Harun Yahya

Sohbetler (26 Ağustos 2016; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: PKK, Şırnak Emniyet Müdürlüğü’nün bulunduğu bina girişine yüz ton patlayıcı yüklü hafriyat kamyonuyla intihar saldırısında bulundu. 11 polis memurumuz şehit oldu, üçü sivil 75 polis yaralandı. Tunceli’de PKK, Jandarma Özel Harekat Tabur Komutanlığı’na üç ayrı noktadan saldırıda bulundu. Kısa süreli çatışmadan sonra teröristler ormanlık alana kaçtı. Hakkari’de de PKK bir şantiyeyi bastı, şantiyede çalışan iki işçiyi şehit etti, iki işçiyi yaraladı. Trabzon’da PKK ile çıkan çatışmada bir polis yaralandı. Ayrıca 15 Temmuz’dan sonra PKK’nın Güneydoğu’da yaptığı saldırılarda 85 güvenlik görevlisi, 19 vatandaş şehit oldu. Altı yüzü aşkın yaralımız var.

BÜLENT SEZGİN: Şırnak şehitlerimizin fotoğrafları vardı. Erhan Öztürk, Harun Maytalman.

ADNAN OKTAR: Allah hepsine gani gani rahmet etsin. Biz burada gece görüyoruz onlara gece yok, şehit aleminde gece gündüz yok. Onlar da şaşırıyorlardır “Biz burada niye duruyoruz?” diye. Hani “Buraya bir yolunu bulsalar da gelseler” gibi bir özlem içindeler. Allah annelerine babalarına uzun ömür versin. Şahadetlerini makbul etsin, kabul etsin.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Kolombiya hükümeti ile ayrılıkçı fark örgütü arasındaki savaşta 52 yılda 260 bin kişi hayatını kaybetti. Ancak daha sonra hükümet örgütle anlaşma imzaladı. İngiltere’nin Türkiye Büyükelçisi Richard Moore, Twitter hesabında PKK’nın Sayın Kılıçdaroğlu’na yaptığı saldırıyı kınarken Kolombiya’da yapılan bu barış anlaşmasını hatırlattı ve şöyle dedi: “Yaslı ailelere başsağlığı, yaralılara acil şifalar dilerim. PKK ateşkese geri dönmelidir. Türkiye’de yaşanan üzücü olaylarla Kolombiya’dan gelen güzel haberleri karşılaştırmamak elde değil” dedi.

ADNAN OKTAR: Kolombiya, peki onlar ne kabul etmiş, hükümet neyi kabul ediyor?

BÜLENT SEZGİN: Sadece anlaşma imzalandığı.

ADNAN OKTAR: Anlaşma ama adamların dediğini yapmışlardır, anlaşma da imzalanmıştır. Türkiye’de PKK diyor, “Bizim istediklerimiz açık” diyor “Ne diyorsunuz?” diye sorduğumuzda “Güneydoğu’yu bize vereceksiniz bir; Öcalan’ı bırakacaksınız iki; bütün PKK’lıları bırakacaksınız üç; biz burada bir devlet kuracağız” diyorlar. “Türkiye de oraya bütçenin yarısını verecek” diyorlar. “Yapmazsanız bu devam eder” diyor. O arada da hükümete diyorlar, “Tarikatlar falan büyük tehlike, tarikatların niye üstüne gitmiyorsunuz?” diyor. Bombalamalar devam ediyor. Bu kargaşa içinde adam arada derede kenarda koro halinde, “Cemaatler, tarikatlar tehlike, onların üstüne gidelim” diyor. Tehlike burnunun dibinde adamın gözüyle görüyor, onu yok hükmünde sayıp mazlum, gariban hiçbir şeye karışmamış, devlete millete sadakatiyle bilinen, bin küsur yıllık geleneği olan tarikatlara kafa takmış vaziyetteler. Adamlara bakıyoruz bayağı ilginç tipler.

Bir etiket yapalım önce. Ne diyelim? “Tuzaklara karşı birlik ve sevgi.”

Geçenlerde televizyonda boyanmış civcivler gördüm. Sonra araştırdım, onları normal Victoria boyayla hayvanları boyuyorlarmış. Yazık günah. Ve o zehirlenmeden de ölüyor hayvanlar kısa bir süre sonra, toksik boyalarla boyuyorlar. Boyanın içine atıyorlar, boya kabının içine hayvanları sonra da onları çıkarıyorlar boya kabının içinden. Büyük bir zulüm bu. Yazık günah yani. Bunu bir şekilde engellesinler, bu yasaklansın. Yani böyle boyanmış civciv satılması falan. Hemen hemen hepsi ölüyor hayvanların.

Tayyip Hocam inşaAllah’ı çok fazla kullanmış. Hürriyet Gazetesi de fenalaşmış. Tayyip Hocam diyor ki, “İnşaAllah boğazın altından zaten bir Marmaray’ımız var. İnşaAllah 20 Aralık’ta Avrasya Tüneli’nin açılışını yapıyoruz. Bu köprü inşaAllah dünyada birçok şeye yayınlara inanıyorum ki öncü olacak. İnşaAllah Kanal İstanbul’un hazırlıklarını bitiriyoruz. Türkiye Cumhuriyeti son ve inşaAllah ebedi devletimizdir. İnşaAllah 31 Ağustos gecesine kadar inşaAllah köprüler ücretsiz olacak” diyor. Bunu tabii kasıtlı söylüyor. Çünkü inşaAllah’ı maşaAllah’ı çok kullananların dünya hakimi olacağını biliyor. İnşaAllah maşaAllah Mehdiyet’in damgasıdır, manevi damgasıdır. Tayyip Hocam da bu bereketten istifade etmek, bereketlenmek istemiş. Bol bol inşaAllah demiş, ne güzel.

Yakışıklı korumalarla sadece koruma olmaz. Güzel, aslan hepsi hakikaten yakışıklı delikanlılar. Ama belinde tabanca var. Tabancayla koruma olmaz. Tabanca, yakından saldırılar oluyor Allah vermesin, yakın suikastlar falan oluyor, orada seri savunma sağlayabilecek silahlar. En fazla elli metre falandır, elli-altmış-yetmiş metre. Mutlaka uzun menzilli otomatik silah gerekir korumalarda. Hatta o polis araçlarının üstüne monte edilmiş ağır makineli tüfek de gerekir. Yani mesela iki bin mermi, üç bin mermi değil mi, şerit halinde olan ağır makineli tüfek. Çünkü Allah vermesin bir saldırı olduğunda üç bin mermi dakikalar içinde harcanır. Ama saldırıyı da tamamen durdurur. Yani çünkü o yoğun ateş altında adamlar suikast falan hiçbir şey yapamazlar. Nefes almadan mermi yağıyorsa başını kaldıramaz.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Kolombiyalı militanların barış karşılığında ne istediğini sormuştunuz. Onunla ilgili bilgi gelmişti. Barış yaptılar ama karşılığında Kolombiya Parlamentosu’nda seçime gerek kalmadan on milletvekili sokabilecekler, kendi bölgeleri özerk olacak, hem devlet hem militanların silahsızlanmasını kontrol etmek için Birleşmiş Milletler askerleri bir süre ülkede bulunacak. Yani Birleşmiş Milletler işgal etmiş gibi bir şey olacak ülkeyi.

ADNAN OKTAR: Ülke gitmiş. Müthiş bir dayatma ve devleti yenmiş. Terör örgütü, devleti yenmiş. Devleti yenerse terör örgütü tabii barış anlaşması imzalar. Rezalet yani. İngiliz Büyükelçi de bunu tavsiye ediyor. “Siz de Kolombiya hükümeti gibi yapın. Onlar hükümeti nasıl ele geçirdiklerini gördünüz” diyor. “Siz de vatanın bir bölümünü verin, adamları da parlamentoya sokun PKK’lıları.” Model o değil mi? “Birleşmiş Milletler de işgal etsin Türkiye’yi” diyor. “Konu bitsin. Kargaşaya ne gerek var” diyor.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İngiliz Financial Times Gazetesi’nin Dış Haberler Editörü David Gardner, Türkiye’de son dönemde yaşanan gelişmeleri değerlendirdiği makalesinde “Deliller darbe girişiminin arkasında Gülencilerin olduğunu gösteriyor” diye yazdı. Gardner yazısında “Gülenciler devlete Erdoğan’ın iddia ettiği kadar sızdıysa Türkiye’nin ve Erdoğan’ın başı büyük belada” dedi.

ADNAN OKTAR: Belayı yaratan Allah’tır. Gülenciler olsun, İngiliz derin devletinin elemanları olsun birçok yere sızmışlar. Tabii bunlar CIA’in de dolaylı yoldan kontrolünde olan insanlar. Ama Türkiye’nin metafizik olayların içinde olduğunu yeni yeni görmeye başladılar. 99’da saldırı yaptılar depremle cevap aldılar. Çok iyi hatırlarlar, ne demek istediğimi de çok iyi anlıyorlardır. Yani nerede şeytan çağırdıklarını, nerede ayin yaptıklarını ve nasıl karşılık aldıklarını çok iyi hatırlıyorlardır. Ve ondan sonra nasıl korktuklarını da çok iyi hatırlıyorlardır. Şimdi bir darbe denemesi yaptılar, çok güçlü bir darbe girişimiydi yani kusursuza yakın planlanmış, her yönden mükemmel ayarlanmış bir darbe girişimiydi. Yetmiş noktada tepelerine geçti. Yani her yerde mucize kendini gösterdi. Bu, Türkiye’nin Mehdiyet’in kontrolünde olmasıyla ilgili. Mehdiyet’in bereketiyle, nasıl kıyametin durmasına vesileyse Mehdi (as), darbenin de durmasına vesiledir. Darbenin dışında depremin İstanbul’a uğramamasına da vesiledir. Teknik haritada bu açık açık görülüyor, deprem Adalar’a kadar geliyor; bilimsel hiçbir açıklama yapılamadı buna. Deprem uzmanları açıklayamadı; “Bilinemeyen bir nedenden” diyor “Anlayamadığımız bir nedenden” diyor. Deprem yeraltına giriyor, kilometrelerce yeraltından gidiyor İstanbul’a dokunmadan sonra Avcılar’da yeniden ortaya çıkıyor ve devam ediyor. Bu metafizik bir olaydır. İngiliz derin devletinin, CIA’in, MI6’in hepsinin içinde olduğu bu kusursuz darbe girişimi baştan sona Allah tarafından kusurlu hale getirildi Mehdiyet vesilesiyle. Hızır (as) devrede miydi? Devrede olduğu söyleniyor. Öyle duyduk. Yine denesinler, yine aynı şey olur. Yine denesinler, yine aynı şey olur. Mehdi (as) zahir oluncaya kadar durduramazlar. Mehdiyet yalan diyorlardı, sahte Mehdiyet’in Türkiye’ye hakim olması an meselesiydi, an meselesi. Eğer gerçek Mehdiyet olmasa sahte Mehdiyet’in Türkiye’ye hakim olması an meselesiydi. Hani Mehdi (as) yoktu? Ucu ucuna döndünüz. Yani o kişiler için söylüyorum, ucu ucuna. Mehdiyet vesilesiyle kurtuldunuz yine. O karşı olduğun Mehdiyet vesilesiyle. Ve gerçek Mehdi’nin yolu kapısı sonuna kadar açılmış durumda şuan. Ve hızla tarih ilerliyor.

En eski devirlerde 4000 yıl önce ve ondan sonraki bu vakte kadar ki zamanlarda yani en eski antik tarih içerisinde baktığımızda Museviler’de peygamberler, baş hahamlar, krallar başa geldiklerinde hepsinin başı avuç içine zeytinyağı sürülüp parlatılıyor saçı ve sakalı da parlatılıyor. Bu, Tevrat’ta adı geçen Moşiyah’tan kaynaklanıyor. Bak, Hz. Musa (as)’dan sonra Tevrat’ta belirtilen bu konu yüzyıllar boyunca gelenek olmuştur. Niye? Çünkü Moşiyah’ın saçı yağla parlatılmış olduğu için, bir nevi yağ türü bir şeyle. Yani tam yağ olarak da geçmiyor Tevrat’ta. Ağdalı bir maddeyle yağlı nasılsa artık ağır bir yağla yani. Parlatıldığı için saçı ona uymak için bütün peygamberler ve veliler, hahamlar hepsi saçını yağla parlatmışlar Moşiyah’a benzemek için. Tarih tersine dönüyor görüyor musun?  Halbuki normalde nasıl olması gerekir? Onlar yapar Moşiyah Mehdi (as) de onlardan görür, o da sürer başına değil mi? Tarih tersine, o Moşiyah başına sürdüğü için 4000 yıl önceki insan başına sürüyor yağı. Her gelen krala, veliye, peygambere ayrıca Moşiyah lakabı takılıyor yani unvan olarak ayrıca onore olmaları için. 4000 yıl öncesinden 4000 yıl sonrasına. Yani bir nevi krem gibi bir şeyle Mehdi (as) saçını parlatıyor Tevrat’ın ifadesine göre Moşiyah sakalını yani sürüyor yüzüne ve saçına. O masonlukta da çok önemli bir konu olarak dile getiriliyor. “Moşiyah’ın saçından sakalına, sakalından elbisesine akan yağ gibi” diyor. Yani o parlaklık, elbisesi, saçı ve sakalı parlak. 4000 yıl öncesinden nübüvvet vesilesiyle gördüğünü Hz. Musa (as) aktarıyor, 4000 yıl sonra gelecek insanın özelliklerini kendi üstlerine almak istiyorlar.

Moşiyah’ın lakaplarından biri de Manahem’dir yani ‘yatıştırıcı’ Zebur’da geçer 37/11. Yani olayları yatıştırıyor, kavgayı yatıştırıyor, gerilimi yatıştırıyor.

Hz. Musa (as)’nın asasının silsilesini söylemiştim. Bu ağaç badem dalından yapılmış bir ağaçtır. Zaten bulunduğunda göreceksiniz badem ağacıdır. Davutoğlu Moşiyah’a bu asanın bulunmasında bir kadın yardımcı olacak, Hephzibah lakaplı bir kadın. Lakabı; adı değil ama Hephzibah. Bu asayı biliyorsunuz sakladılar şuan Ürdün’de, Ürdün Dağları’nda bir yerde saklı Hz. Musa (as)’nın asası. Ama asadan küçük bir parça o kutsal sandığın içerisinde. Ama büyük bir asa bu; o ufak bir parçası.

Hz. Nuh (as)’ın asasını söylemiştim ilk Nuh (as)’da, badem dalından. Nuh (as)’a kimden geldiği de ayrı bir mesele, ayrı bir konu. Nuh (as)’dan oğlu Şem’e geçiyor, Şem’den Hz. İbrahim (as)’e. Hz. İbrahim (as) putları bu asa ile kırmıştır. Bundan sonra Hz. İshak (as)’a, İshak (as)’dan Yakup (as)’a. Yakup (as)’dan Hz. Yusuf (as)’a. Yusuf (as) Mısır’a gelirken o asa ile geliyor elinde. Sonra Hz. Şuayp (as)’da kalıyor. Şuayp (as) asayı büyük kızı Zifora’ya veriyor. Zifora da evlilik hediyesi olarak Hz. Musa (as)’a veriyor asayı. Allah soruyor hatırlıyorsunuz ayeti, “Sağ elindeki nedir?” diyor çünkü sol elinde de bir şey var. Onun için Allah “Sağ elindeki nedir?” diyor “Bu asam” diyor detay detay anlatıyor. Şunu yaparım bunu yaparım hepsini anlatıyor.

MTNCLK. Ne kadar çok kıskanan adam var. Allah Allah. Herhalde ızdırap ızdırap ızdırap, acıların çocuğu olmuşsunuz. Bu nedir böyle? Çünkü hayat şekillerine bakıyorum etraflarında bunlara iltifat eden, sevgi gösteren bir kişi yok. Kız arkadaşları bunlara küfrediyor. Bunlar kız arkadaşlarına küfrediyor. Bu derken yani bu kafadakiler, ben bu kişiyi bilmiyorum. Yemek yiyor berbat, ağzını yıkamaz leş gibi kokar. Tırnaklar simsiyah, ayağı leş gibi, ağzı leş gibi. Koltuğu ayrı kokar, kafası ayrı kokar, yattığı yer leş gibi aynı yatakta aylarca yatıyor. Haftada, on beş günde bir falan yıkanıyorlar, perişanlar. Tabii ona göre de bunların arkadaşları oluyor, o tarz bir hayat içinde oluyorlar. Devamlı laf sokma, küfür, daha konuşmanın başlangıcında küfürle başlıyor zaten, konuşmanın sonu da küfürle bitiyor. Tatsız, tuzsuz korkunç bir hayat. Buraya bakıyor temizlik var, kalite var, nezaket var, efendilik var, hanım kızlar son derece güzel, iffetli, nezaketli, tutkulular. Bana karşı sevgileri aşk ve tutkunun en mükemmel tecellileri şeklinde. Nezaketliler, bağırtı yok çağırtı yok, küfür yok, kargaşa yok, gerilim yok. Eşyalar güzel, ev güzel, yiyecekler güzel, elbiseler güzel, ayakkabılar, kemerler her şey güzel. Manzara güzel, bahçe güzel, sevdiklerimiz güzel, her şey güzel. Cennet gibi ortam. Akıl almaz acı çekiyorlar. Kıskançlıktan deliye dönüyor. O çöküntü içerisinde mesela daha 25 yaşındayken 40 yaşında gibi oluyor. O ızdırap ve hasetten perişan oluyor. Daha 50 yaşına varmadan da bin bir türlü hastalıktan çöküp gidiyorlar birçoğu. Haset içinde yaşarsan acıların çocuğu olmanın dışında bir yolun olmaz. İmana döneceksin, İslam’a döneceksin, Kuran’a döneceksin. Her şeye hayır gözüyle bakacaksın. Şeytandan Allah’a sığınırım, “Kalpler ancak Allah’ın zikriyle felah bulur” diyor. Sen kendini acının içine atmışsın ve sürünüyorsun.

Yaratılış TR, “1999 yılında düzenlenen bir ayinde şeytanın Hz. Hızır (as)’ı görüp denize kaçarken bulunduğu binada büyük oyuk oluşturduğunu söylemiştiniz.” Evet dedim. Öyle duydum, öyle gördük, öyle söylediler. Yani güvenilir insanlardan öyle duyduk. Fotoğrafını gördük. Olayın doğruluğuna dair şahitlerden ifadeler bize südur etti. Binada Kuran yakmaya kalktılar, şeytan çağırdılar, ayin yaptılar İngiliz derin devletinin alçakları. Şeytan temessül etti, adamın içine girdi, çok büyük rezalet çıkaracaklardı, büyük operasyonlar, büyük kepazelikler yapacaklardı Allah feci şekilde belalarını verdi. Ve şeytan delirdi Hızır (as)’ı görünce büyük bir yarık oluşturarak kaçtı. Bunu duyduk. Güvendiğimiz büyüklerimizden duyduk. Olay yerinde gördük. Olay yerinde Kuran yakıldığını da duyduk. Domuz kanı şu bu falan akıl almaz rezalet çıkarttıklarını da biliyoruz duyduk. Ve konuyu örtbas etmek istediklerini de biliyoruz. Ama tabii depremde insanlar şehit oldu, şehitlerin hükmü cennettir. Onları ben tenzih ediyorum. O şeytan çağırılan binadaki olayı ben anlatıyorum sadece. Ve akıl almaz korktular ondan sonra ve hizaya gelmişlerdi. Fakat ferahlamadılar. Yeniden belalarını arıyorlar. Yine aranıyorlar şu aralar. Bak darbe yapmaya kalktılar yine İngiliz derin devleti o da başlarına geçti, hayretler içinde kaldılar. Onların derdi hedefi belirli kişilerdi. Onların gözünün önünde o kişiler yer değiştirdiler gözlerinin önünde ama Allah gözlerini kapadı.

Resulullah (sav) de öyle biliyorsunuz. Müşrikler Resulullah (sav)’a suikast yapmak istediler. Resulullah (sav) yerden bir avuç kum aldı -dua mahiyetinde- serpti hiçbiri göremedi, Resulullah (sav) geçti gitti fark edemediler. Yani kum orada vesile kumla alakası yok.

Nereden duyduk? Duyuyoruz işte geliyor bize bilgi sevdiklerimizden, büyüklerden, alimlerden duyuyoruz.

FETÖ’yü kullanıyor. FETÖ onlar için çok alelade bir yapı. Yani o FETÖ gibi kullandıkları çok ayak takımı var, çok sıradan insanlar var.

Alper, cinler var. Hayalet dedikleri cindir. Görüntü halini alabilir cin. Duman halini bir kere alıyor, bu doğru net. Fotoğrafları da var. Böyle azot gazı gibi duman haline gelir cin. Ama sonra o şekillenir, şekil halini alır yani insan görüntüsü alabilir ama çok çabuk eriyip yine yok olur. Çok hafif yani ne kadar sürer? On saniye, on beş saniye falan sürer. Görüntü halini alabilir ve konuşabilir. Ama genellikle ilk safhada kalırlar yani azot gazı gibi böyle beyaz duman haline gelir cin çağırıldığında bu doğru. Ha nerde gördüm? Ben görmedim. Görenlerden duydum. Ama sağlam yani bana güvenebilirler, ben öyle emin olmasam söylemem.

İrfan Celalettin Meral; Mehdi (as) şeytanı ezecek. Yani şeytan yine işte azot gazı gibi Mehdi (as)’nin ayaklarının dibinde oluşacak, şekillenecek, ayağıyla dağıttığında da Mehdi (as), şeytan ölmüş olacak. Bunu bir ihtimal herkes görmeyebilir, yanındakiler belki göreceklerdir. Ama hadiste var. “Mehdi, şeytanı bizzat ayağıyla ezerek öldürür” diyor. Şeytan, iblis. Yani o deccalın bağlantı kurduğu şey şeytan. Deccalın üstüne çöken şeytan Mehdi (as)’nin ayaklarının dibine gelecek yani ona musallat olmak istiyor. Orada da Mehdi (as) eziyor. Çünkü Mehdi (as)’ye gücü yetmiyor. Metafizik olarak korunur Mehdi (as). Cebrail (as) sağında, Mikail (as) solunda, İsrafil (as) de önünde. Ve “Üç bin melekle korunacak” diyor Peygamberimiz (sav). Onun için şeytan yaklaşamıyor. Yani deccalın şeytanı yaklaşamıyor. Yoksa mesela deccalın içinden çıkıyor, deccal mahvoluyor o şeyde. İsa Mesih ona tuzun suda eridiği gibi erir diyor ya hadiste, işte olay o. Kaçıyor, Mehdi (as)’nin ayaklarının dibine geliyor. Kendince ne amaçla olduğunu bilmiyorum. Mehdi (as) de ayağıyla ezip orada onu öldürüyor.

Tabii benim anlattıklarım hep nakil yani alimlerden duyduklarımız, sevdiğimiz, güvendiğimiz insanlardan duyduklarımız. Benim gözümle gördüğüm bildiğim bir şey değil. Ama ben bir şey söylüyorsam dikkat ederseniz şuana kadar çıkmayan hiçbir şey olmadı. Ne dediysem istisnasız hepsi doğru çıktı. Ben boş bir şeye insanları çekmem. Doğru ise söylerim.

“Siz dünyadaki Müslümanların aydınlık yüzüsünüz, dünya Müslümanlarını temsil ediyorsunuz. İhtişamınız, konuşmalarınız her haliniz muhteşem. Allah’a sonsuz şükürler olsun ki sizi yaratmış. Baş tacımızsınız. Yoluna, aşkına, seni Yaratan’a sevgimiz sonsuz, seni yaratan Allah’a canım feda olsun” diyor. Defne Akar.

“O kadar güzel bakıyorsun ki mutlu oluyorum seninle, o kadar güzel gülüyorsun ki mutlulukları yaşatıyorsun o anda. Cansın, çok sıcak sevgi dolu yüreksin sen. Seni canımdan çok seviyorum” diyor. Emine Hanım yazmış Emine Çakır.

Musevi dua kitabı Midraç’ta anlatıldığı üzere “Moşiyah, Roma’nın” yani Konstantiniye’nin “kapılarının hemen dışında kendi vaktini bekleyen biridir.” Yani İstanbul denen merkez değil de İstanbul’un hemen yakınında bir yerdedir diyor Tevrat’ta. “Kapılarında arayın” diyor ya işte kastedilen odur. Yani içinde değil İstanbul’un yani merkez İstanbul değil, İstanbul’un kapılarında, kapısında.

“Ahir zamanda, Davutoğlu Mesih Moşiyah yediden fazla telli bir arp çalacak” yani yediden fazla, normalde arpda fazla tel olmuyor. Neyde olur bu? Kanunda olabilir. Herhalde öyle bir usulen hükmen ona benzer bir çalgıyı çalacağını belirtiyor Musevi kaynakları. “Yediden fazla telli bir arp çalacak” evet kanunun dışında öyle bir saz yok değil mi?

Ama bu çok garip değil mi? Mesela Moşiyah Mehdi kıyamete yakın bir devirde geliyor, saçına parlatıcı bir krem veyahut herhangi bir şey sürüyor sakalına da. 4000 yıl önceki insan onu örnek alıyor. Zaman nereden nereye geçiyor? Moşiyah Mehdi geçmiş zaman oluyor onlara göre bir anlamda. Değil mi? Zamanın başından zamanın sonuna. Zamanın sonundan zamanın başına bir geçiş var. Onun lakabı Moşiyah, bütün krallara, peygamberlere Moşiyah lakabı da veriliyor aynı zamanda Hz. Musa (as)’dan sonra. Mesih evet.

YASİN GÖKER: Siz demiştiniz “Allah kaderi blok halinde yaratıyor” diye.

ADNAN OKTAR: Evet. Yani geçmişle gelecek Allah katında bir oluyor, tek oluyor.

Basit insanlar, aklı zayıf insanlar ahir zamanı değerlendiremiyorlar. İmtihan dünyası. Beyni gelişmiş, aklı gelişmiş, derinliği güçlenmiş Allah tarafından onlara bu güç verilmiş insanlar, Allah’la bağlarını alabildiğine güçlendiriyorlar. Allah’a sevgilerini alabildiğine güçlendiriyorlar. Allah’tan korkularını alabildiğine artırıyorlar. Cennetteki makamları gittikçe gelişiyor. Aklı zayıf olanlar da özel yaratılıyor. Belki de ahirette onların olmadığını göreceğiz, bir kısmının. Yani bize imtihan olarak gösterilmiş hayalet insanlar olduklarını anlayacağız. Çünkü Allah diyor ki; “Onlar ölüdürler.” Ölüyse ölüdür zaten. Ölü nedir? Yok hükmündedir. Hayal ve görüntü olarak sonsuza kadar kalır ama ruhu yok. Var olan bir şey sonsuza kadar yok olmaz. Var olan hiçbir şey yok olmaz. Sadece insanın hatırlamak istemediklerini Allah hatırlatmıyor ahirette. O kişiye ve etrafındaki hiç kimseye geçmişinde olan, hoşuna gitmeyecek bir şey hatırlatılmıyor Allah tarafından.  Ama hiçbir şey sonsuza kadar kaybolmaz. Yani hiçbir şekilde kaybolmaz. Görüntü, resim, böcek, kuş, toz... Mesela pencerenin kenarında çok küçük bir toz parçası düşünün, ufak; sonsuza kadar kaybolmaz. O küçük toz parçasının içerisinde bir uzay olur, bir alem olur. Sen onu çok küçük diyorsun ama onun içinde yaşayan insanlar onun içinde yaşayan evrene bir git sen, o toz parçası bir başkası için bir gemidir, bir başkası için uçsuz bucaksız bir evrendir, bir başkası için galaksileri içinde barındıran bir yapıdır, bir başkasına göre hiç yoktur, bir başkasına göre atom kadar küçüktür. İzafidir bunlar, hepsi.

Nur Hilal, “Sizi çok seviyorum çok özlüyorum.”

“Selamun aleyküm Hocam, Uğur Dündar ‘bugün birlik zamanı’ diye bir twit atmış, gözlerime inanamadım Hocam. Daha düne kadar hükümete ona buna laf söyleyen bu kişiler şimdi beraberlikten bahsediyor.” Niye canım? İyi bir şey söylüyorsa güzel yani orada şaşıracak bir şey yok. ‘Bugün birlik zamanı’ bizim kullandığımız bir sözdü, aklında kalmış demek ki. Olumlu etkisi olmuş, güzel.

Hazreti Ali (kv) , Resulullah (sav)’den şöyle duydum diyor: Resulullah (sav) ferman etti ki; “Kıyametin kopması için zamanda sadece bir günden başka vakit kalmamış olsa da -bak kıyametin kopması için zamanda sadece bir günden başka vakit kalmamışta olsa- “Allah Celle Celalühü benim ehli beytimden Mehdi’yi gönderecek. (Süneni Ebu Davut 5/92) Süneni Ebu Davut Kütüb-i Sitte’nin en güvenilir eserlerindendir yani Sünni fıkhın ana kaynaklarındandır. Yani namaz, oruç, zekat gibi konularda hükümler genellikle Buhari, Müslim ve Davut’tan çıkarılır. En muteber hadis kitabında bu geçiyor.

İbn-i Mace ve Ebu Naim ve Ebu Hureyre’den tahriç ettiler. Süneni ibn’i Mace o da çok önemli bir hadis kitabı. Kütüb-i Sitte yani. O dedi ki; Peygamber (sav) buyurdu: “Eğer dünyadan bir gün kalsa Allah o günü uzatır ve ehli beytimden birisini” yani Mehdi’yi “melik kılar” melik. (Kitab’ul Burhan Fi Alametil Mehdiyyil Muntazar – El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-İl Muntazar)

“Adnan Hocam neden hep yakışıklı ve güzel bayan talebeleriniz var? Hiç mi normal görünümlü talebeniz yok? Neden halktan birini...” Biz hepimiz halkız zaten ama güzel insan, tebliğci insanın güzel olması Peygamberimiz (sav)’in sünnetidir. Peygamberimiz (sav) mesela İstanbul’a tebliğ için Hazreti Dıhye’yi göndermişti. Resulullah (sav)’a benziyordu, yani yakışıklılığı, kahredici bir yakışıklılıktı. Hazreti Dıhye İstanbul’a geldiğinde tebliğe, Bizans’ın kadınları böyle bellerine kadar sarkarak pencerelerden sokaklara döküldüler. Bütün Bizans böyle yıkıldı adeta. Huneyn’e geldiğinde, üstünde çok pahalı bir cübbe var, çok yakışıklı ama nefes kesici. Hanımlar çok beğeniyorlar yani görünümünü, nefes kesici buluyorlar. Tebliğde de çok başarılı oluyordu. Osmanlı’da da bu gelenek devam etti. Hazreti Süleyman (as) da kendi sarayında görevli olan bütün delikanlıları hep çok yakışıklılardan seçiyor. Hizmetli olan hanımların da hepsi çok çok güzel oluyorlar ve çok şık giydiriyor. Sebe Melikesi Belkıs geldiğinde nefesi kesiliyor, onu çok övüyor zaten.  Yemek takımlarını, yemeğin mükemmelliğini, binanın ihtişamını, mobilyalardaki güzelliği, kakmaların güzelliğini, kaplamaların güzelliğini, hayvanları, kuşları, hizmetçilerin kıyafetlerini ve insanların güzelliğini öve öve bitiremiyor Sebe Melikesi. Hazreti Süleyman (as) çok şakacı bir peygamberdi. Sırf şaka yapmak için havuz yaptırıyor, aynısıyla havuz.  Yani derin bir havuz görünümünü net vermiş, dalgalanması falan her şeyi tam. Şuan o teknolojiyi yeni yeni yakalıyorlar. Sebe Melikesi’ne diyor ki ‘buyur havuza gir’ diyor. ‘Derin bir su sandı’ diyor ve ‘bacaklarını açtı’ diyor bak derin bir su sandı. Gelenekçi kaynaklarda daha önce de anlatmıştım. Mübarek diyor gözü şeriflerini eli şerifleriyle kapattı diyor. Sırtını döndü, ‘ey kadın bacaklarını ört dedi’ diyor. Ya atıyorsun yapma etme ya ayıp. Zekamızla alay eder gibi. Onu yapacak olan insan onu yapar mı? Havuzu onun için yaptırıyor zaten. Şaka yapmak için yaptırıyor. Ne zoru? Niçin öyle bir şey yapsın? Çeşit çeşit atışlar var. Bir tane iki tane değil. Birinde de gözünü kapadı, birinde de sırtını döndü diyor. Diğer bir rivayette uyardı kadını diyor ‘bacaklarını ört ey kadın’ dedi, diyor. Havuzu yaptıran o, havuza gir diyen de o, derin görünümünü vermiş. Kadın da diyor ki ‘derin bir su sandı’ diyor ayette ve ‘bacaklarını açtı’ diyor. Ne oyun oynuyorsun? İşte açmış bacaklarını. Allah’a ahlak öğretiyorlar. ‘Atların bacaklarını okşadı’ diyor ‘boyunlarını okşadı’ diyor Hazreti Süleyman (as) için. Adamların bir acayibine gidiyor. Bunlarda bir ahlak anlayışı var, Allah’a ahlak öğretmek peşindeler. Dinsizsen, dinsiz olduğunu söyle kardeşim ne uzatıyorsun yani. Allah’a ahlak öğretmeye kalkma.

Darbecilere direnen polislerimize ikramiye tabir edilen, o güzel bahşiş sistemini hemen devreye sokmaları lazım. Bekletmeye gelmez. Hemen o güzel insanların ikramiyeleri ödensin, süratle.

“Sizi özlüyorum ve çok seviyorum” Nur.

İngiliz derin devleti evet.  Sayın Kılıçdaroğlu’na saldıran da yine İngiliz derin devleti. Sayın Kılıçdaroğlu kabadayıdır, delikanlıdır, Alevi aslanıdır seyittir. Böyle olaylar onu coşturur. Hiç kaale almaz yani. Devlet terbiyesi almış çok efendi, nezih, kaliteli klas bir insandır Sayın Kılıçdaroğlu. Çok değer verilecek bir insandır, muhterem bir insandır. Cumhuriyet Halk Partisi inşaAllah kadrini kıymetini iyi bilir. Bu olaylarda gazi olmuş oldu, saldırıya uğradı. Bir nevi gazi hükmünde olmuş oldu.

CAN DAĞTEKİN: Bugün yaptığı açıklamada ‘bizim kitabımızda umut kesmek yok’ demişti Hocam.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. CHP Türkiye’nin medarıiftiharı olan partilerdendir. Atatürk’ün  yadigarıdır. Cumhuriyet Halk Partisi her zaman başarılı olarak görevine devam edecektir.

“Hocam Mehdi aleyhisselam şuanda kaç yaşında?” Zafer Murat Eken.  Mehdi (as) ileri yaşlarda fakat genç görünümlü olacak diyor “Resulullah (sav). İleri yaşlarda fakat genç görünümlü. Şuan kaç yaşında olduğunu bilmem ama bütün alametlerin çıkması Mehdi (as)’nin çıkışının da elan çok yakın olduğunu gösteriyor. Şu köprü hadisi artık nefes kesecek, ben eskiden düşünüyordum, bu iki köprü nedir? Sonra ikinci köprü yapıldı hatta üçüncü köprü yapıldı. Ama bak iki köprüde diyor köprü tutulacak. Mesela üçüncü köprü var ama o daha işlemiyor çok manidar bu yani. İki köprüde diyor köprü tutulacak diyor. Köprüde askerler olacak diyor tabure diyor çok açık. ‘Saçaklı yıldızlar uçacak’ diyor ve ‘köprüde yağ taşlarının üstü kanla dolacak’ diyor ve ‘bu olay yayılacak’ diyor fersah olarak yani yaklaşık hadise göre, otuz kilometre çapında yayılacak diyor ve ‘kadınlar’ diyor ‘kadınlardan şehit olanlar olacak’ diyor. ‘Bir kadını öldürmek şehit etmek, bir kamçıyı sallamak kadar kolay olacak’ diyor.  Kurşunla şehit ettikleri için, hafif bir hareketle onları şehit edecekler diyor. O olaylar anında, çok fazla deprem olacak ve İstanbul içindeki münafıkları atacak diyor. Hakikaten ne kadar katil, üçkağıtçı ahlaksız varsa hepsi tutuklandı. Ne kadar münafık varsa, demirin pasını attığı gibi atacak diyor. Medine’de İstanbul’da olacak bu olay diyor.

ERDEM ERTÜZÜN: Yılın başında, münafıklığın sonu olacak demiştiniz  bu yıl için.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Evet bu sene münafıkların kazılacağı yıl olacak.

Münafıklıkla ilgili kitabım çıktı, İngilizcesi çıktı. Şimdi münafıklıkla ilgili ikinci kitabım çıkıyor.

“İşte bu olay” diyor İmam-ı Sadık şöyle buyurdu: Resulullah ferman etti ki, “İki köprü engellendiğinde işte bu Ehli Beytimden kaim Mehdimizin zuhur zamanıdır. (Melahim vel Fiten, İbni Tavus, s. 181) Bin yıllık eser.

GÖKALP BARLAN: Zamanını da belirtiyor. Temmuz ayında olacağı söyleniliyor.

ADNAN OKTAR: Hayret mesela ayı da söylüyor. Şevval’de diyor. Zilkade’de diyor, şimdi Zilkade’deyiz, harp konuşmaları olur, şuan harp konuşmaları var. Her yerde harp konuşması var ‘Türkiye savaşa girdi, savaşa başlamak üzere...’ falan diye. Hakikaten sınır dışına çıktı ilk defa Türkiye, bu Zilkade’de oldu.

HAKAN KURTUL: Hocam Almanya hükümeti vatandaşa erzak depolayın diye halkına uyarıda bulunmuştu iki gün önce.

ADNAN OKTAR: Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bugün öğleden sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan, Putin ile bir telefon görüşmesi yaparak ‘Halep’te mahsur kalan sivillere insani yardım ulaştırılması’ konusunu görüştü. Fırat kalkanı harekatı hakkında da görüş alışverişinde bulunuldu. Erdoğan ve Putin Çin’deki G20 zirvesi esnasında, ikili görüşme yapma konusunda mutabık kaldılar.

ADNAN OKTAR: Putin iyi delikanlıdır. Hataları yanlışları var ama dürüst iyi delikanlıdır. Tayyip Hocam da yaman delikanlıdır. İkisi bir araya gelsinler bayağı güzel şeyler yapabilirler. İran da dürüst bir ülkedir, temiz bir ülkedir. İnsanları da temizdir. İran’ı da çok güçlü kucaklasın Tayyip Hocam.  Yok işte Acem falan. “Evet Acemiz var mı lan diyeceğin” diyecek bu kadar basit. Yani söyleyen böyle desin. Acem olmak bir nimettir güzeldir. Biz Acemleri seviyoruz, İran’ı seviyoruz, Şiileri seviyoruz laf söyletmeyiz. Sen Acem hayranı mısın? Evet Acem hayranıyız. Nereden çıkarttın bu lafı sen? “Rum hayranı mısın?” diyor. Evet Rumları seviyoruz. Yahudileri seviyoruz, Musevileri seviyoruz, Rusları seviyoruz, Ermenileri seviyoruz yani sen sevmiyor olabilirsin biz seviyoruz. Lafa bak ya Acem taraftarı, Acem bilmem neyi... Acem, biz binlerce sene beraber yaşadık Acemlerle, nur gibi insanlar. Şiiler de son derece dindar tertemiz insanlar. Laf mı bu? Tayyip Hocam İran’ı kucaklasın, Rusya’yı da kucaklasın. Kucaklamayı daha güçlendirsin. Korkmasın, zaten korkmaz o da evelAllah doğru yolda gidiyor.

BÜLENT SEZGİN: Daha önce bu tip yazılar yazanlara sormuştunuz ‘kimi seviyorsunuz onu söyleyin etrafımızdaki bulunan ülkelerden’ diye. Hiç kimseden ses gelmemişti.

ADNAN OKTAR: Tabii ki hiç kimseyi sevmiyorlar.

KARTAL GÖKTAN: Bugün boğazın üçüncü incisi olan Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün açılışı yapıldı. Köprümüz dünyanın en geniş ve üzerinde raylı sistem bulunan dünyanın en uzun asma köprüsü. Bu köprüyle 1 milyar 785 milyon dolarlık ekonomik kaybın önüne geçilmesi hedefleniyor. Açılışa Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar Paşamız, Bahreyn Kralı, Bosna Hersek Başkanlık Konseyi Başkanı, Makedonya Cumhurbaşkanı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, Bulgaristan Başbakanı, Pakistan Pencap Eyaleti Başkanı, Sırbistan Başbakan Yardımcısı, Gürcistan Başbakan 1. Yardımcısı da katıldı.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam, düşmanlarını fıtık etmiş. İyi yapmış. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Törenin güvenliğinde sizin de tavsiye ettiğiniz gibi uçaksavarlar, savaş gemileri ve helikopterlerle birlikte büyük bir koruma ordusu da vardı.

ADNAN OKTAR: Olmuş, güzel olmuş. Boğaz köprüsünün şekli pergele de benziyor, A harfine de benziyor güzel olmuş.

KARTAL GÖKTAN: 3. Köprünün gece görünüşü de var Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Tayyip Hocam çok büyük kıyak yapmış. Çok iyi olmuş. İyi. Şuan kamyonlar falan geçiyor mu buradan?

GÖKALP BARLAN: Yarın.

ADNAN OKTAR: Yarın tam olacak. Yarın kaçta?

MEHMET YILDIRIM: Bu gece 12’den sonra.

ADNAN OKTAR: Ne güzel. Yarından itibaren yollar bomboş demektir.

Necla E, “Canım Hocam ilminin derinliği hayranlık uyandırıyor çok heyecan verici ellerinin beyazlığı nuru da çok dikkat çekici maşaAllah. Çok özel bir insansın. Senin sevdiğin ve güvendiğin salih Müslümanlardan olmayı çok istiyorum.” İşte Cenab-ı Allah’ın rızasını kazanırsan yeterli. O zaman Allah sana insanları da sevdirir, sen de insanları seversin.

“Canımın içi nur yüzlü bir tanem seni çok çok seviyorum. Bugün iki oğlumla beraber elmas hükmündeki değerli kitaplarından 55 adet dağıttık” diyor. MaşaAllah.

‘Amerika Birleşik Devletleri, Irak’ta eğitip silahlandırdığı Şii militanları kontrol edemiyor. İran ve ABD’nin eğitime silah verdiği Şii militanlar heyecanla Musul operasyonunu bekliyor. Irak’taki Sünni liderler ve batılı Türk diplomatlar ise Şii militanların Musul’da daha büyük kıyım yapmasından endişe ediyor’.  Musul Sünni’ymiş.  İran Devlet Başkanı açıklama yaparsa öyle bir kıyım olmaz.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Makaleleriniz hakkında bilgi vermek istiyorum.  1845'ten beri yayınlanan Malezya’nın en köklü gazetelerinin başında gelen News Straits Times gazetesinde ve internet sitesinde ‘Homoseksüellik klanına dikkat’ başlıklı yazınız yayınlandı. Yazınızda Kuran'da haram kılınan homoseksüelliği makul göstermeye çalışan kirli ittifaktan bahsediyorsunuz. Züppe, homoseksüel, anarşist milli değerlere değer vermeyen, İslam’a zıt, İslam'dan utanan, entel, özenti, aşağılık kompleksi olan bir Müslüman gençlik oluşturmayı hedefleyen bu kirli ittifaka karşı Müslümanların uyanık olmasını hatırlatıyorsunuz ve Müslümanların hiçbir koşulda hiçbir aldatmacayla İslami değerlerden ödün vermemelerinin önemini vurguluyorsunuz.

İsrail'in önde gelen günlük İngilizce gazetesi Jerusalem Post’un hem basılı gazete yayınında hem de internet sitesinde ’İsrail’in ardından yeni hedef Ermenistan’ başlıklı yazınız yayınlandı. Yazınızda 1915 olaylarının İngiliz derin devletinin provokasyonlarına kanmış iki kardeş milletin düştüğü büyük bir hatadan başka bir şey olmadığını anlatıyorsunuz. Ermenistan ile ortak tarihimizin getirdiği kardeşlik duygusunu yeşertilmesinin şart olduğunu vurguluyorsunuz. Ülkemizden ayrılmak zorunda kalan Ermeni ve Musevi vatandaşlarımızı yeniden kazanmak için atılması gereken adımlardan bahsediyorsunuz.

Merkezi Londra'da bulunan Irak'ın günlük Arapça gazetesi olan Ez Zaman’ın hem basılı yayınında hem de internet sitesinde‚ ‘Radikalizmin ilacı Kuran’dır’ başlıklı yazınız çıktı.

Tayvan’ın önde gelen İngilizce gazetelerinden The China Post’ta ’Darbe zihniyetini yenmek’ başlıklı makaleniz yayınlandı. Devletlerin kendi toplumlarını bağnazlıktan ayırıp kendi içlerinde kaliteyi ve demokrasiyi güçlendirdiklerinde o ülke üzerinde mühendislik çalışması darbe yapılmasının mümkün olmayacağını anlatıyorsunuz. Son olarak Suudi Arabistan’ın önde gelen Arapça günlük gazetesi Mekke Newspaper ve internet sitesinde de, ’Erdoğan’ın Putin ziyareti neyi simgeliyor?’ başlıklı makaleniz yayınlandığı maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Şahane. Şimdi hangi gazeteler bir daha baştan say bakalım. Ne yazıldığına değil de gazeteleri say.

KARTAL GÖKTAN: Malezya'nın en köklü gazetelerinden News Straits Times gazetesi, İsrail’in önde gelen günlük İngilizce gazetesi Jerusalem Post hem basılı yayını hem internet sitesinde. Merkezi Londra'da bulunan Irak'ın günlük Arapça gazetesi olan Ez Zaman’ın hem basılı yayınında hem internet sitesinde, Tayvan’ın önde gelen İngilizce gazetelerinden The China Post’ta ve Suudi Arabistan’ın önde gelen Arapça günlük gazetesi Mekke Newspaper’da en son yayınlanan makaleleriniz bu şekilde.

ADNAN OKTAR:  En sonunu bir daha söyle.

 

KARTAL GÖKTAN: Suudi Arabistan’ın önde gelen Arapça günlük gazetesi Mekke Newspaper ve onun internet sitesi.

ADNAN OKTAR: Bak en hayati noktalar. İran, Rusya, Suudi Arabistan, İsrail, İngiltere, Amerika. En hayati noktalarda en hayati konular en hayati anlatımlarla mükemmel anlatılıyor Allah’a şükür.

Uğur Fidan, “Sizdeki bu Mehdiyet’i deşifre için sanırım çocukluğunuza inmemiz gerekiyor ya da Siyonist’in size verdiği göreve sizce hangisi?” diyor Üçüncü bir yol bırakmamışsın ki sen, nasıl yapacağız? Çocukluk da değil daha babamdan doğmadan Mehdiyet’i savunuyordum ben. Babam daha yokken. Babam daha doğmamışken ben Mehdiyet’i kaderde savunuyordum ve vefatıma kadar da bu görevime devam edeceğim. Siyonist’i ben size öğrettim Allah aşkına. Siyonist ne? Bana yaz buraya. Ben sana ne diyorsan cevap vereceğim. Siyonist’in ne olduğunu bilmiyorsun ki. Her birinin ayrı bir Siyonist açıklaması var. Siyonist ne? Şuan bakın araştırın derli toplu bir tane Siyonist’i açıklayan yoktur dünyada. Her biri bir ayrı kafadan konuşuyor. Kardeşim Siyonist, Siyonizm, toplantıda adamlar karar veriyorlar, “Bir İsrail devleti kuralım” İngiliz derin devletinin elemanları. Ve devleti kuruyorlar “burada sizin yaşama hakkınızın adı Siyonizm’dir” diyorlar konu bu. İsrail'de Musevilerin yaşama hakkının adı Siyonizm’dir. Dolayısıyla karmaşık bir şey yok. Siyonist bana görev vermez bana görevi Allah verir. Daha atamdan yedi atamdan önce Cenab-ı Allah kaderde ne dediyse ben onu yapıyorum. İslam’ı anlat dedi ise anlatıyorum . Bunu söyle diyorsa söylüyorum. Mesela sen bu yazıyı kaderinde yazmakla mükellefsin. Daha babandan doğmadan bu yazıyı sen yazmıştın baban daha doğmadan, ben de babam daha doğmadan sana bu cevabı vermiştim kaderde. Zamanı geldi bu zahire çıktı. Bu film gibi aktı zahire çıktı. Ama dışardan bakan biri benim ta Abdülhamit döneminde bu cevabı verdiğimi görür. Fatih Sultan Mehmet döneminde cevabı verdiğini görür dışardan bakan dördüncü boyuttan bakan. Ta Hazreti Süleyman (as) devrinde sen bu soruyu sormuştun. Ben de bu cevabı vermiştim sana. Uğur Fidan anladın değil mi? Bak bu isim bile kaderinde. Bak U,Ğ,U,R,F,İ,D,A,N. Kaderinde dizilmiş bu harfler hiç şaşmaz. Bende de Harun Yahya. Harun ve Yahya. Adnan Oktar belirli. Ne zaman? Daha Hazreti Adem (as)'in çamuru karılırken benim adım vardı. Senin adın da vardı. Allah katında tek bir an vardır.

Çağrı Yıldırım06, “Hangi dini yaşıyorsun?“ İslam tabii ki. Ama müşrik için İslam dinini yaşayan birisi Müslüman değildir. Bir müşriğe sorduğunda o kendisinin doğru yolda olduğunu düşünür. Halbuki Kuran'a uyana biz Müslüman diyoruz. Kuran'a uymayıp ilave getiriyorsa çıkartma yapıyorsa ona da müşrik denir.

İkinci anlamında diyorlarsa Siyonist’i, Tevrat’ta vaad edilmiş topraklara da siyon deniliyor. Vaad edilmiş topraklar ama kime vaad ediliyor? Kime vaad ediliyor? Hz. İbrahim (as)’e. Senin nesline diyor. Ve senin neslinden gelecek olan Moşiyah yani İmam Mehdi’ye vaad ediliyor siyon toprakları vaad edilen topraklar. Hz. Musa (as) Ürdün’de dağların üzerine çıktı Ürdün Dağları’nı gördü bütün araziyi. Ama ona nasip olacak arazi değil. Allah Moşiyah’a nasip olacak araziyi ona gösterdi. O merak etti Moşiyah’a nasip olacak olan araziyi. Ürdün Dağları’nın üzerine çıktı gördü ve sonra vefat etti. Ürdün Dağı’nda da gömüldü. Asasını da kızı sakladı bir mağaraya. Yani tabii eşi de var kızı da var birlikte sakladılar, küçük bir grubu vardı Hz. Musa (as)’ın. İlk derin devlet. İlk derin devlet daha da eskidir ama ilk derin devlettendir. O zaman kurmuştur Hz. Musa (as). O daha hala devrimize kadar devam edilir Kuran'da buna işaret edilir. “Musa'nın kavminden adalet ve iş gören bir topluluk vardır” diye bu yüzyıla kadar gelen derin devletten bahsedilir. Kimse bilmez, bilen bilir yani. Sonra o asa biliyorsunuz Mehdi (as) tarafından ileride bulacak. Asayı saklayan yani eliyle yerleştiren Zifora’dır. Ama Hz. Musa (as)'nın ailesi de oradaydı yani diğerleri de oradaydılar. Yani tek ekip değildi, Zifora tek başına mağaraya girmiş değil.

Mesela ve Zebur’da geçer Siyon 87/1, “Rab Siyon’u kutsal dağlar üzerine kurdu.” Yani büyük bir arazidir, çok büyük bir arazidir. Mehdi (as)’ye vaad edilmiştir. İçine Suudi Arabistan’ı da alıyor Türkiye'yi de alıyor, Mısır'ı da alır içine, Kıbrıs. Çok çok geniş bir arazi. Kudüs hepsi, Ürdün. Vaad edilmiş kutsal topraktır. Mehdi (as) zahir olduğunda oralara hakim olacak.

Hz. Musa (as)’nın çok sevdiklerinden yakınlarından oluşan gizli bir topluluk Hz. Musa (as) devrinde vardı. Tevrat'ta onlar hakkında bilgi geçmez. Tevrat tarihini yazanlara tembih edilmiştir onlar hakkında bilgi verilmemiştir gizli oldukları için. Sonraki Tevrat yazımlarında da onlar hakkında bilgi verilmez. Mitras tarikatı diye biliniyor. Gizli bir yapılanmadır.

Davut soyundan Moşiyah Mehdi (as) tarafından Hz. Süleyman (as)’ın tapınağı yapılacak ilk büyük kıyamet alametlerinden birisidir. Sonra bu tapınak son kere bir daha yıkılacak yani yaklaşık 1543 gibi bir daha yıkılıyor ve Mekke yıkılacak. Mekke, bütün her yer ve Kabe. Kabe’nin binası yerle bir edilecek dümdüz arazi haline getirilecek. Tabii ona yönelik önceden tedbirler alınacaktır. Peygamber mezarları hepsi gizlenecek.

“Hocam size gelen eleştiri yazılarını aynen okumanız yazanları şok ediyordur. Televizyon tarihinde böyle bir olay yok, bir benzeri de yok.” Diyor. Hakikaten hiçbir şekilde okumazlar bu tip yazıları. Ben olduğu gibi aktarıyorum.

Mehdi (as) tek başına değil tabii ki. Bir kere Mehdi’nin (as) görünmeyen yardımcıları var. Cebrail (as), Mikail (as) ve İsrafil (as). Cebrail (as) sürekli sağında, Mikail (as) sürekli solunda, İsrafil (as) de önde yürüyor. Ve üç bin melek hiç ayrılmaz yanından Hz. Mehdi (as)’nin. Küçük bir grubu olacağını söylüyor Bediüzzaman Said Nursi. Hadislerde de geçiyor. Darwinizm’e karşı mücadelede kitapların yazılmasında küçük bir grup olacağını söylüyor Bediüzzaman. Bu çok müthiş bir detay. Bak Darwinizm’e ve materyalizme karşı kitap yazılmasında bir kitap grubu olduğu mesela bu hayret verecek bir detaydır. Darwinizm’i materyalizmi yıkacak diyor Mehdi (as). Bak, bu çok çok harika değil mi? Doksan yıl önce söylüyor bunu. Doksan yıl önce. Bir de 1910’da söylüyor, 1910 yılında Darwinizm’i materyalizmi yıkacağını. Ama kitapları yaparken diyor; yabancı bilim adamlarının kitaplarından istifade edecek, oradaki bilgileri alacak ve bir ekibi olacak. Onlarla da birleşerek kitapları yapacak. Onunla o birinci vazifeyi tam yapmış olacak, Darwinizm’i materyalizmi yıkacak diyor. Bu çok acayip değil mi? Bak, zaten talebeleri az diyor ama o az olan talebelerin içinde yine ayrı bir küçük grup oluşturacak diyor. Onla Darwinizm’i materyalizmi yıkacak kitaplar hazırlayacak diyor. Böyle bir adam metafizik bir insan değil mi kardeşim? Nereden biliyorsun mübarek. Darwinizm ondan önce de yıkılabilir hatta hiç yıkılmayacak hale de gelebilirdi. Öyle bir şey de Allah istese geliştirebilirdi, yıkamayacak hale getirebilirdi veyahut ondan evvel yıkılabilirdi. O yıkacak sadece diyor. Ve vakit ve hal müsaade etmez diyor bak, detaya bak. Nereden biliyorsun Mehdi (as)’nin vaktinin sıkışık olduğunu nereden biliyorsun? Hal de müsaade etmez diyor. Ondan önce bir taifenin uzun tasdikatıyla hazırladıkları eserleri hazır bir program olarak neşr ve tatbik edecek diyor. Bunun için küçük bir grubu olacak diyor, talebe grubu. Onlarla o birinci vazifeyi tam yapmış olacak diyor bu kitapları hazırlayacak diyor. İhlas, sadakat ve tesanüt sıfatlarına sahip bir kısım şakirtlerdir diyor bak; İhlas, sadakat ve tesanüt yani dayanışma var sadakat var ve halisler, samimiler. Said bir kısım şakirtlerdir diyor ve İstanbul’da olacak diyor Mehdi (as). Yerini de veriyor 1980’de çıkacak diyor. Net 1400 diye tarih de veriyor. 2010 gibi de iyice atağa geçeceğini söylüyor. 2020 gibi de dümdüz edecek diyor, 2021. Açık açık anlatmış.

“Moşiyah Mehdi gelene kadar Museviler asla gerçek anlamda korkudan uzak ve özgür olamayacaklar.” Yine bu Musevi kaynaklarında öyle geçiyor. “Son kez dünyada bir düzen hakim olacak daha sonra kıyamet kopacak” aynısı, hadislerin aynısı.

Hz. Musa (as)’nın eşi Zifora ve oğulları Gershom ile Eliezer, Mısır’dan çıkışın ardından Medyen’den geliyor ve buluşuyorlar. Bunun ardından ne eşi ne oğulları hakkında bilgi verilmiyor. O mesela eşi Zifora, oğulları Gershom ve Eliezer, mağaraya o asayı yerleştirirken oradalar. Ama hiçbir bilgi verilmiyor yani özel olarak tembihlendiler. Tevrat tarihi yazanlar yazmıyorlar. Hz. Musa (as)’nın izin vermemesinden kaynaklanıyor bu. Ondan sonraki hayatları hep gizli. Hz. Harun (as)’un kız kardeşi Meryem o da o ekibin içinde. Başka hanımlar da var Hz. Musa (as)’nın yanında ismi geçmeyen. Onlara kendi aralarında hemşire, kız kardeş falan diyorlar. Özel, gizli, kapalı bir yapılanma o devirde.   

Hüseyin, “Bu kadar şehit varken müzik olur mu? Eğlence olur mu?” diyor. Şehit her gün olur. Her gün de oluyor. Biz şehide yas tutmayız. Şehadet sevinç vesilesidir, iftihar vesilesidir, onurdur, asalet alametidir velayet alametidir, velilerin sonu şehittir. Hadis bu; velilerin sonu şehittir. Veli insanlar dolayısıyla, yas tutmak müşrik putperest adetidir. Sen her gün yas tutmamızı istiyorsun, bu PKK’nın istediği bir şey zaten. Türk milletini içine kapattırmak, yas tutturmak, hayatı felç etmek. Neşesiz, ağlayan, üzülen, bağıran, çağıran, feryat eden bir toplum meydana getirmek. Sonra çözümsüzlük sunduktan sonra İngiliz derin devleti devreye giriyor hadi bakalım diyorlar PKK ile anlaşmaya. Böyle bir şey olmaz.

Tabii ki tarikatların sapkın anormal yönleri var ama zaten bütün Müslümanlar üzerinde yani yüzde seksen doksan bir bozukluk var şuan. Bu Mehdi (as) devrinde düzeltilecek. Bu, Türkiye hükümetinin yapacağı bir şey değil. Şiilik de kalkacak, Sünnilik de kalkacak İslam tek olacak, tarikatlar da kalkacak ama bu Mehdi’nin (as) yapacağı bir şeydir. Sen bunu yapmaya kalkarsan ancak fitne ve kargaşa olur. Ve yapamazsın da ayrıca. Boş yere Müslümanları karşına alırsın, küstürürsün, darıltırsın, muhalif hale getirirsin. Onların derdi işte Fethullah Gülen cemaatiyle hepsi birleşsin bütün tarikatlar cemaatler hükümete cephe alsınlar ve hükümeti yıksınlar bunu istiyorlar. Seçimle yahut oyla nasıl oluyorsa demokratik yoldan. Çünkü Süleymancılar milyonlarca taraftarı olan bir topluluk. Menzil cemaati en az on milyon taraftarı vardır en az. Mahmut Hoca cemaati de en az birkaç milyon taraftarı olan bir topluluk. Sen onu karşına al bunu karşına al. Nurcular da öyle milyonlarca taraftarları var. Onların hepsini karşına alırsan hükümet diye bir şey kalmaz. Adam sana oy vermez bir daha.

“Hocam bayanlar sohbete değil de düğüne gelmiş havasındalar bu durum normal mi?” Zaten her gün düğün yapıyoruz. Müslümanların toplantısı düğündür. Her gün düğün. Burası aynı zamanda hem mescit hükmündedir, hem düğün evidir. Ve bu düğün İslam’ın hakimiyetine kadar devam edecek. İslam’ın hakimiyetinde de bütün dünyada düğün olacak.

Bak dünya tatlısına bak sen, gezici Kuran öğreticisi amca isteyene parasız Kuran okuma öğretiyor. Göstersene tatlılığını görelim.

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Hay Allah’ın nurlusu. Allah ömrünü uzun etsin. Allah sana sağlık sıhhat versin. Yazıyı yaklaştırsana. Ne yazıyor yazıda oku bakayım.

BÜLENT SEZGİN: Bir haftada yazı ile teknik Kuran öğretilir. Dersler iş yerlerinde işi aksatmadan on dakikada yapılır. Ücret talep edilmez. (Allah (C.C.) rızası içindir.)

ADNAN OKTAR: İşte Hayrettin Karaman falan okusun. Görüyor musun? Dünya tatlısını. Yüzünü bir daha göreyim. Sen ne mübarek kulsun ki böyle bir görev yapıyorsun. Şimdi sen bu adamları, bu insanları, bu mübarekleri hedeflersen Allah da seni hedefler. Sen onların başını belaya sokmaya kalkarsan, Allah senin başını belaya sokar. Bu insanlarla uğraşmak çok çirkin. Tabii ki olabilir yanlış yönleri ben tarikatların doğru yolda olduğunu, kusursuz olduğunu söylemiyorum. Ama sırası değil. Bir İslam hakim olsun, Mehdi zahir olsun, bir rahatlık olsun ondan sonra bunlar halledilir. Ama şimdi böyle işlere girersen ve sevgisizce ve gururla ve kibirle, büyüklük hissiyle Allah belanı verir. Neye uğradığını şaşırırsın. Tayyip Hocam bu adamlara müsaade etmesin. Kısa bir açıklama yapsın bu şamata sona ersin. Bunlar coştu. Rumi raksı yapıp bir şeyler anlatıyorlar bize.

Rahmetli Başbuğ Alparslan Türkeş, Mustafa Bağışlayıcı Hoca Efendi. Mustafa Bağışlayıcı Nakşibendi’ydi ismi. Sayın Alparslan Türkeş’in de hocasıdır. Göster. Başbuğumuz çok muhterem, çok mübarek bir insandı. Allah mekanını cennet etsin. Tok sesli yiğit bir insandı.

“15 Temmuz ardından şehit ve gazilerimizi anlatan videolar var. Onlar var mı sizde?

KARTAL GÖKTAN: Şuan yok.

ADNAN OKTAR: Bu Bahçeli için, Sayın Bahçeli için bir video hazırlandı.

KARTAL GÖKTAN: Evet o var.

ADNAN OKTAR: Onu göreyim. Sayın Kılıçdaroğlu için var mı öyle bir klip?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Onu da yayınla. Evet, Sayın Kılıçdaroğlu’nun etrafındaki korumalarını daha da artıralım. Zırhlı araç takip etsin. Otomatik silahla teçhiz edilmiş zırhlı araç. İçinde de en az üç bin mermi bulunsun zırhlı araçta. Efendim özel harekatçılar etrafını çepeçevre sarsınlar. Rahat rahat göğsünü gere gere gezsin. Tayyip Hocam’da da aynı, Bahçeli’de de aynı. Bu çakallara göz açtırmayalım. Özel harekatçı sayısı yıllardan beri rica ediyorum artırılsın, on bin yeterli değil. En az bir otuz bin özel harekatçı alalım.

KARTAL GÖKTAN: Yeni mezun olan özel harekatçılarımızın yemin töreninden de bir görüntü var Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bakayım kabadayılara. Hani Mehdilik yoktu? Hani Mehdiyet yalandı? Ne bu duyduklarınız? Tekbirlerle yer gök inliyor. Hepsi resmi polis. Hepsi kabadayı.

BÜLENT SEZGİN: Mezun olan özel harekatçıların resimleri vardı dua ederken.

ADNAN OKTAR: Bakayım koçyiğitlere. Aslan onlar aslan. Yalnız yaş limitini biraz geriye çeksinler. Kırk yaş bizim kabadayılarımızın kırk yaşında görev yapamayacağını iddia etmek zulüm olur. Kabadayı seksen yaşında bile kabadayıdır. Olmaz, onu düzeltsinler. Birde öyle şart şurt falan fazla uzatmaya gerek yok işte babayiğit, her delikanlı Osmanlı’yı, her Türk yiğidini alsınlar isteyen herkes gelsin. Mühim olan samimi olmaları, Allah’tan korkmaları, Allah’ı seviyorsa vatanını, milletini, bayrağını seviyorsa bitti. İlkokul mezunu bile olsa alsınlar.

Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu Menzil cemaatinin şeyhleriyle resmi var. Göster. Şimdi sen diyeceksin ki “Ey Menzil cemaati ben seni biraz kapalı buluyorum seni şeffaflaştırayım” adap ve edebin dışında bir şey yapamazsın. Saygıyla gider elini öpersin hürmetle. Böyle bir söz söylediğinde o tertemiz veli insanların kalbini mutazarrır edersin, rencide edersin. Kalbini kırarsan Allah da senin kafanı kırar, beynini kırar. Veliyi incitmeye gelmez. Tertemiz insanlar kimseye bir zararı zoru yok. Devleti seviyor, milleti seviyor, bayrağı seviyor, siyasete karışmaz, politikaya karışmaz, çıkarı yok hiçbir şey yok. Saygıya uygun bir ifade olmaz. Allah bela verir. Kimse felaket beklentisi içinde olmasın. Tayyip Hocam bu konuya artık bir son versin. Bir kısa açıklama yapsın bu adamların dili kapansın. Tarikatların düzene konulması işi Mehdi (as)’nin görevidir. Bekleyelim üç yıl, beş yıl yani acelesi yok. Bu insanlar bin yıl görev yapmış kimse de bunlardan zarar görmemiş. Nakşibendi tarikatından kim zarar görmüş? Kadirilerden kim zarar görmüş? Fethullah Gülen hareketi diyeceksin ama Nur hareketi değil ki o Risale-i Nur hareketi değil. Risale-i Nur’u kabul etmiyorlar. Nurculardan kim zarar görmüş? Süleymancılardan kim zarar görmüş? Bırak adamlar ne yapıyorsa yapsınlar ne şeffaflığı yok bilmem nesi falan.

Tarihte ilk darbe girişimi -çok var da yani- Milattan Önce 970’lerde Hz. Davud (as)’un büyük oğlu Absalon Hz. Davud (as)’a karşı bir ordu oluşturuyor krallığı ele geçirmek için. Bir saray darbesi yapmaya kalkıyor. Hatta halkın büyük bölümü Absalon’u destekliyor. Öyle ki bu süre içinde Hz. Davud (as) başka bir şehre sığınmak zorunda kalıyor. Sonra Davud (as)’a bağlı askerler Absalon’u bir mızrakla öldürüyorlar. Hz. Davud (as) yeniden başa geçiyor. Bu nedenle Hz. Süleyman (as) henüz on iki yaşındayken başa geçiyor bu darbe nedeniyle. Milattan Önce 970’lerde ilk darbe girişimi yani bilinen ilk darbe girişimlerinden.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere, hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü