Harun Yahya

Sohbetler (20 Ağustos 2016; 19:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz, inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Ağrı’da PKK ile güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmada 3 askerimiz yaralandı. Ayrıca iki gün önce Van’da 3 kişinin şehit olduğu ve 73 kişinin yaralandığı saldırıda polis memuru Muhammed Acar da yaralanmıştı. Sayın Efkan Ala kendisini hastanede ziyaret etmişti. Ancak o ziyaretten birkaç saat sonra polisimiz şehit oldu. Fotoğrafını gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Hay benim aslanım hay, hay benim aslanım hay, hay benim nurlum hay. Şehadetini tebrik diyorum. Sana imrendik. Bizi de çağırırsan, Allah seni vesile etsin, bu büyük şerefe biz de nail olmak isteriz. Allah annene babana uzun ömür versin. Seni de tekrar tekrar tebrik ediyoruz. Melek hükmünde, şu an günahsız oluyorlar, elhamdülillah.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İçişleri Bakanı Efkan Ala, asker gibi polise de ağır silahlar alıp aradaki güç dengesini sağlayacaklarını açıkladı. “Genelkurmay’ın operasyonel yetkileri elbette ki duruyor. Ama güçlerin barış döneminde sivil otoriteye, kendi insanımıza tehdit oluşturmayacak durumda kurgulanması lazım” dedi. Hangi ağır silahların alınmasını düşündüklerine dair soruya ilişkin Efkan Ala şunları söyledi: “Bunları burada teker teker açıklamayalım ama hem terörle mücadelede hem de bu tür işlerde milletin parasıyla alınmış F16’ları kaldırdılar, milleti bombaladılar. O zaman bile MİT’in elindeki birkaç füze işe yaradı. Külliye’de onlara bombalarken atıldı ve biz etkisini gördük onun” dedi.

ADNAN OKTAR: Efkan Baba’ya saygımız büyük, kabadayılığını takdir ediyoruz, samimiyeti güzel, cesareti güzel. Ama çok büyük bir zaaf ve eksiklik olmuş. Allah affetsin yani artık söylenecek söz yok. Büyük Millet Meclisi nasıl hava savunma sistemiyle korunmaz? Milli İstihbarat Teşkilatı’na sinek yaklaşsa havada yakalanması lazım. Emniyet Genel Müdürlüğü, bu tip TRT şu bu falan her yerin stratejik noktaların, yani darbe açısından stratejik noktaların alınmasının imkansız hale getirilmesi lazım bak, alınmasının imkansız hale getirilmesi lazım. Elini kolunu sallayarak adam TRT’ye giriyor. Eli cebinde girer istediği gibi, hiçbir sorunla karşılaşmıyor. Meclisin üstüne istediği gibi bomba atabiliyor. Ankara’ya yaklaşamaması lazım uçağın, Ankara semalarına girememesi lazım, değil meclis. İstanbul’a gelememesi lazım. Yani yabancı bir gök cismi, izinli olmayan bir gök cismini hiçbir şekilde İstanbul semalarında olmaması lazım. İsrail’de olsa anında indirirler anında. Yani inmeye mecbur ederler, evet. İnsanın dili varmıyor ama akıl almaz bir savunma zaafı bütün açıklığıyla göründü. Darbeye karşı hiçbir önlem yok. Adamlar bir avuç adam istediği gibi darbe yapabiliyor ve gelenek haline gelmiş. 60 darbesinde de bir avuç subay. Bak 100 bin kişiye bir kişi düşüyor, bir kişi darbeyle 100 kişiyi kontrol altına alıyor. İki stat dolusu adamı bir kişi kontrolü altına alıyor. Böyle iş olur mu? Çeşit çeşit önlem olur, yüzlerce çeşit önlem alınır bir tane iki tane değil. Milleti darbe korkusuyla yıllarca yaşattılar 60’tan sonra yıllarca. Sonra kanunu değiştirdiler dedik tamam. Halbuki kanunun değişmesinin hiçbir etkisi olmadığını gördük. Sıfır etkisi var. Halen de darbe tehlikesi yine var. Yine önlem almada yavaş yavaş hareket ediyorlar. Beklenecek durum var mı? Ağır silahlarla donatılsın diye bir ay oldu ben söyleyeli, daha hala olacak. Bu zor bir şey değil ki. Ağır silahı alıp polise vermek bu kadar mı zor? Neyi bekliyoruz?

BEYZA BAYRAKTAR: “Tankları şehir dışına alsınlar” demiştiniz. Bugün haber vardı tanklar şehir dışına alınacak diye.

ADNAN OKTAR: Tabii. “Askeri tesisler şehir dışına alınsın” dedik defalarca söyledim. Yavaş yavaş yavaş hareket ediyorlar. Yavaş hareket edecek bir şey yok ki darbe ortamı var, Türkiye’ye saldırı ortamı var. Saniyeler dakikalar önemli. Eski sitilde biz gidemeyiz, bu kadar ferah olamayız. Saniyeler dakikalar önemli. Biz ayları haftaları kullanamayız, geçti o vakit.

Bir sevgi etiketi yapalım. Ne diyelim? “Sevgi ve birlik ruhuyla” diyelim, evet.

Sokakta insanlar vardı, niye vardı? Darbe tehlikesine karşı vardı. Günlerce millet sokakta nöbet tuttu. Ağır silahların verilmesini saat hesabıyla yapmaları lazım, dakika saat hesabıyla. Özel harekatçı 10 bin, niye 10 bin olsun? 30 bin olsun bol bol yetsin, millet de huzur içinde yaşasın. İşgal tehlikesine karşı da özel harekat muazzam bir güç. Asker Konya’dan, Turhal’dan Ankara’dan geliyor, gariban benim aslanlarım kınalı kuzular. Daha çocuklar. Üç ay eğitim alıyor, köyünden geliyor silahı o nasıl bilsin ne bilsin el bombasını şunu bunu falan? Yat-kalk falan birkaç bir şey öğretiyorlar, çocuklar direkt cepheye. Dolayısıyla PKK onları rahatça vuruyor. Çocuk ayağa kalkıyor nişanlıyor falan şak alının ortasından vuruyorlar. Adamlar nişancılık eğitimi almışlar. Dolayısıyla özel harekat en sağlam sistem. Bayağı babayiğit aslanlarımız var hepsini alalım. Hepsine de iş çıkmış olur, efendim, Türkiye’nin de güvencesi olurlar. Asker tamam olsun da eğitimi çok önemli. Profesyonel asker olması gerekiyor. Eğitiliyor çocuk tam ustalaşıyor, “hadi seni gönderelim memleketine” diyorlar. Yine acemiler geliyor, tam ustalaşıyor yine memleketine gidiyor. Usta askerle karşılaşmıyor PKK. Özel harekatı gördü mü kanı-iliği çekiliyor PKK’lıların. Üç tane bile olsa özel harekatçı kaçacak delik arıyorlar. Ama asker 20-30-40-50 asker bile olsa adamların umurunda bile olmuyor. Çünkü tecrübesinin az olduğunu biliyorlar. Böyle olmaz. Mesela havaalanlarına füze savunma sistemi, meclis, hatta CNN, Hürriyet. Çünkü adamlar nerelere hassas olduklarını gösterdiler. Onların darbe gecesi gittikleri her yere çok güçlü savunma sistemi ve özel harekatçılar bulunduralım, nöbetleşe beklesinler. Bir de halk darbeciyle karşılaştığında ne yapacak bilmiyor. 60 darbesinde kuzu kuzu halk evinde oturdu bir karşılık vermedi. Halbuki bak söylüyorum 100 bin kişiye bir kişi düşüyordu. Halk sokağa çıksa hiçbir şey yapmasa zaten biter. Hiçbir şey yapmasınlar bütün halk sokağa çıksa, “ne oluyor?” falan deseler darbe bitti. Halkın sokağa çıkması çok hayati bir konu, darbe diye bir şey olmaz. Çünkü darbe, adamlar evdeyse, insanlar evdeyse olur. Evden dışarıda sokaktaysa adam darbe olmaz. Darbenin panzehiridir sokak. Sokağa çıktı mı bitti. Ama sokağa çıkan halkın da arasında özel elemanlar olması lazım. Yani devlet, devleti koruyacak özel elemanlarını bugünler için şu andan itibaren hazırlasın. Bunlara gizlice silah verilsin, gizlice cephane verilsin, isimleri de gizli olsun. Bir darbe olduğunu hissettiklerinde bunlar hem halka öncü olsunlar hem de gereğini yapsınlar. Bu da olur, memur devletin memuru, sivil savunma memuru veyahut neyse artık ona bir kanuni hukuki isim verilsin.

Milis eskiden beri tabii ürkütücü biliniyor basında falan o kelime. İşte; Lübnan’da milisler, Irak’ta milisler, Çin’de milis güçleri deyince milis hep dehşet saçan, felaket saçan olarak biliniyor genelinde bazı yerlerde. O yüzden o kelimeyi kullanmayalım ondan vazgeçelim. Gerçi bizde milis demek efe demektir. Kabadayı demektir. Kuvayı Milliye mesela milis gücüydü onlar. Kuvayı Milliye bile desek ondan bile şu an tedirgin olabilirler bazı kişiler. Onun için özel devletin sivil savunma memurları olsun bir durum veçhinde ortaya çıkacak.

Mesela gece Çamlıca’daki antenleri vurmayı istediler. İletişimi kesmek çok önemli oluyor darbede. Şimdi darbenin iki şeye ihtiyacı vardır; bir, halkın evden çıkmamasına, iki, iletişimin kesilmesine. Çünkü iletişim kesilince darbe dursa bile halk bunu haber alamaz. Dolayısıyla darbecilerde müthiş bir avantaj oluşmuş oluyor, yani tehlikeli bir avantaj. Devlet buna tedbir alsın. Bir kere ilk vuracakları yer telefon. Telefon haberleşmesini ortadan kaldıracaklardır. İnternet, telefon ve televizyon. Ben burada gece darbenin başarısız olduğunu ilan ettim, adamların bütün karizma gitti. Çünkü o gece izleme normal izlemenin yirmi katı falandı. Akıl almaz bir izleme vardı. Ben bunu da anlayamadım bu da şaşırtıcı. Niye böyle bir teveccüh oldu? Demek ki millet güveniyor Allah’a şükür elhamdülillah. Demek ki bir kurtuluş ve güzellik yolu olarak görüyorlar, bir hayır görüyorlar. Çünkü böyle yirmi misli izleme normal bir şey değil. Hiç kimseden çıt yoktu. Başbakan yok, cumhurbaşkanı yok, bakanlar yok, hiç kimse yok, kuvvet komutanları yok. “Darbe başarısız” dedim “suni bir darbe” dedim. “Küçük bir grubun başarısız girişimiydi bitti darbe” dedim. Darbecilerin bütün morali gitti, şevki gitti bundan sonra artık darbenin anlamı yok. Çünkü darbenin gücü propagandasından gelir. Yani işte “genelkurmay gitti” diyorsun “meclis bombalandı, her yeri aldılar, dışarı çıkılmıyor, haberleşme kesildi” bitti, bu anlama gelir. Ama sen haberleşmeye devam ediyorsun. Uyduyu onlar akıl edemedi. TRT’ye de geç gittiler. Ama ilk başta TRT’ye gitmiş olsalardı en başta ve televizyon kanallarına gitselerdi, iletişimi kesmiş olsalar o zaman tabii, TRT’yi ele geçirip, tek kanal orayı bırakıp “idareyi ele aldık” deseler halk ne yapacağını bilmediği için konu biterdi. Fakat en vahimi de Tayyip Hoca’yı Allah esirgesin linç etmeyi düşündüler benim gördüğüm. Yani onu şehit edip onun şehadetini ilan edeceklerdi kameralardan. Muhtemelen helikopterle TRT’ye götüreceklerdi, o şekilde halkı teslim alacaklardı.

“Hocam, kelime kelime çevirili Kuran kitabını ne zaman çıkaracaksınız? Büyük bir heyecanla bekliyoruz.” Basri Günaydın. O önemli ama onu Arapça uzmanı olan kişilerle hazırlıyoruz. Çok titiz çalışma yapılması gerekiyor konu Kuran çünkü. Ama genel olarak bitirdik, yani ana hatlarla bitti.

Münafık ayetleriyle kafir ayetleri, küfürle ilgili ayetler münafıklar açısından ilavedir. Yani münafıklara ilavedir o ayetler. Çünkü küfrün bütün özelliklerini gösterdikleri için ilavedir. Ama küfre münafık ayetlerini ilave edemeyiz tam anlamıyla. Çünkü küfür cehri-açık, yani mantığı olmaz. Ama küfrün özelliklerini münafığa eklemek mümkün. Çünkü onda küfür alametleri olduğunu Kuran belirtiyor. Kuran’da onların küfür içinde oldukları belirtiliyor. Dolayısıyla küfre ait bütün alametler onlar için geçerlidir.

Şimdi özetle milletin haberleşmesini durdurma ihtimalleri olduğu için dış ülkelerden yardım etme ihtimalini de düşünmek lazım. Mesela denizden roketle TRT’yi vurabilirler, antenlerini yahut diğer başka kanalları uydu kanallarını. Bak denizden ta Akdeniz’den roketle vurabilirler. Adamlar nihai saldırı yapmadılar. Çok dikkatli bir politika izliyorlar. Yani günde mesela 5 asker şehit ederek, 4 asker şehit ederek galeyanı da durdurmuş oluyorlar. Mesela 100-150’yi de elde edecek güçteler gibi görünüyor günde. Çünkü insanlar işinde gücünde ticaret yapmak isteyen ticaretini yapıyor. Evlenmek isteyen evleniyor. Evlenen daha iyi koca bulmak için uğraşıyor. İşi olan daha iyi iş bulmak peşinde. Kimi çekinin peşinde, kimi senedinin peşinde. Yani vatan müdafaası Türkiye’nin bütünlüğü falan çok fazla sayıda insanın pek umurunda değil. Belirli sayıda insanın umurunda. Dolayısıyla onları hareketlendirmek istemiyor PKK, yani büyük bir galeyan meydana gelsin istemiyor. İntizamlı olarak askerleri şehit etmeye devam ediyorlar. Mesela bir bombalama yapıyor günde yahut en fazla iki halbuki isteseler 10-20 yerde birden yapabilirler bombalama. Ama bu seferberlik ve galeyan hali oluşacağı için bunu yapmıyorlar. Örgütün neye ihtiyacı var? Her gün morale ihtiyacı var. Moral nasıl oluyor? Asker şehit etmekle oluyor, bombalamakla oluyor. Yani örgüt hareketli, canlı ve güçlü, bu imajı vermek ihtiyacındalar. O arada da adam sayısını artırıyorlar. İnsanlar düğün hazırlığı yaparken onlar savaş hazırlığı yapıyor. O adam çek-senet peşinde koşarken o Marksist-Leninist propagandayı devam ettiriyor. O çocuğuna Avrupa’da eğitim için uğraşırken o dağlara çocuğunu asker olarak gönderiyor. Yani sahte asker olarak eğitmek için gönderiyor. Bir ters sistem kuruldu. O ters sistemden PKK memnun. Bir anda başka bir şey, bir anda başka bir şey. Şimdi burada milyonlarca insan var ama atıl hale getirmişler onları. Orda az adam var ama onları da aktif hale getirmişler. Aktif olan az olana o zaman galip oluyor. Ve baş edemiyorlar PKK ile şu an. Halbuki bir günlük işi var PKK’nın tek bir günlük. Hallaç pamuğu gibi attırılır istense, yani dana gibi böğürttürülür böyle. Tek tek inlerinden çıkarılır. Bir şekilde bu olmuyor tam dengede tutuyorlar. Bu dengeyi bozacak olan Mehdiyet’tir. Yani vurdumduymaz insanları vurdumduymazlıktan çıkaracak güç de yine Mehdiyet’tir. Şimdi adamlar çocuklarını akın akın Avrupa’da, İngiltere’de eğitime gönderirken onlar da akın akın dağa askeri eğitime, gerilla eğitime komünist, Stalinist katilleri yetiştirmek üzere sevk ediyorlar. Adam çeyiz için para ayırırken o bomba için para ayırıyor. O çeyiz düzerken o bomba düzüyor. Yani ters orantı meydana geldi. Orada müthiş bir politik şuur varken burada politik şuur neredeyse sıfır birçok insanda. Yiğitlerimizin, kabadayılarımızın sayısı çok fazla ama umursuzların sayı da çok fazla. Umursuzlar umurlu hale gelse konu bitecek.

İngilizler 2. Dünya Savaşı’nda filleri kullanıyorlar fil, Ebrehe’nin ordusu gibi, Müslümanlara karşı. Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla.  Şeytandan Allah’a sığınırım: “Rabbinin fil sahiplerine neler yaptığını görmedin mi?” [Fil Suresi, 1] “Onların 'tasarladıkları planlarını' boşa çıkarmadı mı?” [Fil Suresi, 2] Fil sahipleri şu an işte İngiliz derin devletinin sembolü olan fil. Bak “Rabbinin fil sahiplerine neler yaptığını görmedin mi?” İngiliz derin devletinin sembollerindendir fil. Geniş çaplı Müslümanlara karşı fil kullanıldı 2. Dünya Savaşı’nda. Hatta Laos ve Siyam’da hakimiyeti olduğu için İngilizlerin orada bayraklarına fil sembolü koydular yani İngiliz derin devletinin damgası olarak. “Rabbinin fil sahiplerine neler yaptığını görmedin mi? Onların 'tasarladıkları planlarını' boşa çıkarmadı mı?” Yani İngiliz derin devletinin planlarını boşa çıkarmadı mı? “Onların üzerine ebabil (sürü sürü) kuşlarını gönderdi.” [Fil Suresi, 3] Ebabil; şu an melekler ve cinler olarak düşünebiliriz. “Onlara 'pişirilip-sertleştirilmiş balçık taşları' atıyorlardı;” [Fil Suresi, 4] “Sonunda onları, yenik ekin yaprağı gibi kıldı.” [Fil Suresi, 5] Yani ekin yaprağı gibi kuruyup gittiler yok oldular.

2. Dünya Harbi’nde İngilizlerin kullandığı fil resimlerini göreyim.

BÜLENT SEZGİN: Bu dediğiniz gibi Laos bayrağı. Bu da Siyam bayrağı.

ADNAN OKTAR: O piramit falan hepsinin özel anlamları var çok katlı piramidin.

İngiliz derin devleti bu sembolleri geniş çapta kullanır. Mesnevi’de de geçer fil, fil sembolü anlatılır. Filin karanlıkta hareket ettiği ama insanların fili fark edemediği. Bir ahıra getiriyorlar fili, filin kulağına biri dokunuyor, biri bacağına dokunuyor ama hiçbiri anlayamıyorlar fili. Biri diyor ki “masa” biri diyor ki işte başka bir şey, biri başka bir şey ama halk anlayamıyor fili. Yani nasıl İngiliz derin devletini anlayamıyorlar, değil mi? İçeri girdiği halde, küçük küçük parçalarını gördükleri için fark edemiyorlar. Orada temsillerle anlatmış. Ama anlayanın anlayacağı şekilde. Ama İngiliz derin devleti bu tarza bunu yorumluyor. “Biz fil gibiyiz ama fark edemezsiniz bizi. Ayrı ayrı yerlerde olduğumuz halde kimi masa zanneder, kimi sandalye zanneder, kimi bilmem başka şey zanneder ama bizi göremezsiniz.” Bu mantığı işliyorlar.

Akrep de İngiliz derin devletinin sembollerindendir. Akrep, köstebek, yılan İngiliz derin devletinin sembollerindendir yılan. Kirpi, İngiliz derin devletinin sembollerindendir.

Mesnevi’de köstebek bir sembol olarak kullanılıyor. İngiliz derin devletinin de bir sembolüdür. İstihbaratçıların kullandığı bir semboldür. Zaten casuslara köstebek diyorlar kendi aralarında İngiliz derin devlet mensupları.

Bak diyor ki Mesnevi’de, Mevlana’nın gözü olduğu iddia ediliyor: “Köstebek güçsüz pekala yaşayabilir” diyor Mesnevi’de. Şimdi “zaten ancak köstebek hırsızlık etmek için topraktan çıkar, başka bir şey için değil. Münafık hırsız oluyor ya bak ona dikkat çekiyor. “Ancak hırsızlık yapmak için topraktan çıkar” yani gizlendiği yerden çıkar. Münafık da kaçtığında hırsızlık yaparak kaçıyor zaten çok manidar. “Köstebek gözü olmadan da pekala yaşayabilir.” Münafığın da gözü yoktur kördür gözü. Yani maneviyatı göremez. Deccal da o yüzden gözü kördür denir. “Köstebek gözsüz de gözü olmadan da pekala yaşayabilir. Zaten ölüdür münafığın bakışları. Dalar gider böyle bakar, şeytanla bağlantıya geçtiğinde şuursuz ve korkunçtur bakışları.

Özel harekatla ilgili yıllardan beri söylerim, bak “Zor bir durumda kalırsanız özel harekat faydalı olur” dedim. “Özel harekata çok büyük ihtiyaç var” dedim. “PKK ile mücadele çok önemli” dedim. Eskiden anlattığım özel harekatla ilgili film var mı? Varsa göreyim bir tane yayınlayın.

VTR: Sayın Adnan Oktar özel harekatçıların sayılarının ve yeni okulların açılmasını söyledi

İngiliz derin devletinin sembollerini, şifreleşme metotlarını, kendi aralarında haberleşme yöntemlerini günbegün ara ara anlatacağım. Onların kendi aralarında özel dilleri var. Onları Facebook’ta orada burada da görebilirsiniz. İnternetteki yazışmalarında, kendi aralarındaki konuşmalarında falan da görülür. Mesela masonlar da kendi aralarında tanışırlarken özel tanışma metotları vardır. Tapınak şövalyelerinin de öyledir. İngiliz derin devletinin çok daha karmaşık ve incedir. Kendi casuslarıyla, kendi elemanlarıyla kendi aralarında anlaşma dilleri vardır. Halk onu genellikle anlayamaz. Masum bir dil zannedersin, makul bir konuşma zannedersin halbuki kendi aralarında onlar işaretleşiyordur. Onları anlatacağım.

Sevgide hastanelik olan, münafıklarda olur o. Onun için bir dert yok, münafıklarda olur. Münafığa çok ağır gelir o çok büyük ızdırap çeker, kavrulur yanar münafık.

“Adnan Oktar, ‘Millet düğün ve ticaret hazırlığındayken PKK savaş hazırlığında.’ Bu tek cümle son 40 yılı net açıklıyor” diyor. Millet derken tabii milletin bir kısmı yoksa bizim yiğitlerimiz aslanlarımız çok fazla.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Efkan Ala yeni bir açıklama yaptı ve 17-25 Aralık döneminde 81 il emniyet müdüründen 74’ünün cemaatten olduğunu söyledi.

ADNAN OKTAR: Devlet. Hepimize geçmiş olsun o zaman. Ee ne oldu şimdi düzeltmişler mi?

KARTAL GÖKTAN: “Ayrıca daire başkanlığının da tamamı bunlardandı onları da aldık” dedi Efkan Ala.

ADNAN OKTAR: Efkan Baba sen tarihe geçen bir efesin. Helal olsun sana. Hakikaten yani gerçek kabadayıdır. Bu asırda diyorlarsa kabadayı var mı diye, en başta gelenlerden biri de Efkan Baba’dır. Ha ben neden dolayı takdir ediyorum; bunlar değil, en başta Tayyip Hoca’ya saldırı yapıldığında bir kabadayılık yapmıştı onu çok takdir etmiştim. Ama bunlar da güzel. Efkan Baba’ya güveniyoruz.

Ben bazı televizyon kanallarına bakıyorum, bir kadın için kaşar kelimesi kullanılmaz ama o kadar acı ki. Ne kadar korkunç bir şey bir kadının kaşarlaşması. Mahvolmuş oluyor, yazık-günah değil mi niye kendini o hale getiriyorsun? Allah’ın nuruna sığınsana, Allah’a sığınsana, değil mi? Allah’ın nurunu iste Allah’tan. Niye o hale getiriyorsun kendini? Ne geçiyor eline kaşarlaşınca? İffet nuru, temizlik nuru, asalet nuru üzerinizde ışık gibi parlıyor. Bakar bakmaz görülüyor. Bak aleyhinizde, mesela birçok kadın hakkında laf çıkar söz çıkar, ama bak sizlerle ilgili tek bir kelime iffetinize yönelik, ispat eder mahiyette hiçbir şey çıkmadı. Tek bir kişiye bakışınızı dahi kimse söyleyemez. Mesela “bana şöyle baktı” dahi diyemez. Değil ki harama girmek. Bu sizin iffetinizin güzelliğini, afifliğinizin, nezihliğinizin, tertemiz olmanızın güzel bir tereşşühü, yansıması.

DAMLA PAMİR: Sizin yüzünüzdeki nur ve asalet çok dikkat çekici, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

Twitter’da diyorlar ki, 81 ilin emniyet müdüründen 74’ü FETÖ’cü çıktı deyince Twitter’da; “O geri kalan yedi kişi nasıl sızmış emniyete?” diyorlarmış.

Bak Mümtehine Suresi, 9. İngiliz derin devletinin ahlaksızlığını Kuran nasıl açıklıyor, bak Cenab-ı Allah? “…Sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkaranları” 1. Dünya Harbi’ni düşünün, İngiliz işgalini düşünün. Ve İngilizlerin Türkleri Anadolu’dan sürüp, Orta Asya’ya gönderme politikasını düşünün. Ve onla ilgili yüzlerce konuşmalarını düşünün ve eylemlerini düşünün. Şimdi ayeti de o gözle okuyoruz, dinliyoruz. “…sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkaranları ve sürülüp-çıkarılmanız için arka çıkanları” Kim arka çıkan? İngiliz derin devleti. “…dost edinmenizden sakındırır.” (Mümtehine Suresi, 9) diyor Allah. Onları dost edinmeyin. İngiliz derin devletini biz dost edinemeyiz. Kuran’ın hükmüne göre haram olur. Ve onlarla bağlantılı olanları da dost edinemeyiz.

Münafıklarla ilgili bir yazı okuyalım kitaptan.

KARTAL GÖKTAN: Münafık İslam'a Hizmet Konusunda Çok Tembeldir. Önceki bölümlerde de anlatıldığı gibi, münafığın Müslümanlar arasında bulunma sebebi Allah'a olan inancı ya da Kuran ahlakını yaşama isteği değildir. Münafık hem Müslümanların sahip oldukları nimetlerden yararlanmak hem de Müslümanlar hakkında istihbarat toplayıp inkar edenlere güç kazandırmak ister. Dolayısıyla da Müslümanlarla idealleri ve hedefleri tamamen farklıdır.

BÜLENT SEZGİN: Müslümanlar Allah'ın rızasını ve sevgisini kazanmak için yaşarlar. Bunun için de sabahtan akşama kadar her anlarında Allah'ın en beğeneceği ahlakı göstermeye; hep doğrudan, iyiden ve güzel olandan yana seçimler yapmaya gayret ederler. Her konuda vicdanlarını en fazlasıyla kullanırlar. Rahatlarından, nefislerinden, menfaatlerinden yana değil, vicdanen yapılması gerekli olandan yana kararlar alırlar. Allah Müslümanların bu çalışkan ahlakını Kuran'da şeytandan Allah’a sığınırım; "Onlar, 'tümüyle boş' şeylerden yüz çevirenlerdir." (Müminun Suresi, 3) sözleriyle haber vermiştir.

KARTAL GÖKTAN: Münafıklar ise sadece kendilerini mutlu etmek, çıkarlarını en iyi şekilde korumak için yaşarlar. Dolayısıyla sadece, kendileri için gerekli olduğunda çaba harcarlar. Kendi çıkarları söz konusu değilse, hiçbir şey için kendilerini yormaz, hiç kimse için emek harcamazlar. İşte bu nedenle de, münafıklar Müslümanlarla birlikte olduklarında hiçbir konuda onlara yardımcı olmak istemezler. Hedefleri 'Allah'ın rızasını kazanmak' olmadığı için, 'somut ve maddi bir karşılık almayacakları bir şey için çaba harcamanın' çok büyük 'akılsızlık' olduğuna inanırlar. Bu yüzden İslam'a hizmet etmek en acı çektikleri konulardan biridir. -Allah'ı tenzih ederiz- Allah'tan nefret ettikleri için, Allah'a hizmet etmek istemezler. Peygamber (s.a.v.)'den nefret ettikleri için dine hizmet etmek istemezler. Müslümanlardan nefret ettikleri için de Müslümanlara yardımcı olmak istemezler.

BÜLENT SEZGİN: Dolayısıyla münafıklar, hem Müslümanların imkanlarından istifade edip hem de Allah yolunda hiçbir faaliyet yapmamayı, zayıf akıllarınca 'büyük bir kar' olarak görürler. Müslümanlardan biri gibi görünmek ve kendilerini sezdirmemek için çok gerekirse gösteriş amaçlı belki birkaç konuda, ucundan yardım ederler. Ancak bunları sadece usulen ve göz boyamak için yaparken bile çok canları yanar, müthiş ızdırap çekerler. Yoksa Müslümanlara küçücük bir fayda bile vermek istemezler.

KARTAL GÖKTAN: Allah Kuran'da münafıkların bu ahlakı için, "Onları bırak; yesinler, yararlansınlar ve onları (boş) emel oyalayadursun. İlerde bileceklerdir." (Hicr Suresi, 3) şeklinde buyurmuştur.

BÜLENT SEZGİN: Bu yanlış bakış açısı içerisindeki münafıklar İslam'ın hayrına olan, Müslümanlara fayda getirecek bir sorumluluğun altına hiçbir zaman girmezler. Onları hep uzaktan, adeta konunun yabancısı olan bir 'turist gibi' izlerler. Bu tavırlarıyla Müslümanlara, "Bu sizin dininiz, sizin davanız, beni ilgilendiren bir şey yok, dolayısıyla da ben sizi sadece uzaktan izliyorum" mesajını vermek isterler.

KARTAL GÖKTAN: Ancak elbette ki bu ahlaksızlıklarını da açıkça yapamaz, şeytani bir ustalıkla bunlara da mutlaka bir kılıf bulurlar. Çünkü bütün Müslümanlar sabah akşam kesintisiz olarak en aktif şekilde İslam'a hizmet ederken, münafığın açıkça "Ben hizmet etmek istemiyorum" demesi mümkün değildir. O yüzden de münafık bu hizmetten kaçışına ve tembelliğine bir bahane bulmak zorundadır. Bunun için her seferinde kullandığı farklı taktikleri vardır. Ve bu sinsi taktiklerinin 'aksi ispatlanamayacak' şekilde olmasına özellikle özen gösterir.

BÜLENT SEZGİN: Örneğin Müslümanların topluca ve çok faal bir şekilde önemli bir iş üzerinde olduklarını gördüğünde, ondan da bir şey talep ederler ve yardım etmek zorunda kalır diye, hemen ortadan kaybolur. Bazen de 'hasta taklidi yaparak' hizmet etmekten kaçar. Kimi zaman da, 'uyuyakalmış gibi yaparak', olaylardan habersizmiş gibi davranır ve Müslümanlara yardım etmekten kaçar. Kimi zaman kendisini yoracak hiçbir iş yapmadığı halde, 'çok yorgun olduğunu söyleyerek' olayları uzaktan seyreder. Müslümanlar yoğun şekilde çalışırken, kendince onları kızdırmak için bir kenarda eline televizyon kumandası alıp saatlerce boş boş bakarak, amaçsızca kanal kanal dolaşır. Saatlerce sokağı veya etrafını seyrederek zamanın geçmesini bekler. Ya da bir faydası olmadığı gibi, onların işlerini aksatacak ya da yavaşlatacak şekilde ayaklarının altında dolaşır ve kendi keyfi için yaptığı çok gereksiz bir işle onları lafa tutup meşgul etmeye çalışır. Birbirinden gereksiz sorular sorarak Müslümanları kızdırmaya gayret eder. Hatta sırf ayak bağı olmak için yanlarına gidip 'zor durumda kaldığını, yardıma ihtiyacı olduğunu' söyler. Ve onun lüzumsuz işleri için 'kendisine yardım etmelerini' ister. "Kolum ağrıyor ben yapamıyorum, bana yemek hazırlar mısınız?", "Belim tutuldu, hareket edemiyorum şu eşyaları benim için taşıyıp yerleştirir misiniz?" gibi sahtekarca taleplerde bulunarak en yoğun anlarında bile Müslümanları kendisine hizmet ettirmeye çalışır. Amacı iş çıkarıp onların hayırlı faaliyetlerini engelleyebilmektir.

KARTAL GÖKTAN: Bazen de, kendisinden bir talepte bulunulduğunda, "İstenilen şeyleri yapmasını bilmediği", "O konuda tecrübesinin ya da yeteneğinin olmadığı, yoksa becerebilse yapacağı" veya "Yetiştirmesi gereken başka bir işi olduğu" gibi yalanlar uydurur. Oysaki bunlar, tarih boyunca gelmiş geçmiş tüm münafıkların kullandığı, 'çok klasik ve en bilinen münafık yalanları'dır. Kuran'da, Peygamberimiz (s.a.v.) döneminde, sefere çıkmaktan kaçmak isteyen dönemin azılı münafıkları da, "Savaşmayı bilseydik elbette sizi izlerdik" (Al-i İmran Suresi, 167) demişlerdir. Allah ayetin devamında, "... O gün onlar, imandan çok küfre daha yakındılar. Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı. Allah, onların gizli tuttuklarını daha iyi bilir..." şeklinde buyurmuştur.

BÜLENT SEZGİN: Münafık, İslam'a hizmet, Kuran ahlakını yaymak ve Müslümanlara destek vermek için az da olsa bir emek vermeyi bile sözde 'akılsızlık' ve -kendi ifadesiyle- 'enayilik' olarak görür. Oysa münafık büyük bir zarardadır ve Allah'ın ayette bildirdiği gibi bu haliyle "imandan çok küfre daha yakındır". Çünkü aynı şartlar altında, küfürdeki dost ve yandaşları kendisinden bir yardım istemiş olsa, münafık seve seve onların yardımına koşacaktır. -Allah'ı tenzih ederiz- kendince gücün Allah'ta değil, küfürdeki derin devlet yapılanmalarında, şeytani güç odaklarında olduğunu sanan münafık, onların her türlü isteğini çok önemli görür. Gözlerine girebilmek için onların bir dediklerini iki etmez ve verdikleri görevleri en kusursuz şekilde yerine getirmek ister. Ne uykusuzluğu, ne yorgunluğu, ne vaktinin azlığı ona engel olur. En zor şartlarda bile olsa, işini gücünü bir kenara bırakıp, küfürdeki gerçek dostlarını memnun edebilmenin peşinde koşar. Böyle bir durumda münafığın üstüne, Müslümanların yanındayken hiç olmayan, 'delice bir enerji ve şevk' de gelir. Hatta kendince küfre jest yapıp onların dikkatlerini çekmek ve beğenilerini kazanabilmek için, ortada herhangi bir talep yokken bile onlara kendiliğinden yardım teklif eder.

KARTAL GÖKTAN: Münafık küfre karşı bu çirkin yanaşma ahlakını gösterirken, Müslümanlar arasında sinsice hiçbir şey yapmadan oturup kalmasına da sevinir. Allah, Tevbe Suresi'nde Peygamberimiz (s.a.v.)'in dönemindeki münafık karakterinden örnek vererek, 'Allah'ın elçisine muhalif olan' ve 'mücadeleden geri kalan' bu insanların 'oturup kalmalarına sevindiklerini' anlatmış ve münafıkların bu ahlaksızlığını Müslümanlara tanıtmıştır. Ve Allah, münafıkların dünyadaki bu şeytani sevinçlerinin, ahirette sonsuz bir azaba dönüşeceğini haber vermiştir: Allah'ın elçisine muhalif olarak (mücadeleden) geri kalanlar oturup-kalmalarına sevindiler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla mücadele etmeyi çirkin görerek: "Bu sıcakta (savaşa) çıkmayın" dediler. De ki: "Cehennem ateşinin sıcaklığı daha şiddetlidir." Bir kavrayıp-anlasalardı. (Tevbe Suresi, 81)

ADNAN OKTAR: Güzel. Son zamanlarda bak geçenlerde de söyledim, şimdi deccaliyet bir oyun oynuyor. Gençlere, çocuklara internette, orada burada televizyon oyunların, internet oyunlarında falan filmlerde, tiyatrolarda falan ilahlık propagandası yapılıyor. Aklınızda olan var mı böyle filmler?

BÜLENT SEZGİN: Avatar, Yüzüklerin Efendisi, Mısır’ın Tanrıları, X-Men, Game of Thrones.

ADNAN OKTAR: Bak böyle filmlerle gençlerin beyninde, düşüncesinde, bilinçaltında ilah olma arzusu uyandırılıyor. Yani Allah’tan büyük olma arzusu uyandırılıyor. Kastı belki o olmuyor ama yönlendirildiğinden de haberi yok. Bu deccaliyetin bir oyunudur. Bilmeden bu oyuna düşmüş oluyorlar. Çünkü deccal kendini de ilah ediniyor kendince, kendine tabi olanları da ilahlığa teşvik ediyor. Onlarda da ilahlık özentisi oluyor. Bu oyuna dikkatli olmak lazım. Yani bilerek veya bilmeyerek bu belanın içine girmemesi lazım hiç kimsenin.

BÜLENT SEZGİN: Bazı film afişleri vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Göreyim.

BÜLENT SEZGİN: Avatar, Game of Thrones; Taht oyunları, Harry Potter, Star Wars, Thor, X-Men serisi, Yüzüklerin Efendisi.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: X-Men serisi filmlerinde evrim de anlatılıyor.

ADNAN OKTAR: Bak bunlarda bilerek veyahut bilmeyerek bir oyun var. İngiliz derin devletinin deccaliyete teslim olduğunu biliyoruz. Çünkü deccal onları şuan kullanıyor. Ama bu filmleri de kullandığını anlıyoruz. Yani bu filmi hazırlayanlar bu amaçta olmayabilir ama İngiliz derin devleti bu amaçla bunu kullanıyor. Ve gençlere Allah’tan büyük olma yahut Allah olma fikri enjekte ediliyor ve teşvik ediliyor. Allah’ın büyüklüğü insanlara unutturuluyor. Siz Allah’sınız fikri enjekte ediliyor. Bu çok büyük bir tehlike ve büyük bir risk. O zaman şirk kafası, büyüklük ve enaniyet kafası yayılmaya başlıyor. Şahıslar kendilerini Allah’tan daha büyük görmeye başlıyorlar. Bilinçaltı kurgulama yapılmış oluyor, bilerek veya bilmeyerek.

“Hocam devletimiz sizin çok etkili çözüm önerilerinizi normal durumlarda iki-üç yıl, acil durumlardaysa bir ay geçmeden gerçekleştiriyor” diyor. İnşaAllah. Bir kere şu darbecilerin saldırdıkları kurumlar müthiş bir güvenceye alınsın. Yani vurulsa dahi başka yerden yayın yapacak şekilde olsun. Telefonlar, radyolar, televizyonlar rahatça işleyecek gibi olsun. Meclisin de altına sığınak yapalım. Meclisi yine bombalayabilirler. Bu provaydı. Meclisin altına sığınak ve ayrıca meclisi de, Ankara’yı da savunacak çok güçlü hava savunma sistemi kuralım. Sırf binaları değil. Ankara’ya kaçak bir uçak, helikopter hiçbir şekilde giremesin. İstanbul’a kaçak uçak veyahut helikopter giremesin. Anında yakalansın. Yani daha il sınırına girmeden yakalanması lazım. Binanın üstüne geldiğinde değil. Daha il sınırına gelmeden yakalanması gerekiyor. Boş arazide yakalamak lazım.

CIA Türkiye masası eski şefi; kardeşim bir kere CIA’nin eskisi olmaz onu söyleyeyim. Yani biz usulen söylüyoruz. Hiçbir zaman için istihbaratçının eskisi olmaz. Daima görevdedir.

Çengelköy Vahdettin Köşkü’nde Başbakan uluslararası medyayla buluşmuş. Çengelköy bundan sonra daha hareketli olacak. Çengelköy’de orada esnafı falan hepsini vurmuştu darbeciler. Karakol da gazidir, Gazi Çengelköy Karakolu. Oradaki bütün gazi polisleri gazalarından dolayı tebrik ediyorum. Kabadayılıklarından dolayı tebrik ediyorum. Onlar orada destan yazdılar. Çengelköy Karakolu’na Gazi Çengelköy densin bundan sonra. Semte de Gazi Çengelköy densin. Belediye öyle bir güzellik yapsın. Karakola da Gazi Çengelköy Karakolu densin. Gazi polislerimizi de buradan tebrik ediyorum, selamlar gönderiyorum. Allah ömürlerini uzun etsin.

Elli kere de söyledim. Bak Fethullah Gülen’e ve cemaatine İngiliz derin devleti pençeyi taktı. Bu adamları kurtaralım dedim. Bas bas bağırdım. Bak adamlara sonunda bunları da yaptırdılar. Başka şeyler de yaptırırlar. Ve bu devam da eder, Allah esirgesin. İngiliz derin devletini ilan edelim ve bu pençeyi bunların sırtından çıkaralım. Suçlu olanlar hapse mi gidiyor artık kanun hukuk ne diyorsa o olsun. Suçsuz olanları da devlet kazansın. Kazanalım bu insanları.

Binali Yıldırım’la hanımının bir resmi var, göstersene. Ne ismi annemizin? Niye? Benim annem dünya güzeli. Tam Osmanlı kadını, hiçbir şeyi yok. Hiç takmasın onları. Gayet de güzel, şık da giyinmiş. Binali Hocam da şık giyinmiş. Bakayım çantasına annemizin. Gayet şık, gayet güzel. Hiç moralini bozmasın, hiç kaale de almasın. Kötü söz sahibinindir. Biz anneyi çok seviyoruz, saygı duyuyoruz. Gönlü rahat olsun.

CIA açıklama yapmış. Tabii bu İngiliz derin devletinin açıklaması. “Amerika” diyor, yani İngiliz derin devleti. “Vietnam’dan sonraki en büyük yenilgisini 15 Temmuz darbe girişiminde aldı” diyor. “Bir Vietnam’da böyle yenildi” diyor. “Bir de 15 Temmuz’da Türkiye’deki kabadayılar sayesinde en büyük yenilgiyi aldılar” diyor. CIA’in Ortadoğu masasından hemen hemen tamamını aldılar görevden şuan. Niye? Beceremediniz diye. Bir ihtimal sıra Fethullah Gülen’e gelecek. İngiliz derin devleti bunu onun yanına koymaz gibi geliyor bana. Ben devletimden, hükümetten rica ediyorum, İngiliz derin devletinin cemaatlere, Fethullah Gülen cemaatine ve hükümete yönelik saldırısında çok güçlü tedbirler alsınlar. Ve adını ansınlar artık söylesinler, İngiliz derin devleti diye söylesinler. Susmakla bir şey olmaz. Susmak bir şeyi halletmez.

Çengelköy’e gazi Çengelköy denmesi çok önemli. Belediyeden istirham ediyoruz bunu bir an önce yapsınlar. En anlı şanlı kabadayılar oradan çıktı. Çoğu da ülkücüydü kabadayıların.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sabah yazarı Ersin Ramoğlu; “Eğer darbe sabah saatlerinde yapılsaydı gafil avlanırdık ve başarılı olabilirlerdi. Ayrıca darbe başarılı olsaydı PKK ile anlaşma yapılmıştı. Sınırdan elli bin PKK’lı ülkeye sokulacaktı. Öcalan İmralı’dan alınıp Güneydoğu ona teslim edilecekti ve valiliklere PKK’lılar getirilecekti” dedi. Amerika’nın Öcalan’a bir Kürt devleti kurdurmaya kararlı olduğunu ve darbenin başarılı olması durumunda bu projesini hayata geçireceğini öne sürdü.

ADNAN OKTAR: Böyle yapmaya kalkan olursa bir kere yapan, vesile olan, aracı olan hiç kimse yerinde kalamaz. Kanunla hukukla hepsini hoplatırız. Zannettikleri gibi olmaz. Dünyayı dar ederiz. Burası öyle onların yaylası değil. Velev ki öyle bir oyunla öyle bir şey yapmış olsalar bile buna müsaade etmeyeceğimiz açık. Çünkü bunlar dışarı çıkmayacak mı? Bir şekilde dışarı çıkacak hava almaya falan. İllaki yakalarız. Kanunla hukukla kodese girerler, öyle bir şey olmaz. Ben yaptım oldu, olmaz. Öcalan’ı da alırız geri iade yerine koyarız. Gürültüye getirme diye bir şey olmaz. Ben yaptım oldu; öyle bir şey Türk milleti için geçerli değil.

Bu darbe girişiminde Ümraniye’de bir hastane yaralıları kabul etmemiş geri göndermiş. Hatta; “sizi kim sokağa döktüyse gidin ona gidin” denmiş falan. İlgili kişi kimse bunu bir kere adliyeye intikal ettirmek lazım bu konuyu. İlgili kişileri tespit edelim, konuşalım bu adliyeye intikal edilsin.

Çengelköy kabadayıların, delikanlıların mekanıdır. Darbe günü en yoğun çatışmaların olduğu bölgelerden birisi Çengelköy. Çengelköy şehitlerinin aileleriyle görüştük, yakınlarıyla görüştük. Hayrettir bak bu şehitlerin hepsinin üstüne bir hal gelmiş. Biri bayramlıklarını giyip inmiş yola, bu olacak iş değil. Bunun bir mantığı yok. Biri tüm mahalleye selam vermiş, helalleşmiş, görüşmek üzere demiş. Bu nasıl emin olur ki bir insan böyle bir şeyden? Birini bir telefon bir kişi çağırmış olay yerine. Kim olduğunu bulamamışlar, şuan bilinmiyormuş. Buna benzer çok fazla olay olmuş o şehitlerde. Üzerlerine de bir hal gelmiş görgü şahitleri kendileri söylüyorlar. Bizim bildiğimiz kişi değildi diyorlar. Olaydan önce.

MeteGN5, Dinsiz Leon Mete ismi Dinsiz Leon Mete. Yalnız bu kişinin yaptığı benim gördüğüm kanunlara göre suç şuan ki ifadesi, mukaddesatla ilgili. Konuşması aleni açık suç teşkil ettiği görülüyor. Benim hukuk bilgime göre. Bu kişiyi hukuk yoluyla takip etmek gerekiyor. Hemen pazartesi günü gereken işlem olursa iyi olur.

Sosyete Demokrat; “Adnan Hocam bu sezon Beşiktaş hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?” Fırtına gibi esecek Beşiktaş, evelAllah. Ama Fener’den de çok iyi bir atak bekliyoruz, Galatasaray’dan da.

Robert Amsterdam; “ABD’nin bilgisi olmadan birisinin devlet yerel ve federal politikasına nüfuz etmesi inanılır derecede sofistike ve anlaşılması güç açıkçası bunu hiç inandırıcı bulmuyorum. Gülen’i yönlendiren bir ağabey olduğunu düşünüyorum.” İşte o ağabeyi yavaş yavaş keşfetmeye başlamış. “ABD’nin bilgisi olmadan” ABD’nin bilgisi olmaz olur mu? Kendi evladı olarak görüyor Fethullah Gülen’i Amerika Birleşik Devletleri. O da kendi devleti, kendi vatanı olarak görüyor. Ve vatanına da son derece sadık görünüyor.  Yani vatan olarak gördüğü yere sadık görünüyor.

Fethullah Gülen’den ümitlerini kessinler kardeşim bak bin çuval yazı gönderseler yine Fethullah Gülen’i vermezler. Nedenini şimdi detaylı açıklamak istemiyorum da imkânsız vermezler. Öyle bir şey olmaz. O biraz gereksiz bir gayret gibi görünüyor ben söyleyeyim, öyle bir şey olmaz. Bir de Amerika onu kendi milletinin, kendi devletinin, kendi vatanının çok sadık bir bireyi olarak görüyor bir. İkincisi, kendi dinine de sadık görüyor. Kendi inancına da sadık görüyor. Bu durumda mümkün değil. Bir de ağabey Amerika’da değil, ağabey kuzey tarafında adada. Onun için yapacak bir şey yok. Amerika’yı yöneten güç oraya da müdahale ediyor. Amerika’nın verebileceği bir karar değil bu. “Sizi biz iade etmek istiyoruz” diyemez Amerika. Onun için İngiltere’nin karar vermesi gerekiyor. İngiltere’de böyle bir kararı vermez. Eğer verirse bütün bağlıları onu bırakır. Bütün adamları onu bırakır. Şimdiye kadar hiçbir adamını İngiltere o anlamda harcamamıştır, harcamaz. Kendine ihanet etmedikten sonra harcamaz.

Zaman yazarlarından Turan Alkan Amerika’ya gidiyor. Oradayken Türkiye’deki yayına bağlandığında, Ali Bulaç Amerika’yı kastederek; “Ana vatanda durum nasıl? Malum dünya oradan yönetiliyor” diyor. Yani çok net işte net, sarih açıklama.

Kardeşim bir kere devlet eğer bir ideolojisi olmazsa, zayıf bir ideolojiye karşı bile mücadele edemez. Bak PKK’ya karşı mücadele edemiyor. Devletin bir ideolojisi yok. Bu çok vahim bir şey. PKK’nın bak ilkel ideolojisiyle mücadele etmiyor. Çünkü dikkat ederseniz PKK’ya komünist dahi diyemiyor. Resmi ağızlar komünist diyemiyorlar, komünist Stalinist diyemiyor. Yani o zaman diyecekler ki; “komünist Stalinist ise o zaman sen kendi fikrini söyle değil mi? Neden yanlış komünizm? Neden senin fikrin doğru onu anlat?” Devletin fikri yok, ideolojisi yok. Olmayınca yani hükümetin yok. Tabii devlet bir mekanizma yani devlet derken hükümeti kastediyoruz. O zaman adamlar sürekli adam kazanıyor. Türkiye’nin bir ideolojik mücadelesi olmuyor. Sadece adamları yakalama üstüne kurulu bir sistem var. Adamları kurtarma üstüne kurulu bir sistem yok. Mesela bak, Fethullah Gülen cemaatiyle mücadele ederken onları kurtarmaya yönelik bir sistem yok. Sadece yakalamaya yönelik sistem var, hapsetmeye yönelik sistem var. Hâlbuki kurtarıcı, ideolojik bir sistem olması lazım. PKK’dan da o insanları kurtaracak bir ideolojik sistem olması lazım. İşte bu ideolojik en sağlam sistem Mehdiyet’tir. Ama hükümet şuan bunu kullanamıyor. Bu kullanıldığında konu biter.

Bir de darbe konusunda halkın hiçbir bilgisi yok. Esnafla falan da konuştum bugün yine, o İstinye tarafındaki çarşıya gittim. Bayağı tedirgin olmuşlar bu darbeden. Ama hakikaten ne yapacaklarını bilmiyorlar. Bizim çocukların konuştuğu kişiler de öyle. Şimdi biz 12 Eylül’de askere saygı duyuyorduk. Hakikaten darbe de gerekli gibi görünüyordu o ortamda. Darbe olunca millet bir derin oh çekti. Mutlu oldular. Kimse askere karşı koymayı aklının ucundan dahi geçirmedi yani. Çok büyük bir şevkle desteklediler. Ama bu darbede bir halk desteği yok. Halk, hiçbir şekilde kabul etmediği belli. Hiçbir parti, hiçbir düşünce, hiçbir görüş kabul etmiyor. Ama tabii darbenin bir ideolojik zemini var. Fethullah Gülen hareketinin oluşturduğu o ideolojik yapı. Ama bu öyle yabana atılacak gibi bir şey değil bak, devletin bütün kadrolarını yüzde yetmiş, seksen olarak almış. Yani öyle adamların dalga geçeceği, alay edeceği gibi bir sistem yok. Nereye dalga geçip alay ediyorsun? Bak, orduyu almış nerdeyse tamamını. Adliyeyi almış, polisi almış nerdeyse. Sen acze düşmüş olursun dalga geçersen. Dalga geçecek bir durum yok. Bir fikir var, sen bu karşı fikre karşı fikir geliştiremediğin için o fikir zayıf da olsa gelişiyor. O fikri sürekli eleştiriyorlar dikkat ederseniz ama yerine konacak fikri söylemiyorlar. Fethullah Gülen hareketi tamam yanlış, bu doğru tamam. Yerine ne koyacaksın? Yerine hiçbir şey yok diyor. O zaman o gelişir, yine gelişir. Yine durduramazsın. Nitekim ben Fethullah Gülen hareketine baktığımda konuşmaları falan hiç tınmadıkları anlaşılıyor. Hatta başından söylediler dediler ki; “Biz yüzlerce ülkede etkiniz yani yüz yetmiş küsur ülkede etkiniz. Bir ülkeyi kaybetmenin önemi yok” dediler. Bir veya birkaç ülkeyi. Çünkü ideolojik bir mücadele yok şuan. Bundan ısrarla kaçınıyorlar. Mesela PKK’yı putperest ilan ediyorlar ama komünist olduğunu söyleyemiyorlar. Hâlbuki putperest değil PKK. Adamlar güler putperestliğe ama alenen putperest diye onlara karşı tavır alınıyor. Bak komünist diyememelerinin kökeninde, Genelkurmay Başkanı da diyemiyordu. Eski Genelkurmay Başkanı Başbuğ konuştuğunda hiçbir şekilde söyleyemiyor. “Psikolojik mücadele de gerekir aslında” dedi bir ara. Hah dedim ben tamam konuşacak. Onu da ne olduğunu söylemedi geçti. Bilimsel mücadele gerekir desenize, diyemiyorlar.

Bir de Genelkurmay Başkanı, efendi bir insan, aklı başında bir insan. Onu mahcup etmeye çalışan tavırlar görüyorum. Çok ayıp yaparlar. Genelkurmay Başkanı aslan gibi delikanlı, yiğit bir insan, Müslüman evladı. Darbeye karşı da aslan gibi direndi. Daha hala ileri geri laflar etmek ayıp, çirkin. Adam harcama sistemi bu kadar acımasız olmaması lazım.

“Sayın Hocam çok etkili konuşuyorsunuz. Adeta nefesimizi kesiyorsunuz” diyor.

“Ciddi bir konu bu TV programlarından bahsediliyor. Bildiğimiz bazı dizi ve filmleri açıklayarak kamuoyunu aydınlatır mısınız?” Allah’tan büyük olma arzusu konusunu anlatmıştım, o. Mustafa Enes Deniz.

Öyle kafalamayla falan gidecek gibi değil bu sistem. Esnaf kafalamasıyla falan olmaz. Siyasetle de olmaz. Vurdumduymazlıkla da olmaz. Anlamazdan gelmezlikle de olmaz. Mutlaka devletin, hükümetin ideolojisinin olması lazım. Sağlam, bütün milletin kabul edeceği, seveceği bir ideolojisi olması lazım. Ve ideolojik mücadele yapılması lazım.

Darbe yapıldığında darbecinin terörist olduğunu hükümet açıklasın. Bu kanun maddesi olarak açıklansın. Yani; “Darbe yapan asker teröristtir, PKK hükmündedir. Ve vatandaş bütün gücüyle kendini savunmak durumundadır” densin. Çünkü bak darbeciler halkın kabul edeceğini düşünerek darbe yapıyor. Şaşırıyorlar da halk kabul etmeyince. Niye kabul etmiyorsunuz ki falan mantığındalar. Terörist olduğunu mutlaka devlet açıklaması lazım. Ve polisin böyle bir durumda, üstlerinden herhangi bir talimat almadan hemen bu teröristlerle mücadeleye girmesi gerektiği kanun yoluyla açıklanması lazım. Türkiye Cumhuriyeti Ceza Kanunu’na yani CMUK’a maddeler peş peşe eklensin. Bir ülkede darbe olduğunda, darbeci olan herkes terörist hükmündedir. İki; güvenlik güçleri üstlerinden emir almadan hemen o anda olaya müdahale edip vatandaşı bu teröristlere karşı korumak durumundadır. Çünkü vatandaşa mesela bir yerde bir terörist müdahalesi oluyor. Polis üstünü arayıp, “efendim böyle bir şey var, ben ne yapayım?” demiyor. Direkt çatışmaya giriyor ve direkt koruyor vatandaşı. Doğrudan vatandaşı koruyacak bir kanunun, kanun maddesi olarak eklenip, açıklanması lazım. Bir de karakollarda ağır silah yok, otomatik silah yok. Yani bu çok vahim bir şey. Polis, nasıl ağır silah verilmez yani ne mahsuru var? Tabanca veriyorsun. Ağır silah da ver. PKK’lı saldırıyor karakola, polis hiçbir şey yapamıyor. Tabancayla ne yapsın? Adamlarda otomatik silahlar var, el bombası var. Polis sadece karakolun içine sığınıp bekliyor. Karakollara derhal, ivedilikle ağır silah dağıtılsın. Hatta büyük karakolların çatılarını sehpalı ağır makineli tüfek de konabilir. Yani bir saldırı oluyor, polis karakolun içinde kalıyor. Her yerde bu böyle oluyor. Ağır silah olmadığı için tabancayla karşılık veriyorlar. Adamlar da rahatça kaçıyor. Tabancanın menzili 50 metre falan. Adamların elindeki silah 1500 metre menzilli. Bak polisin elinde 50 metre menzil, onlarda 1500 metre. Adamlar bin metreden karakolu tarıyor. Bütün polisleri vurma imkânı var. Polisin de hiçbir şey yapmaya imkânı olmuyor. Bunun derhal düzeltilmesi lazım. Bak aylardan beri söylüyorum. Daha yeni yeni ağır silah dağıtacaklarını belirtmeye başladılar. Bunu gündem yapıyoruz, anlatıyoruz ama süratli olması da bir o kadar önemli. Yani artık ağırdan alınacak vakit yok. Bak dakikalar, saniyeler önemli. Çünkü vatandaş haklı olarak merhamet ediyor askere. Şimdi biz Mehmetçik diyoruz, darbe yapmış. Halk tereddütte kalıyor. Bir kere asker de darbe teşebbüsünde bulunan subayın terörist olduğunu bilecek, asker. Ve asla itibar etmeyecek. Yani adam vuracaksın, vatandaşı vuracaksın diyorsa sen nasıl itibar edersin? O subay olabilir mi öyle birisi? Subay olmaktan çıkar. Bunun da ceza kanununda, askeri kanunda belirlenmesi gerekir. Diyecekler ki; “bir subay çıkıp vatandaşa ateş et, biz darbe yaptık” diyorsa, bu adam terörist hükmündedir ve asker bu subayı tutuklamak konumundadır. Eğer direnirse de gerekirse yaralayabilir” diye kanun maddesi konsun. Bu açıklığa kavuşturulmamış bak. 60’lardan beri muğlak bırakılmış. Onun için halk da tereddüt ediyor. Mesela asker silahıyla halkın üstüne geliyor, silah elinde. Silahıyla işte oraya, buraya da gidiyor tanktan iniyor, kalkıyor. Karşısındaki insan tereddüde düşüyor ne yapsam acaba diye. Mesela ben gördüm filmde. Delikanlı gidiyor, elinden silahı alıyor. Sonra vicdanen rahatsız oluyor. Suç olduğunu düşündüğü için geri veriyor silahı. Verdiğinde de çekip vuruyor o da onu. Şimdi bu iş mi? Silahı alma yetkisi olduğunu vatandaşın söylememiz lazım. Askerin elindeki silahı alabilir vatandaş böyle bir durumda. Yani suç işliyor çünkü. Vatandaşı vurmaya kalkıyor. Silahı müsadere yetkisi olmasını açıklamak lazım. Bir süre sonra da götürüp karakola teslim eder. Bunların hepsi ince ince, detay detay bir an önce açıklansın. Dilekçe olarak da verelim bunu.

Emniyet müdürlüklerinde, karakollarda mühimmat yok. Polisin sadece tek şarjörü var. Mesela 10-12 mermi, hadi 15 mermi var. O kadar. Karakolda iki üç saat çatışmaya yetecek şekilde mühimmat olması lazım. Karakol burası. Burada, karakolda bile silah yoksa nasıl olacak ki? Ve her karakolda, oradaki polislere yetecek derecede ağır silah bulunması lazım. Bir dolapta durur. Bunu bekletmenin alemi yok.

Şimdi Efkan Baba bir söz verdi bakalım. Asker gibi polise de ağır silahlar alıp aradaki güç dengesini sağlayacaklarını açıkladı. Ama bak günler, dakikalar, saatler hayatidir. Yani bu aylar sonra olursa olmaz. Haftalar sonra olursa da olmaz. Var elinde devletin silahı. Hemen dağıtılsın. Beklemenin bir alemi yok.

Mesela bak bu bir makineli tüfek türü var. İki bin metre menzili. Mükemmel bir silah, iki bin metre. Yani iki kilometre menzil. Dehşetli bir silah ve seri atış yapıyor. Helikopter, uçak için de çok büyük bir tehlike. Yani anında yakalar. Polise vermemenin alemi ne bu silahı? Bekletmenin alemi ne? Efkan Baba’ya ben güveniyorum, onun mertliğine, dürüstlüğüne güveniyorum. Ama Allah rızası için biraz acele olsunlar. Yani bela Türkiye’nin üstünde geziyor.

Biz daha hala milis güç olsa mı olmasa mı derken bak İran yeni bir ordu birimi daha oluşturmuş, bağımsız. Yeni bir ordu daha kurmuş, halktan. Güveniyor milletine. Biz de öyle olmalıyız.

Birol Birzade, kardeşim ben AK Partili falan değilim. Tayyip Hoca’yı ezdirmem diyorum. Bu AK Partili olmak değil. Benim herhangi bir vatandaşımı İngiliz derin devleti pençelemeye kalkarsa, biz de İngiliz derin devletini pençeleriz. Kanunla, hukukla. Konu bu yani oyun oynatmam, kahpelik yaptırtmam, çakallık yaptırmam ama demokrasiyle mücadele yapıyorsan yap. Ayrıca bak bir daha söylüyorum ben AK Partili değilim. MHP’liyim, CHP’liyim, Büyük Birlik Partiliyim, Saadetliyim ve AK Partiliyim. Bütün partileri destekliyorum benim tek bir partim yok. Ama mazlum bir insana İngiliz derin devletinin pençesi parlayarak geliyorsa, o pençeyi kırarım. Nitekim havada yakalandılar gördünüz. Kanunla hukukla. Onların oyun gücü varsa o oyunu kıracak güçler de var Türkiye’de. Nasıl köpek gibi kaçtılar değil mi?

Mümin Suresi, 56 şeytandan Allah’a sığınırım. “Şüphesiz, kendilerine gelmiş bulunan hiçbir delil olmaksızın” Bak “kendilerine gelmiş bulunan hiçbir delil olmaksızın, Allah'ın ayetleri konusunda mücadele edenlere gelince” Mesela Rumilerde bu var. Delil olmadığı halde delil gibi onu gösterip ama sahtekar Rumileri kastediyorum. Ben gerçek Rumiliği ayırt ediyorum yani onların iyi niyetli olduğuna inanıyorum ben. Ben Allah’ı inkar eden Rumilik sistemini kastediyorum. Bak diyor ki “Allah'ın ayetleri konusunda mücadele edenlere gelince” Yani Kuran’ı Allah'ı inkar edenlere gelince. “…onların göğüslerinde kendisine asla ulaşamayacakları büyüklük isteğinden başkası yoktur.” Allah olmak istiyorlar. “Artık sen Allah'a sığın. Şüphesiz O hakkıyla işiten, hakkıyla görendir.”

Darbecilerin bu WhatsApp konuşmaları var onları size daha sonra sunacağım. Biz yayına başladıktan sonra bütün moralleri bozulmuş. Daha önce esip savuruyorlar bak saati saatine size göstereceğim. Bizim yayın başladıktan sonra moraller alt üst olmuş. Her şey tersine dönmüş. O darbenin sahte olduğunu söylememiz ciğerlerine oturmuş. Yani yüzlerce WhatsApp konuşması var göstereceğim. Tam saati saatine bak, ben konuşmaya başlamadan önce ayrı ben konuşmaya başladıktan sonra ayrı. Moral tepe takla gitmiş. Zaten darbe moral üstüne hareket ediyor yani morali gitti mi darbe kalmaz. Darbe çok hassastır darbeci de çok hassastır. Morali bir anda bozulur.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: CHP’li Eren Erdem memur alımları konusunda hükümeti uyardı. Eren Erdem mecliste yaptığı konuşmada, “Devlet kadrolarına tarikatçı cemaatçi yaklaşımlarla memur alınması yeni kandırılma vakalarını ortaya çıkaracaktır” dedi.

ADNAN OKTAR: Komünist mi olmalarını istiyor nasıl olacak? Fikirsiz adam alınmaz bir kere. Fikirsiz adam diye bir şey olmaz. Mutlaka fikri vardır birisinin. Ya tarikatçıdır ya cemaatçidir ya komünisttir ya ateisttir ya bir şeydir. Ama liyakatı varsa gelsin göreve. Ne fark eder yani?

Gençlere kendilerini Allah gibi görme veyahut Allah’tan büyük görme yönünde filmlerle geniş çaplı propaganda yapılıyor, bu devlet tarafından takip edilmeli bu riske dikkat çekilmeli.

KARTAL GÖKTAN: Yeni Asya Gazetesi dün “Dini cemaatler incitilmesin” manşetiyle çıktı. Haberde şu ifadelere yer verildi. “Son günlerin üzerinde en çok konuşulan konularından birisi de ‘cemaatler.’ Devlet içine çöreklenen yapılar üzerinden ‘cemaat’ olgusuna hücum edilmesi ve ülkede barışın, huzurun gerçek teminatı olan ‘dinî cemaatlerin’ hedefe konulması tepki ve endişeyle takip ediliyor” denildi.

ADNAN OKTAR: Zaten tarikatlara yönelik bir şey olmaz. Buna kimse zaten cesaret de edemez yapamaz da öyle bir şey de olmaz. Zaten bu hükümeti de bitirir Türkiye’yi de bitirir Allah esirgesin. Böyle bir şey olmaz. Çok anormal bir şey olur. Milletin bütününe yönelik bir hareket anlamına gelir. Bunu zaten hükümet yapmaz. Çok mantıksız bir hareket. Yapan da başarılı olmaz. Başına çöker bu sistem. Kanun ve hukukla, demokrasiyle halk cevabını verir.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ hakkında Suruç katliamından bir gün önce sarf ettiği, “Biz sırtımızı Rojava'ya, Kobani'ye, IŞİD vahşetine karşı direnen halklara, insanlık mücadelesi yürüten YPG, YPJ'ye, PYD’ye dayıyoruz" sözleri nedeniyle 'terör örgütü propagandası yapmak' suçlamasıyla 15 yıla kadar hapis istemiyle iddianame hazırlandı.

ADNAN OKTAR: Nereye dayanıyormuş? Bir daha anlat bakayım.

BÜLENT SEZGİN: “Biz sırtımızı Rojava'ya, Kobani'ye, IŞİD vahşetine karşı direnen halklara, insanlık mücadelesi yürüten YPG, YPJ, PYD’ye dayıyoruz."

ADNAN OKTAR: Ama onlar komünist örgütler. Komünist örgüte sırtını dayarsa sırtı hastalanır. Sırtını imana dayayacak. İslam’a Kuran’a dayayacak. Komünist hareketler şeytani hareketlerdir.

Metin Gözen 3469, “Sayın Hocam 80 darbesini ufak da olsa gören biriyim ben o zaman darbenin olmasını doğru bulanlardanım samimiyetle siz ne diyorsunuz?” Canım herkes doğru buluyordu yani Türkiye’de doğru bulmayan yoktu. Herkes sevinmişti darbe sabahı. Herkes eline sağlık dedi. Yüzde 80-90 öyleydi ben iyi hatırlıyorum. Ama burada darbecilerin konumu çok korkunç. Bir kere Güneydoğu’yu vermek istiyor. İstanbul’u ayırmak istiyor, İzmir’i ayırmak istiyor, İngiliz işgalini benimsiyor. Ve büyük bir katliamı hedefliyor. AK Partili, MHP’li, Büyük Birlik Partili insanları büyük çapta katletmeyi düşünüyor yöneticilerini efendim sempatizanlarını dehşetli bir katliam düşünüyor, bu olmaz. Bu Allah’ın kabul edeceği bir şey değil.

Bekir Ağa Bölüğü’nün resmi var mı sende?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Göster. 1909 yılında Bediüzzaman’ı burada hapsetmişler.  1909. “Mehdi benden 100 yıl sonra gelecek” diyor bu devirde.

Bak Suriye’yi tanıyın dedim, Suriye’ye güzel davranın dedim Suriye’nin tavrı birden değişti. Bak “PYD komünist Stalinist örgüttür” dedi “PKK’nın uzantısıdır” dedi Esad rejimi işte bu kadar. Orada hükümet kurulsun dedik teknokrat hükümeti bak hükümet de kabul etti. Şuan Başbakan açıklama yaptı “Kurulacak hükümeti kabul ederiz” dedi.

28 Şubat’ta da konu hep tarikat ve cemaatlerin kaldırılmasıydı. O batı çalışma grubu da aynı teraneden gidiyordu. 28 Şubat’ta 1997’de yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısı dokuz saat sürmüştü. Çıkan kararlar, tarikatlara bağlı okullar denetlenmeli milli eğitim bakanlığına devredilmeli, Kuran kursları denetlenmeli, tarikatlar kapatılmalı, irtica nedeniyle ordudan atılanları savunan medya kontrol altına alınmalı.” Söyleyemeyecek yani. “Kıyafet kanununa riayet edilmeli” yani başörtüsü çarşaf bunlar olmayacak diyor. Sonunda bu adamların ne hale geldiğini gördük aynı şeyi bir daha denemenin bir alemi yok. Kanunla hukukla vatandaş buna müsaade etmez.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Ankara’da gazetecilerle kahvaltıda buluşan CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Fethullah Gülen’e bir çağrıda bulundu. Kılıçdaroğlu; “Eğer Amerika vermiyorsa ve Fethullah Gülen; “Masumum, bunlarla ilişiğim yok.” Diyorsa, kendisi Türkiye’ye gelmeli, gel hesabını ver. “ şeklinde konuştu.

ADNAN OKTAR: Canım tamam da yani şimdi, Kılıçdaroğlu aklı başında bir adam, şu olacak iş mi? Kendi gelse Allahualem linç etmeye kalkarlar. Yani müebbet hapisle yargılanacak. Gelmeyeceği açık. İyi niyetle söylemiş, tarafını belli etmek için söylemiş ama işin doğrusu mantıklı değil. Ama herhalde O’nun amacı tarafını belli etmek. O açıdan olmuş.

Diyanet’in tavsiyesi şu: Kurban paraları, zekat toplanıyor cemaatlerde, devlet bunu denetleyemiyor. O zaman kurban parasını vermez adam, seninle uğraşmak istemez. O parayı verecek ondan sonra o parayı nereye harcadın diyecek, adam cami yaptıracak tuğlasını nereden buldun? Seninle mi uğraşacak adam? O zaman vermez. Vermeyince o Diyanet’in oluşturduğu sistem Türkiye’ye yayılır. Ve samimi, candan bir İslam anlayışı sükut bulur. Adam güveniyorsa sen de ona güven. Adam enayi değil herhalde, parayı niye verdiğini bilir, ne yaptığını bilir. Sen adama ne diyorsun? “Senin kafan çalışmıyor” diyorsun “parayı nereye verdiğinden haberin yok” veyahut “kafan çalışmıyor” demese bile “Sen bunun pek şuurunda değilsin herhalde, ben senden daha akıllıyım, paranın nereye gittiğini sen bilemeyeceğin için ben bilirim gidip kontrol edeceğim.” Diyorsun. Adam güveniyor, kendinden, arkadaş olarak görüyor, parasını veriyor, istediğini yapar, ne yaparsa yapsın. Cami yapıyor, Kuran kursu yapıyor, o şevkle yapıyor. Sen denetlemeye kalkarsan yapmaz. Sen de Kuran kursu yapmadığına göre bırak o yapsın. Parayı sana mı verecek ne yapması gerekiyor?

Bu öyle kötü olur ki, bu sefer adam hükümete kinlenir devlete kinlenir bu sefer IŞİD’ci olur adam, Talibancı olur El Kaide’ci olur. İnsanlar özgürlükten hoşlanır bırak özgür olsun demokrat olsun sistem. 28 Şubatçıların kafası da buydu, sonuçlarını gördünüz. Tayyip Hoca, bilmiyorum üstünde baskı mı var ne var ama bence hemen tavrını koysun demokrasiden yana hürriyetçilikten yana tavrı olduğunu belirtsin. Bu dedikodulara bir son versin. Zaten böyle bir şey olmaz, yapamazlar ama gereksiz yere hükümeti yıpratıyorlar, yazık, hükümetin destekçisi kalmaz bu kafayla, ortada kalırlar, sözümü dinlesinler.

Adnan Menderes de öyle çok çekingendi. Said Nursi’yi seçim propagandası için gezdiriyorlar demişler, korktu, Ankara’ya sokmadı, Ankara emniyetine haber verdi, “Ankara’ya girmesin.” dedi. Ta Gölbaşı’nda kestiler Ankara’ya girişte, Gölbaşı’nda. Üstad’ı geri çevirdiler ta Polatlı’ya kadar takip ettiler. Üstad da geri dönmek zorunda kaldı. Bediüzzaman da dedi ki bu olayın üstüne; “Kardeşim” diyor bak, “Menderes bizi anlamadı. Ona olan himmetimizi ve duamızı bilmedi. Benim gözümde elmastan cam parçasına düşmüştür. Ben yakında gideceğim, onlar da böyle olacak.” Demiş elinin tersini çevirmiş yani tepetaklak edecekler demiş. Bu olay 1960 yılının Ocak ayının başında olmuş. Yani vefatından 2-3 ay evvel olmuş. Kendisi de biliyorsunuz 23 Mart’ta 1960’da vefat etti. Kısa süre sonra da Menderes’i astılar. Şimdi aynı oyunu Tayyip Hoca’ya oynamak istiyorlar bazı tipler. İyi niyetli gibi görünüyor ama altında pek iyi niyet yok. Böyle bir şeyde hiçbir tarikat faaliyeti olmaz. Adam “paranı niye vermiyorsun?”, seninle niye uğraşsın adam? Kurban derisi; vermez adam. Seninle uğraşmaz. Yani muhasebeci gibi başına dikileceksin adamın, yok kurbanı nereye verdin, zekatı nereye verdin, sen nereye harcadın? Güvene dayalı bir sistem olması lazım olur mu böyle şey? Adam zaten eğer dolandırılacağı kanaatindeyse vermez parasını. Sen vatandaşın aklına güveneceksin, samimiyetine güveneceksin.

Birde zamanlama da çok biçimsiz bir şey. Hükümetin en çok desteğe ihtiyacı olduğu dönem, sen durduk yere diyorsun “Topçu kışlasını yaptıracağım, bütün tarikatların para girişlerini kontrol edeceğim.” Hangi biriyle uğraşacaksın? Pratikte olacak iş de değil bu. Parayı verecek olan adam sana, baktı uğraşıyorsun vermez adam. Bu kadar basit. Bu iş mi? Kuran kurslarının yapımı durmuş olacak. Camilerin yapımı durmuş olacak. Marifet mi bu yani? 28 Şubatçıların yapamadığını sen yapmış olacaksın güya. Eğer tepki istiyorsanız kamuoyundan ben tepkinin işte alasını veriyorum. Ve bu felaket getirir uğursuzluk getirir açıkça söylüyorum çok ciddi uğursuzluk getirir. Bak benim uğursuzluk getirir dediğim her olay uğursuzluk getirdi. Ve gördüler. Bu da uğursuzluk getirir sözümü dinlesinler.

Mesela 28 Şubatçıların ilk yaptığı iş, İsmail Ağa camiasının yaptırdığı büyük bir külliye vardı çok büyük, hemen onu yıktırdılar büyük bir marifet gibi, aman ne büyük marifet. Sevinerek de gösterdiler bak yerle bir ettik diye. Hep yıkım hep yıkma tahrip etme. O öyle yapılmaz böyle yapılır dersin adamların elinden alırsın sen mükemmelini yaparsın. Yapılmasına müsaade etmedin yıktın harabe halinde bıraktın marifet mi bu? Muazzam Kuran kursu olacaktı camiler olacaktı külliye olacaktı helak oldu, sevinecek bir yönü yok bunun.

Mesela eski vesayet döneminde halka güvenilmiyordu kurban derileri zorla ellerinden alınıyordu. Kurban kesiyor adam, tak tak kapıya vuruyor “Nerede kurban derisi göster?” falan diyorlardı. Gidip elinden alıp götürüyorlardı. Millet evinde saklıyordu kurban derisini, ne yapacağını şaşırıyordu. “Kurbanı kestin deri nerede?” diyor adam, “Deriyi attım çöpe.” Diyor, “Hangi çöpe attın?” diyor. Bu sisteme mi geri döneceğiz? Bunu mu istiyorsunuz?

Yeni bir batı çalışma grubu kurmak istiyorlarsa o ayrı mesele. 6 milyon kişi fişlemişlerdi o dönemde bak 6 milyon kişi. Batı çalışma grubu emriyle tüm camiler askerler tarafından takip edildi. Laiklik karşıtı durumlar rapor edildi. Bak şeffaflık bu işte. 80 bin camiye ajan gönderildi. Bunu mu istiyorsunuz? Yine illerdeki birlikleri, özel okulları, yurtları, imam hatipleri, Kuran kurslarını ve vakıfları takip etmesini istediler. Valiler, kaymakamlar, belediye başkanları ve daire başkanları, siyasi partilerin il ve ilçe teşkilatı, yerel TV ve gazeteler, meslek kuruluşları, yükseköğrenim kuruluşları, sendikalar ve konfederasyonlar hakkında bilgi gönderilmesini talep ettiler ve her yer izlendi. Bu genel olarak bütün vatandaşa güvenmeme demek. Vatandaşa güven, adam nereye veriyorsa versin parasını sen karışma, aklına güven adamın. Sen diyorsun ki; “Ben senin aklına güvenmiyorum, paranı nereye harcayacağını sen bilmezsin ben bilirim gel paranı bana ver.” Diyorsun. Şimdi bu oluyor mu?

Cemaatlerin devlet kurumlarına girmemesi, bu çok ayıp bir şey. Kim girecek peki? Komünist mi girsin, PKK’lı mı girsin, kim girsin? Devlet hastanelerinde falan cayır cayır komünist PKK’lı doktorlar çalışıyor. Askerimiz yaralanıp geliyor, şehit olup çıkıyor hastaneden.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Meclis 1 Ekim tarihinde açılmak üzere tatile girdi. Milletvekillerinin böyle bir dönemde tatile çıkması eleştiri konusu oldu Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Tabii akıl alacak gibi değil. Bir seferliğine, fevkaladelik olduğuna göre tedbir alınması gerekiyor. Ve meclisin görevinin başında olması gerekiyor.

“Hocam özel harekat polisi alımlarında askerlik ve yaş şartı arıyorlar.” Bir kere askerlik şartı kaldırılsın. Özel harekatçı zaten asker, zaten vatana hizmet ediyor silahlı. Silah eğitimi alıyor vatana hizmet ediyor daha nasıl asker olsun? Asker bile o kadar askerlik yapamaz. Asker ne kadar yapabilir? Bütün ömrünü dağlarda geçiriyor elinde silahla. Bir kere o kaldırılsın. Yaş şartı, 40 yaşına kadar falan aslan gibi mücadele yapabilirler. Böyle babayiğitse, sağlıklıysa görülüyor. Yani çam yarması gibi delikanlılar var. Taşı tutsa una çevirir, genel sağlığına bakmak lazım. Yaşı 40’a çekelim. 40 yaş olgunluk çağı diyor zaten Cenab-ı Allah. 40 olsun, askerlik şartı kesin kaldırılsın. Yani özel harekatçıysa 5 yıl askerlik gibi dağlarda zaten görev yapıyor. 5 yıl görev yaptığında askerliği kaldırılsın. 5 yıl şartı koyalım konu bitsin. Onu geçenlerde de söylemiştim.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü