedir, Yemani kaderdedir. Hükümet darbenin başarılı olamamasına şaşırıyor. Hepsi dakika ve saniyeyle kurtulmuş hükümet üyeleri. Neden? Mehdiyet’in bereketinden. Mehdiyet’in harikalığından. Mehdiyet’le ilgili mucize meydana geldi harika meydana geldi. Yetmişin üzerinde mucize meydana geldi, harika. Bu, Mehdiyet’in kerameti, Allah’ın yarattığı mucizedir. Ve peş peşe devam ediyor. Yetmişin üzerinde harika meydana geldi o gece. Yani olacak değil gibi görünüyor ama rahatça oluyor. Olmayacak gibi görünüyor ama oluyor peş peşe.

“Hadise göre bir iki ay içerisinde Mehdiyet üzerinde büyük olaylar olacak. Siz böyle olay bekliyor musunuz Hocam?” Hakan Fidanoğlu, İstanbul. Sürekli büyük olay oluyor zaten. Darbenin amacı da zaten Mehdiyet’ti. Hükumet İngiliz derin devletini hiç ilgilendirmez. Darbenin tek hedefi Mehdiyet’tir. Tahmin etmediler bak, yetmişin üzerinde mucize meydana geldi. Yoksa bu kapsamlı darbenin olmaması mümkün değil. Tayyip Hoca’yı on beş dakika arayla öbürünü üç dakika arayla öbürünü iki dakika arayla… Böyle hepsi mucize olarak oldu. Ve Hızır (a.s) görevliydi konu bu.  

Komutanlardan tabii Allah razı olsun. Konuşma yapan oldu ama yapamadılar çünkü baskı altındaydılar. Kimini kaçırdılar kimini tehdit ettiler. Yani garip olaylar oldu. Deniz Kuvvetleri Komutanı açıklama yaptı Allah razı olsun. Birinci Ordu Komutanı zaten ünlüdür. Bütün ayaklanmalarda Osmanlı döneminden beri hep birinci ordudur, bu konuda yiğitlik yapan. Hep İstanbul’u hedef almıştır Deccaliyet ve hep İstanbul’da kahramanca karşı koymuştur.

Hay maşaAllah, Rio’da 2016 olimpiyatlarında güreşçimiz Rıza Kayaalp az sonra altın madalya için mindere çıkacakmış. Allah galip etsin. Allah kuvvetini artırsın. Başpehlivan olsun inşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Fotoğrafı vardı.

ADNAN OKTAR: Göster koçyiğidi. Hay maşaAllah. Aslanım benim. Allah seni muvaffak ettirsin, muvafık kılsın, muvaffakiyet versin. 

Tayyip Hocam mazlum delikanlıdır böyle, bizdendir yani Anadolu insanıdır. Tayyip Hocam’ın bir resmi var bayağı sevimli bir göster bakayım. Çocuklara olan sevgisi çok güzel. Yazık günah bu insanla uğraşmayı bıraksınlar. Mazlumla uğraşırsan bu haram olur, günah olur. Hatası olabilir insan, herkesin hatası oluyor ama böyle vahşice yöntemler, yok linç ederek öldürmeyi hedefleme falan bunlar ahlaksızlık, alçaklık, şerefsizlik ve namussuzluktur. Buna müsaade etmeyiz, bunu unutacaklar.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, bugün şehitlerimiz vardı. Diyarbakır-Mardin karayolu üzerinde Çınar ilçesi girişindeki trafik merkezine PKK’lılar tarafından bomba yüklü kamyonetle saldırı düzenlendi. Dört polis ve biri çocuk üç sivil şehit oldu.

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz. Hüseyin Utku Gülbahar.

ADNAN OKTAR: Cennet kuzusu olmuş, cennet vildanı olmuş.

BÜLENT SEZGİN: Polis memuru Nazif Kaplan.

ADNAN OKTAR: Nazif, Allah şehadetini makbul etsin, kabul etsin.

BÜLENT SEZGİN: Polis memuru Salih Zengin.

ADNAN OKTAR: Salih’te efe tipi var, maşaAllah Salih’e. Allah şehadetini kabul etsin.

BÜLENT SEZGİN: Polis memuru Yakup Kılınç.

ADNAN OKTAR: Hepsi birbirinden yakışıklı bu aslanların nedir bu böyle maşaAllah. Allah şehadetini kabul etsin.

BÜLENT SEZGİN: Ahmet Gülbahar.

ADNAN OKTAR: Ahmet Gülbahar. Allah onun da şehadetini kabul etsin. Şehadetlerinden dolayı tebrik ediyoruz. Allah bizlere de nasip etsin. Annelerine babalarına Allah uzun ömür, sabrı cemil nasip etsin.

Mehdiyet artık Türkiye’nin ve dünyanın gündemine oturdu. İran’ın anayasasının birinci maddesini söylüyorum. “Bu anayasa” diyor “Mehdi çıkıncaya kadar geçerlidir.” İkinci maddesi anayasanın; “Mehdi çıktıktan sonra onun dediği olur” diyor. Anayasa ona göre düzenlenir diyor, İran’ın anayasası, resmi anayasa. Bütün oradaki örgütlerin tamamı Mehdiyet’le bağlantılı, tamamı. Suriye devleti Mehdiyet’le bağlantılıdır, Irak devleti Mehdiyet’le bağlantılıdır çünkü Şii. Sünnilerin bütün mezhepleri, Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafi Hz. Mehdi (a.s)’ı hak bilir. Vahabilikte haktır. Ve bütün alametleri çıktı. Mesela şu darbe bile çok detaylı olarak hadislerde belirtilmiş, çok çok detaylı. Köprüde olacak olaylara varıncaya kadar. “İki köprüde birden katliam olacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). İki köprü diyor, ayrı ayrı söylüyor. “Köprüyü tutacaklar” diyor. Köprünün üstünde uçan uçakları dahi tarif etmiş Peygamberimiz (s.a.v.). Tankları tarif etmiş, hepsini tarif etmiş. Hz. Mehdi (a.s) karşıtları kendilerini yerden yere atsalar da Mehdiyet herkesin dilinde. TRT, radyolar, şunlar, bunlar bütün her yer Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsediyor. Göstersene filmini.

“Tekbirlerle” diyor “kan akıtmadan İstanbul fetholunur” diyor.        “İstanbul önce işgal olunur” diyor “sonra tekbirlerle Müslümanlar İstanbul’u yeniden fethederler” diyor. Aynısı oldu mu? “Köprü tutulur” diyor, “iki köprü de kapatılır ve iki köprüde kan akıtılır” diyor. “Taburlar olur” diyor “köprünün üstünde” tabur. Açık açık hadislerde belirtiliyor.

Hz. Mehdi (a.s) karşıtları bir kısmı kurdurdu, kendini yerden yere atıyor. Kurtulamazlar. Allah’ın dediği olacak. Burası eğlence yeri değil. Mesela Tayyip Hocam diyor ya işte, cemaatler kalksına getiriyor, tarikatlar kalksın. “Mezhepler de kalksın” diyor “benim mezhebim yok” diyor. Bu alenen Mehdiliktir, Mehdiyet’tir. Çünkü cemaatlerin, tarikatların, mezheplerin kalkması Hz. Mehdi (a.s) döneminde olacak. Ama bunu Hz. Mehdi (a.s) yapacak. Hz. Mehdi (a.s) öncüsü olarak talep edebilir fakat Tayyip Hoca’nın yapabileceği bir şey değil bu. Temenni edebilir, Mehdilik yolu olarak temenni edebilir ama bunu yapacak olan Hz. Mehdi (a.s)’dır. Siyasetle yapmayacak, sevgiyle yapacak. Şeffaflaşma sırf cemaatlerde, tarikatlarda olmayacak ki her yer şeffaf olacak. Hz. Mehdi (a.s)’ın görmediği, duymadığı hiçbir yer olmayacak. Şeffaflaşma o şekilde olacak. Hadislerde öyle belirtiliyor.

Bu bomba yüklü arabalar istedikleri gibi geziyor, kimse de bu konularla pek ilgilenmiyor. Halk milis olarak polis gibi görev alması lazım, asker gibi görev alması lazım. Halkın tamamı. Halkın tamamının asker olması lazım, tamamının polis olması lazım. Bu, kanunla pekiştirilsin. Yani bomba yüklü bir araba var göremiyor adam. Polis yetkisinde olsun vatandaş. Bomba yüklü arabayı polis gibi bulabilsin, ihbar edebilsin, arabaya el koyabilsin, adamın ifadesi alınabilsin. Milis güçler oluşturulsun. Asker polis sayısı artmış olacak bu şekilde. Yani devlete millete sahip çıkan insanın sayısını artırmak lazım.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hürriyet Yazarı Abdulkadir Selvi Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki Gülenci yapılanma tarafından düzenlenen darbe girişiminin ardından siyaset kulislerinde üç darbe tehdidi daha bulunduğunun konuşulduğunu ileri sürdü. Bir; FETÖ’nün Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik fedai eylemi ya da Mısır’da Enver Sedat, Hindistan’da Indira Gandhi türü suikast girişimi. İki; 15 Temmuz’dan sonra Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki generallerin yüzde kırk dördü tasfiye edildi. FETÖ’cüler tasfiye edildikten sonra bu kez NATO’cu generallerin oluşturduğu darbe tehdidi üzerinde duruluyor. Üç; Türk Silahlı Kuvvetleri’nde deşifre olmayan FETÖ’cülerin başlatacağı yeni bir kalkışma sonucunda Türkiye’nin iç kargaşaya sürüklenerek dış güçlerin müdahalesinin sağlanması.

ADNAN OKTAR: Kardeşim tabii ki çok müthiş bir fevkaladelik var. Yani bu kadar çok hakim, bu kadar çok savcı, bu kadar çok asker neredeyse tamamına yakını görevden alınmış oluyor. Ordunun büyük bir bölümü yani bir fevkaladelik var. Ben söylüyorum çözüm kalitenin artırılmasıdır. Gelenekçi Ortodoks sisteme doğru Türkiye’yi çektikçe darbe riski de yükselir ve bununla baş edemezler. Görevden almayla da hallolacak bir şey değil. Ordunun tamamını görevden alamazsın. Yahut büyük bir bölümünü görevden alamazsın, ordu felç olur o zaman. Türkiye’nin modern, çok kaliteli, kaliteyi ön plana alan, aydın, sanata çok önem veren Avrupai bir yapısı olması lazım. Bütün dünya elini çeker ve derin devletin de gücü buna yetmez yani İngiliz derin devletinin. Ama bunu da açıkça söyleyeyim ancak bu Mehdiyet’le mümkün. Yani dedikleri doğru, çok büyük olaylar kapıda. Daha önce de söylemiştim, büyük olaylar olacak demiştim, oldu. Yine Türkiye’yi çok çok sarsacak büyük olaylar kapıda. Hemen değil ama kısa bir aradan sonra, bir zaman sonra bu olacak, öyle görülüyor. Hadislere göre de öyle anlaşılıyor, olayların akışına göre de öyle olduğu anlaşılıyor.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhuriyet Yazarı Tayfun Atay, Didem Arslan Yılmaz’ın sunduğu CNN Türk’teki programda FETÖ’nün deccal hareketi olduğunun iddia edilmesine değinirken “FETÖ deccal hareketi ise Mehdi’nin belirmesi de an meselesidir yani. Peki Mehdimiz kim? Hepimizin aklına gelen mi? Öyleyse Mehdi’nin zuhuratı ne zaman? Bunun üzerine de bir tartışma bekliyoruz, CNN Türk’te ama. Bu aşamadan sonra aşağısı kurtarmaz” diye yazdı.

ADNAN OKTAR: Bir daha oku bakayım, çok sevimli bir tip.

KARTAL GÖKTAN: Cumhuriyet Yazarı Tayfun Atay, Didem Arslan Yılmaz’ın sunduğu CNN Türk’teki programda FETÖ’nün deccal hareketi olduğunun iddia edilmesine değinirken “FETÖ deccal hareketi ise Mehdi’nin belirmesi de an meselesidir yani. Peki Mehdimiz kim? Hepimizin aklına gelen mi?”

ADNAN OKTAR: Allah Allah hepimizin aklına gelen kimmiş? Herkesin, istisnasız? Kim o, var mı öyle birisi? Ben bilmiyorum şahsen.

KARTAL GÖKTAN: “Öyleyse Mehdi’nin zuhuratı ne zaman? Bunun üzerine de bir tartışma bekliyoruz, CNN Türk’te ama. Bu aşamadan sonra aşağısı kurtarmaz.”

ADNAN OKTAR: Kardeşim Mehdilik öyle korkulacak yahut insanlara tahakküm edecek bir şey değil. Mehdi şefkatin, merhametin, sevginin adıdır. Mazlum, kendi halinde bir insandır Mehdi, öyle yani haşa Allah gibi görüyor insanlar öyle bir şey değil. Acz içinde olan, aczini fakrını bilen Allah’ın bir kuludur. Allah’ın mazlum bir kuludur Mehdi. Tahakküm ehli değildir, hürriyet insanıdır ve tavsiyelerde bulunur sadece. Yani siyasete karışmaz. Sevgiyi, merhameti, şefkati, dostluğu, kardeşliği savunan, kadınların üstündeki baskıyı kaldıran; sanatı, estetiği, güzelliği isteyen, bunu teşvik eden; dünyayı cennete çeviren, dünyanın mamur olması için gayret eden bir gönül insanıdır. İsa Mesih de öyle. Haşa onu da Allah gibi görüyorlar. Zaten diyorlar ya "Allah" diyorlar ona. Bu bir çılgınlık. Böyle bir şey olmaz. İsa Mesih de Allah'ın mazlum bir kuludur. Göreceksiniz, bayağı terbiyeli kendi halinde sevecen nur gibi bir insandır. Gösterildiği gibi kendini ilah gibi gören bir insan değildir. Hatta talebelerinin ayaklarını yıkıyor. O kadar mütevazi ve sevgi doludur. Yanında da çok hanımlar vardı ondan hiç bahsetmezler İsa Mesih'in. Kız talebesi, hanım talebesi çoktur İsa Mesih'in.

Güreşi kaldıracağız falan dediler. Sakın ha dedim, güreşi kaldırmasınlar. Olimpiyatlardan biliyorsunuz güreşi kaldıracağız diye şamata yapmışlardı. Ama grekoromen hakikaten çok rahatsızlık verici bir spor dalı. Öyle güreş mi olur, sırf üstten. Bu adam yarım adam mı, bu nasıl oluyor yani? Pehlivan dediğin balıklama aldı mı omzuna alır, direk atacak burguyu çevirecek falan kafa kol alacak, salto atacak. Bu nedir? Böyle güreş olmaz. Künde atacak. Ödü kopuyor adamın faul bir hareket yaparım diye. Öyle güreş olursa sıkıntılı olur.

İnsanlar zannediyor ki böyle çekler, senetler, iş kovalama öyle yaşar. Kardeşim, Allah rahatlık vermez. Mehdiyet olmadan, İslam hakim olmadan Allah insanların yakasını bırakmaz. Ve bırakmayacak, göreceksiniz. Dünya kan revan içinde kalır. Başka bir yolu yok. Mehdiyet’ten başka dünyanın kurtuluşu yoktur ve İsa Mesih'ten başka. Zor bela idare etmeye kalkıyorlar. Artık belini kaldıramayacak hale geldi dünya. Allah bir kere daha vursa yere yapışacak haldeler şuan. İki büklüm geziyor insanlar. Türkiye'de olan olaylara bakın. Binlerce hakim görevden alındı. Yargıtay üyeleri görevden alınıyor. Yüzlerce subay görevden alınıyor. Ve baş edilemiyor. Şimdi Fethullah Gülen cemaatini tamamen aldın koydun tamam orduya, ee? Boş kalmaz kardeşim. Boş kalmaz. O zaman NATO subayı devreye girer, onu alırsan Ergenekon devreye girer, Ergenekon'u alırsan balyozcusu devreye girer. Mehdiyet’in dışında bir yol yok. Bir de olay sırf orduyla bitecek bir şey de değil. PKK devreye girer, dış güçler devreye girer, terör örgütleri yani İslami kimlikte terör örgütleri devreye girer. Öyle bir rahatlık yok. Öyle bir şey olmaz. Ancak Mehdiyet bir anahtardır, bu kapıyı açar; herkes sükunete erer. Başka türlü bir yolu olmaz.

Milli güreşçimiz Rıza Kayaalp yüz otuz kiloda olimpiyat ikincisi olmuş. Demin söyledim, ikinci olur dedik. Tebrikler Rıza Kayaalp'e. İkincilik de çok büyük bir olay. Öyle dünya çapında ikinci olmak mühim bir şey.

Yusuf Kaplan bugünkü yazısında diyor ki "15 Temmuz'un ikinci dalgası başladı. İkinci darbe Ehli Sünnet'e saldırı. Bu toplumun intiharı. 15 Temmuz saldırısının Türkiye'nin gelişinden ülke Batılılar (özellikle sopa Amerika Birleşik Devletleri, beyin İngiltere) tezgahladı." diyor. Ve cemaatlerin hedef alınmasını şöyle eleştiriyor; "Her gece bütün televizyonlardan bu ülkenin ruh köklerinin yegane kaynağı ve bu toplumun Müslüman kalabilmesinin yegane sigortası bin yıllık cemaatler, tarikatlar hedef gösteriliyor. Fosilleşmiş Batı'da kıyasla tartışılan laiklik pompalanıyor. Kutsanıyor. Ama sanki bu büyük bir cinayet değilmiş gibi insanların kılı kıpırdamıyor." Dedi diyor. Yani Ehli Sünnet cemaatlerine yapılan bu baskıyı bir nevi cinayet gibi görüyor. Tabii ki Sünnilik şu bu kalkacak ama bunu Mehdiyet yapacak. Bu, bu şekilde olmaz. Bu felaket getirir. Herkesin kendi vazifesini yapması gerekir. Mesela Fethullah Gülen, Mehdi (a.s)'nin vazifesini yapmaya kalktı, böyle oldu. Hükümet de Mehdi (a.s)'nin vazifesini yapmaya kalkarsa bu tarz felaketler oluyor işte. Herkesin kendi vazifesini yapması gerekir.

Bu televizyon kanallarında hakikaten münafıklar ve ehli küfür coştular. İyi niyetli Müslümanlar da bilmeden bu cemaatlerin ve tarikatların hizaya getirilmesi konusunda abanıyorlar. Hükümet farkına varmadan bu belanın içine doğru gidebilir. Tayyip Hocam bu oyuna gelmesin, çok dikkatli olsun. Bu bir oyun. Bunu da İngiliz derin devleti kotarıyor. Deccaliyet kaynaklıdır bu. Deccaliyet, Mehdi (a.s)'nin yaptığı görevi kendisi yapmak istiyor, yapacağı görevi. Yani o pislikle yapar, Mehdiyet sevgiyle yapar. Ama burada amaç tarikatları kaldırmak değil dini kaldırmak, İslam'ı kaldırmaktır. Yani tarikatların şeffaflaşması diye bir iddia yok ortada, İslam'ın ortadan kaldırılması iddiası var. Onun için Tayyip Hocam çok dikkatli olsun. Kendisini asıl koruyan, yardımcı olan kişiler hep cemaat mensubudur, hep tarikat mensuplarıdır. Çok riskli bir ameliyat düşünülüyor. Bu ameliyata hükümet yanaşmasın, Tayyip Hocam da yanaşmasın. Bilakis bu dalgayı durduracak bir tavır içinde olsunlar. Çünkü ben baktım bu olaya en çok sevinenler münafıklar. Münafıklarda müthiş bir hareketlenme var son zamanlarda, heyecanlanma var. Halbuki bu, münafıkları gömecek bir hareket bu yani Mehdiyet'in ayak sesleri. Bunu akıl edemiyorlar. Bunu kendi lehlerine zannediyor münafıklar. Fikren onları gömecek bir gelişme oluyor.

Şimdi gençler kısa bir ara vereceğiz.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Mehter Marşı

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Yayına devam ediyoruz.

Maden Ali 79, Tayyip Hoca'yı savunurum çünkü ezmek istiyorlar, linç etmek istiyorlar. Her mazlumu ben savunurum onu da savunuyorum. Sana da yapsalar seni de savunurum. Niye şaşırıyorsun? Ne yapayım, seyir mi edeceğim? Tabii ki savunacağım.

"FETÖ Mehdi yardımcısı." Diyor. Fethullah Gülen Mehdi yardımcısı, doğru. Deccal de Mehdi yardımcısı Süfyan da Yemani de. Bunların bir kısmı negatif yardımcıdır bir kısmı pozitif yardımcıdır ama hepsi yardımcıdır. Deccal olmasa Mehdi (a.s) olmaz. Süfyan olmasa Mehdi (a.s) olmaz. Yemani vardır, Cehcah vardır, Kahtani vardır. Bunların hepsi Mehdi yardımcısıdır.

"Hocam, sizi ne kadar çok seviyorum bir bileseydiniz. Siz oradaki bayan arkadaşlarımızı severken, güzel sözler derken nasıl burada gıpta ediyorum onlara. Ben de olabilsem karşınızda diye dua ediyorum. İnşaAllah Rabb'im size kavuşturur." diyor Rana. Bayağı şeker bir kızsın sen.

Kabadayımız Ömer Halis Demir'in ilk anda şehit olmadığı, hainlerin ağır yaralı Astsubayı kolundan Karargah Binası'nın önüne kadar çekip üzerine şarjör boşalttığı saptandı. Ne kadar kindar ve nefret dolu adamlar. Bu da çok ibretlik. Kabadayımıza zarar veremezler. O daha olayın başında şehit oluyor. Onlar zannediyor ki daha hala devam ediyor. Kurşunu sıkarken daha şehit oluyor, kendisi kurşun sıkarken şehit oluyor. Kendisinin kurşun sıktığını bile hatırlamaz o belki de.

Münafıklara bugün dev bir darbe daha; şu kitabı bir daha göstereyim de. Deccalın o tek gözünü nasıl oyuyoruz ilimle irfanla bir bilsinler. Çok şahane bir eser. İngiliz derin devletinin ahlak sistemidir aynı zamanda münafıklık. Yani onların yetiştirdiği alçaklar münafık karakterli olurlar. Bu kitapta da o anlatılıyor. Çok kapsamlı, güzel bir eser. Kağıdı da çok kaliteli, baskısı da çok güzel. İngilizce Avrupa'da geniş çaplı dağıtacağız inşaAllah. Satışı da Avrupa'da başlayacak.

Münafık hastadır. İngiliz derin devletinin hastalandırdığı manyaklardır. Deccalın, şeytanın hastalandırdığı manyaklardır. Mesela bir adam manyak olmasa bir insanın üstüne otuz mermi sıkar mı, tankla insanları ezer mi? Bu şeytanın azgınlığını gösteriyor. İnsan yapmıyor bunu, şeytan yapıyor. İnsanlara hulul ediyor ve şeytan yapıyor. Uçaktan, helikopterden zırh delici mermi ile halka ateş ediyorlar. Bunu ancak iblis yapar, insan yapmaz. Bu çok büyük bir alçaklık. Fethullah Gülen daha hala bunun alçaklık olduğunu, bunu yapanların haysiyetsiz şerefsiz namussuz olduğunu söylemiyor. En son işte yeni ortalı bir laf etti. Halbuki en başında bunu söylemesi gerekirdi.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Ve yine şehitler demedi. Şehit demedi hayatını kaybeden vatandaşlarımıza.

ADNAN OKTAR: Yok evet; "Hiçliğe gitti onlar." diyor. Mesela bu çok korkunç bir ifade.

Fikret, bu Münafığın Derin Karanlığı kitabından bir bölüm oku. Bir de bunu alışkanlık haline getirelim, Münafıklık kitabından her gün bir sayfa sohbetlerde okuyalım. Bir veya birkaç sayfa her yerde sohbetlerde arkadaşlarımız okusunlar. Çünkü şu son hareket de bir münafık saldırısıdır. Bu 15 Temmuz'da olan olay da bir münafık saldırısıdır. Münafıklık anlaşılırsa ne İngiliz derin devleti kalır ne şu kalır ne bu kalır, hiçbir rezillik kalmaz. Cemaatlerin içerisinde de münafıklar var, hükümete de münafıklar sızmaya çalışıyorlar. Çok dikkatli olmak lazım. Onun için münafıklığı sürekli gündemde tutup anlatmakta fayda var. Sabah sohbette okunabilir, akşam sohbette okunabilir, Müslümanlar bir araya geldiklerinde okunabilir. Kuran'dan bir sayfa, münafıklarla ilgili kitaptan bir sayfa çok büyük fayda sağlar. Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Münafık Sevgisiz Bir Varlıktır; Ama Çıkar Elde Etmek ve Kendince Büyüklüğünü Vurgulamak için İçin Sevgiyi Kullanır. Münafık ‘sevmeyi bilmeyen’ bir varlıktır. Aynı şekilde ‘candan sevilme hedefi’de yoktur. Gösterdiği nobran, huysuz, züppe ve küstah ahlak nedeniyle kimsenin kendisini sevmeyeceğini de bilir. Bu nedenle ‘sevgi peşinde koşan, kendisini sevdirmeye çalışan ve sevgi talep eden’ bir tavrı yoktur, tüm bunların sadece rolünü yapar. Çünkü sevgi münafıkların kullandığı ‘önemli ve etkili bir silah’tır. Ahlaksızlık yaparken en sık kullandığı maske, ‘sevgi maskesi’dir. Zira Müslümanların sevgiye ne kadar önem verdiklerini çok iyi bilir. ‘Sevgi arayışında olmanın, Müslümanların sevgisini talep etmenin’ de, Müslümanlar tarafından çok makul ve meşru görülen, teşvik edilen güzel bir tavır, hatta bir ‘mümin alameti’ olduğunun da bilincindedir. İşte şeytani bir zekayla, elindeki bu imkanı, pislik yapabilmek, nefsani isteklerini tatmin edip üstünlük elde edebilmek için kullanır. Bu şeytani planı doğrultusunda, gün içinde yaptığı ahlaksızlıklarına kılıf bulmak gerektiğinde, birçoğuna “Kendimi sevdirebilmek için öyle yaptım”, “Müslümanların sevgisini kazanmak için şöyle dedim”, “Sevdiğim için öyle davrandım” gibi yalanlar öne sürerler. Böylece sevgi konusunu, ahlaksızlıklarının üzerini örtebilmek için kullanırlar. Sözde ‘iyi niyetli olduklarını’, temelde tavırlarında bir hata ya da kusur olsa bile, bunun altında yatan asıl nedenin hep bu ‘sevgi arayışları’ olduğunu iddia ederler. Ve böylece ‘küsmek, bozulmak, surat asmak, konuşmamak, yüz ekşitmek gibi pek çok ahlaksızlıklarını’ da aslında ‘sadece sevgi görebilmek için yaptıklarını’ iddia ederler. Bu şekilde pis ve sinsi ruhlarına ‘sözde masum’ görünümü vermeye çalışırlar. Allah Kuran'da münafıkların bu şekilde ‘iyiliği bahane ederek ahlaksızlık yapma alışkanlıklarına’ şöyle dikkat çekmiştir: “Kendilerine: "Yeryüzünde fesat çıkarmayın" denildiğinde: "Biz sadece ıslah edicileriz" derler. Bilin ki; gerçekten, asıl fesatçılar bunlardır, ama şuurunda değildirler. (Bakara Suresi, 11-12)

Allah bu hasta ruhlu insanlara, "Yeryüzünde fesat çıkarmayın" denildiğinde, onların "Biz sadece ıslah edicileriz" diye cevap verdiklerini bildirmiştir. Münafıklar kendilerine, “Niye böyle bir çirkin ahlak gösterdin?” diye sorulduğunda, “Biz sadece iyiliği, güzelliği, sevgiyi yaşamak istiyoruz” diyerek bahane uydurur ve ‘her türlü alçaklığı kolaylıkla yapabilecekleri meşru bir zemin’ oluşturmaya çalışırlar.

Sevgi iddiasıyla ortaya çıkarak, ahlaksızlığa zemin hazırlamak isteyen münafıklara verilebilecek bir örnek de Yusuf Kıssası’nda anlatılmıştır. Kuran'da verilen bilgilere göre, o dönemde Mısır’da Hz. Yusuf (as)’ın yanında kaldığı bir Vezir’in karısı, Hz. Yusuf (as)’a yaklaşmak ve onunla birlikte olmak istemiştir. Yusuf Peygamber (as)’ın, imanlı ve iffetli bir tavır göstererek kadını reddetmesi ise, kadının çok ağrına gitmiştir. Gururunun kırıldığını düşünmüş; hem gururunu hem de itibarını kurtarabilmek için, Hz. Yusuf (as)’a, ‘sözde asıl onun kendisine yaklaşmak istediğini iddia ederek’ iftira atmıştır. Gururunun kırılmasına neden olan Peygamberden kendince intikam alabilmek için, Hz Yusuf gibi üstün ahlaklı bir insanı hem iffetsizlikle hem de evinde kaldığı Vezir’e ihanet etmekle itham ederek karalamak istemiştir. Böylece Hz. Yusuf (as)'ın hapse atılmasını sağlayacak şekilde bir düzen kurmuştur.

Açıktır ki, bu olayların en başında Vezir’in karısı, Peygambere yaklaşabilmek ve onu da kendi istekleri doğrultusunda hareket etmeye ikna edebilmek için ‘sevgi yalanına’ sığınmıştır. Ancak Hz. Yusuf (as) onun çıkarlarına ters gelen bir karar alınca, bu sevgi iddiasının büyük bir yalan olduğu; kadının asıl amacının Yusuf  Peygamberi (as) ‘iftirayla karalayarak hapse attırmak’ olduğu ortaya çıkmıştır.

Kadın Hz. Yusuf (as)’ı ‘sözde çok sevdiğini’ söylemiştir. Gerçekte ise Hz. Yusuf’a güzelliği, iffeti ve imanı nedeniyle kinlidir, nefret beslemektedir. Hz. Yusuf (as)’ın muhteşem güzelliği onu fiziksel olarak etkilemiştir. Ancak ona yaklaşmak istemesinin nedeni sevgi değildir. Sadece bir heves ve gurur tatmini için geçici olarak sevgi taklidi yapmıştır. O çevrede bulunan bütün kadınların güzelliğine hayranlık duydukları Hz. Yusuf’un, kendisiyle bağlantıda olmasıyla onlar arasında da ‘sükse yapmak ve itibar kazanmak’ istemiştir. Yoksa gerçek sevgide, bir insanın sevdiği bir kişiyi iftira ile kötülemek istemesi ve onu hapse attırmaya çalışması elbette asla olacak bir şey değildir. Dolayısıyla münafık karakterli bu kadın da, ‘sevgiyi kullanarak sadece istediği menfaatlere ulaşabilmek ve böylece de büyüklük hislerini tatmin etmek’ istemiştir.

İşte bu alçak münafık karakteri, günümüzde de tüm münafıklarda aynı özelliklerle ortaya çıkmaktadır. Müslümanların Kuran ayetlerinde anlatılan münafık oyunlarını çok iyi anlamaları, karşılaşacakları tuzaklara karşı uyanık olmalarını ve bu sinsi insanların oyunlarını kolaylıkla bozabilmelerini sağlayacaktır.

ADNAN OKTAR: Bu tip kitap okumalarda tek bir kişi değil de mesela üç kişiye ayrı ayrı o iki sayfayı okutmak daha iyi olur. Yeni ses, yeni anlatım insanları açar. Aynı kişinin sesi, sürekli onu duymak bir nevi hipnoz etkisi yapabilir ama değişik kişiler okuduğunda o etki kalkar daha iyi dikkat verebilirsiniz. Kuran okumada da bu aynı şekilde iyi olur. Münafığın Derin Karanlığı, tam kitabın ismi mükemmel anlatıyor zaten. Bu kitabı buradaki konuşmalardan yazdınız, yazdık. Benim buradaki konuşmalarım deşifre edildi ve kitap haline geldi. İşte diyorlar ki kitap nasıl yazılıyor? Kitap böyle yazılıyor işte. Konuşuyorum, o konuşma deşifre edildiğinde kitap oluşmuş oluyor. Redaktöre veriyoruz, hazırlıyor.

GÖKALP BARLAN: "Münafığın en korktuğu şey, deşifre olmak." demiştiniz Adnan Bey. Bu kitap tam anlamıyla onu getiriyor.

ADNAN OKTAR: Evet, bu kitabın çok okunması münafıklara dünyayı dar eder. Onları en rahatsız edecek şey bu kitabın okunması, dağıtılması, tanıtılması, her yerde gündem olması ve karakterinin bilindiğinin onun tarafından bilinmesi. Çünkü münafığın iddiası ne? Çaktırmadan iş yaptığını düşünür. Halbuki onun ruhunun tamamen ele geçirildiğini, şeytanın orada tamamen kontrol altına alındığını, yaptığı her türlü alçaklığın bilindiğini bilmesi münafığı felç eder. Münafığın özelliği ne? Gizlilik. O derin karanlıkta münafık hareket ettiğini düşünür. Halbuki biz ilimle onun derin karanlığını aydınlatıp onu orada yakalıyoruz. Bir yarasa yakalar gibi maşayla yakalıyoruz onu, bağırtarak çıkartıyoruz o karanlığın içerisinden. Ve herkese de gösteriyoruz onu, deşifre ediyoruz. Onun için münafıkla ilgili bilgiyi herkesin bilmesi, birbirine anlatması, internette şurada burada falan her yerde gündem etmesi münafığın o gizli dünyasını imha eder. En büyük gücünü kaybetmiş olur. Çünkü münafığın en büyük gücü gizliliktir ve karanlıktır. Mesela izbe yerlerde alçaklık yapar, gizlice telefonla internetten şuradan buradan o karanlık beyninin içinde karanlık planlar kurar ve o karanlık da onun gözüne yansır. Onun için münafığın gözünde beynindeki karanlığı görmek mümkündür. Beynindeki pislik hemen gözünden lağım gibi akmaya başlar. Münafığın gözü beynindeki lağımın aktığı bir çukurdur. Lağım çukurudur gözleri münafığın. Bütün pisliği ağzından, gözünden akar. Ağzı da lağımdır gözü de lağımdır münafığın. Beyninin içindeki bütün pislik oradan boşalır. Ağlaması oyundur münafığın. Konuşması züppeliktir, sinsiliktir. Müslümanı konuşturur, onun bir açığını yakalamak için konuşturur. Ona kendince işte bir kusur bulmak veyahut onu bir şekilde köşeye sıkıştırmak, mat etmek, kendi üstünlüğünü ortaya çıkartmak, kendini büyütmek ve yüceltmek için münafık müthiş bir gayret içindedir. Bunu yaparken de gözünden ve ağzından beynindeki o pis dünya lağım gibi akmaya başlar. Ağzından necaset akar, gözlerinden de necaset akar, pislik akar münafığın. Dinlediği vakit ahlaksızlık için dinler, konuştuğu vakit ahlaksızlık için konuşur. Onun için münafığın yanında Müslümanın çok teyakkuzda olması lazım. Her sözünü kullanabilir, her hareketini kullanabilir, her davranışını kullanabilir. Şeytani bir hafızası vardır münafığın. Bediüzzaman ona dikkat çekiyor, "Şeytani bir zekavet vardır." diyor. Şeytani bir hafıza olur. Onun için Müslümanın, münafığın yanındaki dakikliği ve dikkati Müslümanın da dikkatini açıp güçlendirir; hem zihnini güçlendirir hem hafızasını hem aklını hem zekasını güçlendirir münafıkla mücadele. Öbür türlü meskenet olur, durgunluk meydana gelir. Münafıkla adeta bir satranç maçı gibidir Müslümanın mücadelesi.

Hep dürüstlük adına ortaya çıkar münafık, sevgi adına çıkar. Halbuki çıkarcıdır, alçaktır. Sevgi adına Müslümanları rahatça harcayabilir, sevdiğini iddia ettiği kişiyi rahatça harcayabilir. Bırakma ve kaçma eğilimi münafıkta çok yüksektir, had safhadadır çıkarıyla çatıştığında. Mesela diyor ki, "Çok, deli gibi seviyorum. Allah'ı seviyorum. Peygamber (s.a.v.)'i seviyorum. Müslümanları seviyorum." Menfaatiyle çatışınca ne oluyor? Hemen kaçma. Hemen ayrılma arzusu vardır. O şeytanın karanlığına doğru kaçar. Müslümanların aydınlığı onu boğar, münafığı. O aydınlıkta yaşamak istemez. Müslümanlara o tahammül eder. Ama çok acı bir tahammüldür menfaati oluşuncaya kadar. Ya şöhret için kalır ya çıkar için kalır yahut sığınacağı bir mağara bulunamadığı için kalır ama bu tarzdadır. Her münafığa dikkat edin, çıkarının bittiğini anladığı an hemen kaçar. Kuran'da da bu çok detaylı anlatılıyor hadislerde de çok detaylı anlatılır. Mesela Yusuf (a.s)'la ilgili; Yusuf (a.s)'u elde edemeyeceğini anlayınca ne yapıyor münafık kadın hemen kaçıyor, ondan kaçıyor. Ve onu en kötü akıbetin sarmasını istiyor. Kin doludur münafık. Sırf kaçmakla kalmaz aynı zamanda azgın bir kin ruhu içerisinde olur. Münafığın yüzünde bir domuz ifadesi veyahut köpek ifadesi hiç eksik olmaz. O gözünden akan lağımdan kaynaklanır o. Konuşmalarından akan lağımdan da Müslümanın çok kaçınması lazım. Her an sıçrayabilir insanın üstüne pislik aktığı için ağzından. Müslüman kendini sakınırsa onun pisliği Müslümana sıçramaz. Pis gözlerinden akan o iğrençlik de Müslümana zarar vermez.

Münafık Müslümanlar arasında vaktinin boşa geçtiğine inanır, harcandığına inanır, gençliğinin gittiğine inanır; şeytanın yanında vaktini iyi değerlendireceğini düşünür. Halbuki şeytanla zaten cehennemde sonsuza kadar beraber olacak. Ama onu akıl edemez, aklı gitmiştir. Yakından bakıldığında onun köpek bakışlarından, domuz gibi bakışlarından feraset ehli Allah eğer isterse görebilir. Yani feraset ehlinin görebileceği gibidir. Ama Allah ayette diyor ki, "Ben istersem görürsün." diyor, "Bakışlarından anlarsınız." diyor.

Münafık öfkesini yenemez. Müslüman öfkesini yener. Bir de öfkelik bir durum olmaz zaten imanından dolayı. Ama münafıkta müthiş bir azgınlık şeklindedir o. Bir domuzun ahırda gösterdiği azgın alametler oluşur. Kapıları çarpar, duvarları birbirine katar, yürüyüşü hayvanlaşır böyle kudurmuş bir domuzun azgınlığına döner tavırları yani çirkefleşir, ağlama krizleri, azgınlık krizleri, saldırganlık krizleri münafığın vazgeçilmez özellikleridir.

Müddessir Suresi 18’den 23’e kadar Cenab-ı Allah, münafığın karakterini söylüyor. Bak şeytandan Allah’a sığınırım. Diyor ki; “Çünkü o, düşündü ve bir ölçü tespit etti.” (Müddessir Suresi 18) Münafığın kendine has ölçüleri vardır, inanç sistemi vardır, kendine felsefesi ve ahlak anlayışı vardır. Bak bir ölçü tespit etti. “Kahrolası,” diyor Allah. Allah kahredeceğini söylüyor. Bu kahrolası dedi mi zaten dönüşü yoktur. Kahrolası demek Allah, “kahredeceğim” demek istiyor. Dünyada ve ahirette felaket. “Kahrolası, nasıl bir ölçü koydu?” (Müddessir Suresi 19) Allah ölçüsünün, felsefesinin bozuk ve tiksindirici olduğunu söylüyor. “Yine kahrolası, nasıl bir ölçü koydu?” (Müddessir Suresi 20) O berbatlık ve iğrençliği Allah iki kere vurguluyor mühim olduğu için. “Sonra bir baktı.” (Müddessir Suresi 21) O iğrenç bakışlarıyla. “Sonra kaşlarını çattı” Yüzünü azdırdı, pislik bir görünüm verdi. Yüzüne pis bir ifade veriyor. “…ve yüzünü ekşitti.” (Müddessir Suresi 22) Demek ki münafığın yüz kontrolü hat safhada. Pislik bir ifade yüzüne çok rahat verebiliyor. Masum bir ifade de verebilir, pislik bir ifade de verebilir o yüzüyle oynar münafık. Yüzünü kukla gibi kullanır. “Sonra da sırt çevirdi” İşte o kaçma faslı münafığın, sırt çevirmesi, Müslümanlardan uzaklaşma eğilimi münafığın sürekli bilinçaltında vardır. “…ve büyüklük tasladı (istikbar).” (Müddessir Suresi 23) Kendini en büyük, en iyi, en değerli, en dürüst olarak görmek ister ve buna da kendince inanmak ister. “O, yalanlamış ve yüz çevirmişti.” (Kıyamet Suresi 32) Bak yalanlıyor, Müslümanları yalanlıyor, İslam’ı yalanlıyor ve yüz çeviriyor Müslümanlardan uzak duruyor, muhatap olmak istemiyor. “Sonra çalım satarak” o züppelik yaparak “yakınlarına gitmişti” (Kıyamet Suresi 33) İşte onu destekleyen ava nesi kimse o münafık karakterini beğenen, onun alçak karakterini seven, onu teşvik eden, o pisliğin içine çeken kimse onların yanına gitmişti. Allah diyor ki, Bak “sen buna müstahaksın, dahasına da müstahaksın.” (Kıyamet Suresi 34) Hep dikkat dersen iki kere vurguluyor Allah. Münafıkların çekeceği azabı gösteriyor bu.Yine müstahaksın, dahasına da müstahaksın.” (Kıyamet Suresi 35) “Onlara: "Gelin Allah'ın Resûlü sizin için mağfiret (bağışlanma) dilesin," denildiği zaman başlarını yana çevirdiler.” (Munafikun Suresi 5) İmamdan, Müslümanların liderinden, peygamberden uzaklaştılar, uzak kalmak istediler. “Sen, onların büyüklük taslamışlar olarak yüz çevirmekte olduklarını görürsün.” (Munafikun Suresi 5) Enaniyetle yüz çeviriyor halbuki etten, kemikten oluşmuş mezarda parçalanacak bir varlık. Ama yüz çevirmek münafığın özelliğidir, kaçma, uzak durma özelliğidir. Deccalın, şeytanlığın gözü ve ağzı ikisi de berbattır.

OKTAR BABUNA: Şimdiye kadar tarihteki en detaylı analizleri yaptınız maşallah Kuran ayetleriyle.

ADNAN OKTAR: “Diyarbakır’da şehit olan yiğitlerimizi tebrik ediyoruz. Allah şehadetlerini makbul etsin. Ailelerine hayırlı uzun ömür versin Cenab-ı Allah” sözüme Susan Adam M. Hazer Sokrat’ın Kızı. “Hocam düğün değil cenaze var” diyor. Şehadet düğündür. Şehadet düğündür. Şehit cenaze olmaz. Allah “Ve sakın Allah yolunda öldürülenlere "ölüler" demeyin; hayır onlar diridirler.” (Bakara Suresi 154) “Sen cenaze” diyorsun.

GÖKALP BARLAN: “Şehitler de henüz kendilerine katılmamış olanlara müjde vermek isterler” (Ali İmran Suresi 170) diyor Yüce Rabbimiz.

ADNAN OKTAR: Burcu Murç, “Cemaate olan sevginiz bitti mi?” Kardeşim ben Müslümanları severim ama adam tanklarla halkı eziyorsa, parçalıyorsa çocukları, helikopterden, uçaktan Müslümanların başına bomba yağdırıyorsa ve Müslümanları parçalıyorsa, zırh delici mermilerle Müslümanları delik deşik ediyorsa bu iblistir, bu cemaat değildir. Şeytanın saldırısıdır bu, dolayısıyla benim şeytana sevgimiz olmaz. Benim hiçbir zaman için şeytana sevgim olmadı, bundan sonra da olmaz.

“Hocam, ağzınızdan çıkan her söz münafıklara, müşriklere, küfre zehir, müminlere ise ilaç gibi geliyor. Allah razı olsun” diyor.

“Sen Allah’ın herhangi bir kulu değilsin, sen Allah’ın bir lütfusun. Göz aydınlığımız, imanımızın vesilesi, canımızın içisin, sen bizim her şeyimizsiniz” diyor. Gönül Hanım.

Birde şimdi Gülen karşıtlığı suç gibi göründüğü için adamlar Fethullah Gülen’in taraftarları akıl almaz küfürler ediyorlar Fethullah Gülen’e, ihbar ediyorlar alakalı alakasız herkese o kişi, o kişi, o kişiyi ihbar ediyor, şuan bir Gülenciyi anlamanın, aktif Gülenciyi anlamanın imkanı kalmadı. Kendisi de söylemiş zaten Gülen’in, “bana şu şu şu hakaretler yapabilirsiniz” demiş. “Bana şiddetle karşı olduğunuzu söyleyin her yerde ve ihbarda da bulunun önünüze geleni ihbar edin.” Muazzam bir karmaşa meydana geldi şuan.

“Paralelcilerin eğitimle elimine edilmesi konusunda eğitim uzun süreli bir çalışma olduğu ve yakın vadede yeni bir darbe atağı beklendiği için tedbiren geniş çaplı tutuklama, gözaltına alma yaparak bu hareketin tahribatını durdurmaya çalışıyoruz” diyorlarmış bazı kişiler. O doğru hakikaten tutuklananlar o kadar da tedirgin olmasın. Mesela asker aileleri, şundan, bundan falan bu devletin kendini koruma refleksi, bunda herkes buna razı olacak yoksa onlar da yanar, onlar da yanarlar. Devlet kendini korumakla mükelleftir. Devletin koruma mekanizması şuan işliyor, birkaç ay sonra, üç-beş ay sonra o tutuklananların birçoğu bırakılır. Bundan tedirgin olmanın bir alemi yok. Ama böyle her gün bunları topla, PKK’yı toplayalım tamam ama ikinci, bu sefer tarikatlara kafayı takmak işte Menzil cemaatine, İskender Paşa cemaatine, Nurculara, Süleymancılara kardeşim geriye adam kalmıyor ki. Ne kalıyor geriye? Bu milyonlarca insan demektir. Böyle olmaz. Hepsini kazanan bir sitil olması lazım bu da şefkatli, merhametli, modernliği, kaliteyi, sanatı, estetiği savunan Mehdiyet’le olur. Hükümetin darbeye karşı tedbiri kadın haklarını genişletmek bak söylüyorum, kadın özgürlüğünü artırmak, kadınların mutluluğunu sağlamak, sanata ve sanatçıya destek olmak, kaliteyi artırmak, darbenin kökünü kazır. Darbenin nedeni hep bu maddelerden kaynaklanmıştır, hep sebebi budur. Baksınlar, incelesinler sosyolojik tek sebebi budur.

Darbecilerin kan dökenler, rezillik çıkaranlar, elebaşları, ahlaksız olanların hepsi cezasını bulsun. Ama diğerlerini kazanmaya çalışalım eğiterek, konuşarak kazanmaya çalışalım ama Mehdiyet’e karşı olarak elde edemezsin. Bu insanlar Mehdiyet için, Allah için, vatan, millet için canını verecek insanlar. Bütün Anadolu’nun yüreğinde yanan Mehdiyet’tir. Sen Mehdi yok dersen kimse buna inanmaz, onun vakti geçti. Deccaliyet Mehdi yok der. Bilgisiz insan da Mehdi yok der. Ama Allah “Mehdi var” diyor. Dolayısıyla kör kuyudan su çıkartmaya benzer Mehdiyet’le mücadele. Deccaliyetin kuyusundan su çıkmaz. Mehdiyet’in bereketinden istifade etmemiz lazım.

Canım Gülencileri de kurtaralım, eğer kurtarabilirsek PKK’lıları da kurtaralım, komünistleri de kurtaralım, ateistleri de kurtaralım eğitimle bu olur ama Mehdiyet’e karşı tavır alarak olmaz. Kurtaralım derken devlet yapsın bunu, millet, hepimiz yapalım, bir bütün olduğumuz için söylüyorum.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Siz yıllar önce Türk devletine sığınsınlar, yardım istesinler. Yabancı güçlerin etkisi altına girmişler, onları tehdit ediyor olabilirler demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Defalarca söyledim, hükümet bu pençeyi bunlardan çıkartsın dedim. Bak milleti pençelemeye kalktılar bu sefer.

Mehdiyet’e karşı olmak bütün İslam inancına karşı olmak demek. Bir kere Sünni, Vahabi, Şii bütün inançlarda Mehdiyet hak. Neye karşı oluyorsun? Ve Musevi inancında imanın şartı, Şiilikte imanın şartı, Hristiyanlıkta imanın şartı Mesih’in gelişi. Musevilikteki Moşiyah Şiroh, Mehdi’yle aynıdır, aynı kişidir. Müslümanların Mehdisiyle, Musevilerin Moşiyah’ı aynı kişidir. Bütün özellikleri aynıdır, her şeyiyle aynıdır.

Bizim gençlerimiz kabadayı, yine böyle bir olay olsa yine Allah için canını verir, yine aynı cesareti fazlasıyla gösterirler ama bazı konuşmalarda mesela “korkuttular, halk korku içinde” adamlar gördünüz nasıl öfkelendi çocuk “korkmuyoruz” diyor. Hakaret olur, niye korksun? Hepsi kabadayı, hepsi delikanlı, hepsi Allah için yaşıyor neyden korkacak? Korkan adam oraya gelir mi? “Evet şuan halk korku içinde” diyor. Konuşmayı bilmiyor. Şiirlerde falan da öyle mesela korkuttular bilmem ne korkan morkan yok, kimsenin korktuğu yok. Ne korkacak?

Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kaim, kıyam edecek olan Mehdi.” Bak “Kaim, kıyam edecek olan Mehdi benim evlatlarımdandır. Adı benim adım, künyesi benim künyem, huyu benim huyum ve davranışları da benim davranışlarım olacaktır. İnsanları benim dinime çağıracak. Allah’ın Kitabı’na davet edecektir. Mehdi’ye itaat eden bana itaat eder. Mehdi’ye isyan eden bana isyan eder. Zuhurundan evvel Mehdi’yi inkar eden beni inkar etmiştir. Mehdi’yi tekzip eden yalanlayan beni tekzip etmiştir, yalanlamıştır. Mehdi’yi tasdik eden beni tasdik etmiştir. Mehdi’yi tekzip edenleri, yalanlayanları onun Mehdi’nin hakkındaki sözlerimi inkar edenleri ve ümmetimi saptıranları Allah nezdinde şikayet edeceğim. Zalimler yakında işlerinin sonucunu göreceklerdir.” (Bihar’ul Envar Cilt 51, Sayfa 73.) Peygamber (s.a.v.) bunu söylüyor uzun uzun.

Ben Türkiye’den bu kadar yiğit çıkacağını, bu kadar kabadayı çıkacağını tahmin etmedim. Çünkü kabadayı az olur normal toplumlarda, çok nadir rastlanır kabadayı, dağ, taş kabadayıymış helal olsun maşaAllah. Gencecik delikanlılar yani hiç insan ummuyor maşaAllah helal olsun. Genç kızlar da, hanımlar da öyle, hanımlar da kabadayı çıktı. O istiklal savaşında da öyle, dağlara çıktılar çete olarak faaliyet yapıyor, adı çete ama vatansever yiğitler Kuvayı Milliyeciler, Seymenler işte efelik falan kabadayılık oradan geliyor Ankara’nın efeleri vardı hepsi kabadayıydı. O gelenek olarak sonra devam etti, uzun süre devam etti, benim çocukluğumda falan vardı kabadayılar. Onun kendine has usulü oluyordu, kendine has bir karakteri oluyordu ama gençler maşaAllah alttan alta o yiğitliği devam ettirmişler maşaAllah ama çok geniş çaplı.   

Helal olsun. “İnsan bir kere ölür.” Diyor, değil mi?

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Adnan Bey, siz yıllardır her gün, her programınızda şahadetin güzelliğini anlatıyorsunuz. Onun da çok büyük etkisi olmuş, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Canım, yaşıyor da ne oluyor adam? Şehit oldu mu ne güzel daha hiç acısını çekmeden, sıkıntısını çekmeden, sorgu sual olmadan doğrudan cennete gidiyor, ne güzel yani. Ne büyük olay, hiç sorgu yok. Kendini de sağ zannediyor ama bayağı emin yani. Sadece şaşırdığı “bu dünyada niye duruyoruz?” Yani “böyle bir yer varken burayı niye tercih etmiyorlar? Niye gelmiyorlar?” diye sürekli soruyorlar. Bir de orada imtihan da oluyorlar. Bak, hayret edilecek şey. İmtihan oluyor ama sadece müspet, olumlu bir yapı var. Negatif hiçbir şey yok. Cennet şartlarındalar. Cennet şartında imtihan oluyor, yani usulen. Çünkü her ne yapsa sevap oluyor. Günah yok. Onların boyutunda günah yok. Sadece sevap var; ne yaparsa sevap.

Bu olay çok büyük olay, yani on beş sayısı da özel bir sayı. Bak, on altı değil, on beşi on altıyla tam ortalamışlar; beş ve altı. Elli altı. Elli altı hep karşımıza çıkıyor. Bediüzzaman da bak, 1956 yılı için “bilmiyorum” diyor. “Yeni bir nur-u Kuran mı zuhur edecek? Bir ışık görüyorum. Bir şey var 1956’da” diyor. 2056, anlı şanlı bir tarihtir, 2056. 2156 da ayrı bir vakit, yani o da artık bitişin başladığı dönemler.

Hasan Askeri, on birinci imam, on ikin imamın on birincisi. “Allah’ın peygamberlerinden sonraki imamları kabul edip Mehdi’yi inkâr eden kişi tüm peygamberleri kabul eden ama Muhammed (s.a.v.)’ı reddeden kişi gibidir.”

Dünyanın bitiş tarihi 2156 değil. 2156’da çöküşün en şiddetleneceği dönem. 2120’dir demin ben onu o anlamda söylemedim. Öyle bir ifade de bulunmadım, yani Müslümanlığın bitişi. Yani çok can çekiştiği dönemler.

“Allah aşkıyla sevdiğim” diyor. “Anlattığın münafık alametlerinden pek çoğu bende vardı. Seni dinledikçe azaldı” diyor. Tabii önemli zaten biz münafık alametlerini kendimize anlatıyoruz. Yani bir hedefimiz yok falanca şahıs feşmekanca şahıs diye, kendimize anlatıyoruz.

Deccal kavramı da aynı. Bakın, yalnız ahir zamanda muazzam bir deccal yoğunluğu oluyor. Otuz deccal birden geliyor Hz. Mehdi (a.s)’ın karşısına. Mesela peygamberler döneminde tek deccal çıkıyor. Mesela Hülagü çıkıyor, Firavun çıkıyor. Nemrut çıkıyor. Ama Hz. Mehdi (a.s) devrinde “içinde kadının da bulunduğu” diyor. “Kadınların da bulunduğu otuz deccal çıkıyor.” En başı işte Mesih deccal. Yani İngiliz derin devletini kullanan bir sistem bu. Yani şu an en müsait onları görmüşler İngiliz derin devletinin üstüne çökmüş. Asıl yöneticisi şeytandır. Şimdi mesela Türkiye şokta. “Ya bu adamlar bunu nasıl yapıyor?” diyorlar. “Nasıl yapıyor? Nasıl?” Hâlbuki planını yapan şeytan. Yani metafizik bir güç yapıyor ve bunu deccal kanalıyla yaptırıyor. Onu anlayamadıkları için nefesleri kesiliyor. Mesela o dakika farkıyla kurtulmalarının nedeni de Mehdiyet’tir, Hızır (a.s)’dır; onu da anlayamıyorlar. “Ya böyle bir rastlantı olamaz. Nasıl olur?” diyor. On iki dakika farkla, altı dakika farkla herkes kurtulmuş.

OKTAR BABUNA: “Helikopter yarım saat geç kaldı” diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii, hepsinde Hızır (a.s) görevde.

Geçen gün yayında gazeteci “Deccal ve ahir zamanın büyük deccalı ve süfyana kadar gelen otuz yalancı aldatıcı deccallar geleceği ifade ediliyor.” Buhari’de geçiyor bu hadis. Otuz yalancı, aldatıcı deccal.

“Her şeyden ümidimi kestiğim hâşâ Allah’a küstüğüm bir dönemde sizler sayesinden gerçek İslam’la yeniden tanıştım. Sizler benim Allah’a ulaşmaya, O’nun rızasını kazanmaya çabalamama vesile oldunuz.”

“Hocam, Mehdi ve Mesih’in zuhuruna takriben ne kadar var?” Kardeşim, bak, şu köprüyle ilgili son hadis, şu darbeyle ilgili şu hadis nefes kesecek gibi. Bak, diyor ki; “Medine’de” şehirde İstanbul’da, büyük kilometrelerce alana yayılan, “fersaha yayılan çok büyük bir olay olur” diyor. “Siyah caddeler kan içinde kalır” diyor. Siyah, “yağ taşları” diyor. Arapçada yağ taşı. Siyah, yani ziftten oluşan. Yağ taşı zift demektir. “Ziftten oluşan yollar kan içinde kalır” diyor. “İki köprü tutulur” diyor. Daha ne açık, bu aklı durduracak olay. Bak, kıskanç hocalar bunu söyleyemiyor. Hasedinden söyleyemiyor. Peygamber (s.a.v.)’in hadisi, bu çok büyük olay. Bunu söyleyemiyorlar. “Süfyan çıkar” diyor. Süfyan alenen çıktı. Herkes görüyor.

OKTAR BABUNA: “Üç yüz altmış süvariyle çıkar” diyor.

ADNAN OKTAR: Yaklaşık evet. Yani “üç yüz altmış süvari” diyor. Süvari, hareketli birlik demektir, yani yürüyen birlik.  Yani bir vasıtayla yürüyen birlik, vasıtalı birlik. Vasıtanın sayısına kadar doğru söylemiş Peygamberimiz (s.a.v.).

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: “Doğudan gelen saçaklı yıldızlar.”

ADNAN OKTAR: “Doğudan saçaklı yıldızlar gelecek insanların üstüne” diyor.

EBRU ALTAN: Diyarbakır’dan geldi.

ADNAN OKTAR: Diyarbakır’dan geldi bak, saçaklı yıldız. Altında bombalar dizili. Zaten “Türk Yıldızı” deniyor F16’lara. “Ve aynı anda depremler olacak” diyor hadiste, aynı anda muazzam depremler oldu. Haritasını da gösterdik.

EBRU ALTAN: “Yıldızlar uçar” diyor.

ADNAN OKTAR: İşte “uçarak gelecek yıldızlar” diyor.

OKTAR BABUNA: “Şevval ayında ayaklanma” diyor. Temmuzda oldu.

ADNAN OKTAR: Bak, “Şevval ayında olacak bu ayaklanma” diyor. Temmuz ayında oldu, Şevval’de. Kardeşim bak, hocalar, cahil hocaların bir kısmı yahut bilgili hocaların bir kısmı kıskançlığından Peygamber (s.a.v.)’in hadislerini söyleyemiyor. Bak, bu mucizeleri söyleyemiyor. Ey ümmet-i Muhammed akıl durduracak bir şey bu, bu büyük bir mucize. Olmadık hurafeleri anlatıyorlar. Bak, bu Peygamber (s.a.v.)’in akıl durduracak mucizesini hiçbir basın organı, hiçbir hoca hiçbir şekilde ağzına almıyor. Hâlbuki açık, net, sarih, çok açık söyleyemiyor. Çünkü söylerse Hz. Mehdi (a.s)’ı kabul edecek. Hz. Mehdi (a.s)’ı kabul edince zincirleme birçok şeyi kabul edecek. Çırpınmanın haddi hesabı yok. İnsan acıyor yani.

İmam-ı Sadık, bak, Melahim Ve'l-Fiten, İbn-i Tavus 181’de, “iki köprü” diyor. İki köprü Medine’de İstanbul’da. Bak, “iki köprü engellendiğinde” tutulduğunda, “işte bu ehl-i beytimden Kaim Mehdi’nin zuhur zamanıdır” Peygamber (s.a.v.) hadisi. Köprüde olan olayları da anlatıyor. “Kan akacak” diyor. “Tabure, taburlar gelecek” diyor. Açık söylüyor. “Tabure” diyor. Arapça tabure, taburlar. “Köprü boydan boya tutulduğunda doğudan gelen perçemli yıldızlar uçtuğunda işte bu köprüde insanlar ölürler” diyor. “İki köprüde olur bu olaylar” diyor. Yevmu’l Halas’ta sayfa 515, Melahim Fiten’de. El Muhacet-ül Beyda’da, dördüncü cilt, sayfa 343’te, Beşeretül İslam sayfa 60’ta.

EBRU ALTAN: Siz hatta hadis kitabını da gösterdiniz, orijinal kaynağını da gösterdiniz o hadisle ilgili.

ADNAN OKTAR: Tabii.

Mustafa Özdilek, “Ama biraz da insaflı olalım Hz. Mehdi (a.s)’ın gelmesini en fazla bekleyenler İranlılar. Atom bombalarını bile yaptılar.” Tamam, biz zaten Şia’da iman konusudur Hz. Mehdi (a.s)’ın beklenmesi. Anayasasına almış adamlar. Anayasanın birinci maddesi “bu anayasa Mehdi gelinceye kadar geçerlidir.” Böyle bir anayasa duyulmuş mu?

“Her zamanki gibi pırıl pırılsın Hocam. Sizi ailecek seviyoruz. Hocam, oğlumuz olacak, isim danışmıştım size. “Muhammed Mehdi” tahsis etmiştiniz. Ağabeyinin ismi Muhammed, ne tavsiye edersiniz Hocam?” Necla diyor. Ağabeyinin ismi Muhammed’se tabii ona Süleyman diyelim ona, Süleyman. Sultan Süleyman gibi olsun.

Şimdi darbeden sonra bir birlik beraberlik ruhu oluştu. Bu sefer şeytan yeni bir oyun çıkardı. Dedi ki; “Bu sefer tarikatlara yönelin.” Ya kardeşim, bin yılık tarikatlar. Bahaddin Nakşibendî Hazretleri’nin kurduğu tarikat. Abdulkadir Geylani Hazretleri’nin kurduğu tarikat. Bunlar gayet güzel gitmiş şu ana kadar saydamlık şeffaflık derdi de olamamış. Demek zaten yol demek, terbiye demektir. Adap, edep demektir. Tarikattan ne risk çıkar? Ne anormallik çıkar? Mehdiyet hareketlilik getirir.

OKTAR BABUNA: Bediüzzaman her devir yeisten kurtulmak için Mehdi manasına muhtaçtır” diyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii.

Hüseyin Danışmaz, “arkadaşlarınız namaz kılıyorlar mı?” diyor. Şimdi hayret edilecek şey tek bir kardeşim tek bir kere namazını kılmamazlık etmedi. Hâlbuki çok sık rastlanan bir şeydir. Sabah namazını kılamaz “kazaya kaldı” der. Çok sık rastlanır. Benim arkadaşlarımda bu hiç rastlanan bir olay değildir, hiç.

Şimdi kısa bir ara verelim, devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Peygamberimiz (s.a.v.)’in Bir ucizsei Daha Gerçekleşti: Lulin Kuyruku Yıldızı

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere, hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü