Harun Yahya

Sohbetler (17 Ağustos 2016; 21:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

ADNAN OKTAR: Fikret dinliyorum seni, bir şeyler anlat bize.

KARTAL GÖKTAN: Bugün OHAL kapsamında yeni yayınlanan Kanun Hükmünde Kararnameler ile birinci denetimli serbestlik kapsamında kapalı ve açık ceza infaz kurumlarından yaklaşık otuz sekiz bin kişi tahliye olacak Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: O ne anlama geliyor yani hangi suçları kapsıyor bunlar?

KARTAL GÖKTAN: Düzenleme bir af değil. Koşullu salıverme tarihine kadar geçecek sürede ceza, dışarıda denetimli serbestlik olarak infaz edilecek.

ADNAN OKTAR: Bıraktıysan bırakmışsındır. Dışarıda ceza ne demek yani. Ben mi yanlış anlıyorum?

BÜLENT SEZGİN: Adalet Bakanlığı’nın açıklaması bu şekilde.

ADNAN OKTAR: Nasıl? Bir daha söyle bakayım.

BÜLENT SEZGİN: Otuz sekiz bin kişinin tahliye olması ile ilgili Adalet Bakanı Bekir Bozdağ; “Düzenleme bir af değildir. Koşullu salıverilme tarihine kadar geçecek sürede ceza, dışarıda denetimli serbestlik olarak infaz edilecektir. Bu düzenlemenin sonucu ilk etapta kapalı ve açık ceza infaz kurumlarından yaklaşık otuz sekiz bin kişi tahliye olacaktır.”

KARTAL GÖKTAN: Belli suçları kapsamıyor. Kasıtlı adam öldürme, terör, tecavüz, çocuk istismarı gibi suçları kapsamıyor. Dolandırıcılık, hırsızlık, gasp gibi suçları kapsıyor.

ADNAN OKTAR: Gasp mı?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Gasp, silah çekiyor adam öldürmeye kalkıyor. Bu alenen af olmuş oluyor. Denetimli serbestlik. Adam dışarı çıktıysa affın özelliği odur. Dışarı çıkıyorsa aftır bu yani. Aftan ne farkı bunun yani, nedir?

OKTAR BABUNA: İnfazı tamamen durdurmuyor ama toplumun içinde dediğiniz gibi çıkmış oluyor. Dışarda geziyor serbestçe.

GÖKALP BARLAN: Eğer düzelmezse tekrar içeri alacak şekilde denetleyeceklermiş.

ADNAN OKTAR: Vazgeçmezse mi?

GÖKALP BARLAN: Kontrollü.

OKTAR BABUNA: Yurt dışına çıkış yasağı da var.

GÖKALP BARLAN: Karakola gidip imza veriyor düzenli her gün.

ADNAN OKTAR: Af bu alenen af. Ama cinayeti kapsamaması yönünden iyi. Yoksa af değil demek biraz mantığı yok.

KARTAL GÖKTAN: Cezası iki yıldan az kalmış iyi halli kişiler yararlanacak. Erken tahliye gibi.

ADNAN OKTAR: Evet, cezasını çekmiş kişiler öyle mi? İki yıldan az kalmış. Olabilir yani o cezasını çektiyse iki yıldan az kalmışsa, iyi hali var. Şartlı tahliye yapıyorlar evet. Bir bozukluk olursa geri içeri alıyorlar ve o dışarda kaldığı süreyi de yeniden yatmış oluyor.

Bir etiket yapalım. “Birlik ve Sevgi Günü” diyelim.

Af değil diye bir şey yok. O, af ama yani adam mesela on yıl yatmış iki yılı kalmış. Bir nevi ceza indirimi gibi bir şey olmuş oluyor.

Dünyada darbelere karşı bir tedbir alınmış değil. Kimse oturup, “Buna nasıl çözüm buluruz?” dememiş. Darbeler hep dünya için bir tehdit olarak havada kalmış. Darbelere karşı halk nasıl mücadele eder? Bununla ilgili bir ilmi çalışma da yok. Darbe başlangıcı nasıl durdurulur? Bununla ilgili de bir çalışma yok. Hâlbuki ordunun kendi içinde darbeyi önleyecek ayrı bir mekanizma olması lazım. Yani nasıl bir savaş durumuna karşı ordu eğitimliyse, darbeye karşı da eğitimli olması lazım. Kurmay eğitimde darbeyle nasıl mücadele edilir diye askerlerin eğitim alması lazım. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir eğitim yok. Darbenin kapısı açılmış sonuna kadar. Böyle bir sistem olmaz.

Bir kere orduda eğitimde darbeye karşı nasıl mücadele edilir diye bir eğitim verilmesi lazım. Kurmay eğitim verilmesi lazım. İşgale karşı nasıl eğitim veriliyorsa, darbeye karşı da askerin eğitilmesi lazım. Polis de kalkışmaya karşı nasıl eğitiliyorsa, darbeye karşı da eğitilmesi lazım. Darbe hakkında polisin tecrübesi yok, askerin de tecrübesi yok, halkın hiç yok. Halk da askere gittiğinde askerlere darbeye karşı nasıl mücadele edilir bunu öğretmeleri lazım. Vatani görevini yaparken düşmanla nasıl mücadele edileceği anlatılıyor. Ama darbeye karşı nasıl mücadele edileceği anlatılmıyor. Bu eğitimlerin verilmesi lazım. Bunu dilekçeyle Milli Savunma Bakanlığı’na sunalım. Genelkurmay’a da sunalım. Böyle bir şey olsun. Mesela halk tamamen doğaçlama darbeye karşı tedbir alıyor yani darbeye karşı ne yapılır şuan hiç bilinmiyor. Adam diyor ki sokağa çıkmayacaksınız. Tamam, çıkmayalım diyor. Çıkılır mı çıkılmaz mı? Sıkıyönetim ilan ettik çıkmayın. Yani buna ne cevap verilmesi lazım halkın. Adam dışarı çıkmıyor bu sefer felaket bin misli oluyor. Adamın dışarıya çıkmaması meydana gelen kaybı, bin misli artırıyor. Tamamen tevafuk yapılan çalışmalar. Tamamen doğaçlama.

Mesela bir yiğit çıkıyor, iki yüz tankın çıkmasını engelliyor. Normalde bu yapılmaması gereken bir şey olarak da biliniyor. Yapılması gereken bir şey de biliniyor, böyle olmaz. Mesela halk hiç bilmiyor. Darbecilere karşı yürüyorlar adamlar kurşunluyor. O anda aklına ne gelirse onu yapıyor. Tankın üstüne çıkıyorlar mesela. Tankın sürekli durmasını söylüyorlar. Tank durmuyor. Tank arabaları ezerek ilerlemeye devam ediyor. Mesela tankı gördü mü halk arabanın içindeyse arabasını kenara mı çekmesi gerekiyor, arabadan mı dışarı çıkması gerekiyor. Hiçbir eğitimi yok. Tamamen böyle vahşi hayvanın ağzına adeta insanlar sürülmüş oluyor. Hâlbuki eğitilseler darmaduman ederler. Darbe gerekli diye düşünüyorsa adamlar o ayrı mesele. Onu tartışırız. Biz kabul etmiyoruz onu. Böyle kepazelik olur mu? Adam senin silahla üstüne gelecek sen ne yapacağını bilemeyeceksin, olmaz. Mesela darbe oldu akşam, tamam ne tedbirler alınabilir? Mesela pratik düşünüyorum. Arabası olanlar yolu arabalarıyla tıkayabilirler. Mesela kırk-elli arabayı birden caddeye takoz gibi koyabilirler. Tank aşamaz o yolu. Normal araba gördüğünde durur zaten mecbur durur. Çünkü tankın ilerlemesi mümkün değil öyle bir şeyde. Ama bir veya iki araba varsa geçer onları. Onu ezer, geçebilir. Ama otuz-kırk araba koyarsan mümkün değil. Düşman işgali için bunu söylüyorum. Düşman işgalinde halk ne yapacağını bilmiyor. Mesela Rus tankları Çekoslovakya’ya girmişti. Halk bilmiyordu ne yapacağını. Çin’de de tanklara karşı ne yapacaklarını bilemediler. Mesela Afganistan’da da tanklar bir anda girdi gece paldır küldür yüzlerce binlerce tank. Halk seyretti hiçbir şey yapılamadı. Sonra da halkı ezim ezim ezdiler, kurşunladılar. Irz, namus insanların payimal oldu. Bilmiyorlar ne yapacaklarını. Hâlbuki her arabada benzin var. Her arabada benzin var. Benzini arabanın deposundan bir insan çekebilir, alabilir. Mesela kaç litre alabilir? Yirmi litre benzin varsa arabada on litresini alabilir. Onu bir bidonun içine doldurur. Efendim, bidona da bir paçavra sokar ve yakar. Alır o düşman tankının üstüne atar bunu. Veyahut doğrudan gider döker tankın üstüne benzini. Yaklaşır tamamını döker. O tankın içinde o adam artık duramaz. Mecburen dışarı çıkacak ve o tank da bir daha kullanılamaz. Bütün aleti edevatı her şey bozulur. Ve o tankla binlerce kişi öldürülecekken sıfır adam öldürülmüş olur. Hiç kimseyi öldüremez. Mesela kaba tedbir düşman tankı için diyorum. Mesela kamyonlar. Kamyon sahipleri, kamyonlarla askeri saldırı yapılan yol, cadde, çıkış, kapı nere varsa damperli iki üç kamyonlarla kapatılsa tank hiçbir şekilde aşamaz. Mesela yahut dört kamyon yan yana konduğunda bitti. Yerinden dahi kımıldatamazlar. Ani bir hareketi bu durdurabilir. Ama darbe için ayrı. Darbe için mesela askerlerin eğitilmesi lazım. Asker kendi içinde mesela cinayet emri veriyor asker subay, adam ona tabi oluyor. Kardeşim cinayet emri vermiş nasıl uyuyorsun? Sen de katil olursun. Katile eşlik ettiğinde sen de katil olursun. Katili durdurman orada vacip, şart. Ee ne yapacaksın? Gerekirse yaralarsın. Ayağına ateş eder, durdurur. Çünkü adam bak ne yapıyor? Silahını çekmiş diyor ki “halkı vuracaksınız. Anana, babana, kardeşlerine vuracaksın.” Adam diyor ki “ben vurmak istemem” “o zaman ben de seni vururum” diyor. Nitekim de vuruyor bir başkasını. Böyle bir durumda adamı durdurmanın bir yolu yoksa adamı yaralayarak durdurmak gerekir. Ayağına ateş etmek lazım. Elinde silah var çünkü. Asker o gün şoka girdi çocuklar. Halk silahını istiyor veriyor. Ne yapacaklarını bilemiyorlar. Mesela bir kısmı ahlaksızlık yaptı halka ateş açtı. Kardeşim halka ateş açılacağını sana emir veren adama ateş açsana. Vur ayağından indir aşağı. Konu kökten çözülecek. Öbür türlü bak ananı, babanı, kardeşlerini vurdurtacak, en sonunda da seni vuracak. Akılsızlık yapma. Helak olacaksın, adam cinnet geçirmiş, aklı gitmiş adamın. Deccale uyuyor adam. Deccalın askeri olmuş. Süfyanın askeri olmuş.

Mesela helikopter bombalıyor. Otomatik silahla karşılık verirsin helikoptere. Hiçbir şekilde yanaşamaz. Camına kurşun isabet etmeye başladığında derhal fıyar. Otomatik silahla sen helikopteri tararsan adamın yanaşamayacağı belli. Hatta düşebilir dahi helikopter. Ama caydırmak ilk planda önemli. Ama adam öldürmeye kalkıyorsa inişe mecbur etmek gerekir. Delik deşik edersen helikopteri mecburen iniş yapacaktır bir yere.

Savaş durumunda da, darbe durumunda da halkın eğitilmesi gerekiyor. Tabii bunların kanuna hukuka uygun olmasını istiyoruz. Kanuna hukuka uygunsa bunlar yapılsın, usulüyle yapılsın.

Birde televizyona adamlar çıkarıyorlar Fethullah Gülen cemaatini eleştiriyor. Veyahut Ergenekon zihniyetini eleştiriyor. Kardeşim senin bir ideolojin yok. Herhangi bir ideolojin yok. Sadece Darwinist, materyalist eğitimi savunuyorsun Milli Eğitim’de. Bedir, Uhud Savaşını anlatıyorsun ama bir ideolojin yok. Yani bir devlet ideolojisi olması gerekir. Veyahut bir milli ideoloji olması lazım. Eğer sen herhangi bir fikir ortaya sürmezsen alelade bir fikir kısa sürede orduya hâkim olabilir. Sıradan bir düşünce bile hâkim olabilir. Mesela bak adam sırf NATO yanlısı mesela bu alelade bir fikir NATO yanlısı subaylardan ekip oluşuyor bir anda. Yahut Fethullah Gülen yanlısı subaylar oluşuyor bir anda. İdeoloji ortaya konmuyor çünkü. “Düşüncen ne ?” diyor “hiçbir düşüncem yok” diyor. “Fikrin ne?” diyor “Hiçbir fikrim yok” diyor. Kemalizm de bir fikir değildir o anlamda bir ideoloji değildir. Bütün halkın benimsediği işte iyi olma, dürüst olmakta, başta modern olmadır. Ama Marksizm bir ideolojidir mesela adam Marksist’se yani bayağı kararlı olarak onu savunuyor. Bir devletin mesela Küba’da subayların ideolojisi var. Adamlar Marksist dolayısıyla darbe ihtimali olmuyor. Hepsi Marksist eğitiliyor. Mesela İran’da Mehdiyet yönünde eğitiliyor hepsinin ideolojisi var, inancı var Şii ve Mehdi düşüncesinde. Bu bir ideoloji bir düşünce olmuş oluyor. Adam başka fikirlerden etkilenmiyor o zaman. İdeolojisi olmayan devlet daima darbeye açıktır. En hafif bir fikre bile mağlup düşebilir. En sıradan bir fikre dahi mağlup düşebilir. Bak mesela korkuyorlar, diyorlar ki, başka tarikatlar var şimdi onlar da ortaya çıkabilir diyor. Mesela çok sıradan bir fikir olacağı belli bu düşüncenin. Ama ondan bile çekiniyor. Hakikaten sıradan bir fikir akımı çok rahat hâkim olabilir. Devletin ideolojisi olmazsa. Mesela AK Parti de gençlik yetiştirmiyor. Yani ne senin ideolojin düşüncen desen, hiçbir şey yok. Yani sadece Müslümanız diyorlar, elhamdülillah. Peki, nedir görüşün? Her yere müsaitler. Öyle olmaz.

Mesela bak caddede tank arabaları eze eze eze ilerliyor. Halk çünkü tecrübeli değil, anlamıyorlar. Tankın da kendini ezeceğini tahmin etmiyor. Çünkü bir masum adam. Hayır bir şey de demiş değil daha yani. Fikrini de belirtmiş değil. Doğrudan eziyor tank. Öyle bir durumda arabaları hemen yan çevirip yan çevirip yan çevirip mesela kalın bir yapı. Mesela kaç metrelik? 10 metrelik bir araba kalınlığı oluşturulduğunda, tankın ondan geçmesi mümkün değil. Tepe takla gider.

Mesela Milliyetçi Hareket Partisi’nin ideolojisi vardır. Ülkücü ideoloji. Rahmetli Alparslan Türkeş tarafından bu gençlere güzel bir ülkü, güzel bir hedef gösterildi. Mesela Milli İstihbarat Teşkilatı’nda görev yapıyor ülkücü, poliste ülkücü, hâkim olarak ülkücü. Devlet de güveniyor. Ve zaten her olayda ülkücüler devreye giriyor. Mesela bak bu darbe olayında da ülkücüler devreye girdiler. Yani darbenin önlenmesinde ülkücülerin çok büyük emeği geçti. İdeolojisi var. Adam diyor ki, askerin ideolojisi olmaz. Sıfır mı olacak? Nasıl olacak yani? İdeolojisiz asker olur mu? Yok, olmaması lazım diyor. Hiçbir fikri olmaması lazım diyor. E nasıl asker olsun o? Ne için mücadele ediyor o zaman? İdeolojisi olacak. Fikri olması lazım yani. Bana göre olması gerekir.

Ahmet Aydın. Darbeler sık olmadığı için mecburen doğaçlama oluyor diyor. Olur mu öyle şey? Sık olması diye yani sıklıkla bunun alakası yok. Bir de daha nasıl sıklık olsun? Yani her 10 yıl da bir darbe olmuş. Tekrar tekrar da olmuş. Dolayısıyla büyük felaketler getirmiş. Savaş da sürekli olmuyor. Ama ordu sürekli savaşa karşı eğitiliyor. Dış saldırıya karşı eğitiliyor. Bizim cumhuriyet tarihinde hiçbir savaşa girmediğimiz görülüyor. Kıbrıs hariç. Ki o da savaş da sayılmaz. O bir nevi orayı kurtarma operasyonuydu. Bir dış saldırı olmadı bize. Ama ordu neye göre eğitiliyor? Dış saldırıya göre eğitiliyor. Ama ordu aynı zamanda iç saldırıya karşı da eğitilmesi lazım. İçte de saldırı olabilir. Darbe olabilir, terörist ayaklanma oluyor. Değil mi? Her şey olabilir.

BÜLENT SEZGİN: Son dakika haberi vardı.

ADNAN OKTAR: Evet.

BÜLENT SEZGİN: Van’ın merkez İskele Caddesi’nde polis noktasının bulunduğu bölgede patlama meydana geldi. Bölgeye çok sayıda ambulans ve güvenlik güçleri sevk edildi.

ADNAN OKTAR: Mesela bu bomba konusunda da tecrübe yok. Buna karşı da halk eğitilmiyor. Mesela bomba yüklü bir araç nasıl tespit edilebilir? Nasıl etkisiz hale getirilebilir?  Nasıl tedbir alınabilir? Bir eğitim yok. Patlıyor bir daha patlıyor, bir daha patlıyor. Yapacak bir şey yok görünümü veriliyor. Hâlbuki gayet güzel tedbir alınabilir.

BÜLENT SEZGİN: Çoğunluğu sivil 20 kişinin de yaralandığı belirtiliyor.

ADNAN OKTAR: Yani gaziler var diyorsun. Bir daha anlat bakayım olayı.

BÜLENT SEZGİN: Van’ın merkez İskele Caddesi’nde polis noktasının bulunduğu bölgede patlama meydana geldi. Bölgeye çok sayıda ambulans ve güvenlik güçleri sevk edildi. Saldırıda çoğunluğu sivil 20 kişinin de yaralandığı belirtiliyor.

ADNAN OKTAR: Şehit yok.

BÜLENT SEZGİN: İlk belirlemelere göre evet.

ADNAN OKTAR: Gazilere Allah şifa versin. Mesela halk Türkiye’de komple ülkücü olduğunu düşün. Darbe nasıl olsun? Yani mesela ordunun komple ülkücü yetiştirildiğini düşün. Orduda darbe nasıl olsun? Çok zor. Ama hiçbir ideolojisi olmazsa devletin ve ordunun, herhangi bir ideoloji rahatça hâkim olabiliyor. Mesela Irak’ta ordunun ideolojisi yok. Orduyu eğitiyorlar. IŞİD kısa sürede tamamını kendi safına çekiyor. Silahlı, pusatlı eğitilmiş hazır adam. Ama ideolojisi yok. IŞİD’in ideolojisi olduğu için kendine rahatça çekebiliyor.

KARTAL GÖKTAN: Van’daki saldırı nedeniyle çok sayıda yaralı için kan ihtiyacı varmış Adnan Bey. Van Araştırma Hastanesi, Lokman Hekim Hastanesi, Akdamar Hastanesi’ne başvurabilir vatandaşlarımız.

ADNAN OKTAR: Altyazı geçsin, onu hazırlayalım. Bir de ara ara yine anons edelim. Van Araştırma Hastanesi, Lokman Hekim Hastanesi, Akdamar Hastanesi. Van’da. Bu hastanelere vatandaşlarımız kan vermek üzere hemen hareket etsinler. Demek ki çok sayıda kana ihtiyaç var.

BÜLENT SEZGİN: Patlama yerinden birkaç fotoğraf vardı.

ADNAN OKTAR: Yaklaştır bakayım. Evet. İşte milis olduğunda bu da kolay kolay olmaz. Çünkü kamyon geliyor istediği yere gidiyor polis sayısı az. Halbuki yolda kamyonu durdurup arama yapacak milisler de olması lazım polis yetkisinde. Değil mi? Şüphe üzerine çevrilmesi lazım. Kamyon istediği yere istediği gibi ulaşıyor. Yani yüzlerce kilometre yol alıyor bombayla içinde. Mesela bir ton iki ton bombayla yüzlerce kilometre İstanbul’un içinde veyahut Adana’da her yerde yol alıyor. Kimse de durdurup ne oluyor falan demiyor. Halbuki her şüpheli araba durdurulması lazım.

“Canım Hocam Fethullah Gülen diyelim ki bunları yapanlar alçaktır dedi, şehitlerimiz var dedi o zaman masum hale gelecek mi? Affetmemiz mi gerekir?”  Semih. Hayır darbecilerin bu gücünü kırar. Çünkü darbeci diyor ki Fethullah Gülen dedi biz de bunu ibadet olarak yaptık diyor. O dönemde itaat ettik diyor. Bir savaş hali var savaş emri bize verildi biz de bunu uyguladık. Komutan dedi biz de o kıtal emrini yerine getirdik diyor. Şimdi böyle derse Fethullah Gülen bunları yapanlar alçaktır ahlaksızdır, Şehitlerimizin ailelerin baş sağlığı diliyoruz şehitlerimize Allah uzun ömür versin şehit ailelerine dese, şehitlerimizin de şahadetlerini kabul etsin dese bu olur. Çünkü o zaman darbecinin azgınlığını kırmış oluruz. Çünkü boşa bir şey yaptığı anlaşılır. İnancını kaybetmiş olur ama şuan inancını takviye etmiş oluyor. Adamlar öldü diyor insanlar öldü, Hollywood filmine benziyor diyor ama darbelere de karşıyım diyor. Bu bir işaret anlamında olur o yüzden istiyorum yoksa bundan af çıkmaz tabii. Suçsuzluk da çıkmaz.

KARTAL GÖKTAN: Yeni yayınlanan kanun hükmünde kararnamede birkaç madde daha var Adnan Bey. Genelkurmay Başkanı olabilmek için daha önce şart koşulan "Kara, Deniz veya Hava Kuvvetleri Komutanlığı yapmış olma" şartı kaldırıldı. Cumhurbaşkanı Genelkurmay başkanı atayabilecek. Bir diğer madde özel harekat polisi olabilmek için adayların önündeki Kamu Personel Seçme Sınavı zorunluluğu kaldırıldı buna göre özel harekat polisi olmak isteyen kişiler fiziki yeterliliklerinin yanında mülakat sınavlarında başarı göstermeleri dahilinde özel harekat polisi olarak görev yapabilecekler.

ADNAN OKTAR: Bu doğru iyi olmuş.

Gülen bugünkü konuşmasında Erdoğan ve millete çirkin sözler etmiş. “Her dönemde Müslümanlığa İslam’ı yaşamak isteyenlere karşı onları engellemek için değişik planlar değişik stratejiler ortaya koyan hep şeytanlardır” Bu doğru. “Bazen bir iki insanı şeytan baştan çıkarır ancak bir iki insanı çıkarır diğerleri sürü halinde onların arkasından sürüklenir giderler.” Bu da doğru. “Milletin alın teriyle kazandığı üstüne konmaya kadar insan suretindeki o hayvanları sürükleyecek kadar öyle bir hipnoz olur insanlar uyuşturucuya tutulmuş gibi kumara tutulmuş gibi icabında eşlerini, çocuklarını, kızlarını bile o uğurda verebilirler.” Milletin alın teriyle kazandığının üstüne konmaya kadar, bunu gasp ediyorsa bu zaten suçtur. Böyle insanlar varsa ahlaksızdır. İnsan suretinde o hayvanları sürükleyecek kadar. İnsan suretinde hayvan olan hayvanlar gibi zalimler oldu. Faşizm döneminde komünizm döneminde de oldu. Darbede de oluyor mesela insan suretinde hayvan adam sürükleniyor öldür diyor öldürüyor vur diyor vuruyor. Şehit ediyor insanları. “Öyle bir hipnoz olur insanlar uyuşturucuya tutulmuş gibi” mesela darbecilerde var o. Hipnoza girmiş gibi hatta uyuşturucu da kullanmışlardı bir kısmı. Kumara tutulmuş gibi, diyemeyiz de aslında uyuşturucuya tutulmuş gibi. İcabında eşlerini, çocuklarını, kızlarını o uğurda verebilir. Mesela adam darbe yapmak cinayet işlemek için karısını boşuyor kızıyla bağlantısını koparıyor. Değil mi yüzlerde adam karısını boşadı darbe yapabilmek için kan dökmek için.  “Her dönemde Müslümanlığa İslam’ı yaşamak isteyenlere karşı onları engellemek için değişik planlar değişik stratejiler ortaya koyan hep şeytanlardır.” İşte İngiliz derin devleti deccaliyet. Adam Rumi olmuş, homoseksüel olmuş Darwinist olmuş, İngiliz derin devletinin uşağı olmuş. Kendi milletinden nefret ediyor. Kendi milletine saldırıyor. İlimle irfanla sevgiyle şefkatle İslam’ı anlatacakken dehşet ve şiddet adamı oluyor. Bu deccaliyettir sen deccaliyetten bahsediyorsun, deccale uymayalım diyorsun tamam da deccal sizi sürüklüyor sorun orada zaten. “Bazen bir iki insanı zaten şeytan baştan çıkarır. Ancak bir iki insanı çıkarır. Diğerleri sürü halinde onların arkasından sürüklenir gider.” Bizim de anlattığımız o. Şeytan, Fethullah Gülen cemaatinin içindeki bazı liderleri ele geçirdi deccaliyet. Ve sürü halinde diğer insanlar da onun peşinden sürüklenip gidiyorlar sorun burada. Yoksa başlangıçta güzel düzgün başlamış bir hareketti fakat İngiliz derin devletinin tuzağına düştüler. Onların Rumi, homoseksüel, Darwinist, entel, milletine tepeden bakan ukala, züppe saldırgan mantığının içerisine girdiler bir kısmı. Milletin alın teriyle kazandığı malların üzerine konuyor okullar meydana getiriyor, fabrikalar meydana getiriyor milletten para topluyor yapıyor. Konup onunla İngiliz derin devletine uşaklık yapmaya başlıyor bu sefer. O gazeteyle, o televizyonla İngiliz derin devletinin uşağı haline geliyor onu anlatmak istemiş. Gazetesinde Mehdiyet’in olmadığı İsa Mesih’in inmeyeceği, İttihat-ı İslam’ın olmayacağı, Kuran’ın İslam’ın yaşanmayacağı bir sistemi anlatıyor milletin parasıyla, milletten aldığı parayla ve onla da zengin oluyor. Deccale teslim olan adamlardan bahsediyor böyle adamlar var doğru söylüyor.

“Pek muhterem saygı değer her konuda allame Hocam. Hocam sizi hayırla hikmetle ve çok büyük heyecanla izlemeye devam ediyorum İnşaAllah” Anladım da allamelik nerden geldi bana onu anlamadım. Hocalıkta ney bir kere benim hocalıkla alakam yok. Allame hiç değilim. Efendim muhterem görebilirsin müminler muhteremdir saygıdeğerdir ben de sana duyuyorum Allah razı olsun. Hoca da değilim allame de değilim. Allah razı olsun izlediğin için de.

“Bazen de diyor şeytan öyle bir hipnoz yapar ki koskocaman kitlelere hem de bazen okumuş kitleleri uyutur” Doğru mesela bunu Fethullah Gülen hareketi içerisinde görüyoruz adam gidiyor İngiliz derin devletinin elamanlarına teslim oluyor. Aynı kafada. Rumiliği anlatıyor Homoseksüel propagandası yapıyor, Darwinizm’i anlatıyor, Kuran’ı yaşanamayacak hale getirmeye çalışıyor yani İslam’ın hakimiyeti diye bir şey yoktur diyor, Kuran Müslümanlığı diye bir şey çıkarttılar diyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in yaşadığı, Allah’ın istediği yolu sapıklık olarak gösteriyor adam. İşte bu şeytan hipnozudur. Koskocaman kitlelere bazen de okumuş kitlelere okul sahibi adamlarında efendim etkisiyle sürükler adam peşinden. “Bazen din diyen arası sıra camiye giden ramazanda oruç tutan Müslüman görünümlü insanlar bile şeytanın hipnozu ile öyle uyutulurlar ki gözleri bağlı kurdun arkasına takılan koyunlar gibi onun yiyeceği vaadiyle öyle sürüklenirler ki hiç farkına varmazlar. Öyle ki insanlar arasında şeytanın temsilcisi konumundaki kişiler ne derse onlar da onu tekrar ederler.” İşte karşımızdaki olay bu zaten biz de bunu anlatıyoruz.

“Darbe teşebbüsünde bulunan zat kendisi mi kınayacak? Kendisine mi uygun şekilde açıklamalar yapacak” diyor. Selami Can. Kardeşim Fethullah Gülen dese ki bunu yapanlar alçaktır kahpedir dese, darbecilere ciddi bir darbe olur bu. Oradaki şehitlerimizin de Allah şehadetlerini kabul etsin dese darbecilerin iştahını kapatır bu. Demiyor, uzatıyor, daha hala başka konulardan bahsediyor. Darbenin olduğunu düşün, başarılı olduğunu düşün Allah vermesin şuan en az yüz bin kişi falan şehit olmuştu, en az. Şu vakte kadar en az yüz bin kişi gitmişti yani. Çünkü gözü dönmüş bir yapı var. Yani 12 Eylül dönemi, 60 dönemi gibi falan değil. Ben 12 Eylül döneminde gördüm darbe olmuştu, sabahına çok saygılıydı asker. Subaylar falan herkes saygılıydı. Güçleri yettiğince de kanuna hukuka uymaya dikkat ediyorlardı. Yani öyle bir psikopat yapı yoktu. Ama burada psikopat bir yapı var. Gözü dönmüş bir yapı var. Fethullah Gülen’in üslubunda da nefret akıyor ifadelerinden. Adamlar da onun peşine takılıp gidiyorlar. O yüzden onun bunu söylemesi çok önemli.

Bu şeffaflık meraklısı mantık Bediüzzaman zamanında da vardı. Herkesin akşam perdesi kapanıyor değil mi? Tül çeker perdeyi kapatır. Bediüzzaman da nasıl biliyor musunuz? Asla ne kapıyı kapayacaksın diyorlar ne de perdeyi kapayacaksın. Açacaksın biz karakoldan dışardan bakıp ne var ne yok hepsini göreceğiz diyorlar. Her evine girenin kimliğine bakıyorlar, adını soyadını yazıyorlar. “Kaçta girdi? Kaçta çıktı?” İşte şeffaflık buydu. Bunu mu istiyorsunuz yani?

“Bazen de şeytan öyle bir hipnoz yapar ki koskocaman kitleleri hem de bazen okumuş kitleleri uyutur.” Ya kardeşim, şimdi bunu sen anlatıyorsun ama millet seni direkt kendine yönelik anlatıyorsun zanneder yani. Fethullah Gülen’in bu üslubunda yani direkt kendini tarif ediyorsun zannederler. Herhalde kendince Tayyip Hoca’yı kastediyor. Ama sen kendini tarif ediyorsun gibi görünüyor. Bırak bu üslubu.  Bu fitneyi ortadan kaldıracak bir üslup geliştir.

KARTAL GÖKTAN: Makaleleriniz hakkında bilgi verebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: 1845’ten beri yayınlanan Malezya’nın en köklü İngilizce gazetelerinin başında gelen New Straits Times Gazetesi’nde “Türkiye’de artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda dünyanın en zorlu coğrafyası ve en stratejik bölgesi Ortadoğu’nun barışa, huzura ve refaha kavuşması için Türkiye’nin varlığının bir zorunluluk olduğunu anlatıyorsunuz. Güçlü ve istikrarlı bir Türkiye, Ortadoğu’da insan hakları, sosyal adalet, demokrasi, özgürlük, laiklik gibi üstün değerlerin garantisi olduğunu vurguluyorsunuz.

Sol görüşlü Amerika’nın bağımsız haber sitesi American Herald Tribune’de “Amerika sertlik yanlısı siyasete teslim olmamalı” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda şiddet eğiliminin Amerikan halkının da canını yaktığını, cinayet oranlarının dünya ortalamasının çok üstünden olduğunu ve Amerika’nın iç muhasebe yapmasının zamanı geldiğini anlatıyorsunuz. Amerika’nın savaş değil, barış mesajlarına kulak vermesi gerektiğini vurguluyorsunuz.

Katar’ın en büyük Arapça gazetelerinden Al Raya’da ve Kuveyt’te İngilizce olarak basılan ilk günlük gazete Arap Times’ta “Türkiye darbeye yenilmeyecektir” başlıklı yazınız yayınlandı. Darbelerin kalleş mahiyetini gayet iyi tanıyan Türk milletinin 15 Temmuz akşamı canı pahasına büyük bir destan yazmış olduğunu anlatıyorsunuz. Allah’ın bize lütfettiği demokrasiyi hiçbir zorbanın bizden almaya gücünün yetmeyeceğini vurguluyorsunuz.

Kırgızistan’ın çok okunan haber sitesi Barakelde’de iman hakikatleri anlattığınız makaleleriniz yayınlandı. Başlıkları şu şekilde: “Vücudumuzdaki şeker fabrikası” “Hassas kalsiyum ölçerler” “Kuşlar muhteşem yuvalarını nasıl yaparlar?” ve “Boynuzlu kuşların yuvaları.”

Son olarak “Cesur Türk halkı darbeyi nasıl püskürttü?” başlıklı makaleniz de Azerbaycan’ın çok okunan haber siteleri Arena.az, Haber info, Seher Haber, Asya News, News Bakü ve Fine TV’de yayınlandı. MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ne güzel, her yerde ilimle, irfanla konuları anlatmaya devam ediyoruz.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Etyen Mahçupyan, bugünkü yazısında Gülen grubunun başarılı olmasının sebebinin biat duygusu ve başarıya olan gerçek üstü inanç olduğunu yazdı. Şöyle söylüyor; “Gülencilerin çoğunun liyakat açısından eksiği yok. Fazlası var. Bu olağanüstü başarının gerisinde çok önemli bir zihniyet, sosyoloji ve psikoloji yatıyor. Katı, hücresel, hiyerarşiye biat duygusuyla bağlanılması, bütün hayatını belirleyip düzenleyen ve çıkışı neredeyse olanaksız kılan bir cemaatsel ağla kuşatılmış olunması ve başarıya olan gerçek üstü inanç. Her üç noktayı besleyen ve birleştiren ise muhakkak ki Gülen’in Mehdi olduğu ve İlahi seçilmişliği konusunda hiçbir kuşkunun duyulmaması.”

ADNAN OKTAR: Fethullah Gülen hareketi başlangıçta çok güzel başladı. Herkes destekledi. Bütün Türkiye’nin desteğini aldı. Türkî devletlerin de desteğini aldı. Amerika’nın da desteğini aldı. Yani desteğini almadığı hiç kimse kalmadı. Ama son aşamada İngiliz derin devletinin etkisi altına girdikleri görülüyor büyük bir bölümünün. Yani sorun burada. Darbenin kökeninde de bu yatıyor. Dolayısıyla bütün dengeler bozuldu.

BÜLENT SEZGİN: Faaliyet haberlerimiz vardı Adnan Bey.

KARTAL GÖKTAN: Geçtiğimiz hafta Kayseri’de otuz adet çeşitli eserlerinizden ve iki yüz adet PKK ile İlmi Mücadele broşürlerinden dağıtılmış. Şanlıurfa’da kitaplarınızdan otuz adet halkımıza hediye edilmiş. Bursa’dan kardeşlerimiz 24 Temmuz ve 6 Ağustos tarihleri arasında çok sayıda yerde fosil sergisi yapmışlar. Sergi düzenlenen yerler şöyle; Mudanya Sahili, Yalova Çınarcık Sahili, Demokrasi Meydanı, Gemlik Kumla Sahili, Bursa Kent Meydanı, Yalova Esenköy Sahili ve Çınarcık Sahili. İzmir’den kardeşlerimiz Manisa Laleli Parkı’nda yüz adet belgesel CD’si, Alsancak Sahilinde de beş yüz adet belgesel CD’si ve doksan adet eserinizi hediye etmişler halkımıza. Gebze’deki kardeşlerimiz bir araya gelerek yeni kitabınız Münafığın Derin Karanlığı’ndan bölümler okuyup sohbet etmişler. Münih şehrinin yetmiş kilometre kuzeybatısında bulunan Gersthofen bölgesinde iki yüz iki adet iman hakikatleri DVD’si posta kutularına bırakılmış. 6 ve 7 Ağustos tarihlerinde Düzce Akçakoca Sahilinde fosil sergisi düzenlenmiş. Yerli ve yabancı turistler yoğun ilgi göstermişler. Kardeşlerimiz Manavgat’taki gümüş dükkânlarına uğrayan yerli ve yabancı müşterilerine sizin İngilizce, Almanca ve Rusça eserlerinizden hediye ediyorlarmış. Geçtiğimiz günlerde Bursa’da bin beş yüz adet A9 ve PKK’ya çözüm broşürlerinden dağıtılmış. Ayrıca kardeşlerimiz düzenledikleri fosil sergisini üç gün boyunca geç saatlere kadar devam ettirmişler. 9 Ağustos’ta ev sohbetinde bir araya gelmiş kardeşlerimiz. Kuran-ı Kerim ve sizin Müslümanca Konuşmak kitabınızdan bölümler okumuşlar. İnegöl’deki kardeşlerimiz 1 Ağustos’ta çeşitli mahallelerde bin iki yüz adet A9 TV broşürü ve otuz adet kitabınızın dağıtımını gerçekleştirmişler. İzmit’te üç bin adet A9 TV broşürü dağıtılmış. Sonrasında kardeşlerimiz birlikte piknik yapıp sohbet etmişler. Adapazarı’ndaki kardeşlerimiz 4 ve 8 Ağustos tarihleri arasında evde sohbet için bir araya gelmişler. Bursa’dan kardeşlerimiz 28 Temmuz’da Bağlarbaşı Mahallesi’nde bin adet broşür dağıtmışlar ve farklı günlerde de evde sohbet etmişler. Balıkesir’den kardeşlerimiz 11 Ağustos’ta beraber yemek yemişler. Videolarınızı izleyip kitaplarınızdan okuyarak sohbet etmişler. Sakarya’nın Adapazarı ve Erenler İlçesinde de 7 ve 16 Ağustos tarihleri arasında A9 TV broşürü ve kitaplarınızın dağıtımı gerçekleştirilmiş, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ne güzel.

Kısa bir ara verelim, devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü