Harun Yahya

Sohbetler (21 Ağustos 2016; 16:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz Adnan Oktar’la Sohbetler’e başlıyoruz inşaAllah. Hocamız birazdan bizlerle olacaklar.

ADNAN OKTAR: Selam. Ne konuşuyorsunuz?

BÜLENT SEZGİN: Münafıklardan bahsediyorduk.

ADNAN OKTAR: Kardeşim, zaten olan olaylar hep münafıklardan kaynaklandı. Abdülhamit döneminde münafıklar, 1960 darbesinde münafıklar, Müslümanların çektiği hep münafıklardan. Müslümanların içine giriyorlar casus olarak, her türlü melaneti ahlaksızlığı yapıyorlar. Nur gibi Müslümanları deliye çeviriyorlar adeta. Bir avuç münafık mesela bin kişilik bir topluluğu beş kişilik bir münafık darmadağın edebiliyor. Çok korkunç bir mahlûktur, yani doğrudan iblis şeytandır. Çok akıllı olmak lazım.

Çocuklar muhabbete devam edin geleceğim şimdi, inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Herkes hoş geldi.

Mümin nurlu olur, nuru parlar.

Bir etiket yapalım. “El ele Sevgiyle.”

Hanım kızların hepsi çok güzel. Kardeşim, şimdi iman Allah’ın hikmeti kadını kadın yapıyor, erkeği de erkek yapıyor Allah’ın hikmeti. Mesela Allah onun için diyor; “iyi ve temiz erkekler, iyi ve temiz kadınlara (yaraşır)” (Nur Suresi, 26) Ben ayette ne demek istiyor Cenab-ı Allah diye düşünüyordum. Mümin kadında akıl almaz bir iman gücü ve akıl almaz bir tutku gücü oluyor o imana bağlı. Kime karşı? İmanlı mümine karşı. Gücü kim veriyor? Allah veriyor.

Gaziantep kabadayı ve delikanlıların şehridir. Bütün Gaziantepli şehitleri tebrik ediyorum. Elli şehit birden el ele tutuşup cennete. Biz de burada kaldık. Bizi de çağırsalar ne güzel olur. Tebrik ediyoruz şahadetlerini. Allah makbul etsin, kabul etsin. Ailelerine de Cenab-ı Allah sabr-ı cemil, uzun ömür nasip etsin. Ne mutlu onlara. Güllük gülistanlık yerdeler. Biz bak buradayız. Burası pek iç açıcı bir yer değil. Buranın imtihanı güzeldir, buranın imanı güzeldir. Dünyada başka bir şey yok. Allah ve Allah’ın tecellisi, tecelli olarak sevgi. Yoksa burası çok zordur dünya. Onların gittiği mekana imrenilir, yani mükemmel bir mekandalar. Yani en aklı zayıf insan bile imrenir.

Ortadoğu’da mesela çok uyanık İngiltere, hep Fransızları kullanmıştır. Fas, Tunus, Cezayir falan kendilerince uyanıklık yapmışlardır. Mısır’da falan direkt kendileri müdahale etmiştir. Bu oyunları bırakacaklar. İngiliz derin devleti bak, iki yüz yıldan beri kendini saklamış, kimse farkına varamamış. Daha yeni yeni bizim siyasiler “İngiliz derin devleti” demeye başladılar, daha yeni yeni. Buna rağmen daha denemiyor ya. Yani akıl almaz sinsi, akıl almaz gizli. Saldırıyı yapan İngiliz derin devletidir; Taşeron PKK. Ama tabii ona çeşitli şekiller verirler. Biraz IŞİD’imtrak, biraz PKK’trak karışık, bilmem ne. Kardeşim, İngiliz derin devletinin damgası üstünde. Kime imal ettirdiği önemli değil. Kime havale ettiği önemli değil. Ama IŞİD’e havale olsa, IŞİD söylüyor, “biz yaptık” diyor. PKK’ya havale etti. Şimdi IŞİD’in üstüne yıkmaya çalışıyorlar ama onu da beceremiyorlar.

Mesela 1929 Mora İsyanı’nda Yunanlıları kışkırtan İngiltere’dir, silah veren de İngiltere’dir. Mora halkı çok gariban, içine kapalı, şarapla peynir yiyen, yan gelip yatan, “a bre” tarzında konuşan adamlardır. Hiç alakaları yok. Onlara gemilerle silah getirdiler, mühimmat getirdiler. Adamları eğittiler, kışkırttılar Mora İsyanı’nı yaptılar. Adamların hiç o işte bezi yoktu, hiç. Tamamen İngiliz organizasyonudur. İngiliz katiller gönüllü olarak Mora İsyanı’nda Yunanlı subayları yönlendirdiler. Olayın içinde cinayetlere katıldılar ve halkı teşvik ettiler. Osmanlı müdahale etmeye kalktı. Bu sefer İngilizler, İngiliz donanması Navarin’de Osmanlı donanmasına baskın yaptı. Elli yedi gemimizi yaktılar İngilizler. Navarin’de Osmanlı donanmasını yaktınız ey İngilizler. Elli yedi gemiyi yaktılar cayır cayır. Ve binlerce aslanımızı denizde boğup şehit ettiler, bir kısmını da yakarak. Bundan sonra Yunanistan Osmanlı’dan ayrıldı ve halini görüyorsunuz; sürünüyorlar. İngiliz derin devletinin marifeti bu işte, çirkin bir marifeti. İngilizler Edirne’ye kadar beş yüz yıllık Balkanlardaki Osmanlı topraklarını altmış yılda tamamen kopardılar. Sırpları, Macarları, Bosna’yı, Hersek’i, Bosna Hersek ve Romanya’yı, Bulgaristan’ı, Karadağ’ı ve yüz yılın sonlarına doğru da Makedonya’yı, Selanik’i ve Manastır’ı Osmanlı’dan kopardılar. Bir buçuk milyon Balkan Müslüman’ı şehit edildi, bir buçuk milyon. Üç milyonu Anadolu’ya göç etmek zorunda kaldı, sürgün ettiler. Balkanlarda Müslüman nüfus kalmadı. Acayip kalabalıktı o zaman Balkanlarda Müslüman nüfus. İngilizlerin müdahalesi sonucunda orada nüfus en az düzeye düştü.

Mesela 1878 Rus Savaşı’nın kaybedilmesine sebep olarak Tuna Nehri’ndeki Türk donanmasının yaptığı hatalar gösteriliyor, biliyorsunuz. Bu dönemde bizim donanmanın başında kim var? İngiliz Hubert Paşa var, İngiliz adam. Sadrazam da İngiliz hayranı olarak bilinen Said Paşa. Savaşın sonunda Rus ordusu Yeşilköy’e gelip İstanbul’u işgal edecek hale geliyor. İngiltere devreye girip Osmanlı’yı sözde kurtarıyor bu sefer. Görüyor musun? Bak, oyuna bak. İngiliz derin devletinin oyununa bak. Ama karşılığında Kıbrıs’ın yönetimini alıyor. Kıbrıs daha sonra bu Ermeni isyanlarının lojistik merkezi oluyor yine İngiltere’nin öncülüğünde. Ermeniler garibandır, bu işlere hiç karışmazlar. Ermeni ayaklanmasını da yapan yine İngilizler. Hep perde gerisinden bu işleri yönetmişlerdir. Bir buçuk milyon Balkan Müslüman’ı şehit edildi. Bu soykırım. Hiç duydunuz mu “soykırım” diye? Bak, üç milyon kişi sürgün, bir buçuk milyon kişi şehit ediliyor. Alenen soykırım. Sırf Müslüman Türk oldukları için.

“Canım Hocam, münafık küfrün içinde neden yaşamaz?” Daha önce sormuşlardı. “O zaman daha rahat edemez mi?” diyor. Şimdi küfrün içinde adam küfrünü nasıl ifade etsin? Münafığın arzusu küfrü ifade etmek. Yani küfürden küfre haber taşıyamayacağına göre, küfrün içinde küfrü yayamayacağına göre. Küfür onun için nötr bir yerdir. Yani faaliyet yapabileceği bir yer değildir. Şeytani faaliyet yapabilmesi için iman ehlinin içinde olup ehli imanı bozmak, onları rahatsız etmek, zarar vermek, casusluk yapmak, şeytana yardım etmek için gereken ortam ne? Müslümanların içidir. Müslümanların içerisinde faaliyet yaptığında şeytani haz alabilir. Küfrün içinde şeytani haz alamaz. Onun için şeytani düşünceden dolayı direkt küfrün içine de girmiyor. Onlar ayrı bir kavim olarak yaşar münafıklar. Çünkü melanetini yapıyor, mesela Müslümanlar birbirini seviyor. Şimdi bu sevgiyi bozmak ister münafık. Ama küfür zaten birbirini sevmiyor ki onu bozmaya çalışsın. Yani sonra küfür nihayetinde, onu tatmin edecek bir şey yok. Yani şeytani eylemini yapacak, şeytanın emrini yapacak ortam yok. Çünkü şeytanın sözünü dinlemesi için şeytanın hedefine yönelmesi gerekiyor. Şeytanın hedefi neresi? Müslümanlar. Küfür değil ki hedefi şeytanın. Müslümanlar. O zaman şeytanın sevkiyle ve ilhamıyla, vahyiyle Müslümanların içine yerleşiyor. Verem mikrobu gibidir. Müslüman bünyeyi çürütmeye çalışır. Ama Müslüman da tabii adeta ona karşı bir savunma sistemi geliştirir ve bünyesi güçlenir. Yani ona karşı Müslüman bedenini korurken kendi bünyesi güçlenir. Şeytan ona “küfrün içine git” demez. Müslümanları bozmak hedef olduğu için “Müslümanların içine git” der. “Müslümanların içinde kendini gizle” diyor. “Sezdirme. Senin aklına, zekâna ihtiyaç yok. Ben sana zaten aklı vereceğim” diyor şeytan. “Nerede nasıl eylem yapacağını, nerede ne pislik yapacağını ben sana söyleyeceğim” diyor. Allah diyor ya “vahyeder” diyor. Münafığı böyle bir elektromanyetik alan gibi kaplar şeytan. Zaten münafık bir yere girdiğinde hemen Müslümanlar onun elektriğinden anlarlar. Mesela buraya gelse bir münafık hemen anlarsınız elektriğinden. Her yere hatta yayına bile hissedilir. Yayın da bile hissedilir elektriği, yani çok yoğundur şeytani elektriği, anlaşılan bir mahlûktur. Ama çok zeki olduğu için, şeytani zekâya sahip olduğu için kendini çok ustaca Müslüman, kaliteli, akıllı, dürüst, derli toplu, düzgün bir insan gibi gösterir. Hâlbuki gerçeğinde pis, dinsiz, alçak, kahpe, kalleş, haysiyetsizdir. Ama dışarıya karşı çok düzgün gösterir kendini münafık. Onun için halk avam genellikle hayran olur münafığa, anlayamazlar. Mesela Resulullah (s.a.v.) devrinde on dokuzla ilgili Kuran’ın mucizesini gördüğü halde iman etmeyen münafığa, hayranlar ona. Onu seçip oraya gönderiyorlar. Diyorlar, “en aklımız bu gitsin. En kültürlü, en akıllı bu” diyorlar. En entelektüel o devrin üslubuyla. Yani şu anki entelektüel modern ismi, o devrin işte Arapça karşılığı neyse o anlamda. Müthiş kinli, Kuran’a kinli, Peygamber (s.a.v.)’e kinli, Allah’a kinli. Ama baktığında çok dürüst, çok efendi, lafını sözünü bilen, görgülü bir insan, kaliteli bir insan. Mesela yemeyi içmeyi biliyor. Oturup kalkmayı biliyor. Öyle gibi gösteriyor. Ama batınında son derece pis, alçak ve karaktersiz olur.

Zuhruf Suresi 36’da “Kim Rahman (olan Allah)ın zikrini görmezlikten gelirse” diyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. Yani Kuran’ı görmezlikten gelirse. Münafık Kuran’ı dinlemek istemez. Biz mesela burada anlatıyoruz ya bunu dinlemek istemez, duymak istemez. O boş böyle zırvalar, küfür masalları onları okur, dinler ki züppelik yapsın küfrün içine girsin. Yani kendini onlara beğendirmeye çalışsın. Yani küfür diliyle gitmek ister. Küfür kültürünü araştırır. Küfür karakterini araştırır ki onların yalakası olsun, onlara yalakalık yapabilsin, kendini beğendirmek istesin. Zuhruf Suresi 36’da “Kim Rahman (olan Allah)ın zikrini görmezlikten gelirse” Şeytandan Allah’a sığınırım. “Biz bir şeytana” bak, bir şeytana “onun 'üzerini kabukla bağlattırırız” Yani üstünü elektromanyetik alan olarak tamamen kaplıyor, kafası, beynini her yerini kaplıyor. “artık bu, onun bir yakın dostudur.” Yani şeytanın dostu olmuş oluyor. Şeytan ne derse onu yapar. Yani münafığın adeta her saniyesi ahlaksızdır. Mesela gelir oturur bir ahlaksızlık yapar, bir konuşma yapar mutlaka ahlaksızdır. Mesela Facebook’una bak, mutlaka bir ahlaksızlık görürsün ama gizli, sinsi. Ama zahirinde bir şey göremezsin. Yani o şeytanın kendini gizleme gücü münafıkta çok güçlüdür. İmalarla yapar onu. Kendi manyetik alanını bilen iblislere işaret verir. Samimi Müslüman onu pek göremez. Yani ancak bu konunun erbabı olan gönül ehli, kalp ehli olan insanlar münafığı Allah’ın dilemesiyle teşhis edebilir; çok güçtür. Bediüzzaman diyor “zekâvetiyle” diyor “fark edilemez” diyor. “Şeytani bir zekâveti vardır” diyor. “Çok eşşed bir varlıktır” diyor. Münafıkun Suresi, 4, şeytandan Allah’a sığınırım. “Sen onları gördüğün zaman cüsseli yapıları beğenini kazanmaktadır.” Halk gördüklerinde “ya” diyorlar “ne kadar gösterişli, ne kadar kültürlü, görgülü.” “Konuştukları zaman da onları dinlersin.” Çokbilmiş olur, lafazan böyle seri konuşur. Lafa laf onda üste katar. Böyle hem küstahtır hem mütevazı gibi gösterir. Hem alçaktır, hem insancıl gibi gösterir. Yan, şeytani zekâsıyla bunu kendince ustaca yapmaya çalışır. “(Oysa) Sanki onlar (sütun gibi) dayandırılmış ahşap-kütük gibidirler.” Yani “ölüdürler” diyor Allah. Ahşap kütük nasıl? İçi boş, kof kütük ölüdür, canlı değil. “Ahşap, kof kütük gibidir” diyor. Ahşap, kof kütük gibi ama bak, “dayandırılmış” diyor. Nereye? Şeytana dayanıyor. Şeytanın verdiği güçle ayakta duruyor. Şeytan geri çekilse düşecek yani. “(Bu dayanıksızlıklarından dolayı da) Her çağrıyı kendileri aleyhinde sanırlar.” Yani sürekli kuşku içindedir münafık. Yakalanma korkusu içindedir. Beni izliyorlar mı, dinliyorlar mı? Ne yapacaklar? Allah diyor ki bak, “Onlar düşmandırlar” Çok net ifade, düşman. “bu yüzden onlardan kaçınıp-sakının.” Yani çok dikkatli olun, tetikte olun. Sakının. Sakınmak için nerede olacak? Münafık yanında olması lazım. Uzaktaysa nasıl sakınacaksın yani? Sakının. “Allah onları kahretsin” diyor. Münafık, demek ki Allah kahredecek münafıkları. “nasıl da çevriliyorlar.” Münafık sürekli dilini eğip büker, çok oynaktır. Dilini kullanma konusunda şeytani bir maharete sahiptir. “Beyaz” der, sonra “siyah” der. Sen dersin ki “beyaz demiştin, şimdi siyah dedin” “Yok, ben siyah demedim” der. “Sen yanlış anladın. Aslında beyaz dedim.” “Beyaz diyorsun o zaman” dersin. “Yok, onu da demek istemedim. Sen karıştırdın herhalde.” Yani çok karışık, girift, manyak bir ruhu vardır. Çok seri yalan söyler münafık. Yani manyaklık derecesinde abartılı bir yalan söyleme gücü vardır. Yani dilini evirip çevirme. Hatta Kuran’da var ya, “…dillerini kitaba doğru eğip bükerler, siz onu (bu okur göründüklerini) kitaptan sanasınız diye…” (Al-i İmran Suresi, 78) Kendi din anlayışını bize din olarak göstermek ister münafık. Kendinin bir inancı vardır. Onu ama uyduramasa da Kuran’ı çevirip evirerek, değiştirerek ona uygun hale getirmeye çalışır. Onun için Peygamber (s.a.v.)’e diyorlar ya, “…Bundan başka bir Kur'an getir veya onu değiştir.” (Yunus Suresi, 15) “Sen kendinden bir şey çıkart o zaman” diyorlar.

Mora İsyanı’nda o zaman o devirde, İngiltere, Avrupa’da kamuoyu yaptı gazetecilerden, şunlardan bunlardan falan, aynı şu anki dönem gibi yani. Ağırlıklı olarak İngiliz ve Avrupalı gençlerin Mora İsyanı’na katılmasını sağladılar. Bu YPG falan nasıl teşvik ediyorlar ya, aynı onun gibi böyle işi gücü olmayan, lümpen, homoseksüel it kopuk takımını Mora İsyanı’na katılmak üzere silahlandırıp oraya gönderdi. O devirde Osmanlı aleyhinde kitaplar, makaleler havalarda uçuşuyordu, aynı şu anki gibi sistem yani.

Allah, Kuran’da münafıklar için “…müşrikler ancak bir pisliktirler…” (Tevbe Suresi, 28) diyor. Gizlide çok pistir münafıklar, yani iğrenç derecede pistir. Ama zahirde Müslümanlara temiz gibi gösterirlar kendilerini kısmen. Ama şeytani bir iğrençliğe ve pisliğe sahiptirler özelde. Mesela özelde kimse görmeden namaz kılmaz münafık. Kimse görmediğinde abdest de almaz. Ama bir gören varsa namaz kılması gerekiyorsa, abdestsiz gider namazını kılar. Tabii o da yıldırım hızıyla, yani bir an önce kurtulmak ister. Üşenerek ayette diyor ya “…Namaza kalktıkları zaman, isteksizce kalkarlar…” (Nisa Suresi, 142) diyor. Yani hiç istemez, yani nefret eder namazdan münafık. Onun için Müslümanlardan ayrıldığında en sevindiği şey namaz kılmamaktır. Yani orada çok ferahlık duyar kendince ama şeytani azabı da tadar tabii. Yani o azap çok çok şiddetli bir azaptır.

Münafık sürekli Müslümanların aleyhinde konuşarak Müslümanların birbirine olan sevgisini kırmak ister. “Şöyle kusuru var, böyle yanlışı var.” Tek amacı Müslümanların birbirini sevmesini engellemektir.

Bak, münafıklar için diyor ki Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. “Bunları bir zillet sarıp kaplar. Onları Allah'tan (kurtaracak) hiç bir koruyucu yok. Onların yüzleri, sanki bir karanlık gecenin parçalarına bürünmüş gibidir…(Yunus suresi, 27) diyor münafıklarda öyle bir surat oluyor. Müslümanlara nimet geldiğinde münafığın yüzünü bir seyredin. Yani münafığı en iyi teşhis edeceğiniz anlardan birini söylüyorum. Bir mümine veyahut mümin topluluğuna bir nimet geldiğinde münafığın yüzüne bir bakın. Yahut münafık olduğundan şüphelendiğiniz birisinin yüzüne bakın. Hemen anlarsınız yüzü simsiyah olur, çok ızdırap çeker. Müminde nimet parıltısı olur, sevinç duyar değil mi? Münafıkta ızdırap olur. Bak, “nasıl teşhis edeceğiz?” diyorlar. Teşhisin yolunu söylüyorum işte. Bak, mucize istiyorsanız söylüyorum. İsterseniz deneyin. Müslümanlara bir nimet sunun mesela güzel bir topluluğa veyahut bir kişiye bir nimet verin, bir Müslüman’a bir nimet verin. Yüzüne gelen o zillet ve melaneti ibretle göreceksiniz, mucize olarak oluşur. Kurtulamaz ondan. “Yüzü simsiyah kesilir” diyor Allah ayette.

Münafık nimete şükretmez oradan da anlayabilirsiniz. “Münafığı” diyorlar ya “biz nasıl keşfedeceğiz nasıl anlayacağız?” Alametlerini sayıyorum. Bir nimet geldiğinde “Allah’a şükür, elhamdülillah” demez. Onu zaten hak ettiği kanaatindedir münafık. Yani onun gelişini Allah’a bağlamaz nimeti. Allah’tan geldiğine inanmaz. Zaten kendi hakkı olarak görür. Onun için şükretmez, hamd etmez. Alamet istiyorsun bak, alamet veriyorum. Elle tutulur alamet. Bana soruyorlar ara ara, “nasıl anlayacağız?” diyor. Çok elle tutulur deliller söylüyorum. Nimet geldiğinde nimete şükretmez. Kusur bulur nimette daha da olmazsa. Veyahut rahatsızlanır müminlere nimet geldi diye. Kendine de nimet sunulduğunda şükretmez, Allah’a hamd etmez. Yani şükür ehli değildir. Kuran’da bu başka ayetlerde de defaatle vurgulanıyor, hamd etmeyecekleri, şükretmeyecekleri.

Gertrude Bell, arkeolog adı altında Güneydoğu, Irak, Suriye topraklarında yılarca dolaşıp Osmanlı toprakları içerisinde küçük devletler kurulmasını sağladı, İngiliz ajanı. Tabii onun bağlı adamları var, yancıları var, bilmem nesi var. İngiliz derin devleti yönetiyor. Gertrude Bell, arkeolog adı altında Irak, Suriye, Ürdün topraklarında ayaklanmayı sağlıyor. Irkçı ve Darwinist propaganda yapıyor. Ama İngiltere’den tabii oluk gibi altın ve para geliyor, onlarla bunu yapıyor.

Mesnevi’de yılan, kaplumbağa ve kirpi hep böyle gizemli, özel konuşmalarda sembol olarak kullanılıyor. Bak, diyor ki Mevlana Rumi, “şeytan kirpinin kafasına benzer, kirpi avcıdan -kötü avcıdan yani aleyhine olan avcıdan- ürker ve büzülür ve başını gizler. Kendini sezdirmez” diyor “Kirpi. Fırsatını bulunca başını çıkarır.” Bak, “fırsatını bulunca başını çıkarır.” Kaplumbağayı da detaylarıyla anlatıyor, yılanı detaylarıyla anlatıyor. Sembol olarak kullanıyorlar.

Bu İngiliz kadın ajan bu Gertrude Bell, bak görüyor musun? Kadın ajan çok kullandı İngilizler. Sonra da bu kadını öldürdüler İngiliz derin devleti. Bak, kullandıktan sonra öldürdü kadını. Matahariler, yüzlerce ajan kullandılar. İntihar süsü vererek öldürdüler kadını.

İslam aleminin paramparça olmasının tek sebebi İngiliz derin devletidir. Bakın teknik olarak araştırın, inceleyin tarihçesinde, tamamının sinsice onlar tarafından yapıldığını görürsünüz. Halen Türkiye’de mesela Güneydoğu’daki o olay. Hükümeti hizaya getirmek için yapıyorlar. Ve Kürt kardeşlerimizin de gözünü yıldırmaya çalışıyorlar. Güneydoğu bir kere Gaziantep ya sen kabadayıların şehrine gelmişsin. Gaziantep’in tamamı kabadayıdır. Yani Türkiye’nin ben bu kadar yiğit olmasını çok güçlü imanlarına bağlıyorum. Bu kadar kabadayı bir ülkeden çıkmaz. Dünyanın hiçbir ülkesinde bu kadar çok kabadayı olmaz. Bak delikanlı o da geldi, akşam dışarıdaymış. Niye? Akşam zaten şehit olmaya çıkıyor dışarıya çıkarken. Karşında otomatik silahlı adamlar var. Ne için çıkar bir insan? Şehit olmaya çıkıyor.

Çengelköy, kabadayıların, yiğitlerin, aslanların kaynadığı bir semt. Çengelköy’e bir kere bir anıt yapılmasını istiyoruz, belediyeden. İstanbul belediye başkanından istirham ediyoruz. Çengelköy’ün aslanlarına, yiğitlerine bir kahramanlık heykeli istiyoruz, anıt. Proje olarak biz hazırlayabiliriz. Ama kendileri de hazırlayabilirler. Biz yine ihtiyaten hazırlayalım. Çengelköy’ün şöyle ortaca bir yerine. Bir de Gazi Çengelköy isminin verilmesini istiyoruz Çengelköy’e. Çengelköy değil, Gazi Çengelköy. Karakola da Gazi Çengelköy Karakolu densin. Kurşun izleri her yerde duruyor. Kabadayıların kanları yerde duruyor daha. Konuştuk muhtarla, karakolla falan, kardeşler konuşmuşlar, hepsi aslan. Bak tek başına tek bir polis memuru alayını püskürttü. Kabadayılığın kitabı yazıldı o gün. Onlar alışmışlar tırsak adamlara. Bazı İngiliz derin devletinin uşakları, alçaklar. “Bunlar zaten korkar” diyorlar, “bir çıkalım biz meydana, konu biter.” Şimdi biz aslanlarla konuştuk Çengelköy’de. “Karşılaştık, silahlarla geldiler” diyor. “Darbe yaptık biz, evinize gidin.” Dediler. “Ne alaka?” falan demişler, “ne darbesi?” falan demişler, “siz kimsiniz?” demişler, “ne konuşuyorsunuz siz?” falan demişler. Onlar da şaşırmış öyle deyince. Yani ama hayret içinde, “ne konuşuyorsunuz siz darbe falan?” demişler. “Bırakın bu ayakları” demişler. İşte ondan sonra çatışma başladı zaten. Bunlar direniyor diye bildirdiler. Çengelköy’ün kabadayılarıdır oraya ilk gidenler. Çoğu ülkücü ve çoğu da ülkücülerden şehit oldu benim aslanlarımın. Ruhları şuan cennette. Ama ruh diyoruz biz ona, çünkü bedeni burada duruyor ya. Fakat beden diye gösterilen beden gerçek bedenleri değil. Yani mezardaki bedeni beden değil. Asıl bedeni cennette. Bize ölü beden gibi gösteriliyor. Yani kendi bedeniyle gidiyor doğrudan. Mesela ölü, ruh olarak gidiyor. Ama şehit bedenle gidiyor, bedenlenmiş olarak gidiyor.

Bir de bizim millet kadar şehadete susamış bir millet dünyada yoktur. Şehadeti öyle bir sevdirdik ki Allah’a çok şükür, şehadete olan muhabbeti öyle bir arttırdık ki, şehadeti istemeyen bir tane Müslüman kalmadı. Öyle millete bir şey yapamazsın. Yapamazlar yani.

Yalçın Çelebi; “Afganlar gerçek Müslüman değil, Araplar da değil. FETÖ gerçek Müslüman değil, Cübbeli değil.” Liste saymaya ne gerek var? Gerçek Müslüman; Kuran’a uyan Müslümandır. Bu kadar açık. Ben Kuran’a uyuyorum. Uymadığım bir yön olursa bana söyle. Sen de Kuran’a uymazsan ben de sana söylerim. Kuran’a uyan zaten gerçek Müslümandır. Ne kendini yoruyorsun? Şu da değil, bu da değil falan. Olumsuzdan olumluya gitme olmaz. Olumludan olumluya git.

Van Tatman karayolunda menfeze döşenen yaklaşık bir tonluk patlayıcı imha edilmiş. Önceden tespit edilmiş. Tabii rahatça yapılabilir bunlar.

Teyzeler çok şeker Çengelköy’de. Şimdi videolar var. Azarlıyorlar; “Biz sizi bunun için mi yetiştirdik?” falan diye. “Anne, teyze dur yapma Allah aşkına” falan diyorlar. Şimdi adamlar anlatamıyorlar. “Sizi edepsizler sizi” falan. Ne şekerler. Türk milletine darbe ne yazar? EvelAllah yani.

Sen güzelsin demeyle olmaz, bakmak lazım. Dinlendireceksin. Seni seviyorum demekle olmaz kuru kuruya. Uykusuna dikkat edeceksin, yemesine dikkat edeceksin, sporuna dikkat edeceksin. Sağlığına dikkat edeceksin, protein, vitamin falan. O zaman seviyorum dersen hakkın var. Yoksa o şekilde olmaz.

Gaziantep bir kere daha gazi oldu. Gaziliğe alışıktır Gaziantep. Allah onlara uzun ömür, sağlık sıhhat versin. Türkiye 83 milyon. 83 milyondan elli kişi, tüketemezler.

Darbe günü olan mucizeleri kitap haline getiriyorum. Halkla konuşuyoruz. O kadar çok mucize var ki. Hızır (a.s) her yere uğramış. On dakika arayla o kurtulmuş, on beş dakika arayla o kurtulmuş, beş dakika arayla o kurtulmuş. Evliya kol gezmiş. Bir harikuladelik var.

O devirde işte Birinci Dünya Harbi yıllarında Türklerin bütün Avrupa’dan çıkarılması için İngiltere yoğun faaliyet yapıyor. Basın, yazarlar, kitaplar, her şeyle. Thomas Hughes vardı rahip, din adamı. Mora isyanı öncesi Yunanistan’ı gezmiş, bir seyahatname hazırlamış. “Dünyayı kirleten ve insanlık için tehdit unsuru olan Türklerin yok edilmesi bir insanlık vazifesidir” diyor adam. Ve bu fikirlerini, Türk düşmanlığını bütün Avrupa’da yayıyor. Yunanistan’da yayıyor, Balkanlar’da yayıyor. Şuanda da İngiliz basını tüm gücüyle Türkler aleyhine yayın yapıyor. Aynı o dönemdeki gibi. Ama güçleri yetmiyor bizlere tabii. Ve yetmeyecek de. İslam’ın aydınlık, modern yüzüyüz. Türkiye Müslümanlarını IŞİD Müslümanı gibi göstermeye çalışıyorlar. Ama bize çatınca havaya lastik top gibi zıplıyorlar. Adam nasıl IŞİD desin? İslam aleminin aydınlık, modern, kaliteli yüzüyüz. Ve İngilizlere bu dediklerini teker teker yutturuyoruz ve yutturmaya da devam edeceğiz.

Şimdi kısa bir ara verelim, devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Münafık Korkaktır, Zorlukta Kendini Hemen Ele Verir.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Fikret Bey, sizi dinliyoruz. 

KARTAL GÖKTAN: Gaziantep'deki saldırı, devletin yanında olan Adiyan Aşireti'ne yapıldı. Adiyan Aşireti'nin lideri İsmail Bilen'in seçim döneminde şöyle bir açıklaması var; "2007 yılında Herekol bölgesinde korucuyken PKK ile çıkan çatışmada yaralandım ve gazi oldum. Aşiretim elli yedi yıldır Demokrat Parti'ye oy verir. Bu seçim, AK Parti ile birleşerek gidiyoruz. AK Parti'ye küskün olanlar var ama büyük çoğunluk destek vereceğiz. Aşiretimin yüzde yetmişine sözüm geçer. Bin yüz korucumuz var." diyor.

ADNAN OKTAR: Kabadayıya ne diyelim, gazilik şeref. Devletin yanında, Allah'ın yanında; vatanın, milletin, bayrağın yanında olan insanlar PKK alçaklarının tabii ki hedefi oluyorlar; şeytanın hedefi oluyor, Deccal'in hedefi oluyor. Müminin vasfı nedir? Şeytanın hedefi olmak, Deccal'in hedefi olmaktır. Deccal onlara saldırmış, onlar da Deccal'in yaralamasıyla gazi olmuşlar. AK Parti'yi desteklememek mesele değil fakat HDP'yi desteklerseler sorun olur.

Evet, dinliyorum. 

BÜLENT SEZGİN: HDP, düğünün kendi partilerine üye olan kişilere ait olduğunu öne sürdü. Ve şöyle bir açıklama yaptı; "Partili üyelerimizin düğününe yönelik terör saldırısı sonucunda salonda bulunan çoğunluğu kadın ve çocuk çok sayıda yurttaşımız yaşamını yitirdi. Çok sayıda yaralımız var acımız büyük." denildi. Ayrıca bazı HDP vekilleri sosyal medyada yaralılara kan vermeye gidenlere yönelik saldırılar olduğu ile ilgili haberler yayıyorlar. 

ADNAN OKTAR: Kardeşim, yapılan saldırı PKK'nın saldırısı yani aşirete yapılmış, aşiret mensupları. Aşiret devlet yanlısı, millet yanlısı, Allah yanlısı. Dolayısıyla Deccal'in, İngiliz derin devletinin Nemrut sisteminin yani PKK'nın hedefi oluyor. HDP'nin bu açıklaması çok ayıp. Zekamızla alay eder gibi, dalga geçer gibi; aleni ve net PKK saldırısı olduğu aşikar. Devlet yanlısı bir gruba, bir topluluğa, bir aileye, bir aşirete yapıldığı aşikar. Bunu anlamazdan gelip konuyu bambaşka bir mecraya çekmeye çalışıyor. HDP bu ağzı bıraksın. Yakışmıyor, olmaz.

Sema Erenuk işte münafıklarla ilgili sözümüz herkese yönelik, sana da yönelik bana da yönelik herkese yönelik. Orada adam seçmek yok. Münafık ayetlerinden zaten mümin etkilenir. Sen müminsen sen etkileneceksin. Ben etkileneceğim, herkes etkilenecek. Madem münafıklardan bahsettim, münafığın alametlerinden biraz bahsedelim.

KARTAL GÖKTAN: Münafık, Müslümanların Başarılarını Çok Kıskanır ve  Onlardan Daha İyisini Yapabildiğini İspatlamak İçin  Göstermelik Çabalar Yürütür. Müslümanlar yaptıkları güzel hizmetler ve hayırlı işler için harcadıkları çabalar ile yalnızca Allah'ın rızasını ve sevgisini kazanabilmeyi umarlar. Bunun dışında insanlardan herhangi bir takdir ve karşılık beklemezler. Amaçları İslam'ı, Müslümanları güçlendirmek, Kuran ahlakını insanlara anlatarak dünyada huzur ve barışı hakim kılmaktır.

BÜLENT SEZGİN: Münafıklar ise bunların hiçbirini önemli görmez ve bu yüzden de bu yönde hiçbir çaba göstermezler. Ancak bunlar her ne kadar münafığın hedeflerinin tamamen zıttı da olsa, Müslümanların elde ettikleri başarılar münafığı çok kıskandırır. Çünkü münafık için 'her konuda herkesten üstün olduğunu vurgulayabilmek' çok hayati bir konudur. Aksi bir durumla karşılaşmak münafığı adeta deliye döndürür. Kıskançlıktan, 'o imajı mutlaka ortadan kaldırmak; o başarılı görünen kimselerin başarısına gölge düşürüp onları yeteneksiz, akılsız ve bilgisiz insanlar gibi göstermek' ister. Bununla birlikte, o konuda 'asıl kendisinin ne kadar mükemmel bir bilgi birikimine ve yeteneğe sahip olduğunu' vurgular. Ve aslında İslam'a ve Müslümanlara fayda verecek hiçbir hizmete katkıda bulunmak istemediği halde, aynı görevin kendisine verilmesi için her yolu dener. Bunun için gerekirse yalan, iftira, çirkeflik, huysuzluk gibi her türlü çirkin yöntemi de uygulayarak, başarılarıyla ön plana çıkan kimseleri kendince önemsiz gösterip küçük düşürecek bir eyleme başlar. 

KARTAL GÖKTAN: Amacı asla Allah'ın rızasını kazanmak ya da İslam için faydalı bir şey yapmak değildir. Tek istediği büyüklüğünü ispatlayabilmektir. Başarılı Müslümanlardan daha fazlasını ve daha iyisini yapabilmelidir ki, onları geçebilsin ve onlardan daha büyük ve daha üstün olduğunu herkese gösterebilsin. Aynı zamanda da kendisini 'çok işe yarayan, çok hayati faaliyetler yapan, çok özel ve eşsiz bir insan' konumuna getirebilsin.

BÜLENT SEZGİN: Müslümanlar kendi aralarında yapılan hangi faaliyetlerden dolayı memnun oluyor ve bu konuda kimleri takdir ediyorlarsa, münafık şeytanın ilhamıyla hemen o kişilere musallat olur. Özellikle de o sırada 'en çok gündemde olan ve en önemli görülen faaliyetleri yapan kişileri yermek' ve 'onlardan daha iyi olduğunu vurgulayabilmek' münafık için çok önemlidir. 

KARTAL GÖKTAN: Örneğin eğer bir kişi çok güzel bir yazı yazmış ve bu da İslam'ın tebliği açısından çok etkili olmuşsa, münafık hemen bir şekilde o yazıyı eleştirmenin yollarını arar. Bir başkası bir yerde güzel bir dekorasyon yapmışsa, hemen bunun ne kadar demode ve kötü olduğunu vurgulayacak bir üslup kullanır. Diğer bir kişi, güzel bir video hazırlamış ve bunda en son teknolojileri ve en kaliteli görüntüleri kullanmıştır. Münafık hemen burada da kendince üstten bakan, beğenmeyen ve küçük gören bir üslupla, bunların aslında çok bilinen, çok eski teknikler ve sıradan görüntüler olduğunu söyler. Ardından da, o şeytani ama çok zayıf olan aklıyla çirkin oyunlarının ikinci aşamasına geçer. Sürekli eleştirip, kınayıp, eksik ve kusur bulduğu bu çalışmaları, kendisinin herkesten çok daha iyi bildiğini ve en mükemmel tekniklerle çok daha etkili bir şekilde yapabileceğini anlatmaya başlar. Bunlar gibi yapılacak yeni bir faaliyet söz konusu olduğunda da, münafık hemen ortaya atlayıp o işle kendisinin ilgilenmek istediğini söyler. Örneğin bir su kuyusu açılacaktır, münafık hemen öne atılır ve "Ben yapayım bunu" der. Böylece kendisine 'bir işe yarıyor havası' vermiş olacak ve zaten başarılı olacağı bilinen bir işi üstlenerek 'o başarının mimarı' konumuna gelmiş olacaktır.

BÜLENT SEZGİN: Ancak elbette ki münafığın niyeti asla böyle bir şey için emek vermek, buna vakit ayırmak, Müslümanları ve İslam'ı güçlendirecek herhangi bir şey yapmak değildir. Amacı sadece çirkeflik yaparak, huzursuzluk çıkararak, yaygaralar kopararak kendini insanlara üstün göstermeye çalışmaktır. Nitekim kendisine, "Peki o zaman, madem sen herkesten çok daha iyisin, öyleyse al bunu da sen yap" denildiğinde, o konuda en ufak bir çaba bile harcamadığı ve asla istenilen sonuca ulaşmadığı görülür. Çünkü artık kendince istediği olmuş durumdadır. Herkesin duyacağı bileceği şekilde, "Falanca şahıs bu konuda en bilgili, en yetenekli kişi. Bu yüzden bu görevi ona verdik." diye söylenmiş olacak, o da kendince üstünlüğünü ispatlamış olacaktır. Sadece bu sözle bile istediği itibarı kazanmış ve o başarılı insanlarla karşılaştığında, onlara karşı kullanabileceği bir koz elde etmiş olacaktır.

KARTAL GÖKTAN: İşte münafığın her oyunu gibi, bu planı da oldukça 'kof ve akılsızcadır'. Müslümanların, ortada samimi bir çaba ve hayırlı bir çalışma olmaksızın, tek bir söz ile bir kimse hakkında bir kanaat edinmeyecekleri açıktır. Ama münafık, böyle bir durumda Müslümanların da 'onu gözlerinde büyüteceklerini ve çok etkileneceklerini' sanır. Büyüklük ve gösteriş hırsıyla, kendi akılsızlığını dahi göremeyecek kadar kör hale gelmiştir.

BÜLENT SEZGİN: Tüm kainatı ve içindeki her şeyi yaratan, gücün tek ve sonsuz sahibi olan yalnızca Yüce Allah'tır; O'nun dışındaki tüm varlıklar ise O'na muhtaç ve acizdir. Dolayısıyla da münafık ne kadar debelenirse debelensin, asla arzuladığı gibi bir büyüklüğe ulaşamayacaktır. Tarih boyunca her devirde Firavunlar, Nemrutlar hep bu büyüklük hırsıyla yanıp tutuşmuşlardır. Ancak hiçbiri istediğine ulaşamamıştır. Her biri, elde ettiği maddi manevi her şeyi geride bırakarak Allah'ın huzuruna çıkarılmak üzere ahirete alınmıştır. İşte münafığın, asla gerçeğe dönüşmeyen bu 'delice büyüklük hırsı' Kuran'da şöyle haber verilmiştir: “Şüphesiz, kendilerine gelmiş bulunan hiçbir delil olmaksızın, Allah'ın ayetleri konusunda mücadele edenlere gelince; onların göğüslerinde kendisine ulaşamayacakları bir büyüklük (isteğin)den başkası yoktur. Artık sen Allah'a sığın. Şüphesiz O hakkıyla işiten, hakkıyla görendir.” (Mümin Suresi, 56)

“Burcun üstündeki adamlar, kendilerini yüzlerinden tanıdıkları (ileri gelen birtakım) adamlara seslenerek derler ki: "Ne (güç ve servet) toplamış olmanız, ne büyüklük taslamanız (istikbarınız) size bir yarar sağlamadı."” (Araf Suresi, 48)

ADNAN OKTAR: Gayet güzel. Bu münafık alametlerinin anlatılması, İslam tarihinde ilk defa oluyor. Münafık konusu genellikle geçiştiriliyor. Mesela Fethullah Gülen Cemaati’nin başına gelen, münafıklardan geldi. İskenderpaşa Cemaati, münafıklardan helak oldu. Türkiye Gazetesi Cemaati, münafıklardan battı. Mahmut Hoca Cemaati’ne münafıklar musallat oldu. Menzil Cemaati’ni de münafıklar çok zorda bıraktılar. İslam alemini de mahveden, Mısır'da Müslümanları perişan eden münafıklık hareketleridir. Münafıklığın çok iyi bilinmesi gerekiyor.

"Adnan Hoca görmeyeli bayağı değişmiş." Sen demek ki bayağı beni görmemişsin. Kaç yıl? Uzun bir zaman. Olmaz. Nadir de olsa böyle tipler görüyoruz.

"İyi günler Hocam. Zazalar sizinle gurur duyuyor." Zazalar, hepsi bizim canımız.

Gaziantep'te saldırıyı PKK yaptı. Hedef, devlet yanlısı Müslüman PKK'nın can düşmanı olan Kürt kardeşlerimizdir. Konu bu. Net, PKK eylemidir. Zaten seri ve kesintisiz her gün saldıran yapı, kesintisiz saldırısına devam etmiştir. Bu kadar. Değişen bir şey yok. Buna PKK'nın sahip çıkmaya kalkması, rezalet. HDP'nin sahip çıkması da çok çok çirkin. Düğün sahibi AK Partili. Damat, dindar Müslüman muttaki birisi. Eşi HÜDAPAR’lı. Bu saldırıyı kim yapar bilin bakalım? Densizliği bıraksınlar, münasebetsizliği bıraksınlar. Komünist dangalaklığını istemiyorum ben, Komünist PKK’lı dangalaklığını istemiyorum. Komünist PKK’lılar, tam klasik dangalak ve kafaları hiç çalışmıyor. Kafa dumura uğramış adamların. Dağda domuz eti yiyorlar, ot yiyorlar bu adamlar; zehirleniyorlar ottan, beyin gitmiş bunlarda. Yani ot yayılıyor adamlar oralarda, yeşillik; gece gündüz ot yeme kafayı bozdurdu onlara. Bir de domuz beyni yiyorlar. Domuz beyni adamı böyle yapar. Yani dozunu kaçırdılar. Dozunu kaçırdıkları için beyin zehirlenmesine uğradılar. Tabii dinsiz imansız oldukları için asıl, PKK’lı oldukları için. Asıl sebep o.

Muhsin Yazıcıoğlu'nu rahmetliyi şehit ettiklerini ta ilk gece söylemiştim. Sürekli savcıdan savcıya intikal ediyor olay. Klasik hukukla bu iş hallolmaz. Bu olay ve diğer olaylar; Muhsin Yazıcıoğlu olsun, faili meçhul bütün olaylar Mehdi (a.s) devrinde hepsi açığa çıkacaktır, söyleyeyim tamamı. Tek bir tanesi dahi sekmez. Böyle kanarya gibi şakıyacaklar. Bana güvenebilirsiniz, inanabilirsiniz. Bülbül gibi şakımayan bir kişi olmaz. Sadece bir rica üzerine gelip anlatacaklar. Anlatmayan olmaz. Anlatmayan yerin altına, yedi kat yerin altına girse yine bulunur. Böyle ağır bir sistem olmaz o zaman. Bir gecenin içinde hepsi anlatır. Öyle bir konu olmaz. Tek bir tane faili meçhul kalmaz. Ama şuan tabii adam istediğini yapıyor.

Zazalar PKK'dan nefret ederler. Milyonlarca Zaza var Türkiye'de.

Orhan Metin, İstanbul; Orhan, "Muhabbet güzel." diyorsun. 

Muhsin Yazıcıoğlu’nu bir şekle şemaile sokamadı İngiliz derin devleti. Şehit etme kararı aldılar. Gayet basit yöntemle de şehit ettiler. Örtbas edildi.

MHP, AK parti, Saadet falan hepsi ittifak halinde mühim olan bu. Ana ittifak tamam.

MazlumTekin121 “İngilizler geçen asır çöktü” diyor. İngiliz derin devletinin kendini saklama gücünün ne kadar esaslı olduğunu gösteriyor. Bak ruhun bile duymamış. Adam senin kalbini çalıyor, imanını çalıyor senin haberin bile olmuyor. İngiliz derin devletinin şeytani gücünü gösteriyor bu haberin bile olmaması.

Muhsin Yazıcıoğlu vefatından bir yıl önce Lordlar Kamarası’nda bir konuşma yapmış İngiltere’de. Büyük Birlik partisini MHP’ye alternatif parti olarak hazırlayacaklarmış kendi kafalarına göre. MHP ile baş edemedikleri için Muhsin Başkan Lordların Kamarası’na yaptığı vatan millet taraflı konuşmadan dolayı kimse alkışlamamış. Büyük Birlik’le ilgili tüm planları boşa çıkmış İngilizlerin, bu sebepten. Ondan sonra da şehit etme kararı almışlar olay bu.

“Atatürk Havalimanı saldırısında PKK hep dedin. IŞİD üstlendi Adnan Hocam” diyor. Yok, IŞİD’in üstlendiği falan yok. O bir oyundu. O oyun sonra ortaya çıktı biliyorsunuz. Net PKK’nın ve İngiliz derin devleti tarafından yaptırılıyor hükümeti köşeye sıkıştırmak için. Çünkü darbe yaptılar olmadı. Daha önceki olaylarda da yine deviremediler, şimdi de terörle devirmeye çalışıyorlar. Bunlar boş işler. Hiçbir netice alamazlar.

Mesut Uysal, Mesut sen akşam akşam uykusuz musun Allah aşkına? Ben ne diyorum? “Münafıklar konusu genelde geçiştiriliyor ancak birçok Müslüman camiayı zor duruma düşüren münafıklardır. İslam âlemini de mahveden münafıkane zihniyettir” diyorum. Evet, tamam. Sen ne diyorsun? “Müslümanlara niye böyle laf ediyorsun?” diyor. Kardeşim akşam akşam Allah aşkına tansiyonun mu düştü nedir? Münafıklara diyorum bunu münafıklar yapıyor. Müslümanlar yapıyor demedim.

IŞİD’in neyini savunacağız. IŞİD Kuran’a uygun hareket etmiyor. Şirk içinde. Diğer gruplar gibi işte El-Kaide gibi, Taliban gibi. Yanlış yolda olan gruplar. İslam’da şiddet yoktur. Dinde zorlama olmaz. Dolayısıyla şiddet varsa biz ona karşıyız demektir. Ama sen PKK’nın yaptığını IŞİD yaptı dersen ben de bunun doğrusunu söylerim tabii ki. Bunu hep kakalamaya çalıştılar. Türkiye’de dikkat ederseniz benden başka da buna hayır diyen olmadı. Hep benim dediğim doğru çıktı. Hatta hükümetten bile “IŞİD yaptı, IŞİD yaptı.” Yok, dedim “ben IŞİD yapmadı PKK yaptı” dedim. Sonra “PKK yaptı evet” dediler. Koro halinde gazeteler, basın dikkat ederseniz hep “IŞİD yaptı” dedi şimdiye kadar olan olaylarda. Hepsini de PKK yaptı, dedim. Hepsinde dediğim doğru çıktı ve hepsi de sözünü geri aldı. Avrupa’da yapılan eylemlerde de bak homoseksüeller yaptı bunu, dedim. “Yok” dedi “olur mu IŞİD yaptı” yok, homoseksüeller yaptı, dedim. Dediğim doğru çıktı adamlar şakır şakır anlattılar. Otuz ayrı delille homoseksüellerin yaptığını itiraf ettiler. Almanya’daki saldırı için de bu da homoseksüellerin işi, dedim. Yine IŞİD yaptı, dediler. Onu da geri aldırttım “evet” dediler “homoseksüeller yaptı” dediler. Amerika’daki de öyle. Paris’te konser salonundakini de aynı şekilde. Hepsini geri aldılar.

EBRU ALTAN: İngiliz derin devleti yaptırdı demiştiniz. Gerçekten İngiliz ajanları çıktı fotoğrafları her yerden.

ADNAN OKTAR: Adam İngiliz ajanı bulunduğu mekânda yapılan araştırmada otuzun üzerinde intihar yeleği bulunuyor. IŞİD’in kullandığı intihar yeleği. İngiliz ajanı. Kimi neyin yaptığı belli değil mi?

“Sokaktayken eve ulaşana kadar telefonda A9 kanalını takip ediyoruz. Eve geldikten sonra televizyonları açıp telefonumuzu kapatıyoruz. Takip rakamlarındaki oynamalar sizi sakın yanıltmasın Hocam telefon yoksa televizyon, televizyon yoksa bilgisayardan daima takipteyiz EvelAllah Hocam. Hayırlı yayınlar.” Urfa’dan Kerem Afak. Ama ben telefondan genel oranı anlıyorum. Mesela telefondan yirmi bin kişiyse takip eden izleyen en az on milyon kişi falan olmuş oluyor. Yaptığımız hesaba araştırmaya göre.

Şimdi HDP logosu var. Birde “Gülen konferansları” diye Gülen örgütüne ait bir sitenin logosu var. İki logoyu yan yana getirip bana göstersene.

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Şimdi burada benzerlik var mı? Var değil mi? İşte buna hayat ağacı deniyor. Efendim, olayın Rumilikle de bağlantısı var. İlginç bir şey olay.

Bu yapılan son saldırıyı IŞİD yapmadı PKK yaptı net ve kesin. Şuana kadar Türkiye’de IŞİD hiçbir eylem yapmadı. Tamamını PKK yaptı. Emniyet araştırmalarında bunu yapanların PKK militanı olduğu hepsinde ortaya çıktı. Bu net, hepsinin delilini veririm.

GÖKALP BARLAN: Sınırda İngiliz askerlerinin IŞİD kıyafetiyle, silahlarıyla yakalandığının resimleri vardı Adnan Bey basına sızdırıldı.

ADNAN OKTAR: SAS komandoları var İngilizlerin. Binlerce SAS komandosunu IŞİD kıyafetleriyle gezdiriyorlar. IŞİD eylemi yaptırıyorlar. Yani anlaşılmayacak gibi değil olay.

EBRU ALTAN: Siz IŞİD yapmadı derken IŞİD'in yaptığını savunanlar 15 Temmuz'dan sonra PKK olduğunu anladık diye açıklıyorlar zaten.

ADNAN OKTAR: Tabii. Tamamını sonradan emniyet kayıtlarından anladık. Adamların resmi, ismi yayınlandı. Adamlar PKK'da eğitim görmüş, eski PKK militanları, ailesi de PKK'lı, klasik bilinen PKK'lı.

Bir Dost Muhalif Solcu: "Saldırı yapan düpedüz IŞİD." Ben de sana bak net bilgi veriyorum. Benim bilgim hep sağlam olur. Ve dediğim hep doğru çıkıyor. Ben delilli konuşurum. Seninki kahvehane sohbeti. Saldırıyı yapan net PKK, İngiliz Derin Devleti'nin hükümeti yıkmak için yaptığı kötü oyunlardan bir tanesi. Uzun süreden beri bunu yapıyor. Yapılan operasyonları durdurmak için, polisin dikkatini dağıtmak için yapılan çirkin eylemler. IŞİD'in yaptığı bir eylem değil. IŞİD yaptığı her eylemi üstleniyor. Bak IŞİD dünyanın her yerinde, her yaptığı eylemi üstleniyor. Türkiye'de hiçbir eylemi üstlenmedi; çünkü hiçbirini kendisi yapmadı; hepsi PKK'nın.

Meczup Başkan, Fırat KK2: "İslam'da şiddet vardır, zorlama yoktur diyor. Sonra da şunları şunları yaparsan cehennemliksin diyor." İslam'da şiddet diye bir şey yok. Eğer saldırı varsa savunma vardır. Nereden çıkardın şiddet vardır diye? Zorlama yoktur, e doğru. "Senin dinin sana, Benim dinim Bana" diyor Cenab-ı Allah. Ve açık ayet: "Dinde zorlama yoktur". Bak: "Dinde zorlama yoktur", bunu Allah söylüyor. "Şunları şunları yaparsan cehennemliksin", e doğru. Ahlaksızlık yaparsan, pislik yaparsan, zulüm yaparsan, katillik yaparsan, gasp yaparsan, her türlü melaneti işersen, e tabii ki cennete gidecek halin yok, cehenneme gidersin Allah'ın dilemesiyle.

"Antep'te ölenlerin çoğu Siirt'ten köyden düğün için Antep'e gelmişti" diyor ve hepsi böyle dindar, devlet yanlısı kişiler, hep aşiret elemanları. PKK, o Müslüman köylüleri öldürerek, şehit ederek kendince intikam aldı. Şimdi de bu kan üzerinden rant peşinde bazı tipler. Yani Türk milleti bunu yemez.

"Hocam en büyük özelliğiniz oynanan oyunu bozup, oyunu oynayanlara inme indirmek olabilir, darbe gecesi yaptığınız gibi" diyor. EvelAllah. Darbe gecesi her yerde darbe olduğu iddiası vardı. Başbakan yok, Cumhurbaşkanı yok, Kuvvet Komutanı yok. Hiç kimse ortada yok. Ben; "bu darbe sahte" dedim, En az 10 milyon kişi izliyordu. Çünkü telefon izlemesinden anladım. Akıl almaz yüksekti. "TRT'deki açıklama geçersiz" dedim. "Baskıyla yapılıyor" dedim. "Böyle olmaz bir subay çıkar açıklama yapar, böyle bir olayı ilk defa görüyorum. Bu sahte" dedim. Genelkurmay'da da yine "açıklama sahte" dedim. “Hacklenmiş Genelkurmay, geçerli değil bu darbe” diye “bu darbenin peşine takılanlar hata yaparlar. Darbe sahte” dedim. Moral sıfıra gitti darbecilerin, konu bitti. Türkiye çapında kimse kaale almadı. Diyorum ya burada gelmiş adam demiş ki yüzbaşı herhalde: "Darbe oldu" demiş "evinize gidin" demiş. "Ya sen ne istiyorsun?" falan demişler. "Bir gel hele" falan demişler. "Neyin nesisin biz anlamadık seni?" falan demişler. "Ya ben subayım, işte darbe oldu" falan. "Bırak şimdi bunları" demişler. “Nerden çıkardın bunu?” falan demişler. "Nerden aklına geldi?" falan demişler. İşte darbenin şekli bu.

Hurdacı, “Münafık, fasık İngilizlerden mi çıkıyor, İslam coğrafyasındaki Müslümanlardan mı?” Tabii ki İslam coğrafyasındaki Müslümanlardan çıkıyor. İngiliz Derin devleti o münafıkları yönlendiriyor, koyun gibi güdüyor.

Tekinoğlu07: "Bence ne IŞİD, ne PKK, kim kaostan besleniyorsa o yapmıştır." İngiliz Derin Devleti diyoruz zaten. Ama kaos kelimesi yanlış. Kaos dinsizliğin kullandığı bir kelimedir. Yani başıboş, şuursuz gelişmeler için kullanılır. Dolayısıyla her şey Allah'ın kontrolünde olur.

İngiliz Derin Devleti PKK'ya ihale ettirerek yaptırıyor, bak. Geçen sefer de dedim; "İngiliz Derin Devleti yaptı" dedim, "PKK'ya ihale etti" dedim. Aynısıyla çıktı. Mesela; Bursa'daki patlamada da "IŞİD'li kadın" dediler. Ya dedim "bir kere IŞİD eylemlerinde kadın kullanmaz dedim, başı açık bir kadın IŞİD kullanacak. Olacak iş mi? Sonra PKK'lı olduğu ortaya çıktı. Her atış, tutuşla biter. Havada yakalarım.

Brüksel'deki havaalanı saldırısında İngiliz ajanı Mohammed Abrini, saldırı öncesinde diğer iki intihar bombacısıyla yan yana kamerada göründü, biliyorsunuz. Yanındaki diğer iki kişi kendini patlatırken İngiliz ajanı Abrini, patlamanın ardından havaalanından yürüyerek ayrılıyor. Şapkalı adam lakabıyla tanınıyor. İngilizlerin süper ajanı Abrini, Atatürk Havaalanı'na düzenlenen saldırıdan tam bir yıl önce İstanbul'da bir hafta kalmış. Mohammed Abrini'yi göster. İngiliz derin devletinin adamı. Hani IŞİD yapmıştı? Tapu gibi delil. Yanlarındaki şapkalı adam, İngiliz derin devletinin ünlü ajanı, süper ajan olarak biliniyor İngiliz derin devletinin. Lordlar Kamarası’na giriyor çıkıyor, saraya girip çıkıyor; her şeyi yapan bir tip. İstanbul'da da bir hafta kalıyor. Ve bombayı patlattıran bu. Kime yaptırıyor bunu? PKK’lılara yaptırıyor. Kime yüklüyor? IŞİD'e yüklüyor. Konu bu. Bunu insan nasıl anlamaz? İngiliz ajanı, gösteriyorum. Süper ajan deniyor. İngiltere bunu kabul ediyor; "Evet, bizim ajanımız." diyor. Adam daha hala anlamıyor. İnanılır gibi değil. Afganistan'da yüzbaşı adam, İngiliz; otuz adet intihar yeleği ile yakalanıyor adam. Dağıtacak, oraya buraya gönderecek yine anlamıyorlar; o da İngiliz ajanı, İngiliz derin devletinin ajanı.

Bazen de IŞİD bunları kızdırmak için mesela bir homoseksüel yapıyor, adamın homoseksüelliği ispat ediliyor; IŞİD diyor ki, "Biz yaptık." diyor. Onları gıcık etmek için yapıyorlar. Yoksa adam homoseksüel, ispat edilmiş. Otuz kişi çıktı şahit. Anlatılıyor, alakası yok adamın. Gece gündüz viski içen, kendini satan homoseksüel klasik.

Yüz yirmi beş kiloda güreşçimiz Taha Akgül, olimpiyatlarda şampiyon oldu. Bir alkış aslanımıza. Videosunu görelim pehlivanın. Resimlerini gönder. 

BÜLENT SEZGİN: Akgül, şehidimizle birlikte poz verdi.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Kabadayıyla. Yalnız diğer şehitlerin resimlerini de yayınlasınlar belediyenin panolarında, her yerde aynı izah, her yerde aynı slogan. Halbuki iki yüzün üstünde şehidimiz var. Onların resimlerini yayınlasınlar. Onları takdir eden yazılarla yayınlansın. Mesela her panoda yirmi şehit yayınlansa tamam işte. Bütün İstanbul’da tanınmış olurlar. Çok önemli bu.

BÜLENT SEZGİN: Videoyu gösterebiliriz Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Göreyim. Güreş dediğin budur kardeşim. Bir daha Greko olayından bahsetmesinler bize. Greko diye bir olay yoktur. Türk güreşini batırmak için ecnebilerin çıkardığı olay.

Bazı yerlerde var da şehitlerin resimleri çok az. Aynı kişiler, hepsinde aynı. Bütün şehitleri yayınlayalım. Yani aynı şehitler olmaz. Olur mu? Onların belirli bir sayıda olması lazım. Yani tamamını yayınlayalım, eşit aralıklarla, eşit miktarda olsun. Mesela bin yerde yayınlanıyorsa bin yerde eşit olarak yayınlanması lazım. Ama her yerde aynı slogan. İşte darbeye, teröre Türkiye’yi yedirmeyiz. Şehitlerin resmini görelim biz.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey sizi temsilen Oktar’ın katıldığı bir program vardı. Ona dair bilgi verebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Göreyim, bileyim, duyayım.

KARTAL GÖKTAN: Son dönemdeki terör saldırıları hakkındaki değerlendirmelerinizi aktarmak için Oktar Babuna sizi temsilen İran’ın resmi devlet televizyonu olan İran Press TV’ye bağlandı. Şu konuları anlattı; Bölgede barış için Rusya, İran, Türkiye ittifakının Pakistan’la birlikte çok önemli olduğu, PKK’nın Türkiye için de, İran için de en önemli sorun olduğu, YPG’nin PKK’yla aynı olduğu, antikomünist, anti-Darwinist fikri mücadele gerektiği, bütün bunların arkasında PKK’yı da kuran İngiliz derin devletinin olduğu ve çözümün sadece Hz. Mehdi (a.s)’la olacağı. Türkiye, Rusya, İran ittifakını İranlılar da tasdik ettiler. Program sonrası da milyon kere teşekkür ederiz diye mesaj gönderdiler. MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: Kaç kere?

KARTAL GÖKTAN: Milyon kere teşekkür ederiz.

ADNAN OKTAR: Görebiliyor muyuz?

KARTAL GÖKTAN: Görüntü yoktu.

ADNAN OKTAR: Olmaz. Görelim, görüntüyü de görelim.

“Adnan Hocam bize engin ilminizle Hızır (a.s) konusunu ve Hızır (a.s)’ın kurduğu derin devleti anlatır mısınız?” Aliye Candan. Hızır (a.s)’ın kurduğu derin devlet, derindeyse biz zaten göremeyiz. Derinde olduğuna göre göremeyeceğiz demektir. Ama bu son olayda -şimdi ben onu kitap olarak da hazırlıyorum- en az yetmiş yerde mucize var. O gece her yer mucizeyle dolmuş. Hızır (a.s)’ın derin devleti işte burada. Bu olayın içinde. Ama senin aklının, sırrının alacağı gibi bir şey değil.

“Hocam, Hızır (a.s)’ın talebeleri içinde kadınlar da var mı? Hızır (a.s) Salihalarla görüşür mü?” Tabii ki. Kendi de kadın kılığında çıkabiliyor Hızır (a.s)’ın. Yani hiç anlayamazsın. Bazen hayvan görüntüsünde, eşya görüntüsünde, sürekli şekil değiştirir.

KARTAL GÖKTAN: Darbe gecesi kurşunlar arasında yürüyen bastonlu bir dedenin video görüntüsü vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Baksana her yerde muharebe var, insanlar yerlere serilmiş, maşaAllah umurunda bile değil onun. Kim bilir nereden geldi nereye gidiyor?

Bak, homoseksüel saldırısını IŞİD üstlendi. O da garip yani. Biz yaptık diyor. Halbuki direkt bir homoseksüelin cinnet geçirmesi sonucu olan olay. Bazen de öyle üstlendiği de oluyor, kendisine ait olmayan bir şeyi de üstleniyor. Yani kızdırma amaçlı.

1919 yılındaki Paris Kongresi, Sevr Antlaşması’nın taslağını hazırlıyor. Bu kongre Amerika Birleşik Devletleri mensubu ve İngiliz üyelerden oluşuyor. Bu üyeler daha sonra -bak dikkat edin- önce Chatham House’u sonra da CFR’ı kuruyorlar. Her ikisi de İngilizlerin kurduğu sistemdir. Ayrıca bu kongrede Almanya’yı sömürge haline getiren, Avusturya-Macaristan’ı dağıtan anlaşmalar da hazırlıyorlar. Yani dünyayı şekilden şekle sokuyor İngiliz derin devleti. CFR ve Chatham House’u da bunlar kuruyor.

Antep’te düğün yapan bu aşiretlerden biri korucu aşireti zaten. IŞİD’in hedef almasını gerektirecek hiçbir durum yok yani bir sebep de yok. Zaten IŞİD Türkiye’de eylem yapmıyor. Ben dedim ki; “Türkler size saldırmadan siz Türklere saldırmayın. Hadis var” dedim. Önce saldıracaktı IŞİD sonra vazgeçti bu hadisten sonra. Sonra dedi ki; “Biz İstanbul’u alacağız o zaman, İstanbul’a saldıracağız” dediler. Ben dedim ki; “İstanbul tekbirlerle fetholunacak. Mehdi (a.s) fethedecek. Sizin yapacağınız bir şey değil” dedim. İstanbul’dan da vazgeçtiler ondan sonra. Yoksa dergilerinde ben göstereyim. Açıkça saldıracaklarını söylüyorlardı.

Van’da, Elazığ’da, Kürt kardeşlerimizin yaşadığı şehirlerde PKK aleyhtarı sürekli gösteriler yapılıyor ya onu durdurmak için gözdağı veriyor PKK. Konu bu. Halbuki daha da güçlü gösteriler yapılacak. Kurtaramazlar onlar.

BÜLENT SEZGİN: Yenikapı metrosunda şehitlerimizin fotoğrafları vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Göreyim. İşte her yere bunları yapıştırsınlar. Böyle olur. Ama sırf metroda değil. İstanbul’un her yerine yapıştırsınlar. Biz ne alaka aynı söz, aynı söz? Böyle olmaz. Yol boyu bilmiyorum gördünüz mü hep aynı slogan. Biz bunları işitmek istemiyoruz. Onlar tamam biz onu anladık. Şehitlerimizi görmek istiyoruz. Çünkü onları ezberledik biz anladık, güzel, doğru, faydalı. Ama şehitlerimizin resmi önemli.

Mesela iki gün evvel hastanede bakanla konuşan gazi ertesi gün şehit oluyor. Aslan gibi delikanlı. Bir şeyi de yok. Bugün bir hemşire gözaltına alınmış bu konuyla ilgili. Mesela polisi tedavi etmeyi reddeden doktorlar oluyor. Hastanelerde bir şeyler dönüyor. Hastanelere bir göz atılması lazım. Yani köklü değişiklikler olsun. Adli tıpta da, her yerde.

BÜLENT SEZGİN: Son dakika haberi vardı.

ADNAN OKTAR: Evet.

BÜLENT SEZGİN: Şanlıurfa’nın Viranşehir ilçesinde zırhlı polis aracının geçişi sırasında meydana gelen patlamada yaralananlar olduğu belirtildi. Yaralı polislerden biri şehit oldu. Bu akşam saatlerinde seyir halindeki zırhlı polis aracının geçişi sırasında önceden yola döşenen patlayıcı uzaktan kumandayla infilak ettirilmişti.

ADNAN OKTAR: Allah rahmetiyle sarsın şehidimizi. Gazilerin de gazasını Allah mübarek etsin. Ailelerine sabrı cemil niyaz ediyoruz Cenab-ı Allah’tan.

Oktar’ın İran Press TV’yle yaptığı röportajın fotoğrafları var mı sizde?

KARTAL GÖKTAN: Evet, bir iki fotoğraf var.

ADNAN OKTAR: Göreyim. Bir daha bilgisayarı yükseğe koyun da yere bakmak durumunda olmasın. Yani garip bir bakış oluyor. Yükseğe koyarsa tam seyircilere bakmış olur.

“Hayatımın sonuna kadar sevgisinden, vefasından, sadakatinden, güzel ahlakından, vicdanından, akıl derinliğinden, samimiyetinden, derin Allah korkusundan Allah’ın dilemesiyle emin olduğum güzel ruhlum, aslan yüreklim seni çok seviyorum” diyor, Emine Hanım.

“Şu İngilizleri dağıtıyorsun ya harbi söylüyorum adamsın.” İngiliz derin devletini kastediyor. Tabii ki. Bunu söyleyen Sabri.

Önce darbeci teröristlerle bombaladılar, sonra PKK bombalamaya başladı. Yani biri bitirip biri başlıyor. Kırmakla bitiremezsiniz bizi. 83 milyonu sen nasıl bitireceksin yani?

Evet, kısa bir ara verelim, devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz. 

Masaüstü Görünümü