Harun Yahya

Sohbetler (24 Ağustos 2016; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

OĞUZHAN SEVİNÇ: Adnan Oktar’la Sohbetler programına başlıyoruz. Hoş geldiniz Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Siz de hoş geldiniz Cihat ve kardeşimiz. Cihat Hocam nasıldı konferans?

CİHAT GÜNDOĞDU: Yoğun ilgi vardı maşaAllah. Amerikalı üç profesör vardı davetliniz olarak buraya gelmiş olan. İkisi biyokimyacı, birisi de astrofizikçi. Allah’ın yaratışının delillerinden bahsettiler. Sizin eserlerinizde değindiğiniz konuları detaylandırdılar, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evrimden bahsettiniz mi?

CİHAT GÜNDOĞDU: Evet, evrimdi konu zaten.

ADNAN OKTAR: O zaman o konuyu bir daha baştan anlat bakayım.

CİHAT GÜNDOĞDU: Özellikle evrim teorisinin çöküşü, Yaratılış gerçeği konusunu değerlendirmiş oldular. Yaratılış delillerini anlattılar kendi alanlarında. Kâinatın tesadüfen oluşamayacağını anlattı Amerikalı astrofizikçi. Yine iki biyokimyacı vardı biri bayan, biri erkek. Onlar da hücredeki komplekslikten bahsettiler. Doğadaki canlılardaki bilinçten bahsettiler. Biyokimyasal seviyedeki hücredeki bilinçten bahsettiler. Tesadüfen oluşamayacağını anlattılar detaylı olarak.

ADNAN OKTAR: Bu konferansın fotoğrafları var mı bizde?

OĞUZHAN SEVİNÇ: Henüz yoktu Hocam.

ADNAN OKTAR: Bu konferans nerede oldu?

CİHAT GÜNDOĞDU: Conrad Oteli’nde oldu. İstanbul Boğaziçi Conrad.

ADNAN OKTAR: Saat kaçta başladı?

CİHAT GÜNDOĞDU: Sabah 10.00’da başladı.

ADNAN OKTAR: Sabah 10.00’dan bu vakte kadar devam etti. Muazzam olmuş çok güzel. Katılanlar isimleri ezberinde yoktur. Bizden kimler konuşmacıydı?

CİHAT GÜNDOĞDU: Oktar konuşmacıydı, ben konuşmacıydım. Altuğ Berker konuşmacıydı. Toplam altı konuşmacı oldu.

ADNAN OKTAR: Bu kişiler kendi dallarında uzman.

CİHAT GÜNDOĞDU: Allah’ın varlığını birliğini savunan insanlar, dindar Hristiyanlar. Müslümanlarla ortak çalışmayı isteyen insanlar.

ADNAN OKTAR: Fosil sergimiz oldu mu orada?

CİHAT GÜNDOĞDU: Evet, aynı zamanda fosil sergimiz oldu.

ADNAN OKTAR: Milyonlarca yıllık fosiller sergilediniz, güzel. İlgi yoğun muydu?

CİHAT GÜNDOĞDU: Evet, oldukça yoğundu. Röportajlar da oldu. Büyükelçiler, sanatçılar, İstanbul’un tanınmış isimleri katıldı.

OĞUZHAN SEVİNÇ: Salon sabah 10.00’dan akşam 18.00’a kadar doluydu Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, siz neler yapmışsınız da bizim haberimiz yokmuş. Sadun moderatörmüş öyle mi? Nedir bu moderatör?

OĞUZHAN SEVİNÇ: Evet. Sunumu yapan kişi.

ADNAN OKTAR: Hepsi birbirinden yakışıklı bizim gençler, maşaAllah ve çok efendiler.

CİHAT GÜNDOĞDU: Brezilya başkonsolosu Franco Bey.

ADNAN OKTAR: Allah Allah neler olmuş da bizim haberimiz yokmuş. Yurtdışından bu konuda en yetkili ağızlar. Bu tarz konferanslar devam edecek. Amaç; Darwinistlerin açmazda olduğunu bütün dünyaya bilimsel delillerle göstermek. Bak, bu üç akademisyen dünyaca ünlüler ve anlattıkları tamamen bilimsel delillere dayanıyor. Çırpınmak bir şeyi değiştirmiyor.

Hristiyan Ruhanilerle ittifak ahir zamanda çok önemli, dindar Hristiyanlarla ittifak. Dünyayı paramparça etmek isteyen, Rumi, Allahsız, güya Hristiyan olan, homoseksüellikle meşgul olan tipleri kastetmiyoruz. Kastettiğimiz gerçekten dindar Hristiyan, Allah’ı seven, peygamberleri seven, yaratılışın doğru olduğunu bilen, kültürlü, bilgili insanlar; bu değerli insanlarla ittifak önemli.

Fethullah Gülen cemaati hata yaptı. Gitti, “Madem Hristiyanlarla ittifak gerekiyor gidip İngiliz derin devletiyle ittifak edelim” dediler. Çünkü zibil gibi adam var, hakikaten de Hristiyan adamlar, bir kısmı başka dinden, yani Müslümanlar da var. Ama hep Rumi, Darwinist, homoseksüel savunucusu. Tabii, “Fethullah Gülen cemaatinin tamamı bunu yaptı” demiyorum. Bir kısmı yaptı. Felaket her yeri sarmış oldu. Doğrusu, doğru insanla hareket etmektir. Şimdi “Darwinizm yok” dedik. “Yanlış” dedik. Türkiye’nin yüzde doksan beşi “biz de size katılıyoruz” dedi. Eskiden tam tersiydi.

Aslında işin doğrusu biraz da Darwinistleri kızdırmak için bu olaylar, yani acizliklerini onlara göstermek. O uydurma izahların hiçbir şekilde insanları kandıramayacaklarını bilmeleri.

CİHAT GÜNDOĞDU: En açık sarih bir şekilde tam olarak susturan sizsiniz yeryüzünde, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, yani vesile olduk, elhamdülillah. Ta lise yılarında kafam takıldı buna, ortaokulda falan. Bir anormallik olduğunu anladım. İnanmıyordum. Akademide kendim kütüphanede çalışmalar yaptım, güzel sanatlar akademisinin kütüphanesinde. Oradan fotokopiler çekip hazırlıyordum. Sonra kendim bir kitap çalışmasına başladım. Notları deftere tutuyordum böyle. Kolay bir baskı olarak olsun diye düşündüm. Sonra onu bir broşür haline getirdik, küçük bir broşür haline getirdik. O broşürden o zaman bir milyon adet basmıştık, bir milyon adet. Türkiye’nin her yerinde bedava dağıtmıştık, 1985-1986 yılları. Zaten adam diyor “85’te olanlar oldu” diyor. “Orada tepetaklak Darwinizm bitti” diyor. Tarihi de iyi tespit etmişler. Doğru söylüyor. Sonra o broşürleri bakanlığa gönderdiler. Vehbi Dinçerler’di o zaman bakan, Milli Eğitim Bakanı. Şikâyet olarak göndermişler. Çok fazla velilerden oradan, buradan dilekçeyle “böyle yayınlar var. Devlet buna niye tedbir almıyor?” diye. Dinçerler de o broşürü incelemiş, bakmış. Aynı benzerini devlet eliyle bastırıp bütün okullara dağıttırdı yardımcı ders kitabı olarak. Hani “o öyle olmaz, böyle olur” gibisinden. Yedi ceddine rahmet olsun. Vehbi Dinçerler çok yaman delikanlıdır. Allah ömrünü uzun etsin.

SERKAN AK: Daha önce tarihte hiç öyle bir broşür olmamış olabilir Hocam. İlk siz basmışsınızdır inşaAllah ‘Darwinizm.'

ADNAN OKTAR: Evet. Aynı o broşür ebadında bakanlık bastı bu sefer. Yer yerinden oynamıştı. 85, 86’da çangayı takıp kündeyi basmıştık. Darwinizm köprüye geldi. Sonra tuşa getirdik. Yaratılış Atlası’yla tuş oldular.

CİHAT GÜNDOĞDU: Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlamıştı toplantı, şehitlerimize saygı duruşu.

ADNAN OKTAR: Şehitlerimize saygı duruşuyla başladı İstiklal Marşı’yla, güzel.

KARTAL GÖKTAN: Bilgi verebilirim uygun görürseniz.

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: 24 Ağustos 2016 tarihinde, yani bugün Conrad İstanbul Bosphorus Otel Balo Salonunda önemli bilimsel konferans gerçekleştirildi. Teknik Bilim Araştırma Vakfı, dünyaca ünlü bilim adamlarını bir araya getirerek son bilimsel gelişmeler hakkında önemli bir çalışmaya imza attı. Yaşamın ve Evrenin Kökeni Uluslararası Konferansı, Teknik ve Bilim Araştırma Vakfı’nın öncülüğü ile başlatılmış bir sorumluluk projesi. Konferans; genetik, biyoloji, paleontoloji, fizik, kimya ve astrofizik bilim dallarının “yaşam nasıl başladı?” sorusuna “yaratılış” şeklinde cevap verdiğini gösterdi. Konferans alanında uzmanlar, dünya çapında kayda değer sayıda akademik çalışmaya imza atmış bilim dünyasından saygın isimlerin katılımıyla gerçekleştirildi. Konferanstan bazı başlıklar; “İnsanın gerçek kökeni, Neden “Allah var” diyorum?, Detaylı evrim incelemesi, Evrenin başlangıcı ve yaratılışı, Canlılık tarihinin net kanıtı fosiller” şeklindeydi. Bilim dünyasının önde gelen isimlerin yanı sıra konferansa yurtiçi ve yurt dışından akademisyenler, sivil toplum kuruluşları başkanları ve fikir önderleri, gazeteciler, politikacılar da katılımda bulundu. Konferans, dostluk mesajları ve katılımcıların arasındaki işbirliğinin devam etmesi ve insanlığa katkı sağlayacak şekilde bilimsel anlayışın gelişmesine fayda sağlanması temennileri ile sona erdi.

ADNAN OKTAR: Bu değerli bilim adamlarını tanıyabiliyor muyuz?

KARTAL GÖKTAN: Biraz sonra bilgisini verebilirim.

ADNAN OKTAR: Tamam. Titri falan her şeyi.

BÜLENT SEZGİN: Üç konuşmacı vardı. Üç konuşmacı da “Reasons to Believe” yani “İnanmak için Nedenler” isimli Hristiyan bilim adamlarından oluşan bir gruba üye. Bay Fazale Rana, biyokimyacı, Hint kökenli, babası Hintli bir Müslümanmış. Kendisi biyokimya yüksek lisansı yaparken Hristiyan olmuş. 1999 yılında ise yönetici olarak çalıştığı ünlü bir ilaç firmasındaki görevini bırakarak kendisini tebliğ yapmaya adamış. Eski dünya inanışına sahip. Akılcı tasarımcılar gibi yuvarlak ifadeleri yok. Yaratılışçılar arasında çok ünlü ve çok okunan kitapları var. Televizyon ve özellikle radyo programları yapıyor. Yaratılışın delillerini anlatıyor. Evrim teorisine karşı bilimsel delilleri anlatıyor. Kitaplarından bazıları Hücredeki Tasarım, Laboratuvarda Yaratılış.

KARTAL GÖKTAN: Kendisinin resmini de görebiliriz. Fazale Rana.

ADNAN OKTAR: Fazale Rana, demin bahsettiğiniz kişi. Bir daha bahset bu kişiden resmiyle.

BÜLENT SEZGİN: Biyokimyacı kendisi. “Reasons to Believe” “İnanmak için Nedenler” isimli Hristiyan bilim adamlarından oluşan bir gruba üye. Diğer konuşmacı Jeff Zweerink, astrofizikçi, Hristiyan olarak yetiştirilmiş. Bilim adamı olunca bilimle dinin aslında birbiriyle uyumlu olduğunu görerek tebliği bu yönde yapmaya karar vererek bu gruba katılmış.

ADNAN OKTAR: Bu hangi üniversiteden mezun? Hangi üniversitede uzmanlaşmış. Bunlar önemli, onları söyleyin.

BÜLENT SEZGİN: Şu an California Üniversitesi’nde halen yarı zamanlı profesör olarak çalışıyor kendisi.

ADNAN OKTAR: Bir daha söyle bakayım.

BÜLENT SEZGİN: California Üniversitesi’nde halen yarı zamanlı profesör olarak çalışıyor. Uzay bilimiyle ilgili çok bilinen bilimsel araştırmalarda yer almış kendisi.

ADNAN OKTAR: Bilimsel araştırmalarını saymanız çok önemli. Yani aldığı ödüller varsa, şunlar, bunlar üniversiteyi ne zaman bitirmiş, ne zaman uzmanlık alanına girmiş, ne zaman profesör olmuş, ne zamandan beri bu çalışmayı yapıyor. Varsa makaleleri, yazıları nerelerde çıkmış, bunlar önemlidir.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Diğer konuşmacımız Dr. Anjeanette Roberts, üniversitede kimya okumuş. Daha sonra moleküler biyoloji ve hücre biyolojisi üzerine doktora yapmış. Geçen yıla kadar eğitmen ve araştırmacı olarak çalışmış. Ve 2015’te bu gruba katılıyor.

ADNAN OKTAR: Hangi üniversitede?

BÜLENT SEZGİN: O bilgileri birazdan alacağım daha detaylı.

ADNAN OKTAR: Yani onlar çok hayati. Onlar önemli. Bu bir başlangıç, geniş çaplı devam edeceğiz. Koreli bilim adamlarıyla, Japon bilim adamlarıyla. Amerikalı, Alman, Hintli, kim varsa yaratılışı savunan herkesle böyle büyük, geniş çaplı uluslararası konferanslar vereceğiz. Bir daha ki sefer üç gün devam eden bir konferans yapalım. Sonuç bildirgesi açıklansın. Öyle güzel çalışmalar yapalım.

KARTAL GÖKTAN: Son konuşmacı bilgi verdiğimiz Dr. Anjeanette Roberts hakkında biraz daha kapsamlı bilgi verebilirim. Dr. Roberts’ın, Tulsa Üniversitesi’nden kimya ve Pennsylvania Üniversitesi’nde de moleküler biyoloji ve hücre biyolojisi alanında doktora derecesi bulunuyor. Roberts 1997-2001 yılları arasında Yale Üniversitesi’nde viral patojenler ve aşılama üzerine çalışmalar yürüttü. 2006-2013 yılları arasında Virginia Üniversitesi mikrobiyoloji fakültesinde yardımcı profesör olarak çalıştı ve Mikrobiyoloji, İmmünoloji ve Bulaşıcı Hastalıklar Programının başkanlığını yaptı. 2013-2015 yılları arasında Yale, Rivendell Üniversitesi’nde misafir araştırmacı olarak faaliyetlerine devam etti.

ADNAN OKTAR: Evet yani titrinde profesörlük de var. Üniversitede geniş araştırmalar yapmış. Çeşitli alanlarda bilimsel araştırmalarda tanınan birisi.

BÜLENT SEZGİN: Dr. Fazale Rana hakkında biraz daha geniş bilgi verebilirim. Reasons to Believe’in Araştırma Bölümü Başkan Yardımcısı olan ve biyokimya dalında uzmanlığı bulunan Rana, biyokimya, genetik ve sentetik biyoloji alanında çalışmalar yapıyor. Yaratılışın bilimsel delilleri konusunda iki kitabı ve birçok makalesi, belgeseli, podcasti bulunan Rana, çeşitli televizyon ve radyo röportajlarının yanı sıra dünyanın çeşitli yerlerinde 500’den fazla üniversitede, konferansta ve kilisede konuşma yaptı. West Virginia Eyalet Koleji’nden kimya alanında derecesini aldıktan sonra Ohio Üniversitesi’nden kimya dalında doktora derecesi alan Dr. Rana iki kere Donald Clippinger Araştırma Ödülü’ne layık görüldü. Dr. Rana, Virginia Üniversitesi ve Georgia Üniversitesi’nde hücre zarlarının yapısı konusunda doktora tezi hazırladı. Yazdığı makaleler Biochemistry, Applied Spectroscopy, FEBS Letters, Journal of Microbiological Methods ve Journal of Chemical Education gibi hakemli bilimsel dergilerde yayınlandı. Biyokimya dalında öğrenim görürken evrim senaryolarının hayatın başlangıcını açıklayamayacağını ve hayatın bir Yaratıcı tarafından var edilmiş olması gerektiğini anlayan Dr. Rana kendisini bu gerçeği insanlara anlatmaya adadı. 

ADNAN OKTAR: Gayet güzel.

Siz anlatın bir şeyler.

KARTAL GÖKTAN: Diyarbakır Lice’de Askeri Üs bölgesine saldırı düzenlendi. Dört asker şehit oldu. Üçü ağır, sekiz asker yaralandı. Bingöl’de PKK tarafından tuzaklanan el yapımı bombanın patlaması sonucu uzman Çavuş Kerim Üye şehit oldu. Antalya’da Jandarma ekip aracının geçişi sırasında patlama meydana geldi. İki asker yaralandı. Hakkari Yüksekova’da ise devriye yapan zırhlı araca roketatarla saldırı düzenlendi. Bir polis yaralandı. Şehitlerimizi gösterebiliriz.

BÜLENT SEZGİN: Uzman Çavuş Özkan Bilgiç, Jandarma Astsubay Kıdemli Çavuş Ender Fatih Yılmaz, Jandarma Uzman Onbaşı Uğur Kartal, Mustafa Eser, Uzman Çavuş Kerim Üye.

ADNAN OKTAR: Hepsine Allah gani gani rahmet etsin. Allah şahadetlerini makbul etsin. İmtihan dünyasında onların imtihanı kısa. Bazılarına da bir on yıl, yirmi yıl daha ilave ömür veriliyor, otuz yıl, kırk yıl, bazen de elli yıl. Ama herkes gidiyor imtihan bitince. Gidiyor ama giden işte şüpheli durumu yani cehenneme de gidebilir, cennete de gidebilir. Bu aslanlar direkt cennete gidiyorlar. Allah’ın seçmesi onlara bir nimet. Allah’ın merhameti, lütfu, keremi. Şehit, şehitlik mertebesine ulaşırken herhangi bir acı çekmiyor; o da bir mucize. Normalde acı çekmesi beklenir, ölen bir insan acı çekiyor. Yani ölmeden önce acı çeker, ölüm anında çekmez. Müminse çekmez. Allah geride kalan eşine, dostuna, sevdiklerine, annesine, babasına uzun ömür ve sabr-ı cemil nasip etsin. Kabadayıya yakışan şekilde Allah hayatlarına son vermiş. Genellikle kabadayılar hiçbir zaman için yatağında ölmez, çok nadir olur. Kabadayılığın şanındandır, gazilik veyahut, veyahut şahadet. Tebrik ediyoruz. Allah bizlere de nasip etsin. Fakat ben bir çatışma resmi vardı, filmi vardı geçenlerde burada da seyrettik birlikte, hatırlıyorsunuz değil mi? Sabaha doğru bir baskın var, PKK baskını, silah atışları oluyor. Tak tak, var mı onun filmi?

BÜLENT SEZGİN: Şu an yoktu.

ADNAN OKTAR: Kardeşim öyle olmaz. Yani öyle bir ateş açarsın ki ağaçlar devrilir. Ormana ateş açarsın, adam ormanda, bütün ağaçlar yatar. Orada canlı böcek dahi kalmaz. Öyle ateş açarsın, yani bunun usulü budur. Dolayısıyla kaçacak bir yerleri kalmaz. Ama bu durumda kaçar tabii ki adam, Silahın menzili düşük ayrıca. Bir de roket kullanılmıyor. Yani mesela ormanlık alanda iki-üç kilometre ötede adamlar, roket attığında orayı cehenneme çevirir. Mesela Katyuşa roketleri, o Rus malı olanlar var. Brejnev’in orgu deniyor. Yani roket atışı başladığında karşı taraf yaşanamayacak hale geliyor. Bir santimlik bölge bile yaşanamayacak hale geliyor. Ateş üstünlüğü, silah üstünlüğü gerekiyor. Askerimizin canı kıymetli. Burada bir yanlışlık var. Yani silah kalitesinde vuruş gücünde zafiyet var. Çok ciddi bir zafiyet var. O filmi bulabiliyor musunuz?

KARTAL GÖKTAN: Bakalım.

ADNAN OKTAR: PKK saldırıyor, roket kullanıyor, otomatik silah kullanıyor. Piyade de G3 var. Bir bir kurşun iktisatlı bir şekilde. Bir PKK saldırısında en az bir milyon kurşun kullanılması lazım. Yani dağı, taşı cehenneme çevireceksin. O zaman adam bir daha gelmez. Gelemez yani. Ama böyle olursa gelir tabii adam. Yani askerin bulunduğu taraftan karşı tarafa roket atışı diye bir şey yok zaten. Sadece PKK’nın roket atışı var tek yanlı. Roket imali zor bir şey değil ki. Bir de karakolların çevresinde yeraltına yüzer kilo TNT yükleyebilirler. Yani yüzer metre arayla yüzer kilo TNT yeraltında. Yani yerin yaklaşık üç metre altında falan durabilir, karakoldan kumandalı. Adamlar o mevkiye geldiğinde basarsın düğmeye, TNT ateşlenir.  O zaten üç metrelik toprağı da kaldıracaktır. Orada kaya ne varsa hepsini havaya kaldıracaktır; bu çok caydırıcı bir şey. Adamlar yanaşamazlar. Bir gariplik var, ben anlayamadım. Yani tarif ediyoruz, sürekli tarif ediyoruz bunu uygulamıyorlar. Neden uygulamadıklarını bilmiyorum.

Bir etiket yapalım. Ne diyelim? “Geleceğimiz Birlik ve Sevgi” diyelim.

Önder Gündüz, “Sen neden hep İngilizlere yöneliyorsun, onlarla ilgili konuşuyorsun? Bu İsrail çok mu düzgün? İsrail’i kuran zaten İngiliz derin devletidir.” Önder bilginiz çok az. Böyle müthiş bir kitle var. Gece-gündüz anlatıyorum ama sabırla da anlatacağım sizlere, bir süre sonra kurtulacaksınız.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Türk Silahlı Kuvvetleri’nin IŞİD’in kontrolündeki Cerablus’a yönelik karadan ve havadan Fırat Kalkanı Harekâtı başlattı Türk Silahlı Kuvvetleri. Türk F16’lar havadan bombalama yaparken diğer yandan Türk tankları sınırı geçerek Suriye topraklarında ilerledi. Tankların peşinden de üzerine uçaksavar yerleştirilen kamyonetlere binen Özgür Suriye Ordusu Güçleri ilerledi. Operasyonda Cerablus’un IŞİD’den temizlenmesi, YPG’nin bölgeye girişinin engellenmesi ve yine bu bölgeye Özgür Suriye Ordusu’nun yerleştirilmesi hedefleniyor. Harekâtı, Ömer Halisdemir’e şahadet emri veren Zekai Aksakallı Paşa yönetiyor. Suriye’ye giden tankları ilk karşılayanlar Türkmenler oldu. Sultan Murat Tugayı’nın Türk askerlerini karşılarken çekilmiş fotoğrafları da var. Fotoğraflardaki kırmızı bantlı birlikler Özgür Suriye Ordusu’na ait birlikler, maviler ise Türkmen Birlikleri.

ADNAN OKTAR: Maviler; Türkmen Birlikleri.

Ben bir satranç takımı yapmıştım küçükken, şimdi tankları görünce aklıma geldi. Böyle küçük küçük maket tanklar yaptım ama orijinalinin aynı kopyası yani çok küçük satranç tahtasının üstündeydi. Toplar vardı. Yani işte şah, vezir falan yerine, piyon yerine o tarz yapmıştım. Piyon yerine boydan boya tank dizilmişti böyle. O zamanlar bayağı faal faaliyetler vardı bende. Tek tek büyük bir enerjiyle onları yapıyordum. Toplar vardı tek tek yani namlusu metal ufak. Yani tekerlekli falan toplar.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: YPG sözcüsü, Amerika destekli Demokratik Suriye güçlerinin isteği üzerine Fırat’ın doğusuna çekileceklerini duyurdu.

ADNAN OKTAR: Evet, iyi olmuş.

M. Yıldız İslamist, MYZ1453, “Hz. Muhammed Mustafa (sav)’i seven bir tane Hristiyan getir, göreyim” diyor. Bir tane değil, çok fazla Hristiyan var Hz. Muhammed (sav)’i seven. Mesela buraya gelen tapınak şövalyeleri, Hristiyanlar onlar; Hazreti Muhammet (sav)'i çok seviyorlar. Museviler geldi buraya, hahamlar Peygamberimiz (sav)'i seviyorlar. "Dürüst bir insan, peygamber." diyorlar. Dolayısıyla M. Yıldız İslamist, senin bulunduğun yerde böyle bir bilgiye ulaşman mümkün değil. Hatta gözleri yaşarıyordu, buraya rahip geldi, mason rahip; Hazreti Muhammet (sav)'le ilgili konuşurken gözleri yaşarıyordu. Sevmiyorlar diye bir şey yok. Seven var. Ama sevmeyen değil de tanımıyordur tanımadığı için de sevmiyordur. Ama Peygamberimiz (sav)'i tanıyıp da sevmeyen bir insan olmaz. 

EBRU ALTAN: Habeş Kralı Necaşi vardı.

ADNAN OKTAR: Necaşi, tabii Peygamberimiz (sav) onun yanına Müslümanları gönderdi. Necaşi'yi Peygamberimiz (sav)  seviyordu ve Necaşi'nin kavmini de seviyordu. Necaşi'nin kavmi, olduğu gibi Müslümanları seviyorlardı. Ve yüzlerce Müslümanı yanlarında alıp barındırdılar. Müşrikler geldi, ellerinden almak istediler; müşriklere vermediler. Özenle onları korudular. Dolayısıyla sevgisizlik bir bela. M. Yıldız İslamist, sen de öyle katı bakıyorsun, sevgisiz bakıyorsun. Öyle olunca İslam'a Kuran'a uygun hareket etmiş olmazsın. Hristiyanlara şefkat göstereceksin. Bir kere bak, Allah diyor ki ayette "Hristiyanlarla evlenebilirsiniz." Yani Hristiyan kadınlarla evlenebilirsiniz. Sen diyorsun ki, "Hazreti Muhammed Mustafa (sav)'yı seven bir tane Hristiyan getir." Eşi Maria Hristiyan’dı. Peygamberimiz (sav)'in eşi  Maria Hristiyan’dı, cariyesiydi. Sahabelerin evlendiği birçok hanım Hristiyan’dı.

Yusuf Suresi, 6 şeytandan Allah'a sığınırım “Böylece Rabbin seni seçkin kılacak, sözlerin yorumundan (kaynaklanan bir bilgiyi) sana öğretecek...” [Yusuf Suresi, 6] diyor. Ve işte böylece Rabbin seni seçecek ve hadislerin tevilini yorumunu sana öğretecek diyor Allah Hazreti Yusuf (as)'a. Ve kezailike yectibike Rabbüke ve yuallimuke min tevilil ehadis; Hadislerin tevilini Allah sana öğretecek diyor. Şimdi bu Mehdi (as)'ye de bakan bir ayet. Demek ki Mehdi (as) de hadislerin tevilini çok iyi bilecek. Hadis; haber, bilgi, Peygamberimiz (sav)'den gelen bilgiler. Ve işte böylece ona (Hazreti Yusuf'a) hadislerin tevilini yorumunu öğretelim diye Yusuf (as)'u yeryüzüne yerleştirdik. Kezailike mekkana li Yusufe fil ardı veli muallimehu min tevili ehadis. Hadislerin tevilini, yorumunu Allah Hazreti Yusuf (as)'a öğretmiş. Demek ki Mehdi (as)'ye de öğretecek. Lekat kane fi kasasihim ibratun li ulil elbab mekane hadisen. Şeytandan Allah'a sığınırım, “Andolsun, onların kıssalarında temiz akıl sahipleri için ibretler vardır. (Bu Kur'an) düzüp uydurulacak bir söz değildir, ancak kendinden öncekilerin doğrulayıcısı, her şeyin 'çeşitli biçimlerde açıklaması' ve iman edecek bir topluluk için bir hidayet ve rahmettir.” [Yusuf Suresi, 111] "Andolsun ki onların kıssalarında Ulu'l elbab için ibret vardır" Yani iyi bilenler için bir ibret vardır. Uydurulan bir hadis değildir yani uydurma bir hadis değildir. Yusuf Suresi, 111.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: PYD lideri Salih Müslim IŞİD operasyonunun ardından bir tweet atarak "Türkiye, Suriye bayağında çok şey kaybedecektir. IŞİD gibi o da bozguna uğrayacaktır." paylaşımında bulundu. Sayın Erdoğan bu yoruma şöyle cevap verdi; "Birileri meydan okuyor, onlara sesleniyorum. Siz bizim değil, kendinizin ne olacağı hesabını yapın. Suriye'de oldubittiye izin vermeyiz. Gerekirse kendi imkanlarımızı kullanarak Suriye'nin toprak bütünlüğünü korumaya kararlıyız." dedi.

ADNAN OKTAR: Şimdi işin doğrusu bir teknokrat hükümetinin hemen kurulması gerekiyor. Ve Suriye'de de hükümetle devletin, Türk devletinin bağlantı kurması gerekiyor açık ve aleni olarak. Silah gücümüz Güneydoğu'da benim gördüğüm bir garip. Bir yanlışlık var. O filmi bulamadınız değil mi hala?

KARTAL GÖKTAN: Bir video vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bu askeri tesis bizim askeri tesisimiz, adamlar tek yanlı ateş ediyor. Oradan bir şey yapılamıyor. Ve burayı da karakol diye düşünüyorlar. Kardeşim, tamam yine taş maş olsun, bir şey dediğimiz yok. O taşların içerisine majino attığı gibi otomatik silahlar yerleştirirsin, makinalı tüfek yerleştirirsin, makinalı tüfek yuvaları yaparsın. Camlar da kurşungeçirmez olur. Yine kayayla falan yap. Yani kaya-toprak falan fark etmez. Bir de onlar bazuka mermisi atıyorlar. Karşı taraftan da askerin atabileceği roketler olması lazım. Bir de bu adamlar hemen bitişikteler, görüyorsunuz. Sesleri hemen yakınında. Kardeşim, Makine Kimya’da zibil gibi üretiliyor TNT yahut C4; toprak altına yerleştirin. Adamlar geldiğinde bayram etsin. Madem şenlenmek istiyorlar, öyle olmaz böyle olur dersin. Ortalığı cehenneme çevirirsin. Bir daha da gelemezler. Dolayısıyla burada bir gariplik var. Ben bu garipliği hayret içinde seyrediyorum. Mesela orada, karşıda ateş görüyorsunuz çok çok zayıf. Kardeşim, bir kere öyle bir makinalı tüfek ateşi açılır ki adamların nefes alacak hali kalmaması lazım, konuşacak hali kalmaması lazım. Her yere kurşun isabet ediyorsa adam siperden kalkamaz. Böyle bir şey yok. El bombası atan makinalı tüfekler var, el bombası atıyor. O şekilde taransa arazi, el bombası atan otomatik tüfekle taransa ne olur orası? Konu kökünden hallolur. Bir daha da gelemezler. Bu kadar mı zor bu? Vatandaşa tepeden izli mermiler atıyorlar istediklerinde darbeciler. Zırh delici mermiyle ateş ettiler. Oluyormuş demek ki, yapılıyormuş. Bunu PKK'ya yapacaklar işte. Meclis'i bombalıyor. Adam burnunun dibinde, yakınında; ona gerekeni yap, bir daha gelemez zaten. Bu silah, mermide iktisat falan olmaz. Mühimmatın çok olması lazım. Bir de alev makineleri vardı İkinci Dünya Harbi’nde kullanılan. Eğer yanlış bilmiyorsam yüz metre falan alev fışkırtıyor, yüz metreye yakın. Bu da çok güçlü bir savunma silahı. Adam onu görünce yanaşamaz. Fotoğrafları olabilir bir bakın bakalım alev makineleri İkinci Dünya Harbi’nde. Çok ilkel bir silah yani çok basit; yapımı da çok basit, gayet kolaydı. Yüksek bir teknoloji gerektiren bir şey değil. Tanklara karşı da çok etkili olur. Alev makinesi tuttuğunda tank biter. Ve yabancı bir işgal durumu için diyorum veyahut PKK’lı gelmiş adam mağaranın içindeyse dahi alev makinesiyle ora antisepte edildiğinde adam mecburen dışarıya çıkar. Çok etkileyici bir şey. Zaten çatışmada en fazla elli metre yakınına kadar geliyorlar hatta on metre-yirmi metre yakınına geliyorlar. Çok yakınında oluyor çatışmalar. Askerde alev makinesi olmuş olsa bu adamların oraya yanaşması çok güç olur. Onları tedirgin eder, rahatsız eder. Bunları ben açık açık söylemem ama burada mecburen söylüyorum. Caydıracak çok fazla silah var, çok fazla yöntem var. Allah caydırın diyor, silahla onları caydırın. Bunun yapılması lazım. Neyi bekliyorlar ben anlamadım. İkinci Dünya Harbi’nin teknolojisiyle yapılıyor bu, çok çok kolay bir teknoloji. Ki şuan bunlar motorlu pompayla da daha da geliştirilir. Çok çok daha uzun mesafeye de o alev yayılabilir. Çok güvenli bir silah da ayrıca. 

KARTAL GÖKTAN: Resmi geldi.

ADNAN OKTAR: Göster bakayım. Şu tarz, bayağı uzunca bir alev. 

KARTAL GÖKTAN: Bu da günümüzdeki. 

ADNAN OKTAR: Evet mesela çok kullanışlı bir silah. Nereye ne yaptığını da görüyorsun. Ormanlık alanda oluyorlar, oradan ateş ediyorlar; ormanlık alana tutulduğunda bu tip bir silah, ateş kesilir benim anladığım kaçarlar yani. Yahut abluka çok kolay olur. Tavsiye edebiliyoruz, şuan benim elimde yetki olmadığı için ne diyeyim yani bunu söyleyebiliyorum. Çok çok eski, güzel, kullanışlı bir silah; Genelkurmay bu konuyu bir gözden geçirsin. Makine Kimya çok rahat üretebilir. Hatta bunlar el pompasıyla geliştirilen silahlar. Birinci Dünya Savaşı’nda kullanılan çeşidi de var. Var mı onun resmi sizde?

BÜLENT SEZGİN: Evet, gösterebiliriz. 

ADNAN OKTAR: Göster. 

BÜLENT SEZGİN: Birinci Dünya Savaşı’ndan bir resim. 

ADNAN OKTAR: Evet, bunlar hidrolik pompalı falan da değil. Hidrolik pompalı, motorlu pompalı geliştirilirse çok güçlü olur; çok uzaklara kadar ulaşır. Dolayısıyla iyi bir caydırıcı da olur. Güvenli bir silah da. Makine Kimya bunu çok rahat üretimle elde edebilir, dağıtabilir. Bu, günümüzde kullanılan lav silahının videosu var mı sizde? 

BÜLENT SEZGİN: Evet, gösterebiliriz Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Göreyim. Bizim mühendislerimiz daha da iyisini geliştirebilirler. Yakın çatışmalarda güvenli bir savunma silahı olur. Fazla da yer tutmuyor, tutsa da fark etmez. Bir ana depodan da beslenebilir ayrıca. İyi bir silah. Fazla şamata da yapmıyor. Kökten çözüm getirecek, kaçırıcı, caydırıcı bir silah.

Evet, dinliyorum. 

BÜLENT SEZGİN: Rusya Dışişleri Bakanlığı, Türkiye'nin Cerablus Operasyonu'nun Moskova'da derin bir endişe yarattığını söyledi. Açıklama şu şekilde, "Her şeyden önce çatışma bölgesindeki durumun daha istikrarsız hale gelme riski rahatsızlık veriyor. Zira sivil nüfus arasında ölümler meydana gelebilir ve Kürtlerle Araplar arasındaki etnik anlaşmazlıklar körüklenebilir. Suriye krizinin sadece uluslararası hukuk zemininde ve Kürtler de dahil olmak üzere Suriyeli taraflar arasında geniş katılımlı diyalog kurulması yoluyla çözülebileceğinden eminiz." denildi.

ADNAN OKTAR: Mehdiyet’in dışında hiçbir şekilde çözüm olmaz. Bir tarafta IŞİD var, bir yanda Suriye hükümeti var; adamlar bambaşka bir inançtalar, bir yanda PKK var Allahsız Kitapsız, bir yanda Türkiye var. Yani nasıl anlaşacaklar? Tek bir kişinin etrafında toplanırlarsa anlaşırlar. O da İmam Mehdi (as)'dir. Onun dışında çatışma kaçınılmaz. Bunu bir yere yazsınlar ve unutmasınlar. Asla ve asla dedikleri gibi bir düzelme olmaz asla. Mehdiyet’in dışında asla çözüm çıkmaz. Tek bir kişinin etrafında toplanmadıktan sonra çözüm sıfırdır. Biri negatif biri pozitif, biri negatif biri pozitif; biri siyah biri beyaz; bunların bir araya gelmesi mümkün değil.

Anlamadım, darbeciler halka olduğunda otomatik silahı gayet rahat kullanıyorlar; PKK'ya oldu mu kullanmıyorlar. Bu nasıl oluyor? Halka oldu mu, arabalara yüklemişler; roketler hiç görmediğimiz roketler. Büyük, tahrip gücü çok yüksek; menzilli, uzun menzilli roketler. Ankara halkını bombalamak için çıkarıyor. O roketi niye bekletiyorsun işte PKK için kullan, caydırıcı olsun. Yani halka olduğunda anında oluyor da PKK'ya niye olmuyor, ben bunu anlamadım. Darbeciler için diyorum bunu. Geçmişte niye yapmamışlar?

Kardeşim, şimdi akıllı mı deli mi diye bir adamı tespit için hastaneye götürdüklerinde testler var, beş yüz elli soru; geçenlerde de konuşmuştuk. Yani en az adamın beş saatini alır yani öyle üç saat ya da dört saatini alır. Birbirinden ilginç sorular. Şimdi örnek de vereceğim, birçok vatandaşın başına geliyordur ruhsat almak için, işe girmek için gittiklerinde akli dengesi yerinde mi değil mi diye orada öyle test yapıyorlar. Teknik yazılardan hoşlanıyorsa bir adam cinsel sapma var anlamına geliyormuş. Kardeşim, şimdi bu iki ucu da bir acayip bunun. İki ucunda rahatsızlık var. Adam evet dese bir türlü hayır dese bir türlü. İştahının iyi olduğunu söylerse histeri, depresyon ve hipokondri hastalığı ihtimali oluyormuş; iştahım iyidir derse. Polis romanların ya da esrarengiz romanlardan hoşlanırım derse histeri kötü puanı yükseliyor; histeri alameti olarak değerlendiriyor, histeri. Bazen canım küfür etmek ister derse bağımlılık potansiyeli ve öfke kötü puanı yükseliyor yani öfkeli kişilik ve bağımlı olma kişiliği yükseliyor; yanlış derse depresyon ve histeri ihtimali yükseliyor. En iyisi oradan kaçacaksın, başka çare yok yani. Defteri bırakıp kaçacaksın. 

BEYZA BAYRAKTAR: Buna göre bir insanın normal olması imkansız o zaman.

ADNAN OKTAR: İmkansız. Ailem seçtiğim veya seçmek istediğim mesleği beğenmiyor denirse, doğru denirse psikopatik sapma, antisosyal kişilik bozukluğu kötü puanı yükseliyor. Ailesi beğenmeyebilir değil mi bir adamın mesleğini. Eğer bunu derse bitti, psikopatik yani psikopatlık. Ensemde nadiren ağrı hissederim derse bir adam, hipokondri; bu soruya ensesinde hiçbir zaman ağrı olmayan bir kişi doğal olarak yanlış diye cevap veriyormuş ama ensemde her zaman ağrı olur demek istemiş diye değerlendirerek kişinin hipokondri puanı artıyor. Orman bekçiliği gibi işlerden hoşlanacağımı sanmıyorum derse cinsel sapma alameti olarak görülüyormuş. Adamın yani orman bekçiliğini ben isterim demesi gerekiyor bundan kurtulması için. Ailemle pek az kavga ederim derse savunmacı kişilik kötü puanı yükseliyor, savunmacı kişiliğe giriyor; yanlış derse psikopatik olduğu anlaşılıyor. Bütün hastanelerde böyle test yapılıyor. Vatandaş gidiyor, işe girmelerde şunda bunda ruhsat almada falan bu beş yüz elli soru veriliyor; ne yapıyorsan yap. Ne yaparsan yap acayip bir konuma girmiş oluyorsun. İkinci Dünya Harbi’nden kalma metodlar. Bunları bir zahmet düzenlesinler, böyle şey olmaz. Böyle gariplik olmaz. Adli tıp, psikiyatri bölümü; hepsi İkinci Dünya Harbi’nden kalma, Abdülhamit döneminden kalma yöntemlerle yönetiliyor. Ve hiç kimse buralara bir neşter atmamış. Bir gözden geçirilsin bunlar.

"Türk, Fırat üzerine hızla yürür." diyor. Yevmü'l Halas, Sayfa 583. Şuan olan olay, Mehdi (as) devrinde. "Türk, Fırat üzerine hızla yürür." Bin yıllık eser, orada geçiyor. "Sanki onlar kuşlardan debbelere binmiş, Fırat üzerine saf saf dizilmişler." F104'ler, F16'lar... "Sanki onlar kuşlardan debbe" Debbe; hareket eden varlık. Kuşlardan sanki diyor, uçak değil mi bu? Binmiş olarak ve saf saf yan yana dizilmiş olarak o yöne doğru akarlar diyor. "Türk, Fırat üzerine hızla yürür." Hadis diyor. Tam dendiği gibi Fırat üzerindeki Cerablus'a Türk Ordusu şuan hareket etti. Bir hadis daha ortaya çıkmış oldu. Şimdi olacak bir olay daha var, hadisleri de var ama olay tahakkuk etmediği için söylemiyorum. Ama bir yere yazayım isterseniz, bir kağıda el yazısıyla. Belirli bir vakit sonra bir olay daha olması bekleniyor hadislere göre. Yakın bir vakitte. Bir yere el yazımla yazayım, noterliğe de koyayım. Hadiste geçiyor, Allahualem o da olacak.

Dinliyorum Fikret.

KARTAL GÖKTAN: Amerikan Başkan Yardımcısı Joe Biden, Cumhurbaşkanı Erdoğan'la görüştü ve "Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı bu darbe girişimine gerektiği gibi tepki veremediğimiz için şahsen Türkiye'ye geldim. Çok üzgünüz. Şimdi Türk milletinden özür diliyorum. Bu kadar geç gelmemeliydim. Sokaklarda hayatını verenlerin hepsi kahraman." dedi. 

ADNAN OKTAR: Güzel konuşmuş. Kabadayı, kabadayı delikanlı; kahraman artı kabadayı delikanlı Türk milletinin kromozomlarında olan bir özellik.

24 Ağustos 1814'te İngilizler Washington'u işgal edip Beyaz Saray'ı yakıyorlar. Resmi var mı onun? Göreyim.

BÜLENT SEZGİN: 24 Ağustos 1814.

ADNAN OKTAR: Yani o zamanlar işte hizaya getirmişler kendi kafalarına göre. Ta 1814'teki eylemleri bu. Adamlara dehşeti yaşatmışlar. Ta o zamanlar damgayı vurmuşlar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Başbakan Binali Yıldırım, Cerablus Operasyonu hakkında İran, Rusya ile işbirliği içinde olduğumuzu söyledi. "Ana amaç Suriye'nin gelecekte toprak bütünlüğünü bozmadan bütün etnik grupları Kürt-Arap hepsinin birlikte yaşayacağı Suriye'yi inşa etmek. Böyle bir hedef var. Bu hedefin gerçekleştirilmesi için gereken çabayı gösteriyoruz. İran'da bu yönde çalışmalarımız var. Amerika'ya telkinlerimiz var. Rusya'ya bu meseleyi Cumhurbaşkanımız açtı. Bölgede barışın gelmesi için etkin rol almasını istedi. İran'la bu konuda benzer düşünceleri paylaşıyoruz. İran da istikrarın sağlanmasını istiyor. O bakımdan birçok ülke aynı düşündüğüne göre artık bundan sonra yapılması gereken bu düşünceleri hayata geçirmek."

ADNAN OKTAR: Nasıl yapacaklar? IŞİD var, terör örgütleri var. Suriye'deki inanç ve felsefeyi savunan Suriye'de bin kişi-iki bin kişi anca çıkar. Bunu halka kabul ettirmek çok zor. Mehdiyet’in dışında bir yol olmaz. Yani hükümetlerin bir araya gelmesi bir şeyi değiştirmez. Rusya, Amerika, Türkiye, İran; üçü ittifak etse yine bir şey değişmez. Oradaki halkın inancı Mehdiyet. Bunu görmediklerinde gerilim devam eder. İsterse denesinler. Çözüm Mehdiyet'tir. İngilizler Mehdiyet'i önceden tespit ettiler, İngiliz derin devleti yüz yıl öncesinden-iki yüz yıl öncesinden Mehdi (as)'nin geleceğini biliyordu onlar, üç yüz yıl öncesinden biliyorlardı. Mehdiyet'i önlemek için yüz yıllar öncesinden hazırlık yaptılar. Sahte Mehdiler hazırladılar, sahte inançlar hazırladılar; kurtulacaklarını zannediyorlar. Yok. Bak, tepetakla çöktü. Fethullah Gülen hareketiyle sızdılar, onunla bir sahte Mehdiyet hareketi yapmaya kalktılar. Olmuyor. Siyasetle yapmaya kalktılar yine olmuyor. Daha önce Ahmedilik; Ahmed Kadyani'yi çıkardılar İngiliz'ler sahte Mehdi hareketi olarak. Onu denediler, o da olmadı. O da İngiliz imalatıdır. Bir türlü beceremiyorlar. Gerçek Mehdi (a.s)'nin dışında kimse o yöne gelmez. Boşuna uğraşıyorlar. Kadyaniliğe milyonlarca sterlin para ödedi İngiliz derin devleti, sahte Mehdilik için. Zorladılar zorladılar, 60'lara kadar 70'lere kadar zor getirebildiler Kadyaniliği. Baktılar ki olacak gibi değil bu sefer Fethullah Gülen hareketine kancayı taktılar. Onları sahte Mehdi hareketi olarak devreye sokmak istediler. O da tepetakla gitti. Kenardan köşeden heveslenenler oluyor, onlar da tepetakla gidiyor. Gerçek Mehdiyet'in dışında Mehdilik olmaz. İngiliz derin devleti bunu bilecek. Sahte Mehdiyet’le kafalama yapmaya kalkmasınlar. Deccalin tepside sunduğu hiçbir Mehdiyet hareketini kabul etmeyiz. Allah'ın sunduğu Mehdiyet hareketini kabul edeceğiz.

Evet, dinliyorum. 

KARTAL GÖKTAN: 26 Ağustos Cuma günü saat 14:00'te Birlik Zamanı programı yayınlanacak A9 TV'de. Aylin Atmaca'nın konuğu, Yeniçağ Gazetesi yazarı Yavuz Selim Demirağ. Cumartesi günü saat 11:00'de de programın tekrarı yayınlanacak.

ADNAN OKTAR: Yeniçağ Gazetesi. Mevzu ne? Tamam, Hoca’yı dinleriz.

Hazreti Musa (as)'nın asası ilk Hazreti Nuh (as)'un eline geçiyor. Hazreti Nuh (as)'a kim getirmiş, o ayrı. Hazreti Nuh (as)'tan oğlu Şem'e geçiyor; Şem'den Hazreti İbrahim (as)'e geçiyor. Hazreti İbrahim (as), bu asa ile putları kırıyor. Putları kıran asadır. Bundan sonra Hazreti İshak (as)'a; İshak (as)'dan Yakup (as)'a; Yakup (as)'dan Yusuf (as)'a. Yusuf (as) bu asa ile Mısır'a geliyor. Hazreti Yusuf (as)'un elinde bu asa. Ve en son Hazreti Şuayb (as)'de kalıyor. Hazreti Şuayb (as) asayı büyük kızı Zifora'ya veriyor. Zifora'yla da Hazreti Musa (as) evlenince Hazreti Musa (as)'ya hediye ediyor asayı Zifora. Çok eski bir asa. En son Moşiyah Mehdi (as) çıkınca kutsal sandıkta olan bu asa Mehdi (a.s)’a tevdi oluyor. Zifora gizlemiş aslında asayı. Bu bir parçası asanın, sandıkta bulunacak olan. Aslını gizlemiş bir yere. Ona da bakacağız, bakılacak, bakacaklar; bakacağız yani inşaAllah.

Ayhan, Ankara; "Selam" Aleykümselam "Siz kadınların özgürce ve istedikleri bir şekilde dekolte giyinmeleri gerektiğini söylüyorsunuz. Toplum buna hazır mı ki? Biraz dekolte giyince hemen yakışıksız sözler ediyorlar. Sizin anlattığınız pratikte mümkün olmayan şeyler bence ama yine de başarılar dilerim size” diyor. Canım onlara kalırsa müzik de dinlemeyin diyorlar. Resim de yapmayın, resim de bulundurmayın, altın kullanmayın, ipek kullanmayın diyorlar. Gülmeyin diyor. Yani kadınlara, erkeklere de yasak gülmek bir tek kadınlara değil. Kadınlar dışarı çıkmasın diyor. Kimse kimseye bakmasın diyor. Yasakların önü arkası gelmiyor. Yasakların bir listesini hazırlayın da yarın o listeyi bir okuyun, gelenekçi yasaklar. Haddi hesabı yok ama bir kısmını okuyalım. Hayat çekilmez hale gelir onların dediği olsa. Onun için onlar ne derse desin hayat devam etmesi gerekir. Onların sözüne göre hareket edersek darbe de olur, felaketler de olur, Türkiye’yi işgal de ederler her şeyi yaparlar. Modern, aydın, kaliteli, akıllı Müslümanların ortaya çıkıp sanatı, güzelliği, estetiği, hoş olan her şeyi, güzel olan her şeyi, sevginin en güzelini, sanatın en güzelini dünyaya sunmaları gerekir.

Yazar Yavuz Selim Demirağ, darbe girişimi üzerine konuşacakmış, konuşmuş daha Türkçesi bunu anlatacak. Askerin ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin durumunu yorumlamış. Kendisi de eski askermiş aynı zamanda. Bu kişi Ergenekon mevzusunda da uzmanmış, araştırmacı.

Kaf Suresi 2. Ayet “Ben acibu en ceahüm münzilin minhum fe kalel” şeytandan Allah’a sığınırım “kafirune haza şey’un acib” bak diyor ki ayette “Doğrusu kendilerine içlerinden bir korkutucu, tebliğci, Mehdi gelmesine şaştılar da kafirun ve kafirat dediler ki; bu acib bir şey.” Acip bir insan diyorlar; ayet. Bediüzzaman ne diyor Mehdi için, “Ben” diyor “o ahir zamanın o acib şahsı gibi hiçbir celpte olamam.” Diyor. “Ahir zamanın acib şahsı” diyor ayette bak görüyor musun? Adamlar, Kaf Suresi’nin 2. Ayetinde inkarcılar “vel acibu en ceahüm münzilin minhum fe kalel kafiruna haza şey’un acib, doğrusu kendilerine içlerinden bir korkutucu, Mehdi, bir tebliğci gelmesine şaştılar da kafirun ve kafirat dediler ki; bu acib bir şey, acib bir insan.” Bediüzzaman sözüne tam uygun.

“Gülmek yasak, şakalaşmak yasak, kadın erkek aynı ortamda olması yasak, fotoğraf çektirmek haram, fotoğrafın asılması haram, resim haram, müzik dinlemek haram, dans haram, şiir haram, sakal kesmek haram.” Bak bir kısmını sayıyorum. Ve hatta diyor ki bak “Gençlik delilikten bir şubedir. Kadınlar da şeytanın tuzağıdır.” Hoppala bütün kadınlar. Gençlik de delilikten bir şubeymiş. Genç olmak. İstisna da yapmıyor. “Kadınlarla tokalaşmak haram, kadının yüzüne bakılması haram, kadının erkeğe bakması haram.” Sabaha kadar sayarım.

Bohem Mehmet Muta, “Bütün dünya biliyor ki CIA, MI6; MOSSAD etkisinde.” Şimdi bunu söylüyorsun ama MOSSAD ne zaman kuruldu? İngiliz derin devleti ne zaman kuruldu? MI6 ne zaman kuruldu? Tarihlerini biliyor musun? Tarihlerini de bilsen zaten konu bitmiş olacak. Adamlar İngiliz derin devletini iki yüz yıl önce kurmuş, iki yüz yıl önce İsrail’in i’si yoktu ortada. MOSSAD’ın m’si yoktu. Bunlar çok eski yapılanmalar. Ve köklü dünya çapında yapılanmalar. Adamlar bütün dünyayı işgal etmiş, istila etmişler. Sen oturmuşsun küçücük ufacık bir toprak parçası İsrail, ondan bahsediyorsun. Yeni kurulmuş bir ülkedir. Yeni kurulmuş bir devlettir İsrail. MOSSAD da bir avuç elemanı var. Oradan buradan gelen bilgiyle ayakta duruyorlar. Ve İngiliz derin devletine bağlıdır bu yapılanmalar. Bunu aslında şematik olarak anlatalım da bunlara, pek kavrayamıyorlar. Tarihleriyle şema şeklinde hazırlarsak daha iyi kavrayabilirler. MOSSAD’ı kuran da İngiltere kraliçesinin sağ kolu olarak bilinen Sir William Stephenson isimli kişi. Mesela bundan da haberin yok. Hiçbir şeyden haberiniz yok. Hayal kuruyor kahvehanede barbut oynuyor bir ara. Ondan sonra çeyrek ekmek arasına sucuk falan koyuyor onu yiyor çayla. Sonra bilgisayarını getiriyor yazmaya başlıyor. Hiçbir şeyden haberleri yok. Mesela bu Sir Charles Hambro var. Hem CIA’in tüm lider kadrosunu yetiştiren kişi bu hem de İngiliz istihbaratı özel harekat yönetiminin de başı. Ve bunu o adamlar bilmiyor bu arkadaşlar bilmiyor. Ben bunlara ne diyeyim? CIA’i kuran İngiltere’dir. İngiliz derin devletidir. MOSSAD’ı kuran İngiliz derin devletidir. İsrail’in sınırlarını çizen İngiliz derin devletidir.

Şu şıralar televizyonlara çıkıp cemaatler, tarikatlar dağıtılsın, Mehdiyet yok vs. diyen üst perdeden konuşma yapan insanların büyük çoğunluğu hep yalnız insanlar. Hiç kimsenin hidayetine vesile olmamış, hiçbir imani çalışma yapmamış adamlar. Darwinizm’le ilgili hiçbir çalışması yok bunların. Darwinizm’in geçersizliğini anlatan, bu put inancının yanlış olduğunu anlatan eserleri yok. İman hakikatleri anlatmıyorlar. PKK’nın alçak, kahpe bir yapı olduğunu anlatan hiçbir çalışmaları yok. Ama ellerine mikrofon verdin mi başlıyorlar tarikatlar, cemaatler şu bu falan. Bunların zihniyeti zaten bu durumdan ortaya çıkıyor. Bunların imana, İslam’a, Kuran’a bizim anladığımız anlamda bir faydası olmamış ve olacak gibi de görünmüyor.

Bugünkü konferansı siz bana derli toplu anlatın bakayım.

KARTAL GÖKTAN: Bugün İstanbul Boshporus Otel’de “Yaşamın ve Evrenin Kökeni” isimli uluslararası konferans serisinin ilki gerçekleştirildi Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Ne oteli?

KARTAL GÖKTAN: Conrad İstanbul. Fosil sergisiyle başladı program. 350 kişiden fazla katılım vardı. Şehitlerimiz için saygı duruşu yapıldı. İstiklal Marşı okundu. Altuğ Berker açılış konuşması yaptı. Daha sonra içinde İncil pasajları ve Kuran ayetleriyle yaratılış delillerinin anlatıldığı konferans tanıtım filmi sunuldu. Ardından da sizin dünya çapındaki faaliyetlerinizi anlatan, kitap çalışmalarınızı anlatan tanıtım filmi gösterildi izleyenlere. Daha sonra konuklarımızdan ilk olarak Doktor Fazale Rana konuşmasını yaptı. Konu başlıkları insanın gerçek kökeni ve neden Allah var diyorum şeklindeydi. Fazale Rana, Reasons to Believe’in Araştırma Bölümü Başkan Yardımcısı olan ve Biyokimya dalında uzmanlığı olan bir kimse. Biyokimya, Genetik ve Sentetik Biyoloji alanlarında çalışmalar yapıyor.  Konferansla ilgili bir film de vardı isterseniz onu da gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: Konuşmacıları tanıtmadan önce.

ADNAN OKTAR: Şahane. Şahane. Bu konferanslar kesintisiz devam edecek. Dünyadaki ünlü profesörler, bilim adamları Allah’ın varlığını anlatmakla çok güzel hizmet ediyorlar.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Joe Biden, YPG’ye Fırat’ın batısına geçmeleri konusunda da asla destek vermeyeceklerini söyledi. “Türkiye sınırlarından ve Birleşik Suriye’den ödün verilmeyecektir. YPG ve Suriye kuvvetleri nehrin öbür tarafına geçmemelidir. Ve eğer geçerlerse buna bağlı kalmadıkları takdirde Amerika kesinlikle destek vermeyecektir.”

ADNAN OKTAR: Destek vermeyecektir derken; geçerlerse. Geçerlerse onlara da herhalde bir şey olacaktır. Uyarı olacaktır. Yani hoş geldiniz denmeyecektir.

Evet. Fikret dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Mevlüt Çavuşoğlu, Salih Müslim’in Suriye operasyonlarından rahatsızlık duymasını şöyle açıkladı. “Peki, Salih Müslim, YPG, PYD neden rahatsız oldu? Onlar bunlarla mücadele ettiklerini iddia etmiyorlar mıydı? Kendilerine teşekkür ediyoruz. Bizim herkese anlatmaya çalıştıklarımızı itiraf ediyor. Bizim derdimiz DAEŞ değil. Kürt kantonu kurmaya çalışıyorum” diyor.

ADNAN OKTAR: Kardeşim, Salih Müslim’in şunun bunun ifadeleri önemli değil. Orada bir PKK yapılanması var. Bunların hepsi YPG, PYD, PKK, PJAK, tamamı komünist, Stalinist, Marksist, terörist örgütler ve orada Stalinist bir Kürt devleti kurmak istiyorlar. Irkçı. Buna yani hiç kimsenin müsaade etmeyeceği belli. Ne Rusya müsaade eder, ne Türkiye müsaade eder. Ama İttihad-ı İslam oluşmuş olsa, bu adamların, bu zırvaları kökten bitecek. İttihad-ı İslam olmadığı için İslam alemi her gün ağlıyor. Her gün çırpınıyor. Ya Allah Bismillah dese, el ele tutsalar hemen bitecekken, ya Allah Bismillah deyip el ele tutuşmadıkları için Allah’ın belası yağmur gibi yağıyor. Allah’ın emridir Müslümanların birleşmesi. Bunu yapmadıkları müddetçe bu acı katlanarak devam eder. Ama zannediyorum bir süre sonra bu belalara, dertlere dayanamayıp ittifak edecekler.

“Adnan Bey ilk başlarda sizi anlamıyordum. Seven sizi, ya çok seviyor. Sevmeyense öfkeden dişlerini gıcırdatıyor. Oysa sizin sevgi insanı olduğunuzu anladım. Sizden nefret edenlerin ne kadar sevgisiz ve kin üslubu içinde olduğunu, oyunlarının ve samimiyetsizliklerinin ortaya çıkmasından endişelendikleri için sizi sevmedikleri belli. Siz gerçekten samimi bir insansınız.” Gülbahar Ahirin.

“Yobazlar ayrıca müşriktir demiştiniz. Bunu açıklar mısınız Hocam?” diyor Ali Kale. Şirk şöyle; Allah adına hüküm veriyor. Allah adına Kuran’ın hükmünü değiştiriyor. Yeni farzlar ekliyor. Yeni helaller, haramlar oluşturuyor.

Başbakan Yıldırım tam delikanlıca konuşmuş. “Çözüm süreci diye bir şey yok. Terör örgütüyle çözüm olmaz” diyor. Helal olsun.

“Selam Hocam unutkanlığa karşı ne yapılmalı? Bir de sakarlığa karşı? Teşekkürler.” Serap Coşkun, Aydın. Çocukken insanlar tabii çok ferah, rahat yaşıyorlar. Her şeyi annesi babası tanzim ettiği için. Halbuki merdivenden inerken bile düşme tehlikesi vardır. Her yerde dikkat mesela banyoda insanın ayağı rahatça kayar. Bir şey unuttuğunda insanın başına bayağı bir iş gelir. Sakarlıkla elini, ayağını koparabilir. Son derece dikkat yani beyindeki dikkat merkezini yormak. Dinlendirirsen bela yağmur gibi yağar. Yorarsan yağmaz.

AK RTE, Vatan Namus; “Adnan Hoca koca gün savaş vardı, sen ortada yoktun.” Cepheye mi sevk edileceğiz ne yapacağız? Ne oluyor bunlara akşam akşam, gecenin bu vaktinde? Ne demek istiyor anlaşılmıyor ki.

Bahadır Canpolat; “Yok öyle bir heyecan. Son peygamberden sonra gelecek gidecek yok. Rüyada bu işler. Her Mehdi ölümü yaşar.” Şimdi sen yok diyorsun ama bütün alametler oluşmuş. Yüzün üstünde alamet sırayla oluşmuş. Yani on bin yıllık dünya tarihinde olmayan bir şey olmuş. 1980’den sonra bütün kıyamet alametleri muntazam sırayla, hadislerde belirtilen sırayla yüzün üstünde alamet gözle görülür şekilde, bilimsel ispat edilecek şekilde oluşmuş. Sen böyle bir şey yok diyorsun. Var. Bilimsel olarak da var, mantıken de var, elle tutulur, gözle görülür bir şekilde olmuş. “Rüyada bu işler” diyorsun. Sen gözünü güneşe kapattığında güneş sana yok olur. Sen gözünü kapattığında tabii ki güneş yok dersin. Ama bizim gözümüz açık ve güneşi görüyoruz. Sen gözünü kapamaya devam edersen o senin için rüya olur tabii ki.

“Dünyalar tatlısı canım Hocam, sizin çalışmalarınız kadar güçlü bir şekilde hiç kimse evrimin olmadığını anlatmadı. Israrla kitaplarda evrimin olmadığını anlatılsın diyen tek kişi sizsiniz. Ve artık Milli Eğitim Bakanlığı az bir yerde olsa yaratılışa yer verdi, Allah’ın dilemesiyle.” Yok canım yaratılıştan bahsedenler de; var diyor, tek satır, bir satır. Yani evrim teorisine bu bilimsel bir teori diyor. Onu sayfalarca anlatıyor. Ama uzun uzun elli sayfa, almış sayfa anlatıyor. Sonra da diyor ki; “Yani bunun aksini iddia edip yaratılışla da olmuştur diyenler de var” diyor. Bu kadar. “Ama bilimsel olan budur” diyor, “doğrusu budur.” Yani kainat tesadüfen yaratıldı diyor. Allah, Kitap, din, iman yok diyor yani. Nerede diyor? İlkokulda, ortaokulda, lisede, üniversitede. Hangi kitaplarda? Hemen hemen tamamında. Bir tek spor dersinde yok. Hepsinde var. Hatta müzikte bile var.

Aleyna Yıldız; “Allah aşkıyla sevdiğim, sen benim canımsın” diyor.

İsmail Tekin, 1985; Tekin bir üç beş yıl daha beklersen Mehdiyet’in ne olduğunu göreceksin. Bak sahte Mehdiyet bile Türkiye’ye şuan neredeyse hakim oluyordu. Ucu ucuna kurtuldunuz, ucu ucuna. Hükümet Mehdiyet’le ortaya çıkıyor. Fethullah Gülen hareketi neredeyse Türkiye’yi ele alacaktı. Bak sahte Mehdiyet diyorsun ama bütün aydınları, orduyu, her yeri ele geçirmiş aşağı yukarı. Yani büyük bölümünü. Bütün derken çok büyük bir kitleyi ele geçirmiş. Sen yok diyorsun ama oluyor işte. Bütün alametler çıkıyor. IŞİD, El Kaide, Taliban, tamamı Mehdi hareketi. İran devleti Mehdiyet üstüne kurulu. Anayasası Mehdiyet’e dayalı.

Erdalo Murat Polato, “Sen hala PKK’nın 1992 öncesi amaç ve hedeflerini mi eleştiriyorsun? Güncele gelin Hocam” diyor. Marksist, Leninist, Stalinist bir hareket güncellenince yine Marksist, Leninist, Stalinist hareket çıkar. Yeniden güncellediğinde yine Marksist, Leninist, Stalinist hareket çıkar. Yani neye dönüşmesini bekliyorsun onun? İslamcı bir harekete dönüşmesini mi bekliyorsun? Kapitalist olacaklarını mı düşünüyorsun? Olacağı yine aynı harekettir. 92’de neyse 2092’ye gelse adam yine aynı kafada olur. Ama Mehdiyet tabii bunlara diz çöktürecek, ayrı mesele.

Tarikatların tamamında tabii ki vahye uymayan şeyler var, bu doğru. Yani Kuran’a uymayan bir sistem zaten. Mezheplerde de bu böyle. “Ama bu ahir zamanda böyle olacak” diyor, Peygamberimiz (sav). Bunun çözümü Mehdiyet’tir. Bunun polisle, jandarmayla çözemezsin. Zor kullanarak çözemezsin. Güzellikle, sevgiyle çözebilirsin. Bu da ancak Mehdiyet’le mümkün. Yani tazyik kırılma meydana getirir. Kırılma da ortalığı birbirine katar. Böyle değil. Güzellikle, sevgiyle yaparsan, tazyik olmadan yaparsan hepsini kazanırsın. Bunun da Mehdiyet’le mümkün olduğunu söylüyor Peygamberimiz (sav). Benim kendi sözüm değil.

“Adnan Bey öyle bir anlatıyorsunuz ki sanki bütün olaylar Türkiye ekseni etrafında dönüyor. Dünyada bir tek Türkiye mi var? Neden Türkiye?” Yiğit Yurdaer. Bediüzzaman da açıklıyor, hadislerde de bu var. Ahir zaman vukuatı tamamı İslam aleminin merkezinde geçiyor. Yani İstanbul ve İstanbul’un çevresi. Bütün ahir zaman vukuatı ona dayalıdır.

“Adnan Bey kıyamet vakti çok mu yakın? Bundan derin devletlerin haberi var mı? Varsa neden bu azgınlığa devam ediyorlar?” Tuğrul Atasever. İşte haşa kıyameti Allah’ı zorlamak, Tanrı’yı zorlamak diye onların bir inancı var ya, ondan kaynaklanıyor bu yani. İsa Mesih’in gelişini çabuklaştırmak, Mehdi (as)’ın çıkışını çabuklaştırmak için kan döküyorlar, olay çıkartıyorlar. Yani yanlış bir şey ama yapıyorlar.

“Adnan Bey darbeye karşı sivillerin eğitimi konusunu neden sürekli dile getiriyorsunuz? Bildiğiniz bir şey mi var? Yoksa Türkiye’yi gerçekten işgal hazırlığımı var?” Ümit Şahin. Var tabii işgal hazırlığı. Adamlar açık açık söylüyorlar. Eğer gençler herkes hazırlıklı olursa çok güçlü bir direnç olacağı için işgal kırılır. Ama pasif kalınırsa, güçsüz bir direnç olursa işgal başarılı olur. Ve büyük bir tehlikedir bu.

“Adnan Bey eninde sonunda dedikleriniz çıkıyor ve sizin önerileriniz dinlenmediğinde ardından bir olay oluyor ve vuku buluyor. Bence siz doğru söylüyorsunuz. Artık ahir zamanın farkına iyice vardım” diyor, Çetin Alıcı.

“Her konuşmanızda kanunla hukukla demenizin hikmetini bir türlü çözemedim.” Çetin Demir. Ne diyoruz biz? Mesela adamı bu tavrından dolayı kınıyoruz. Ve bunu sana kim yaptırdıysa yanlış yolda diyoruz. Bunu onun yanına bırakmayız diyoruz. Şimdi yanına bırakmayız dersen, ne anlar? Gidip onu sille tokat döveceğini zanneder. Ama kanunla hukukla dediğinde yani gidip karakola yahut savcılığa olayı bildireceğin, hukuki süreci takip edeceğin, demokratik ve hukuki yollarla hakkını arayacağını söylemiş oluyorsun. Bu konuda mesele vuzuha kavuşmuş oluyor. Bunu söylemek çok önemli.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Erdoğan, Batı’nın kendisine bakış açısını şu sözlerle açıkladı. “Ne diyorlar? ‘Erdoğan’ affedersiniz ‘bizim sözlerimizi dinlemiyor’ diyorlar. Biraz daha ileri gidiyorlar. Açık konuşuyorum, ‘yalakalık yapmıyor’ diyorlar. Bu milletin şanında bu yoktur. Ben milletime ihanet edemem. Biz yeri gelir icabında kuru ekmek yeriz. Ama haysiyetimizden, onurumuzdan taviz vermeyiz” dedi.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam çok delikanlıca, yiğitçe konuşuyor son günlerdeki konuşmaları nefis. Bugünkü diğer konuşması da çok iyi. Bu da çok iyi. Yiğitliğinde, delikanlılığında sebatla devam edecek. Biz de onun yanında olacağız. Gönlü rahat olsun. Kılına, tüyüne kimse dokunamaz.

“Bir sohbette derin bir gürültü işitildi” diyor. “Ferman etti ki bu gürültü yetmiş seneden beri cehennem tarafına yuvarlanan bir taşın bu dakikada cehennem dibine yetişip düşmesinin gürültüsüdür. Bu garip haberden beş altı dakika sonra birisi geldi dedi ki; Ya Resulullah, yetmiş yaşında bulunan falan münafık vefat etti, cehenneme gitti. Peygamber’in yüksek aliyane kelamının tevilini gösterdi” diyor.

Mesela diyor ki, üçüncü noktada bu kısmı anlatıyor. “Bir kısım hadisler İslâmların ekseriyeti noktasında veya hükûmet-i İslâmiyenin veya merkez-i hilâfetin nokta-i nazarında vürud ettiği halde,” Yani İslam aleminin merkezinde olduğu halde bu olaylar. “…umum ehl-i dünyaya şamil zannedilmiş.” Sanki dünyanın her yerinde olacak gibi zannedilmiş.  “…ve bir cihette hususî bulunduğu halde, küllî ve geniş telâkki edilmiş.” Yani hadislerin o olacağı yer diyor, İslam aleminin merkezidir, İstanbul’dur diyor. Yani en son neredeyse orada olacaktır diyor. “Hem dâr-ı teklifte gözle görünecek olan alâmet-i kıyâmet ve eşrat-ı saat gibi bir kısım müteşâbihat-ı Kur'aniye gibi kapalı ve te'villi oluyor” hadisler. Kapalı ve tevile açıktır diyor. “Yalnız, Güneş'in mağribden çıkması bedahet derecesinde herkesi tasdike mecbur ettiğinden, tevbe kapısı kapanır; daha tevbe ve îman makbul olmaz. Çünki Ebu Bekirler, Ebu Cehiller ile tasdikte beraber olurlar.” Yani iman ihtiyarla olduğu için, ihtiyari olduğu için bu biter diyor. “Hattâ Hazret-i İsa Aleyhisselâm'ın nüzulü dahi ve kendisi İsa Aleyhisselâm olduğu, nur-u îmanın dikkatiyle bilinir; herkes bilemez. Hattâ Deccal ve Süfyan gibi eşhas-ı müdhişe, kendileri dahi kendilerini bilmiyorlar” diyor Bediüzzaman. “Peygambere bildirilen umûr-u gaybiye,” yani gaybla ilgili haberler,  “bir kısmı tafsil ile bildirilir (geniş). Bu kısım da hiç tasarruf edilmez ve karışamaz. Kur'an’ın ve hadîs-i kudsînin muhkematı gibi.” Çok açıktır diyor. Mesela Mehdi (as)’ın sırtında ben vardır. Bunun tevil edilecek bir yönü yok. Mesela sağ göğsünde şu işaret vardır, ayağında, bacağında şu alamet vardır. Bunlar net. Veyahut gözü yeşildir diyor. Yok, yeşilden kasıt siyah demek istedi diyemezsin. Yeşilse yeşildir yani açık. Muhkem bunlar.” Ama bir kısım müteşabihtir” diyor. Yani teşbihle anlatılır, “İlimde rasih olanlar Allahualem ve bil sevap diyerek bu gizli hakikatleri izhar ederler” diyor. Açıklarlar diyor. “Ve diğer bir kısmı icmal ile bildirilir, tafsilât ve tasviratı onun içtihadına havale edilir. İmana girmeyen hâdisat-ı kevniyeye ve vukuat-ı istikbaliyeye dair” yani istikbalde olacak olaylara dair. “…hadîsler gibi. Bu kısımda, Peygamberimiz (asm) belâgatıyla -temsiller suretinde- sırr-ı teklif hikmetine muvafık tafsil ve tasvir eder.” Yani Peygamber (sav)’e bırakıyor. Mesela uçakların uçacağını söylüyor Peygamberimiz (sav). Ama kendi lisanıyla anlatıyor. Mesela havada saçaklı yıldızlar gruplar halinde uçacak diyor. Bu nedir? Uçak. O devrin insanlarının anlayacağı şekil de bu şekilde söylüyor. Peygamberimiz (sav)'e bildirilen şekil doğrudan havada uçan bu tarz cisimler olacağı söyleniyor uygun bir şekilde. Ama onun da aklının ihtiyarını almayacak şekilde anlatılıyor. Vahiyle bildiriliyor. Onun anlatması serbest oluyor, nasıl isterse anlatıyor Peygamberimiz (sav). O da halkın anlayacağı tarzda kapalı bir üslupla anlatmış oluyor. “Hakaik-i imaniyeye girmeyen cüz'î hâdisât-ı istikbaliye” yani önemi olmayan, imanla bağlantısı olmayan küçük; “Ahir Zaman'da olacak olaylar nazar-ı Nübüvvette ehemmiyetsizdir.” Yani Peygamberlik anlatımlarında ehemmiyetsizdir diyor, onları anlatmaz Peygamber (sav) diyor. Mesela ne bileyim, Adnan Menderes'in iktidara gelmesi önemli bir konu değil asılması da önemli bir konu değil. Ama mesela darbe önemli bir konu. Ahir Zaman'da olduğu için çünkü Mehdiyet’le bağlantılı yapıldığı için önemli. Onun için detaya giriyor Peygamber (sav). Diyor ki, iki köprü tutulacak. Çok net. Köprüde tabureler olacak, askerler olacak; insanların kanları siyah yağ taşlarının üstüne dökecek. Yağ taşı nedir? Asfalt. Asfalta yağ taşı denir. O devirde de vardı asfalt. Asfalttan yol yapıyorlardı. Ama zor olan bir şey. Ziftle çakılı karıştırıyorlar, donduğunda asfalt oluyor. Ama çok kullanılan bir şey değil, ona yağ taşı deniyor. Mesela bu çok önemli. Siyah yağ taşı diye açıkça belirtiyor. Ve iki köprü, bir köprü değil, iki köprü de tutulacak diyor. İnsanlara kapatılacak ve üstünde saçaklı yıldızlar uçacak diyor. Saçaklı yani çeşitli işte kuyruğu olan, kenarı olan, köşesi olan yıldızlar. Çünkü yıldız bir bütün ama kuyruğu, köşesi varsa saçaklı olmuş oluyor. Her yerinde saçağı olmuş oluyor kuyrukları, altındakiler falan. Halkın şehit edileceğini bildiriyor. Kanları akacak hatta kadınların dahi kanı akacak orada diyor. Kadınları öldürmeyi çok kolay görecekler diyor, kolay. Kolayca kadınları öldürecekler diyor. Bir kamçının sallanması kadar kolay olacak onlar için diyor. Ve yerini de söylüyor, Medine diyor. Medine nedir diyor; İstanbul'dur diyor Peygamberimiz (sav). Büyük şehir, en büyük şehirde olacak diyor. Medine dedi mi İslam aleminin merkezi demektir. Medine kelimesi geçti mi anlayacağımız budur.

Muhtemelen İngiliz derin devleti, darbenin hemen akabinde tarikatları ve cemaatleri hedef gösterdi. Ve bayağı bir elemanı olduğu anlaşılıyor. Bayağı bir elemanı hiç ummadık; bunu kışkırtan adamları bir incelemek lazım, İngiliz derin devletinin elemanı mı değil mi gibisinden bir bakalım. Hücreleri uyandırmış olabilirler, bir kısım hücreleri. Bir kısmı da bilmediği için yapıyor olabilir. Ama bir kısmı hücre faaliyeti yapması ihtimali yüksek. Böylece yeni bir iç savaşın kapısını açmak istiyor olabilirler. Tarikatlar, cemaatler, Müslümanlar, işte sakallı dindar Müslümanlar, kapalı hanımlar falan bir ayrı cephe; laikler, modern insanlar ayrı bir cephe olarak düşünüyor olabilirler. Bu oyun tutmaz, söyleyeyim. Bunu yapanlar da en sonunda pişman olurlar. Kanunla hukukla bunların da yakasına yapışırız.

İbrahim Aktan Seçken, "Hocam, A Haber'de dün Nurettin Veren 'Koordineli milis halk gücü oluşturulmalıdır.' dedi. Bu kişi hakkında ne düşünüyorsunuz? Selamlar." Süper olur. Çok doğru ama milis kelimesinden biraz korkuyor bazı insanlar, milis değil de özel harekatçı yetiştirelim. Öyle diyelim. Özel harekatçı olmanın yolunu kolaylaştıralım. Yaş limitini biraz çekelim, kırka kadar getirseler, otuz değil de kırk olsun. Bir de askerliğe sayılsın. Özel harekatçı olan arkadaşlar beş yıl özel harekatçı olduğunda askerlik görevinden muaf tutulsunlar. İmtihan, yazılı imtihandan ziyade mülakatla alınsınlar. Eğer bedeni gücü yerindeyse, sağlık sıhhati yerindeyse, ahlakı kişiliği karakteri düzgünse bitti. Ama Allah vermesin tabii çok acil durumlarda yine geniş sayıda bir seferberlik olacağı için gençlerimizi şuandan itibaren hazırlayalım. Geniş alanlarda askeri eğitim verilsin gençlerimize. Silah nasıl kullanılır, bomba nasıl kullanılır, tanklara karşı nasıl savunma yapılır; düşman işgaline karşı gençleri hazırlayalım. Bunun yapılması iyi olur. Biraz ecele etmekte de fayda var. Makine Kimya Endüstrisi Kurumu bu alev makinelerinden yapsın. Tanklara karşı mesela bu çok etkili düşman işgali olduğunda. Bir de PKK'nın yakından yaptığı saldırılarda da çok etkili olur, anında kaçırır onları. Bayağı faydası olur.

ASC2907, Ahir Zaman hadislerinde küçük olayların önemi yoktur, basit olayların. Mühim olaylar bildirilir, çok önemli olaylar.

Bohem, "Müslümanlar birleşemiyor çünkü bazı hocalarımız münafık." Kardeşim, münafıktan sana ne. Sen Allah'ın emrini yapacaksın. Hoca, Allah değil ki. Sen hocana göre mi hareket ediyorsun? Sen Kuran'a göre hareket ediyorsun, Allah'ın emrine göre hareket ediyorsun. Birçok hoca var, ben kaale alıyor muyum? Kuran'a göre hareket ediyorum. Sen de Kuran'a göre hareket et. Ve İslam Birliği'ni, İttihadı İslam'ı savun. Allah'ın emri, Nur Suresi 55. Ayetinde açık. Bir hoca çıksa dese ki, "Ben bu ayeti kabul etmiyorum." Sen kabul mü etmeyeceksin? Adamı Allah gibi mi görüyorsun? Şirk mi koşuyorsun? Şirk koşmayacağına göre ne derdin yani?

CAN DAĞTEKİN: Allah ayette, "Kendinden başkasıyla sorumlu tutulmayacaksın." diyor. Şeytandan Allah'a sığınırım. 

ADNAN OKTAR: Tabii.

"Hocam, yola devam. Geçen pazar bir alışveriş merkezinde beni kırmadınız, fotoğraf çektirme lütfunda bulunduğunuz için teşekkür ediyorum. Adaşınızım. Aranızda bulunmak isterim." diyor. Gel, gel tabii memnun oluruz.

Naci Sonakın, "Risale-i Nur roman mı ki sevip okunuyor?" Sen Kuran'ı sevip okuyorsun. Benim yazdığım kitapları da sevip okuyorsun. Risale-i Nur'u da sevip okursun. Mesela bir gazete yazısını da severek okuyorsun. Roman mı olması gerekiyor bunun için?

"MaşaAllah günden güne gençleşiyorsunuz. Allah sizi başımızdan eksik etmesin." Özcan Kızılaslan.

Çağdaş Gül, "Geleceğimiz birlik ve sevgi Adnan Hocam, piyano resitallerinizi özledik değerlei arkadaşlarınızın gerçekten." Biz piyano, burada denemeler falan yapıyorduk, onu mu kastediyor?

"Ben diyorum ki Risale-i Nur'u her kim kutsuyorsa Allah'a şirk koşmuş olur." Risale-i Nur'u kutsamak; ben hayırlı olan, güzel olan her şeyi kutsarım yani kutsal görürüm. Mesela cami kutsaldır, ilim kutsaldır, İslam'ı Kuran'ı anlatmak kutsaldır, insanların hidayetine vesile olmak kutsaldır. Risale-i Nur vesilesiyle milyonlarca insan hidayet bulmuş. Bu kutsal bir gayrettir, bu kitapta hazırlanan yazılar da kutsaldır dolayısıyla. Bundan sen niye rahatsız oluyorsun?

Cemaat olarak ama Müslümanların zaten cemaat olarak yaşamasını Allah farz kılmış. Kuran ayeti bu. İslam zaten cemaat olarak yaşanıyor. Fert olarak yaşanan bir din değil İslam. Şahıs, tek başına yaşanan bir din değildir. Bütün emirler topluluğa göredir. Birlikte, omuz omuza Allah yolunda mücadele edin, kurşunla kaynatılmış binalar gibi olun, birinize birisi saldırdığında hep beraber birlik olup ona cevap verin, o Müslümanları koruyun, birbirinize zekat verin, birbirinizi maddi yönden destekleyin.

DANİELA HANIM: "Her nerede olursanız Allah sizi bir araya getirecektir."

ADNAN OKTAR: Tabii, “dünyanın neresinde olursanız olun Allah sizleri bir araya getirir” diyor Allah. 

EBRU ALTAN: “Allah'ın ipine sımsıkı sarılın, dağılıp ayrılmayın” diye bildiriyor Allah.

ADNAN OKTAR: Tabii, “Allah'ın ipine sımsıkı sarılın, dağılıp ayrılmayın.” Ayet. Bunların hepsi cemaat ayetleridir, topluluk ayetleridir. 

CAN DAĞTEKİN: Şeytandan Allah'a sığınırım "Sen de sabah akşam O'nun rızasını isteyerek Rablerine dua edenlerle birlikte sabret. Dünya hayatının aldatıcı süsünü isteyip gözlerini onlardan kaydırma." 

ADNAN OKTAR: Güzel. Müminlerle bulunmanın farz olduğunu Kuran açıkça ifade ediyor.

Mesela Enfal Suresi, 17'de Cenab-ı Allah, şeytandan Allah'a sığınıyorum “Onları siz öldürmediniz, ama onları Allah öldürdü;” şimdi Müslümanlar orada kıtal meydana getiriyor. Siz yapmadınız o kıtali; Allah, 'Ben yaptım' diyor. “Attığın zaman sen atmadın, ama Allah attı...”  [Enfal Suresi, 17] Yani yazdığın zaman da sen yazmadın, Allah yazdı. Sen bundan niye şaşırıyorsun? Niye bunu şirk olarak görüyorsun? Bu Allah'ın hükmü zaten. 

EBRU ALTAN: Başka bir ayette Allah, şeytandan Allah'a sığınırım "Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz." diye bildiriliyor. 

CAN DAĞTEKİN: "Sizi de yapmakta olduğunuz fiilleri de yaratan O'dur." diyor şeytandan Allah'a sığınırım. 

ADNAN OKTAR: “Sizi de yapmakta olduğunuz fiilleri de yaratan Allah'tır.” Doğru. Her şeyi Allah yaratır diyor evet.

EBRU ALTAN: Şeytandan Allah'a sığınırım "Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz." diye bildiriyor Allah. 

ADNAN OKTAR: Önce Allah dileyecek sonra sen dileyeceksin.

Yavuz Şimşek, "IŞİD, FETÖ,  İran ve birçok Müslümanların dinlerini iyi bir yapı olarak gösterebilecekleri yegane sembol Adnan Hoca topluluğudur." diyor. Bence de öyle. Doğru yani bu bir övünme değil, doğru.

Can Değmarten, "Hocam, neden terörizm yüzde seksenlik oranla Müslüman ülkelerde oluyor? Neden İsviçre'de veya başka Hristiyan, ateist ülkelerde olmuyor?" İsa Mesih ve Mehdi (as)'nin geleceği yer İslam alemidir. Dolayısıyla da şeytanın da uğraştığı yer İslam alemi oluyor. Deccaliyet zaten batmış adam; ateist olmuş, Darwinist olmuş; onlarla uğraşmaz şeytan. İman ehliyle uğraşıyor. Dolayısıyla birinci hedef orası oluyor. Onun için İngiliz derin devleti, ana hedef, özellikle Mehdi (as)'nin çıkacağını umdukları yerlerde oluyor. Türkiye, Irak, Suriye; oralara yoğunlaşıyorlar. İsa Mesih'in çıkacağı yerler olarak da görüyorlar. Oralarda her türlü fitneyi çıkarıyorlar.

"PKK'nın da kurulan bütün terör örgütlerinin de arkasında hep kapitalist sermaye var." Kapitalist sermayenin arkasında da İngiliz derin devleti var. Yani şuursuz bir sermaye olmaz. Çünkü sermayesi var ama adamın mesela İngiliz sermayedarlar var, çok zengin adamlar ama evde bir deri koltuğu var, küçük bir çalışma grubu içerisinde orada çalışıyor. Bir tabak yemeği geliyor, onu yiyor, bir bardak içkisini içiyor. O kadar. Bunların öyle lüks bir hayatı falan olmuyor. Onun dışında şeytani bağlantı yani şeytanla olan o derin manyakça bağlantı asıl oluyor. Dolayısıyla İngiliz derin devletinin kilitlendiği, esir olduğu şeytan onlara yön veriyor.

Şimdi şeytanı biraz hafife aldılar, daha yeni anlamaya başladı insanlar şeytanı. Diyor ki, "Sizi kabuk gibi bağlar eğer iman etmezseniz, kabuk gibi üstünüzü bağlar ve sizi yönlendirir, size hakim olur. Ve sizin kanalınızla insanların kanını döker." Aynısı oluyor işte. Bir insanı şeytan kapladığında onu Deccal yapmış oluyor. İnsandan şeytan oluşmuş oluyor. Ve her türlü manyaklığı yapıyor, konu bu.

Tek çare tabii ki Kuran'dır ama Kuran'ı anlatabilmek için de Cenab-ı Allah liderler gönderiyor. Mesela Kuran'a baktığımızda Yusuf (as) gelmeden önce fitne ayyukta. Ama o gelince olaylar mükemmel hale geliyor. Hazreti Musa (as); mesela Tevrat var, her şey var ama Hazreti Musa (as)'nın asası elinde ve ayakta olduğunda ordu galip geliyor. Hazreti Musa (as) asasını indirdiğinde ordu mağlup oluyor. Yine asasını kaldırdığında ordu yine galip geliyor, indirdiğinde yine mağlup oluyor. Bu liderin önemini gösteriyor. Mesela Talut ve Calut kıssası Kuran'da; Talut peygamber değil lider. Çok önemli bir konu olarak Kuran'da Allah bunu anlatıyor, liderin önemini. Ve lidere uyduklarında başarı kazanıyorlar. Lidere uymanın önemini de uzun uzun Kuran orada anlatıyor. Ve lider talep etmenin özellikle sıkışık zor durumlarda Müslümanların başına bir lider istemenin ibadet olduğunu da Kuran anlatıyor. Nur Suresi'nin 55. Ayetinde de size dünya hakimiyeti vereceğim diyor Allah, ama samimi olursanız diyor.

Fatih'in Fedaisi, "Tweetlerini niye başkalarına yazdırıyorsun?" diyor. Ne yapayım, şimdi içeri gidip ben mi yazayım? Ben burada konuşuyorum, konuşmamı yazıyor arkadaşlar. Ama konuşmayı yapan benim. Mesela ben burada konuşuyorum, münafıkları anlattım gördünüz günlerce. Kitap yazıldı, kelimesi kelimesine burada anlattıklarımın aynısı. İngiliz derin devletini anlatıyorum, kelimesi kelimesine dediklerimin aynısı şuan kitap hazırlanıyor. Ben redakte etmek falan onlarla uğraşmam. Gidip matbaada ben tek tek onları basmakla, şunla bunla uğraşacak durumum yok tabii ki. Onunla ilgili görevliler var, onları yapıyorlar. Ama fikri anlatan, meseleleri açıklayan, konuların alt yapısını izah eden benim. Onun kitap haline getirmesi benim yazılarımı tabii ki tercüme ediyorlar, deşifre ediyorlar, düzeltiyorlar; kitap olarak yayınlıyorlar. Mesela İngilizce’ye tercüme ediyor, Fransızca’ya tercüme ediyor. Oturup benim bunları tek tek İngilizce’ye tercüme edecek halim yok. İngilizce bilmiyorum zaten. Belgeler de bana hazır geliyor zaten, görüyorsunuz. Ama o belgelere yorum çok önemlidir. Yorum yaptığımda, anlattığımda kitap oluşmuş oluyor. Yoksa o belgeler şuan internette var. Eğer oluyorsa senin o belgeleri görüp kitap haline getirmen lazım. Münafıkların ne yaptığını sen de görüyorsun ama bak, kitap haline getiremiyorsun. Ben anlatıyorum, anlattıklarımı insanlar deşifre edip, kardeşlerimiz kitap haline getiriliyorlar. Ama hepsi benim anlattıklarımdan ibaret oluyor.

"Cemaat, Peygamber Efendimiz (sav) öldükten sonra çıkan bir yapılanmadır." Allah Allah. Kuran söylüyor, "Cemaat halinde olun. Cemaat halinde İslam'ı yaşayın." diyor. Ama tabii bütün Müslüman aleminin bu şekilde olması lazım. Onun için Mehdiyet’e ihtiyaç var, İttihadı İslam'a ihtiyaç var. Ama küçük küçük cemaatler şuan devam ediyor Mehdiyet olmadığı için. Mehdi (as) gelince hepsini birleştirmiş olacak, konu bitecek.

“‘İsrail'e atom bombası atanın gök kubbeyi başına yıkarız’ demiştiniz. Filistin'e bomba yağdıran İsrail'in başına neden yıkmıyorsunuz gök kubbeyi?" Ama Filistin sözümüzü dinlemiyor, sürekli İsrail'e roket atıyor. Onlar da misilleme olarak roket atıyorlar. Yapmasalar hiçbir şey olmaz.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar'la Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü