Harun Yahya

Sohbetler (29 Ağustos 2016; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz, inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Dünyanın imtihan yeri olduğunu insanlar anlayamayacakları Allah bir sistem kurmuş. Sabah işe gitmesi gerekiyor, çekleri bozdurması gerekiyor, çeki takip etmesi gerekiyor. İşyerinde yazılar var onları izlemesi gerekiyor. Mesela kasapsa eti işte bayatlamadan satması gerekiyor. Bakkal eksik olan mallarını düşünüyor. Allah harika bir sistem kurmuş. Ona öyle bir yoğunlaştırmış ki Allah, insanlar bunun dışında bir hayat olabileceğini düşünemeyecek hale gelmişler. Halbuki kasabın eti de Allah’ı ilgilendirmez, bakkalın malı da ilgilendirmez. Tek amaç imtihan. Allah’ın sevdiği insanları ortaya çıkartmak başka bir şey yok. Yani metafizik bir dünyada yaşadıklarını bilmiyor insanlar. Onun için şimdi son günlerde, son aylarda çok garip sarsıcı olaylar meydana getiriyor Allah.

“Sevgi birliğimiz daimi” diye bir etiket yapalım.

Darbe gecesi adamlardaki nefret meselenin tam özeti. İngiliz derin devletinin terbiyesi devreye girmiş. Yani İslam çıkmış, Nurcu eğitim çıkmış İngiliz derin devleti terbiyesi girmiş. Tam tipik İngiliz derin devleti ahlakı tam tipik. Yani o şiddet yöntemleri, dehşet yöntemi, nefret üslubu falan hepsi. İngiliz derin devletinin İslam anlayışı. Tabii bu dinsizlik tarzında olan bir anlayış. Kimseyi adam yerine koymuyorlardı, Gülen grubu o zaman, benim dikkatimi çekmişti. Çok üst perdeden ve enaniyetli. İşte İngiliz derin devletinin adamlarında olan bir şey bu. Onlarda da öyle akıl almaz bir büyüklük hissi var, müthiş bir ırk üstünlüğünden kaynaklanan da bir Anglosakson ırkının üstünlüğüne inandıkları için korkunç enaniyetliler. Bunları da çok müthiş enaniyetli hale getirmişler. Halbuki bunlar Anglosakson da değil, bunları köle hizmetçi yönünde görüyorlar. Sahte Mehdiyet’ten devleti kurtaran yine Mehdiyet. Mehdiyet’in bereketi olmasaydı devlet çoktan gitmişti. Allah Mehdiyet’in yüzü suyu hürmetine hem devleti hem milleti kurtardı. Bunu zamanla daha net görecekler, önümüzdeki üç beş yıl içerisinde daha net görecekler.

Kullanılan eleman sayısı darbe için on misli fazla. Bir de silahlı müdahale de var ama Mehdiyet’i hesap etmedikleri için olay bambaşka bir mecraya girdi. Darbeyi bozan Mehdiyet’tir. Bu olayın olacağını zaten Peygamberimiz (sav) zaten söylüyor. “Medine’de İstanbul’da büyük bir olay olur” diyor “çok kanlı” diyor. 30-35 kilometre alan en az “yayılır” diyor “şehirde çatışmalar olur” diyor. “İki köprü işgal edilir ve kapanır” diyor iki köprü. Bu detay normal bir şey mi? İki köprü ve “tabureler olur” diyor “asker, köprünün üstünde asker olur” diyor. “Köprünün üstünde” diyor “saçaklı yıldızlar uçar” diyor. “Aynı anda” diyor “depremler de eşlik eder bu olaya” diyor. Depremler oldu peş peşe. “Bir kadının öldürülmesi bir kamçının sallanması kadar kolay olur” diyor. “Siyah yağ taşları” asfaltı tarif ediyor Peygamberimiz (sav), “siyah yağ taşları kan içinde kalır” diyor. Hiçbir alim söylüyor mu şu hadisleri? Gizliyorlar söyleyemiyorlar nasıl söylesin? Söylerse Hz. Mehdi (as)’ı kabul edecek. Etmeyince ne oluyor? Yine Mehdiyet gelişiyor. Mehdiyet’ten bu kadar paniğe kapılmaları çok yanlış. Onları kurtaran Mehdiyet zaten. Mehdiyet olmasa bitmiştiler zaten çoktan bitmişti. İngiliz derin devletinin eline, deccalın eline geçmişti Türkiye. Bak deccalın ilk pençesinde Türkiye düşecekti. Deccalın pençesini kıran Mehdiyet’tir. Yani mucize meydana geliyor, deccal pençe atamıyor Türkiye’ye Mehdiyet vesilesiyle. Pençelenememenin nedeni Mehdiyet’tir. Yoksa tek pençede düşürürdü. Çünkü çok kapsamlı hazırlık yapılmış. Durduran Cenab-ı Allah’tır, vesile Mehdiyet’tir.

“Aynı anda” diyor “şehir -İstanbul- münafıklarını dışarıya atar” diyor. Yani tutuklanırlar veyahut etkisiz hale getirilirler. Bu meşhur bir hadistir herkes bilir bunu.

Harika olaylar peş peşe gelecek. Şevval’de ayaklanma, Zilkade’de şu an harp konuşmaları oluyor, efendim bu kadarla keselim. Resulullah (sav) ne derse oluyor mu? Oluyor. Mehdiyet alameti olarak anlatmış mı? Anlatmış. Hiçbir alim anlatıyor mu? Anlatmıyor. Anlatmamaları da Hz. Mehdi (as)’ın çıkış alameti. En alelade bir şeyi bile anlatıyorsunuz, Peygamber (sav)’in mucizesini niye anlatmıyorsunuz? Bu korkunun anlamı ne? Gizlemenin anlamı ne? Söyle, söyleyemiyor.

Aytuğ Gülcan, “İngiliz derin devleti ne yaptı?” diyor. İşte İslam aleminin haline bakarsan, Sevr Antlaşması’na bakarsan, Çanakkale’ye bakarsan, Ortadoğu’daki cetvelle çizilmiş sınırlara bakarsan İngiliz derin devletini ne yaptığını anlamış olursun. Ama sen kahvehanede pişpirik oynarsan adam seni ne yapsın yani? Zaten hiç kaale dahi almaz. Ama konunun içindeysen o zaman anlarsın. Bak ne kadar lakayt ve ilgisizsin ki İslam aleminin paramparça olmasının farkında değilsin. Çanakkale’de akan 200 bin şehidin kanından haberin yok. Osmanlı’yı yıkıp bize avuç içi kadar toprak bıraktıklarından haberin yok. Ortadoğu’daki haritaya bir bak, geometri dersinde gibiyiz jilet gibi, adamlar masa başında çizmişler. Ama sen gidip Karaköy’de midye yiyorsun üstüne limon sıktırıyorsun dünyadan bihabersin. “Ne yaptı ki İngiliz derin devleti” diyor? Bütün dünyayı işgal etmiş haberin yok.

BÜLENT SEZGİN: Şu an ajansların yayınladığı bir haber vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet.

BÜLENT SEZGİN: Amerikan Dışişleri Bakanlığı’ndan Türkiye’ye yönelik seyahat uyarısı geldi. Ülkedeki artan terör riskinin altının çizildiği uyarıda Türkiye’nin Güneydoğu’suna seyahat edilmemesi tavsiyesinde bulunuldu. 

ADNAN OKTAR: İffet nuru yüzünüzde pırıl pırıl parlıyor. İffet ne güzel bir şey. İffet kadını müthiş güzelleştiren bir şey. İffetini kaybetti mi kadın yüzü çirkinleşiyor. Allah’ın hikmeti bir mucize. Elle tutulur bir mucize. Bunun üstünde durmak lazım. Gözle görülen bir mucize oluyor. İffette yüz çok güzel oluyor, anlamlı ve çok nurlu oluyor. İffetini kaybetti mi yüz bambaşka bir şey oluyor. Bu açıklanacak gibi değil.

Türkiye’nin geleceği güzel ama. Bu konuda garanti veriyorum. Lider ülke olacak. İslam son kere hakim olacak. İslam’ın ne kadar güzel bir sistem olduğunu insanlar görecekler. Diyecekler “biz boş yere bin küsur sene canımızı yakmışız boş yere. Ne güzelmiş” diyecekler “müzik varmış, eğlence, istediğimiz gibi yiyoruz, istediğimiz gibi giyiyoruz, namazımızı kılıyoruz, orucumuzu tutuyoruz boş yere kendimize eziyet etmişiz” diyecekler. Ama son, sonra bak bu kadar emek vereceğiz İslam hakim olacak ki bayağı da tedbir alınacak, yani her türlü tedbir alınacak. Ama buna rağmen bak işte moral gücü çok önemli. Hz. Mehdi (as)’ın vefatından sonra Hz. İsa Mesih (as) görevde oluyor. Yine bak burukluk yaşanıyor Hz. Mehdi (as) olmadığı için. Hz. İsa Mesih (as)’ın vefatından sonra akıl almaz bir manevi çöküş. Kardeşim, daha düne kadar diri olan adamlar adeta ölü gibi olacaklar. Moral, işte bak Mehdilerin önemini buradan anlıyoruz. Mehdiler devam etse bin sene de devam etse edecek. Yani Hz. Mehdi (as) başta olsa İslam’ın hakimiyeti devam edecek bak. Bin yıl Allah ömür verse bin yıl devam eder İslam. Ama vefatlarıyla, Hz. Mehdi (as) ve Hz. İsa Mesih (as)’ın vefatıyla, iki mesihin vefatıyla dünyada moral diye bir şey kalmıyor. Hani önemsizdi Mehdiler? Bak çöküş oluyor. Kuran var, İslam var, her türlü eğitim var ama çöküşten kurtulamıyor insanlar. Moral yönünden tepetakla gidecekler. Ta 1543’e kadar. “1506’ya kadar açık galibane, 1506’dan sonra gizli ve mağlubiyet içerisinde vazifeyi tenviriyesini yapmaya devam eder” diyor. “Bir taifeyi kübrayı azamın son zamanlarına işaret eder” diyor. Bak “taifeyi kübrayı azam” diyor Hz. Mehdi (as) talebelerini son zamanına. “Taifeyi kübrayı azam son zamanlarına işaret eder” diyor. “Ben tabii bu konuya Allahualem diyorum” diyor Bediüzzaman. “Ama hem Fatiha, hem Vel Asr Suresi” diyor “hem hadis hepsi ittifakla aynı işareti gösteriyor” diyor. “Bende zannı galip meydana geldi” diyor “herhalde öyle olacak” diyor. Yazsınlar bir granit kayaya hicri 1545 diye. Eğer 46’yı görürlerse benim yanıma gelsinler, yani ahirette, inşaAllah.

İngiliz derin devleti 1808’de yeniçeri ayaklanmasını oluşturuyor iç darbe olarak, İngiliz derin devleti. 3. Selim’i tahttan indiriyor yerine 4. Mustafa’yı getiriyor. Ardından Osmanlı-Rus savaşını çıkarıyor. Sırbistan’a özerklik veriyor, Sırbistan’a İngiliz derin devleti sahip oluyor Sırpları ayaklandırıyor. Bak oyuna bak, tuzağa bak, kafaya bak. 1822’de mesela bu homoseksüel İngiliz şair Lord Byron’ın teşvikiyle, bak bir kişi görüyor musun, Tepedelenli Ali Paşa isyan ediyor darbe girişiminde bulunuyor. Bu isyanla uğraşan Osmanlı Yunanistan’ın bağımsızlığını kazanmasını bir nevi sağlamış oluyor. Çünkü bütün gücü gitmiş, Yunanistan’ı ayaklandırıyor İngiliz derin devleti. Bak oyunu görüyor musun? Tepedelenli’yi başımıza bela ediyor darbe yaptırıyor o darbe arasında o kargaşada Yunanistan’ı Osmanlı’dan koparıyor. Sonra da onları mahvettiler Yunanistan’ı. 1876’da İngiliz derin devletinin yönlendirmesiyle Mithat Paşa devlete karşı darbe yapıyor hükümete karşı. Yani ilk değil bunlar, hep alışmış bu adamlar. İngiliz derin devletinin geleneği bu. Sultan Abdülaziz’i tahttan indiriyor ve yerine 5. Murat’ı geçiriyor İngiliz derin devleti. Bu askeri darbenin hemen ardından 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı başlıyor. Savaş sonrası Romanya, Karadağ, Sırbistan İngiliz derin devleti tarafından Osmanlı’dan ayrılıyor. Bosna Hersek ve Doğu Rumeli’yi de ayırıyor. Bulgaristan’ı Osmanlı’dan koparıyor. Kıbrıs İngiltere’ye veriliyor, İngiliz derin devleti oraya Kıbrıs’a el koyuyor. Kars, Batum, Ardahan Rusya’ya veriliyor İngilizler tarafından. İki sene sonra da Fransa Tunus’u, İngiltere de Mısır’ı işgal ediyor. Her ikisine de İngiliz derin devleti hakim. 9 Haziran 1908’de İngiliz Kralı 8. Edward yönlendirmesi ki o İngiliz derin devletinin bir mensubuydu, İttihat Terakki Cemiyeti bir darbeyle Sultan Abdülhamit’e 2. Meşrutiyeti ilan ettiriyor. Görüyor musun bak yönlendirmeyi? Ardından İngiliz büyükelçiliği tercümanlığı görevindeki casus bu Cerald’ın organizasyonuyla 31 Mart ayaklanması ve askeri darbe yapılıyor. Bak bir kişiyle yapıyorlar. Darbe sonrası Avusturya, Macaristan, Bosna Hersek’i, İtalya, Libya, Rodos ve 12 adayı işgal ediyor İngilizlerin yönlendirmesiyle. Avusturya, Macaristan, Bosna Hersek, İtalya, Rodos ve 12 adayı işgal ediyor. Arnavutluk bağımsızlığını ilan ediyor yine İngilizlerin yönlendirmesiyle. Yunanistan, Selanik, Girit ve Yanya’yı, Bulgaristan, Kabala ve Dedeağaç’ı işgal ediyor. İngiliz derin devletinin yine yönlendirmesiyle Avrupa’da Osmanlı bitiyor.

Erol Demirezen, “Muteber kaynaklarda böyle bir hadis yoktur. Bu Şia hadisidir” diyor. Şia hadisi olsun veyahut Vahabi hadisi olsun. O hadis çıkmış mı çıkmamış mı? Çıkmış. Sünni hadisi olsa ne fark eder, Şii hadisi olsa ne fark eder? Hadisin çıkmış olması önemli. Aynısıyla çıkmış, bitti.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hakkari’nin Şemdinli İlçesi’nde önceki gün başlayan ve hala devam eden çatışmada 2 uzman çavuş şehit oldu 3 asker yaralandı. Şehitlerimizin fotoğrafı vardı.

ADNAN OKTAR: Efeleri göreyim bakayım.

BÜLENT SEZGİN: Savaş Batu, Kerim Keçeci.

ADNAN OKTAR: Savaş ve Kerim çağrılmışsınız gitmişsiniz işte. Allah çağırınca gideceksiniz, ne mutlu size. Allah şehadetinizi makbul etsin, kabul etsin. Bizlere de o şerefi versin. Ne mutlu size bak gece karanlık burası, siz aydınlıkta oturuyorsunuz.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: IŞİD’den Kilis’e roket saldırısı oldu. 2’si çocuk 6 kişi yaralandı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Nereden biliyorlar IŞİD’in attığını? PKK yapıyor PKK, IŞİD yapmaz. PKK, İngiliz derin devletinin emriyle. Aslında İngiliz derin devleti attırıyor ama taşeron olarak PKK’nın itlerini kullanıyor ve homoseksüel alçakları kullanıyor, katilleri kullanıyor. O bölgede zaten IŞİD kalmadı operasyon yapıldı. Artık insaf yani.

Türkiye komünist de olurdu batardı da mahvolurdu da, Allah Mehdiyet vesilesiyle bu memleketi kurtarıyor. İstanbul’u çoktan alırlardı. Bak bir kere en önemlisi Mehdiyet bütün dünyada kıyametin durmasına vesile. Bunu ben söylemiyorum Resulullah (sav) söylüyor. Ben sıradan bir Müslümanım, herhangi bir insanım benim bir vasfım yok. Hoca da değilim, alim de değilim, müceddit, müçtehit de değilim, Mehdi hiç değilim öyle bir iddiam da olamaz zaten zır cahil bir insanım. Ama hadisler net açık, senin inkar edeceğin gibi değil. Bak, kıyametin engellenmesine vesile, eğer Hz. Mehdi (as) olmasa kıyamet kopacak. Şu an yaşıyorsan sen Hz. Mehdi (as)’nin vesilesiyle yaşıyorsun senin bundan haberin bile yok. Şu an insanlığın devam etmesinin tek sebebi Hz. Mehdi (as)’dır. Kıyametin kopmamasının nedeni Hz. Mehdi (as)’dır. Allah yoksa çoktan koparacaktı kıyameti. Bütün dünyada Allah inkar ediliyor Darwinizm’le. Allah dünyayı ayakta tutar mı böyle bir durumda? Derhal dağıtır, derhal kıyamet kopar. Ve o Darwinist iddiada olanların hepsini Allah sıraya dizip hepsini sorgular. Ve hepsine hak ettiği karşılığı da verir. Ama Mehdiyet vesilesiyle şuan kıyamet kopmuyor.

SEMİH MERİÇ: Hadiste “Kıyametin kopmasına bir gün dahi kalsa Allah o günü uzatır, benim evladım Mehdi’yi gönderir” diyor, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bütün muteber hadis kitaplarında en önemli konulardan birisi budur. Darbenin başarısız olmasının nedeni Hz. Mehdi (as)’dır, Mehdiyet’tir. 12 Eylül öncesinde komünistlerin eline geçmemesinin nedeni Mehdiyet’tir. Millet hayret etmişti o dönemde. Yani akıl almaz bir komünist yapılanma oldu. Dediler “Türkiye kesin gitti” dediler hiçbir şey olmadı. Dediler “ne imanlı milletmiş, nasıl bir ortammış?” falan dediler. Allah müsaade etmiyor. Darbenin başarısız olması için hiçbir neden yok, tek sebebi Mehdiyet’tir. Hepsinin üstünde kıyametin kopmasını durduran ana sebep Hz. Mehdi (as)’dır. Bunu ben söylemiyorum Peygamber (sav) söylüyor. Ve bütün muteber hadis kitaplarında defaatle ve tekrarla anlatıyor bunu Resulullah (sav).

Milyonlarca insanı katletmeyi düşündü İngiliz derin devleti bu darbeyle. İstanbul’u ayıracaklardı, direnen hepsini öldüreceklerdi şehit edeceklerdi. İzmir’i ayıracaklardı, Antalya bölgesini ayıracaklardı, Güneydoğu’yu zaten tamamen ayırıp Öcalan’a vereceklerdi, yani PKK’ya teslim edeceklerdi. Sadece Orta Anadolu bölgesinde Türklerin yaşamasına müsaade edeceklerdi. Orayı da katliam alanı olarak kullanacaklardı. İngiliz derin devletinin 200 yıldan beri özlemi olan uygulama yapılacaktı.

Hep böyle muhbir, alçak, gaspçı, ahlaksız, hırsız, çok fazla böyle insan türedi. Muhbir derken suçluyu değil kıskandığına, haset ettiğine iftira eden alçaklar. Mesela bir tane bile hayatta adam güzellik meydana getiremez ama güzel bir şey oldu mu hemen oraya domuz gibi dalıp orayı da batırmak isteyen pislik güruhu yani. Böyle mikrop zibil gibi var. İşte bunları eğitip, düzeltip insan haline getirmek lazım.

Hayret, bak diyor ki darbe gecesi, darbe olacağını hadiste söylüyor, Şevval diyor, ayını da söylüyor, “İstanbul’da olacak” diyor. “İki köprü tutulacak” diyor “köprüde kan akacak, kadınları da şehit edecekler” diyor “saçaklı yıldızlar uçacak” diyor ve münafıkların da tutuklanacağını ve atılacağını söylüyor. Münafıklar yakalanıp tutuklanacak ve Müslümanlar arasından bu pis adamlar temizlenecek diyor. Müslümanlar temizlenecek, bu pislerden kurtulacaklar diyor. “Münafıklarını atacak Medine” diyor, İstanbul. “Şehir çapında yayılacak” diyor büyük bir katliam, “çatışma ve tabure” diyor “askerler köprünün üstünde olacaklar” diyor. “İki köprü” diyor üstelik. Bak bu hadis saklanıyor gizleniyor. Adam da diyor ki “Şii hadisi” diyor. Olmuş be adam olmuş tahakkuk etmiş, bunun Şii’si Vahabi’si kalmış mı? Peygamber (sav)’in hadisini kıskanıyorsun, artık bu kadar bu hale gelme. Peygamber (sav)’in hadisi de mi kıskanılır? Bu hallere de mi düşecektiniz? Ağrına gidiyor Peygamber (sav)’in hadisi. Darbenin ayına kadar söylüyor. “İstanbul’da olacak” diyor “Şevval’de olacak” diyor Temmuz’da. Aynen dediği gibi oluyor. Ve bu gizleniyor, alimler bunu gizliyor, hocalar gizliyorlar. “Bu Şii hadisi” diyor. Kardeşim olmuş mu? “Evet olmuş” diyor. Şimdi Şii’si, Vahabi’si, Sünni’si kaldı mı? Bin yıllık hadis doğruymuş demek ki. Sünni almamış olabilir. Şii almış, aldıysa Allah razı olsun bak dediği doğru çıktı işte.

Muhammed Bakır (as) şöyle buyurdu: “Resulullah (sav)’den ferman etti” diyor. “Eğer İmam Mehdi yeryüzünden bir saat çekilse” diyor Peygamberimiz (sav) bir saat “tıpkı denizin insanları boğduğu gibi yeryüzü kendi insanlarını yutar” diyor “bir anda kıyamet kopar” diyor. (El-Kafi, cilt 1, sayfa 307.)

Ebu Hamza’dan “Resulullah ferman etti” diyor ki “Allah’ın kullarına hücceti olan İmam Mehdi olmasa yeryüzü bir an dahi baki kalamaz” diyor. Kıyamet kopar diyor. (El-Kafi, cilt 1, sayfa 137.) Nerede geçiyor? Müsnet, Müsned-i Ahmet, Ahmet Bin Hanbel. Ahmet Bin Hanbel artık yani, Ehli sünnetin gözbebeği alimlerinden biri hadis imamı. Ne diyor? “Dünyanın sonuna bir gün kalsa dahi Allah zulüm ve kötülükle dolmuş olan yeryüzünü” yani anarşi, terör, darbeler, acımasızlık her türlü zulümle “dolmuş olan yeryüzünü adaletle doldurması için ehli beytimden Mehdi’yi gönderecektir.” Dünyanın sonuna bir gün kalsa, “kıyamete bir gün kalsa Allah kıyameti durduracak” diyor. Kim söylüyor bunu? Ahmet Bin Hanbel Söylüyor. Sen diyorsun ki “Şii hadisi” diyorsun. Al sana Sünni hadis işte. Hem de İmam-i Hanbel söylüyor İmam-ı Hanbel, artık konuşacak laf da yok yani. Başka, Sünen-i Ebu Davut’ta, hadis numarası 3734. Başka, Beyhaki’de, ehli sünnetin gözbebeği, sayfa 105.

Sünen-i İbni Mace Ebu Naim ve Ebu Hureyre’den tahric ettiler. “O dedi ki Peygamber (sav) ferman buyurdu: Eğer dünyadan bir gün kalsa, yani kıyamete bir gün kalsa Allah o günü uzatır, kıyameti durdurur. V ehli beytimden Mehdi’yi melik kılar.” Duyuyor musun zat? (Kitabul Burhan Fi Alameti'l-Mehdiyyi'l-Muntazar 10. El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alameti'l-Mehdiyyi'l-Muntazar 27.)  

Abdullah (ra)’dan rivayet edilmiştir, “Resulullah (sav) ferman buyurdu ki: Ehli Beytimden ismi ismime mutabık olan Mehdi başa geçecektir. Dünyanın ancak bir günlük ömrü kalmış olsa Mehdi’nin başa geçmesi için Cenab-ı Hak o günü behemehal uzatır kıyameti durdurur” diyor. Nerede geçiyor? Sünen-i Tırmizi’de sahih hadiste. Ehli sünnetin temel kitaplarından, 4. cilt, 92’de.

Mevlevi Şeyhi Halit Efendi. Eşi ve annesi Fransız. Yunan isyanında Rumları destekleyip ayaklanmaya sebep oluyor. Bak Mevlevi şeyhi adam dikkat edin. Fenerli Rumlardan elde ettiği paralarla servetini çoğaltarak yeniçerilere para dağıtıyor, taraftar topluyor. Mora isyanında Rumların tarafını tutarak Tepedelenli Ali Paşa’yı kötülüyor ve idam edilmesine sebep oluyor. Rikabı Humayun reisliğine getiriliyor. Bu vazifesi sırasında İngilizlerle gizli ilişkisi ve Mora isyanına sebep olduğu ortaya çıkıyor.

Öyle uyanık ki İngiliz derin devleti. İngiliz derin devleti eskiden başarısız olunca birden Türkiye yanlısı gibi gösteriyor kendini. Mesela Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasıyla birlikte İngiliz propagandası yönünü değiştiriyor. Daha önce Türklerin katil olduğu hakkında çok ağır iftiralar içeren Mavi Kitap ve Türklerin Ölüm Saçan Tiranlığı kitaplarının yazarı Arnold Toynbee bu sefer isim değiştiriyor, bak dikkat edin kitabın yeni ismine bak Bir Milletin Yeniden Doğuşu diye yeni bir kitap yazıyor. Bu adamlar bukalemun gibi. Ve birden Türkleri övmeye başlıyor. Bazıları buna inanıp Toynbee’yi Türk dostu olarak kabul ediyor.

“Merhaba. Gönderdiğim ürün tamamen el işçiliğiyle yapılmış ardıç ağacı köklerinden imal edilme. 45 yıllık tecrübenin ürünü olan duvar apliğidir. Hocamız’ın yeni yaptırdığı eve yakıştırdım bu ürünü. Lütfen bunu Hocamız’a gösterir misiniz? Beğeneceğinden eminim. Tamamen el yapımı bir sanat eseri” diyor. “Evin dekorasyonuna son derece uygundur” diyor. Hakikaten ilginç duruyor da.

Şimdi ben size İngiliz derin devletini anlattığım konular benim hazırladığım kitabın anlatımı. Şimdi bunları arkadaşlarımız alıyorlar deşifre ediyorlar. Sonra bu matbaaya gönderiliyor. Redaktör şu bu falan gözden geçiriyor ve kitap haline geliyor. Yani kitabın meydana gelişi burada oluyor. Bu anlatımlardan sonra oluyor. Haberi bile olmuyor o kitabın burada hazırlandığından.

“Adnan Hocamız’ın sohbetinden Cerablus operasyonu hakkında, bakın lütfen Allah, Peygamber, Kuran aşkına gerisini söyleyin ne olacağını çok araştırdım ama bulamadım. Söylemeyecekseniz bile bizim için iyi mi kötü mü tek kelimeyle söyleseniz yeter. Bekliyorum. Size çok mesaj geliyor okumayabilirsiniz de. Hakkınızı helal edin.” Sami. Türkiye’de hayırsız bir şey olmaz. Her şey hayır, sağa dön hayır, sola dön hayır, üstümüz hayır, altımız hayır her yer hayır. Biz hayırla sarıldık. Mehdiyet’in oldu yerde hep hayır vardır.

Ben Hz. Mehdi (as)’ın alelade bir talebesiyim, bizler de sizler de talebesisiniz. Ama zahir olması an meselesidir. Bak bas bas bağırıyorlardı “Mehdiyet yok Mehdiyet yok.” Biz de inanıyor muyduk gibi düşündüler herhalde. Bak altını çizerek söylüyorum; maden Mehdiyet yoktu sahtesi devleti ele geçirmesi an meselesiyken gerçek Mehdiyet vesilesiyle durduruldu. Bak sahtesi devleti ele geçiriyordu ve Mehdiyet vesilesi ile durdurulmuştur. Nasıl durdurulduğunu sen ileriki yıllarda öğreneceksin. 

“Alemin en kral delikanlısı maşaAllah. En genç Mehdi’nin talebesi siz varsınız sıkıntı yok” diyor. tam üslup net.

Kemal Akça, “Tayyip Erdoğan, Menbiç ve Cerablus’ta PYD’nin kökünü kazıyacağız diyor” diyor. Yaparsa öyle bir kabadayılık, yiğitlik tarihe geçer.

“Kilis PKK ile ne alakası var?” diyor. “İngilizlerin PKK ile ne alakası var?” diyor. Partizan, komün gücü. Kilis PKK ile ne alaka? Peki Güneydoğu’daki cinayetleri kim yapıyor? Yani binlerce, on binlerce askeri polisi şehit eden kim? Orada cinayetleri organize eden kim? Bir de bu köpeklerin hepsi kıro öküz gibi adamlar bunların tek başına hareket edebileceğini tahmin ediyor musun? İngiliz derin devleti bunları yönlendirmese bu sığırlar tarlada yürümeyi bile bilmiyorlar. Öküz gibi herifler iki kelimeyi bir araya getiremiyorlar. Bunlara en ince planları bütün detayları ulaştıran İngiliz derin devletidir. Mesela Türk ordusunun operasyon yapacağı bunlara bildiriliyor bunlar da ona göre tedbir alıyor. Yoksa bunların kökü çoktan biterdi, hepsi yakalanırdı. Dolayısıyla komün gücüne değil de Allah’ın gücüne inanacaksın.

SEMİH MERİÇ: Kendi itirafları var Hocam. “İngiltere bizi koruyor” diye.

ADNAN OKTAR: Tabii Abdullah Öcalan söylüyor “İngiliz derin devleti bizi kurdu” diyor. Sen diyorsun ne alakası var? Sen biraz oku incele, araştır. Kendine bir ad takmışsın onunla olmaz. Ben sana kaynak veriyorum Öcalan’ın kendisi söylüyor bizi İngiliz derin devleti yönlendiriyor diye.

Öcalan konuşmasında diyor ki: “İngiltere bizim konumuza en akıllı yaklaşan ülkedir” diyor. “Med TV’ye yayın hakkı verdi” diyor. PKK’nın Med TV’ye. Bak yayın hakkı verdi. “Politikaları İngiltere oluşturur Amerika Birleşik Devletleri’ne de uygulattırır” diyor. Bayağı net. “İngiltere bence ana politikayı oluşturmaktadır Avrupa’daki işbirlikçilerine ama özellikle Amerika Birleşik Devletleri’ne buna uygulattırabilmektedir gelişmelere dikkat edilmesi gereken konu Avrupa’nın İngiltere’de düğümlenmesidir.” Yani asıl yönetim İngiltere’de diyor. “Konulara çok derin yaklaşıyor İngiltere” diyor daha ne desin işte anlatmış.

Osmanlı devrinin son alimlerinden seyit Abdulhakim Arvasi, Hüseyin Hilmi Işık’ın da hocasıdır, Süleyman Hilmi Tunahan’ın da hocasıdır yani hepsinin hocasıdır. Necip Fazıl’ın da hocası. “İslam’ın ve Müslümanların en büyük düşmanı İngiliz derin devletidir” diyor. “İslamiyet’i bir ağaca benzetirsek, başka kafirler fırsat bulunca bu ağacı dibinden keser. Müslümanlar da bunlara düşman olur fakat bu ağaç bir gün filiz verebilir. İngiliz derin devleti böyle değildir, bu ağaca hizmet eder besler Müslümanlar da onu sever. Fakat gece kimse anlamadan gizlice köküne zehir sıkar.” Münafıkça bir hareket bak görüyor musun? “Ağaç öyle kurur ki bir daha filiz veremez.” Fethullah Gülen hareketinde yapılan oyun da bu. “Vah vah çok üzüldüm diyerek Müslümanları aldatır. İngiliz derin devletinin İslam’a böyle zehir salması demek; para, mevki ve kadın gibi nefsani arzular karşısında satın aldığı yerli münafıkların, soysuzların elleri ile İslam alimlerini, İslam kitaplarını bilgilerini ortadan kaldırmasıdır.” Görüyor musun? Mübarek ta o zaman teşhisi koymuş.

“Hocam, birçok ünlü sanatçı, siyasetçi, bilim adamı, gazeteci ile konuşuyorum. En çok dikkatimi çeken konu önce “A9 TV hangi kanal uyduda mıydı? Nasıl, yeni açılan bir kanal mı?” gibi soruyorlar” diyor. “Sonra biraz konuşunca en sıkı takipçiniz olduğu ortaya çıkıyor” diyor. “Bu çiftlik konusunda da aslında kendilerini ele verdiler. Her gün birbirinden hikmetli sözleriniz gazete ve TV’lerde manşet olacak nitelikte olmasına rağmen hiç haberi olmuyormuş gibi yaparlarken çiftlik konusunda hepsi aynı anda olaya atladı” diyor. “Bu olayı ne kadar yakından takip ettiklerini gösteriyor” diyor.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Son zamanlarda Hakkari, Elazığ, Van, Şırnak ve Cizre’deki bombalı saldırıları yapan PKK’lıların Kobani’de PYD kamplarında yetişen teröristler olduğu tespit edildi. Elazığ’da 8 Ağustos’ta düzenlenen ve üç polisin şehit olduğu yüzden fazla vatandaşın yaralandığı saldırıyı yapan canlı bombanın, Cizre’deki intihar saldırısını düzenleyen teröristin, Van’da jandarma karakoluna saldıran canlı bombanın, Hakkari’de 27 Temmuz’da polis noktasına saldıran teröristin ve Ankara’da 17 Şubat ve 13 Mart’taki iki saldırıyı yapan canlı bombanın Kobani’de aynı kampta eğitim gören teröristler olduğu açıklandı.

ADNAN OKTAR: Maluma açıklamaya gerek var mı? Malum zaten onun neyini anlatıyorlar? Biliyoruz tabii ki.

Şeytandan Allah’a sığınırım.Elem tere keyfe fe'ale rabbüke biashabilfil.” 2019 tarihini veriyor biliyorsunuz. “Rabbinin fil sahiplerine neler yaptığını görmedin mi? (Fil Suresi, 1) Fil zaten İngiliz derin devletinin sembolüdür. Bak, elem te re ke ye Türkiye görüyor musun? Turkey direkt Türkiye diye çıkıyor. İngiliz derin devletinin burada nasıl battığını, helak olduğuna da işaret.

Che ile ilgili Sayın Kahraman açıklama yapmıştı ya Meclis Başkanı. Onu geri almışlar. “Küba sosyal sitelerinde yer alan bir şahsın değil, kendi milli değerlerimizi özümsemiş ülkemizin müreffeh ve barış dolu aydınlık geleceğinin teminatı olan gençlerimize tarihimizdeki binlerce kahraman ve önderin rol model olarak örnek alınabileceği takip edilebileceği tavsiye edilmiştir.” Yani “Che’yi tenzih ederiz” diyorlar. Niye çeviriyorsun lafı? Allah Allah, adam cinayet işlemiş bir adam, komünist, terörist gerilla lideri. Adamın o eylemini bizim kabul etmemiz mümkün değil. Eyleminden dolayı o adama karşıyız. Yani burada acayip olan bir şey yok. Nasıl Abdullah Öcalan’a karşıysak ona da karşıyız.

Münafık kitabından biraz okuyalım.

KARTAL GÖKTAN: Münafık Müslümanlara iftira atarak kendini temize çıkarmaya çalışır. Münafığın sinsi oyunlarından biri de, hemen her fırsatta samimi Müslümanlara 'iftira atma alışkanlığı'dır. Münafık 'kuşkuyu üzerinden dağıtmak, suçlu görünümünden kurtulmak ve kendince temize çıkabilmek' için sürekli 'kendisini mağdur gösterme çabası' içine girer. Amacı kendisini, 'gereksiz yere kuşkulanılan, gereksiz yere tedirgin olunan' 'masum bir insan' gibi göstermektir. Ancak elbette bu da münafığın hastalıklı planlarından biridir. Ne kadar mağdurmuş izlenimi verirse, kendisine o kadar geniş, rahatça hareket edebileceği, kolaylıkla hainlik yapabileceği bir alan açabileceğini düşünür. Bu hedefine ulaşabilmenin en kısa ve etkili yollarından birinin de, kendince 'Müslümanlara iftira atmak' olduğuna inanır.

BÜLENT SEZGİN: Münafığın hemen her sözünde 'açık ya da gizli bir mağduriyet iması' vardır. Bu sözde mağduriyeti delillendirmek için de, bol bol yalan söyler ve Müslümanlara iftira atar. İzlediği bu yol da elbette ki sinsi planın bir parçasıdır. İftira atarak hem öfke duyduğu Müslümanları karalamak, hem de kendini 'mağdur ve masum' göstererek yüceltmeyi hedefler. Kendince Müslümanlara duyulan güveni ve onların sözlerine karşı duyulan inancı sarsacak, kendisine karşı duyulan güven ve itibarı ise güçlendirecektir.

KARTAL GÖKTAN: Ancak münafık iftirayı, elinde hiçbir delil olmaksızın gelişigüzel bir şekilde gündeme getirmez. Şeytandan aldığı ilhamlarla önce konuyu sinsice planlar ve zeminini güçlendirir. Atacağı iftiranın bir altyapısı olabilmesi için, olayları, olmasını istediği şekle, yani atacağı iftiraya benzer hale getirebilmek için özel olarak yönlendirir. Sonrasında yeri geldiğinde, atacağı iftira için geçmişe yönelik sunabileceği sahte deliller oluşturur. İşte zaman içerisinde tüm bu altyapıyı güçlendirdikten sonra, planını uygulamaya başlar.

BÜLENT SEZGİN: Münafık, iftira atarken kullandığı konuları da çok özenle seçer. Genellikle 'iftiraları, onun samimiyetine, iyi niyetine, gösterdiği çabaya rağmen, Müslümanların anlayışsızlığı, kötü ahlakı, yalan söylemeleri, kötü davranmaları, adaletsizlik yapmaları, iftira atmaları, kasti olarak onu dışlamaları gibi', 'kendisini yüceltmeyi Müslümanları ise kötülemeyi' amaçlayan mantıklar üzerine kuruludur. Bu iftiralarda Müslümanlar hep neredeyse dünyanın en kötü insanlarıdır. Ve özellikle de ona karşı çok çirkin tavırlar sergiliyorlardır. Münafık ise tüm bu iftiralarda hep iyi niyetle çabalayan, ancak hep hakkında yanlış teşhisler konulan, yanlış anlaşılan, iyilikten başka bir isteği olmayan masum ve mağdur kişi konumundadır. Ancak tüm bunlar tam şeytanın ahlakına uygun olarak 'kurgulanmış yalanlar'dan ibarettir. Zira münafık her eyleminde olduğu gibi, bu planını uygularken de doğrudan şeytan ile ittifak halindedir. Allah Kuran'da şeytanların işbirliği yapacakları kimselerin 'gerçeği ters yüz eden', 'günaha düşkün' ve 'yalancı' insanlar olduklarını bildirmiştir. İşte bu özelliklerle de, tam da 'münafığın ahlaksızlığı' tarif edilmiştir: “Şeytanların kimlere inmekte olduklarını size haber vereyim mi? Onlar, 'gerçeği ters yüz eden,' günaha düşkün olan her yalancıya inerler.” (Şuara Suresi, 221-222)

KARTAL GÖKTAN: Münafıkların Müslümanlara iftira atma yöntemlerine sayısız örnek vermek mümkündür. Örneğin 'münafığın en istemeyeceği şeylerden biri İslam'a ve Müslümanlara fayda sağlayacak çalışmalar yapmaktır'. Ancak Müslümanlar gece gündüz tebliğ çalışmaları yaparken, kendisinin bu çalışmalara hiç bir katkıda bulunmaması dikkat çekmesin diye, bu konuda kendini temize çıkarmak zorundadır. İşte bunun için hemen etrafını suçlar ve Müslümanlara iftira atar. "Ben İslam'a çok hizmet etmek istiyorum ama onlar benimle ortak çalışma yapmak istemiyorlar, bana bir faaliyet vermiyorlar, benim yardımımı istemiyorlar ya da çalışmalarıma engel oluyorlar" gibi bahanelerle ortaya çıkar.

BÜLENT SEZGİN: Oysaki elinin altında İslam'a faydalı olabileceği, Müslümanlara yardım edebileceği çok fazla imkanı vardır. Ayrıca her “Ben de bir faaliyet yapmak, size yardımcı olmak istiyorum” dediğinde ona “Tamam, o zaman şu konuda şöyle bir çalışma yapar mısın?” gibi bir talepte bulunulur. Ama münafık kasıtlı olarak bunların hiçbirini yerine getirmez. Zaten 'bu sözleri söylerken ki niyeti de asla hizmet etmek değildir'. Sadece iftira atabilmek ve huzursuzluk çıkarabilmek için bahane bulmaktır. Hiçbir işe yaramadığının ve Müslümanlara hiçbir konuda yardım etmediğinin kendisi de farkındadır ve çirkeflik yaparak yaygaralar kopararak bu imajının üstünü örtebileceğini sanır. İnsanların aklında 'istiyor ama imkan tanınmadığı için bir şey yapamıyor algısını oluşturabileceğini' zanneder. Halbuki Müslümanlar samimi hizmet etmek isteyen birinin tavrıyla, ahlaksızlığından dolayı hizmetten sinsice kaçan birinin tavrını kolaylıkla ayırt edebilecek kadar akıllıdırlar.

KARTAL GÖKTAN: Münafığın bu ahlakını detaylandırmak için verilebilecek daha yüzlerce örnek vardır. Münafık iftira malzemesi olarak gerektiğinde, 'sağlık gibi hassas bir konuyu bile kullanmaya çalışır'. Örneğin kendisine yeni pişirilmiş çok güzel bir yemek ikram edilir, 'yemeğin bayat olduğunu' iddia eder. Yediği meyvenin kenarında bir çürüme görse, "Bana bunu özellikle seçip verdiler, benim sağlığımı umursamıyorlar" gibi hayal ürünü bir iftirayla ortaya çıkar. Bulunduğu yerdeki tozdan alerjisi tutsa, "Burayı özellikle tozlu bıraktılar, hayatımı tehlikeye attılar" der. Ona güzel bir söz söyler, iltifat ederler; "Benimle alay ettiler, dalga geçtiler" der. Yaptığı bir işe yardım etmek isterler, "Beceriksiz olduğumu ima etmeye çalıştılar" der.

BÜLENT SEZGİN: İşte münafık, Müslümanların arasında kaldığı sürece, bunlara benzer iftiraları asla son bulmaz. Dünyada karşılaşabileceği en vicdanlı, en dürüst insanların Müslümanlar olduğunu bildiği halde, 'Bu nur gibi tertemiz insanları karalamaya çalışarak huzursuzluk çıkarmak ve Müslümanlara zarar vermek' ister. Ancak bu yaptıkları Müslümanlar için hayır, münafık için ise azapla sonuçlanır. Allah Kuran'da 'gerçeği sürekli ters yüz ederek' iftira atan münafığın ahirette acı bir azapla karşılaşacağını şöyle bildirmiştir: “Gerçeği sürekli ters yüz eden, günaha düşkün olan herkesin vay haline. Kendisine Allah'ın ayetleri okunurken işitir, sonra müstekbirce (inatla büyüklük taslayarak) sanki işitmemiş gibi ısrar eder. Artık sen onu acı bir azapla müjdele.” (Casiye Suresi, 7-8)

ADNAN OKTAR: Evet, münafığı bu kadar mükemmel analiz eden bir kitap, maşaAllah.

Che benim bildiğim bayağı cinayet işlemiş ve cinayete teşvik etmiş birisi. Yani adam öldürmüş ve adam öldürmeye teşvik etmiş bir adamı nasıl övüyorsun?

Che ne diyor? “Evlere, eğlence yerlerine de terör götürülmeli.” Bak, Che’nin ifadesi. “Evlere, eğlence yerlerine de terör götürülmeli. Barışçıl bir an bile bırakılmamalı.” Bak, “barışçıl bir an bile bırakılmamalı. Moral bozmak için her yöntem denenmeli” diyor. “Eğlence yerlerine topyekun savaş hatta barışçıl bir an bile bırakılmamalı. Nerede bulunuyorsa ona saldırılmalı.” Böyle bir kafa olmaz. “İnsanı etkin, soğuk bir ölüm makinesine dönüştürelim” diyor. Bak, “İnsanı etkin, soğuk bir ölüm makinesine dönüştürelim” Bunun neyini savunuyorsun sen? Sen bunu güzel görüyorsan aynı kafadasın demektir.

“Güney Kore, Busan şehrinden selamlar” Aleyküm Selam. “Sizi uydudan, TV’den izliyoruz. Hepinize selamlar” diyor. Aleyküm Selam. Hepimize olmaz, sen bana selam vermiş ol. Ben de “Aleyküm Selam” diyeyim.

Dinliyorum Fikret Efendi.

BÜLENT SEZGİN:  Türk Silahlı Kuvvetleri, Fırat Kalkanı Operasyonu kapsamında bugüne kadar dört yüz kilometrekarelik alanın temizlendiğini duyurdu. Şimdi Menbiç’e girme planları var. Çünkü PYD söz verdiği gibi Menbiç’ten çekilmedi. Aksine buraya silah yığınağı yapmaya başladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “operasyonlarımız YPG gibi terör örgütlerini, vatandaşlarımız için bir tehdit olmaktan çıkarana kadar devam edecektir” dedi.

ADNAN OKTAR: Şevval, Zilkade. Zilhicce’ye ne kadar var?

KARTAL GÖKTAN: İki gün var.

ADNAN OKTAR: Dört gün var.

Suriyeliler çok güzel insanlar, bayağı güzeller.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, YPG militanları, Arap ailelerini canlı kalkan olmaya zorluyorlar. YPG’li teröristler Türk savaş uçaklarının harekatı sırasında vurulacak noktalarda militanlarla birlikte sivillerin de hayatını kaybetmesi için Arap köylüleri belirli evlerde toplayıp çıkmalarını engelleyecek tedbirler alıyorlar. Türk Silahlı Kuvvetleri ise sivil kayıpların yaşanmaması için azami önlem alındığını duyurdu.

ADNAN OKTAR: Onlara hiçbir şey yapamazlar. Boş yere çırpınıyorlar.

“Che dünyada saygıyla anılıyor” diyor. Kardeşim, nasıl saygıyla anılıyor? Adam öldürmekten bahsediyor adam. Bak diyor ki Che; “Ben silahlı mücadeleye kesin inanıyorum ve inançlarımda katıyım.” Ve sürekli kan dökülmesini istiyor. “Her yerde şiddet ve dehşet olsun” diyor. Evlerde, sokakta, eğlence yerlerinde, her yerde şiddet ve dehşet ve ölüm olsun istiyor. Sen bunu nasıl savunuyorsun? Savunuyorsan aynı kafadasın demektir.

“Aslan Hocam, şehitler alemini anlatabilir misiniz? O makamı anlatabilir misiniz? Şehitler oradan çıkıp cennete gidecekler mi? Yoksa sonsuza kadar o makamda mı kalacaklar? Sizi severek takip ediyoruz. Hayırlı geceler.” Emel Göksu. Cennet gibi bir dünyadır şahadet alemi ama orada ölürler. Yani yaşar, ölür, oradan yeniden geliyorlar. Yani ahirette cennete oradan geliyorlar. Normal hayat yaşıyorlar. Yiyor, içiyor, yani dünya gibidir.

BEYZA BAYRAKTAR: İmtihan?

ADNAN OKTAR: İmtihan oluyor ama pozitif imtihan oluyor işte o çok acayip. Yani sadece sevap kazanacak şekilde imtihan oluyor. Yani günah hiç olmuyor şahadet aleminde. Ama aynı bizim gibi yiyor, içiyor, ondan zaten ölmediklerine inanıyorlar. Yani aynı bizim gibi ihtiyaçları. Maddenin vasfı değişik fakat onu çıkaramıyorlar. Yani neden o hayata geçmediğimizi düşünüyorlar sadece, ona şaşırıyorlar. Yani diğer insanların da gelmesini istiyorlar rahat olduğu için. Halbuki orası özel yaratılmış bir yer. Özel ayarlanmış bir yer. Onlar da orasına “öyle geldik” gibi düşünüyorlar. Yani bedenini bırakıp geldiğinin farkında değil. Ölme zaten olmuyor da bedenini bırakıp yeni bir bedenle geldiğini bilmiyor.

BÜLENT SEZGİN:  Şeytanın bir etkisi, vesvesesi var mı?

ADNAN OKTAR: Şeytan ve nefis etki etmiyor. Gayet rahat. Sıkıntı yok. Baş ağrısı yok, diş ağrısı yok. Aslında oradan da şüphelenmeleri lazım, şüphelenmiyorlar. Tabii olumlu baktıkları için.

BÜLENT SEZGİN:  Burayı görüyorlar mı oradan?

ADNAN OKTAR: Yok görmüyorlar. Sadece dünyadaki insanları biliyorlar. Fakat o yere niye gelmiyorlar diye, orayı herhalde yabancı ülke gibi falan mı görüyorlar kendi aralarında. Bilmiyorum ki yani. Nasıl oluyorsa yani diğer insanların da gelmesini istiyorlar. Çünkü ölse insan, ihtiyaçları olmaz. Acıkıyor. Mesela acıkıp yemek yiyor. Susuyor. Yani normal yiyip içiyor. Dünyadan bir kademe farklı, yani bir boyut farklı, bayağı benziyor ama ölüyor sonunda. Yani kıyamette hepsi ölüyorlar. Fakat doğrudan cennete geçiyorlar.

Almanya’da yaşları on dört-on yedi arasında değişen dokuz bin yalnız mülteci çocuk kaybolmuş; bu dünya tarihinin en büyük felaketlerinden birisi. Dokuz bin çocuk bak, on dört-on yedi arasında değişiyor yaşları; yok ortada. Büyük bölümü muhtemelen homoseksüellerin falan eline geçti, katillerin ellerine geçti. Bir de bu organ mafyasının eline geçmiş olabilirler.

Dünyada en yüksek kadına tecavüz oranı ilk Amerika Birleşik Devletleri, sonra İsveç, Fransa, Kanada, İngiltere, Almanya, yani en medeni ülkeler en çok tecavüzün olduğu ülkeler. Hani diyorlar ya “eğitim” eğitimle değil; imanladır. İmanla insanlar düzelir.

Hayrettir ya bak, Almanya’da dokuz bin çocuk kayıp, mülteci çocuk. Almanya resmi açıklama yapmış. “Hiçbirinin hakkında bilgimiz yok” diye. Halbuki Avrupalı bir çocuk kaybolsa yeri yerinden oynatırlar. Bak, Suriyeli dokuz bin çocuk kayıp; adamların umurunda bile değil.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Pentagon Sözcüsü Peter Cook, New York Times gazetesine yaptığı açıklamada Türk Silahlı Kuvvetleri ile PYD arasındaki çatışmaların kabul edilemez olduğunu ve şunları söyledi. “IŞİD’in artık bulunmadığı bir noktada yaşanan bu çatışmaları kabul edilemez bulduğumuzu netleştirmek istiyoruz. Bölgede bulunan tüm silahlı aktörlere çağrıda bulunuyoruz. Acilen çatışmaların sonlanması için gerekli önlemler alınmalı ve taraflar savaş pozisyonundan çıkmalı” dedi.

ADNAN OKTAR: PYD’nin neyini koruyorlar bunlar ya? PYD terör örgütü; komünist, Stalinist, Allahsız, Kitapsız, Avrupa’ya düşman, Amerika’ya düşman, Allah’a, Kitap’a düşman, her şeye düşman, manyaklardan oluşmuş kan dökücü çakallar bunlar. Yani foseptik gibi adamlar. Bunları adam yerine koymaları, bunlarla iç içe olmaları, bunlara saygı duymaları çok korkunç, yani mektupla uyarmak lazım.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Fransız basınının ardından İngiliz basını da Türk Silahlı Kuvvetleri’nin PYD’ye düzenlediği operasyonları “Türkiye sivilleri katlediyor” yalanıyla dünyaya servis etti. Halep’in Maadi bölgesinde Rusya’ya ait savaş uçaklarının yaptığı bombardımanının görüntülerini Türkiye’ye yapmış gibi kullanan Independent, “Türkiye kırk sivili öldürdü” haberini yaptı. Rusya’nın katliamını Türkiye’ye aitmiş gibi gösteren gazeteye tepki yağdı.

ADNAN OKTAR: İşte karşı bilgilendirme çok önemli. TRT’nin İngilizce yayın yapan kanalı gece gündüz bunları açıklasın, anlatsın. Entel dantel takılıyorlar. Entel dantel takılacağına anlatsın işte.

BÜLENT SEZGİN: Siz bölgede fotoğraf ve video çekilmesini söylemiştiniz Adnan Bey, delillendirmek için.

ADNAN OKTAR: Evet, Ordu Foto Film Merkezi var. Yoğun olarak faaliyet yapsın. Onlar yapmıyorsa bir amatör kuruluş da yapabilir yahut bir gazeteci grubu da bunu yapabilir. Dolayısıyla bilgilendirme çok önemli. Onu yine bir dilekçeyle de bildirelim hem Genelkurmay’a hem Milli Savunma Bakanlığı’na. Yani ne kadar çok bilgilendirirsek o kadar iyi.

Önümüzdeki günlerde tabii harika, şaşırtıcı olaylar olacağı anlaşılıyor. Ama hep İslam’ın lehine, Müslümanların lehine sonuçlanacaktır. Gece gündüz Mehdiyet’ten bahsedilmesi ve muazzam bir Mehdiyet ürküntüsü dikkat çekiyor. Ama hayret verecek bir ürküntü. Yani adeta dehşet içinde bir kısım kişiler. İngiliz derin devleti dehşet içinde, küfür dehşet içinde, bilgisi olmayanlar dehşet içinde. Benim bildiğim deccaldan korkulur. Ama akıl almaz bir Mehdi korkusu dünyayı sardı. Halbuki hiç korkulacak birisi değil. Barış getirecek, sevgiyi, güzelliği getirecek birisi ama kıskançlık, hasetlik ve gurur kırılması korkusu onları bir garip hale getirdi. Çünkü onların bağırmalarına rağmen Mehdiyet ilerliyor ve durduramıyorlar. Yani bu kadar geniş kadroyla durduramıyorlar.

Abdullah Öcalan 12 Ekim 1997'de yazdığı yazıda Che Guevara'yı örnek aldığını anlatıyor. "O dağlardaki gerilla tarzına, gerçekten büyük tutkusuydu, o yönü gerçekten hoşuma gidiyor. Lenin, Stalin, Mao bile bu kadar gerillacı insan tipini temsil etmiyorlardı. Che, bunu en iyi temsil eden devrimcidir. Biz de günümüzde” yani PKK olarak diyor “o tanıma en uygun ve şansı bol olan bir hareketiz. PKK gerillası, günümüzün en iddialı gerillasıdır. Hem uluslararası emperyalizme, hem bölgesel gericiliğe en büyük darbeyi vuran bir harekettir. Beni halen büyüleyen bizim devrimin bölgesel önemidir." diyor. Dolayısıyla hem Che'yi, hem Stalin'i, hem Lenin'i bütün komünist liderleri örnek aldıklarını söylüyor. Çünkü hepsi adam öldürme, dehşet ve şiddet üstüne kurulu. Dolayısıyla da övünülecek bir yönleri yok. Sevgiyle, barışla, güzellikle, kan dökmeden, insan haysiyetini, onurunu koruyarak, insan aklına değer vererek, insana saygı duyarak İslam hakim olacaktır. Dehşetle gelen, dehşetle gider. Şiddetle gelen, şiddetle gider.

"Hocam, dünyada çok büyük olaylar oluyor, dünyada ve Türkiye'de" diyor. Hürmetler Hocam" diyor. Darbenin olduğu akşam, yetmişin üzerinde harika meydana geldi, mucize. Bu, Mehdiyet'in bereketiyle.

Hayrettin Alabaş, Malatya "Selamlar. Hükümet Suriye'ye girdikten sonra her yerde bomba patlamaya başladı. Suriye'nin bir bataklık olduğunu bütün dünya kabul ediyorken, hangi akla hizmet ederek oraya girdik sizce? İyi günler." E tabii ki bataklığı kurutmak için giriyorlar. Ama bataklığı en güzel kurutmanın yolu, ilim irfandır, fikirdir. Darwinist-materyalist düşünceyi fikirle ortadan kaldırmaktır. Hükümet bu konuda bir güce sahip değil. Bunu yapacak olan, Mehdiyet'tir. Söylüyorlar biz konuştuk zaten: "Bizim yapabilecek adamımız yok" diyorlar. Yani "Profesör, doçent, şu, bu yani adamımız yok, yapamayız." diyorlar.

Demokratik Hamle, Sadık Özden, "Ben ateist olarak sizleri izledikçe İslam'a ısınıyorum. Ne okumamı önerirsiniz? Soru: Her Müslüman İttihad-ı İslam'a inanmalı mı?" E tabii ki. Cennete inanmalı, dünya cennetidir İttihad-ı İslam. Barışın, kardeşliğin, sevginin olduğu; kavganın, kargaşanın olmadığı; sanatın, estetiğin, kalitenin, güzelliğin her yere hakim olduğu nizama İttihad-ı İslam denir. "Ne okumamı önerirsiniz?" Tabii ki benim kitaplarımı tavsiye ederim. Çünkü en anlaşılır, en iyi kavrayacağın eserler onlar olur. Benim kitaplarımdan hangisini okusan, hepsi faydalı olur.

Emir Bayram, "Osmanlı içeriden yıkıldı diyoruz ya işte." Yani onu Atatürk'ün yaptığını söylüyor. Atatürk son Osmanlı beldesini muhafaza etti. Atatürk olmasa, şu elimizdeki avuç kadar vatan toprağı da kalmayacaktı. Yani tamamı gidecekti, paramparça olacaktı. Sevr Anlaşması'yla hepsi bitecekti. Atatürk, paramparça olup yok olmayı ve manda idaresi altında kalmamızı ortadan kaldırıp milli devleti kurdu. Atatürk niye yapsın? Atatürk birleştirdi. İngiliz derin devletine en güçlü şekilde karşı koyan yiğittir, Atatürk. Yani Osmanlı karşı koyamadı ama o karşı koydu.

Sadık Özden, sen bizim kitaplarımızı internetten indirebilirsin. Bak, en acil ihtiyacın olan kitapları oradan kendin tespit edebilirsin. Ama iman hakikatlerinin üstünde çok dur, onunla ilgili kitaplarımıza ağırlık ver, imani kitaplara.

Kısa bir ara verelim, devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Sayın Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu?

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler burada sona eriyor, tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü