Harun Yahya

Sohbetler (16 Ağustos 2016; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz, inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Mardin’in Nusaybin İlçesi’nde PKK’lı teröristler tarafından yerleştirilen bombanın patlaması sonucu sokakta oynayan 4’ü çocuk 6 kişi yaralandı. Devlet hastanesine kaldırılan yaralılar tedavi altına alındı.

ADNAN OKTAR: Gaziler. PKK’nın yaptığı sadece işte böyle bomba, kalleşlik, sırttan vurma, alçaklık; delikanlılık yapacak hali yok. Delikanlılık, gelip Türk devletine teslim olup Türkiye’nin bölünmesine karşı tavır almaktır. İngiltere 200 yıldan beri kafayı taktı Türkiye’yi böleceğim diye, şimdi onların vaat ettiği vakit de geldi, yani buraların bölünmesi gerekiyor. Bölemediler daraldılar. Oradan çekiyorlar buradan çekiyorlar olmuyor. Fethullah Gülen cemaatini de ele geçirmişler. Onlar kayıtsız şartsız teslim olmuşlar gibi görünüyor. Bir yol gösterip oradan ana yapılarını kurtarabilirsek, tabii dünya çapında üstlerine saldırdılar ayrı mesele de, o zaman mesele hallolur. Ama onlara kabul ettirmişler. Yani Türkiye’nin bölünmesini de kabul ettirmişler benim gördüğüm yani bir kısmına hepsine değil de, Ortadoğu’nun bölünmesini de kabul ettirmişler. Yani Suriye, Irak her yerin bölünmesini kabul ettirmişler. Ve şeytani bir idareyle idare edilmeyi de kabul ettirmişler. Homoseksüelliğin teşvik edildiği, haramların olmadığı, Rumi, Darwinist, parçalanmış, idealsiz, İslamsız bir dünya. Hristiyanlığı da yok ettiler. Papa’ya Hristiyanlığı yok ettirdiler. Adam “bizi Allah yaratmadı” diyor “biz evrimle olduk” diyor “Adem Havva konusu hikayedir” diyor. “Öyle masallara inanacak halimiz yok” diyor haşa. Hristiyanlığı bitirmişler şimdi İslam’ı bitirmeye çalışıyorlar. Önce İslam alemini Darwinizm’in eline teslim ettiler. Ama ciğerlerini söktük ilimle irfanla. Yani onların hiç tahmin etmediği, hiç ummadığı, tahayyül de edemeyecekleri bir durum oldu. Çünkü adamların on binler hesabıyla üniversiteleri var. Yüz binler hesabıyla profesörleri var, milyonlar hesabıyla öğrencileri var. Milyarlar hesabıyla da diz çöktürdüğü adamlar var. Darwinizm’i, bizim burada Yaratılış Atlası gibi dev bir kitapla Fatih’in topları gibi döverek dümdüz edeceğimizi hiç tahmin etmediler. Fransa da, İngiltere de, Amerika da kıskıvrak yakalandılar. Türkiye’de de helak oldular Darwinistler. İngiliz derin devletinin asla asla tahayyül edemeyeceği bir olaydı. Oldu, gözlerine de inanamıyorlar şu an, inanmak da istemiyorlar ama olmuş. O hınçla, deşifre olmanın verdiği kızgınlıkla da ve bölünme olayını da becerememenin verdiği huzursuzlukla deli gibi saldırıyorlar. Bak, ordunun içindeki elemanlarına hücrelerine emir verdiler “darbe yapın” diye, millet kabadayı, millet imanlı, millet Darwinizm’e karşı bilenmiş. Şehadetin, şehitliğin güzelliğini de iyice kavramış korkusuz cengaver bir millet. “Gelin ulan beşer beşer gelin” dediler. Gölgeleri yetti gölgeleri. Ellerinde çakı bile yok. Şimdi kudurmuş vaziyetteler. Kafayı çizdiler yani İngiliz derin devleti. Adam diyor ya “öfkelendik” diyor “öfke tepemizde” diyor. Birlik ve bütünlük içinde olduğumuz müddetçe hiçbir şey yapamazlar. CHP, MHP, AK Parti, Aydınlık grubu, Büyük Birlik Partisi, Saadet tek yumruk tek cephe. Yapacağı hiçbir şey yok. Bölebileceklerini düşündüler. Önce CHP-AK Parti muhalefetini çok iyi körüklediklerini düşündüler. MHP’yi de parçalayacaklarını düşündüler. Ne MHP’yi parçalayabildiler. Ne AK Parti’yle CHP’yi de birbirine düşüremediler. Yani sağ-sol çatışması beceremediler. Şu an kara kara düşünüyorlar ‘Acaba nereden girebiliriz Türkiye’ye?’ diye ‘Ne delilik yapabiliriz acaba?” gibisinden. Birçok projeleri var. Tayyip Hoca’yı şehit etmeyi düşünüyorlar. Tayyip Hocam çok dikkatli olsun.

Tayyip Hocam iyi akılcı davranıyor. Mesela bak o gün toplantıya gitmedi iyi yaptı. Ben “Saraya uğrama o gün” dedim “dikkatli ol” dedim çok özenli davrandı.

Ama bu tarikatlara cemaatlere bir yöneltme var bu da bir oyun, İngiliz derin devletinin oyunu. Açık çok açık oyun, çok kaba bir oyun bu oyuna da gelmesin. Yeni Şafak falan balıklama dalıyor bu işlere bilmeden iyi niyetle sakın ha. Tamam Hz. Mehdi (a.s)’ın böyle bir görevi var ama Tayyip Hoca Mehdi değil ve zamanı da değil. O konu yersiz, o doğal sevgiyle oluşacak bir şey yani “tarikatı bırakın” demeyecek Hz. Mehdi (a.s). Adam gerek duymayacak Hz. Mehdi (a.s) olduğu için. Adama “tarikatı bırak seni şeffaflaştıracağım” dersen adam sana tavır alır. Öyle olmaz. Hz. Mehdi (a.s) çıkar adam kendiliğinden karar verir. Hatta Hz. Mehdi (a.s) “tarikatını bırakma” da der ama o bırakır. Hz. Mehdi (a.s) varken tarikatıyla ilgilenmez. Mezhebini de bırakır Kuran ne diyorsa onu yapar, Hz. Mehdi (a.s)’ın yolunda olur. Ama Hz. Mehdi (a.s) bunu yaparken dayatma tarzında yanaşmaz.

Cemaatlerin varlığı şu an bizim için iyi bir güvence. Mesela Aydınlık grubu var bir güvencedir. Büyük Birlik Partisi grubu var güvencedir. MHP muazzam bir güvencedir ülkücüler. Saadet, Alperenler hepsi güvencedir. Bunlar kendi içinde kendine has yapılanmalardır. Bunların dengesini bozmaya kalkmak çok yanlış olur. Onlar zamanla sevgiyle düzelir.

Bu arada bayağı coşuyorlar tarikatlar cemaatler kalkacak diye. Bana yönelik de böyle heyecanla konuşmalar yapanlar falan var. İşte “gözümüz aydın yehu” falan tarzında. Çok akılsızca hareketler bunlar çok gereksiz hareketler. Nakşibendi tarikatı kıyamete kadar devam eder. Kadiri tarikatı da devam eder. Gereksiz bunlar. Mehdiyet de hicri 1506’ya kadar açık galibane devam edecektir. Hicri 1506’ya kadar açık galibane. 1506’dan sonra gizli ve mağlubiyet içerisinde vazife-i tenviriyesini yapmaya devam edecektir. Gizlilik neden? Masonik bir yapıya bürünecek 1506’dan sonra. Tamamen gizli. Mağlubiyet de gizlilikten kaynaklanan bir yapı. Çünkü gizliyse zaten mağluptur, değil mi? Kendini sezdirmiyorsa bir hareket mağluptur, mağlubane dediği o. Ta 1543’e kadar. 1543’ten sonra Kuran ref oluyor göğe alınıyor. Artık ondan sonra felaket. 1545 gibi de kıyamet kopacak Allahualem, en doğrusunu Allah bilir. 

Hükümet şu zeminde milis gücünü belki riskli buluyor olabilir veyahut düşünmüyor olabilir şu an ama hazırlık yapılsın. Yani mesela en az 400 bin, 500 bin kişiyi otomatik silahla donatacak, her birine en az bin-iki bin mermi verecek, el bombası falan da verebilecek şekilde hükümet hazırlık yapsın. Her ile cephanelik koysun her ile. Her ile yani böyle yeraltında, mermi cephaneliği ayrı olsun, silah cephaneliği ayrı olsun her ilde hatta ilçelerde geniş çaplı cephanelik oluşturulsun. Bak her il ve her ilçede cephanelik oluşturulsun. Ayrıca askerliğini yapmış gençlerimize 15 gün de olsa kısa bir askerlik eğitimi verelim. ‘Silah nasıl kullanılır, el bombası nasıl kullanılır, bir işgal durumunda tanklara karşı ne yapılır, uçağa karşı ne yapılır?’ öğretelim. Bunda kaybedecek bir şey yok. Ve ani bir durumda da halkı süratle silahlandıracak bir tedbir alalım. Türkiye için işgal tehlikesi var.

“Adnan Bey, sizin kanalınızı aça aça müzik zevkim değişti. Ben sadece rock müzik dinlerken evde arabesk dinlemeye başlayınca annem ‘oğlum bunalıma mı girdin?’ diye soruyor. Anneme diyorum ‘bir Adnan Hoca var acayip kafa biri’ diyorum. Şimdi diye diye birlikte A9 izliyoruz. Çok sevgiler Adnan Hocam” diyor Hasan Yiğit. Ne mutlu bu kadar mutluysan.

“Canımın canı biricik sevdiğim. Seni çok çok derin seviyorum. Anlattıklarının hepsi tek tek meydana geliyor, bütün oyunlar bozuluyor. Rumilik, İngiliz derin devletinin planları, PKK sorununu siz deşifre ettiniz Allah’ın izniyle.” Canan Derince.

“Hocam, şeytani sistem bütün şiddetini artırarak boy göstermesine rağmen neden Müslümanlar adeta uykudalar?” Şahide Mutlu. İşte mazlum oluyor Müslüman, sürekli hatırlatmak uyandırmak lazım. Son 200-300 yıldan beri bir uykudalar. Bu 300 yıllık uykudan uyanıyorlar şu an. Bu Ashab-ı Kehf’in uyanışı gibi. Kuran’da da diyor “300 sene” diyor Kehf Suresi’nde 300 senedir. “Ona da bir 9 ilave ettiler” diyor. O da çok manidar bir ifade.

“Sayın Kılıçdaroğlu şöyle bir açıklama yapmış: ‘Pazar günkü mitinge neden HDP davet edilmedi? Bunu bir ayrımcılık gibi görüyorum’ tarzında sözlerle ifade etmiş. PKK’ya gizli ve açık destek veren bu partinin bu mitinge çağrılmamasıyla ilgili siz ne düşünüyorsunuz?” Ayhan Şencanlı, İstanbul. Bunu konuşan bir muhalefet lideri de olabilir, yani o kadar büyütmemek lazım. Bu bir siyasi taktik belli. Yoksa HDP’nin kafasını hedefini bilir Sayın Kılıçdaroğlu. Ama bir siyasi jest olarak onu görüyordur. Bir demokratlık gösterisi olarak düşünür. Çünkü çok fazla solcu var CHP içerisinde, aşırı solcu da var. Onları dengede tutan, onların görüşünü düzenleyen bir politikayı hayata geçirmek istiyor olabilir. Kolay değil onları idare etmek. Aşırı solun idare edilmesi kolay değildir. Bir kısmı çok hırçındır aşırı solun laf-söz dinlemez kendi burnunun dikine giderler. Onları dengede tutmak her babayiğidin harcı değildir.

Şimdi HDP geldiğinde MHP de çok zor durumda kalır grip bir durum olur. Ha, HDP’nin içindeki samimi Müslümanları, vatanseverleri ben onları tenzih diyorum ama HDP’nin içine PKK çöreklenmiş. Mebzul miktarda içinde PKK’lı var, ajanlar var o riskin giderilmesi gerekiyor. PKK’nın HDP’den tamamen çekilmesi, tecrit edilmesi, HDP’nin PKK’dan temizlenmesi gerekiyor. Bu temizlik işlemi olmadan olmaz. Çünkü içine sızmış girmiş yani her yerini kaplamış, birçok yerini kaplamış. Bu durumda oraya gelen herkes tedirgin olur. Çünkü çok sayıda PKK’lı da gelmiş olacak alana. HDP’nin mazlum temiz taraflarını ben tenzih ediyorum.

Ne diyelim? Bir etiket yapalım “Cevabımız sevgi birliği” diyelim.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Diyarbakır’da dün şehit olan askerlerimiz bugün toprağa verildiler. Şehitlerin, silah arkadaşlarının nöbet tuttuğu tabutların arasında babasıyla el ele yürürken şehit olan 5 yaşındaki Utku’nun minik tabutu da vardı. Askerler bu minik tabutun önünde de nöbet tuttular.

ADNAN OKTAR: Yerim ben onu yerim, onun minik tabutunu da yerim onu da yerim acayip şeker o. Göreyim. Severim ben senin tatlılığını. Cennet kuzusu olmuş cennet, cennet güzeli. Böyle çift güzellik oluşmuş oluyor. Zaten o masum bir de şehit de olmuş oluyor iki güzellik birden. Allah sevenlerine uzun ömür versin.

“Canım Hocam, İngiliz derin devletinin casuslarını nasıl tanıyabiliriz?” Teknolojinin imkanlarını kullan. Gir internete adamın bütün çetelesi çıkıyor çıkar. Onun için bir adamı öğrenmek istiyorsanız Facebook’una girin. ‘Dine nasıl bakıyor, İslam’a nasıl bakıyor, züppe mi, çakal mı, it-kopuk mu, İngiliz ajanlarıyla iç içe mi, İngiliz derin devletiyle iç içe mi, hain mi, sevgisiz mi, alçak mı, züppe mi, dürüst mü, iyi mi, güzel mi, doğru mu yanlış mı?’ hepsini anlarsın. Allah size muazzam bir imkan vermiş. Twitter’ına gir, Facebook’una gir adamı ayna gibi görürsün. İstediği kadar kendini gizlemeye çalışsın yine yakalanır. Her çeşit adamı yakalayabilirsin anlayabilirsin. Bak mesela Ed Husain, onu yakaladım çırpınıyor şu an. Daha önceki yazılarına bakın, arada dağlar var şu anki ifadesinde. Yeni Şafak da bunu reçel gibi aldı. Olmaz. Oradaki taktiği anlayacaksın, bütününe bakacaksın olayın. Kenardan kesersen yaş pasta gibi yanlış anlarsın yanlış bilirsin.

Ed Husain ve Henry Barkey birlikte rapor yazıyorlar 2014’te: Türkiye’de Gülenci alt rütbedeki subayların -2014 dikkat edin- darbe yapacağına dair detaylı bilgi var. Türkiye’nin geleceğini komuta kademesindeki askerlerin bu darbede nasıl tutum alacağı belirleyecek” diyor. 2 yıl öncesinden Ed Husain darbe yapılacağını belirtiyor. Kiminle birlikte? Henry Barkey ile birlikte. Yeni Şafak da bunu anlamıyor. Adamlar nereye çekerse oraya gidersen hata yaparsın.

“Hocam, İngiliz derin devletinin casuslarını nasıl tanıyabiliriz?” diyor. İşte bak internetine Facebook’una, Twitter’ına bak tabak gibi ortaya çıkar. Çünkü çok aptal olur casuslar. Suçlular arkada çok delil bırakır. Mesela katil mutlaka delil bırakır arkasında. Casus da arkasında çok fazla delil bırakır ahmaktır onlar. Zaten deli olmasa vatanını satmaz. Alçak karaktersiz olduğu için bunu yapıyor zaten. Her casus manyaktır. Vatanını satan her alçak zaten aklını kaybetmiş bir manyaktır.

Sabri Tanık, “Tarikatlar şeffaflaştırılsın deniyor. Mevcut sistemde devletin cebri yasaklayıcı olması mı yoksa özgürleştirici olması mı makul?” Tabii ki özgürlük olması lazım. Tarikatlar Hz. Mehdi (a.s) devrinde kendiliğinden kendilerini feshederler. Yani Hz. Mehdi (a.s)’a bağlandıkları için şeyhine bağlanmaz Hz. Mehdi (a.s)’a bağlanır. Ama Nakşibendi olmasında bir mahsur yok. Fakat mürşit olarak, bak diyor ki Bediüzzaman: “Hem hakim, hem Mehdi, hem mürşit.” Ne demek? En büyük mürşit. O zaman kendi mürşidine bağlı değil, onun mürşidi de Hz. Mehdi (a.s)’a bağlanmış oluyor. Yoksa Nakşibendilik kalktığından değil. En büyük mürşit olarak ondan feyiz alıyor Allah’ın izniyle. Kalkması için bir neden yok niye kalksın? Mezhepler kalkıyor. Bak “hem hakim, hem Mehdi, hem mürşit, hem kutbu azam olarak bir zatı nuraniyi gönderecek” diyor. “En büyük müceddit ve en büyük müçtehit olarak bir zatı nuraniyi gönderecek. O da Ehli Beyt-i Nebevi’den olacaktır” diyor. En büyük müçtehit varken adam niye Hanefi mezhebine tabi olsun? Çünkü Ebu Hanife’den daha yüksek. En büyük müceddit ve en büyük müçtehit. En büyük müceddid ve en büyük müçtehit varken ara müçtehit ve müceddide adam bağlanamaz. Haram olur o haram olur. En büyüğü varken ona bağlanması lazım. En iyi bilen kimse ona bağlanacak. O zaman o mezhebi artık terk etmek durumunda kalır o zaman bağlanıyor. Nakşibendi; Bahaüddin Nakşibendi de Hz. Mehdi (a.s)’a bağlı, silsile yoluyla ona bağlı. Ondan daha büyük çünkü. Bahaüddin Nakşibendi’den daha büyüktür Hz. Mehdi (a.s). Kendileri söylüyorlar, tarikat ehli kendileri söylüyor. Abdülkadir Geylani’den daha büyüktür. Abdülkadir Geylani’nin de mürşididir Hz. Mehdi (a.s). Dolayısıyla hepsi ona bağlandıkları için bütün tarikatların başı olmuş oluyor Hz. Mehdi (a.s). Yani yolların başı olmuş oluyor. O anlamda kalkıyor. Yoksa adam yine Şah-ı Nakşibendi’yi sever, Abdülkadir Geylani’yi sever. Ama Hz. Mehdi (a.s)’ın talebesi olarak seviyor. Yani bir tarikat arkadaşı olmuş oluyorlar. Şah-ı Nakşibendi de, Abdülkadir Geylani de Hz. Mehdi (a.s)’ın talebesi olarak seviyorlar. Muhiddin Arabi’yi de öyle. Zaten onlar kendileri de diyorlar, kendilerinden üstün olduğunu ve onu mürşit olarak gördüklerini kendileri söylüyorlar zaten. O zaman Hz. Mehdi (a.s)’a bağlanan doğrudan feyzi ondan almış oluyor Allah’ın dilemesiyle. O da tarikat arkadaşı oluyor. Yoksa Nakşibendilik güzel bir yoldur, sevgi yoludur Nakşibendilik. Kadirilik sevgi yoludur, ahlak okuludur, sevgi okuludur, dostluk okuludur ilave başka bir şey yok. Sevgi, dostluk, kardeşlik, muhabbettir amacı budur.

BÜLENT SEZGİN: Siz hatta Hristiyan alemini de örnek vermiştiniz Adnan Bey. Hz. İsa (a.s) gelip Hz. Mehdi (a.s)’ı imamlığa geçirdiğinde tüm Hristiyan alemi Müslümanlığa geçiyordu o anda, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii. Bak, Hz. Mehdi (a.s) nasıl mazlum ve mütevazi bir insan olduğunu anlayın ki, Hz. İsa Mesih (a.s) olduğuna kani olduğu kişiyi diyor ki “sen daha efdalsin” diyor “ben cahilim” diyor “sen geç” diyor “imamlığa geç” diyor. Hz. İsa Mesih (a.s) çünkü Kuran’ı su gibi ezberden bilecek, Tevrat’ı ve İncil’i su gibi ezberden bilecek. Birçok yabancı dil bilecek. İngilizce, Türkçe, Fransızca, Almanca su gibi bilir. Yani bildiğimiz insan zekası değil onun zekası. Zaten peygamberlik alameti olarak da o bir ayrı delildir. Mesela bir sayfaya baktığında anında ezberliyor. Bir kere okuduğunda tamamını ezberlemiş oluyor. Hatta sayfanın şöyle geneline baktığında tamamı hafızasında kalıyor. Yani alışılmış bir zeka değil. Alimdir Hz. İsa Mesih (a.s) çok büyük alimdir. “Buyurun efendim siz geçin” diyor “yok sen geçeceksin” diyor. Bayağı bir mücadele var aralarında. Hz. Mehdi (a.s)’ı geçiriyor namaza, Hz. Mehdi (a.s)’ın içine sinmiyor geri dönüyor “efendim hiç vicdanen rahat edemedim buyurun siz” diyor. O zaman -baya güçlü kuvvetli delikanlıdır Hz. İsa Mesih (a.s)- omzundan tutup iterek sürükleyerek artık böyle zorla götürüyor. Ve diyor “ben sana biat ettim, imamlığını kabul ettim sana tabi oldum” diyor “imamsın kıldır namazı” diyor. Ne desin o zaman? O yüzden kabul ediyor yani “ben Mehdi’yim” diye kabul etmiyor. Bak “seni imam olarak kabul ettim” ben” diyor. Çünkü imamsa zaten mecbur kıldıracak yani çünkü imamlığa tayin edilmiş. Halk da “biz onu imam olarak görüyoruz” diyor. Tamam kabul etmiş. Hz. İsa Mesih (a.s) ne diyor? “Ben seni imam olarak görüyorum” diyor. Hayır diyemez ki “ben öyle görüyorum” diyor. O zaman bütün Hristiyan alemi de ona bağlanmış oluyor Hz. Mehdi (a.s)’a Hz. İsa (a.s) vesilesiyle. Dünyanın imamı oluyor. Dünyanın lideri olmuş oluyor. Bundan dolayı böyle bir sükse böyle bir büyüklenme yok, sürekli Allah’tan korkar. Mecbur olduğu için kabul ediyor orada. Mehdilik hasebiyle kabul etmiyor. Orada fark var. “Seni ben imam olarak görüyorum imam olarak namazı kıldırmanı istiyorum” diyor. Çünkü bak camide de öyledir, adamlar gelirler toplanırlar, “aramızdan bir tane imam seçelim, sen namaza geç” derler, bitti. Oy birliğiyle imam seçiyorlar. Tamam orada namazı o kıldıracak. İmam seçilmesi aynı zamanda lider olması oluyor. Bak “ben sana biat ettim” diyor. Biat ettim deyince yapacak bir şey yok. “İmam olarak görüyorum ve ben sana bağlandım imam olarak biat ettim” diyor. Sen aksini nasıl iddia edeceksin? Fıkhen yapamazsın zaten, Kuran’a göre yapamazsın. O yüzden kabul ediyor.

Tayyip Hocam bak, tamam onun üstünde çok görev var kabul diyorum. Başbakanın da çok fazla üstünde görev var onu da kabul ediyorum. Allah yardımcıları olsun. Ama şu meclisin hava savunma sistemini bir an önce bitirelim. Her yere uçaksavarları yerleştirelim. Uçaksavar, bir şey bunda uçaksavar sabit karadan havaya dört bir yanına koysunlar. Var hazır askeri araç onları koysunlar. Güvendikleri kişileri de koysunlar bu olsun.

Bir de misafir binası benim bildiğim tahrip edildi bu bombardımanda. Giriş-çıkışlar şimdi zafiyete uğramış gibi görünüyor misafir binası tahrip dildiği için. Orayı bir düzeltelim, bir şekle şemaile koyalım acele hareket edelim. Allah vermesin oraya bir canlı bomba girer bilmem ne girer, herkes orada bulunuyor, riskli olabilir. Yüzlerce kişi giriyor oraya yani mağdur oluyor halk da, bir kolaylık sağlasınlar. Giriş-çıkış kontrolünü sağlama alalım. Alet edevat, bomba arayan teşkilatlar falan onların hepsi orada olsun birçok koldan girilsin ve oradaki düzenleme tamirat da hemen bitirilsin.

Başbakan iyi çıktı güzel insanmış. Oradan oraya oradan oraya hareketlendi çok canlandı, konuşması da hareketli canlı. Şevki de iyi, Tayyip Hoca’ya sevgisi de iyi yani havaya girmiyor. Bu çok anormal bir hareket. Tayyip Hoca vesile olacak sen başbakan olacaksın, ondan sonra havaya gireceksin. Diyeceksin “Seni şöyle bir kenara alsak da ben bu işleri yönetsem” dersen bu ayıp olur. Böyle bir insanla ben karşılaşmadım ama tahayyülü olarak söylüyorum olursa çok çirkin olur. Vefa çok önemlidir, sadakat çok önemlidir. Tayyip Hoca bizim evladımız bizim insanımız. Allah için din için kendini ateşin içine attı. O ateşin içinde biz onu korumakla mükellefiz. O bir kabadayılık yaptıysa biz ona yardımcı olmakla mükellefiz. Bak, İngiliz derin devletine meydan okudu ve adamlar köpek gibi saldırdılar. Ben dedim ki “Sen meydan oku millet senin yanında.” Çünkü çok köşeye sıkıştırdılar ben gördüm siz de gördünüz. Hakikaten çok muztar kaldı. Biliyor onların böyle köpeklik yapacağını da biliyor ama buna rağmen bunu göze aldı delikanlılık yaptı. Onu korumak da bizim üstümüze vecibe. Herhangi biri de olabilirdi kim olursa olsun, bizim vatandaşımız yiğitlik yaptığında biz onun yanındayız. Bizim insanımız yiğitlik yaptığında onun yanındayız. Tayyip Hoca da madem bu kabadayılığı yiğitliği yaptı biz de onun yanındayız. Yani tüyüne dokundurtmayız.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Rio Olimpiyatları’nda 98 kiloda milli güreşçimiz Cenk İldem Rumen rakibini 4-0 mağlup etti ve bronz madalya kazandı.

ADNAN OKTAR: Helal.

Meclisin ziyaretçi binasının resimleri var mı sizde?

BÜLENT SEZGİN: Yoktu şuan.

ADNAN OKTAR: Göndersinler de bir bakayım.

Mehmet Nuri Öncü. 200 yıl önce Türkiye yoktu. İşte İngiliz derin devletinin hedefi Osmanlı zaten. Osmanlı ve Türkiye. Osmanlı’yla Türkiye iç içe, aynısı.

OKTAR BABUNA: “Türkleri Orta Asya’ya sürelim.”

ADNAN OKTAR: Evet. Türkleri Orta Asya’ya sürmek ve yok etmek. Osmanlı’yı parçalayan İngiliz derin devletidir. Son kalemizi de parçalamayı düşünüyorlar. Güneydoğu’yu ayırmayı, İstanbul’u ayırmayı. Sevr’de düşündüklerini uygulamak istiyorlar. Milletçe bütün olursak bunlar adım atamazlar.

OKTAR BABUNA: PKK, bizi İngilizler kurdu diyor. Hem Abdullah Öcalan hem diğerleri.

ADNAN OKTAR: Tabii. Açık açık söylüyor. İngiliz derin devletidir diyor asıl yöneten PKK’yı.

GÖKALP BARLAN: Sizin bu anlatımlarınız çok etkili oldu Hocam. Fatih Altaylı’da Yusuf Kaplan bugün “CIA gölgedir” dedi. “Üst akıl İngiliz derin devletidir” dedi. “Fethullah Gülen hareketi de İngiliz derin devletinin kurgusudur” dedi.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

GÖKALP BARLAN: Bugün Fatih Altaylı’nın Teke Tek programında bu akşam Yusuf Kaplan “CIA gölgedir” dedi “onun asıl üst aklı İngiliz derin devletidir. Bütün her şeyi o yönetir” diye anlattı.

ADNAN OKTAR: Ama bak o delikanlılık yapıyor açık açık söylüyor. Tayyip Hocam da, herkes söylesin. Sayın Bahçeli de söylesin İngiliz derin devleti diye. Bu adamları deşifre edelim. Bu Deccaliyet. Deccal bu sistem. Deccaliyet budur işte. Metafizik güçleri de var. Bak şeytandan güç aldıkları için, şeytanı çağırarak hareket ettikleri için metafizik etkileme güçleri de var. Bak “sihir ve manyetizmanın” diyor bak “sihir manyetizmanın nev’inden müthiş harikalara mazhar olan Deccal ise” diyor, “Surî hükümetini bir nevi rububiyet tasavvur ederek ilahlığını iddia eder” diyor. İlan eder. Adam kendisinin Allah olduğunu iddia ediyor, bunların başı. Rumilikte de var bu. Adam inşaAllah diyor. Kime inşaAllah diyorsun sen diyor. Ben buradayım zaten diyor. Benim iznimle oluyor zaten diyor. Niye inşaAllah diyorsun ki bana diyor. Yani ben Allah’ım diyor haşa. İşte bu kafa onlarda var. Ve kendilerini de ayrı ayrı ilah kabul ederler diyor. Tabii bunu Mevlana mı dedi demedi mi o ayrı mesele, o ayrı. Ama bu kitapta, bu eserlerde var. Bu yazılarda var.

BÜLENT SEZGİN: Ziyaretçi binasını gösterebiliriz Adnan Bey, meclisin.

ADNAN OKTAR: Göster. Bu vaziyette olmaz. Buranın süratle düzenlenmesi lazım.

BÜLENT SEZGİN: Burada çok büyük bir çukur varmış o yüzden çadırla örtmüşler.

ADNAN OKTAR: Bombadan dolayı.

GÖKALP BARLAN: Gelen yabancı devlet adamlarına buraları gösterip anlatmak için kullanıyorlarmış.

ADNAN OKTAR: Tamam da ayrı bir yerden güvenli olarak misafirleri alacak güvenli bir yer oluştursunlar. Alet edevat da getirsinler, kontrol cihazlarını falan. Üç-dört kanaldan girebilsin içeriye ziyaretçiler. Büyük bir yer, kalabalık bir yer. Orada mağduriyet oluşmasın.

Fikret, dinliyorum. 

KARTAL GÖKTAN: Başbakan Binali Yıldırım, bugünkü konuşmasında şunları söyledi; "Siz orada masa başında oturacaksınız, 'Şurası benim, şurası senin olsun.' diyeceksiniz. Sonra milyonlarca insan ölecek. Yok öyle bir şey. Suriye'nin toprak bütünlüğü de Türkiye'nin toprak bütünlüğü de korunacak. 'Şurayı sana vereyim, kuzeyi Kürtlere vereyim' diye bir şey yok. Kimin malını kime veriyorsun kardeşim? Geç bunları. 'Biz buraya bir Kürt devleti kurduralım. Sonra Türkiye ile Ortadoğu arasında bir oluşum meydana gelsin.' Hadi oradan hadi!" dedi.

ADNAN OKTAR: Erbakan Hocam’ın üslubu. Güzel. "Hadi oradan, hadi oradan!" diyordu Erbakan Hocam. Mürşid aslında Erbakan Hocamdır. AK Parti'nin mürşidi odur.

Münafık kitabından bölüm okuyabiliyor muyuz? Ercüment sen okuyabilir misin? Oku bakalım. 

ERCÜMENT ADEMOĞLU: Münafık Züppelik Yaparak Büyüklük Taslar. Allah Kuran'ın "Yeryüzünde böbürlenerek yürüme; çünkü sen ne yeri yarabilirsin, ne dağlara boyca ulaşabilirsin." (İsra Suresi, 37) ayetiyle Müslümanlara büyüklenmekten sakınmalarını hatırlatmıştır.

Müslümanlar Allah'ın ayette tarif ettiği ahlakı beğenmediğini bilerek, enaniyet ve kibir gibi görünebilecek en ufak bir tavır bozukluğundan dahi şiddetle sakınırlar. Münafıklar ise Müslümanların tam aksine, her konuda kendilerini ön plana çıkarmak, büyüklüklerini ve herkesten üstün olduklarını vurgulayabilmek için her fırsatı kullanırlar. İçlerindeki büyüklük ve öne geçme hırsı çok şiddetlidir. Dolayısıyla da gün boyu tüm tavır ve konuşmalarına, yüz ifadelerine bu ruh halleri hakimdir. Bakışlarına, seslerine, konuşmalarına, oturup kalkmalarına, sıradan bir konuda yaptıkları yorumlarına ve hatta sevgi gösterme şekillerine kadar her hareketlerinde, her mimiklerinde bu büyüklük hırsının yansımaları görülür. 

Allah münafıklardaki bu 'şeytani büyüklük hırsına' Kuran ayetlerinde şöyle dikkat çekmiştir:

Kahrolası, nasıl bir ölçü koydu? Yine kahrolası, nasıl bir ölçü koydu? Sonra bir baktı. Sonra kaşlarını çattı ve yüzünü ekşitti. Sonra da sırt çevirdi ve büyüklük tasladı (istikbar). (Müddessir Suresi, 19-23)

BÜLENT SEZGİN: Allah Kuran ayetlerinde münafık ahlakını çok detaylı olarak tarif etmiştir. Bu bakış açısıyla bakan Müslümanlar, münafıkların tavırlarından, konuşmalarından, vücut dillerinden, yürüyüş stillerinden, kaşlarını soktukları şekilden, bakışlarındaki bozukluktan ve yüzlerine verdikleri sinsi anlamlardan bu büyüklük tutkusunu çok açık bir şekilde anlayabilirler. 

Münafık sahip olduğu her şeyi, büyüklüğünü vurgulamak için önemli bir fırsat olarak görür. Allah'ın verdiği güzelliğini, sağlığını, gençliğini, bilgisini, kültürünü, yeteneğini, itibarını, maddi manevi sahip olduğu nimetleri hep insanlara üstünlük taslamak için kullanır. Kendisini ne kadar büyütürse, çevresindeki diğer insanları da o kadar aşağı görüp küçümsemeye başlar. Dünyanın en akıllı, en zeki, en yetenekli, en iyi konuşan, en iyi yazı yazan kişisinin kendisi olduğu kanaatindedir. Hatta pek çok konuda kendisinin dünya çapında tüm insanlar arasında nadir rastlanacak mükemmellikte ve yetenekte bir insan olduğuna inanmaya başlar. Bu bakış açısının sonunda da iyice azgınlaşır. Allah münafıkların bu giderek artan büyüklük tutkusunu bir ayette "… Onların göğüslerinde kendisine ulaşamayacakları bir büyüklük (isteğin)den başkası yoktur…" (Mümin Suresi, 56) sözleriyle açıklamıştır.  

Allah bir başka ayette de, "... Çünkü, Allah, her büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez." (Nisa Suresi, 36) sözleriyle bu ahlakı beğenmediğini bildirmiştir. Eğer bir Müslüman istemeden bunlardan herhangi birine benzer bir tavır gösterecek olsa, iman edenler ona Kuran ayetlerini ve Allah'ın bu tavrı beğenmediğini hatırlatırlar ve o da hemen bu hatasını düzeltir. Ama münafıkta böyle bir sonuç alabilmek mümkün olmaz. Kuran ayetleri münafığa etki etmez. Münafık ayetleri ne dinler ne de anlamlarını düşünür. Dolayısıyla da münafığı içindeki bu büyüklük hırsından kurtulması için doğru yola çağırmak etkili olmaz. Allah münafığın bu tarz bir çağrı karşısında nasıl bir tavır göstereceğini bir Kuran ayetinde şöyle haber vermiştir:

Ona: "Allah'tan kork" denildiğinde, büyüklük gururu onu günaha sürükler, kuşatır. Böylesine cehennem yeter;  ne kötü bir yataktır o. (Bakara Suresi, 206)

ADNAN OKTAR: Güzel.

Seyid Selim; "Menbiç Operasyonu boyunca Türkiye'de IŞİD hedeflerini yetmiş beş gündür bombalamış Amerika Birleşik Devletleri. Bu yardımları ve…" Yani "Bunun sonucunda PKK'nın önü açıldı, PKK bölgeye yerleşti. Burada hatalı bir politika izlenmedi mi?" diyor. Tabii ki hatalı bir politika var. Sonuçta bu PKK'nın işine yaramış oldu. İşte her şeyin yeniden bir gözden geçirilmesi gerekiyor. İngiltere'nin planlarına uygun değil de İngiliz derin devletinin planlarını bozacak şekilde hareket etmek lazım.

İnsanlara ilah olma, ilahlaşma, büyüklük hissi filmlerle de insanlara enjekte edilmeye çalışılıyor. Buna çok dikkat etmek lazım. Tevazulu, mütevazi kul olma yerine işte bu yıldızların efendisi, yüzüklerin bilmem efendisi, yıldız savaşları, avatar, kaç kaçar bilmem ne falan bunlarla insanlara ilah olma düşüncesi aşılanıyor ve büyüklük aşılanıyor. Buna bilinçaltı kurgulama da diyebiliriz. Çok dikkatli olmak lazım. Yani kul olma değil de ilah olma hırsı bilinçaltına enjekte ediliyor. Bu, insanları eğlendirerek yapılıyor. İnsanların bilinçaltında ilah olma arzusunu depreştiriyor. Zaten insanların bilinçaltında böyle bir enaniyet duygusu oluyor. Şeytani bir duygudur bu. Onu depreştiren filmler olmuş oluyor bunlar.

Bugünkü şehit cenazesine on bin Kürt kardeşimiz katıldı, on bin Kürt kabadayı delikanlı. Halka eğer orada silah dağıtılsa el kadar çocukları şehit edemezler. Halkın silahı yok, PKK'nın silahı var. Halbuki halkın da, halktan ileri gelenlerin de silahı olması lazım. Kendini savunacak gücü yok halkın. Ama PKK'nın saldıracak silahı var. İstedikleri gibi, istedikleri gün, istedikleri saat cinayet işleyebiliyorlar. Çünkü onlar için hiçbir risk yok. Silahlı insanlar yok karşılarında.

İngiliz derin devleti, iki yüz hatta üç yüz yıla yakın zamandan beri Osmanlı'yı gözüne kestirmiş. Parçalaya parçalaya parçalaya geldi. Son, Anadolu şimdi onun hedefi. Sevr Anlaşması'nda bir plan sundu, biliyorsunuz. "Şura Fransızlara, şura İtalyanlara, şura Yunanlara" Paramparça ettiler. Bunu rahmetli Atatürk durdurmuştu. Kabadayılarla, delikanlılarla, Kuvayi Milliyecilerle durdurdu. Ama adamlar şimdi yeniden kudurdu. Yeniden parçalama planına atak yaptılar. İngiliz derin devletinin vazgeçemeyeceği bir hedef bu, vazgeçmek istemediği hedef. Şimdi ana plan şu; Ankara ve çevresinde küçük bir toprak parçasına Türk vatandaşlarını sığıştırmak, mümkünse orada imha etmek eğer imha edemiyorsa da Orta Asya'ya sürmek. "Hiç Türk bırakmayacağız burada." diyor. Bu kudurmuşluğun kökeninde bu var. Onun için milletçe tek vücut hareket etmek durumundayız. Toplu hareket ettiğimizde kimse bir şey yapamaz. Ama birbirimizle uğraşmaya kalkarsak Allah esirgesin, adamlar kapıda bekliyorlar.

CAN DAĞTEKİN: Charles Darwin de, "Yakın zamanda Türklerin elimine edileceğini görüyorum." demişti.

ADNAN OKTAR: Zaten asıl o felsefeyi Darwin'e söyleten de İngiliz derin devletidir yani Deccaliyettir.

GÖKALP BARLAN: Eski Başbakan Tony Blair de zaten aynı düşüncede olduğunu söylüyordu alenen.

BÜLENT SEZGİN: Başbakanımız’ın bir konuşması vardı, Alevi kardeşlerimiz hakkında sevgi dolu bir konuşma.

ADNAN OKTAR: Göreyim.

BÜLENT SEZGİN: "Alevi-Sünni hep kardeşiz. Ben Alevi ve Sünnilerin bir arada yaşadığı bir ilden, Erzincan'dan geliyorum. Adım bile Alevi kardeşlerimiz tarafından konulan bir addır. Her zaman bu ülkenin her vatandaşını, Alevi’sini Sünni’sini birinci sınıf vatandaş olarak görüyorum. Bizi mezhebi farklılıklarla, ideolojik farklılıklarla bizi birbirimize düşürmeye çalışanlar asla başarılı olamayacak." dedi. 

ADNAN OKTAR: Çok güzel. Ali ismi çok güzel, Binali. "Alevi bir kardeşimiz bu ismi verdi." diyor. O da çok güzel. Hoca Osmanlıymış MaşaAllah.

Resulullah (s.a.v.) ferman buyurdu; "Deccal ancak kendisini kızdıran bir şey sebebiyle çıkar." Deccali kim kızdırır? Birileri kızdırır. "Deccali insanlar üzerine gönderecek ilk sebep onu gazaba getirecek bir kızgınlıktır." Bak, "Deccali insanlar üzerine" Hangi insanlar? Mehdiyet’in olduğu ülkedeki insanlar. Kastedilen yer Türkiye'dir. "Deccali insanlar üzerine gönderecek ilk sebep onu gazaba getirecek bir kızgınlıktır." Şu saldırı, Deccalin saldırısıdır. Deccal saldırısı oldu. Millet de ittifakla Deccaliyete karşı koydu. 

Hükümet, tabii ki fikre ihtiyacı var, tabii ki desteğe ihtiyacı var. Bizler destekleyeceğiz başka insanlar destekleyecek ama Tayyip Hocam sadece danışmanlara göre hareket ettiğinde felaket diz boyu oldu, gördü. Ama vatandaşın sözünü dinlediğinde hayır ve bereket görüyor. Güzel vatandaşların, samimi vatandaşların sözüne uyması daha doğru olur.

Birinci İstanbul, “Türkiye’de tüm Masonlar, Sabetayistler FETÖ’ye destek verdi.” Diyor. “Tüm Masonlar”, Masonlardan destek olan olmuş olabilir ama tam anlamıyla destek verse hükümet yıkılır. Yani Masonlar yüklenseler, yıkılabilir hükümet. Çünkü masonik yapılanma, on altı bin Mason var. Devletin en kilit noktalarında bunlar. Zannetmiyorum yani o anlamda müstakil hareket ediyorlar. Öyle alenen bir atağa geçemez Masonluk, yani topluca. Bu da zaten onlar için çok tehlikeli olur. Öyle bir şey yapamazlar.

Sabetayist, yani çok ayıp olacak ama Türkiye’de Sabetayist yok. Mehmet Şevket Eygi Hocamız’a da ayıp olacak, tek bir tane Sabetayist yok. Sabetayistlik yüzyıllar önce bitti. Yani öyle bir şey yok. Yüzyıldan geriye gider bitişi.

Köprülerin tutulduğu hadiste var, bu doğru. “Hadiste yok.” diyorsun  ben sana kaynak veriyorum. “Hadiste yok” deyince “böyle bir kaynak yok” demen gerekiyor. Kitabın kendini getirip gösterdim sana. Kaynağını, Arapçasını gösterdim. Nasıl yok?

Söylüyorum Sabetayist yok Türkiye’de yani bir tane yok. Dünyada da yok Sabetayist, öyle bir hareket yok. Onları mutlu etmek için, gönülleri hoş olsun diye belki söylenir mi diye düşünülebilir ama yok.

Masonluk güçlüdür Türkiye’de. Çok fazla Mason var. Tarihi de çok eskidir. Abdülhamit döneminden daha eskiye dayanır. Abdülaziz döneminden daha da eskiye dayanıyor Masonluk. Paşalar, Sadrazamlar hatta Şeyhülislamlar, birçoğu Masondur. Diyanet’e de el atmışlardır, siyasetçiler birçoğu Masondur. Masonluk, kimi gitti İngiltere’de Mason oldu siyasetçilerden, kimi Amerika’ya gittiğinde Mason oldu. Zaten hükümet kuracak bazı kişiler Amerika’dan destur almaya gittiklerinde diğer ülkelerden, önce bir Mason dergahına giderler, önce bir Mason olur, belgeyi alır, aynı muhtarlık ilmühaberi gibi Masonluk Belgesi’ni alır, ondan sonra huzura gider. Orada, Amerika’da derdini anlatır CIA’de. “İşte ben şöyle hükümet kuracağım böyle hükümet kuracağım, şunu yapacağım bunu yapacağım.” Der. Mesela Venezüella veyahut başka yerden. Sonra onu heyet-i hazirunun önüne getirirler. Onların önünde söz verir. Bu videoya da alınır. Neler yapacağını teker teker teker anlatır. “Şimdi hadi git.” Derler, “Git yap.” O da gider yapar bu işleri. Yani usûl budur.

Daha önce diyen olabilir, ben Mehmet Şevket Eygi Hocam gibi mübarek bir insanı karşıma alıyorum, başkalarını da karşıma alıyorum. Birçok yakınım dostum da Sabetayistliği savunmuştu. Akılcı, bilimsel, doğru bir gerçek; dünyanın hiçbir yerinde tek bir tane Sabetayist yok. Sembolik anlamda bile yok. Bunlarla ilgili ne kitap vardır ne inanç vardır hiçbir şey yok. Sadece Sabetay Sevi’nin zamanında olmuş, Osmanlı içinde kendilerini gizlemişler, Musevilik olarak bir süre devam etmişlerdir. Sonra da vazgeçmişlerdir. Adam niye gizlesin kendisini? Musevi ise zaten avantajlı oluyor Musevi olduğunu söylemesi. Gizlemesi için bir neden yok.

Yevmul Halas, Kamil Süleyman, sayfa: 515; El Melahim Vel Fiten, sayfa:162; El Muhaccetul Beyda, 4.Cild, sayfa:343; Beşaratul İslam, sayfa:60; Köprü ile ilgili hadislerin bulunduğu İslami kaynaklar, bin yıllık eserler. “Öyle bir hadis yok.” Diyor, ben kaynak veriyorum işte. “Köprü boydan boya tutulduğunda” Diyor, “doğudan gelen perçemli yıldızlar uçtuğunda, işte bu köprüde insanlar ölür.” diyor. “Tabure” diyor, “askerler vardır.” Diyor, “tabure”. “Perçemli yıldızlar uçtuğunda” uçaklar, yıldız gibi parlıyor onlar, gökte yıldız gibi parlıyor. “Perçemli” diyor, hakikaten altındaki bombaları falan o benzin tankları falan perçem şeklinde görünüyor.” İki köprü tutulduğunda” diyor, aynısı oldu.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü