Harun Yahya

Sohbetler (19 Ağustos 2016; 09:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar'la Sohbetler'e başlıyoruz inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Dinliyorum. 

KARTAL GÖKTAN: Son birkaç gün içinde PKK'nın yaptığı saldırılarda Diyarbakır'da dördü polis, yedi kişi şehit oldu ve kırk beş kişi yaralandı. Van'da biri polis, üç kişi şehit oldu ve yetmiş kişi yaralandı. Dün Elazığ'da polis merkezine yapılan bomba yüklü araç saldırısında üçü polis, beş kişi şehit oldu ve iki yüz on yedi yaralımız var; yaralıların seksen beşi polis. Yine dün Bitlis'te ise mayın patlaması sonucu beş askerimiz ve bir korucumuz şehit oldu ve beş askerimiz yaralandı. Şehitlerimizin fotoğraflarını gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Son haberi bir daha oku.

KARTAL GÖKTAN: Bitlis'te mayın patlatması sonucu beş asker ve bir korucumuz şehit oldu ve beş askerimiz yaralandı. 

BÜLENT SEZGİN: Bitlis şehitlerimiz; Adem Özen, Uzman Çavuş; Müslüm Yaldız, Köy Korucusu; Onbaşı Mesut Demir. Elazığ şehitlerimiz; Elvan Özbey, polis; Polis Yusuf Kenan Mutlu; Polis Sedat Öztürk. Van şehidimiz Hacı Ahmet Öztürk, polis. 

ADNAN OKTAR: Allah hepsine rahmet etsin, rahmetiyle nuruyla sarsın. Allah anne-babasına, anne ve babalarına, sevdiklerine uzun bereketli nurlu hidayetli ömür versin; Sabr-ı Cemil nasip etsin. Allah şehadetlerini makbul etsin, kabul etsin. Allah bizlere de o şerefi nasip ve müyesser etsin. Son haberi ilk defa duydum. Bunları duydum ama mayın patlaması, beş kişi. Tek bir mayınla beş kişi nasıl şehit oluyor, onda bir yanlışlık yok mu? Askeri araç mayının üstüne gelmiş. Ama orada bir şey olmuş o zaman, aracın içinde bir şey olmuş. Mayın o kadar ciddi bir tahribat yapmaz. Adamın eli kolu kopuyor falan bir kişinin. O zaman çok güçlü bir bomba kullanılmış yani mayının üstünde bir şey bu herhalde. Yahut bildiğimiz mayınlardan değil.

Kardeşim şimdi PKK'nın fikri var. Devletin de fikri olması lazım. PKK'nın fikrine karşı fikir üretmek lazım veyahut fikri kullanmak lazım. Devletin eğer fikri olmazsa zayıf bir fikre karşı devlet mağlup olabilir. Darbelerde falan da öyle. "Askerin" diyor "fikri olmasın, ideolojisi olmasın, inancı olmasın, felsefesi olmasın." Yani ne olsun? "Boş olsun." diyor. Peki darbecinin? Darbecinin ideolojisi var, inancı var, felsefesi var. O zaman üç tuğgeneral, otuz albay, bir avuç yüzbaşı, bin asker farz edelim en fazla darbe yapıyorlar ve oluyor. İnançlı millet, inançlı ordu. Devletin, milletin, ordunun, polisin, inancı, felsefesi çok güçlü olması gerekiyor. O zaman adam darbe yapacak gücü bulamaz. Darbenin yapılmasının nedeni fikir boşluğudur, inanç boşluğu bulmasıdır, kendi inancını daha güçlü görmesidir. Yani hiçbir fikir olmasın diyorlar ordunun içinde. Her fikir yayılır o zaman. Çok küçük bir grup, çok küçük bir grupla darbe yapabilir. Menderes döneminde öyle olmuş. İşgal ettikleri yer çok az, kullanılan subay sayısı bir avuç; TRT'ye gidiyorlar, "Darbe yaptık." diyorlar; bütün Türkiye'yi, koskoca Türkiye'yi teslim alıyorlar. Darbeyi yapanlar Türkiye'nin yüz binde biri bile değil. Bakın, Türkiye'deki sayının yüz binde biri bile değil. Ve bununla yapıyorlar. Yani yüz bin kişi bir kişiye mağlup olmuş oluyor, bir kişi yüz bin kişiyi teslim almış oluyor. Bakın darbelere, incelediğimizde bunu görüyoruz. Mesela 27 Mayıs'ta 1960 darbesinde; darbe gecesi harekata üç tuğgeneral, on albay, on iki yarbay, üç binbaşı, üç yüzbaşı katılıyor. İlk olarak karşı koyabilecek birliklerin başındakileri tutukluyorlar gidip. Çok az bir sayıda, beş kişi-on kişi gidip tutukluyorlar. Onlar da çıtını çıkartmıyor. Alt kadro komutanları da kendi yanlarına çekiyorlar. Bu şekilde darbe sonrası kurulan Milli Birlik Komitesi'ne üç general, iki albay, sekiz binbaşı ve dört yüzbaşı daha ekleniyor. Diğer komutanlar diyorlar ki, "Eğer bizden yüksek rütbeli bir darbeci yoksa biz sözünüzü dinlemeyiz." diyorlar. "O kolay." diyorlar Cemal Gürsel'i çıkarıyorlar. "Bak, Cemal Gürsel üst rütbeden." diyorlar. Onu gidip tehditle alıp götürüyorlar, dediklerini yaptırıyorlar. Darbe gecesi Genelkurmay, Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, Merkez Komutanlık ele geçiriliyor. Sivil olarak da Anadolu Ajansı Radyoevi, Büyük Postane ve Meclis alınıyor. Üç saat olarak planlanan darbe, bir buçuk saatte bitiriliyor. Buraların ele geçirilmesinden sonra darbe yapıldığı rahmetli Alpaslan Türkeş tarafından radyodan okunuyor. Darbeye katılan asker sayısı beş yüz Harp Okulu öğrencisi teğmen, altı yüz asker, bir süvari alayı, on altı da tank var. On altı tankla Ankara'yı bitiriyorlar. Bu kadar. Mesela gösterdikleri sebeplerde diyorlar ki, "Toplum kamplaştı, Menderes diktatör oldu." Aynı Tayyip Hoca'ya dedikleri. "CHP ve İnönü eziliyor. Halk Menderes'i istemiyor, özgürlük istiyor." Bu kadar; gerekçe de bu. Ama darbeciler ideoloji olarak solcular. Yani inançsız değil adam solcu; Darwinist materyalist ve solcu. Anayasayı yapması için tüm sol görüşlü profesörleri ertesi gün çağırıyorlar. Hepsi sol Marksist profesörler. Türkiye Büyük Millet Meclisi yerine Kurucu Meclis kuruluyor. Buraya da solcuları hakim ediyorlar, hepsine. İki yüz otuz beş generali emekli ediyorlar. Üç bin beş yüz subayı emekli ediyorlar. Yassı Ada'da altı yüz Demokrat Parti yöneticisi yargılandı, biliyorsunuz. Yüz elli profesör, altı yüz de hakim/savcı görevden alındı. Ve darbeyi bitirdiler böylece. Menderes'i de astılar, komuta bitti. Çok az sayıyla meseleyi bitiriyorlar. Radyodan okunuyor, halk kimse de tepki vermiyor; bir kişi yüz bin kişiye galip geliyor. Halbuki "Ne oluyor?" falan deseler tankların önüne arabalarını falan çekseler darbe bitti. Bu kadar. Şimdi halk darbeye direndi, konu hemen bitti. Normalde bu darbe çok çok başarılı olabilecek şekilde organize edilmiş. Çünkü hem tanklar ateş ediyor, aktif tanklar var; aktif uçak kullanılıyor; aktif silah kullanılıyor. Bu darbede o tarzda bir silah kullanma olmadı, 1960 darbesinde silah kullanma yok. Silah kullanılmasına rağmen halk darbeyi durdurdu maşaAllah. Ama bazıları diyor ki, "O zaman bir cesaret gelmişti ama şuan üstün bir cesaret yok." diyor. Sen ruhen güçsüz bir insansın. Sahabeler savaşıyorlardı, kan revan içinde geliyorlardı; "Bir daha savaşa çıkacaksın." denildiğinde yine gidip kan revan içinde dönüyorlardı yine gidip yine kan revan içinde dönüyorlardı; "Ben korktum." demiyorlardı. Adam bundan utanma ve hicap duyacağı halde utanma ve hicap duymadan televizyondan diyor ki, "Ben korktum şuan. O an korkmamıştım ama şuan korkuyorum." diyor. Sen zayıf ruhlu ve kişiliği ezilmiş bir insansın. Demek ki boş bulunmuşsun o anda bir yiğitlik yapmamışsın. Öyle deme bir daha. "Bin kere olsa bininde de yiğitlik yaparım, delikanlılık yaparım." de. Kendini küçük düşürüyorsun. Yiğitliğine yiğitlik katılmış olur. Yiğitliğin hakkı üçtür inşaAllah, en az. Eski Türklerde isim dahi verilmiyor kabadayılık yapmayanlara. Tabii ismi olmuyor, adsız. "Bunun adı ne?" diyorlar; "Adsız." diyorlar. Yıllarca öyle adsız geziyorlar. Bir kabadayılık yaptıklarında ad veriliyor. Delikanlıya böyle bir üslup yakışmaz. Çok az insandan duydum ama çok itici, çirkin, yakışıksız bir konuşma şekli.

Geçen gün diyor ki Doğu Perinçek, "Biz içeriye alındık ama hiç dağılmadık. Çünkü inancımız var. İdeolojimize güveniyoruz." diyor. Yanlış da olsa adamın bir inancı var. O birlik ve beraberlik sağlar. Orduya sen ne diyorsun? "İnancınız olmasın." Millete ne diyorsun sen? "Tarikatları, cemaatleri dağıtalım." Ee, milletin inancı ne olacak? "Cami cemaati olsun." diyor. Cami cemaati ne yapıyor? Camiye gidiyor namazını kılıp evine gidiyor oturuyor, hiçbir şeye karışmıyor. CIA öyle mi yapıyor, MOSSAD öyle mi yapıyor, MI6 öyle mi yapıyor, İngiliz derin devleti öyle mi yapıyor? Yani her yerin bir ideolojisi var. Mesela CIA'in çok güçlü bir ideolojisi var, bir inanç sistemi var. İngiliz derin devletinin de mesela Rumiliğe dayalı garip bir inanç sistemleri var.

Bu darbecilerin WhatsApp konuşmaları yayınlandı; halkın direnmesine çok şaşırıyorlar çünkü hiçbir darbede olmuş bir şey değil. Darbeyi yaparsın, halk ses çıkartmaz. İlk defa oldu böyle bir şey. Abdülhamit dönemi dahil hiç olmuş değildir. Hareket Ordusu geldi; tak, herkes kabul etmişti Abdülhamit zamanında. Halbuki darmadağın ederdi buradaki ordu. Birinci Ordu istese darmakeşan ederdi, hiçbir şey yapmadı. Albaylar halka ateş emri veriyorlar. Ama aralarında çok konuşuyorlar, diyorlar ki; "Sayıları çok yine de ateş edecek miyiz? Çok fazla kalabalıklar." diyor. Demek ki çok fazla kalabalık olması gerekiyor yani ateş olsa dahi kalabalığı azaltmamak, çok kalabalık olmak; ateşi de önlemek. Ateş ediyorsa ne yapacak asker? Bir kere darbeyi önleyecek güç kendisinin içinde olacak askerin. Askerin kendi içindeki o güç darbeyi önleyen güç olacak. Mesela cemselere bindirdiler askeri araçlara, gidiyorsunuz; nereye gidiyorsunuz? "Ya işte siz kafanızı takmayın. Bir operasyon var, oraya gidiyorsunuz." Tamam, gidersin. Açıklamak mecburiyetinde değil. Arabadan indirdi, "İnin." dediler. Tamam, indin. "Dizilin." Dizildin. "Silahın ağzına mermiyi verin." diyor. Tamam, onu da yaparsın. "Şimdi halkın üzerine ateş açın." diyor. Hoppala. Burada kafayı çizdin. Halkın üstüne ateş açın ne demek? Kendisinin katil olduğunu ilan ediyor, kendisinin cani katil ve subay olmadığını, terörist olduğunu, çakal olduğunu, gözü dönmüş bir manyak olduğunu ilan ediyor. Ve "Ben subay değilim." diyor adam. Yani "O ana kadar subaydım ama şuan değilim." diyor. "Peki nesin?" diyoruz. "Sapık alçağın tekiyim." diyor adam.

Korkaklık süper tehlikeli bir şey. Darbe demek bundan sonra kitle katliamları demektir. Asker darbeyi asla kabul etmesin. Mesela bak, bir avuç kabadayı darbeyi engellemiş oldu askerin içinde. Geniş çaplı etkileri oldu bir avuç kabadayının. Yapmasa ne olur? Zaten onu da yine şehit ederler. Diyorlar ki mesela "Yaptı ama şehit oldu." Yine şehit olur o. Yani onunla alakası yok. Artı anası, babası, bacısı, kardeşi hepsi şehit olurdu. Onları da kurtarmış oldu. Kendi de şehadet makamına ulaşmış oldu.

60 darbesi, Abdülhamit dönemi, 12 Mart Muhtırası, 1980 darbesi tecrübe olması lazım değil mi normalde hükümetlere? İşin acı yanı tecrübe olmamış. Ya kardeşim, bir avuç adam bütün Türkiye'yi teslim alıyor; bunda bir anormallik yok mu! Bu mucize, bu inanılır gibi değil! Bunu nasıl kabul ediyorsun? Üç tuğgeneral, on albay, on iki yarbay, üç binbaşı, üç yüzbaşı, bir avuç da asker koskoca Türkiye'yi teslim alıyor. Yani yüz bin kişiye bir kişi düşüyor. Mesela halk dedi ki, "Ne oluyor?" falan dedi; bitti. Darmakeşan oldu adamlar. Bir avuç adam, köprünün üstüne bir avuç adam gelmiş; sokaklarda bir avuç adam var. Uzatacak ne var bunda?

Ama askeri okullarda işin acı tarafı, harp okullarında, askeri liselerde hiçbir zaman için darbeye karşı ne yapılacak diye bir eğitim verilmiyor. Polise de eğitim verilmiyor. Darbeye karşı nasıl millet ve devlet savunulur, hükümet savunulur eğitim verilmiyor. Bunun eğitimi verilsin. Bir de darbenin alametleri fokur fokur kaynıyor. Bu bildirilmiyor. Mesela duydun, haber aldın; direkt TRT'den açıkla, televizyondan açıkla. Dersiniz, "Böyle bir darbe girişimi var. Aman herkes sokağa çıksın. Asker, polis hemen tedbir alsın." Her yerde tedbir alırsın. Tak, biter. Tanklar hareketleniyor, birlikler birlik kaydırmaları oluyor, subaylar aniden göreve dönüyorlar, millet şakır şakır karılarını boşuyor. Muazzam hareketlenme var. Düğünler devam ediyor, tatil devam ediyor ve ihbarlar yağmur gibi yağıyor. Buna rağmen bu halka intikal etmiyor. Kamuoyuna söylenmesi darbeyi bir kere felç eder.

Birincisi askere darbe eğitimi yaptırılsın, darbeye karşı asker ne yapacak şuan dahi bilmiyorlar. Yani subayın "Halka ateş aç" emrinin geçersiz olduğunu bilmeleri lazım. Mesela bir yiğit vali var, kızıyor oradaki subaylara; "Yasak olan emre, yanlış olan emre uymanın yanlış olduğunu nasıl bilmezsiniz!" diyor. Eğitimi verilmiyor. Bir kelimeyle geçilmiş o. Öyle olmaz. Hatta darbe tatbikatı yapılması lazım. Bütün askeri birliklerde, polislerde darbe tatbikatı yapılması lazım önceden bildirilerek. Halkın da haberi olacak, mesela "Yarın darbe tatbikatı yapacağız." diyecekler değil mi; tak, yolları aniden kesersin, farz edelim hurda tank varsa. Darbe ve işgal tatbikatı. İşgal için tatbikat. Nasıl tanklar durdurulur, uçak helikopter nasıl durdurulur hem halk eğitilmesi lazım. Hadi halka silah vermiyorsunuz, kabul. Eğitin bari. Ve darbe eğitimini askerlere, polise verin.

Hüseyin Avni Coş, gördünüz değil mi onu; gayet delikanlıca konuşuyor.

Bunu dilekçeyle bildirelim. Hem Genelkurmay'a hem Milli Savunma Bakanlığı’na bildirelim. Bir kere darbeye karşı bütün askerler eğitilsin. İşgale karşı eğitiliyor ama darbeye karşı eğitilmiyor. Bir de gençler zaman zaman askeri eğitim alsınlar. Ne mahsuru var? Her üç-dört yılda bir on gün-on beş gün gönüllü askeri eğitim alsınlar. Silah kullanmak, bomba kullanmak... Bir de silah depoları her ilde, her ilçede hatta mahallelere kadar yayılabilir. Çok güvenilir kişilerin elinde olur oraların anahtarları kilitleri. Yer altında olur, mesela farz edelim yüz otomatik silah, yüz bin mermi; o kadar. Yer altında, kilitli olarak durur. Bunlar olduğunda bu millet için de bir güvence olur.

Bir etiket yapalım. Ne diyelim? "Çözüm Birlik ve Sevgide."

Yıllardan beri "Özel Harekatçı sayısını artırın." dedim, "Okulları açın." diyorum değil mi? Bak, darbenin önlenmesinde en büyük etken Özel Harekat oldu. Doğru muymuş sözüm? Özel Harekatçı sayısı daha da çok olsa halkın da çatışmasına da gerek kalmazdı. Filmlerde görüyorsunuz, Özel Harekatçıları görüyor darbeciler; darmakeşan olup kaçmaya başlıyorlar. Üç Özel Harekatçı yetiyor yani.

KARTAL GÖKTAN: Son olarak da on bin Özel Harekatçı polis alınması kararı alınmıştı. 

ADNAN OKTAR: On bin, on bin nedir? Yine alsınlar. Onar onar sürekli alsınlar. Çok babayiğit aslanlarımız var. 

MEHMET YILDIRIM: Talep vardı ama yaş sınırı var diye birçok kişi değerlendirilmedi.

ADNAN OKTAR: Yok ya yaş sınırı ne? Bizim kırk beş elli yaşında Özel Harekatçılarımız var bembeyaz saçları; aslan gibi kükrüyorlar. Hiçbir şey olmaz. O kadar dar tutmalarına gerek yok. 

KARTAL GÖKTAN: Otuz yaşına kadar.

ADNAN OKTAR: Otuz yaşına kadar. Otuz beşe de çıkabilirler; otuz beşe çıksınlar tabii. Aslan gibi delikanlılarımız. Hiçbir şey olmaz.

Kozmik, niye kapattın hesabı? Oktar, Kozmik senin var ya tanıdığın; o. Bu da şaşırdı, "Nereden biliyorsun?" falan gibisinden. Bilirim inşaAllah. Üç harfliler, üç harfliler yani basiret, akıl, feraset inşaAllah.

Cumhuriyet tarihinde de Osmanlı döneminde de böyle halkın direnmesi hiç olmamış. Halkı bir kere Darwinizm'in sahteliğini anlatarak eğittik. Kabadayılık eğitimi verdik, yiğitlik eğitimi verdik, şehadetin güzelliğini anlattık, gaziliğin güzelliğini anlattık. Sonuç mükemmel. Yüksek bir iman düzeyine ulaştılar Allah'a şükür. Sokağa çıkıyorum, kimi görsem tanıyor kimi görsem tanıyor. Herkeste bir sevgi, muhabbet. Kimle konuşsam, "İzliyoruz." diyor. 

BÜLENT SEZGİN: Gazilerin konuşmalarından da anlaşılıyor Adnan Bey, imanlarının çok güçlü olduğu.

ADNAN OKTAR: Tabii yani çok samimi halis candan bir iman oluştu millette maşaAllah elhamdülillah.

Ankara Emniyet'te Çevik Kuvvet silahlarını bırakıp üç yüz kişi etten set oluşturmuşlar yani kendi ifadeleriyle. "Bize sıkamazlar diye düşündük." diyorlar. Tank hepsini vuruyor, "Şok olduk." diyorlar. Hepsine ateş ediyor.

Özel Harekat otuz yaş olayını kaldırsınlar, otuz beş yaşa kadar alsınlar; yirmi iki yaşından otuz beş yaşına kadar. Hatta askerliğine de sayılabilir gençlerin. Özel Harekatta mesela 5 yıl devam ederse, onu askerliğine saysınlar. Çünkü askeri eğitim almış oluyor zaten. Değil mi, 5 yıl süreyle devam ederse, askerliği tecil edilsin. Gençlerimiz akın akın giderler. Çok gelişmiş otomatik silahlar verilsin; her yerde özel harekatçı sayısı arttırılsın. Benim o konuşmalarımdan kısa bir demet yapın; özel harekatı nasıl teşvik ettik; okullar açılsın, sayısı artırılsın nasıl dedik yıllardan beri. En eskiden alarak kısa kısa gösterelim. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Okulların kapatıldığı dönemde özellikle söylemiştiniz: "Bu okullar tekrar açılsın, sayısı artırılsın" diye.

ADNAN OKTAR: Bir daha söyle.

BÜLENT SEZGİN: Siz okulların kapatıldığı dönemde, özel harekat okullarının kapatıldığı dönemde özellikle söylemiştiniz; "Okulları tekrar açalım, özel harekatçı sayısını da artıralım çok fazla" maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet.

Son 3 yıldan beri sürekli söylediğim bir şey var; seferberlik ilan edelim diyorum. Yani savaş durumu var diyorum. Türkiye'yi işgal etmek istiyorlar diyorum. Daha hala olayı sakin geçiştirmeye çalışıyorlar. Bir abluka var, adam daha nasıl anlatsın? İngiliz Derin Devleti'nin Türkiye'yi yok etme planı hat safhada.

Darbe gecesi mağlup olmalarına hala bir anlam veremiyorlar. Mehdiyet’in karşısında mağlup oldular. Galip olan Mehdiyet’tir; mağlup olan Deccaliyettir. Allah Mehdiyet’i galip etti. Mehdilik galip olacağı da hadislerde var zaten. Ve Deccaliyeti mağlup etti; o da hadislerde var. Meydana gelen harikaların sebebi, mucizelerin sebebi de Mehdiyet’tir.

İngiltere, Osmanlı'nın Rusya'yla yakınlaşmasına engel olan bir politika türetti. Osmanlı-Rus savaşlarını körükledi. Bir yandan da biz sizin dostunuzuz diye kendilerince bir strateji geliştirdiler. Osmanlı Bankası'nı falan İngiltere'ye kurduruyorlar. Osmanlı da bunu biraz safi kalplilikle kabul ediyor. Böylece Osmanlı'yı ekonomik yönden esir ediyorlar İngilizler. Çok ince siyaset kurdular. Halen de bizim siyasetçilerimizin epey bir bölümünü etki altına almaya çalışıyorlar.

Mısır'ı Osmanlı'nın elindeyken elimizden aldı İngilizler, İngiliz derin devleti. Yani haşlanmış mısır almıyor; Mısır ülkesini alıyor elimizden. Adam bize kafalama yapıyor. Kıbrıs'ı kim elimizden aldı? Yunanlıları kim teşvik etti işgal için buraya? İtalyanları kim teşvik etti? Fransızları kim teşvik etti? Gariban Anzakları oradan buradan toplayıp getirdiniz; Müslümanı Müslümana kırdırdınız.

İngilizler biliyorsunuz Bağdat'ı da işgal etmeye kalkmışlardı. Bu Kutüb-ül Emare'de darmakeşan oldular. Karizma yerle bir oldu. İngilizler: "Aman bundan bahsetmeyin", diyorlar. Niye bahsetmeyelim? Bahsedeceğiz.

Yunanlılar normalde bağımsız bir ülke bile değildiler o zamanlar. İzmir'i işgal edecek güçleri de yoktu. İngiltere asker, para ve silah verdiği için İzmir'i işgal ettiler. Ta Anadolu'nun içlerine kadar da girdiler; her yeri yakıp yıktılar, mahvettiler İngilizlerin teşvikiyle. Ama baktılar Anadolu kabadayı dolu, baş edemeyip gittiler. İşte bu kabadayı geleneği, onların baş edemediği konu o.

BÜLENT SEZGİN: 1950 yılından bir fotoğraf vardı Adnan Bey, İngiliz kontrolündeki Kıbrıs'tan bir fotoğraf. Mahyalarda: "God save the Queen" yani "Tanrı kraliçeyi korusun" yazısı yazıyor.

ADNAN OKTAR: Bak Kıbrıs'ta görüyor musun camilere, her yere hakim olmuş İngiliz derin devleti.

Şimdi hükümetten benim yine ricam; Suriye'yle olan bağımızı eskisinden daha güçlü hale getirelim. Suriye'yi bölemeyeceğini İngiliz derin devleti gördü; denedi olmadı. İngiliz derin devletine esaslı bir tokat Türkiye'den gelsin. Suriye'de hükümetin tesisinde Türkiye öncü rol alsın.

GÖKALP BARLAN: Açıklamıştınız Adnan Bey, Suriye'de Suriye'yi bölmek için Rusya'yı yalnız bıraktı; Türkiye ile arasını bozdu. O şekilde söylemiştiniz.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

GÖKALP BARLAN: Suriye'yi bölebilmek için İngiliz derin devleti, Türkiye'yle Rusya'nın arasını bozdu ki, Rusya'yı da yalnız bıraktı, hatta ekonomik olarak da çökertmeye çalıştı. Onu açıklamıştınız.

ADNAN OKTAR: Rusya, Türkiye, İran çelik gibi birbirine bağlansın. Hükümet bu konuda hiç tereddüt etmesin. Ve Pakistan. Yani derhal gizli veyahut açık anlaşmayla bu konuyu bitirsinler.

Putin yaman delikanlı. Tayyip Hocam Rus milletine, Rus devletine güvensin. Bunlar dürüsttürler. Yani tamam yanlışlıkları var, eksiklikleri var, hataları var, günahları var. Ama genel olarak İngiliz derin devletinin kahpeliği onlarda olmaz. İran dürüst bir ülkedir, temiz insanlardır. Pakistan, İngiliz derin devletinin geniş çaplı etkisinde ama onlar eğer İran, Rusya ve Türkiye ittifak ederse, İngiliz derin devleti orda sıfıra gitmiş olur.

BÜLENT SEZGİN: İşgal döneminde yine Galata'dan İngiliz askerlerinin görüntüleri vardı Adnan Bey. Daha önce göstermiştik.

ADNAN OKTAR: Galata'da?

BÜLENT SEZGİN: Evet.

ADNAN OKTAR: Bak bunlar da İngiliz askerleri, Galata Kulesi'nden rasat yapıyorlar kim ne yapıyor, nerde, ne oluyor diye. Bak bu da Galata Köprüsü'nde resmi geçit yapıyorlar.

BÜLENT SEZGİN: Evet. Denizaltıları.

ADNAN OKTAR: Bir de denizaltı getirip halkı korkutuyorlar kendilerince. Yine kafalarında olan inanç bu. Bunu yeniden yapmak istiyorlar.

17-25 Aralık tarihleri arasında hükümete yönelik büyük bir operasyon yapıldı, bir darbe. İlk yapılan darbe. Tayyip Hoca’nın evine saldırdılar. Başbakanlık Bürosu'na saldırdılar. Linç etmek istiyorlardı. Bunu böyle bir komünist ayaklanma görünümünde, sol ayaklanma görünümünde yapmak istediler. Denemek istediler. 17 ve 25 Aralık. 17-25 Aralığı niye seçtiler biliyor musunuz? Rumilik için en kutsal günler. Şeb-i Arus'un kutlandığı günler 17 ve 25 Aralık. Yani İngiliz derin devletinin kutsal gördüğü gün aralığı, 17'sinden 25'ine kadar devam ediyor Şeb-i Arus. Rumiliğe atıfta bulunarak böyle bir saldırı düzenlediler.

“Adnan Bey, münafıklar neden küfrün değil de Müslümanların yanında yaşamak ister?” Münafık küfrün yanında rahat edemez. Çünkü yalan söylerse, küfür direkt yüzüne vurur onun, küfür içinde olan bir insan. Yani doğrudan aşağılar. Halbuki münafık çok bol yalan söyleyen bir mahluktur yani dengesizdir. Huysuz ve ahlaksızdır. Münafığın o tavrını gördüğünde küfür onu ya aşağılar ya döver ya söver yahut kovar. Yani münafığın hayat sahası olamıyor o yüzden. Mesela münafığın tembelliğine küfür tahammül etmez. Hemen aşağılar onu. Münafığın sinsiliğine hiç tahammül etmez. Hemen aşağılar. Münafığın özelliği, Müslümanların içerisinde rahat yaşamasıdır. Yani hayatiyetini rahat devam ettirebilir. Rahat yalan söyleyebilir, üçkağıtçılık yapar. Müslümanlar çünkü alttan alacakları için, kalbini kırmamak, rencide etmemek için nezaketli davranacaklar. Müslümanların nezaketini kullanmak ister münafık. Pistir kendisi münafığın, gizlilikte çok çok pistir. Ama dışarıda onu belli etmez. Gizlide ibadet yapmaz münafık. Yani gizli olan mekanda ibadet yapmaz. Ama açıkta ibadet yapar. Küfür içinde olduğunda küfür onu hemen yakalar, hemen yüzüne vurur. Ama mümin sabırlı olduğu için ve kazanma azminde olduğu için halim, şefkatli ve itidalli davranır. Onun için yaşama alanı olarak Müslümanları daha müsait bulur. Dolandırmak ister mesela küfrü dolandırmaya kalktığında küfür kafasını direkt ezer. Ama müminler tedbir almakla beraber kalbini kırmak istemezler. Müslümanların nezaketinden, saygısından istifade etmek için münafık, mümkün mertebe Müslümanlardan ayrılmak istemez. Ama aklı küfürdedir tabii yani pisliğin içindedir. Bazen de kendini küfür tarafına atar. Ama ayette diyor; ne sizdendirler ne onlardandırlar. Ortada kalıyorlar. Kimi güçlü görürse işte satranç piyonu gibi bir oraya geçer bir oraya geçer. Yani duruma göre hareket etmek ister. Küfre doğrudan girmez. Genellikle yalnız kalmayı tercih eder münafık. Yani hasta bir bünyesi vardır manyak ruhlu olduğu için. Küfür tabii kendinde olan şeyi onda gördüğünde hemen yakalar. Küfür için o yabancılanacak bir şey değil. Mesela gözündeki bir pislik, tavrındaki bir pislik, hemen onu keşfedip yakalar, yakalayacağını da bilir. Onun için münafık çok huzurlu olmaz küfrün içinde rahat edemez. 

İngiliz devlet arşivlerinde, İngiliz askerlerinin Tophane’de arabayla giderken bir resmi olması lazım. Var mı o sizde?

BÜLENT SEZGİN: Bir resim vardı.

ADNAN OKTAR: Başka resim yok mu?

BÜLENT SEZGİN: Şuan bir tane vardı.

ADNAN OKTAR: Tophane Kasrı var biliyorsunuz, Nusretiye Camii’nin yanında. Geçenlerde önünden geçerken görmüştüm Tophane Kasrı. Sultan Abdülmecid için İngiliz mimar bunu yapmış. Deniz yoluyla gelen yabancı devlet adamlarını ağırlamak için içi İngiliz stil mobilyalarla döşenmiştir. Oraya gidenler görürler. İçi tamamen İngiliz stiliyle döşenmiştir. O resmini gösterdiğin solda Tophane Kışlası. Göster bakayım onu. İşte o Tophane Kışlası solda olan.

BÜLENT SEZGİN: İngiliz askerleri Tophane’de arabayla gezerken. İngiliz arşivlerinden.

ADNAN OKTAR: Göreyim onu. Evet, Tophane İngiliz derdin devletinin merkezlerindendi orası da aynı şekilde. Onun için İngiliz derin devletinin hayranları o tarihi fotoğrafları falan kendi aralarında paylaşırlar. Hep akılları orada kalmıştır, Tophane’de. O binayı da onun için yaptılar o tip şeyler için. Diğer yabancı büyükelçilikten farklı olarak İngiliz büyükelçiliği, Tophane’deki silah deposuna yakın yerde, sahilde kuruluyor 1580’de. İlk İngiliz büyükelçisi bu William Harborn Tophane’de kalırken, Müslümanlar onun alkol tüketimini ve partilerinden düzenli şikayetleri üzerine Pera’ya doğru taşınıyor. Pera eski tarihi evraklarda Galata’nın adı. O yüzden Galata’ya sonra yoğunlaştılar biliyorsunuz. Tophane Kasrı da anlattığım gibi. Sultan Abdülmecid için İngiliz mimar tarafından yapılıyor. Tamamen İngiliz stilinde dizayn edilmiş bir yapı. Tabii içinde de masonik semboller falan bayağı bol kullanılmış.

Tayyip Hocam İran’a çok candan yaklaşsın. Şii olmaları bizim için bir güzellik. İranlı kardeşlerimizi kucaklasın. Çok candan desteğini, sevgisini ifade etsin. Buradaki gelenekçi Ortodoks Müslüman kardeşlerimizin tepkisine önem vermesin. Çünkü bizim mezhep farklılıklarımız önemli değil. Çünkü biz Kuran’da ittifak ediyoruz. Kuran’da ittifak ettikten sonra mezhepte ittifak diye bir konu olmaz. Kuran’da ittifak esastır. Kuran’da ittifak ettiğimize göre gönlü rahat olsun. Candan sevgi göstersin. Putin de, Rusya da, İran da bizim dostumuzdur. Ve Pakistan. Mümkün mertebe onları da bu birliğin içine alalım. Ama ağırlıklı İran ve Rusya, birinci derecede. Hiç gönlünde fütur olmasın. Doğrudan sahip çıksın İran’a. Onlar da Mehdi (a.s)’a tabi olacaklar. Yani Şiilik kalmayacak. Sünnilik de kalmayacak. Ama hükümet Mehdiyet’e daha çok ağırlık versin. Yani dünyanın kurtuluşu Mehdiyet içindedir. Bak bir avuç sahte Mehdiyet taraflısı neredeyse Türkiye’yi teslim alacaktı. Sahte Mehdiyet’e karşı gerçek Mehdiyet’le mücadelenin dışında bir yol yoktur. Amerikan dış politikası da Mehdiyet’e göre planlanmıştır. İngiltere de anti Mehdi politikaya göre planlanmıştır. Anti Mehdi hareket içerisinde çok fazla din halimi ve hoca da var, siyasetçi de var, yazar da var. İngiltere bunun başını çeker, anti Mehdi hareketin. Anti Mehdi harekete karşı Mehdi yanlısı bir tavır, Allah yanlısı bir tavır anlamına gelir.

Normallik ölümdür, hep aykırı diye birisi yazmış; “Suriye’de bir hükümet var zaten. Ayrıca Türkiye’yi neden ilgilendiriyor Suriye’nin hükümeti?” İlgilendiriyor demek ne demek? Üç milyon Suriyeli var Türkiye’de. Suriye bizim dostumuz. Biz Suriye’yi ilgilendiririz, Suriye de bizi ilgilendirir. Komşu komşuya sevgi gösterecek. Bunda şaşılacak bir şey yok.

Mücadele Suresi, 14 de Cenab-ı Allah şeytandan Allah’a sığınırım “Allah’ın kendilerine karşı gazablandığı bir kavmi” mesela İngiliz derin devleti “veli (dost ve müttefik) edinenleri görmedin mi? Onlar, ne sizdendirler, ne onlardan. Kendileri de (açıkça gerçeği) bildiklerin halde, yalan üzerine yemin ediyorlar.” Bak İngiliz derin devletinin bir özeti bu Mücadele Suresi’nin 14.ayeti.

Emre Bora “Esprileriniz süper Hocam maşaAllah.” Diyor. Esprinin özelliği duş etkisi yapması çok önemlidir. Yani şok meydana getirmesi. Yoksa espri olmaz o. Espri dediğin kasacak böyle.

Mümtehine Suresi’nde Cenab-ı Allah Mümtehine Suresi 1, “Ey iman edenler,” diyor Cenab-ı Allah. “Benim de düşmanım sizin de düşmanınız olan kimseleri dostlar edinmeyin.” Yani İngiliz derin devletini ve onların elemanlarını veli edinmeyin. “Siz onlara karşı sevgi yöneltiyorsunuz;” onlara yancılık yapmaya, yanaşmaya çalışıyorsunuz, şirin görünmeye çalışıyorsunuz. “Oysa onlar Haktan size geleni inkâr etmişler.” Darwinist ve materyalisttir, Rumi’dir. Fakat Peygamber’e, Allah’a, Kitap’a karşıdırlar. “Rabbiniz olan Allah’a” bak “Rabbiniz olan Allah’a inanmanızdan dolayı elçiyi de, sizi de (yurtlarınızdan) sürüp çıkarmışlardır.” Bütün Müslümanları bölüp paramparça ettiler. Değil mi? Müslümanlara yaptıkları eziyet ve şiddet, kıtal dehşet verici boyutlarda. Bak Cenab-ı Allah diyor ki “Onlara karşı hala nasıl sevgi gizliyorsunuz? Nasıl onlardan yana oluyorsunuz?” Diyor Allah.

Efendim şimdi bir yarım saat falan ara verelim yahut yirmi dakika falan sonra devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz programımıza.

VTR: PKK’nın “Silah Bırakma İddiası” Bir Aldatmacadan İbarettir

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, Fikret Efendi, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Erdoğan, içlerinde çok sayıda tarikat ve cemaat temsilcilerinin bulunduğu İslam Sivil Toplum üyelerinin içerisinde bir konuşma yaptı ve özetle şunları söyledi. Kendisi “Tevhid dini, yani vahdet ve birlik dini olan bir inancın mensuplarının birbirlerinden bu kadar uzak, bu kadar dağınık ve bu kadar çatışma içinde olmasını şahsen ben kabullenmekte zorlanıyorum. Kuran’da “müminler ancak kardeş” emriyle birlikte “Allah’a karşı gelmekten sakının ki merhamet edilsin size” buyuruluyor. Tabii bunu hep söylüyoruz ama uygulamıyoruz. Eğer bugün Rabbim’in merhametine nail olamıyorsak dönüp “kardeşliğimizin gereğini ne derece yerine getiriyoruz?” diye kendimize sormalıyız. Dünyanın her yerinde Müslümanlar sıkıntıdayken, bu haldeyken bu muhasebeyi yapamıyorsak yazık bize” dedi.

ADNAN OKTAR: Ne zaman yaptı Tayyip Hoca bu konuşmayı?

KARTAL GÖKTAN: Dün.

ADNAN OKTAR: Bayağı güzel konuşmuş. Tam dava adamı gibi konuşmuş. Ama bir tek Türkiye’de İslami şuur çok yüksek çünkü burada Darwinizm yok edildi. İman hakikatleri mükemmel anlatıldı. Samimi imanın kalesi haline geldi burası. Zaten Resulullah (s.a.v.) hadiste diyor; “İman Medine’de toplanır” yani İstanbul’da toplanır. Çok manidar o. Yani İstanbul’a dikkat çekmesi.

BÜLENT SEZGİN: Vesile oldunuz, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ne güzel. Darwinizm dünyaya sunulmuş bir din, bir afyon dinidir. Yani insanlara “Siz Allah var zannediyorsunuz ama” hâşâ “Allah yok. Dolayısıyla vicdanınızla hareket etmenize de gerek yok. Cebri bir serbestlik içinde olun. Kafanıza eseni yapın. Aklınıza geleni söyleyin. Alabildiğine özgürsünüz” diyor. Bu bir dindir. İslam’da “insanların canını yakmayın. Akıllı olun. Derli toplu olun. Ferasetli, basiretli olun. Vicdanlı olun. Doğru söyleyin. Yalan söylemeyin. İnsanların hakkına karşı saygılı olun”, geniş kapsamlı bir ahlak prensipleri topluluğu. Darwinizm’de de bu prensipleri kökten yıkan bir inanç. Meçhule inanmaya dayalı, tesadüfe inanmaya dayalı, tesadüfe iman etme üzerine kurulmuş bir dindir Darwinizm. İnsanları Allah inancına, dine karşı uyuşturan, hayata karşı da uyuşturan, gerçekçi ve akılcı olmasını engelleyen, Allah’ın varlığını göremeyecek hale getiren, Allah’ın sanatını bilemeyecek hale getiren karanlık, acımasız bir din Darwinizm. Bu din İngiliz derin devleti tarafından bütün dünyaya zorlama ve baskıyla dayatılıyor. Hiçbir İslam ülkesi, hiçbir Hristiyan topluluğu bu dine karşı koyamıyor. Papa, Vatikan’da olmasına rağmen, bağımsız bir ülke gibi görünmesine rağmen Darwinizm’e boyun eğmiş durumda. Darwinist diktatörlüğün emriyle Darwinizm’i inanmadığı halde savunur hale gelmiş. Dünyanın en büyük dini şu an. Afyon dinidir yani insanları uyuşturan bir din. Bütün toplumu uyuşturmuş, şevkini kırmış, sanat gücünü yok etmiş, yaratıcı kabiliyetini yok etmiş, yaşama heyecanını yok etmiş, insanlardaki sevgi duygusunu yok etmiş, merhamet duygusunu yok etmiş, yardımlaşma duygusunu yok etmiş, insanı insan yapan birçok özellikleri yok etmiş şeytani bir dindir Darwinizm ve acımasızca saltanatını sürdürüyor şu an. Bir afyondur. O dinin etkisiyle diğer yan dinler de türemiştir. Şirk dinleri türemiştir.  Kuran’a dayalı olmayan, gelenekçi Ortodoks dinler, Hristiyanlık içerisinde yine sapkın, yanlış mezhepler, düşünceler, görüşler gelişmiştir. Dolayısıyla şeytan amacına ulaşmıştır dünyada. Mehdiyet’le şeytanın bu oyunu kökten, dipten ve ilk defa, dünya tarihinde ilk defa yıkılıyor ve yıkılacak.

İngiliz derin devleti münafıkların ruh halini iyi bildiği için, dünyada büyük bir kitle olan münafıkları kontrol altına aldı. Çünkü çok yaygın şeytani zekâya sahip büyük bir kitledir münafıklar. Kendisinin esas merkez olduğunu İngiliz derin devleti bütün dünya münafıklarına açıkça hissettirmiş. Arayan bulur mantığıyla, kendisini hâşâ Allah gibi gösterip “ara beni bulacaksın” mantığıyla yola çıkmış ve bütün münafıkların sonunda rahatça bulduğu bir deccaliyet dini olduğunu göstermiştir. Şimdi insanlar deccala kendini kabul ettirmek için, İngiliz derin devletine kendilerini kabul ettirmek için Pakistan’da, Hindistan’da, Türkiye’de, orada, burada İngiliz vatandaşı olabilmek için İngiliz kültürünü geniş çapta araştırıyorlar. Çünkü İngiliz vatandaşı olmak için İngiltere imtihan ediyor insanları. En çok sordukları sorular İngiliz tarihi, İngiliz kültürü, İngiliz hayat felsefesi. Onun için o devlete sığınmayı düşünen, İngiliz derin devletinin elemanı olmak isteyen ne kadar lümpen takımı varsa, ne kadar yancı, bedavacı, haysiyetsiz varsa gece-gündüz hayret edecek bir kararlılıkla İngiliz tarihini, İngiliz kültürünü, İngiliz sanatını deliler gibi araştırıyorlar. Ben de merak ettim “bunlar niye bunu yapıyor?” diye, baktım, İngiliz vatandaşı olmanın şartıymış bu. Yüz binlerce öyle tip, tabii bunu yapanların hepsi münafık değil, bir kısmı da bilgisizliğinden, cahilliğinden veyahut çıkar için yapıyor. Ama büyük bir kitlenin münafıkane bir yaranma kafasıyla bu eğitim düzeyini elde etmek için gayret ettiğini gördüm. Şaşılacak bir şey. Yani İngiltere’de okumuş olmak, İngilizlerin desteğini almak onlar için bir ayrıcalık gibi oluyor. Hâlbuki adamlar onlara hiçbir şekilde değer vermezler çünkü Anglosakson olarak görmüyorlar. Irk olarak zaten kabul etmiyor. Bir Pakistanlı onlar için bir hiçtir. Bir Bangladeşli hiçtir İngiliz derin devleti için. Sadece onların tabiri ile işte “dog” diyorlar. “Köpek” diyorlar hâşâ. O kendi yancılarına, yani “sadık köpek” diyorlar. Ve bunları kullanıyorlar ve sonunda da birçoğunu öldürüyorlar, yani casus olarak kullandıklarını.

“Yaptıkları mesaviden” ayıplar kusurlar anlamına geliyormuş. “Özür diledikleri zaman zannediyorum o saf Türk halkı sürüleştirilmiş insanlar yeniden tavırlarını belirler karşısına çıkarlar. “Bu kadarı fazla deyip” başkaldırırlar. Dünya bu meseleye “dur” demezse, NATO “dur” demezse, Avrupa Birliği “dur” demezse, Şanghay bu meseleye bir yönüyle “dur” demezse bu mezalim devam eder. Bundan dolayı da tarih bütün insanlığı, bütün dünyayı bundan mesul tutar. Mesul olarak tarihin sayfaları arasında yerini alırlar. Allah’a inananlar için bu meselenin hesabı çok büyük olur. Bu senaryoyu kendileri hazırladılar. Çok komik bir darbe senaryosuydu bu. Darbe hiçbir zaman için böyle olmaz. Kenarda köşede dolaşarak, masum insanları öldürerek esas işin suçlularını görmezden gelerek böyle bir darbe hiçbir zaman olmamıştır. Ben şimdiye kadar her deyişimde hemen darbelendiğim preslendiğim için” kaşarlandığını söylüyor. “Hayatımın son dönemini yaşıyorum, darağacına kadar hiçbiri umurumda değil bunların. Öbür tarafa inanıyorum. Amerika’nın onların bu talebine karşı hemen olumlu cevap vereceğini sanmıyorum” diyormuş. “Masum insanları” o zaman “masum insanları öldürenler kahpedir, alçaktır” de. Niye demiyorsun? Bunca zaman geçti daha hala söylemiyor bir şey. Madem masum insanların öldüğünü düşünüyorsun ki şehit oldukları halde daha hala öldürmeden bahsediyorsun. “Bunu yapanlar alçaktır, ahlaksızdır, şerefsizdir” de ya. Bu zor bir şey değil ki. Katil bunlar nihayetinde. Diyemiyorsun. Peki, darbe başarılı olsaydı böyle diyecek miydi? Şimdi darbenin senaryo olduğunu söylüyor ama darbe başarılı olsaydı ne olacaktı? Halk sokağa çıkmasaydı ne olacaktı? Halk sokağa çıkmasaydı darbe olurdu; bu kadar açık. Yani daha önceleri darbe olduğunda halk sokağa çıkmadı, darbelerin hepsi başarılı oldu. 1960 darbesi yüz binde bir insan sayısıyla elde edildi bak, yüz bin kişiye bir kişi. Yüz binden bahsediyorum bak, yüz bin. Yani iki stat dolusu adama bir kişi, böyle elde edildi. Milletin cesaretini tahmin edemediler. Yani böyle kabadayılık yapacağını tahmin edemediler. Yine yapsınlar yine aynı şekilde, halk daha da şiddetli karşılık verir.

“Türkiye’de halk çoğunlukla cahildir, bunlara temayül ettiler. Bunların ellerini güçlendirdi.” Cahil olsa darbeye karşı susardı. Darbeye karşı susmadığına göre hiç de cahil falan değil. Cahilin yapacağı nedir? Susmaktır. Cahil korkar, çekinir, susar. Bir kısım cahiller öyledir. “Bu senaryoyu kendileri hazırladılar. Çok komik bir darbe senaryosuydu bu” diyor. “Darbe hiçbir zaman böyle olmaz. Kenarda köşede dolaşarak, masum insanları öldürerek, esas işin suçlularını görmezden gelerek böyle bir darbe hiçbir zaman için olmamıştır.” Yok, darbeler böyle oluyordu. 1960 darbesinin daha gelişmişi, daha kapsamlısı. Sadece halk sokağa çıktı, bu kadar. Yani fark budur, tek fark. Yoksa hava destekli bir darbeydi bu, daha güçlü bir darbeydi. Helikopterlerden, uçaklardan bomba atılıyor. Mesela 1960 darbesinde böyle bir şey yoktu. Tank sayısı açısından da fazla.1960 darbesi bir avuç tankla yapılmıştı. Dolayısıyla olay sadece milletin cesaretiyle ilgili bir şey. Eğer halk cesaret göstermeseydi en az yüz bin kişiyi falan şehit ederlerdi, en az. Yani şu an katliam devam ediyor olacaktı. Yani doğrudan infaz listeleri hazırlanmış. Ben darbelerde infaz listesi görmedim hiç. İlk defa görüyorum.

“Bundan sonrası için ikinci bir hareket düşünüyor musunuz?” sorusuna ise şöyle cevap veriyor: “Temelde düşüncelerimizde bir değişiklik yok. Hareket sorgulama gibi bir şey yok.” Hareketten kasıt darbe herhalde, onu mu kastediyor? “Esas işin suçluları görmezden gelinerek” bununla neyi kastediyor acaba?

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, cemaatler hakkında şöyle bir açıklama yaptı. “Bu hükümet döneminde maalesef kamu örgütlenmesi cemaatler koalisyonuna terk edildi. Bakanlıklar paylaşıldı cemaatler arasında. Şimdi FETÖ denilen cemaat dışında kamuda örgütlenen başka cemaatler olduğunu bilmiyor muyuz? Biliyoruz. Ve bunlara bu hükümet bugün dahi güvence veriyor. “Bizim hedefimizde sadece Fethullah Gülen cemaati vardır. FETÖ cemaati vardır. Onun dışında kimse yoktur” diye güvence veriliyor. “O cemaatten temizledik başka cemaate verdik” anlayışının bu aşamadan sonra kamuda olmaması lazım” dedi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim, tamam dediğini yapalım, doğru. Fikirsiz adam olmayacağına göre o zaman komünistlere vereceksin, PKK’lılara vereceksin. Neye vereceksin, kime vereceksin yani? Yani fikirsiz adam olacağı prensibi üstüne kurulmuş bir konuşma şekli bu. Ordu da diyor ki; “Orduda fikir diye bir şey olmaz. Halkta da fikir diye bir şey olmaz” diyor. “Müslüman’ın cemaati olmaz” diyor. Kardeşim, ne konuşuyorsunuz siz? Bomboş olmasını istiyorsunuz siz. Böyle bir şey olur mu? Müslüman’ın cemaati olur. Ordunun da fikri olur. Ordunun fikri Mehdiyet’tir. Türk milletinin fikri Mehdiyet’tir. Allah’ın bizden istediği Mehdiyet’tir yani Türk İslam Birliği, bu kadar. Kızıl Elma, kod ismi budur. Kızıl Elma’dır. Ta Ziya Gökalp zamanında adı konulmuş. Devlet felsefesidir Kızıl Elma. Ta Abdülhamit devrinden, ondan daha evvel ki devirlerden de devlet felsefesidir. Gizli, derin, devlet felsefesidir. Yani “derin” derken klasik anlamında “derin devlet” anlamında demiyorum. Derinde olan devlet felsefesidir. “Ne Türkiye’dir, ne Türkistan” diyor. “Vatan” diyor bak, “Vatan ne Türkiye’dir ne Türkistan. Ulu ve müebbet bir ülkedir: Turan” diyor. Turan’ın içerisine bütün İslam ülkeleri de girer ve bütün Türkî devletler girer. “Börteçine kurdun adı” diyor. “Ergenekon yurdun adı, Beş bin sene durdun hadi, Çık ey, yüz bin mızrağımız!” diyor yaklaşık. MaşaAllah. Bunlar ilim anlamında tabii, ilim mızrakları, maşaAllah.

Kardeşim, PKK’ya karşı Güneydoğu’daki meydana gelen zaafın kökeninde de hain bazı paşalar olduğu anlaşıldı. Şimdi onları değiştiriyorlar. Albaylar var hainlik yapmış, onları değiştiriyorlar. Bu temizlikten sonra her şey düzelir.

“İnşaAllah büyüyünce ben de Adnan Hoca olurum” diyor. Bir başkası da “tırnağı olamazsın” diyor. Muhabbet çok sıkı.

Bu paralelci generallerin istemediği Tuğgeneral Levent Ergün’ün operasyona başlamasıyla teröristler gruplar halinde teslim olmaya başlamışlar. Demek ki büyük bir oyun oynanmış. Bak, “Tuğgeneral Levent Ergün’ün operasyonlara başlamasıyla teröristler gruplar halinde teslim olmaya başlamışlar” FETÖ’cü denilen, yani paralelci generaller istemiyormuş bu Paşamızı. Ben bir kere FETÖ’cü diye bir olay kabul etmiyorum. Benim kabul ettiğim İngiliz derin devletinin maşası olan paşalar, İngiliz derin devletine teslim olmuş alçaklar vardır. Hayran İngiliz derin devletine. Bak, onlara yalakalık yapmak için adam bütün ömrü boyunca İngiliz kültürünü araştırıyor, öğreniyor ki mülakatta sorduklarında İngiliz tarihini, İngiliz kültürünü çok iyi bildiğini göstersin. Böylece desinler ki; “Bu tamam, İngiliz vatandaşı olabilir.” Hadi kabul ettiklerini düşün serseri, bütün ömrünü veriyorsun. Mesela gelmişsin elli yaşına, kaç sene yaşayacaksın salak? Hadi iki on sene yaşadığını düşün, o da büyük bir bölümünü sürünerek yaşayacaksın. Nereye hazırlık yapıyorsun? İşte bak, deccal insanların nasıl gözünü boyuyor?

Amerikalı generallerin arasında da İngiliz hayranlığı müthiş yaygın, hatta Amerikan aksanıyla konuşurken İngiliz aksanıyla konuşmaya başlıyor adamlar, bu kadar garip, bu kadar kendilerini küçültmüş durumdalar.

Resulullah (s.a.v.) diyor ki; “Ben deccalla beraber olanı ondan daha iyi bilirim” yani deccala uyanın, bilerek veya bilmeyerek. “Onun yanında akar iki nehir vardır.” Onun bulunduğu yerde.

Eski Genelkurmay Başkanı Necdet Özel, Fikret Bila’ya açıklama yapmış. Buna göre “Paralelcileri kritik yerlere şimdiki Genelkurmay Başkanımız Hulusi Akar atamış. Adamcağız ne bilsin onların paralelci mi dikey mi? Hükümet de kimse bilmiyordu. İyi niyetli bir paşa, Hulusi Akar Paşa’ya laf yok. Paşamızı seviyoruz, güveniyoruz da. Sakın bunlardan alınmasın. Bizim Paşamıza karşı saygımız büyük, güvenimiz de büyük, iyi niyetine inanıyoruz. Böyle şeylere sakın moralini bozmasın. Necdet Paşa da kıskandı mı nedir ya Paşayı? Necdet Paşam, sen de bilmiyordun o zaman paralelci dikeyci. Biliyorsan niye söylemedin o zaman? Değil mi? “Böyle yapıyor bu, yanlış yapıyor” diye söyleseydin. Yapmayın. Paşa’nın moralini bozmaya kalkmayın; Paşa iyi niyetli.

Bu Avatar, Game of Thrones, Harry Potter, Star Wars, Thor, X Man, Yüzüklerin Efendisi… Bunların hemen hemen hepsinde insanların ilah olması propagandası yapılıyor. Yani Allah olmaları propagandası yapılıyor. Buna çok dikkat etsinler. Özellikle çocukluk yaşlarından itibaren çocukları böyle enaniyete ve büyüklük hissine doğru çekiyorlar. Yani kul olma, mütevazı olma değil de Allah olma hâşâ Allah’tan büyük olma düşüncesine doğru çekiyorlar. Bu da deccaliyetin gizli yöntemlerinden birisi olarak dikkat çekiyor. Ama bunu yapanlar tabii bunu bilmeden yapıyorlar. Öğrenenler de çoğu bilmeden yapıyorlar. Buna çok dikkat etmek lazım. Yani kimse deccalın oyununa gelmesin. Çünkü deccal insanlara ilah olduklarını, Allah olduklarını vurgulamak istiyor. Ama birçok sanatçı, işte diğer yazarlar, başka işte bu konularla ilgilenen birçok sanat erbabı bu oyunlara bilmeden geliyor; çok dikkat etmek lazım.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bugün Van’da ve Elazığ’da PKK terörüne karşı halk protestosu olmuştu Adnan Bey, videoları vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Güzel. Mehdiyet’in şahlanması. Deccal bir yandan saldırıyor; Mehdiyet bir yandan cevap veriyor. Deccalın çatışma alanı olduğu için Türkiye akıl almaz bir savaş var. Mehdi bir yandan vuruyor; Deccal bir yandan vuruyor. Ama deccalın leşi yakında yere düşecek, ilimle, irfanla.

Münafığın, dini hassasiyeti olmaz. Homoseksüellerle bağlantı kurar, dinsizlerle bağlantı kurar. Darwinistlerle bağlantı kurar. Çok haysiyetsizdir münafık, yüzsüzdür, yani onlardan bir çıkar elde edebileceği düşüncesiyle onların yalakacısı ve yalcısı olur. Ve yüzsüz ve şerefsiz, namussuz olduğu için de bundan içinde herhangi bir huzursuzluk hissetmez. Ona bir yal düşecek diye hepsinin yalakası olur. Onlara yaklaşmaya çalışır, onlara şirinlik göstermeye çalışır. Onların zaten yapısını inceleyecek olsan bu yalakalığı hemen ortaya çıkar, yalcılığı ortaya çıkar. Onların bir kap yalına bile razı olur ve her türlü haysiyetsizliği yapabilir. Dini hassasiyeti olmaması çok şaşırtıcıdır münafığın. Müslümanlara tavır alır ama alçaklara karşı da yalakadır.

Bu içimizdeki hainler; Hakan Fidan, Hulusi Akar, Kilis'e ziyaret yaptıklarında elli metre yakınlarına top mermisi düşmüş; koordinat vermişler. Elli metre nedir? Şuradan şurası yani doğrudan onları hedefleyecek şekilde. İçimizdeki hainler, İngiliz derin devletinin uşakları çok alçaklar ve çok soğukkanlılar. Dikkat etmek lazım.

Münafık, Müslümanlardan hoşlanmaz İslam'a yeni katılan insanlardan da hoşlanmaz. Onun en büyük hedefi İslam'a yeni katılan insanlardır. O onu boğar adeta. Onları bir an önce Müslümanlıktan uzaklaştırmak, İslam'dan uzaklaştırmak için çok kanlı azgın salyalı ağzıyla pislik yapmak ister. Onun için münafıklardan Müslümanları, yeni olanlarını uzak tutmak lazım. Çok alçaktırlar yani mutlaka bir fitneyle fücurla onların kafasını ve kalbini eğriltmek isterler. Şeytani yetenekleri olduğu için zarar verebilirler. Böyle pislik mahluklardan yeni İslam'ı öğrenen insanları uzak tutmak hayati bir konudur. Çok dikkat etmek lazım. Veyahut en azından uyarmak onları.

Firavun kendisinin çok kaliteli olduğuna, üstün olduğuna, görgülü olduğuna inanıyordu ve Müslümanları aşağılıyordu. Nimrot da öyle;  kendisinin sanatçı olduğunu, kaliteli olduğunu, üstün olduğunu, yeme içme adabını mükemmel bildiğini iddia ediyordu. Firavun'un o konudaki iddiası çok keskindi. Hatta bazı yiyecekleri halka yasaklamıştı, "Onlara layık değil, bana layık." diye. Kendisine layık diye, öyle düşünüyordu. Yeme ve içmede özel adabı vardı Firavun'un. Çatal kaşık kullanma adabı vardı ve zaten ona mahsustu o çatal kaşık kullanma. Kendi stilini meydana getirmişti. Çok kaliteli olduğu kanaatindeydi. Ve halkı da sürekli aşağılıyordu. Onları kalitesiz, basit ve sıradan buluyordu. Bütün firavunların, nemrutların, deccallerin hedefi halk olur. Onları aşağılar ve küçümserler. Zaten Firavun'un halkı aşağıladığını Kuran ayetinde belirtiyor Cenab-ı Allah. "Onlar da ona boyun eğdiler." diyor. Bütün münafıklar, münafık ordusu, münafıkun ve münafıkat kendini büyük görür, kaliteli ve üstün görür. Halkı da basit, sıradan, çirkin varlıklar olarak görür. Halbuki tam tersidir. Halk masum ve temiz olur, dürüst olur; münafıklar çok alçak ve pisliktir. Yani pisliğin üstünü parfümle örter münafık ama saf pislikten oluşur. Ama o onu bilmez tabii halkın onun pislik olduğunu bildiğini de bilmez veyahut bilmezden gelir. Ve öylece o pis dünyasında pis bir üslupla yaşamaya devam eder.

Göko, şimdi sen münafık kitabından bir bölüm oku, dinleyelim seni. Dinliyorum. 

GÖKALP BARLAN: Münafık, Kendisine Verilen Her Nimet ve İmkanı Huzursuzluk Çıkarmak İçin Kullanır. Müslümanların hayatı çok huzurlu ve güzeldir. Her yeni güne uyandıklarında Müslümanlar yine hep güzellik arar, kendi tavırlarıyla bulundukları ortama güzellik katmaya çalışırlar. Münafık ise bunun tam tersi bir ahlaka sahiptir. Müslümanların huzurlu, mutlu olmasından, güzel bir hayat yaşamasından çok büyük bir rahatsızlık duyar. Bu nedenle onlarla birlikte olduğu hemen her güne aksilik, huysuzluk, nobranlık yaparak başlar. Her şeyin en mükemmel olduğu ortamlarda bile, kendince huzursuzluk ve fitne çıkaracak bir konu bulur.

Müslümanların yaşadığı ortamın güzelliğini bozmak ve kendince onların huzurlarını kaçırmak için elindeki her imkanı kullanır. Buna daha sabah ilk uyandığı anda, 'yüzündeki ters ifade' ile başlar. Yüzü o kadar nursuz, aksi ve melanet doludur ki, hiç kimse yüzüne bakmak bile istemez. Kendince üzerindeki 'negatif elektrik' ile Müslümanları da rahatsız edebildiğini sanır. Ardından da, kendisine güzel bir söz söyleyen, selam verip hatır soran, gönlünü alan herkese olabilecek en ters cevapları vererek eylemine devam eder. Üstünde 'müthiş bir uğursuzluk ve negatiflik' vardır. Zaten o bu haldeyken, Müslümanlar da onunla konuşmak istediklerinden değil, sadece Allah rızası için ve güzel ahlakın bir gereği olarak ona güzel söz söylerler. Onun ters üslubuna rağmen, Müslümanlar asil ahlakları nedeniyle, ona yine güzel bir tavır ile karşılık verirler.

OĞUZHAN SEVİNÇ: Bunlar sadece, münafığın güne başladığındaki ilk hamleleridir. Gün içinde de sürekli şeytan ile bağlantı halinde olan münafık, kendince yirmi dört saat içinde, yüzlerce eylem daha bulup uygulayacaktır. Karşısına çıkan her insan, yaşayacağı her olay, duyacağı her konuşma, ne kadar iyi niyetli ve güzel olursa olsun; o bunların her birini şeytanlık için değerlendirip bunlarla pislik yapabilmenin yollarını arayacaktır.

Bu kimi zaman 'işyerindeki bir malzemenin bitmesi' kimi zaman 'evdeki temizlik', kimi zaman 'iki kişinin kendi arasındaki bir konuşma', kimi zaman 'televizyonun sesi', kimi zaman 'bulunduğu yerin ışığının çok aydınlık olması', kimi zaman 'yemeğin pişmesinin gecikmesi', kimi zaman 'odasının havadar olup olmaması' gibi, akla gelebilecek her türlü detay ve olağan konu olabilir.

Bunların her biri zaten münafığın gün içinde kullandığı ve mutlaka fitne kargaşa çıkarmak, huysuzluk yapmak için dile getireceği şeylerdir. Ancak bunun yanında münafık kendisine 'nimet olarak sunulan şeyleri de çirkeflik yapmak, Müslümanları rahatsız etmek için kullanır'. Örneğin bir Müslüman onun en sevdiği yemeği onun için özel olarak ve onun en sevdiği şekilde pişirip ona ikram eder. Münafık herkes gibi 'nezaketle teşekkür etmek, karşı tarafın fedakarlığını, ince düşüncesini, güzel ahlakını takdir etmek yerine', tek bir güzel söz dahi söylemeden yüzüyle hoşnutsuzluğunu ifade eder. Yarım ağızla, memnuniyetsizliğini, hoşnutsuzluğunu hissettirip, yemekte ne tür kusurlar ve hatalar olduğunu anlatmaya başlar. Negatif bir ses tonuyla, "Bu et çok sert", "tuzu çok fazla", "az pişirmişsiniz", "ekmeği çok kızartmışsınız", "salatayı küçük doğramışsınız" gibi nezaketsiz konuşmalar yapar. Oysa ortada eksiklik de kusur da yoktur. Yemek son derece mükemmeldir. Ama münafık kendi kötü ahlakı nedeniyle bu tavrı gösterir. Müslümanlara teşekkür eden, gönül alan, güzel söz söyleyen bir insan konumunda olmayı asla istemez. 

SEMİH MERİÇ: Başka bir gün, bir Müslüman kendisine çok beğendiği bir elbiseyi hediye olarak alıp getirdiğinde, yüzünü ekşiterek, hoşnutsuz bir ifadeyle o elbiseyi bakışlarıyla sessizce bir süzer. Ardından da, "Başka rengi yok muydu?", "Boyu çok uzunmuş", "Bedeni de büyük", "Dikişlerini de çok özensiz yapmışlar", "Bu kumaşın cinsi yumuşak değil" gibi, nezaketsiz ve beğenmediğini ifade eden yorumlar yapmaya başlar. Oysa ki elbise zaten bizzat onun seçip istediği bir elbisedir. Ve söylediği bahaneler de gerçek dışıdır. Her bir detay, tam ona olacak şekilde düşünülmüştür. Ama münafık içindeki şeytanlık nedeniyle, teşekkür etmek yerine kendisine yapılan bu jesti ahlaksızlık yapmak için kullanır. Oysa ki, ona o hediyeyi getiren insan, o mağazaya gidebilmek için belirli bir yol kat etmiş, emek vermiş, vaktini harcamış ve yorulmuştur.

Müslüman, hiç beğenmediği, asla giyemeyeceği, en zevksiz, en kalitesiz bir eşya ile bile karşılaşsa, bu, kendisine ince düşünce dolayısıyla, emek verilerek alınıp, hediye olarak getirildiği için, güzel ahlakı gereği, karşısındaki kişiye en güzel sözlerle teşekkür edip, onun gönlünü alır. Hoşnutluğunu, sevincini, takdirini en güzel şekilde ifade eder. Münafık da böyle ince ve nezaketli bir ahlak göstermeyi bilecek kadar bilgi ve anlayışa sahiptir elbette. Ama amacı zaten pislik yapmak olduğu için, böyle davranmaz ve eline geçen bu fırsatı da yine ahlaksızlık için kullanır.

Münafığın bu ahlaksız tavırları, gün içinde hemen her konuda böyle sürüp gider. Onun iyiliği için, sırf o mutlu olsun, hoşuna gitsin diye yapılan inceliklerin her biri, münafığın ahlaksızlık için kullanabileceği yeni fırsatlardır. Ancak münafık yaptığı bu yoğun aksilik ve şeytanlığa rağmen, Müslümanların neşesini, keyfini kaçırabilmeyi asla başaramaz. Tüm yaptıkları, sadece münafığın kendi ruhunu sarar ve onun hayatı boyunca sevgisiz, mutsuz, neşesiz bir dünyada, tek bir gerçek dostu ve seveni olmadan yaşamasına neden olur. 

Allah bir ayette, münafıkların 'dünyada yaptıklarının karşılığını ahirette acı bir azapla alacaklarını' haber vermiş ve karşılık olarak "Bu onlara yeter" diye bildirmiştir:
“Allah, erkek münafıklara da, kadın münafıklara da ve (bütün) kafirlere, içinde ebedi kalmak üzere cehennem ateşini vadetti. Bu, onlara yeter. Allah onları lanetlemiştir ve onlar için sürekli bir azap vardır.” (Tevbe Suresi, 68) 

CAN DAĞTEKİN: Hocam, siz Münafığın Derin Karanlığı kitabını tanıtırken münafığın beyninin lağım gibi olduğunu söylemiştiniz. "O lağım gibi olan beyinleri, gözlerine ve dillerine yansır." demiştiniz. 

ADNAN OKTAR: Gözlerinden o lağım akar. Ağzından da lağım akar. Yani konuşmaları da lağımdır bakışları da lağımdır. Beyinlerinin içindeki o lağım gözlerinden ve ağızlarından akar. Yani pisliktir münafık. Ama tabii bazen azılı münafıklar olur, çok uç münafıklar. Bir de ortalı münafıklar olur. Yani münafıklar derece derecedir. Birden bine kadar münafık dereceleri vardır. Ama Ahir Zaman münafıkları, Mehdiyet devrinin münafıkları tabii özel yaratılmış münafıklardır. Çok gelişmiş, azgın münafık tipleridir. Çok dikkat edilmesi gerekir. Çok zeki olurlar, çok şeytani, yüzsüz, arsız ve dayanıklıdırlar. "Ateşe, cehennem ateşine dayanıklıdırlar." diyor ya Allah ayette. Haysiyetsizliğe, ahlaksızlığa da dayanıklıdır vücudu ondan etkilenmez münafığın. Yanar pişer ama yıkılmaz ondan yine o haysiyetsizlikle devam eder.

Şimdi kısa bir ara verelim, devam edeceğiz.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz. 

VTR: Homoseksüellik Müslüman Toplumlara Empoze Edilen Karanlık Tehlike 

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz inşaAllah. 

ADNAN OKTAR: Yayına devam ediyoruz. Ne güzel. Sürekli çok yüksek bugün. Nedir bu böyle, neden böyle olmuş olabilir?

EBRU ALTAN: Çok önemli konular anlattığınız için olabilir. 

ADNAN OKTAR: Ama çok şekerler. Benim çıkma ihtimalimden dolayı da sürekli televizyonu bırakmıyorlar. Arada kopukluk olmamış hiç. Akşama kadar çok yüksek, bu vakte kadar.

EBRU ALTAN: Çok güzel bir insansınız. Hem çok samimisiniz. Bir de kaliteniz, bütün mimikleriniz, anlatım şekliniz de çok güzel. O yüzden sizi gören bir daha kanal değiştiremez bence.

ADNAN OKTAR: Dışarı çıktığımda ben anlıyorum. Akıl almaz bir izleme olduğu o insanların ilgisinden anlaşılıyor. Kimle karşılaşsam hep "A9'u izliyoruz Hocam." diyor, "Sizleri beğenerek izliyoruz." Ama öyle bağnaz, gelenekçi falan değil modern, aydın aklı başında gençler.

Elli özel harekatçı şehit oldu. Fethullah Gülen diyor ki, "Boş binayı vurdular." diyor. Elli kişi şehit oluyor; nasıl boş bina oluyor? Boş bina bile olsa bu yapılmaz. Orada kedi bile olsa olmaz. Çaka çaka özel harekatçı dolu; nasıl boş bina oluyor? Yani şimdi bunu söyleyince bunun maneviyatlı yönünü insan artık göremez. "Ben yapmadım." diyor. Yapmadıysan lanetle, hakaret et yapanlara, aşağıla. Başka bir şey olduğunda nasıl bas bas bağırıyorsun. Yıkıyor ortalığı, demediğini bırakmıyor. Ve en feci şekillerde şehit edildiler.

Evet, dinliyorum. 

BÜLENT SEZGİN: Son dakika haberi vardı. Van, Özal Karayolu'nda askeri aracın geçişi sırasında meydana gelen patlamada beş asker şehit oldu, bir sivil yaralandı. 

ADNAN OKTAR: İşte ben her zaman söylüyorum, "Seferberlik ilan edilsin. Milis güçleri oluşturulsun. Halka polis görevi verilsin." Yani geniş çaplı bir yapılanma meydana getirelim. Halk şüphe üzerine araba arayabilsin. Polis yardımcısı olur yani bekçilik tarzında da görev verilebilir. Özellikle oradaki halka çok sevgi dolular, milleti devleti çok seven insanlar. Şehir korucuları olabilir, sık sık arama yapılması lazım. Bomba yüklü araçlar her yerde geziniyor. Bunların ortak özellikleri var; bombayı bir yerde yüklüyorlar, bilmem ne; bir istihbarat ağında bozukluk olduğu görülüyor. 

BÜLENT SEZGİN: "Van'daki patlamada beş asker şehit." demiştik. Şehidimiz yokmuş, beş asker yaralı.

ADNAN OKTAR: Mühim olan, geceli gündüzlü adamlar böyle eylem yapıyorlar ve buna çözüm bulunamıyor. Bunun için özel harekatçı sayısının artırılması ve halkın büyük bölümünün polisle birlikte hareket etmesi, polise yardımcı olması. Sivil insanlar da silahlandırılabilir. Seferberlik hali ilan edilebilir. Bu fevkaladeliğin görülmesi lazım.

Hanım kız kardeşlerimiz birbirinden efendi, birbirinden güzeller. Hepsinin ana özelliği çok nurlu, dindar, akıllı, temiz, afif olmaları ve son derece iffetli, namuslu, güvenilir olmaları. Bir tanesiyle ilgili bile tek bir kelime aleyhlerinde bir söz duydunuz mu dışarıda? Bir kelime, mesela "Bir kişiye şöyle baktı." gibi. Değil öyle gayri meşru bir tavır. Gayri meşru haram bir fiili bırak, "Falan feşmekana şöyle yan gözle, göz ucuyla baktı mı" diye tek bir ifade hiçbir yerde bulamazsınız. Ne ifadelerinde ne konuşmalarında namuslarına, iffetlerine müteallik olarak aleyhte en azılı düşmandan bile tek bir kelime çıkamıyor. Çünkü yok. Bu kadar namusuna düşkün, iffetli, aklı başında insan çok nadir olur; hanım çok nadir olur. Tebrik ediyoruz. MaşaAllah hepsi tertemizler.

Şeytandan Allah'a sığınırım, "Ellezi ceallekumun arda mehden ve cellallekum fiha subulen leallekum tehdedun" Ellezi ceallekumun arda mehden; Ki o yeri sizin için bir beşik -mehdi- kıldı; 2016 ebcedi. Ellezi ceallekumun arda mehden; 2016, çok manidar.

Devletin ideolojisi olması lazım. Türk İslam Birliği'dir bizim resmi gibi görünen, adı konmayan devletimizin bir ideolojisi vardır; Kızıl Elma yani Türk İslam Birliği ruhu. Bunu açık hale getirmek lazım, gençleri o yönde eğitmek lazım.

"Allah için sevdiğim bir tanem. İffet nedir, kadın ve erkeğin iffetli olması ne demektir? Detaylı anlatır mısın? Seni dinlemek ruhumuza şifa oluyor elhamdülillah. Rabb'im bizi dünyada da ahirette de senin yanından ayırmasın." Zülal Aydın. İffet nasıl bilinmez? Kadının gayrimeşru ilişkiye girmesine iffetsizlik denir, helale uygun yaşantısına da iffet denir. Helale harama dikkat etmeyen kişi iffetine dikkat etmiyordur. Bu kadar açık. Zülal, ismin güzelmiş Zülal.

Fethullah Gülen'i tek eleştiren Türkiye'de benim. 2011'lerde, 2012'lerde, 2013'lerde en şiddetli ve en güçlü yüzlerce kere eleştiren benim. Yine en feci şartlarda olan, en korkunç şartlarda olan bu durumu açıklayan, anlatan; yapılan zulmü telin etmediği için onu da yine şiddetle eleştiren yine benim. Benim eleştirdiğim noktalar bir tane-iki tane-üç tane değil. Ben Mehdiyet’e karşı çıktığı için eleştiriyorum, İsa Mesih (a.s)'in gelişini kabul etmediği için eleştiriyorum, Kuran'ın yeterliliğini kabul etmediği için eleştiriyorum, İslam'ın hakimiyetini dünya hakimiyetini kabul etmediği için eleştiriyorum, Rumi oldukları için eleştiriyorum, Darwinizm’e karşı lakayt oldukları için eleştiriyorum. Çünkü alenen yayınlar çıkıyordu gazetelerinde, dergilerinde. İngiliz derin devletine karşı tavır almadıkları için eleştiriyorum. Ama bu son büyük katliamda Fethullah Gülen'in tepkisi çok cılız ve lakayt oldu. Bu çok vahim bir harekettir, bunu da eleştiriyorum. Dolayısıyla yıllardan beri eleştiriyorum ben. Devlet ileri gelen kademesiyle; Cumhurbaşkanıyla, Başbakanıyla, Bakanlarıyla överken en şiddetli eleştiren hep ben oldum. Ve her hükümet döneminde övüldüğü halde ben eleştirdim.

"İngiliz derin devletine yönelik eleştirilerin var ama İsrail ve Amerika'ya hiçbir şey demiyorsun." diyor. İsrail, Amerika İngiliz derin devletinin kontrolündedir zaten. Ben ana başı hallediyorum. Yılanın başı çok önemlidir, kuyruğu değil. Sen kuyruğuyla oynamaya kalkıyorsun. Ben başıyla ilgileniyorum. Başını kopardın mı bitti. Biz başını eziyoruz, yılanın başını eziyoruz ilimle irfanla.

"Sözlerime nasıl başlasam bilemiyorum. Sana olan Allah aşkıyla olan sevgim gün geçtikçe daha çoğalıyor. Seninle sevmeyi öğrendim ben. Allah aşkını öğrendim. Sen benim Allah aşkıyla delice sevdiğim, ruhunu sevdiğimsin." diyor. Çorum'dan Mısra yazmış.

Tayyip Hocam, Metin Feyzioğlu'nu da külliyeye davet etti. Orada barıştılar. Tayyip Hocam durumu anladı, artık klasik siyaset olmayacağını gördü. Zaten AK Parti'den falan kimse bahsetmiyor şuan sadece "Vatan bir bütün" Bu kadar. Şuan Türkiye'ye saldırı var yani AK Parti'ye saldırı yok. 

“56 yıl önce 15 Temmuz’da devleti ele geçirmeye çalışan Fethullah Gülen, 21 yaşında Fethullah Gülen’in bu anlattıkları” kendi kaleminden anlattıkları mı yoksa başkası mı anlatıyor onu bir tespit edin. Başkası anlatıyorsa olmaz ama kendi kaleminden anlatıyorsa olur. Fakat en vahimi daha hala bu darbeyi yapan alçaklara cinayet işleyen alçaklara tek kelime etmedi. Ediyor da çok flu konuşuyor. “Ben darbeye karşıyım” işte “yapanlar kötü şeyler yapmışlardır.” Ya alçaklıktır bu müthiş bir zulümdür, bunları yapanlar zalimdir bunu söylesene. Daha yeni geçenlerde hafif dozunu artırarak bir şeyler söyledi. Böyle olmaz, hayır onu demesi onu kurtarmaz o ayrı mesele. Ama bu alçakların cesaretini kırar.

Buğra Kayabaşı, “Kitabım derken senin adına çıkacak ama başkalarının kurguladığı bir kitap mı olacak?“ diyor. Şimdi keşke öyle olsa da biz gezsek tozsak. Ben bu kitabı zaten burada anlatıyorum. Mesela münafıklıkla ilgili kitap anlattım, kitap benim dediklerimin aynısı olarak çıktı gördünüz. Buradaki sohbetlerde anlattıklarımın aynısı. Münafıklıkla ilgili yazdığım bu kitap ‘Münafığın Derin Karanlığı’. Mesela bu çok önemli dünya çapında bir eser. 1300 yıldan beri böyle bir eser yok. Münafıklığı bu kadar ince analiz eden kitap yok. Bu kitaba baktığında bunların tamamı benim burada anlattıklarım. İngiliz derin devletiyle ilgili fotoğraflarla belgelerle anlatıyorum ben burada. Kitapta da bunu göreceksin sen. Daha anlatmadıklarım var ayrı. Onları da anlatacağız. Ben kitabı zaten burada anlatmış bitirmiş oluyorum ama sen orada uyumuş oluyorsun o anda. Kitabı yazacak dediğin insan dediğin kişiler zaten ortada burada kardeşlerimiz. O zaman o çıkar anlatır öyle bir şey olsa kendisi anlatır. Bu da İngilizcesi kitabımın, münafıklara esaslı bir darbedir bu. Bütün dünya münafıklarına esaslı bir darbedir. Oradaki o tek göz de deccalın tek gözünü açıklıyor ve münafıklığın o karanlık dünyasını o gizliliği ifade etmiş oluyor. Daha önce arkadaşlara hakikaten öyle diyorlardı bu kitapları başkası mı yazıyordu filan. Hasan’a söylemişler demişler ki ya demişler “hoca kitapları kendi elinden çıkıyor ama kitapları siz yazıyorsunuz” demiş. Hasan demiş ki “Keşke öyle olsa. Hocamız bize rağmen kitapları yazıyor” demiş.

Atilla Güven Dostalista, “Biz bir hanımefendiyi gülümsetmek için dağları yerinden oynatıyoruz adam Barack Obama esprisiyle dünyayı götürüyor” demiş.

Milisle ilgili halkın da yakalama yapabilmesi için Aret Demirci diyor ki “Devlet o zaman ortadan kalkmaz mı?” diyor. Niye kalksın? Herkes devlete hizmet ediyor devlet daha da güçlenmiş olur. Mesela eskiden sırf asker vardı polis vardı.Şimdi Özel Harekat var, Çevik Kuvvet var, Özel Kuvvetler var. Var oğlu var. Ne oldu? Devlet daha güçlendi. Bir şey olmadı.

Çakır Bey 34, “ 33. derece Mason belgesi aldın mı?” Günaydın, bütün cümle alemin önünde ben 33. derece Masonluk diplomasını aldığımı gördünüz. Hem Avrupa’dan hem Amerika’dan aldım. “18. dereceden sonra kızıl kafir olarak niteleniyor.” 18 değil 19. dereceden sonra artık dinsiz olduğu iddia edilir yani felsefi Masonluğa geçilir. Felsefi Masonluk için de yorum olarak öyle düşünülüyor. 19 dereceden sonra dinsiz, ateist olurlar, 19.dereceden sonra din şartı geliyor, dindarlık şartı gelir. 19. dereceye kadar din şartı yoktur. 19 dereceden sonra Allah’a inanma derin inanç maddenin hakikati konularına gelir. 19. derecede maddenin olmadığı anlatılır. O karanlık odada anlatılan sır odur. Şahıs kendisinin madde olmadığını anlar Masonlukta bu sır verilir. Allah’tan başka varlık olmadığını anlar ve Allah’ın kulu olduğu Allah’ın onu yapayalnız yarattığı anlatılır ve bilinir. Ve o ona hissettirilir anlaşılır bir üslupla ona tevdi edilir bu konu. 32. dereceden itibaren de Mehdilik anlatılır. Dünya hakimiyeti, Mehdilik ve dünyada tek din olacağı. Mehdi’nin hepsinin yardımcısı olduğu anlatılır yani Moşiyah’ın, konu bu anlatılanlar budur.

“Musevi olduğun doğru mu? Musevi kökenli?” Evet doğru. Hz. Yakup (a.s) soyundan Hz. İsrail (a.s) soyundan geliyorum yani o kökenden geliyorum ama dinim İslam tabii.

“Sayın Adnan Oktar her şeyi önceden tahmin ediyorsunuz peki Gülen’in böyle lanet bir hareket olduğunu hiç mi anlamadınız? Saygılar” Zafer Şahin, Diyarbakır. Fethullah Gülen’i Türkiye’de tek eleştiren benim yıllardan beri. 2009’da da ben eleştiriyordum 2010’da da 2011’de de en kapsamlı bir şekilde. Bak tekrar söyleyeyim de anla. Bir; Mehdiyet’te karşısınız diyordum, iki; İsa Mesih’in inişine karşısınız, üç; İslam anlayışınız bozuk diyordum. İslam’ın dünyaya hakimiyetini savunmanız lazım diyordum. Dört; Bediüzzaman’dan bahsediyorsunuz fakat adını dahi ağzınıza almak istemiyorsunuz, millete halka tepeden bakıyorsunuz, gurur kibir yapıyorsunuz bu uğursuzluk getirir bela getirir Allah belanızı verir dedim ta 2009’larda 2010’larda. Yüz kere demişimdir bir tek ben söylüyordum, sadece ben.

“Sayın Adnan Oktar Almanya’nın Türkiye’ye olan çirkin tavrını nasıl karşılıyorsunuz?” Orhan Akmanlar Berlin’den. Tabii ki yanlış yoldalar anlatmak lazım.

“Hocam dünyadaki kadın hakları konusunda ne düşünüyorsunuz?” Hakan Figen. Kadın hakları bütün dünyada berbat korkunç. Hemen hemen her yerde. Her yerde eziliyorlar, parlamentoda çok az sayıdalar, devlet kademelerinde çok az sayıdalar, sokakta eziliyorlar, kıyafetlerine karışıyorlar, yemesine içmesine, hayatına karışıyorlar. Bir tek Mehdi devrinde kadınlar cennette gibi yaşayacaklar. Hem sosyal yönden çok güçlü olacaklar, hukuki yönden çok güçlü olacaklar, korunmaları mükemmel olacak, saygı ve hürmet görecekler. Baş tacı edecekler ama Mehdiyet devrinde bu.

“Adnan Hocam Cumhurbaşkanı danışmanı Kürtlere özerklik verilsin düşüncesini nasıl değerlendiriyorsunuz?” Zeynep Soylu. Boş, asla olmayacak bir şey. Rüyasında görse inanmasın.

Mesela ben 14 Haziran 2012’de Fethullah Gülen topluluğuna şöyle bir konuşma yapmıştım. Bandı bende mevcut, yayınlayabilirim. “Türkçe işin bahanesi. Bütün dünya Türkçe bilse ne fark eder. Din, iman olmadıktan sonra Türkçeyi öğrenmiş olmalarından bir şey çıkmaz. Yani sırf lisan bilmekle bir şey olmaz. İnanç, ideoloji olmadıktan sonra bir anlamı yok” diyorum. Bunu kimse söyleyemiyordu o dönemde. Sadece ben söylüyordum.

Turan Yıltura, “Sen Darwinizm’i din olarak nitelendiriyorsun. Darwinizm teoridir, din değil.” Sen şimdi genele bir bak. Dünyaya bak. Deccaliyetin dini olduğunu göreceksin. Teori olarak öğretilmiyor dünyada. Din olarak öğretiliyor. İlkokul, ortaokul, lise, üniversite öğrencilerine deniyor ki, size bir inanç vereceğiz. Bu inanç doğru diyor. Bilimsel bir inanç. Bu inanca göre Allah yok diyor haşa. Peygamber de yok, din de yok. Melekler de yok. Cennet, cehennem de yok. Dinin anlattığı hiçbir şey yok diyor. Buna iman edin diyor. İlkokul, ortaokul, lise ve üniversitede. Onlar da diyor ki amenna ve saddakna iman ettik diyor. İman ettiniz mi diyor. İman ettik diyorlar. Eğer buna iman etmezsen sen, görev alamıyorsun bir yerde. İngiltere’de, Avrupa’da, hiçbir yerde görev alamazsın. Hiçbir devlet görevi sana tevdi edilmez. Sen önce bu dine inandığını söyleyeceksin. Hiçbir devlet başkanı ben Darwinizm’e karşıyım diyemiyor. Bu yüce din olarak gördükleri için. Hiçbir hükümet biz Darwinizm’e karşıyız, Darwinizm kaldırılsın diyemiyor. Kayıtsız, şartsız tabu olarak, kesin bir inanç olarak dünyaya dayatılıyor. Ve dünyanın her yerinde okullarda milyonlarca öğrenciye milyonlarca kitapla milyonlarca öğretmen tarafından öğretiliyor bu sapkın inanç.

Abdülhamit Karaca, “Hocam insanları Mehdiyet’e daha fazla çağırmak için neler yapılabilir? Rumiliği ön planda tutan zihniyete karşı neler yapılabilir?” Şimdi sen sadece İslam’ı tebliğ et. Kitapları insanlara hediye et, dağıt yahut internetten tavsiye et, konuş. İslam’ı Allah hâkim ediyor sen çok rahat ol. Mesela bak Fethullah Gülen hareketini de Allah Mehdi (as)’nin emrine verdi. Mevcut hükümet de Mehdiyet’in emrinde şu an. Bakın hiç ummazsınız Rus devleti de şu an Mehdiyet’in emrinde. Rus devleti. Mehdiyet’in emrinde. İran devleti Mehdiyet’in emrinde, onlar zaten anayasal olarak bunu söylüyorlar. Pakistan Mehdiyet’in emrinde. İsrail Mehdiyet’in emrinde. Masonluk Mehdiyet’in emrinde. Adım adım adım ilerliyor.

“Hocam cennet sonsuz mu, sınırlı mı? ‘Ebediyet Allah’a mahsus’ diyorlar. Kafam karıştı.” Cennet tabii ki sonsuz. Niye sonsuz Allah’a mahsus diyor. Tamam. Şimdi ne diyor Cenab-ı Allah? “Ben insana ruhumdan üfürdüm” Allah’ın ruhu. E sen diyorsun ki Allah’ın ruhu sonludur diyorsun. Allah’ın ruhu sonlu olmaz, sonsuz olur. Allah’ın ruhu. Sen sonlu diyorsan zaten dinden çıkarsın. Allah’ın ruhu sonsuzdur. Cennette de insan sonsuz kalacaktır.

SEMİH MERİÇ: “Onlar orada süresiz kalacaklardır” diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii ki.

“Hocam hükümetin çalışmalarını takdir ediyor musun?” Erdal Yalçın. Kardeşim hükümette görev yapmak o kadar zor ki. Dünyanın en zor işini yapıyorlar, en zor. Mümin tertemiz insanlar. Mazlum, kendi halinde. Ve hayatını tehlikeye koyuyor bu insanlar. Mesela o alçaklar başarılı olsa ikisini de, hepsini asardılar. Cayır cayır. Delik deşik ederlerdi. Kurşuna dizerlerdi. Keyfi yok bu işin. Eğlencesi yok, gecesi yok, gündüzü yok. Izdırap, acıdan başka bir şeyi yoktur. Çile vardır. Sadece imanın zevkiyle yapılır bu hizmet. Başka bir şeyle yapılmaz. Allah rızası için yapılır. Yoksa böyle çileli bir işe kimse girmez.

“Hocam şeytanın hipnoz yapma gibi bir kabiliyeti var mı? Deccal insanı nasıl büyüleyecek?” Derya Duran. İşte görüyorsunuz. Hipnoz hali oluyor. Türkiye’de de hipnoz uyguluyor Deccal. Bak bir genel savaş hali var. Adam evlenmekten bahsediyor. Düğün pastasından bahsediyor. Maç sohbeti yapıyor. Adamın umurunda dahi değil. Kapısına dayanıyorlar yine umurunda değil. Bitişiğinde bomba patlıyor yine umurunda değil. Yani derin bir uyku hali var. Hipnozdalar, birçok insan. Hepsi değil ama birçoğu.

Mehdi (a.s) geldiğinde siyasete karışmaz. Kimseye de karışmaz. Sevgi insanıdır o. Cumhurbaşkanı Cumhurbaşkanlığı’nda kalır. Başbakan Başbakanlık’ta kalır. Hükümet, hükümet görevini yapar. Siyasetle ilgili hiçbir şeye müdahale etmez. Sevgi, merhamet, dostluk, kardeşlik, İslam âleminin birleşmesi, sanat, estetik, güzellik. İyi olan, güzel olan ne varsa o. Onları tavsiye eder ve yönlendirir Mehdi (as). Manevi bir liderdir.

“Münafık haşa kendini Allah’tan daha üstün mü görüyor? Acizliğini gördüğü halde büyüklük hissine neden kapılıyor?” Cihan Yenice. İşte Allah öyle yaratıyor. Öyle bir şeytani eğilim insanın ruhunda var. İşte o filmlerle falan onu destekleyip, Deccal sezdirmeden insanları o çizgiye çekmeye çalışıyor. Ama o filmi yapanlar da onun farkına varmıyor birçoğu.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü