Harun Yahya

Sohbetler (28 Ağustos 2016; 20:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler’e başlıyoruz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Herkes hoş geldi, sefa geldi. Muhabbet konusu ne?

HAKAN KURTUL: Kuran’da şevk ve heyecan.

ADNAN OKTAR: Allah’ın sanatını unutmamak çok önemli. Ona çok dikkat etmek lazım. Çok müthiş özen var insanın yaratılışında. Mesela hücredeki özen, kromozom, kofullardaki akıl, atomdaki akıl. Onun üstünden geçiyorlar yani o da ayrı bir şeytanın oyunu. Çünkü atomda görülen molekülün aklı insan aklından kıyaslanamayacak derecede üstün olduğu anlaşılıyor. Molekülde nefes kesecek bir akıl var. Bunu bir şekilde insanların dikkatinden kaçırmayı bir nevi büyü ile başarıyorlar, hipnozla. Sıradan bir insana bunu anlatsan aklı gider. Kromozomlardaki moleküllerin aklını görse. Çünkü molekül çok küçük bir şey, kapsamlı bir şey değil ama insan beyninden daha gelişmiş. Ama hücre içindeyken bu aklı gösteriyor. Serbest olarak bu aklı göstermiyor. Onun mükemmelliğini ve şaşırtıcılığını, şok edici yönünü deccal büyü ile insanların kafasından siliyor. Beyni adeta uyuşturuyor. Beyne akıl almaz bir güçle etki ediyor. Yoksa insanlar şok olur yani molekülün aklını gördümü çünkü alıyor sırtına parçayı alıp götürüyor. Arkadaşı bak geliyor simsiyah karanlık bir alemde. Ya diyor burada bir parça var bozuk bu diyor. Bunu sökelim arkadaş bize yardım edin diyor. Adamlar iki taraftan çekiyorlar ayırıyorlar o bozuk parça oradan özenle sökülüp çıkarılıyor. Sonra hemen diyorlar ilgili parçayı getirin. Koful mitokondri her şey devreye giriyor. Özel olarak imal ediliyor, alakasız bir yerden alıp getiriliyor imal edilmiş parça. Açısı, konumu, oturtuluşu, şekli tamamen orijinal olmak şartıyla oraya yerleştiriliyor, kontrol ediliyor. Sonra kapatın diyor kapatıyor. Şimdi bunu yapan molekül. Bunu anlatırken biyoloji dersinde insanlar bunu böyle böyle yapıyor diyor. İyi güzel diyor. Bu nefes kesen bir büyü ile elde ediliyor. Çok şaşırtıcı bir büyü ile. İnsan beyni buna böyle reaksiyon göstermez normalde. İnsan beyni şoka girer bunda. Sanki uyuşturucu verilmiş gibi çok yüksek dozda uyuşturucu verilmiş gibi insan beyni uyuşuyor ve bu akıl almaz hayretler içinde kalacağı, şoka gireceği mükemmelliği alelade görüyor. İşte şeytanın yaptığı büyü bu, deccaliyet. Mesela kafayı boş şeylere ayırttırıyor. Maç, kavgalar, günlük siyasi çekişmeler, büyüklük özlemi. Asıl harikalardan hayret edici yönlerden insanların dikkatini kaçırtıyor. Beynin içinde bir alem var. Düşün şuana kadar maddeyi gerçek olarak dışarı beynindeki ekranın dışında bak, beynindeki monitörün dışında seyreden tek bir canlı olmamış. Beyindeki monitörün dışında görüntüyü seyreden hiçbir bilim adamı, hiçbir insan, insanın ilk yaratılışından itibaren olmamış. Herkes dış alemi beyindeki monitörden seyrediyor. Monitörün başında seyrediyor. Hiç kimse o beynin dışına çıkıp, monitörün dışına çıkıp dışardaki alemi görmemiş. O monitöre bilginin nereden geldiği de şuana kadar hiç kimse tarafından bilimsel metotla tespit edilememiş. İmanla biliniyor ama bize göre tabii Allah yaratıyor, onlara göre de bu hiç düşünülmemesi gereken bir konu. Lenin diyor ki “Sakın bu konuya girmeyin” diyor bak. Lenin’e soruyorlar bu konuyu. Aman diyor bunda kaybolur gidersiniz diyor. Mağlup olursunuz diyor. Bu konu açılınca bu konuyu kapatın diyor, hiç girmeyin bu konuya diyor. Bu baş edilecek gibi bir konu değil diyor. Çünkü kendi de anlıyor beyninin içinde yaşadığını. Bu bizim mağlup olacağımız bir konu diyor buna girmeyelim diyor. Çözülecek gibi de değil diyor. Onun için insanları sürekli böyle boş işlere çekiyorlar. Uyanık olmak lazım. Cenab-ı Allah’la hayret makamında sürekli bağlantıda olmak lazım. Şaşırma ve hayret makamında. Allah’ın her yaptığı şey acayiptir, şaşırtıcıdır. O hayret makamından hiç çıkılmaması lazım. Sürekli şaşıracaksın. Şaşırmamızı engelleyen, insanların şaşırmasını engelleyen deccaliyettir, şeytandır. Beyninin şaşırma gücünü inhibe ediyor etkisiz hale getiriyor. Mesela bomba patlıyor değil mi insan heyecanlanır. Çok sakinse ne diyorlar şoka girdi diyorlar. Karşısında adamlar öldürüyorlar. Bomba patlıyor eli yüzü yırtılıyor falan. Akıl almaz sakin oluyor. Nasılsın diyor, iyiyim diyor. Ne oldu buna diyorlar, şokta diyorlar. İptal yani normal reaksiyon gösteremiyor. İnsanları da işte şeytan, deccaliyet şoka soktu. Şokta insanlık. Darwin diyor ki “tesadüfen yaratıldınız” diyor. Amenna kabul ettik deyip secdeye gidiyorlar, kabul ediyorlar. Her şey tesadüf diyor. Bütün meyveler, portakallar, elmalar, kavun, karpuz, kiraz, mandalina, insanlar, hayvanlar bütün alem her şey tesadüfen oldu diyor. Kromozomlar çekirdek. Amenna ve saddakna kabul ettik diyorlar şeytana. Bilmeden, farkına varmadan bunu diyorlar. İşte bunu yıkacak olan da Mehdiyet. Yoksa öyle okullarla olmaz, tabii o bir ön kapı açar ama olmaz.

Etiket yapalım. “Sevgi Birliğimizle Tarih Yazalım.” Evet, dünyada görülmemiş bir şey yapalım. Sevgi birliğimizle tarih yazalım.

Bazen Allah insanları ıslah eder; mesela bu darbe insanları ıslah kastıyla Allah tarafından meydana getirildi. Akıl almaz bir kin ve öfke vardı siyasi yönde de halk içinde de. Halkı bir anda birleştirdi. Bu bir ıslahtır. Doğru, isabetli, güzel olana insanların sevk edilmesi. Muslih ıslah edendir Cenabı Allah. Allah bir gecede Mehdiyet’i ıslah eder diyor Allah hadiste.

Lenin diyor ki, bu hayal vehim konusunda, “Duygularımızla algıladığımız nesnel gerçekliği bir kere yadsındı mı -acaba beyinde mi oluşuyor? Oluşmuyor mu? Nerede oluşuyor diye- kuşkuculuğa ve öznelciliğe kayacağından, dini inanca karşı kullanacağın tüm silahları yitirirsin. Bu da dinin istediği şeydir” diyor. “Parmağını kaptırdın mı önce kolun sonra tüm benliğin gider. Duygular nesnel dünyanın bir görüntüsü olarak değil de özel bir öğe olarak aldığında diğer bir deyişle materyalizmden ödün verdiğinde, benliğini dine kaptırırsın sonra duyular hiç kimsenin duyuları olur. O us hiç kimsenin usu, ruh kimsenin ruhu, istenç hiç kimsenin istenci olur. Bu konuya hiç girmeyelim” diyor. Girmesen de mecburen yaşıyorsun. Kaçmayla nereye varacaksın?

Türkiye’de olan olaylar hepsi ledün ilminin kapsamı içerisinde oluyor. Yani biz eleştiriyoruz şöyledir böyledir konuşuyoruz falan ama batınını detaylı açıklamıyorum. Yani hepsi ledün ilminin, ilmi batının gereği olarak oluyor, yoksa Mehdiyet gelişmez. Mehdiyet’in gelişmesi için Hızır (as) kıssasında da bu belirtiliyor, zaten Kehf Suresi Mehdiyet’i anlatan bir suredir. O surede ilmi batının önemi açıklanıyor, bir tek orada anlatılıyor batın ilmi. İlmi batın olmadan İslam hakim olmaz, bu Allah’ın sünneti. Hazreti Musa (as) devrinde de ilmi batınla oldu, Hazreti İbrahim (as) devrinde de ilmi batın. Zaten nereden baksan mesela, Hazreti İbrahim (as) kıssasında ilmi batın hemen kendini gösterir. Mesela ayet vardır. Ben hastayım, diyor. Mesela ilmi batın, açıklanmıyor dikkat ederseniz detaylı, sonra yanından kaçıyorlar, o kadar. Batın ilmi olduğu için Cenabı Allah onun hakkında detaylı bilgi vermemiş. Hakimiyet için bu gerekiyor. Mesela adamları kızdırıyor, ilmi batın. Adam Hazreti İbrahim (as)’i mancınığa koyuyor, atıyor, ilmi batın. Batın ilminin gereği olarak oluyor. Mesela, düştüğü yer havuz, su yine ilmi batın devrede. Ne şekildedir? Detayına girersek gelişir de gelişir ama ilmi batın şarttır. Mesela, Hazreti Musa (as)’nın yetiştiği yer mason mabedi, yani ta çocukluğundan itibaren mason mabedinde yetişiyor. Delikanlı oluncaya kadar, ileri yaşlara kadar mason mabedinde ve mason kültürünü tam anlamıyla alıyor. Bütün ritüelleri her şeyi biliyor. Şimdi biraz daha açıklama yapsak batın ilmine girer. Mesela Hazreti İbrahim (as)’in yetiştiği yer, Nemrut’un sarayı mason mabedidir. Bakın Nemrut harabelerine, hepsi masoniktir ve dağın tepesine mason mabedi kurdukları görülüyor, dev bir mason mabedi.

BÜLENT SEZGİN: Mehter Marşı’yla devam ediyoruz.

VTR: Mehter Marşı

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Kendine saygısı olunca insan güzel oluyor, değer verilince güzel oluyor. Genç kızları çok eziyorlar dışarıda, benim gördüğüm. Okullarda, üniversitelerde, lisede, ailesi, mahalle arkadaşları… Kız çocuğu ne kadar direnebilir? Çok eziyorlar yani. Eline ne geçecek o ezilince, ferahlayacak mısın? Ne yapacaksın? Çocuğa kendini saygıyı kaybettirince ferahlıyor yeni bir av aramaya başlıyor, bu çok büyük bir ahlaksızlık. Genç kızın, kendine saygısını muhafaza etmek, ona hürmet etmek, nezaket göstermek, koruyup kollamak çünkü o, bir sanat eseri. Sen onu özenle ayakta tutarsın. Sen var gücünle onu ezmeye kalkarsan, kendini de ezmiş olursun, cehennemini meydana getirirsin. Çok büyük bir akılsızlık olur.

Evet dinliyorum Fikret ve Bülent kardeşlerim.

KARTAL GÖKTAN: Van’da PKK’nın karayoluna sakladığı el yapımı patlayıcının infilak etmesi sonucu bir asker şehit oldu, üç asker yaralandı. Hakkari Şemdinli’de ise PKK ile çıkan çatışmada iki asker yaralandı. Siirt’te ise PKK’nın korucuların görevden dönerken kullandığı yolda patlattığı bomba sonucu beş korucu yaralandı.

ADNAN OKTAR: Kardeşim bu muntazam devam edecek anlamına geliyor. Bunun için çok fazla insanın görev alması gerekiyor. Az insan görev alırsa böyle olur. Yani hırsız ne zaman geliyor? Mahalle boş, herkes tatilde, ortada polis yok eve giriyor. Ama mahalle kalabalıksa, ışıklar yanıyorsa hırsızlar gelmiyor. Her yeri sen aydınlatırsan, her yerde insan olursa, her yerde polis yetkisinde vatandaş olursa konu biter. Mehdiyet’in gücü oradan geliyor zaten. Mehdiyet de herkes görevli oluyor, yani çocuklara varıncaya kadar herkes görevlidir. Herkes vatan millet bayrak için gayret eder. Belirli insan grubu görevli olunca, o insan sayısı yeterli olmuyor.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İsmail Kahraman, Türk gençlerine kendi tarihimizin anlatılarak sevdirilmesi gerektiğini söylemiş. Kahraman “Che denen eşkıya benim liseli gencimin yakasında göğsünde olamaz, olmamalı” dedi. İsmail Kahraman, Che‘ye eşkıya demesine sosyal medyada solcular çok bozulmuş. Kahraman’a birçok kişi hakaret ediyormuş. Şimdi o, doğrudan tabii komünizmi hedef alarak ortaya çıkmak istememiş herhalde, dolaylı yoldan. İsmail Kahraman, mesela ben Darwinizm’e, materyalizme, komünizme karşıyım,  Stalinizm’e karşıyım demiyor Che’den olaya girmiş. Böyle dolaylı yollardan olmaz tabii ama yine de iyi niyetli giriş yapmış. Bir başlangıç, herkes bu işe girsin. İsmail Kahraman’ı yalnız bırakmasınlar. Che tabii yani cinayet işlemiş, adam öldürmüş bir insan. Yazık etti kendisine tabii, biz cinayetleri takdir edecek durumda değiliz. Çok fazla insan öldürmüş ve öldürmeyi teşvik etmiş bir insan. Dolayısıyla iftihar edilecek bir yönü yok.

Barış Gürkanlı, Barış Türkiye’de şuan yüzde 90, yüzde 95 Darwinizm’e inanmıyor, bil bakayım neden oldu? Sana bir bilmece. Doğru bilirsen sana bir kalemtıraş göndereceğim. Sen bahçede çember çevirirken biz Darwinizm’in felsefesini helvacı kabağı gibi oyuyorduk. Helvacı kabağı biliyorsun, oyuldu mu efendim güzel bir şey olur.

Tabii ki ben şeye acıyorum, belanın içine düştü. Normalde doktor bir delikanlı, yakışıklı eli yüzü düzgün bir insan mahvettiler. Ama cinayetlerin savunacak bir yönü yok. Belanın içine onu oturttular. Darwinist, materyalist eğitimin mahvettiği insanlardan biri de Che’dir. Eşkıya haline getiren devlettir. Mensup olduğu devlet onu eşkıya haline getirdi. Eğitti onu, Darwinist, materyalist eğitti. Marksist eğitime kapı açtı onlar da, o da çete oldu eşkıya oldu. Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz.

Rojen Bere, Maht G95 falan feşmekan. “Resmen iç savaş çıkartmak istiyorsun. Zaten İsrail’in amacı da o. Ki sen de Siyonizm’in bir ajanısın.” Ya İsrail’in de bari de Siyonizm’in ajanı olmaz Siyonizm bir felsefe. Düşünce nasıl olsun Siyonizm ajanı? İsrail’in ajanı diyorsan. İsrail bana ajan olsun ben niye İsrail’le ajan olayım? “Resmen iç savaş çıkartmak istiyorsun” kardeşim iç savaş var. İç savaş bastırılıyor şuan. Bir komünist ayaklanma var. Komünist Stalinist ayaklanma var. Büyük bir kalkışma. Cumhuriyet tarihinin en büyük komünist kalkışması. Bunu yatıştırmak istiyoruz. Dolayısıyla seyredecek halimiz yok. “Zaten İsrail’in amacı da o” yok İsrail Türkiye’nin bölünmesini istemez çünkü başı belaya girer. Çok tehlikeli olur onun için. “Ki sen de Siyonizm’in bir ajanısın.” Her halde İsrail demek istedin. İsrail benim ajanım olur. Ben İsrail ajanı olmam. Efendim, o bana hizmet eder. İslam’a, Kuran’a, Allah’a, Kitap’a hizmet eder. Ediyor ve edecek. Hizmet ettireceğiz de.

Murat Aydın Maydin, Murat sen kaderin sevki ile bilmeden veyahut bilerek, iradenle veya iradesiz Mehdiyet’e hizmet edeceksin. Herkes nasıl hizmet ediyorsa, hiç kimse bunun dışına çıkamıyorsa ama hiç hiç kimse dışarı çıkamıyorsa sen de bunun dışına çıkamazsın. Allah bütün dünyayı kilitledi Mehdiyet üzerine. Mehdiyet’e hizmet etmeyen tek bir fert yok şuan. Mehdi kan durdurucudur. Hükümet Mehdiyet’e bütün gücü ile hizmet ediyor şuan. Mehdiyet şuan dünyanın üstüne kilitlendi. Bunun çıkışı yok. İngiliz derin devleti de şuan Mehdiyet’in emrindedir. İstese de istemese. Ama batın yönünde. Ledün yönü ile hizmet etmekte.

 GÖKALP BARLAN: Ayette Yüce Allah kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım, “Allah’ın anlından yakalayıp denetlemediği hiçbir canlı yoktur” diye buyuruyor.

ADNAN OKTAR: Bana bir kişi yazsın desin ki ben şuan bekliyorum. Ben hizmet etmiyorum desin. Nasıl kapsamlı hizmet ettiğini göstereyim, anlatayım.

Devlet tabii kendine abanarak çok ciddi şekilde abanarak koruyor. Buna şaşırmak çok ayıp ve abes olur. Çünkü devlet yıkılırsa millet de yıkılır. Çok büyük beladan döndük çok büyük bir felaketten döndük Allah’a şükür. Mehdiyet’in bereketiyle. Nasıl kıyametin gelişine engel ise Mehdi (as), felaketinde gelişine engel oluyor Mehdiyet. Allah vesile etti yoksa bu darbe muazzam organize edilmiş, çok planlı hazırlanmış, olmamasında hiçbir mantık yok. Normalde eş zamanlı olarak hem Başbakanı hem Cumhurbaşkanını şehit edeceklerdi fakat beceremediler Allah ayaklarına doladı. Bu Mehdiyet’in bereketiyle olan harika bir olaydır.

Gün boyunca benim hesabıma dün Barzani’yi desteklediğim için, bu desteğin İsrail işi olduğunu Barzani’yi destekleyen İsrail olduğunu, İsrail’in bana görev verdiği için Barzani’yi savunmaya başladığımı, yüzlerce mesaj göndermişler. İsrail'den talimat gelmiş. Kardeşim İsrail Mehdiyet’in emrine giren bir talebedir. Mehdiyet’in hakimiyetinde görev alacak bir talebedir. Bir talebe topluluğudur. Suriye de öyle, Irak da öyle. İsrail’in bize bir etkisi olmaz. İsrail ancak Mehdiyet’in emrinde hizmetçi olur. Biz nasıl hizmetçiysek onlar da öyle hizmetçi olur. Ben nasıl hizmetçiysem onlar da hizmetçi olur. Onun dışında yapacakları bir şey yok. Ama bir saldırı falan olduğunda İsrail'e oradaki dostlarımız falan arıyorlar işte “bir uyarsınız devreye girseniz” zaten gece gündüz uyarıyoruz şiddete zaten karşıyız. Ama benim muazzam imkanlarım varken bunu iyi kullanmadığımı düşünüyorlar çok sitem diyorlar. Biz bu kadar ezim ezim eziliyoruz niye devreye girmiyorsun gibisinden. Şimdi aklıma şu şey geldi o Filistinli arkadaş geldi. Filistin’de olan olayları anlattı hafif gözleri doldu “Hocam artık çıkın ya” diyor “artık çıkın.” Onlar da çok sevimli bana hüsnüzan ediyorlar İsrail’deki dostlarımız. Benim böyle metafizik güçlerim olduğunu istesem zahir olup İsrail’e gidip hepsini dümdüz edeceğimi ve İsrail'i kurtaracağımı düşünüyorlar. Halbuki Allah’ın herhangi bir kuluyum ben, herhangi bir insanım. Bütün güç Allah'a aittir.

Zannı Galip konusu bilinmiyor olabilir. Cenabı Allah diyor ki mesela “siz göreceksiniz ayetlerimi” Zannı Galip ile yani Kuran gibi farziyet yoktur. Biz Yecüc Mecüc’ü görürüz Zannı Galip ile Mehdi’yi Zannı Galip ile, İsa Mesih’i Zannı Galip ile. Hepsi Zannı Galip iledir.

Mehdilik selamünaleyküm ben geldimle olmaz. Taleple rica ile. Mehdi (as) kaçınır zaten. Ölüm tehdidiyle kabul ettiriyorlar Mehdi’ (as)’ye. Mehdi (as) kabul etmez öyle bir şeyi.  Hiç ömür boyunca da kabul etmeyecektir. Sen Mehdi’sin demelerini asla kabul etmez, ömrü boyunca. Bak İsa Mesih, sen Allah’ın halifesisin, git namazı sen kıldır diyorlar yani acayip utanıyor, hiçbir şekilde kabul etmiyor. Alelade bir insanım diyor, benim ne haddime diyor. Allah’ın zavallı bir kuluyum ben diyor, kabul etmiyor. İsa Mesih kuvvetli maşaAllah omzundan tutuyor, bütün gücüyle itiyor. Zorla imamlığa geliyor, bak ben sana biat ettim mecbursun diyor. Farz oldu yani artık, biat ettim sana diyor, o zaman kabul ediyor. Geliyorlar yani silahlı pusatlı adamlar diyorlar “ümmet mahvoldu, eğer kabul etmezsen hepsinin kanı boynuna olsun” diyorlar. “Öbür türlü sen fitne çıkartmış olacaksın” diyorlar “kabul etmezsen. Ümmet mahvoluyor” diyorlar. Zorla kabul ettiriyorlar, silah zoruyla. Kabul etmiyor, çünkü herkesin sorumluluğunu üstüne almış oluyor. Allah’a karşı o zaman sorumluluğu olmuyor çünkü artık öldürmeyle tehdit ediyorlar, zorla kabul ediyor. Dolayısıyla Mehdi (as)’nin propagandaya, yalvarmaya, kapı kapı gezmeye, kendini ilan etmeye ihtiyacı yok. Kardeşlerimizin bir kısmı iyi niyetli ama safi kalple düşünüyorlar. İşte Ayasofya’ya çıkar ‘ey ümmeti Muhammed’ eline bayrak alır, ‘ben Mehdi’yim peşimden gelin’ diyecek zannediliyor, öyle bir konu yok. Mehdi fellik fellik kaçar. Zaten 70 perdeyle örtülü, zaten fark edemezler ama yanına gelseler de asla kabul etmez. Ama kaderinde Mehdi olduğu için hiç kurtarırı yoktur. İllaki başa gelecek, manevi anlamda, siyasi anlamda değil. Onun siyasetle işi olmaz.

Elbistan’a seyyar hastane sevk edilsin. 15 bin kişi zehirlenmiş.

Yok, Türkiye öyle sivil falan öldürmez. Boş yere edebiyat yapmayın. Türkiye acayip titiz, çok titiz olduğu için bu kadar askerimiz polisimiz gidiyor. Türkiye titiz olmasa zaten PKK sorunu çoktan biterdi. Bir gecede bitirir Türk ordusu, Türk polisi. PKK sorununu bir gecede bitirir istese. Yani ama çok fazla hata olur, çok fazla yanlış yapılır bu yüzden yapmıyor. Yoksa isteseler dert değil ki o, ani bir yüklenmeye bir anda biter. Yani sabahına bitirirler ama mazluma zarar gelmesin, insanlara zarar gelmesin diye kılı kırk yarıyor Türk polisi. Kendi şehit oluyor kabul ediyor ama böyle bir şey yapmıyor. Hatta bu tank bombardımanını falan da kabul etmiyorlardı. Dedik ki siz uyarın 15 gün öncesinden, binanın içine girmeyin dedik. Topçu ateşiyle halledin dedik, uyardılar, binaların boşaltılmasını söylediler binalar topçu ateşiyle yıkıldı çok doğru hareket ettiler. Binanın içine girip havaya uçacağına, asker polis şehit olacağına değil mi? Doğrusu bu.

KARTAL GÖKTAN: Cerablus’da bir Türk askerinin fotoğrafı vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. E tabi öyle bizim aslanlarımız Anadolu’dan, Kayseri’den, Tokat’tan geliyor bunlar ana kuzusu cinayet mi işleyecek orada cinayet mi işleyemeye gidiyor? Ödleri kopar çocukların, acayip çekinirler. Allah’tan çok korkan insanlar. Cinayet işler mi onlar? Ama PKK cinayet işlemek için özel eğitilen Allahsız, Kitapsız, homoseksüel it kopuk takımı alçaklardan oluşuyor, onlar yapar. Ama Türk askeri namuslu, efendi, aklı başında, alnı secdede olan nur gibi insanlar.

Abdullah Çelebioğlu ne diyor? “Şii kültürünü yaşatmaktan kastın ne?” diyor. Şiiler nur gibi Müslümanlar niye Şiileri beğenmiyorsun? Şii bir şey dediyse doğru çıktıysa doğrudur, değil mi? Hadisler aynen dedikleri gibi çıkıyorsa Allah’a şükret ki Mehdiyet hadislerini o mübarek insanlar saklamışlar. Bak Sünnilerin elinden almışlar. Sünnilerin çok az hadisi kalmış çok çok az. Ki onlar bile bol bol yetiyor ama Şiiler onlar dağlara mağaralara saklamışlar ehlibeyt aşıkları ona güç yetmemiş. O yiğitlik yaptıysa aslanlık yaptıysa onu takdir et, niye bozuluyorsun? Mehdiyet ile ilgili hadisler eğer elimize böyle bol bol geçiyorsa, o koç yiğitlerin kabadayıların yiğitliğiyle oldu.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cizre’de şehit olan 32 yaşındaki Mehmet Dama’nın cenazesi memleketi Afyonkarahisar’da 15 bin kişinin katıldığı törenle toprağa verildi. Şehit Mehmet Dama’nın eşi Sümeyra Dama ‘biz şehit eşiyiz, biz şehit ailesiyiz annem ağlamayacağız, düşmanımızı sevindirmeyeceğiz’ dedi.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ehl-i nur tertemiz bir insan. Müslümanca mümince konuşmuş, Kuran ahlakıyla konuşmuş. Sen de gideceksin hepimiz gideceğiz yani ama o, gecesi olmayan cennet gibi bir yere süratle gitmiş. Biz bin bir eziyetten sonra Allah nasip ederse gideriz. Dolayısıyla o kardeşimizin konuşması şirkten uzak, anti şirk bir üslup, Müslümanca, veli üslubu, mümin muttaki üslubu. Biz şirk üslubunu kabul etmeyiz. Eski Hititlerin, eski Yunan’da yaptıkları efendim eski Mısır’da olanlar Müslüman’a yakışmaz. Kuran Müslümanıyız müvahhidiz, bize bu tarz güzel konuşma yakışır. Tebrik ediyorum annemizi, yakışanı yapmış.

BÜLENT SEZGİN: Hocam siz vesile oldunuz, çok anlattınız bu konuyu.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. En sonunda toplum bunu kabul etti elhamdülillah. Yasçılar matemciler ortalığı birbirine katıyordu. Yasçıların matemcilerin yanlış yaptığını anlatmış olduk. Elhamdülillah hem kabadayı sayısı akıl almaz astronomik sayıda arttı, hem de böyle şirkten uzak yiğit hanımlar ve beylerin sayısı çok arttı. Hakim bir düşünce haline geldi Allah’a şükür.

İnternette Cerablus hakkında çok kötü haberler çıkıyor. Genelkurmay bir basın merkezi oluştursun, sürekli doğru bilgi akıtsın, çok fazla oraya hem basın mensubu göndersin hem resmi fotoğrafçılar vardır, video film çekenler vardır. Ordu foto film merkezinin elemanları gitsinler, orada çekimler yapıp halkı aydınlatsınlar. Yani yoksa onların o uydurma resimleri, uydurma yazılarıyla halk yanlış bilgilenir, doğru olmaz. Bu tür bir şeylerde psikolojik propaganda çok önemli. Hemen.

“Rabbin fil sahiplerine neler yaptığını görmedin mi?” (Fil Suresi 1) Şeytandan Allah’a Sığınırım. Elem tere keyfe fe'ale rabbüke biashâbilfîl. Ebcedi 2019 yapıyor. Fil sahipleri. Fil İngiliz derin devletinin sembolüdür biliyorsunuz, sembollerindendir. Fil sahiplerine demek ki çok büyük bir darbe gelecek.

Yalan haberlerle ilgili hem Başbakan hem TSK açıklama yapmış ama yazılı açıklama. Asıl fotoğraflarla belgelerle yapsınlar, video filmlerle yapsınlar. Ordu foto film merkezinin subayları oluyor, erleri oluyor onlar orada görev yapsınlar. Yani çok önemlidir bu tip operasyonlarda filmle fotoğrafla anlatım yapmak.

O İngiliz derin devletinin file olan sevgisine ait fotoğraflar… 1440 tarihini veriyor Fil Suresi’nde yani 2019 demek ki fil sahipleri çökecek 2019’da İngiliz derin devleti. Müslümanları fillerle ezdiler o devirde İngilizler. Kuran’da da Fil Suresi’nde dikkat çekilmiştir biliyorsunuz. Fil sahiplerine büyük bir tokat geleceği 2019 tarihini vererek Cenabı Allah müjdeyi veriyor.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan Gaziantep’te yaralananları ziyaret etti. Saldırıda yaralanan ufak bir kız çocuğuna da hediyeler ve balon götürüp sevgi gösterdi. Küçük kız gösterilen ilgiye çok sevindi.

ADNAN OKTAR: Mesnevi’de Rumi’nin kitabında da geçiyor fil. Daha önce anlatmıştım. Karanlık bir ahıra fil getirip halka göstermek istediler. Hayvanı görmek için o kapkaranlık yere bir hayli adam toplandı lakin ahır o kadar karanlıktı ki, gözle bir şey görmenin imkânı yoktu. Elleriyle dokunarak filin nasıl bir şey olduğunu anlamaya çalıştılar. Yani İngiliz derin devletini anlatıyor bu. Yani onun yapısını anlatan bir, yani derin devleti anlatan bir kıssa. "Birisi eline hortumunu geçirdi; "Fil bir oluğa benzer" dedi. Başka birinin eline kulağı geçti; "Fil bir yelpazeye benziyor" dedi. Ayağını tutan; "Fil bir direğe benziyor" dedi. Ellerini hayvanın sırtına süren; "Fil bir taht gibidir" dedi. Herkes neresine dokunduysa, nasıl tanıdıysa fili, ona göre tanımlamaya koyuldu. Onların sözleri, görüşleri yüzünden birbirine aykırı oldu. Birisi dal dedi, ötekisi elif, herkesin elinde bir mum olsaydı, sözlerindeki ayrılık kalmazdı. Dolayısıyla, hiçbiri göremediği için hiçbiri de anlayamadı." diyor. "Ama muazzam bir güç olarak ortaya çıktı" diyor. Derin devletlerin özelliği bu. Yani adam hücre faaliyeti yapıyor, biri bir yerini görüyor, biri birini görüyor. Ama ana yapıyı insanlar göremediği için gizli kalıyor.

Yani derin devletin ezici gücünü anlatan bir sembol olarak, fakat anlaşılamayan, görülemeyen bir sembol olarak kullanılıyor.

Bak 9 Kasım'da İngilizler Çanakkale Boğazı'nı işgal ediyor. Aynı zamanda İskenderun ve Antakya'ya da asker çıkarttığı gün. Yani iki taraftan birden Türkiye'yi işgal ettiği gün. Onlar için çok kutsaldır 9 Kasım. 9 sayısı zaten onlar için kutsaldır. 9, 19, 27,12.

Hatta İngiliz derin devletinin tavsiyesiyle Amerika Birleşik Devletleri'nde Cumhuriyetçi partinin sembolü fil olarak kullanıldı, fil. Cumhuriyetçi partinin sembolü. Hayır fil mazlum bir hayvan ama yani güzel bir hayvan. Fakat kullanılış şekillerine ve parola yönüne çok dikkat etmek lazım.

Münafıklarla ilgili bilgilendirme devam etsin. İngiliz derin devleti çünkü hep münafıkları kullanarak İslam alemini esir ediyor. Deccalın en büyük gücü, münafıklardır. Deccalın ordusu münafıklardan oluşur. Yani geniş çaplı münafık kullanır. Münafık da şeytanla bağlantılı olduğu için çok keskin ve yırtıcı bir güç elde ediyor Deccal bu yüzden. Çünkü her münafığa şeytan hulul eder. O zaman şeytanın zekasını kullanıyor. Şeytani bir zekaya sahip büyük bir ordu oluşturuyor Deccal, münafıklardan oluşan bir ordu. Onun için münafıklarla ilgili bu kitabı okumak, okutmak, İngilizcesini dağıtmak, okutmak çok önemli.

İngiliz derin devleti toplumun homoseksüel olması için her türlü imkanını kullanıyor. Bunun için televizyonları kullanıyor, sinemayı kullanıyor, sanatçıları kullanıyor. Efendim, yani aklına gelen her şeyi kullanıyor. Mesela bu, Bernini'nin eserleri var, heykelleri, şunları, bunları falan. Ve işte homoseksüelliğin propagandasını yapan sanatçıların heykellerini ve resimlerini geniş çapta kullanarak dünya çapında homoseksüelliği yaymak için gayret ediyorlar. Var mı o tarz resimler?

KARTAL GÖKTAN: Evet, var.

ADNAN OKTAR: Açıklayarak anlat. Bakın bunlar erkek resmi olarak, erkek heykeli olarak yayınlanıyor, düşünün. Propagandada kullanılıyor. Yani kadın değil, kadın olarak değil. Bunların hepsinde erkek cinsel organı da bulunuyor. Biz bunları kararttık yani resimlerden kaldırttık.

BÜLENT SEZGİN: Bunlar Bernini'nin.

ADNAN OKTAR: Evet Bernini'nin eserleri. Hepsini göster.

KARTAL GÖKTAN: Caravaggio’nun gösterebilirim.

ADNAN OKTAR: Göster. Bak bu erkek olarak yayınlıyor, görüyor musun bunları. Yani homoseksüel erkek olarak. Propagandada bunları kullanıyor. Bak mesela burada da oğlan çocukları, onları kadınsı bir figürle sunuyorlar. Mesela; bu da oğlan çocuğu. Tam kadın görünümünde, dikkat ederseniz. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Donatello'nun eserleri, heykeller.

ADNAN OKTAR: Mesela bu da erkek, güya.

KARTAL GÖKTAN: Cellini'nin heykelleri ve Henri Bouchard'ın heykelleri.

ADNAN OKTAR: Evet. Bunlar çaktırmadan yaptıklarını zannediyorlar. Bunlara karşı çok dikkatli olmak lazım. Filmler, televizyon filmleri. Bilmiyorum, fark ediyorsanız illaki homoseksüel tipleri çıkartıyorlar, aralara onları koyuyorlar, reklamlarda, şunda, bunda her yerde milletin bilinçaltını homoseksüelliğe doğru kaydırmaya çalışıyorlar. Yani Lut kavmine çevirmeye çağırıyorlar. Buna çok dikkat etmek lazım. Yani çaktırmadan alttan alta toplumun bilinçaltını bir felakete doğru sürüklüyorlar. Darwinist-materyalist eğitim bir yandan, homoseksüel propagandası bir yandan, Rumi propaganda bir yandan, PKK'nın bölünme ruhu bir yandan. Yani; "vatan dediğin nedir ki ya?" diyor, "ne vatanı, bölünsün" diyor yani. "Herkes istediği yerde yaşasın" diyor. İttihad-ı İslam; "Nerenin İttihad-ı İslam'ı?" diyor. "Öyle bir şey olmaz" diyor. Yani her doğruyu terse çevirmeye çalışıyorlar.

Derin devlet, deccaliyet ordusunu hep münafıklardan oluşturduğu için münafıklığa karşı mücadele çok önemli. Münafık nasıl anlaşılır, kitabımızda çok detaylı anlattık. O kitabı adeta ezberlemek lazım. Yani çok iyi okuyup net teşhis koyabilirsiniz. O zaman baktın mı adamın Facebook’una yahut başka, hayatına, konuşmalarına, üç aşağı beş yukarı çıkarabilirsiniz.

Münafıklar hep kendilerini diğer insanlardan daha kaliteli, daha üstün, daha seçkin görürler. Yani ırk kafası da vardır. Kendi ülkesini, şehrini, mahallesini, ailesini üstün görür. Irk üstünlüğü kafası vardır. Yani şahsi üstünlük iddiası vardır. Çok pistir ama dışarıya çok kaliteli gösterir kendini. İşte çatal, kaşık, bıçak dizmeyi falan, şunları bunları yapar ama gerçek hayatında son derece pis ve tiksinti verici bir mahluktur. Derin devlete hayrandır, hiçbir şekilde bırakmaz. İfşa olsa da bırakmaz. Mesela biz şimdi söylüyoruz; Fethullah Gülen hareketi İngiliz derin devletine yakayı kaptırdı diyorum. Adam utanmıyor, yine devam ediyor. Yani içlerinde belki nadim olanlar, pişman olanlar vardır ama bayağı bir kısmı yüzsüzce devam ediyor hizmet etmeye.

Münafıklık Peygamberimiz (sav)’den sonra, Peygamber (sav) zamanında da acayip güçlülerdi. Derin devletler bunları çok kapsamlı kullandıkları için ve destekledikleri için onlar da yayılma istidadını rahatça buldular. Mesela; Roma derin devleti destekledi, Mısır derin devleti destekledi tarih içerisinde. Nimrot, Nemrut destekledi, Hz. İbrahim (as)'e karşı münafıkları organize etti. Resulullah (sav) zamanında da Roma derin devleti vardı, onlar çok organize ettiler. Yani direkt bir müdahale olmadı ama önemli görmediler. Fakat muazzam elemanları vardı, mesela 900 kişiden 300 kişi münafık. Çok vahim bir durum. Mesela Hz. Hasan (ra), Hüseyin (ra)'i şehit edenler hep münafıklar. Ömer (ra)'i şehit edenler, Ali (ra)'yi şehit edenler, Hz. Ali (ra)'yi, hep münafıklardır ve Allah adına yapıyorlar yaparken de.

Derin devlet hep şeytanın emrinde olan güç olarak kendini göstermiştir. Mesela şu anda da Fethullah Gülen hareketini ele geçirmeleri, diğer birçok cemaate de girebiliyorlar, yani kontrol altına alabiliyorlar. Zaten hallerinden anlıyoruz.

Münafık ifşa olsa, açıkça anlaşılsa da arsızdır. Yani çok hayasızdır münafık, yine devam eder. İngiliz derin devletine yahut Mısır derin devletine, Roma derin devletine hep hizmet etmiştirler, açıklansa da, anlatılsa da. Çünkü onu haşa Allah gibi gördüğü için, Allah'a sadakat gibi bağlanıyorlar. Hatta diyor ya ayette; "Allah'tan daha fazla korkarlar." diye. Yani insanlardan Allah'tan daha fazla korkuyorlar. 

"Türk, Fırat üzerine hızla yürür." Hadis. Hızla nasıl yürür? Tanklarla. Değil mi? En hızlı öyledir, askeri araçlarla. Bak hızla yürür, bu mucize. Ne zaman? Ahir zamanda. "Sanki onlar kuşlardan debbelere binmiş." Yani helikopter, uçak. Debbe; hareketli varlık. Bak kuşlardan oluşmuş debbe, yani hareketli cisimler. "Fırat üzerine saf saf dizilmişler." Yani şuan ki operasyonu net anlatıyor hadis. (Yevmü-l Halas, Kamil Süleyman, s. 580). Bin yıllık hadisler. Yani çok acayip değil mi bak; "Türk, Fırat'ın üzerine hızla yürür" diyor. Tam, uçaklar, tanklar hepsi açıklanmış. Bak; "Türk, Fırat'ın üzerine hızla yürür - Yesrau Türk alel Fırat" diyor Peygamberimiz (sav). "Fekenni bidevabihim elusfırat yestefefne ala nehri Fırat". Peygamberimiz (sav)'in hadisi, zaten akışından da yani ihtişamından da anlaşılıyor. "Türk, Fırat'ın üzerine hızla yürür. Sanki onlar kuşlardan debbelere binmiş. Fırat üzerine saf saf dizilmişler." Bak Türk diyor, yesrau Türk alel Fırat, fekenni bidevabihim elusfırat yestafehne ala nehri Fırat". Çok şahane bir hadis. Bin yıllık hadis, ben aktarıyorum. Yesrau: hızla yürür; Türk: Türk; Alel fırat: Fırat üzerine; Fekenni: Sanki onlar; Bidevabihim: Debbelerle, hareketli vasıtalarla; Elusfırat: Kuşlardan; Yestefefne: Saf tutmuş, dizilmişler; Ala nehri Fırat: Fırat nehri üzerinde. Debbabe kelimesi şuan yani Arapça'da kullanılan şekliyle debbabe tank anlamına geliyor. Yani bildiğin tank, askeri tank anlamında kullanılıyor debbabe. Açın sözlüğe bakın. Yani modern sözlüklerde, yani Arapça sözlükte bütün Araplar tanka debbabe diyorlar. "Debbabe çıkacak" diyor. Tank, alenen bak sırf tank için kullanılıyor yani. Tank, uçak, hareketli vasıtalar, hareketli cisimler, hareket eden her şey. Ama tank için de kullanılıyor. Yani Arapça sözlüğe baktığımızda, hızla hareket eden cisimler, her türlü işte araba, tank, cemse, her şey, uçak.

Münafık kitabından bir bölüm okuyalım.

KARTAL GÖKTAN: Münafık İslam'ın Yerine Sapkın Bir Anlayışı Yerleştirebilmek Ve Küfrün Gözüne Girebilmek İçin Homoseksüelliğe Destek Verir. Homoseksüelliğin Kuran'a göre son derece 'çarpık ve sapkın bir eylem' olduğu açıktır. Tarih boyunca Müslümanların bu konudaki tavırları hep çok net olmuştur. Homoseksüelliğin 'haram ve aynı zamanda da çirkin bir iğrençlik olduğu' tüm Müslümanlar tarafından bilinmektedir. Münafıkların bu konudaki tavırları ise Müslümanlarınki gibi değildir. Münafıklar, Allah'ın beğendiği ahlakı çirkin, beğenmediği tavırları ise güzel görürler. Müslümanların yaşam şeklini değil, inkar edenlerin hayat tarzını beğenirler. İslam ahlakını, batıl ya da sapkın fikir ve davranışlarla tahrif edebilmek için mücadele ederler. Güç ve itibarı, hak olanda değil, zahiren o sırada kim daha güçlü görünüyorsa onun yanında ararlar.

BÜLENT SEZGİN: Münafıklar haysiyetsiz ve onursuz insanlar oldukları için nerede bir anormallik, iticilik, yanlışlık, nifak, fitne, sapkınlık varsa onun içine adeta balıklama dalarlar. Allah'ın hoşuna gitmeyen, Allah'ın beğenmediği ne varsa, tüm bu eylemler, münafıkları mıknatıs gibi çeker. Yanlış, sapkın ve karanlık her türlü kişi ya da eylem, münafıkların yaşam alanının önemli parçalarıdır. Bu nedenle mutlaka bu tarz sapkın kişi ya da topluluklarla bağlantıya geçer ve karanlık olaylarla iç içe olmaya çalışırlar. İşte 'homoseksüellik' de bunlardan biridir. Münafıklar 'iğrenç bir sapıklık' olduğunu bildikleri halde, 'homoseksüel insanlarla dost olmaktan, onlara sempati beslemekten, onların taraftarı olmaktan' gizli bir zevk alırlar. Bu şeytani sempatileri, yaptıklarının, Allah'ın hoşuna gitmeyen, Kuran'a aykırı bir eylem olduğunu bilmelerinden kaynaklanır.

KARTAL GÖKTAN: Çünkü münafıklar şeytanın kendilerine güzel gösterdiği tüm kötülüklerin peşinden gider ve zamanla 'şeytanın oyuncağı' haline gelirler. İşte şeytanın münafıkları kışkırttığı konulardan biri de, 'homoseksüel insanlara sempati duymaları' ve 'onları destekleyen bir tavır göstermeleri'dir. Normal şartlarda bu insanların iğrenç ve ahlaksız tavırlarından tiksinip onlardan uzak durmayı istemeleri gerekirken; münafıklar onlarla dostluklar kurup, bağlantı halinde olmaktan şeytani bir zevk alırlar.

BÜLENT SEZGİN: Münafıklar zahir ve sığ insanlardır. Yalnızca anlık çıkarlarını gözetirler. Küfre karşı ise, büyük bir özenti içindedirler. Yaşadıkları toplumun önde gelen, tanınmış ve popüler inkarcılarını gözlerinde çok büyütürler. Özellikle de kendi sinsi arayışlarına uygun, 'kirli, karanlık ve illegal işler çeviren derin devlet mensuplarına, gizli örgüt üyelerine ve illegal istihbarat servislerinin kullandığı insanlara' karşı müthiş bir hayranlık duyarlar. Allah'ın sonsuz gücüne değil, işte bu karanlık dünyada gizli işler çeviren insanların gücüne güvenirler. Kendi zayıf akıllarıyla dünyayı bu insanların yönettiğine ve galip gelecek olanın da mutlaka bu şeytani sistem olduğuna inanırlar.

KARTAL GÖKTAN: İşte gıpta ve özlemle izledikleri bu kirli dünyanın insanları, münafıklarda çok derin bir heyecan oluşturur. Özenti bir ruhla, bu insanlara hayranlıkla yaklaşır ve onlara kendilerini beğendirebilmek için ne gerekiyorsa yapmaya çalışırlar. Güç sahibi gördükleri bu insanların küçücük bir takdir ya da beğenisini kazanabilmek için, her türlü küfri görüş ve fikri hiç tereddüt etmeden savunurlar.

BÜLENT SEZGİN: Bunun yanı sıra, münafıklar küfre benzemenin, kendilerince onlara 'modern, ileri görüşlü ya da özgürlükçü bir kimlik kazandıracağını' sanırlar. İşte günümüzde, 'sözde modernlik adına' İslam'da hiçbir şekilde yeri olmayan sapkın eylemleri savunan ve böylece kendilerini 'dine önem vermeyen Müslüman'lar olarak tanıtarak küfürle derin dostluklar kuran, 'sahte Müslüman' modeli de vardır.

KARTAL GÖKTAN: Küfre özenen bu sahte Müslümanların sapkın yaklaşımlarının da katkısıyla, günümüzde homoseksüellik, dünya çapında geniş kitleler tarafından desteklenir ve meşru görülür hale gelmiştir. Ve bu durum, münafığın tam da aradığı gibi bir fırsattır. Münafık cinsi sapıklara, homoseksüellere ve bunlar gibi her türlü sapkın hayat tarzına destek vererek, bu sapkın ideolojileri meşrulaştırmaya çalışır. Münafıkların böylesine aşağılık bir eyleme göz yummalarının sebebi ise, 'bazı münafıkların kendilerinin de bu sapkınlığa eğilimli olmaları', 'bazılarının da toplumda sözde 'modern', 'aydın', 'özgürlükçü' bilinmek istemeleri'dir. Bazıları da kendilerini 'dindar olmayan ve küfre sempati duyan bir Müslüman' olarak tanıtmak amacıyla homoseksüellere destek verirler.

BÜLENT SEZGİN: Münafıkların bu tercihlerinin altında yatan sebep ise, 'küfre karşı son derece ezik, özenti, kompleksli insanlar olmaları'dır. Allah'ın gücüne güvenip dayanmadıkları için, gücü, 'o sırada toplumda popüler olan fikirlerde, insanlarda, ideolojilerde' ve 'trend olarak kabul edilen konularda' ararlar. Toplumda öne çıkmış, meşhur olmuş, kendilerince kaliteli ve aydın olarak gördükleri insanların gözlerine girebilmek için, onların destek verdiği kesimlere ya da konulara münafıklar da arka çıkarlar.

KARTAL GÖKTAN: İşte bu sapkın ve şeytani bakış açıları nedeniyle, 'homoseksüelliği doğal karşılamak, bazı kişiler için, sözde aydın olmakla eş değer'dir. Homoseksüelleri korumanın, sözde 'sahip çıkılması gereken bir insan hakları sorunu' olduğunu savunurlar. Aslında bu, münafığın kompleksli ve ezik ruh halinin bir yansımasıdır. Münafıklar küfürdeki önde gelenler arasında yer edinebilmek ve onlar sayesinde birtakım maddi imkanlara kavuşabilmek için, 'homoseksüel sapıklara karşı da şirin görünmeye çalışırlar'.

BÜLENT SEZGİN: 'Dini içten tahrif etmeyi ve insanları İslam ahlakından uzaklaştırmayı' amaçlayan münafıklar, bu sapkınlıklardan istifade ederek, İslam dinini dejenere edebilmeyi hedeflerler. Çirkin yalanlarla, 'Bir Müslümanın da homoseksüelliğe sıcak bakabileceği ve bu insanların haklarını savunabileceği' imajını vererek, kendilerince 'İslam'a sapkın bir yorum ve anlayış getirebilmeyi' umarlar. Çünkü gerçek din, onların kafalarındaki şeytani, küfri ve nefsani sisteme uymamaktadır. Bu yüzden de münafıklar, kendi sapkın yorumlarıyla hep dini kendi kafalarına uydurmaya çalışırlar. Bunun için de küfrün ahlaksızlıklarından istifade ederek bu sapkınlıkları dinin içine sokmaya çalışırlar.

KARTAL GÖKTAN: Bunun için 'homoseksüel evliliklerine', 'homoseksüellerin kendi sapkınlıkları doğrultusunda gayri meşru ilişkiye girerek, yine kendileri gibi homoseksüel kimseler yetiştirmek üzere evlat edinmeleri' gibi iğrenç, sapkın ve tehlikeli eylemlere destek verirler. Oysa ki çok açıktır ki bu iğrenç ortamda, ciddi şekilde 'çocuk tacizleri' söz konusu olacak ve bu çocuklar bu şekilde büyük bir tehlikeye atılacaklardır. Sonrasında ise, -pek çok araştırmanın da ortaya koyduğu gibi-, homoseksüel insanların ellerine bırakılan bu çocuklar, nihayetinde 'psikiyatrik bozukluklar', 'madde bağımlılığı' gibi rahatsızlıklara maruz kalacaklardır. 'Cinsel saldırıya ve intihara meyilli insanlar haline gelme' ve 'AIDS gibi cinsel yolla bulaşan hastalıklara yakalanma riskleri' de ortaya çıkacaktır. Örneğin şu an ABD'de eşcinsel çiftlerle birlikte yaşayan 94.627 çocuk bulunmaktadır. Ebeveynlerinden birinin evlat edindiği çocuk ile eşcinsel ilişkiye girdiği çocuk sayısı ise 6 ila 14 milyon arasında değişmektedir. (http://www.lifelongadoptions.com/lgbt-adoption/lgbt-adoption-statistics) İşte çocukların maruz kaldığı bu korkunç tablo bile, durumun vahametini anlamak için yeterlidir.

BÜLENT SEZGİN: İslam dünyasındaki münafıkların da destek verdiği bu sinsi oyunları fark eden Müslümanların üzerindeki sorumluluk ise çok büyüktür. İman edenler, sapkınlık içindeki bu insanlara akılcı bir üslupla, yaptıklarının bir 'hayasızlık ve ahlaksızlık olduğunu' anlatmalı ve onları doğruya çağırmalıdırlar. Bu iğrenç fiilin çirkinliğini anlatarak insanları eğitmeli ve bu sapkınlığın toplum içinde yayılmasına engel olmalıdırlar. Eğer bu iğrençlik iyi açıklanır ve toplumların bu anormalliği anlamaları sağlanabilirse, cahil insanların bu sapkınlığa eğilim göstermeleri geniş çapta engellenmiş olacaktır.

KARTAL GÖKTAN: Dolayısıyla homoseksüelliğin meşru gösterilmesine, teşvik edilip özendirilmesine karşı ciddi bir fikri mücadele yürütülmesi gerekir. Müslümanların sorumluluğu, toplumdaki bu gibi tüm sapıklıkların ve sapkın eylemlerin önüne geçmek için, doğruyu anlatan tebliğ faaliyetleri yürütmeleridir. Allah'ın gazaplandığı ve sapkınlık olduğunu bildirdiği bir eylem, Müslümanların sadece uzak durmaları gereken değil, aynı zamanda da doğrusunu anlatmakla yükümlü oldukları bir durumdur. Ancak elbette ki, bazı cahil kimselerin bu sapkın insanlara fiilen zulmetmeleri ve zarar vermeleri de, asla kabul edilemeyecek çok çirkin ve yanlış yaklaşımlardır.

ADNAN OKTAR: Evet.

Katı düşünmene gerek yok eğer Suriye istiyor ise Irak istiyorsa Birleşmiş milletler istiyorsa Müslüman dindar Türkiye ile dost bir Kürt devleti o bölgede kurmak istiyorlarsa kursunlar yani o bizi rahatsız etmez. Kürtlerin yoğun olduğu bir yerde Kürt de, Laz da, Çerkez de hep birlikte yaşasınlar eğer kimseyi rahatsız etmiyorsa bizi de rahatsız etmez. Ama orada bir PKK devleti, komünist, Stalinist devlet bunu kurdurmayız. Benim anlatmak istediğim bu.

Davutoğlu Mahir: “İslam halkı cahil sorun bu” diyor. “Bilinçli toplum deccalın oyununa gelmez” diyor. Gelmeyen ülke varsa bana bir söyle. Norveç, Danimarka’dan tut hatta kendi vatanı İngiltere deccaliyetin asıl göbeği olan, göbeğinin geliştiği yer olan, -ki İngiliz halkı mazlumdur- onları bile kontrol altına almışlar. Yani şeytanın gücünü görüyorsun. Türkiye’de bak darbe yapmaya kalktılar ve Güneydoğu’da sel gibi kan akıyorlar. Türkiye de bilinçli bir toplum. Amerika bilinçli bir toplum, Amerikan halkını parmağında oynatıyor deccaliyet. Irak’ta savaşa götürdüler Amerikalı askerleri, çocukları delirttiler. Çocuklar her gün intihar ediyor. Dünyadaki en yüksel intihar oranı Amerikan ordusunda. Çayır, çayır her gün katlanarak artıyor devamlı. Bu bir deccalın azgınlığı işte, deccalın yaptığı bir zulüm. Amerika’yı kontrol altına almış bilinçli bir toplumu dünyanın her tarafında kullanıyor, orada üsler yaptırıyor, askeri tesisler kurduruyor ve ezim, ezim ezdiriyor Amerikalıları. Amerikalılar sürünüyor. Fakir yaşıyorlar onları bir ileri karakol olarak bir ordu gibi kullanıyor deccaliyet. Yani adamlar Amerika’da sürünüyor bunu herkes biliyor. Sokaklarda yatıyor, aç insanlar. Müthiş bir fakirlik yaygın ama İngiliz derin devletinin kontrolüne girdikleri için her yere üsler kurdurup dünyayı o güçle ezim, ezim eziyor İngiltere. Fransızları da kullanıyor, İngiliz halkını da kullanıyor. Deccaliyet küçük bir güçle dünyaya hükmediyor. Hadislerde öyle geçiyor zaten “ufak bir güçle dünyayı esir alır” diyor çünkü münafıkları kullandığı için şeytanı kullandığı için muazzam bir güç elde ediyor.

Zekai Aksakallı Paşa. Gaziantep’te Paşamız rahatsızlanmış Allah şifa versin. Paşamız’a iyi baksınlar. Paşamız tuzlu yiyecekler yesin biraz. Tansiyonu düşmüştür Paşamız’ın sıcaktan olmuştur. Kolesterolünü düşürelim Paşamız’ın, kolesterolü yüksek olabilir. Kolesterolünü düşürecek bir ilaç verilse iyi olur.

KARTAL GÖKTAN: Resmi görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Paşam kolesterolü düşürelim. Kolesterol düşürücü ilaç al. Ondan sonra birde, bu vitaminlerin hepsinin olduğu, minerallerin hepsinin olduğu vitaminler var. Satılan vitamin hapları var. Onlardan al. Yemekle beraber günde bir tane al. Ondan sonra yağlı yiyecekler yemesin Paşamız. Yani ağır yiyecekler. Ama et falan et sebze falan yesin. Tabii naçizane benim kardeş tavsiyesi. Efendim uykusuna dikkat etsin birde. Uyku çok önemli. Yani en az bir 6-7 saat uyusun Paşamız günde. Askere polise çok iyi bakalım. Beslenmesine, yiyeceğine, sağlığına sıhhatine çok özen gösterelim.

Tayyip Hocam, bugün Saff Suresi 13’ü okumuş. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ve seveceğiniz başka bir şey; Allah'tan yardım ve yakın bir fetih.“ İslam’ın hakimiyeti yakın diyor yakın fetih. “ve müminleri müjdele” Helal olsun Tayyip Hocam’a. Daha önce de öyle Fethullah Gülen cemaatiyle ilgili olduğunu zannetmedik biz dedik ki işte kurslardan falan bahsettiler. Kurslardan gereksiz para kazanılıyor falan dediler. Halbuki geniş çaplı Fethullah Gülen hareketine yönelik bir çalışma varmış sonra gördük. Şimdi cemaatlere yönelik de öyle bir mesela Süleymancılara, Nurculara karşı Nakşibendi, Kadirilere kaşı bir tavır sergilenirse Türkiye çöker. Yani Allah esriğesin yani orda artık kurtaracak hiçbir şey kalmaz. Bayağı tehlikeli bir oyun olur bu. Buna karşı hükümet çok dakik ve çok dikkatli olsun. Ayrıca cemaatleri, tarikatları, mezhepleri düzenleyip düzeltecek olan Mehdi (as)’dir. Yani hükümetin üzerine vazife değil böyle bir şey. Çok büyük bir hata olur. Yani ahir zamanda Mehdi (as)’ye bu görev verilmiştir. Ve bu sevgiyle halledilecek bir şeydir. Sevgiyle dostlukla coşkuyla hallolacak bir şeydir. Yani polisle askerle adliyeyle halledilecek bir şey değil.

Oğuzhan münafıklıkla ilgili video çekiyorsun sen değil mi?

OĞUZHAN SEVİNÇ: Evet Hocam.

ADNAN OKTAR: Evet video altına böyle seni kıskananlar yazılar yazmışlar. Kardeşim bunlar uyuz keçi. Ulaşamayınca yerinde zıplamaya başlıyor. Kıskançlıklarından hayranlıklarından. Olgun meyve veren ağaç taşlanır derler. Ulaşamayınca ne yapıyor? Senin hakkında kendince abuk abuk konuşuyor. O sözler geçerli olmaz. O, söyleyenlerin aczini gösterir, akılsızlığını gösterir, senin üstünlüğünü gösterir, onun zavallılığını gösterir. Kavruk kavruk kemçik adamlar. Oturmuş ipsiz sapsız konuşuyor. Yolda yürümekten aciz. Onlara cevap dahi vermeyiz. Çünkü anlattıkların hak ve doğru. Evet. Ne demişler? Kedi ciğere ulaşamayınca ciğer bayat dermiş. Kendince bir şeyler demeye kalkıyor. Sen de ona hoşt diyeceksin. Yani çözüm budur. Hırlayana hoşt diyeceksin. Bazı kişiler için söylüyorum hepsi için söylemiyorum ben. Onlar kendilerini bilirler. Evet.

Mesela bu Sibel Can değerli bir hanım. Hep çileyle geçmiş ömrü, hayatı, çocuklukları hep acıyla geçmiş. Ve mükemmel bir sanatçı olmuş. Acı çekmese böyle sanatçı olmazdı. Bak yeni sanatçı çıkmıyor. Bu büyük bir felaket bak. Dünyada dünya çapında sanatçı çıkmıyor. Bütün sanat dalları durdu. Hiç sanatçı çıkmıyor deccaliyetin yaptığı bir rezalet işte bu. Ve dehşet verici bir netice. İlk sanatı öldürür deccaliyet. Hayatı öldürür, neşeyi öldürür, sevinci ve güzelliği öldürür. Mahvetti dünyayı. Ancak Mehdiyet’le yeniden sanat güzellik hayat yol bulup gelişecek. İnşaAllah.

‘Müslüman değilim çünkü şartları çok ağır’ diyor. ‘Oysa Adnan Oktar topluluğundaki gibi olsa en kral Müslüman ben olurdum. Bilirim ki bu değil’ diyor. Yok, Müslümanlık böyle, doğru ama dünya çapında şeytan, iblis orduları, deccal orduları İslam’ı tepetaklak gösteriyor haşa. Tepetaklak derken öyle demeyeyim Allah affetsin. Yanlış anlaşılır yani, çok ters gösteriyor. Bu oyun süratle bozuluyor çünkü gece gündüz anlatıyoruz. Milyonlarca genç bunu anladı. Milyonlarca insanımız bunu anladı ve anlamaya da devam ediyor ama bak nasıl etkilemişler ki ‘bilirim ki bu değil’ diyor. Halbuki doğrusu budur. Müzik de var, resim de var, eğlence de var, güzellik de var her şey var İslam’da. Bak ‘Müslüman değilim çünkü şartları çok ağır.’ O ağır şartlarını deccalın oyunu olarak ortaya çıkarttılar, farkında varmadan. Deccal böyle bir oyun oynadı. ‘Oysa Adnan Oktar topluluğundaki gibi olsa en kral Müslüman ben olurdum’ diyor. Halbuki böyle, doğrusu da bu. Hepsi Kuran’a uygun, Kuran’a uymayan hiçbir şey yok. Zaten itiraz edenlere söylüyorum ‘ayet söyleyin’ diyorum, söyleyemiyorlar. Allah güzel bir model meydana getiriyor. İslam aleminin yüz akıyız. İftiharla gösterebilecekleri bir topluluğuz. Çünkü her topluluktan utanır hale geldiler, bak IŞİD’den utanıyorlar, Taliban’dan, El Kaide’den… Mesela Cübbeli’yi görüyor adamlar ‘aman aman Allah esirgesin’ diyorlar. Fethullah Gülen’i görüyorlar ‘aman aman Allah esirgesin’ diyorlar. Ama bizim hayat dolu İslam anlayışımızı herkes seviyor, herkes beğeniyor. Tabii it kopuk şeytanın çakalları, şeytanın borazanları ötüyor ama onlar önemli değil. Dürüst samimi insanları biz kastediyoruz, onların görüşleri çok önemli.

“Cennetin ışığı var gözlerinde bir tanem. Yeşil gözlerin cenneti anımsatıyor, sevgiyi tattırıyor kalbime. Seninle cennet olur hayatım, senin varlığınla sevginle yaşıyorum zümrüt gözlüm. Seni çok seviyorum’ diyor Emine.

“Sizi çok seviyorum, hep sizinle olmak istiyorum. Allah’ım beni senden ayırmasın canım Hocam” diyor Defne.

“Canım aşkım Hocam, Allah aşkıyla sevdiğim. Sen az önce manevi kilitledin, benim de o an resim dosyası düzenlerken kilit resimler geldi. Sen benim canımsın. Sevgiyi, imanı, kaliteyi ve diğer tümünü senden öğreniyorum. Allah razı olsun” Kuran’dan ve Kuran’a dayalı olarak benden.  Necla diyor.

Hakan Yıldız, “Kuran’da namazı tarif eden bir ayet okur musunuz bana? Musa’ya, İsa’ya namaz da farzdı. Bana nasıl kılınacak ayeti okuyun.” Hakan şimdi demek istediğin şu ‘eğer Kuran yeterli olsaydı Allah Kuran’da namazı tarif ederdi, namazı tarif etmediğine göre Kuran yetersizdir. O zaman hurafe kitabını sana getireyim, oradan bana hurafe oku diyorsun.’ Yanlış mı? Bunu anlatıyorsun. Bana böyle kurnazlığı bırak. Dürüst olacaksın. Kuran’da namaz açık açık kıyam, rüku ve secde olarak açık açık tarif ediliyor ve bütün peygamberler, bütün insanlar binlerce yıldan beri namaz kılmışlardır. Allah bize ayı tarif etmiyor, güneşi tarif etmiyor. Güneş var, baktığımızda güneşi görüyoruz, güneş ne ki demiyoruz. Namaz da biliniyor. Yani binlerce yıldan beri ezbere biliniyor. Mesela yürüme, yürüme bize öğretilmiyor. Yürümeyi biz biliyoruz. Yemek yeme, bize öğretilmiyor, Allah ‘yemek yersiniz’ diyor. Yani nasıl bir şey, biz yemek yemeyi bilmiyoruz Kuran bize öğretsin demiyoruz. Namaz da bilinen bir ibadettir ve binlerce yıldan beri su gibi ezberden bilinen, herkesin bildiği bir ibadettir. Buna rağmen Cenabı Allah rüku, secde ve kıyamdan oluştuğunu namazın anlatıyor. Ve Allah’ı tespih ettiğimiz, Allah’ı andığımız da Kuran’da belirtiliyor namazdayken. Dolayısıyla kendince böyle kurnazlıklarla, Kuran’ın yetersizliğini vurgulamaya çalışman boş bir çalışma. Hayır yanlış bir şey söylediysem, söyle. O zaman anlaşalım.

GÖKALP BARLAN:  Allah, namazla ilgili detay da açıklıyor Adnan Bey Kuran’da Namazında sesini çok yükseltme, çok da kısma, bu ikisi arasında (orta) bir yol benimse” (İsra Suresi 110) diyor. Her şey açıklanmış.

ADNAN OKTAR: Tabii. Amacı o değil bunun. Gelenekçi Ortodoks takımı hep böyle yapıyor. “Eğer Kuran yeterli olsaydı namaz açıklanırdı. Namaza mı karşısın sen yaw?” diyor. Kuran’da açıklanmadıysa da yoktur ayrıca. ‘Niye Kuran’da yok ki?’ diyemezsin. Yoksa yoktur ama açıklanmış. Vakitli olarak size farz kılındı diyor.’ daha nasıl desin ayette, Cenabı Allah. Vakitli olarak farz kılındı. Gelenekçi kurnazlığı böyle, Ortodoks gelenekçi kurnazlığı çok vahimdir, çok bilinen bir şeydir. Bunu bazı Nur talebeleri de yapıyor. Mehdi (as) konusunda falan da uyanıklık yaparlar. Böyle kilitleyeceğini zannediyor. Ayrıca mesela namaz farz edelim Kuran’da yok olsa, yoksa yoktur. “Nasıl olmaz ki?” diyemezsin ama var anlatılıyor işte. “Vakitli olarak size farz kıldım” diyor Allah. Rüku var, secde var kıyam var diyor, tarif ediyor. Nasıl Allah’ı zikredeceğin de belirtiliyor. Daha ne istiyorsun yani, ayrıca ezberden bildiğin bir ibadet. O zaman sana yemek yemeyi de tarif etsinler istiyorsun sen. Mesela oruç tarif ediliyor, detaylarıyla anlatılmış ama adam bilmemiş olsa Cenabı Allah onu, ona da anlatmamış olsa zaten sorumlu olmaz. Ama anlatıldığına göre, tamam. Mesela şu haram diyor, mesela bu Kuran’da yok diyor. Bana nasıl açıklayacaksın o zaman diyor, Madem Kuran yeterli diyor. Kuran’da yoksa yok, o zaman helaldir o bu kadar basit. Demek ki uydurmuşsun. Kafaya bak ya. Bunu o zaman nasıl açıklarız diyor. Mesela diyor ki ıstakoz haram, Kuran’da bulamıyoruz nasıl açıklayacağız diyor, demek ki helal bu kadar basit.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler burada sona eriyor, tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü