Harun Yahya

Sohbetler (23 Ağustos 2016; 18:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Biri bir şeyler anlatsın.

KARTAL GÖKTAN: Bugün dört ilde PKK’yla çatışma vardı. Şırnak Uludere’de askeri aracın geçişi sırasında yola döşenen bombanın patlatılması sonucu iki askerimiz şehit oldu. Şehitlerimizi gösterebiliriz. Hüseyin Kavalbacak ve şehit piyade üst teğmen Orhan Ünsal. Bu da baba evinden görüntü.

BÜLENT SEZGİN: Hüseyin Kavalbacak’ın baba evi.

ADNAN OKTAR: Hüseyin, sana ne mutlu benim aslanım. Allah seni şehadetle şereflendirmiş. Bizi sadece imrendirdin. MaşaAllah sana. Allah şehadetini kabul etsin. Diğer şehitlerimizin de Allah şehadetini kabul etsin. Bu kadar şehit belli ki, İttihad-ı İslam kapıda. Şehadet olmadan fütuhat olmuyor. Hayret Allah’ın hikmeti. Mesela hiçbir şekilde hiçbir fütuhat olmamış şuana kadar. İlla ki şehadet hem de çok fazla şehit alıyor Cenab-ı Allah. Ondan sonra fütuhat veriyor.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Bingöl’de de şehitlerimiz var. İki korucumuz şehit oldu Bingöl’de. Tarık Aydemir ve İdris Demir.

ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah efelere.

BÜLENT SEZGİN: Korucu Tarık Aydemir, İdris Demir.

ADNAN OKTAR: Aslan, aslan, her ikisi de aslan. Allah şehadetlerini makbul etsin.

KARTAL GÖKTAN: Ayrıca Van’da teröristler tarafından karakola saldırı düzenlendi. Bir askerimiz yaralandı. Hakkari’de de Şemdinli ilçesinde askeri aracın geçişi sırasında patlama meydana geldi. Üç askerimiz yaralandı.

ADNAN OKTAR: İşte söyledim yani isteseler birçok yerde yapabilirler. Ama bir infial meydana gelmesini istemiyorlar fazla. Sadece örgütün gücünü her gün örgüte hatırlatıyorlar. Çünkü örgüt zaten hem radyodan hem televizyondan bu haberleri dinliyor. Zaten bunlar birinci haber oluyor. Yani ilk açtıklarında radyoyu, televizyonu örgüt bir rahatlamış oluyor. Şurada şu, şurada şu, örgütün kendine öz güveni geliyor. Örgüt mensuplarının örgüte bağlılığı daha artıyor. Haklılıklarına daha çok inanıyorlar. Ve daha çok militan devşirme imkanı oluyor. Örgüt propagandasında da daha etkili bir propagandaya vesile olmuş oluyor. Onlar onu yaparken şimdi açın televizyonları, bir yerde futbol muhabbeti vardır. Bir başka yerde yarışma programı var. Ali Acun’un bilmem ne yarışması var. Yani her biri kendi aleminde. Orada askerler ızdırap içinde, zorluklar içerisinde güçlükle vatanını savunurken, bir başka yerde insanların bundan haberi bile yok. Muhatap dahi olmuyorlar. Bu makul bir durum değil. Halbuki aynı duyguları, aynı düşünceleri cephedeki insanın heyecanıyla herkesin yaşaması lazım. Çünkü Allah diyor ki; “Bir yerde bir mümine saldırı olduğunda el birlik bütün Müslümanlar ona yardım etsin” diyor. Bu ayete göre farzdır. Yani aynı duygular ve aynı tavır içerisinde o kardeşimize destek olmak. Bazı insanları bu ilgilendirmiyorsa bu bir zulümdür. O zaman Allah belanın gücünü arttırır. Allah’ın ayetine karşı bir tavır olmuş oluyor bu. Kuran’a karşı bir tavır olmuş olur. Bu lakaytlığa hükümet dur demeli, bu ilgisizliğe. Yani herkes ilgilenecek hale gelmesi lazım. Mesela genç kızlarla falan konuşuyorum, ana konu evlenmek. Gençlere bakıyorum, ana konu evlenmek. Hem de zengin birini bulmak. Köşe olmak, kendini baktırmak. İşte iyi bir iş bulmak, iyi yemek yemek, iyi gezmek. Güneydoğu’daki çatışmaları falan duyduğunda adam kapatıyor televizyonu zaten. Muhatap dahi olmak istemiyor. Bu felaketi ve uğursuzluğu celp eder. Çok korkunç bir şey. Bu bir ahlak çöküntüsüdür, vicdansızlıktır, iman zafiyetidir. Buna müsaade edilmemesi lazım. Sırf ekonomiyle, sırf yol yapmakla, sırt tüp geçit yapmakla olmaz. İmanlı gençlik yetiştirilmesi lazım. Milli şuur dersleri verilsin dedim. Yıllardan beri söylüyorum. Ta ortaokuldan itibaren hatta ilkokul dört ve beşinci sınıflardan başlayarak milli şuur dersi verilmesi lazım. Üniversitede de bu devam etmesi lazım. Başıboş, politik yönü olmayan, siyasi şuuru olmayan bir gençlik yetiştirmek doğru olmaz. Güneydoğu’daki gençlerin büyük bir bölümünü PKK politize ediyor. Böyle politik düşünmelerini sağlıyor. Siyasetin ta içine sokuyor. Marksizm’i, Leninizm’i öğretiyor. Darwinizm’i zaten hükümet, devlet öğretiyor. Onların öğretmelerine gerek kalmıyor. Materyalizmi zaten devlet öğretiyor üniversitelerde, ortaokulda, lisede. PKK’ya sadece Marksist, Leninist felsefeyi anlatmak kalıyor geriye. O da çok kolay oluyor. Geceli gündüzlü diyorum bak Marksist felsefenin zemini olan Darwinist, materyalist eğitimi durdurun diyorum. Durdurmuyorlar. Bu Allah’ın ağrına gider. Bu belayı celp eder, uğursuzluğu celp eder. Bu Allah’a meydan okumaktır. Darwinist-materyalist teori Allah’ı inkar eden bir teoridir. Bunu ilkokul, ortaokul, lisede, üniversitede hemen hemen bütün derslerde, geceli gündüzlü öğrencilere öğretmek çok yanlış bir şey. Felaketi celp eder, uğursuzluğu celp eder. Bunu yapmayın. Yani hükümeti uyarıyorum, ilgilileri de uyarıyorum. Bu çok büyük bir belayı celp eder. Yapmasınlar.

Ne diyelim? Bir sevgi etiketi yapalım. “Bugün Sevgi Birliği Zamanı” diyelim.

Şimdi biraz mehter çalalım. Mehdi (as) karşıtlarına bir kalp ferahlığı olsun.

BÜLENT SEZGİN: Mehter marşlarıyla devam ediyoruz.

VTR: Mehter Marşı

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: 15 Temmuz gecesi darbecilere karşı koymak için sokağa çıkan ve İstanbul Belediyesi önünde darbecilerin açtığı ateş sonucu yaralanan evli, dört çocuk babası Ramazan Sarıkaya bugün tedavi olduğu hastanede şehit oldu Adnan Bey. 15 Temmuz şehit sayımız 242’ye yükseldi. Kahraman şehidimizin fotoğrafı da vardı.

ADNAN OKTAR: Ramazan Baba’yı yaklaştır bakayım yüzünü. Helal olsun sana Ramazan Hocam, helal olsun. Ne mutlu sana, ne mutlu evlatlarına.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Soner Yalçın yine cemaatlerle ilgili bir yazdı ve şunları söyledi; “Ortak iyiliğin simgesi yurttaş kimliğini acilen tekrar ortaya çıkarmalıyız. Bilmem ne tarikata, bilmem ne cemaate, bilmem ne örgüte, partiye değil. Yurttaş her türlü efendiyi yok eder çünkü. Bireyi özgürleştirir. AK Parti, IŞİD hakkındaki meclis araştırma önergelerini reddediyor. Demirtaş, canlı bomba Kürtleri hedef alınca sesini çıkarıyor. Gülenciler darbeye kalkışıyor. Nakşiler, Menzilciler devlet kadrolarına adam sokmak için yarışıyor. Aynı kafalar; “Bizim imam hatipten terörist çıkmazlar” diyor. Oysa hepsi aynı kapıya çıkıyor. Bu kamplaşma anlayışı ülkeyi bölüyor” dedi.

ADNAN OKTAR: Yani onun tarikatına mı bağlanmamız gerekiyor? Demek istediği o. “Siz bana bağlanın. Ben memleketi kurtarırım” diyor. Sen de solcusun kardeşim. Biz de solcu olmak istemiyoruz, ne yapacağız? “Gelin, en doğru tarikat benim tarikatım” diyorsun. Yurttaşlık tarikatı kurdum diyor, o da. Hayır, nasıl bir inanç sistemi, o da belli değil. Sen sadece inançsız bir sistemden bahsediyorsun. Yurttaş, birey, bu nedir bu? Yurtta yaşayan insana yurttaş deniyor. Yurttaşın nasıl inancı olmaz? İnancı olmayan yurttaşlar. Öyle bir şey olmaz. Senin nasıl inancın varsa herkesin inancı olur.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Tanka tek başına direnen kahraman bir vatandaşın videosu vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Allah Allah, maşaAllah çocuğa.

BÜLENT SEZGİN: Beş tanka direniyor.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: “Allah o anda korkuyu aldı. İmanı koydu kalbime” diye anlattı.

ADNAN OKTAR: Aferin çocuğa. Vatandaş istese benzin döküp, cayır cayır yakardı o tankları. Ama içinde Mehmetçik var diye tabii dikkatli davrandılar. Çünkü bilmiyordu çocuklar. Bir kısmı oyuna getirildiler o yüzden. Yoksa hepsinin üstüne bir bidon benzin döküp cayır cayır yakardılar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Servis şoförü 33 yaşındaki Şirin Diril, 15 Temmuz gecesi Acıbadem’deki Türk Telekom binası önünde darbeci askerlerin sıralandığını görmüş. Cuntacılarla özel harekatçılar karşı karşıyaymış. Tanktan ateş açsalar direkt özel harekatçılar hedefteymiş. Aracını tankların önüne çekip, yedi özel harekatçıya siper olmuş. Tanktan anons yapılmış; aracını çek diye. Şirin Diril kendisini aracın içine kilitlemiş ve dışarı çıkmamış. Darbeciler ateş açıp, Şirin Diril kardeşimizi şehit etmişler. Fotoğrafı var.

ADNAN OKTAR: Kabadayı, delikanlılık her yerinden akıyor. Helal olsun. Efemiz şehit olmuş, şanına yakışanı yapmış. Kabadayı yatağında ölmez. Şehadetle ölür. Bazen de yatağında ölür ama yani ekseri yatağında vefat etmezler. Şehit olmuş. Şehadetini tebrik ediyoruz. Özel harekata ne olurdu diyorsun bir daha söyle bakayım? Tank ateşi açısından diyorsun sen.

KARTAL GÖKTAN: Evet, özel harekatçılar hedefteymiş.

BÜLENT SEZGİN: Hedefteymiş, onlara ateş açacaklarmış.

ADNAN OKTAR: Ama bak şimdi Allah vermesin, halk şefkatle yaklaştı, sevgiyle yaklaştı. Yoksa bir bidon benzin bir halk için, bir insan topluluğu için hiç dert değil. Yani arabadan çeker, bidona doldurur, cayır cayır yakar tankları. Öyle bir şey olmaz. Yani cehenneme çevirirlerdi ortalığı. Yani bütün tankların tamamını yakardı halk istese. Şefkatinden, merhametinden yapmadılar. Yani böyle hani istesek şöyle olur, böyle olur, öyle bir şey olmaz. Tankların önüne de arabaları yığarlar. Hiçbir şekilde geçemezlerdi. Otobüsleri yığarlar, tankları yığarlar öyle bir şey olmazdı. Çok nezaketli davrandılar. Biz de ısrarla dedik; aman askerlere bir şey yapmayın. Dövmeyin, sövmeyin, yaralamayın, linç olmasın. Şefkatle sevgiyle alın, tankların içinden çıkarın, birliklerine teslim edelim dedik, o akşam.

Atilla İlhan, “Evet alametler yazıyor fakat gerçekleşmiş hiçbir hadisi göremiyorum.” Şimdi insaf nasıl alametler çıkmadı? İki uçlu kuyruklu yıldızdan bahsediyor hadislerde dünya tarihinde hiç olmamış bir olay ilk defa oldu aynısıyla oldu. Ondan evvel kuyruklu yıldız çıkacak diyordu o da çıktı. Bethlehem kuyruklu yıldızı çıkacak diyordu o da çıktı. Ramazan ayında on beş gün arayla ay ve güneş tutulmaları dedi iki yıl üst üste o da oldu. Kabe baskını olacak diyor o da oldu. Fırat’ın suyu kesilecek diyor o da oldu. Yüz alamet var en az say say bitmez. Hepsi oldu bilimsel bir gerçek, yüzlerce oldu. Hepsi oldu inkar edecekleri gibi değil.

“Aman Allah’ım muhteşemsiniz ceketiniz harika yakışmış ekranda nefesim kesiliyor. Heybetini, sevgini yaratan Allah’a kurban olurum. Allah aşkıyla sevdiğim.” MaşaAllah.

Feyza, “Allah aşkıyla sevdiğim ceketin çok yakışmış.”

“Adnan Bey elinizin beyazlığı olağanüstü maşaAllah elhamdülillah, genç insanın elinden bile daha güzel, daha temiz çok daha nurlu maşaAllah. Siz bizim başımızın tacısınız.” Diyor Şebnem. Ben altmış bir yaşında olduğuma inanamıyorum. Altmış bir yaş deyince emekli albaylar olurdu, apartman başkanı olurdu yavaş yavaş onlar merdivenlerden inerdi. Dur dede elinden tutalım falan derlerdi dikkatlice indirirdi. Benim bildiğim dede olunur altmış bir yaşında. Ben sekerek çıkıyorum merdivenlerden enerjiden yerinde duramıyoruz.

“Tevrat’ta Kral Mesih’in yani Mehdi (as)’nin yeryüzünün mirasçısı olacağı, savaş arabalarını durduracağı, dünyaya barış getireceği yazıyor” diyor. Doğru. Şu an işin doğrusu dünya Tevrat’la yönetiliyor. Musevi hakimiyeti var ve mason hakimiyeti var dünyada. Bunlar hep Mehdi (as) bekleyen insanlar. Kıyıda köşede böyle galetayla çay içenlerin sözüyle Mehdi (as)’nin gelmemesi diye bir durum olmaz. Dünya hakimleri Mehdi (as)’yi bekliyor. Ve ona zemin hazırlıyorlar.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Türkiye Gaziantep sınırında bulunan ve IŞİD’in kontrolü altındaki Cerablus’a Suriyeli muhalifler tarafından operasyon yapılacağı Türkiye’nin de bu operasyonu destekleyeceği açıklandı. Basında yer alan bilgilere göre Suriye’den Türkiye’ye getirilen yaklaşık bin beş yüz Özgür Suriye militanı Cerablus’a geçmek için Gaziantep’in Karkamış ilçesinde sınırda bekliyor. Bugün bütün gün boyunca IŞİD tarafından Karkamış’a top atışları yapıldı. İçe güvenlik gerekçesiyle boşaltılmaya başlandı. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Suriye’de IŞİD’in elinde tuttuğu Cerablus’un geri alınması için Ankara’nın her türlü desteği sağlayacağını söyledi. Çavuşoğlu Türkiye’nin Musul yakınlarındaki Başika kampından altı yüz elliden fazla IŞİD’li teröristi öldürdüğü bilgisini de verdi. Bölgenin bir haritasını da gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Cerablus, orada IŞİD mi varmış?

BÜLENT SEZGİN: Evet. IŞİD’in kontrolünde şuanda gri bölge.

ADNAN OKTAR: Tamam. Kontrolden orayı kurtardığımızda ne oluyor? Kim gelecek onun yerine? PKK. PKK gelince topçu ateşi oluyor mu? Yok. Toplar susacak o zaman. Ben bunu anlamakta güçlük çekiyorum. PKK’yı oradan kovsalar tamamen aklım alır ama sen orada IŞİD’i yok ediyorsun sonra? Amerika da buyurun PKK’lılar gelsinler diyor. PKK’lılar oraya doluşuyorlar. Biz altı yüz Müslümanı öldürmüş konumda olacağız öyle mi? Amerika da oraya gelip PKK’lıları yerleştirecek. Ben bunun mantığını anlamıyorum bir kere bizim IŞİD’li öldürmemiz haram olur. IŞİD’i biz uyarmadık fikren uyarmamız lazım, anlatmamız lazım. Fikirle vazgeçirmemiz lazım. Konuşarak vazgeçirmemiz lazım. Daha konuşmadan etmeden topçu ateşine, peki bütün bölge PKK’yla dolu ona niye topçu ateşi yapmıyorsun. Madem öyleymiş değil mi? Terörist bombalanıyormuş bütün bölge boydan boya PKK’lı dolu. Onları niye bombalamıyorsun? Ben bunu bir anlayayım. Boydan boya PKK’lı dolu söylüyor zaten YPG’li, PYD’li var, dolu diyor. Onu bombalamayıp ta sen IŞİD’i niye bombalıyorsun? O mu daha kolay geliyor? Hayır ben kimsenin bombalanmasını istemiyorum da mantık olarak kabul etmiyorum. Fikir mücadelesi yapılsın fikirle anlatılsın her şey. PKK’yla da fikirle mücadele edilsin, IŞİD’le de fikirle mücadele edilsin. Felsefi, ilmi, bilimsel hiçbir çalışma yapmadan bombala da bombala. Böyle bir mantık olmaz.

GÖKALP BARLAN: Birçok televizyon tek bir ağızdan İstanbul, Ankara, Gaziantep’teki bütün bu bombalama olaylarının IŞİD tarafından yapıldığını söyledi ama IŞİD’in bunu üstlenmediğini söyledi. Devamlı bunu pompaladılar gün boyunca.

ADNAN OKTAR: Bir daha söyle.

GÖKALP BARLAN: Bugün bütün televizyonlar aşağı yukarı; İstanbul, Ankara ve Gaziantep’teki bütün bombalama olaylarını IŞİD’in yaptığını ve IŞİD’in bunları üstüne almadığını söylediler.

ADNAN OKTAR: Kardeşim bak hiçbirini IŞİD yapmıyor. Hepsini İngiliz derin devleti yapıyor. IŞİD’in ne işine yarar bu? Yani İstanbul’da bin tane bomba patlasa IŞİD’in ne işine yarar? Ama İngiliz derin devletinin işine yarar bu hükümeti yıpratacağı için, hükümeti cezalandıracağı için yarar. Halkı sindireceğini düşündüğü için yarar. Bunu İngiliz derin devleti yapıyor. Taşeron olarak da PKK’nın katillerini kullanıyor. Yüklemeyi de IŞİD’e yapıyorlar. Bak ihale PKK’ya yükleme IŞİD’e. Ama azmettiren asıl katil İngiliz derin devletidir. Bunu otuz kere anlattık anlamazdan geliyorlar.

Fatma Hanım diyor ki “Canım Hocam bugün her zamankinden çok heybetlisin gözümü senden alamıyorum” diyor “ bir tanemsin” diyor.

Esat Halil Ergelen, “Daha kaç tane Mehdi alameti gerçekleşmesi gerekiyor?” diyor. İşte çıktıkça anlıyoruz mesela köprüye ilgili hadisi bilmiyordum ben. Olunca anladık. “Medine’de İstanbul’da iki köprü askerlerle tutulur” diyor. Tabure “ve burada kan akar” diyor. “Ve üzerinde saçaklı yıldızlar uçar” diyor. Jet uçakları. Şimdi bu çok büyük bir mucize değil mi? Hangi alim hocadan duyuyorsunuz bunu? Söylemiyor kardeşim Peygamber (sav)’in hadislerini mi kıskanıyorsun? Peygamber (sav)’in mucizesini niye kıskanıyorsun? Söyle. Söyleyemiyor söylese Mehdiyet’i kabul etmiş olacak. Büyük bir mucizeyi kabul etmiş olacak. Bak sırf gurur, kibir, enaniyetten. Ve kıskançlıktan bir kısmı da bilgisizlikten bu hadisleri söylemiyorlar. Göz göre göre gizliyorlar. Ve kendilerini mahcup ediyorlar. Yıllar sonra insanların yüzüne nasıl bakacak bu adamlar ben bilmiyorum.

BÜLENT SEZGİN: “Allah bir gece ıslah eder.” Hadiste.

ADNAN OKTAR: Tabii “Allah insanları bir gecede Mehdi devrinde ıslah eder” diyor. Yani düzlüğe kavuşturur düzenler. İçlerindeki öfkeyi giderir kardeş eder anlamında.

Ahmet Zo 4105, “Adnan Hocam sizi çok farklı anlatıyorlar ama takip ediyorum da hiç anlatıldığı gibi değilsiniz.” Daha mı zayıfım bilmiyorum ki ne demek istiyorsun? Daha mı az yakışıklıyım yani? “Adnan Hocam sizi çok farklı anlatıyorlar.” Niye farklı anlatıyorlar? Şimdi bir adamı düşünün bir evin Allah vermesin olabilir zemin katında oturuyor. Biraz fasulye yemeği var biraz da orada işte bayatlamış bulgur pilavı var onu yiyor. Küçük bir ampul sarkıyor orada. Karaköy’de geziyor biraz geliyor. Evin içine giriyor ev bakımsız ama bir bilgisayarı var onun başında oturuyor. Şimdi bakıyor birbirinden güzel genç kızlar ama akıl almaz ve çok temiz. Yani hayatta yanına yanaşacağı gibi bile değil. Tahayyül etmek şöyle dursun yanına bile yaklaşacağı gibi değil. Çok zengin bir ortam, tertemiz bir ortam, konuşmalar güzel, üslup güzel. Kardeşlik güzel, sevgi muhabbet güzel. Şimdi kendisiyle kıyasladığında bu adam akıl almaz acı çeker. Eğer İslam terbiyesi almadıysa. O zaman ne yapıyor? Canı yanıyor. Adnan Hoca işte şöyledir böyledir, bu hanımlar şöyledir böyledir. Bunu söylediğinde içi kısmen rahatlamış oluyor kendince. Ama yalan söylediğini de bildiği için şeytani rahatlama demek şeytana azap demektir. Şeytani rahatlama oluyor ama şeytani azap şeklinde oluyor. Bu sefer daha da sararıyor, rengi griye dönüşüyor. Çok bunalıyor yani bir şey yapamamanın rahatsızlığı bu. Mesela kızlar niye dekolte diyor? Halbuki zaten gittiği yer plaj. Kız kardeşi mini etekler geziyor dışarıda geziyor üstelik. O derdi değil yani çözüm bulamıyor. O kıskançlık hissini rahatlatacak bir şey bulamıyor. Mesela reis falan böyle abuk sabuk bir girişle başlıyor ağzını da bozuyor bazen o da rahatlatmıyor onu çünkü bakıyor ki hiç etkisi yok. O kirli sözler sadece kendisine geri dönüp ağzında geriye içine giriyor. Onun sıkıntısını biz tahayyül dahi edemiyoruz. Kıskançlığın verdiği azabı tahayyül edemiyoruz. Onun için ufku geniş olduğu için ağzına geleni söylüyor. Bir kısım cahil insanların, zayıf insanların yahut acze düşmüş insanların tesellisi olması için bunu yapıyorlar. Derici derler beğendiği deriyi yerden yere vururmuş. Ama ona ulaşamamış oluyor. Hani olgun meyve veren ağaç taşlanır derler ya çünkü ele geçirmek istiyor, geçmiyor. Ne yapsın? Bu sefer aleyhte konuşuyor. Bu bütün dünyada böyledir. Her zengin, gösterişli, kaliteli yaşayan insana bu mutlaka yapılır. Onun için kardeşlerimizin şaşırmasına ben şaşırıyorum. Adam sen zengin yaşıyorsan, güzel kadınlar varsa etrafında, seni çok seviyorlarsa sen de onları çok seviyorsan, müzik var, eğlence var, yemek var, içmek var, evler birbirinden güzel, hayatın çok akıcı gidiyor. Bu adama vereceği azabı sen düşünebiliyor musun? Kendiyle kıyasladığında duyacağı sıkıntıyı düşünebiliyor musun? Bundan kurtulmak içi saldırganlaşır o adam. Dünyanın her yerinde bu saldırganlaşma olur. Her zengine, her güzel yaşayan insana bu mutlaka dünyanın her tarafında bu yapılır. Hatta halk arasında derler “zenginin malı züğürdün çenesini yorar” derler. Onun dedikodusunu yapar zenginin haberi bile olmaz ondan. Ama züğürt dedikleri işte böyle işsiz güçsüz hasut insanlar onun acısıyla gece gündüz konuşurlar. Dolayısıyla senin bu insanları kaale almana gerek yok. İt ürür kervan yürür derler o yüzden halk arasında. Çünkü kervan gidiyor mesela zengin bir kervan ama itler sürekli bağırırlar havlarlar kervanı etkiler mi? Kervan hiç muhatap dahi olmaz onlar yemeğini yerler mataradan su içer işine bakar. Ama o köpekler o sıcak havada o tozlu ortamda o çöl ortamında ayakları kumdan yanarak bas bas bağırırlar. Sadece çile ve acı çekerler. Ama kervan emin adımlarla kendi yoluna doğru gider. Onun için itlerin ürümesine makul gözle bakması lazım, acıyarak bakmak lazım. Yahut işte ağzını bozanların cahilliğine acıyarak bakmak lazım. Çünkü bizim haberimiz bile yok. Yani mesela var öyle insanlar var kendi arasında o ona söylüyor o ona söylüyor, ağzını bozuyor, bağırıyor çağırıyor, biz burada eğleniyoruz işimize gücümüze bakıyoruz gayet güzel yemeklerimizi yiyoruz, rahat uyuyoruz, spor yapıyoruz, geziyoruz. Adamın uğraştığı şeye bak bizim onlardan haberimiz bile yok. Ama bizim de uğraştığımız şeye bak. Biz çimlerin üstünde koşuyoruz, eğleniyoruz, spor yapıyoruz onlar da orada sürünüp böyle ızdırap içinde bağırtı çağırtı.

Yan Aydınlatan, “DAEŞ PKK’yı vursun o zaman bir yardım olsun biz Müslüman kardeşlerine mademki Müslüman DAEŞ, ikisi de dost.” Olur mu? PKK kellelerinden dağ yapıyor adamlar. DAEŞ PKK’nın en korktuğu topluluktur. IŞİD, DAEŞ. Biz bunları yayınlayacak gibi değiliz yaptıklarını çok korkunç buluyoruz, çok yanlış ama PKK kellelerinden tepe yapıyorlar. Tepecikler oluşturuyorlar. Bunları tuttukları yerde koyun boğazlar gibi kıtır kıtır kesiyorlar. Onun için PKK’lılar akıl almaz şekilde korkuyor. PKK’nın en korktuğu DAEŞ’tir yani IŞİD’tir. Onların kabusudur onlar. Diyorlar ya savaşıyorlar, direkt yalan söylüyorlar. Amerikalılar bombalıyor, onların bombaladıkları yere gidip oradan hırsızlık yapıyor bunlar gasp yapıyorlar. PKK’yla göğüs göğse IŞİD hep çatışmak istiyor. Ama bunlar hep köpek gibi kaçıyorlar. IŞİD’le karşılaştıklarında IŞİD bunları silahla değil direkt keserek karşılık veriyor. Bunları yakalıyor, elle yakalayıp, bunların elinde silah olduğu halde bak. IŞİD’lileri gördüklerinde bunlar felç oluyor. Yani silah kullanacak güçleri kalmıyor, akılları gidiyor. Yani dimağları duruyor. Onlar da gidiyorlar yanına getirip, yere yatırıp koyun boğazlar gibi bunları boğazlıyorlar. Kafalarını kesip biriktiriyorlar, dağ gibi yığıyorlar. Ama bu tabii çok korkunç. Biz bunu istemiyoruz. Yani ne PKK’lı kesilsin, ne IŞİD’li vurulsun. Fikirle mücadele edilsin istiyoruz.

“Allah aşkıyla sevdiğim, sevgi akan, iman ve tutku dolu bakışların ruhumu coşturuyor. Seni çok özlüyorum. Sen dünyada gördüğüm en sevilmeye değer varlıksın. Seni katlanarak artan bir Allah aşkıyla çok seviyorum. Allah seni benden dünyada ve ahirette ayırmasın.” Kübra.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Dünya basınında yayınlanan son makaleleriniz şu şekilde Adnan Bey. İran’ın en büyük İngilizce günlük gazetelerinden Tehran Times’ta; ‘Türkiye’deki karanlık geceyi geride bırakmak’ başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda; Rusya, İran ve Türkiye arasında gitgide gelişen güçlü ittifaktan bahsediyorsunuz. Ortadoğu’nun komşu ülkelerinin birbirlerine güven, saygı, sevgi ve tarafların birbirini kolladığı bir ittifaka ihtiyacı olduğunu anlatıyorsunuz. Bölgede barışın, adaletin ve demokrasinin Rusya, İran ve Türkiye gibi ülkelerin güçlerini birleştirmesiyle sağlanabileceğini vurguluyorsunuz.

Katar’ın en büyük Arapça gazetelerinden Al Raya’da; ‘İnsani yardım kuruluşları için neler yapılabilir?’ başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda; yardım kuruluşlarının karşılaştıkları zorlukları, bürokratik engelleri ve karşılaştıkları engelleri çeşitli önlem ve kararlarla bertaraf etmenin mümkün olduğunu anlatıyorsunuz.

Merkezi Belçika’da bulunan, aylık ziyaret sayısı dört milyonu bulan Sasa Post haber sitesinde ise başarısız darbe teşebbüsünün konu alındığı ‘Türkler için en uzun gece’ makaleniz yayınlandı, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ne güzel, ne güzel. Tehran Times, yani bunlar hep mucize. Suudi Arabistan’ın en büyük gazeteleri, İran’ın en büyük gazetelerinde, Rusya’nın en büyük gazetesinde Pravda artık, İsrail’in en büyük gazetelerinde sürekli yazılarımız çıkıyor. Allah’a çok şükür, maşaAllah.

Yavuz Şahin, Erdemli; “Hocam bir sorum olacak. 1979’da çıktığı söylenen Mehdi (as) kanı bitirecek deniyor. Mehdi (as) faaliyete başladı mı? Kan hala var” diyor. Kan zaten olacak, kan daha da artacak. O adeta kan denizinin üstünden Mehdi (as) çıkıyor ve İsa Mesih çıkıyor. Mesela komünistler der ki; bir kan denizinin ufkundan kızıl güneş çıkacak. Halbuki beyaz güneş çıkacak. Deccaliyet onu kızıl güneşe çevirmiş. Mehdiyet çıkacak.

Emine, Matatascs; “Allah aşkıyla sevdiğim, kaliteniz ve neşenizle hasetçilere büyük ızdırap veriyorsunuz, maşaAllah.” Ama yani adamların da haset etmeyeceğini nasıl söyleyelim? Şimdi adam gelmiş bilmem kaç yaşına veyahut işte şeye. Ailesinin içinde rahat değil, sokakta rahat değil. Mağazaya gidiyor, suratı asık insanların. Eve gidiyor, yemek yiyor kalitesiz. Üst, baş kalitesiz, hayatı kalitesiz, temizliği kalitesiz. Sevenleri kalitesiz, kendisinin sevgisi kalitesiz. Yani hayat ona belaya dönmüş adeta. Bir camdan bakıyor bir cenneti görüyor. Bakıyor kendi cehennemde. O zaman akıl almaz canı yanıyor. O cehennemden de çıkamayınca o cennettekilere ağzına gelen her şeyi söylemeye başlıyor. Cennettekinin haberi var mı?  O kendi aleminde. Onlar kendi keyfinde, rahatında, huzurunda oluyorlar. Kötü söz söyledikçe o cennettekilerin bereketi daha artar. Gençliği artar, sağlığı, sıhhati artar. Kötü söz söyleyenler bir baksın yüzüne. Griliği, o oksit sarılığı daha da artar. Ona gelecek nimet Müslümanlara gelir o zaman. Müslümanlara gelecek felaket de onlara gider. Allah’ın öyle bir sistemi vardır.

BEYZA BAYRAKTAR: Bir de onlar sadece bizi görüyorlar ama bizim gibi sizi Allah aşkıyla seven yüzlerce kişi var, kadın var inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii. Çünkü bunların bir tane sevdiği kız yok. Onları seven bir tane hanım kız yok, bir tane. Seven de ya parası için geliyor, ya kavga etmek için geliyor. Gece gündüz telefonda edişiyorlar. İşte nereye gittin, ne yaptın? O kızdan şüpheleniyor, kız da ondan şüpheleniyor. Küfrediyor, bağırıyor, çağırıyor. Ağza alınmayacak küfürlerle birbirlerine hakaret ediyorlar. O bakımsız, o da bakımsız. O ondan tiksiniyor, o ondan tiksiniyor. Birçoğu öyle. Ama burada nur gibi genç kızlar var. Çok efendi, terbiyeli, saygılı, Allah aşkıyla yanmış böyle adeta, iffetli, namusuna çok titiz, nefis bir görünümde, tertemiz. Değil mi? Kokuları güzel, güzellikleri güzel, hayatları güzel, yemesi içmesi güzel, konuşması güzel. Kültürlü, görgülü, nezaketli. Orada kıyaslıyor, kız arkadaşı bakıyor leş gibi kokuyor, kirli. İffetine güvenemiyor, namusuna güvenemiyor. Onun yanından ayrılıyor, telefon ediyor. Şuan mağazada alışveriş yapıyorum diyor. Halbuki başka bir adamın yanında olmuş oluyor. Hatta adamla ilişki halindeyken telefonla, şuan mağazada ayakkabı alıyorum diyor. Yani aşağılıyor adamı adeta. O da o acının içerisinde yetiştiği için o ızdırabını artık yazıya dökmek istiyor. Küfürler, bağırtılar, çağırtılar. Ama Müslüman rahat, huzur içinde yaşamaya devam ediyor. O insanların haset ettiğini gördükçe müminin şevki daha da artar. Kıskançlığını gördükçe daha şevki artar. Daha çok nimet akar. Daha çok bereket gelir Müslüman’a. Onu yapanların da bereketi gider, sağlığı bozulur, hastalanır, batarlar.

SEMİH MERİÇ: “Sanki göğe yükseliyorlarmış gibi dar ve sıkıntılı kılar” diyor ayette Hocam.

ADNAN OKTAR: Tabii.

“Hocamız hep neşeli, canlı bir sohbeti gerçekleştiriyor. Ancak bazı hocalar ağlamaklı bir üslup kullanıyorlar” diyor. “Bu izlenecek kişi için bir kriter olmalı mı?” diyor.

Bizim gençler de hepsi çok efendi. Çok temiz ve terbiyeliler. Hepsi nur gibi maşaAllah.

“Türk” diyor, Peygamberimiz (sav) “ahir zamanda Fırat üzerine yürür.” Demek ki Fırat’a yönelik bir operasyon olacak, hadiste. “Sanki onlar kuşlardan debbelere binmiş, Fırat üzerine saf saf dizilmişler.” Yani bu kuşlardan debbe demek; debaib, debebe, hareket eden varlıklar. Kuş gibi uçan varlıklara binmiş. Fırat üzerine saf saf dizilmiş; yani saf saf Fırat’ın üzerinde uçacaklar diyor. Debib; hareketlenen, debelenen varlık demektir. “Sanki” diyor bak, “kuş gibi varlıklara binmiş, Fırat üzerine saf saf dizilecekler” diyor. Yani Fırat’ın üzerinde uçacaklar. Şimdi Mehdiyet’e sen nasıl inanmayacaksın? Çok net değil mi? “Ve Türk” diyor, “Fırat’ın üstünde.” Gayet net. “Sanki” diyor bak, “onlar kuşlardan debbelere binmiş, Fırat üzerine saf saf dizilmişler” diyor. Uçaklar saf saf uçuyorlar ya. Debib, debbabe işte hareketli cisimler için kullanılıyor. Ama kuş gibi, ne bu? Uçak tabii.

“FETÖ ihanetiyle mücadele ederken bu toprakların gerçek sahibi tarikat ve cemaatleri incitmek yapılacak en büyük hata olur. Aman deyim dikkat” diyor, Nasuhi Güngör. Doğru diyor. Zaten kimsenin buna gücü yetmez. Yapan da Allah esirgesin, cemaat ve tarikatları yok etmeye kalkan deccal konumuna girer. Tayyip Hocam çok dikkatli olsun. Ona bir oyun hazırlıyorlar. Mehdiyet yolundaki safında müstakim olarak devam etsin. Sakın ha, deccaliyet onu koparmaya, kendi safına çekmeye çalışabilir. Bu oyuna karşı çok dikkatli olsun.

“Hocam sabah ablam tiroit kanserinden hastanede ameliyat olacak.” Allah sağlık sıhhat versin. Tiroit kanseri önemli bir hastalık değil. Birçok gençte görülüyor. Tedavisi de kolay bir hastalık. Allah şifa versin. Hiçbir şey olmaz inşaAllah.

Peygamberimiz (sav) diyor ki; “Evladım Mehdi gibi şeref ve fazilet sahibi başka bir evladım yok” diyor. “En yüksek şeref ve fazilet sahibi evladım o” diyor, Mehdi (as) için.

“Ümmetim Mehdi’nin zuhurundan ümit kesmesinin ardından Mehdi güneş gibi ortaya çıktığında onun görülmesiyle yer ve gök ahalisi sevinçle coşacaktır. Mehdi’nin zuhurunun ardından hidayet, iman ve ihtişam gelecektir.” (Bihar-ül Envar, cilt:13, 51-52 ve 53)

“İmam Cafer Sadık (as) şöyle dedi; ‘Kaim Mehdi zuhur ettiğinde kendilerini onun takipçileri sananlar (Mehdi’nin talebesi olduğunu savunanlar) bundan dönecekler.” Yani sonra Mehdi (as)’ı terk edecekler. Mehdi (as)’ın talebesi olmaktan çıkacaklar. Bir kısım için diyor.  “Dinin dışında olanlar ise ona Mehdi (as)'ye inanacaklar." İşte Darwinistler, materyalistler, halktan insanlar Mehdi (as)'ye inanacak. Kendi talebelerinden bir kısmı ters dönecekler diyor Mehdi (as)'ye. Ama halktan dinin dışında olanlar ise Mehdi (as)'ye dönecek, inanacaklardır diyor; Darwinistler materyalistler. Muhammed Bakır Meclisi, 13. Cilt, yine 51. Sayfa.

"Allah aşkıyla sevdiğim sana deli gibi Allah aşkıyla aşığım. Hayret verici bu kadar genç görünmen. Çok çok yakışıklısın, çok cazibelisin canımdan çok sevdiğim. Yeşil renk çok yakışmış. Çok büyük nimetsin. İnşaAllah sen de beni çok seversin." diyor. Yine Güneydoğu'dan maşaAllah. Güneydoğu'da çok seven hanım kardeşimiz var. 

Meczup Başkan, Fırat kk2. “Hangi hadislerde köprünün üstünden uçak geçecek?” diyor. O hadisleri gönderin de anlatayım. “BOP çöküyor” diyor. BOP oluşmadı ki çöksün. Sadece zorladılar, beceremediler. Şu an yine dönüyorlar.

Kimdi o hadisi soran? Evet. “Köprü boydan boya tutulduğunda” bak iki köprü birden tutulacak diyor hadiste. “Doğudan gelen” bak Diyarbakır’dan geldi uçaklar. “Doğudan gelen perçemli yıldızlar uçtuğunda.” Perçemli yıldız ne olur? Uçak. “İşte bu köprüde insanlar ölürler.” Havadan bombardıman, makineli tüfekle ateş ediyorlar. (Yevmü’l Halas, Kamil Süleyman, sayfa 515, El Melahim Ve’l Fiten, sayfa 162, El Muhaccetü’l Beyda, 4. Cilt, sayfa 343. Beşaret’ül İslam, sayfa 60.) Al sana kaynak. Tapu gibi yani.

“Gerçekten Allah bir gecede Mehdi (as)’nin emrini, işini bir gecede ıslah eder.” (Ebu Şeybe.) Yani Medine’de bir olay olur diyor. Kilometrelerce yayılır. Yağlı taşların üstüne kan akar diyor. Kadınlar öldürülür diyor o gecede. Medine, İstanbul’da. Ama Allah bir gecede insanları ıslah eder diyor orada diyor. Bak Ebu Şeybe, 15. Cilt, sayfa 197. Ve bak “Medine ahalisiyle beraber sarsılır” diyor. Depremler olur. “Ve Allah Medine’deki her kâfir ve münafığı Medine’den dışarı çıkarıp atar.” Yani tutuklanıyor adilik, pislik yapan ahlaksızlar yakalanıyorlar. Buhari’de var, 1758. Müslim’de 2943. Tırmizi 2240, 2243. Bak çok sağlam kaynaklar veriyorum. “Orası Medine’dir.” Yani İstanbul. Büyük şehir anlamına gelir Medine. Zaten söylüyor, hangi Medine diyorlar Resulullah (sav)’a sorduklarında, İstanbul diyor. “Demirci körüğünün demirin kirini giderdiği gibi, Medine de şerli insanlarını dışarı atar. Yani münafıkları dışarı atar.” Nasıl oluyor? Tutuklanıyorlar, yakalanıyorlar, atılıyorlar. Buhari 1752, Müslim 1382’de. İmam Malik, onun kitabının 2. Cilt 887’sinde.

Bak “iki köprü birden tutulur.” Bu çok büyük bir mucize. “İstanbul’da iki köprü birden tutulur” diyor. Ve orada askerler oluyor, tabure. “İnsanların kanı akar, kadınların da kanı akar” diyor. Ve havadan ateş edileceğini söylüyor hadiste. Ve doğudan gelecek diyor. Yerini bile söylüyor.

BÜLENT SEZGİN: F-16 görüntüsünü gösterebilir miyim bir tane? Perçemli yıldızlardan bahsediyor.

ADNAN OKTAR: Evet. Bak hakikaten F-16’lara Türk yıldızı deniyor, evet. Perçemleri de bunlar işte. Bak İmam-ı Sadık’tan hadis. “İki köprü engellendiğinde, tutulduğunda işte bu ehli beytimizden Kaim Mehdi (as)’mizin zuhur zamanıdır.” Melayim Ve’l Fiten’de İbni Tavus, 181. sayfa. İnkar edilebilecek gibi değil. Hadisleri bir daha söylüyorum. Bak arkadaşlara kaynak verdim. Ama artık 30 kere mi anlatayım bilmiyorum ki. Bak bir daha söylüyorum, bir daha söylemem artık. Yevmü’l Halas, Kamil Süleyman, sayfa 515, El Melahim Ve’l Fiten, sayfa 162, El Muhaccetü’l Beyda, 4. Cilt, sayfa 343. Beşaret’ül İslam, sayfa 60. Ebu Şeybe 15. Cilt, sayfa 197. Buhari 1758, Müslim 2943. Buhari 1752, Müslim 1382. Melahim Ve’l Fiten, İbni Tavus, 181. Sayfa. Hepsinin kaynağını veriyorum. Bak bunu alimler, hocalar gizliyor. Söylemiyor bu açık mucizeleri. Yani bu inanılır gibi değil. Hayır söyleyen çok nadir var ama söylemiyorlar. Kimi kıskanıyorsun, neyi gizliyorsun? Resulullah (sav)’ın hadisini niye söylemiyorsun?

Bu hadisleri söylememeleri çok anormal değil mi?

EBRU ALTAN: Evet, çok şaşırtıcı.

ADNAN OKTAR: Allah Allah, niye gizliyorsunuz kardeşim? Zorunuz ne yani? Çok büyük bir mucize bu, olağanüstü bir şey.

EBRU ALTAN: Tabii, gece gündüz anlatılması gerekir.

ADNAN OKTAR: Bütün gazetelerin yazması lazım.

BÜLENT SEZGİN: Anlatıldığında da yüksek sesle örtbas etmeye çalışıyorlar Lulin’den bahsedildiğinde mesela.

GÖKALP BARLAN: Beşir ve Esad ikisi aynı anda her gün geçiyor hadislerde geçiyor ona rağmen hep hatırlatıyorsunuz.

ADNAN OKTAR: “Beşir” diye ismi geçiyor hadiste, “Esad” diye de ismi geçiyor.

GÖKALP BARLAN: “Şam’da çıkacak.” Diyor.

ADNAN OKTAR: “Abdullah diye birisi bu Allahsız kitapsız adamların başında bulunacak” diyor “PKK’nın başında, Abdullah bulunacak” diyor hadiste. Söyleyemiyorlar. “Kenane çıkar” diyor. Kenan Evren, onu hiç söylemiyorlar, Kenane onun ismini de söylüyor.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Takvim yazarı Bülent Erandaç, “İngilizler yüzyıl önce olduğu gibi yine Anadolu toprakları üzerinde planlı bir saldırı içindeler. Ve bu saldırıyı Truva atı modeliyle yürütmenin peşindeler” dedi. “İngiliz, Fransız donanması Çanakkale’ye saldırmadan kısa süre önce İngiltere Savaş Bakanı Lord Kitchener “Türkiye'yi yok edinceye kadar savaşacağız!” diye inliyordu. İngiltere Başbakanı Lloyd George “Türkleri Asya'ya süreceğiz. Türkiye sahneden siliniyor diye üzülecek değiliz. Birkaç gün sonra, Türkiye sorunu da tarihe gömülecek” diye sayıklıyordu. Türk milletini pek tanımamışlar. Yüz yıl önce bunları denize döktük, yine dökeriz” dedi.

ADNAN OKTAR: Kim bu delikanlı?

BÜLENT SEZGİN: Bülent Erandaç, Takvim Yazarı.

ADNAN OKTAR: Bülent Hoca’yı tebrik ediyorum. Hayırlı bir vatan evladıymış. Demek ki etkimiz büyük. Demek ki İngiliz derin devletinin gizlenecek gücü kalmamış. Bak, aydınlarımız birer, ikişer, üçer, beşer gittikçe İngiliz derin devletini deşifre etmeye başladılar. Hükümetin açıklama yapmasını bekliyoruz. Bütün bu oyunları, rezillikleri yapan İngiliz derin devleti; bunu söylesinler. PKK’lılar kro adamlar, öküz gibi adamlar. Onların böyle organize edecek ne güçleri ne akılları var. Yani alenen akılları zayıf, görgüsüz, cahil adamlar. Öküz gibi iki lafı bir araya getiremiyorlar. Bunları yapamaz onlar. Bu sığırları güdüyorlar. İngiliz derin devleti güdüyor.

BÜLENT SEZGİN: PKK’nın kendi itirafları var. “İngiltere ne derse biz onu yaparız” diyorlar zaten.

ADNAN OKTAR: Tabii çok net. Zaten gidiyorlar Lordlar Kamarası’nda konuşma yapıyorlar, orada toplantılara katılıyorlar. “İngiltere’ye tabiyiz” diyor adamlar. “Biz İngiltere ne derse onu yaparız” açık konuşuyor adamlar. Gizlisi yok. Öcalan da söylüyor. “Şu an dünyayı idare eden, bu olayları idare eden, PKK hareketini kuran İngiltere’dir, İngiliz derin devletidir” diyor.

Peygamberimiz (sav) bak diyor ki Resulullah (sav); “Boynu sanki bir gümüş huzmesiydi. İki omuz arası geniş, omuz başları kalındı” diyor. “Ağzı geniş, iri dudaklıydı” diyor. “Gür sakallı, burnu gayet güzel hafif çekme, doğan burunlu.”

Beşir Esad, hadiste açık açık söylüyor Resullullah (sav) Beşar’ı. Bak, diyor ki “Beşar bozguna uğrayacak, sonra Mehdi’ye ‘Üstadım’ diyecek” diyor. Üstadım. “Benim adım Beşar” diyecek” diyor. “Bana kendimi sizin hizmetinize sunmam söylendi” diyor. Demek ki onun üstünde bir güç olacak. Ama “Üstadım” diye hitap etmesi çok acayip. Bak, “Ben ve erkek kardeşim, ağabeyim süfyanın ordusundaydık” diyor. “Biz Şam’dan çıktık, Zehra’ya kadar her yeri yerle bir ettik. Daha da ileri gidip Küfe’yi yıktık” diyor. “Sonra bizi bir uyaran geldi ve dedi ki ve “Beşar; İmam Mehdi ile tanış ve geçmiş günahların için huzurunda bağışlanma dile. Allah senin tövbeni kabul edecektir.” Sonra Mehdi elini Beşar’ın yüzüne sürer, Beşar bundan sonra Mehdi’nin tarafında olur” diyor. Bihar’ül Envar, bin yıllık kitapta geçiyor bu, 53. sayfasında. İngilizce çevirisinde 300 ve 301. sayfası. Bak, “Bozguna uğramış bir adam gelecek” diyor. “Mehdi’nin yanında.” Yani “yüzü ters dönmüş” diyor Arapça’da. Yani bozguna uğramış anlamında bu. “Üstadım benim adım Beşar” diyecek. “Üstadım benim adım Beşar, bana kendimi sizin hizmetinize sunmam söylendi” diyor. Bu şekilde geliyor. Beşar, açık açık ismi de geçiyor. Ahir zamanda Hz. Mehdi (as)’ın yanına geliyor. Burada anlaşılıyor ki Beşar Esad’a hükümet kurduracaklar. Yeniden başa geçirecekler. Bu anlaşılıyor. Yani kısa süreli de olsa ona görev verecekleri anlaşılıyor, Allahualem.

Anka Ateş Kuşu; takiye Mehdiyet’te var olduğu söylenir. Şia’da vardır takiye. Ama o devirde yani Mehdiyet devrinde de takiye tabii ki olur. Devlet de takiye yapar. Mesela Milli İstihbarat Teşkilatı da takiye yapar. Bütün devletler yapar. Ledün ilminin kökeni de takiyedir zaten. Mehdi (as)’ın gizlenmesi de takiyeyledir. İsa Mesih’in gizlenmesi de takiyeyledir. Takiye demek kendini gizlemek demektir. Müslümanlar için hayırlı olan bir bilgiyi gizlemek. Sen küfrün eline bilgiyi nasıl vereceksin? İsa (as)’ı soruyorlar mesela bize “nerede?” diye, ben kaldığı yeri biliyor olsam derim ki; “şu soruyu soran arkadaşa cevap verin. O şu an Belçika’da” derim. Ama Türkiye’dedir. Buna takiye denir. Aksine “ahmaklık” denir.  Yani gidip yerini söylersen bu dürüstlük değil; ahmaklıktır. Şaşırtmaca veriyorsan bu ibadettir. Ama Müslüman tabii dürüst doğru olur. Ama İslam’ın, Kuran’ın aleyhine bir bilgi verilmez, devletin aleyhine bir bilgi verilmez. Mesela farz edelim PKK’ya adam esir düşüyor. Diyor ki; “Bugün PKK’nın aleyhine bir operasyon yapılacakmış. Bu operasyon nerelerde yapılacak?” Yanlış bir yer söylersin. Doğruyu söylersen hain olursun, alçaklıktır. Doğruyu söylememen yiğitliktir ve takiye denir buna. Yani buna maslahat denir. Alçak adama, alçaklık yapacaksa doğru söylenmez. 

Sertaç Erdoğdu, Hz. Mehdi (as)’ın herkesi asıp keseceğini düşünüyor. Yok, öyle bir şey. “Mehdi kan akıtmaz” Tevrat’ta da geçiyor. Zebur’da da vardır. Hadislerde de vardır. “Damla kan akıtmaz. Uyuyan kişiyi uyandırmaz. İnsanların burnu dahi kanamaz” diyor hadiste.

“Hocam” diyor. “On yıl önce on altı yaşındayken ailem zorla başörtü taktırdılar” diyor. Olmaz. Zorla olmaz.

“Hocam, sizi severek izliyorum. Bu konuda fikirlerinizi almak istiyorum. Paralel devlet yapılanması memuriyetten atılıyor, mallarına el konuluyor da neden otuz yıldan beri PKK’ya destek verenlere bir şey yapılmıyor?” Ferhat Yıldız. İşte bu çok acı bir olay. Mesela PKK mensubu adamın malı mülkü var. Hiçbir şey yapılmıyor. Oraya para aktaran yerler var mesela, onlara da bir şey yapılmıyor. Birçok yerde yapılmıyor. Hâlbuki PKK’lıysa malına mülküne hepsine el konulması lazım. Okullara hâkim olmuşlar. Okullarda açık açık propaganda yapılıyor. “Ben PKK’lıyım” diyor adam. Hiçbir şey olmuyor. PKK adına para topluyorlar, istediklerini yapıyorlar. Aynı şey paralel devlet yapılanmasına yapılan şey, PKK’ya da yapılması lazım, hatta daha kapsamlı yapılması lazım.

“Allah aşkıyla canımdan çok sevdiğim, çok güzelsin, çok özelsin. Heybetini yaratana kurban olayım” diyor. “Asaletin, yakışıklılığın karşısında kelimeler kifayetsiz” diyor, maşaAllah. Seher Cavit.

Bak diyor ki; “Türk bayrakları oğlum Kaim Mehdi’yi desteklemek üzere farklı ülkelerden çıkar.” Demek ki “Türk İslam Birliği” sözümüz doğru. Birde bu Şii hadislerinde var özellikle, yani bir ırk şeyi de yok burada. Faris yönünden gelen insanlar bunlar, Fars kökenliler Şiiler. Şii hadislerinden geliyor bu.

Hasip Ekin, “Evrim ve din…” Kardeşim, insanların yaratılışında evrim diye bir şey yok. Yani Kuran’da öyle bir ifade yok. Ani yaratılıştan bahis var. Yani inkâr edilecek gibi değil. Bilimsel incelemeler de bunu gösteriyor. Mesela bir canlının çıkışı ani oluyor ve ani olarak da soyu tükeniyor. Yani bilimsel olarak yapılan araştırmalar, kaya katmanlarında yapılan araştırmada bunu görüyoruz. Evrimin olduğuna dair tek bir kanıt bulunamadı şu ana kadar. Dedim, “getirene on trilyon vereceğim” dedim. Bak, kaç yıl oldu daha hala gelmedi. Olsa demez mi adam? “Al bak sana delilini getiriyorum” der.

“Adnan Hocam” diyor İsimsiz Kahraman, “Milli Görüş Gençlik Kolları’nın içinde olan biri olarak Milli Görüş gençlerimize nasıl bir telkinde bulunmalıyız? Saygılar.” Bir kere Milli Görüş, evlerde sohbet toplantıları yapması lazım. Eskiden Saadet Partili büyük ağabeyler güzel, geniş, ferah evlerde toplantı yaparlardı. Akşam sohbetleri olurdu. Çay içilirdi, Saadet Partisi o zihniyetle iktidar olmuştu. AK Parti de öyle bir zihniyetin dibinden gelişti. Dolayısıyla yeniden bu ev sohbetlerine başlanması lazım. Kardeşhane ya, herkes gelirdi. Solcusu, sağcısı, ülkücüsü, herkes giderdi; bizim Ankara’da da olurdu. Çağırırlardı, giderdik. Aklı başında insanlar gayet de güzel konuşurlardı, akılcı. O sohbetlerin yeniden başlaması lazım.

Yün Tüccarı; şimdi Hz. Mehdi (as)’ın vasıflarından birisi kan akıtmaması. “Damla kan akmaz” diyor. Bu Tevrat’ta geçen vasıflarındandır aynı zamanda. Ama şefkat, merhamet, sevgi, kalite, güzellik, nezaket, nezafet, yüzlerce güzel özelliği vardır Hz. Mehdi (as)’ın. Bir vasfıdır bu, vasıflarından birisidir.

Bohem, “Elinizde tahrif edilmemiş Tevrat, İncil mi var veyahut Zebur?” Onu soruyor. Şimdi Kuran gönderme yapıyor Zebur’a. Zebur’a ve Tevrat’a gönderme yapıyor. Gönderme yaptığı yerler doğru. Kuran’a uyan yerler doğru. Kuran’ın geliş amacı zaten, bakın dikkat edin, Kuran’ın geliş amacı Tevrat’ın ve İncil’in yanlış yerlerini düzeltmektir. Kuran’da bu açıkça geçiyor bak, Tevrat’ın ve İncil’in yanlış yerlerini düzeltmek için gönderilmiştir Kuran. Yanlış yerlerini düzeltirsin, gerisi geçerli olur. Kuran’la yanlış yerleri düzelteceksin, o kadar. Mesela Kuran’ın Tevrat ve Zebur’da dünya hâkimiyeti, Mehdiyet’le ilgili bölüme gönderme yapıyor Kuran ayetle Cenab-ı Allah, Tevrat ve Zebur’a gönderme yapıyor. O gönderme yaptığı yere bakarız, orası doğrudur. Mesela gönderme yaptığı yere bakıyoruz. Hz. Mehdi (as) ile ilgili bölüme geçiyor. Tevrat ve Zebur’da dünya hâkimiyeti, Mehdiyet, kan akıtmayacağı, dünyaya hâkim olacağıyla ilgili olan bölüm. “Oraya bakın” diyor Allah, “Tevrat’a ve Zebur’a” Gönderme yaptığı yer doğrudur. Enbiya Suresi, 105, şeytandan Allah’a sığınırım. “Andolsun, Biz zikirden sonra” yani Tevrat’tan sonra “Zebur'da da: “Şüphesiz Arz'a” dünyaya “Salih” samimi “kullarım hakim olacaktır” diye yazdık. Yani Hz. Mehdi (as) ve talebeleri, İsa Mesih ve talebeleri. Nerede geçiyor? “Tevrat ve Zebur’da” diyor Allah. O zaman baktığımızda Tevrat ve Zebur’a çok kapsamlı olarak bu konuların anlatıldığını görüyoruz. Bu ifadeler geçiyor. “Şüphesiz Arz'a salih kullarım varisçi olacaktır” Hâkim olacaktır. Baktığımızda görüyoruz.

Cafer Sudan, “Allah’ın ol emriyle canlılar yaratılmıştır. Bilimsel araştırma bunu göstermektedir. Kuran’da evrim yoktur” sözüme karşılık, “Hangi bilimsel çalışma bunu söyler, kaynak verir misiniz?” diyor. Şimdi ben sana şöyle söyleyeyim, altı yüz milyonun üstünde fosil var elde şu an mevcut. Koleksiyonerlerde ve devletin elinde altı yüz milyonun üstünde, halen de çıkmakta hatta trilyonlarca var. Ama mevcut hazır bulunanlar. Altı yüz milyon fosilin içinde bir tane evrimi anlatan, ispat eden, destekleyen tek bir delil yok. Ve yaklaşık yüz yıldan beri yeryüzü katmanları en ince detaylarına kadar araştırılmasına rağmen evrimi destekleyen tek bir delil bulunamadı. Bak, dedim ki; “b-Bulunursa, bulursanız on trilyon vereceğim” dedim. Beş yıldan beri bekliyoruz. “Fotoğrafı, fotokopisi onu da kabul ediyorum” dedim. Yok. Al sana delil işte. Hem de deliller delili. Ben altı yüz milyon fosille delil veriyorum. “Evrimi ispatlayan bir tane delil getirene de on trilyon veriyorum” diyorum. Yok. Mesela Kambriyen döneminde beş yüz milyon yıl önce canlı türleri aniden ortaya çıkıyor “Kambriyen Patlaması” diyorlar. Hadi şimdi eğer evrim varsa ondan evvel fosiller olması lazım, değil mi? Hiç yok. Birden, küt diye başlıyor. Beş yüz milyon yıl önce, küt diye. Ona “Kambriyen Patlaması” deniyor. Bunun fosillerini gizlediler biliyorsunuz. Yetmiş yıl gizlediler ama kurtulamıyorlar. Adnan Ağabeyleri sağ olsun yakalarını bırakmıyor.

EBRU ALTAN: Bir de müthiş kompleks bir göz yapısıyla çıkıyor canlılar Kambriyen Döneminde.

ADNAN OKTAR: Şimdi diyorlar ki “göz milyonlarca yıllık evrimle ortaya çıktı.” Senin daha evrimini başladığını iddia ettiği yılla bir kıyasla bak. Beş yüz milyon yıl önce şu anki gözden daha mükemmel göze sahip böcekler. Sen ne konuşuyorsun? Yapacağın hiçbir şey yok ağlamak dışında. Yani bu konuşmalar ağlama konuşmaları. “Mağaradan başlayıp bugün uçakla seyahat ediliyor. “Evrim yok” diyemezsin. Kimse kimsenin önüne pişmiş yemek koymaz.” Mağarada olduğunu nereden çıkarıyorsun sen? Mağarayı tahmin ediyorsun sen. Yani elinde öyle bir delilin yok. “Mağara” dediniz “beş bin yıl önce mağarada yaşıyorlar” dediniz. On bin yıl önceki medeniyetler ortaya çıktı. Bu sefer de on beş bin yıl önceki medeniyetler muazzam bir şehir yapılanması içinde oldukları, alt yapı yaptıkları, her şeyi işledikleri kumaş parçaları bulundu. “Beş bin yıl önce mağaralarda çiğ et yiyorlardı” diyorsun. On beş bin yıl öncesine ait buluntularda da müthiş medeniyetler bulundu.

BÜLENT SEZGİN: Beyin ameliyatı yapılıyor.

ADNAN OKTAR: Beyin ameliyatı yapılıyor.

CAN DAĞTEKİN: Protez de yapılıyor.

ADNAN OKTAR: Tabii, diş protezi yapılıyor, beyin ameliyatı yapılıyor. Sen ne diyorsun? “Beş bin yıl önce çiğ et yiyorlardı, mağarada yaşıyorlardı” diyorsun. Demek yanlış biliyorsun. Ben sana on beş bin yıl önceki medeniyetten bahsediyorum.

EBRU ALTAN: On yedi bin yıldır hiç solmayan boyalarla Picasso’nun bile hayran olduğu derecede bir sanat anlayışıyla tablolar yapmışlar.

ADNAN OKTAR: Bir daha söyle.

EBRU ALTAN: On yedi bin beş yüz yıl önce Picasso’nun bile hayran olduğu tarzda bir sanat anlayışıyla ve o kadar zaman hiç solmayan boya kullanarak tablolar yapmışlar.

ADNAN OKTAR: Tabii, yapılan boyanın teknik analizi yapılıyor. Akıl almaz kimyasal maddeler karıştırarak yapmışlar. Yani şu an bu maddeleri elde edecek adam yok. Yani birisine söylesen bunu iddiayı yapan gence söylesen, “sen bu maddeleri bul, yap” desen; yapamaz. İstediği kitabı okusun, istediğini yapsın, yapamaz. On yedi bin yıl önce adam bunu yapmış. Üç ayrı kimyasal madde, karışık kimyasal maddeyi bir araya getiriyor, boya elde ediyor. Ve bu boya on yedi bin yıldır solmuyor.

Hakan Yıldız, Resulullah (sav)’ın vefatında sahabeler yanındaydı. Yüzlerce insan vefatında şahitler. Bin dört yüz yıl önce olmuş bir olay. Resulullah (sav)’ın dış görünüşünü anlatan insanlar sırf Müslümanlar değil, Hristiyanlar da anlatıyor herkes anlatıyor herkes görmüş Resulullah (sav)’ı. Yani Sezar’ı nasıl gören oluyorsa değil mi? Diğer tarihe geçen insanları nasıl gören oluyorsa Resulullah (sav)’ı da görenler var. Onların anlattıkları bir kişi, iki kişi, üç kişi değil, hepsi ittifakla aynı şeyi anlatıyor. O zaman bu bir tarih bilgisi olarak doğru bilgi olur. Tarih bilgisine sen inanmazsan o zaman hiçbir tarihe inanmazsın. Çünkü sahabeler binlerce, yüzlerce insan Resulullah (sav)’ı görmüş oluyor. İttifakla aynı şeyi anlattıklarına göre bu doğrudur.

“Canım nurum ben Mersin’den Hatice, Cennet kokulum. Yarın sabah ben ameliyata giriyorum. Duanı istiyorum.” Allah şifa versin. İlim irfan çok gelişti. Tıp çok gelişti. Gönlün rahat olsun. Allah’a kendini bırak, aslan gibi girer aslan gibi çıkarsın.

Mısra “Allah aşkıyla sevdiğim sesin beni çok etkiliyor maşaAllah. Sesini yaratan Rabbim’e kurban olurum ben. Seni çok seviyorum Allah aşkıyla.”

Büşra, “Her an seni düşünmemek mümkün değil, Allah aşkıyla sevdiğim, bir tanem, yakışıklılığın, güzelliğin beni her gün daha çok etkiliyor. Seni çok özlüyorum ve çok seviyorum.”

Kübra baban yazmış, “Selam Hocam gelince orada yapacağız Hocam kebabı beraberce” diyor. “Tokat kebabı yapacağız” diyor. Var değil mi bu ilim babada?

Meltem “Kurduğunuz cümleler, seçtiğiniz kelimeler, verdiğiniz örnekler o kadar hikmetli ki açıklamalarınız kafalarda soru işaretlerine asla yer bırakmıyor. Gözlerimiz, gönüllerimiz nurla doluyor” diyor “sizi izlerken.”

Bu bulunan flüt doğru mu bu kadar eski midir bu hakikaten?

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Evet, eski.

 ADNAN OKTAR: Allah Allah. Bugüne dek arkeolojik kazılarda bulunan en eski müzik aletlerinden biri flütü inceleyen müzikolog Bolfing bütün dört nota açıklamasının yanında tam ve yarım tonlarda sahip olduğunu tespit etti. Flüt bu kadar yoktur altmış yedi bin yıl çok yüksek.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Açıklamaları o şekilde ama bilemiyorum tabii.

ADNAN OKTAR: Onu bir daha araştıralım. Hayır, on yedi bin yıllık olabilir de o kadar çok zor. Eğer öyleyse çok sarsıcı büyük bir şey. Bir daha bakalım ona. Bütün bilimsel dergilerde yayınlanmış çok garip, hayret. Var mı o flütün fotoğrafı?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: O zaman dergilerdeki bilimsel dergilerdeki hali de yayınlayalım. Çok şaşırtıcı.

“Hocam sizin daha önceki bir konuşmanızı izledim Facebook’ta burada diyorsunuz ki; öyle büyük olaylar olacak ki insanlar bağıra bağıra Mehdi’yi arayacaklar. Şuanda da peş peşe büyük terörler ve darbe girişimi oldu. Nerden biliyordun bunları diye sizi sorgulamaya kalkarlarsa ne yapacaksınız?” diyor. Hadislerde söylüyor.

Melih Tufan Kaytancı İstanbul “Selam” Aleyküm selam. “Ben daha önce ateisttim Adnan Bey. Bu darbe girişiminde hükümetin yanında yer aldım. Bu vatanı biz kolay kazanmadık dedim kendi kendime ve sokağa çıktım. Yanımda sadece bayrak vardı. Halkımızla konu komşu hep beraber tekbirler getirdik. Onlar da şaşırdılar bana. O zaman anladım ki iman lezzetli bir şeymiş. Sizin anlattıklarınız kafama daha iyi oturmaya başladı. Şu derin güçler vs.” yani İngiliz derin devletini kastediyor. “Hepsi doğruymuş size inancım tam artık. Yolunuz açık olsun Hocam. Size bir gün Hocam diyeceğimi tahmin etmezdim ama Allah dedirtti işte. Bunları size anlatmak istedim. İyi akşamlar dilerim.” Evet, Allah hepimize iyi akşamlar versin her zaman.

“Ben Bursa’nın Çağlayan köyünden Mesut. İslam Birliği’nin kurulmasıyla mezhepler ortadan kalkacak mı?” diyor. Tabii ki.

Oya Ak, “Sapiensler yetmiş bin yaşında acaba yetmiş binden önceye dayanan fosil var mıdır Sayın Oktar?” Olabilir yani daha aranıyor. Şu ana kadar öyle bulduk. Yüz bin yıl önceye kadar da gidebilir.

Ayla Okur, “Hocam Kuran indiğinde toplum evrim fikrine hazır değildi. Bu yüzden bahsi geçmez.” Bahsi geçmez diye bir şey yok işte anlatıyorum sen dinlemiyor musun? Akşam akşam uykusuz musun? Bak bu binlerce kişinin önünde olmuş bir olaydan bahsediyor kuran. Firavun’un adamları toplanıyor bayram günü. Belki yüz bin kişi, yüz bin kişinin de üstünde kalabalık. Bayram günü sabah vakti, ışık, aydınlık. Hz. Musa (as)’nın elinde asa var. Asayı yere atmasıyla beraber yılana dönüyor. Evrim bitti. Bu varsa konu bitti. Bunu kaç kişi görüyor? Firavun dahil yüz binlerce insan görüyor bunu. Yüz binin üstünde insan görüyor. Nerenin evrimi?

CAN DAĞTEKİN: Firavun’un büyücüleri “Musa’nın Rabbine iman ettik” diyorlar.

ADNAN OKTAR: Büyücüler bile iman ediyorlar. O zaman da evrim inancı vardı. Firavun inanmıyordu. “Nil’in çamurlarından üredik biz evrimle olduk” diyordu. “Nil’in çamurlarından evrimle oluştuk” diyordu. “Bütün hayvanlar, bitkiler, bizler öyle oluştuk” diyordu “Nil’in çamurlarından oluştuk tesadüfen” diyordu. Hz. Musa (as) da buna karşı geldi. “Öyle değil Allah yarattı” dedi. “Peki, eski insanların durumu ne o zaman?” dedi. “Bizden önceki nesiller nasıl oldu o zaman?” dedi. “Hepsi Rabbimin katında bir kitapta yazılı bunlar” dedi Musa (as). Adam evrime inandığı için ilk evrimi devirmesi gerekiyordu Hz. Musa (as)’nın. Onun için eliyle asasını atınca, büyükçe asası. Ağaç dallarına kadar uzanan bir asa. Bu da çok tatlı Allah soruyor “Nedir o elindeki?” diyor “asa” diyor. “Neye yarıyor?”diyor. Tek tek anlatıyor. Normalde bir insan korkar değil mi? Mesela ses geliyor “Ya Rabbi Sen daha iyi bilirsin” der mesela. Tek tek anlatıyor “ot biçiyor, birçok işime de yarıyor” diyor. Allah onu alıştırmak için sakinleşsin diye yapıyor, heyecanlı olduğu için. “Onu at elinden” diyor. Atınca, birden aniden yılana dönüyor. Allah onun tatlılığını anlatmak için bak, “Arkasına dönmedi” diyor. Bütün gücüyle kaçmaya başlıyor. Allahualem yüz metreyi sekiz saniyede falan almış olabilir. Akıl almaz hızlı kaçıyor. İyice kaçtıktan sonra Allah diyor ki; “Dön şimdi” diyor. Ses bayağı güçlü şekilde duyuluyor. “Geri gel” diyor. “Yılanın yanına yanaş” diyor. “Tut kuyruğundan şimdi” diyor. En korktuğu şey. “Tut” diyor “bak, asa yeniden dönecek” diyor. Tuttuğunda yeniden ağaç haline geliyor. Bildiğin normal etten kemikten yılan, birden ağaca dönüşüyor, tahta. “Şimdi bak bunu gördün” diyor Allah. “Böyle bu şekilde Firavun’a gideceksin. Onun önünde bunu at” diyor. Görecek, yaratılışı görecek yani evrim olmadığını görecek anlamında. “O zaman düzelecek diyor” yani “Düzelmesi umulur” diyor Allah. Çünkü inancı o ya. “O inancını yık” diyor. “Ya Rabbi ben gitmeyeyim” diyor. “Niye?” diyor Allah. “Ben korkuyorum” diyor. Yani çekiniyorum diyor. “Çünkü ben cinayet işledim” diyor Allah esirgesin. Cinayeti olduğunu söylüyor bir de yüreğim daralıyor. Muhtemelen tansiyonu var. Bir de kalbinde ekstrasistol oluyor herhalde. Esaslı vuruşlar oluyor. O da korkuyor. Onu çekindiriyor. Zaten çok yapılı bir insan. Bir şekilde o devirde olabilir Allah ona öyle bir rahatsızlık vermiş bir de “Dilim dönmüyor” diyor. Heyecanlandığında herhalde kasılıyor anladığım kadarıyla. Beyin damarlarında kasılma olduğunda insan konuşamaz, yani konuşma kabiliyeti azalır dili sürçmeye başlar. Konuşma güçlüğüm var diyor.  Birde kalbim sıkışıyor diyor göğsüm sıkışıyor diyor. Bayağı ısrar ediyor Allah’a yani “Sen git” diyor Allah “Ben seni seyrediyorum, görüyorum, duyuyorum sen git” diyor.  Yalvarıyor Allah’a diyor “Kardeşimi de gönder” diyor. Harun, tamam diyor o zaman git kardeşinle. Onu kabul ediyor Allah.  Zaten biliyor kabul etmeyeceğini de ısrarla Allah onu eğitmek için yapıyor. Yoksa Allahualem felaket bir korku oluşuyor yani. Dilim dönmüyor diyor. Zaten o olmaz. Dili dönmüyorsa, güler o adam. Konuşmayı bile bilmiyor diyor Firavun. Alay ediyor konuşmasıyla. O küçük düşmekten çok korkuyor. Hatta asasını adamlara atınca, korktu diyor Allah. Yani asanın onları yutup yutmayacağından herhalde tedirgin oldu. Allah “at asanı” diyor. Attığında,  bildiğin etten kemikten yılan teker teker hepsini yutuyor sopaların. Ağzına alıp yutuyor. Bakıyor ki büyücüler, olayın öyle büyüyle açıklanacak gibi değil. Yutmuş yani. Sonra da kuyruğundan tutuyor; tak yeniden asa oluyor. Nereye gitti o ipler falan. Yok, yutmuş. O yuttukları nerede? Asanın içinde. Asa nerede? Elinde. Çok acayip bir durum. Şimdi o asa da bulunacak işte, yılana dönen asa. O kutsal sandığın içinde. Çok acayip bir şey. Hiçbir açıklaması yok. Özetle; gidiyor Firavun’un yanında anlatıyor. Evrimin olmadığını görüyor Firavun ama yine inat ediyor. Sonra da biliyorsunuz helak oluyor. Ben özetle anlatıyorum tabii genel mantığıyla anlatıyorum. Ayette birebir çıkışıyla anlatmıyorum.

Bak diyor ki Tevrat’ta; Mısırdan Çıkış 4/10-15 “Musa dedi ki; ‘Rabbim, ben kulun ne geçmişte ne benimle konuşmaya başladığından bu yana, iyi bir konuşmacı hiç olmadım.’ Diyor yani dilim sürçüyor diyor. “Çünkü dili ağır ve göğsü sıkışan biriyim.” Konuşma güçlüğü bir de kalbim sıkışıyor diyor. Rab, ‘kim ağız verdi insana’ diyor Allah. İnsanı sağır, dilsiz görür, görmez yapan kim?” Sana o sıkıntıyı ben veriyorum zaten diyor. Kalbindeki o rahatsızlığı da dilindeki rahatsızlığı da ben veriyorum diyor. “Şimdi git” diyor Allah. “Ben konuşmana yardımcı olacağım” dilin tutulmayacak diyor, konuşmana yardımcı olacağım. “Ne söylemen gerektiğini sana öğreteceğim. “Musa dedi ki; Rabbim beni gönderme.” Bak tatlılığa bak. “Ne olur benim yerime başkasını gönder, o zaten göndereceğin kişiyi.” Aklı hep Mehdi (as)’de bak sözlü Tevrat’ta zaten Moşiyah diye geçiyor. Bak diyor ki; “Musa dedi ki; Rabbim beni ne olur gönderme. Ne olur benim yerime başkasını gönder, o zaten göndereceğin kişiyi.” Moşiyah Mehdi (as)’yi, bak görüyor musun? Üç bin beş yüz yıllık Tevrat hükmü. Üç bin beş yüz yıl önce geçiyor Mehdi. Taha suresi 17-18’de Cenab-ı Allah diyor ki; “Sağ elindeki nedir ey Musa?” Özellikle sağ elini açıkça söylüyor. “Dedi ki: “O, benim asamdır;” bak tatlılığa bak yani. “Ona dayanmakta, onunla davarlarım için ağaçlardan yaprak düşürmekteyim, onda benim için daha başka yararlar da var.” Birçok şeyde onu kullanıyorum diyor. Şekerliğin artık hat safhası.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bir video gösterecektim. Portekiz’de ki bir gölcüğün içindeki şelale videosu.

ADNAN OKTAR: Allah muhafaza insan bir ayağı kaysa.

BÜLENT SEZGİN: 1955 yılında yapılan bir baraj bu aslında. Bir gölcükten başka bir tanesine su transfer etmek için yapılmış.

ADNAN OKTAR: Bayağı tehlikeliymiş. Bayağı güzel olmuş. Ama oralarda yüzmek falan çok tehlikeli olur.

“Hocam, evrimi hem Kuran ayetleriyle hem de bilimsel delillerle yerle bir ediyorsunuz. Darwin’in zavallı haline acıyoruz artık” diyor. İskoçya’dan yazmış kardeşimiz.

Erkan İçli. İşte o Mehdiyet’e bu bela düzelecek inşaAllah.

Kırk bin yıl önceki mağara duvarında, kırk bin yıl önce. Beş bin yıl önce diyor adam mağarada ot yiyordu falan diyor. Kırk bin yıl önce adam resim yapıyor. Picasso’yu bile hayran bırakacak şekilde resim yapıyor. Boyalarda kullanılan maddeler; kırmızı renk için demir oksit kullanıyor. Siyah renk için mangan dioksit. Şimdi git bul adam bunu elde etmiş mangan dioksiti, görüyor musun? Resimlerin güzelliğine bak. Beyaz için de kaolin kullanılıyor, beyaz renk için.

EBRU ALTAN: Bazı resimleri çok katmanlı yapmışlar. Aynı anda bir öküz, öküzün yine aynı resim üstünde başka bir canlı da var, bir canlı daha. Bir de atların da dört farklı vakitteki resmini yapmışlar. Dört farklı halini yapmışlar.

ADNAN OKTAR: Olayın pek açıklanır yönü yok onlar açısından.

Kimi zaman da iskele kurarak yedi metre yüksekliğe mamut resmi yapmışlar, yedi metre yüksekliğe iskele kurup. Gölgelendirme teknikleri kullanmışlar. Derinlikli figürler. Kimi zaman da kabartma teknikleri uygulanmış. Yani bıraksınlar bana o masalları.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş Cerablus konusunda şunları söyledi; “Cerablus hattındaki gelişmeler ulusal güvenlik meselesidir. Dokuz yüz on bir kilometrelik sınırın bir tek örgütün eline PYD’nin eline geçmesi Türkiye’nin kabul edeceği bir şey değildir. Türkiye topraklarına atılan füzeler bizi rahatsız ediyor. Türkiye sınırın ötesindeki bu gelişmeleri yakinen takip ediyor. Bunu ulusal güvenlik meselesi olarak görüyoruz. Buradaki gelişmeleri Suriye’nin toprak bütünlüğü olarak ele alıyoruz.”

ADNAN OKTAR: Tamam da olmuş şuana kadar hiçbir şey de yapılmamış. Yapılamamış. "Ama IŞİD mevzilerini yerle bir ediyoruz. Topçu atışı yapıyoruz. PKK mevzilerine de hiçbir şey yapmıyoruz." diyorsun. Bunun neyini anlatıyorsun bana? Dokuz yüz kilometre PKK hakim olmuş, ona ses çıkartmıyorsun; "IŞİD on kilometre yerde bulunursa oraları topçu ateşiyle yerle bir ediyoruz." diyorsun. Kime anlatıyorsun bunu, neyi anlatıyorsun? Sonra hadi oradan onların, IŞİD'in çekildiğini düşünelim; oraya kim yerleşecek? 

BÜLENT SEZGİN: Bugüne kadar hep PKK geldi. 

ADNAN OKTAR: Sadece PKK yerleşiyor.

Aydın Cankat, "İnternette sizin İsrail'le bağlantınız yazıyor sürekli. Araştırılması gerekir." diyor. İnternette yazıyor. Benim internet sitelerimde yazıyorsa ben anlatıyorum zaten. Canlı yayında gösteriyorum. Fotoğrafları ben yayınlıyorum da oradan görüyorsun. Baban gidip o fotoğrafları çekmiyor. Ben çekiyorum, sana gönderiyorum. Sen de görüyorsun.

"Lafı evirip çevirip İsrail sempatisine getir bakalım." diyor Faruk Öztok, "Uzun sürdü bu gece." diyor. İsrail sempatisine; temiz insanlara ben laf söyletmem. İsrail'de ahlaksızlık yapan varsa gök kubbeyi tepesine geçiririz. Ama masum İsrailliyi ezmeye kalkarsan o zaman da senin başına gök kubbeyi geçiririz ilimle irfanla, kanunla hukukla.

"Hocam bazı cemaatler bozuk. Kimisi 'Bana vahiy geliyor.' diyor." Kardeşim adamın aklı yok mu? Vahiy geliyor diyorsa inanmazsın. Şimdi vatandaşa; "Senin aklın yok, benim aklım var. Gel sana akıl vereyim. Sen düşünemiyorsun, ben senin adına düşünüyorum." dersen vatandaşa hakaret etmiş olursun. Adamın kafası çalışmıyorsa zaten ya komünist olur ya PKK’lı olur. Yahut olabilir de öyle yanlış bir yer varsa oraya da gider. Adamın kafası çalışmıyorsa sana ne. Sen mi adama akıl vereceksin adım adım yani? Bir de bunlar oturmuş klasik cemaatler. Nakşibendilik; sapkın olması çok zor. Tamam, hurafe yönleri var ama aklı başında olan adam onu görür zaten. Bilinmeyecek gibi değil.

Faruk Öztok, Darwinizm’i hallaç pamuğu gibi atan Allah, bizi vesile ediyor. Altı yüz bin fosil yaratıyor Allah. Altı yüz bin fosille Allah hallaç pamuğu gibi atmış oluyor. O fosilleri ben yaratmadım ki Allah yarattı. Ezen kim? Allah. Bize ezdiriyor Allah. 

BEYZA BAYRAKTAR: Amber olan fosilleri söylemiştiniz daha önce, "Allah özel olarak sergiliyor. İçinde her şeyiyle muhafaza ediyor."

ADNAN OKTAR: Kardeşim, şimdi diyorlardı ki, "Tamam kemiklerinde evrim yok, doğru. Ama etinde evrim oluyor." Falan diyorlardı. Artık oryantal tarzı açıklamalar böyle. O zaman dedik, "Size amberleri gösterelim." Al sana iki yüz milyon yıllık çekirge, olduğu gibi duruyor; yüz milyon yıllık karınca, olduğu gibi duruyor. "Ne diyorsun?" dedik. "Zınk." diyor. Yani olacağı bu, olacağı bu.

EBRU ALTAN: Arıların bacaklarındaki polen toplama kesesinden içindeki polenlere kadar duruyor, tüycüklere kadar duruyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. Arı blok en ince detaylarına kadar; o arının küçük tüyleri falan hepsi.  

EBRU ALTAN: Hatta siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Bazı çiçek türlerinin DNA'sıyla ilgili bilgi de edinilmiş amberlerin içinden.

ADNAN OKTAR: Tabii ki DNA bile, o bile duruyor tabii.

"Sadece teori, adı üstünde. Hiçbirinin ispatı yok." Darwinizm’in tamam, ispatı yok değil yani ispatla ilgili bir konu yok ki zaten. Öyle bir konu başlangıçtan yok. Adam çıkmış, "Her şey tesadüfen oldu." diyor. Olabilecek en berbat açıklama. İnsanlar nasıl oldu? "Tesadüfen." diyor. Bitkiler nasıl oldu? "Tesadüfen." Hayvanlar? "Tesadüfen." Kainat nasıl oldu? Ona da, "Tesadüfen." diyor. Her yerde matematik, mühendislik var, müthiş bir sanat var; her şey altın oranla yaratılmış, muazzam bir geometri kullanılmış. Kromozomlar, kofullar nefes kesici. Bilimsel olarak tesadüfen olması imkansız bir proteinin. Sırf bir proteinin bile olması imkansız. Darwinistler’e soruyorlar, "Nasıl olur bu?" diyorlar. En uç adamına soruyorlar yani en bilene; "Protein nasıl oluyor?" Adam düşünüyor düşünüyor; "Uzaylılar yapmıştır. Başka bir açıklaması yok. Tesadüfen olamaz." diyor. Peki bu durumda siz daha neyi soruyorsunuz, neyi anlatıyorsunuz? 

BÜLENT SEZGİN: İki fosil örneği gösterebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Evet.

BÜLENT SEZGİN: Bu fosil, doksan beş milyon yıllık hemşire köpek balığı fosili. Günümüzdeki örneğiyle en ufak bir değişiklik yok. Doksan beş milyon yıllık.

ADNAN OKTAR: Doksan beş milyon yıldan beri değişmemiş, fosil.

BÜLENT SEZGİN: Hiç değişmiyor, evet. Burada gördüğümüz de yüz elli milyon yıllık at nalı yengeci fosili. Aynı şekilde hiçbir değişim yok.

EBRU ALTAN: Foraminifer Dönemine ait hatta üç yüz yirmi beş milyon yıllık at nalı yengeçleri de var.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

Barış Gürkanlı, Yaratılış Atlası'nın etkisini soruyor. Türkiye'de şuan yüzde doksan beş evrime inanmıyor, niye bil bakayım? Sana bir bulmaca. Sebebi Yaratılış Atlası. Fransa'da adamlar dümdüz oldu. Eskiden Fransa'da yaratılışa inananlar yüzde beş falandı. Hep evrime inanıyorlardı. Şuan tepetakla gitti. Niye? Yaratılış Atlası'ndan. Fransa'da şu naçizane ağabeyinizi tanımayan yok. Bütün profesörlere, doçentlere, generallere, sporculara, sanatçılara; hepsine gönderdik. Dolayısıyla dümdüz.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: "Fransa Tarihinin En Büyük Felaketi, Gökten Tuğla Yağıyor" diye manşet ettiler.

GÖKALP BARLAN: Avrupa Birliği kuruluşları toplanıp kitabınızı gösteriyorlardı.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Yaratılış Atlası atom bombası etkisi yaptı. Fransız basını, Yaratılış Atlası'nı Fransa’ya biz gönderdikten sonra ki Fransa'daki bütün ünlülere gönderildi, ne kadar profesör doçent öğretmen varsa bu konularla ilgilenen kişi varsa hepsine gönderdik. İlk gün Fransa'dan hiç ses çıkmadı, ikinci gün de ses çıkmadı. “Ya kitapları denize mi döktü bu adamlar?” dedim. Olur olur tırla gitmişti, ses çıkarmadım. Üçüncü gün bir ciyak sesi geldi, böyle bir olay yok. Adam ne diyor biliyor musun? "Fransız tarihinin en büyük felaketi." diyor. Yani gelmiş geçmiş en büyük felaket diyor. Öbür bir Fransız gazetesi diyor ki, "Gökten felaket yağıyor." diyor, "şuan" kitaplar için. Öbürü de diyor ki, "Bomba etkisi yaptı." diyor. Öbürü de "Tufan" diyor. "Üç yüz yıllık kültürümüzü yerle bir etti." diyor. Üç yüz yıllık Fransız kültürünü yerle bir etti." Barış Gürkanlı, duydun mu dediklerimi?

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Avrupa Parlamentosu'nda bir hanım, kitabınızı kaldırarak "Yasaklanmalı!" diye belirtti.

ADNAN OKTAR: Hanımefendi gösterdikten sonra kitap talepleri... Bu sefer tırla göndermek mecburiyetinde kaldık. Kadın Avrupa Parlamentosu'nda gösterdi, televizyonda da yayınlandı bütün Fransızlar kitap istediler. Tırla Fransa'ya kitap gönderdik mecburen. Göster hanımefendinin konuşmasını.

VTR: Avrupa Konseyi Sayın Adnan Oktar’ın Dev Eserinin Evrimi Yerle Bir Ettiğini Şöyle Kabul ediyor.

ADNAN OKTAR: Tesadüfen açıklamak bilimmiş, yaratıldı demek bilim değilmiş. Altı yüz milyon fosille biz yaratılışı ispatlıyoruz, o bilim olmuyormuş; bunlar sıfır delille tesadüfle Darwinizm’i ispat ediyorlarmış, bu bilim oluyormuş.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: "Eğer ara geçiş formu bulunamazsa teorim gerçek değildir." diye Darwin'in kendisi söylüyor zaten. 

ADNAN OKTAR: Ne diyor? Bir daha söyle bakayım.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: "Eğer ara geçiş formu bulunmazsa bu teorim gerçek değildir." Ve bulunmadığı için de çok sinirlerinin bozuk olduğunu ifade ediyor.

ADNAN OKTAR: "Bütün katmanları aradık, bulamadık. Eğer önümüzdeki yüzyılda da bulunamıyorsa teori gitti." diyor. Enişte gitti teori. Yapacak bir şey yok. Yenge dindarmış bunda bir şey yok, Darwin'de. Hanımı dindar. Ama bunu Mason locasında yanlış yönlendirmişler.

"Mehdi isen öyle bir şey yap ki beni havaya uçurursan sana inanırım." Ben sana havayollarından bir bilet alayım. Ama yine sen bana Mehdilik iddiasında bulunma yani. Benimle polemikte baş edemezler yani onu bırakacaklar. En babası gelse baş edemez yani inşaAllah.

Bu Derek Ager var ünlü İngiliz Paleontog ve koyu evrimci; “Sorun şu; Fosil kayıtlarını detaylı olarak incelediğimizde türler ya da sınıflar seviyesinde olsun sürekli olarak aynı gerçekle karşılaşırız. Kademeli evrimle gelişen değil, aniden yeryüzünde oluşan gruplar görürüz.” Hiçbir zaman için kademeli bir gelişme yok. Aniden çıkıyorlar diyor. Aniden çıkma ne demek biliyor musun? Bunun adına yaratılış denir.

Mesela Mark Charneky; "Evrim teorisini ispatlamanın önündeki en büyük engel her zaman için fosil kayıtları olmuştur." diyor. Evrim teorisini ispatlamadaki en büyük engel fosil kayıtları oldu diyor. Baba sen ne diyorsun? Fosille zaten evrim ispatlanır ispatlanırsa. "Ama oradan bir türlü delil bulamıyoruz." diyor. Bunu söyleyen de koyu evrimci. "Bu kayıtlar hiçbir zaman için Darwin'in söylediği ara formların izlerini ortaya koymuyor." diyor. "Türler aniden oluşuyor ve yine aniden yok oluyorlar. Ve bu beklenmedik durum türlerin Tanrı tarafından yaratıldığını savunan yaratılışçılara, yaratılışçı argümana destek sağlıyor. Ne yapsak ki?" diyor. Fosillerden delil bulamıyoruz diyor evrim için. Kardeşim, sen nasıl bir insansın? Yoksa yok işte. "Yaratılışçılara yarıyor bu deliller başka bir şeye yaramıyor." diyor.

BÜLENT SEZGİN: Darwin, "Bulunamazsa teorim geçersizdir." demişti.

ADNAN OKTAR: Evet. Charlton Bred diyor ki, “Yeryüzünde hayat zaman içinde” bu da Darwinist, “yavaş yavaş ve kademe kademe mi gelişti?” Hayat? Bunu soruyor. “Fosil kayıtlarına göre” bu soruyu cevaplıyor ve “Hayır, kademe kademe gelişmedi. Aniden gelişti.” diyor. Yaratıldı desene. Ne uzatıyorsun yani. Edmund Ambrose "Şunu kabul etmeliyiz ki" diyor, bu da koyu evrimci; "fosil kayıtlarında yaratılışçıların görüşlerine ters düşecek hiçbir şey yok. Tam onların istediği gibi." diyor. O zaman demek ki yaratılış gerçek. Ne uzatıyorsun?

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Allah ayette, şeytandan Allah'a sığınırım "Vicdanları kabul ettiği halde zulüm ve büyüklenme sebebiyle bunları inkar ettiler." [Neml Suresi, 14] diyor. 

ADNAN OKTAR: Tabii. Dünyaca ünlü Forbes Dergisi 25 Temmuz 2012 tarihli sayısında diyor ki, "Yaratılışı savunan yazar Adnan Oktar'ın Yaratılış Atlası isimli eseri dünya çapında yayılmış durumda. Yapacak bir şey yok." diyor. Time Dergisi, 2011'de 2 Haziran'da ünlü Time Dergisi, "Müstear ismi Harun Yahya olan Adnan Oktar, konferanslarla ya da video aracılığıyla ya da ücretsiz olarak dağıttıkları güzel broşürleriyle donanmış şevkli temsilcileriyle kendini gösteriyor. Yazar, 2007 yılında Fransız okullarına binlerce Yaratılış Atlası yolladığında Fransa'daki herkes onu tanımıştı." diyor. Yiğit namıyla tanınırmış. Washington Post, 10 Mayıs 2011 tarihli nüshasında; Fransız bilim adamları, yaratılışçılığın renkli ve kuşe kağıda basılmış resimli büyük kitabının binlerce nüshasını yurtdışına yollayan Harun Yahya adlı Türk tarafından körüklendiğini belirttiler. Yaratılışçılığın körüklendiğini.

Fransız Ulusal Bilim Araştırmaları Merkezi Direktörü Bruno Gooderdony, Harun Yahya’nın kitaplarının, Fransa’daki lise öğretmenlerini tamamen hazırlıksız yakaladığını söyledi. Bak Fransa’daki lise öğretmenlerini tamamen hazırlıksız yakaladığını söyledi diyor kitabın. Ne demek hazırlıksız yakaladı?  Havaya hopladı anlamına gelir.

Science Dergisi diyor ki 16 Şubat 2007’de, “Uzun zamandır evrime yapılan en göz kamaştırıcı görünümlü saldırı.” Obüs topuyla vuruluyor yani böyle.

Le Monde, “Benzeri görülmemiş bir kampanya” diyor.

Le Point, “Darwinizm’i kurtarmak için artık çok geç” diyor. MaşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: O dönem Fransız basını sizinle görüşmek için buraya akın etmişti.

ADNAN OKTAR: Evet, bütün Fransızlar buraya gelmişlerdi. Le Monde,  “Yaratılış inancı güçlenerek yükselişte” diyor benim kitabın üstüne.

MB Alperence Mehmet Buğra, köprü ile ilgili hadisleri anlattım. Artık onu bizim internet sayfamızdan bakacaksın. Tekrar tekrar her gün onu anlatamam. Kaynaklarını da verdim.

Hollanda’daki Hollanda radyosu, “Yaratılış Atlası tüm Avrupa’da büyük bir tufan oluşturdu” diyor.

Le Figaro, “İslami yaratılışçılığın Fransa’ya hücumu” başlıklı bir haber yer aldı.

Mehmet Buğra anladın değil mi? Onu bizim sitemize bak artık.

Richard Dawkins diyor ki, “Modern Türkiye’nin büyük bir sorunu var” diyor. Adamlar da diyorlar ki acaba darbe mi nedir falan? “Bu dikkat çekici bir şekilde başarılı bir yazardan Adnan Oktar’dan kaynaklanıyor” diyor. Yani ‘evrimi yamulttu’ diyor. Ne güzel. ‘İsmini söylemeyeceğim! Reklam yapmak istemiyorum ama o bir kitap yazdı’ diyor böyle hassas bir üslupla yani kalbi bir hassasiyetle tabii. ‘Kitabın adı ‘Yaratılış Atlası’ diyor. ‘Her yere ücretsiz dağıtıldı’ diyor. Fransa’da zaten binlerce satıldı, parayla satıldı. Uzun uzun övmüş kitabı.

Ali Selanik, Selanik Göçmeni, “Çok hümanist ve akıllısınız, neden güzelliği ön planda tutuyorsunuz?” Allah’ın zaten en önemli verdiği şey güzelliktir. Güzellik ve sevgi.

Merve Erdoğan, “Hocam, samimi arkadaşlarımızı sadece Allah rızası için nasıl sevebiliriz?” İbadet olarak seveceksin. Sevmeye niyet edersen Allah sevdirir.

Fransa Milli Eğitim Müfettişi’nin açıklaması şu, “Darwinizm hakkında Müslüman kaynaklı olarak düzenlenmiş ilk ve en büyük olaydır bu kitap” diyor.  

Meliha Zoroğlu, “Hocam çok tarikat var ama ben sizi dinliyorum neden acaba?” Çünkü seviyorsun. Sevgiyle bakıyorsun, ben de seni seviyorum o yüzden. Seven seveni arar.

Ne kadar güzel bir varlık. Ne olacak bu olay bilmiyorum.

“Selamlar Hocam” Galip Mercan, “Niye sağda?” diyor. Sağda hayır vardır. Ne yapalım? Kamerayı nereye koyalım? Burası yayla değil ki? Burada yer yok. Burada da yer yok. Bir tek burada yer var. Ne yapalım?

Münafık kitabından okuyalım. Çok şahane bir eser. 1300 sene içerisinde böyle bir eser yok. Münafıklık hep yüzeysel alınmış genelde. Hayata geçişi anlatılmamış. Hayattan, pratik yaşantıdan detaylar verilmemiş.

KARTAL GÖKTAN: Münafığın Konuştuğu Her Sözde Bir Tuzak Vardır; Dolayısıyla Münafığın Söylediklerinin Tam Tersini Yapmak Gerekir. Allah Kuran'da, münafıkların tuzaklarını nasıl bozabilecekleri konusunda Müslümanlara çok önemli bir sır vermiş ve bu sinsi insanların "sözlerine uyulmamasını" bildirmiştir: Şeytandan Allah’a sığınırım, “Ey Peygamber, Allah'tan sakın, kafirlere ve münafıklara itaat etme. Şüphesiz Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Sana Rabbinden vahyedilene uy. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.” (Ahzab Suresi, 1-2)

BÜLENT SEZGİN: Tüm varlıklar gibi, münafıkları da, onlara yol gösteren liderleri şeytanı da yaratan Allah'tır. Bu samimiyetsiz insanların ruhlarındaki alçaklığı, şeytanlığı ve ahlaksızlıkları da en iyi bilen yine Rabbimiz'dir. İşte Allah Kuran'ın birçok ayetiyle Müslümanlara münafık karakterini tanıtmış ve iman aklı ile onları 'Müslümanlara zarar veremeyecek hale getirmenin yolunu' göstermiştir.

KARTAL GÖKTAN: Münafığın Müslümanlar üzerinde oynamaya çalıştığı en önemli oyunlardan biri, 'verdiği gerçek dışı bilgilerle onları yanlış yönlendirmek ve tuzağa düşürmek'tir. Küfrü dost edinen münafık, onlara sürekli en hayati ve en doğru istihbaratı aktarıp onları güçlendirmeye çalışırken, Müslümanlara da kasıtlı olarak yanlış bilgiler vererek onları 'başarısızlığa uğratmak' ister. Böylece, sırtını dayadığı ve güçlü olduğunu sandığı derin yapılanmaları, şeytani güç odaklarını, dost ve yandaşları olan diğer münafıkları koruma altına almayı amaçlar. Çünkü Müslümanlar doğru bilgi ile hareket ettiklerinde, münafıkların şeytani sistemlerinin temelden çökeceğini ve küfrün tüm dünyaya hakim kılmak istediği dinsizliğin yenilgiye uğrayacağını bilir. Bu da münafığın en istemediği şeydir. Amacı zaten Müslümanları içten içe zayıflatmak, başarısızlığa uğratmak ve hatta yok etmektir. Böylece kendisi de özlem duyduğu inkarcı hayatı hiçbir vicdan azabı duymadan rahatlıkla yaşayabilecektir.

BÜLENT SEZGİN: İşte münafık, yalnız başına kaldığında ya da inkarcı dostlarıyla gizli bağlantıya geçtiğinde, ince ince, olayları bu istediği şekle doğru yönlendirebilmenin planlarını kurar. 'Hangi konulara değinir, hangi konuları gündeme getirirse, asıl anlatmak istediği mantıkları dile getirebilme imkanı yakalayabilir', önce bunun hesaplarını yapar. Ardından yavaş yavaş buna zemin hazırlamaya başlar. Gün içinde karşılaştığı Müslümanlara tek tek o konuyla ilgili ince telkinler vermeye başlar. Sanki başka bir konudan bahsediyormuşçasına, konuyu bir yere getirir ve o noktada da aslında onun için asıl ehemmiyetli olan kısmı iyice vurgular. Sonrasında bir başkasına gidip, ona da sanki muhabbet sırasında, -konu istemsiz olarak oraya gelmişçesine- yine istediği bir başka mantığı o kişilerin zihnine yerleştirmeye çalışır. Yeteri kadar kamuoyu oluşturduğuna inanana kadar bu sinsi çalışmasına devam eder.

KARTAL GÖKTAN: Bu aşama tamamlandığında ise, asıl oyununu oynayacağı kısma geçer. Zayıf aklıyla, bu konuda kendinden yana ciddi bir kamuoyu oluşturduğunu ve artık sohbet ortamında ilgili konudan söz açtığında, bu kişilerin kendisinden yana destek vereceklerini sanır. Oysaki Müslümanlar münafığın cılız aklının yanında, onun şeytani yönlerini çok iyi analiz edebilecek kadar yüksek bir akla sahiptirler. Dolayısıyla da münafığın 'bir oyun üzerinde olduğunu, planlarına zemin hazırladığını' çok açık bir şekilde fark etmiş ve hatta tedbirlerini da çoktan almışlardır. Ancak münafık bu durumdan bihaber olarak, planını uygulamaya devam eder.

BÜLENT SEZGİN: Örneğin Müslümanlar bir yerde hayırlı ve etkili bir faaliyet yapacaklarsa ve bu münafığın işine gelmiyorsa, münafık bu fikri çalışmayı engellemek ister. Çünkü Müslümanların orada etkili bir tebliğ yapmaları, o bölgede dinsizliğin etkisini kaybetmesine neden olacaktır. Oysaki orada münafığın yandaşları, inkarcı dostları, işbirliği yaptığı inkarcı derin yapılanmaların mensupları vardır. Ve o, onların güçlü kalmasını istiyordur. Dolayısıyla uzun bir süre boyunca, sohbet aralarında o şehir ya da ülkenin sanki ekonomisini, siyasi durumunu, insanlarını araştırmış, okumuş ve bu konuda bilgi veriyormuş gibi, ara ara Müslümanlara bazı konuşmalar yapar. Ancak bu konuşmalarının aralarında mutlaka o bölgede halkın ne kadar dindar olduklarını, nüfusun büyük bir yüzdesinin Allah'a inandığı, namaz kıldığı, bölgede camilerin dolup taştığı gibi bilgiler de anlatır. Oysaki bölgedeki halk dindar değildir. Dahası konuyla ilgili sıradan bir araştırma yapıldığında bile, internetten çıkacak ilk sayfalardan dahi bu gerçeği öğrenmek mümkündür. Ancak münafığın aklı, sözlerindeki yalanların bu kadar kolaylıkla fark edileceğini tahmin edemeyecek kadar kapalıdır. Müslümanların, onun bu sinsi oyununu bu kadar kolay görebileceklerini düşünemez. Ve kendince Müslümanlara "Burada kitap çalışmaları yapmanıza, konferanslar vermenize hiç gerek yok. Çünkü burası zaten çok dindar bir bölge. Siz en iyisi falanca şehirde konferanslar verin. Asıl oradaki insanlar İslam konusunda çok bilgisizler" gibi akıllar verir. Ve bu tavsiyesinde de çok ısrarcı ve takipçi olur.

KARTAL GÖKTAN: Münafık buna benzer daha çeşit çeşit oyunlar oynar. İslam'a, Müslümanlara fayda verecek her ne varsa, o konuda sözde bilgi veriyormuş gibi konuşmalar yapıp 'mutlaka Müslümanları ters yönde yönlendirmek ister'. Ya da ikinci bir yöntem olarak da, 'faydalı olan tek bir noktaya odaklanmalarını engellemek için onları birkaç farklı noktaya daha çekerek dikkatlerini dağıtmak, tek bir yerde oluşacak güçlü etkiyi kırmak için çalışır'.

BÜLENT SEZGİN: İşte bu noktada Müslümanlar münafıkların sözlerine asla uymazlar. Allah'ın ayette bildirdiği, "münafıklara itaat etme" şeklindeki hatırlatmasıyla düşünerek, münafığın mutlaka bir şeytanlık peşinde olduğunu bilir ve dikkatli davranırlar. O bir şey diyorsa, mutlaka bir hainlik yaptığının ve inananları  mutlaka tam tersi bir yöne yönlendirmeye çalıştığının bilincinde olarak, anlattıklarını her zaman şüpheyle dinlerler. Nitekim araştırdıklarında da, 'münafığın verdiği bilgilerin, hep küfrün lehine, Müslümanların ise aleyhine olacak bir tuzaktan ibaret olduğunu' görürler. 

KARTAL GÖKTAN: "Şeytanın feneri ulaşacağın yerdeki karanlığı aydınlatır"  (Mason Dergisi, s. 29, sf. 23) sözü de, şeytanın ilhamıyla hareket eden münafıkların tuzaklarını çok açık bir şekilde tanımlamaktadır. Doğru olan, o fener ne tarafı aydınlatıyorsa oraya gitmemek; fenerin aydınlatmadığı tarafa yönelmektir. Münafığın tuzaklarını bozacak olan yöntem budur.

BÜLENT SEZGİN: Münafık bir şey diyorsa, Müslüman onun sözünün tam tersini yaptığında demek ki şeytanın da münafığın da çok canı yanacaktır. Fikir sistemleri çökecek, oyunları bozulacaktır. Münafık Müslümanın ne kadar akıllı olduğunu göremediği için, kurduğu tuzaklarla Müslümanlara münafığın fikir sistemini çökertecek ipuçlarını da verdiğini fark edemez. Müslüman, münafığın kendisini yönlendirmek istediklerinin tam tersini yaptığında, münafığın en istemediği, dolayısıyla da şeytani sistemine en etkili fikri darbeyi vurur. Ve böylece, münafık kendi oynadığı oyun ile Müslümanların başarısına bizzat kendisi vesile olmuş olur.

 ADNAN OKTAR:  Bu hakikaten çok önemli bi konu. Mesela münafık ‘sağa git’ diyorsa mutlaka olay soldadır. Mesela birini övüyorsa, övdüğü kişi çok tehlikeli birisidir. Birini övmüyorsa o çok faydalı birisidir. Allah’ın garip bir sırrı o. Münafık sayesinde insan birçok yolu bilir. Mesela  ‘bu yol karanlık’ diyorsa, o yol aydınlıktır. ‘Bu yol aydınlık’ diyorsa o yol karanlıktır. Hep bu mantıkla birçok şeyi Müslüman çözebilir. Ama şifreyi iyi koymak, mantığı iyi oturtmak lazım. Bu mantığı oturtursa Müslüman, daima gerçeği rahat bulabilir. Mesela; pislik bir yapıya ‘güzel’ der münafık. Anladın ki pislikler.  Yani kolay teşhis etme yöntemidir. Bir av köpeği gibidir münafık. Şeytanın oyunlarını bulmada av köpeği gibi Müslüman onu kullanmalıdır. O bir yerde havlamaya başladı mı bil ki orada bir şey vardır, bir melanet vardır. Münafığı iyi takip ederek her şeyi fark etmek mümkün olur. Çünkü münafık küfrü ele vermemek için hep tersini söyler, gayri ihtiyari öyle yapar.  Oradan çok rahat yakalanabilir.

“FETÖ bir İngiliz projesidir” diyor Yusuf Kaplan, Haber Türk’te. Kaplan,  ‘Gülen cemaati İngiliz derin devletinin projesidir’ dediği için Twitter’da aleyhine kampanya başlatmışlar. Eskiden Gülen’i ziyarete gittiğini anlatan yazısını ve bugün eleştirdiği yazısını yayına koymuşlar. Bunun hiçbir geçerliliği yok. Hükümet de övüyordu, Cumhurbaşkanları, Başbakanlar herkes övüyordu. Son andaki durum, bu cinayetlerden sonra anladık yani darbedeki ahlaksızlıktan İngiliz derin devletinin onlara tam taktığını anladık. Ben daha önce de söylüyordum, ‘İngiliz derin devletinin pençesine düştüler’ dedim ve aylarca anlattım biliyorsunuz. Ama bu İngiliz derin devletinin tam tipik bir eylemiydi.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: A Milli futbol takımı FİFA dünya kupasına 2018 yılında ev sahipliği yapacak olan Rusya ile 31 Ağustos tarihinde Antalya stadyumunda bir hazırlık maçı oynayacak. Rusya Devlet Başkanı Putin’in de bu mücadeleyi Cumhurbaşkanı Erdoğan ile birlikte tribünden izlemek üzere Antalya’ya geleceği ifade ediliyor.

ADNAN OKTAR: Güzel ama orada güzel teşciler yani saygılı bir durum olsun. Daha önce Ermenistan Devlet Başkanı’na yaptıkları rezaleti hatırlıyoruz, provokasyona kapalı olsun. Yeteri kadar polis, yeteri kadar özel harekatçı olsun.  Herhalde Milli İstihbarat Teşkilatı da orada gerekli önlemi alır. Tatsız olaylar olmasın.

Güzel günler yakında. 

Masaüstü Görünümü