Harun Yahya

Sohbetler (30 Ağustos 2016; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz Adnan Oktar’la Sohbetler’e başlıyoruz. Bugünkü konumuz Kuran’da göz ardı edilen hükümler. Hocamız birazdan bizimle beraber olacak.

ADNAN OKTAR: Selam. İlim irfan meclisini kurmuşsunuz maşaAllah.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bugün 30 Ağustos Zafer Bayramı vesilesiyle Cumhurbaşkanı Erdoğan ve liderler Anıtkabir’e gittiler Adnan Bey. Çevrede olağanüstü önlemler alındı. Havada polis helikopterleri, çatı ve yollarda özel harekat polisleri görev aldı. Fotoğraflar var.

ADNAN OKTAR: Evet bakayım. Bu güzel olmuş.  Evet, sivil töreni oldu, iyi oldu. Bu silahlı, tüfekli, pusatlı falan olmaz. Evet, olmuş.

Pati Annesi, sen Darwinizm’i ezmemizden rahatsız olmuşsun Pati Annesi. Evet, bak Darwinizm’i ezmemizden rahatsız olmuş ve dini bağnazlık olarak sunanların oyununu bozunca ondan da rahatsız olmuş. Din cennettir. Sen dini cehennem gibi gösterirsen biz de doğrusunu anlatırız.

BJK Forever, “Mehdi kim?” diyor. Arayacaksın. Bedüizzaman diyor “İmanın nuruyla o eşhası ahir zaman tanınır” diyor. Bak tanınması için tek yol gösterilmiş. “Eğer” diyor “İmanın nuruyla bakarsanız tanırsınız” diyor. Biz de arıyoruz.

Bir etiket yapalım. Ne diyelim? “Sevgi ile bir arada” evet.

“Adnan Bey, dünya tarihinde ilk Twitter’da kesintisiz sevgi etiketi oluşturan, her gün sevgiden bahseden tek insansınız” diyor Kemal İplikçi.

“Yabancı basında çıkan makalelerinizin, yabancı basında çıkan yazılarınızın büyük ilgi görmesi beni etkiledi Adnan Bey. Yani dış düşüncede de ön plandasınız ve çeşitli aktivist ve politikacılar tarafından takip ediliyorsunuz. Adeta dünya ağzınızdan çıkan kelimelere kilitlenmiş ve muhtaç gibi. Çünkü yüksek bir akıl ancak bu kadar başarı sağlayabilir Allah’ın dilemesiyle.” Eda Hakkıoğlu. O yüksek akıl Kuran’dan kaynaklanıyor, Allah’tan kaynaklanıyor, Allah bizi vesile ediyor. Bizde akıl olduğundan değil akıl an an Allah tarafından yaratıldığından. Sabit oturmuş bir akıl olmaz insanlarda. Akıl an an Allah tarafından yaratılır. Allah bir kesse bittin. Filmin akışı bir dursa donar kalırsın. Hiçbir şey olmaz. An an Allah akıl verdiği için, an an nutuk verdiği için Allah’ın tecellisini insanlar görüyor.

İBRAHİM AKMUGAN: “Senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur” (Bakara Suresi, 32) diye buyuruyor Allah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

“Hocam kadınları bu kadar ön plana çıkarmanızdaki amacı bir türlü çözemedim. Tamam, çok güzeller, çok seviyorsunuz ama bizler çok eziliyoruz” diyor. Niye eziliyorsun? Bütün müminler iyidir, güzeldir. Ama ben kadınları çok seviyorum, bu kadar.

GÖKALP BARLAN: Sayın Kılıçdaroğlu bugün açıklama yaptı kadınlar konusunda, “Kadını birinci sınıf vatandaş olarak göreceğiz. Bir ülkenin kadınları gülüyorsa emin olun o ülke mutludur. O ülkede dert yoktur” dedi. Sizin söyledikleriniz gibi inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, o çok güzel bir yerden yaklaşıyor. Çok önemli bir konuya yaklaşıyor. Yıllardan beri söylediğimiz bir konuyu ele almış. Allah razı olsun. Doğru, güzel konuşuyor.

Bu tip şeylerde coşuyorlar insanlar. Halbuki coşmak çok ayıp. Ama negatif coşma. Bir şey oldu mu mesela bir şehit cenazesi oluyor. Adam kepazelik çıkarıyor. Cam, çerçeve kırıyor. Oraya baş sağlığına gelenlere saldırıyor. Mesela bu adiliktir. Bazıları da işte bu Fethullah Gülen’le ilgili operasyondan sonra abartılı bir coşma ve negatif coşma içerisinde bütün cemaatlere karşı tavır alarak ortaya çıkıyor. Halbuki o cemaatler bin yıldan beri var. Ve gayet sakin, çok efendi olarak yaşıyorlar. Fethullah Gülen cemaatinin bu hale gelmesinin nedeni İngiliz derin devletidir. Kadıyanilere de, Ahmedilere de, onlara da aynı şekilde müdahale ettiler. Ve o netice meydana geldi. Müthiş bir kurnazlık yaptılar. Bak hem Fethullah Gülen cemaatini ezdiler, hem hükümeti ezmeye kalktılar, hükümeti çok zor durumda bıraktılar. Hem de bu vesileyle yani İngiliz sistemi böyledir. Yani radyasyon etkisi vardır. Yani bir şeyi önce tahribat eder, tahribattan yeni tahribatlar çıkartır. Yani tek vuruşta bırakmaz. Şimdi mesela bu Fethullah Gülen cemaatini kontrol altına aldıktan sonra, onları ezip ezdirdikten sonra, hükümeti ezmeye kalktıktan sonra, Türkiye’yi birbirine kattıktan sonra şimdi sıra cemaatlere geldi mantığında o radyoaktif reaksiyonu devam ettiriyorlar. Ve böylece cemaatlere de zarar vermek, onları da tedirgin etmek, halk nazarında onların itibarını güya kırmak ve böylece İngiliz etkisini en yüksek düzeye çıkartmak. Bak İngiliz ekolüne hiç dokunulmuyor dikkat ederseniz. Kimse ağzına dahi almıyor. İngiliz derin devletini hükümet ağzına alamıyor. Siyasiler ağzına alamıyor, kimse ağzına alamıyor. Bak dünyanın en büyük tarikatı İngiliz derin devletidir. Yani milyonlarca müridi olan, dünyanın en büyük gizli yapılanmasıdır. En büyük gizli tarikattır. Kendine ait sembolleri, parolaları, tanıma sistemi, toplantıları ve ayinleri olan, ayini de ayrıdır. Temelde usulen Rumilik kullanılır. Yani İngiltere kraliçesini bile Müslüman tanıtıyorlar. “Yani bildiğin gibi değil, o da Müslüman” diyorlar. Mesela Charles’ı Müslüman tanıtıyorlar.

Dünyanın en büyük tarikatına, en büyük gizli yapılanmasına ve en gizli dinine kimse bir şey diyemiyor dikkat ederseniz. İngiliz derin devletinin ayinleri hakkında kimsenin haberi yok. Şeytan çağırma seanslarını kimse bilmez. Yani hiçbir şekilde konuşulamaz. Mesela Ergenekon yapılanmasında da aynı şekilde etkileri olmuştu. Ezilmesinde de çok etkileri oldu. İstedikleri şekle sokuyorlar. Ve buna güç kuvvet yetiremiyorlar. İşte buna güç kuvvet yetirecek güç Mehdiyet ve İsa Mesih’tir. Yani bak bütün dünyanın gözü önünde güç yetiremiyorlar. Ve kimse ağızını açamıyor. İngiliz derin devleti denemiyor. İngiliz derin devleti dinsizlik dini olan Darwinizm’i bütün okullarda ayin şekilde okutuyor. Ve bütün derslerde okutuyor. Hiçbir insan çıkıp, ben bu dine karşıyım diyemiyor. Bu dinsizlik dinine karşıyım diyemiyor. İngiliz derin devletinin adını ağzına dahi alamıyor. Bütün dünyaya hakim olmuş bu dev imparatorluğa ses çıkaramıyorlar. Buna ses çıkaracak olan ancak Mehdiyet ve İsa Mesih’tir.

İngiliz derin devleti kendini yıkacak gücü anladığı için adamlarına söylüyor. Mehdiyet’i önce bir karşınıza alın. Bunu bir şekilde durdurun diyor. Ne yapsın onlar? Ancak sözlü olarak söyleyebiliyorlar. Bir kısmı bilerek uyuyor, bir kısmı da bilmeyerek uyuyor. Bilerek veya bilmeyerek uyuyorlar. Çünkü deccaliyet zıddını anladı. Kendini yok edecek gücü anladı. Bütün dünyada şuan Mehdi gelmeyecek propagandası başladı. Ve Türkiye’de bu çok kesifleşti dikkat ederseniz. Bütün imkanlarını kullanıyorlar. Tayyip Hoca’nın bak uçağını havada vuracakken son anda vuramayacak hale geliyorlar. Uçağın koordinatlarını falan hepsini veriyorlar, tanıtıyorlar vurulacak uçağı. Ve açıkça şehit etmeyi düşünmüşler havada. Bak, mekanına gitmişler önce orada şehit etmeyi düşünmüşler. Sonra da uçağı vurup bak hepsini toptan düşürmeyi planlamışlar. Olmamasının nedeni Mehdiyet’tir. Yani bu harikaların meydana gelmesinin nedeni Mehdiyet’tir.

İngiltere önce Mısır’da karakol kurdu, Darwinist karakol. Anti Mehdi karakol kurdu. Oradan bütün İslam alemini kontrol altına aldı. İlk Ezher’i kurdurdu İngiliz derin devleti. Oranın hocalarına hakim oldu, büyük bölümüne hakim oldu. Oradan Osmanlı ulemasına hakim oldu, Mısır’da. Şuan ki nesil üçüncü, dördüncü kuşaktır. Privy Council parlamentonun, bakanlar kurulunun ve yargı sisteminin üstünde bir kurum, İngiltere’de. Adı Privy Council’dır. Eski üyelerini sayıyorum bak, Churchill, Gladstone, Lloyd George, Lord Curzon. Hep Türkler aleyhine, Anadolu’daki Müslümanların yok edilmesi yönünde fikir beyan eden adamlar. Bu şuanda da Quilliam Vakfı bu yapıyla iç içe. Mesela bu Baroness Warsi var biliyorsunuz, tanıtıyoruz. Bu konseyin üyesi. Bu homoseksüelleri savunan Londra Belediye başkanı Sadık Han, bu konseyin üyesi yine. Son Başbakan Theresa May var biliyorsunuz, on beş yıldır konseyin üyesi. Tony Blair yirmi iki yıldır, Gordon Brown yirmi yıldır, bu David Cameron on yıldır, John Major otuz yıldır üye bu yapılanmaya. Konseye yeni atananlar yemin ediyorlar. Yani bir ayin gibi toplantıları var. Yeminlerinde kraliçeye ölümüne sadık olacaklarına, konseyde konuşulanları dışarıda paylaşmayacaklarına ve diğer tüm ülkelere karşı İngiltere’yi koruyacağına yemin ediyorlar. Yemin töreni gizli oluyor. Kraliçenin önünde diz çöküp, elini öperek yapılıyor. Ve bir ayin tarzında yapılıyor. Privy Council ismi bu yapılanmanın. Parlamentonun, bakanlar kurulunun, yargı sisteminin üstünde bir kurum. Bak dikkat edin, parlamentonun, bakanlar kurulunun ve yargı sisteminin üstünde bir kurum, bu kurum. Yani hepsinin üstünde Privy Council. Bugün konseyin başkanı avam kamarasının da başkanı olan David Lidington. Bilmem anlatabiliyor muyum? Kimse ağzına dahi alamıyor bu yapılanmayı. İngiliz derin devletinin toplantılarını, ayinlerini kimse konuşamıyor. Ve dünyaya Darwinizm dinini, dinsizlik dinini İngiltere hakim etti. İşte buna deccaliyet deniyor. Bu hakimiyete deccal hakimiyeti deniyor. Bu deccaliyeti çözecek olana da Mehdiyet deniyor. Sahte mehdilerin çıkması önemli değil. Hepsi Mehdiyet’e hizmet eder.   

Şimdi gençler, kız arkadaşlarınız geldi. Onlara güzel bir yer edineceğiz. Ama sizi çağırmayacağız anlamına gelmez bu. Sonra devam edeceğiz.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz inşaAllah. Buyurun Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet, devam ediyoruz, ne güzel.

Benim gördüğüm İngiliz derin devletinin uyuyan hücreleri harekete geçti. Gelenekçi Ortodoks Müslüman gibi görünen, deccalın minik yavruları, bunlar İslam’ı Türkiye’den kaldırmayı düşünüyorlar benim gördüğüm. Bütün Müslümanları ortadan kaldırmayı düşünüyorlar. Bir deneyin bakayım ne oluyor? Böyle bir şey olmaz. İngiliz derin devleti derin sularda yüzüyor ve ahmaklık yapıyor. Mazlum cemaatlere de kafa takmak çok yersiz. Mesela Menzil cemaati çok eskiden beri var, 79’lardan beri var. Gayet saygın, sevecen, tatlı insanlar. Yani hiçbir karanlık işin içine girmemişler. Hep mazlum, hep itaatli olmuşlar. Hep devleti muhafaza, istikrarı muhafaza, asayişi muhafaza için gayret etmişler. Süleymancılar da öyle, Nurcular da öyle, yazıcı Nurcular olsun, diğerleri olsun hep asayişi temin ve müspet hareket, müspet hareket prensibi üstüne. İngiliz derin devleti sadece tek bir cemaati güçlü şekilde yakalayıp kontrol altına almış benim gördüğüm. Ama bir kısmını da yedekte tuttuğu anlaşılıyor. Cemaatlerin ortadan kaldırılmasını isteyenler yani cemaatlerin tamamen ortadan kaldırılmasını isteyenler İngiliz derin devletinin uyuyan hücreleri ile bağlantılı.

"Deccalın yanında sayısız planları vardır." diyor, "Yanında gergedan ve fil orduları vardır." diyor. "Deccalın yanında gergedan ve fil orduları vardır. Sayısız planları vardır." diyor, "Ordusu isteksiz kölelerden oluşur." diyor. Ordusu isteksiz kölelerden oluşur.

Resulullah (sav), ahir zamanda bu satılmış köpeklerin harekete geçeceğini söylüyor, "Ümmetimden başları sarıklı yetmiş bin kişi deccala tabi olur." diyor. Ümmetimden başları sarıklı yetmiş bin kişi deccala tabi olur. İşte bu uyuyan hücreleri, bu avşakları bin dört yüz yıl öncesinden bildiriyor. Şuan bu uyuyan hücreler harekete geçtiler yani İslam’ı yok etmek üzere kendilerince. Çok yanlış tavırları. Kanunla hukukla, akılla ilimle yanlış yolda olduklarını göstereceğiz. Ebubekir Abdürrezzak Bin Hammam Abdürrezzak Es'sanani El Müsannef'te bu yazı. "Ümmetimden başları sarıklı yetmiş bin kişi sahtekar deccala tabi olur." Yani onların uyuyan hücresi olarak harekete geçiyor. Müslümanları helak etmek üzere kendilerince ortaya çıkıyorlar. Ama kendileri helak olacaklar, onu söyleyeyim ilimle irfanla. Bir de hükümetin dayandığı güç zaten onlar; Gelenekçi Ortodoks Müslümanlar yani geniş çapta onlar. Sen onları hükümetin desteğiyle onlar da hükümetin desteğiyle yaşamaktan men etmeye kalkarsan bu hükümete zarar vermiş olursun. Bu da olmaz.

Hilmi Paşam, helal olsun Hilmi Özkök'e. "Kahraman arıyorsanız Kübalı  bir eşkıyayı değil Niğdeli Ömer Halisdemir'i sahiplenin." diyor. Güzel demiş.

Tek Boynuz Unicorn resimleri var mı? İngiliz derin devletinin sembollerinden denizgergedanı. Nerelerde kullanıldığını da göster. 

KARTAL GÖKTAN: İngiliz Deniz Donanması'nda kullanılıyor amblem olarak. 

ADNAN OKTAR: O süngüyü İngiliz derin devleti önemli görüyor. 

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Dünya basınında en son yayınlanan makaleleriniz şu şekilde Adnan Bey; Suudi Arabistan’ın ilk İngilizce gazetesi olan ve Suudi Arabistan’ın yanı sıra Ortadoğu genelinde de dağıtımı yapılan Arab News Gazetesi ve internet sitesinde, ‘Suriyeli kardeşlerimize vatandaşlık vicdanın gereğidir’ başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda Türkiye'ye yakışanın çıkarlara göre değil sevgiye, fedakarlığa ve güzel ahlaka dayalı hareket etmek bu ezilmiş insanları Türkiye nüfusuna kaydederek güzel bir jest yapmak olduğunu vurguluyorsunuz. Bu yazınız ayrıca Amerika merkezli Jefferson Corner sitesinde de yayınlandı. Merkezi Arjantin'in en büyük kenti Buenos Aires’te olan ve özellikle Musevi dünyasını ilgilendiren konulara yer veren Iton Galoo Gazetesi ’İslam dünyasında Museviliğe karşı düşmanlığı körükleyen gargat ağacı efsanesi devam ediyor’ başlıklı makalenizin İspanyolcasına yer verdi. Uluslararası basın da yakından takip edilen ve geniş bir okuyucu kitlesine sahip Rusya’nın en köklü internet gazetelerinden Pravda’da, ‘Neden terörü sadece lanetlemek yeterli değildir?’ Başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda, şiddetin hiçbir şekilde Kuran'da yeri olmadığını ve terörün dünya çapında gerçekleştirilecek bir eğitim kampanyasıyla sonlanabileceğini açıklıyorsunuz. Katar'ın ilk İngilizce günlük gazetesi Gulf Times’da, ‘Cömertlikle ve güçlenen ekonomi Türkiye’ başlıklı makaleniz yayınlandı. Katar'ın en büyük Arapça gazetelerinden Al-Raya da ‘Tarım emperyalizmi ve Afrika’ başlıklı makaleniz yayınlandı. İngilizce ve Urduca yayın yapan Diplomacy Pakistan sitesinde, ‘Erdoğan'ın Putin ziyareti neyi simgeliyor?’ Başlıklı makaleniz yayınlandı. Amerika'dan yayın yapan haber portalı News Rescue’da ‘Homoseksüellik klanına dikkat!’ Başlıklı yazınız yayınlandı. News Rescue ayrıca 24 Ağustos günü Conrad Bosphorus İstanbul’da Teknik Bilim Araştırma Vakfı tarafından düzenlenen ’Yaşamın ve evrenin kökeni’ konferansını haber olarak yayınladı. Site, konferansa katılmak üzere Amerika’dan gelen ve dünya çapında önemli bilimsel çalışmaları ile tanınan bilim adamlarının tanıtımına geniş yer verdi. Amerika merkezli Jefferson Corner sitesi de Cornad’da gerçekleştirilen konferansa yer verdi sitesinde. Dünya gündeminde yer alan haberleri Hindistan’daki okuyucularıyla buluşturan The Hans India haber sitesinde “’Radikalizmi defetmek için eğitim kampanyası başlatılması hayatidir’ başlıklı yazınız yayınlandı. Ve son olarak Bosna merkezli haber sitesi Cazin Net’te’de ‘Kadınlar yozlaşma kültürünün ortaya çıkardığı basit modelden sakınmalıdırlar’ başlıklı yazınız yayınlandı maşaAllah. 

ADNAN OKTAR: Ne güzel ilimle irfanla dünya çapında İslam’ı anlatıyoruz Kuran’ı anlatıyoruz. Allah'ın lütfu keremi bu. Bu kadar etkili olması ve bu kadar çok izleyen olması müthiş bir şey ve dünyanın en etkili gazeteleri. Tabii maşaAllah ne güzel.

İngiltere Kralı Edward Türkiye'yi ziyaret ettiğinde, Atatürk'e dizbağı nişanı vermek istedi madalya. Atatürk çok özür dilerim dedi kabul etmiyorum dedi. Çünkü ne anlamda verdiğini biliyor. İngilizleri Atatürk her zaman bu yönüyle reddetmiştir. İngiliz derin devletine de hep tavır almıştır İngiliz derin devletinin yenemediği tek insandır Atatürk. Atatürk demiş ki bu dizbağı madalyası için, ya demiş şimdi bunlar dizbağı diye veriyor sonra ayak bağı madalyası olur bu, demiş. Çünkü normal bir gelişme değil.

1 Nisan 2012 tarihinde İngiltere ulusal ordu müzesinin internet üzerinden düzenlediği  ‘en büyük düşman’ oylamasında Atatürk’ü ilk sıraya koymuşlar. Görüyor musun? İngiliz derin devletinin Atatürk’e nefreti çok büyüktür. İngiliz derin devletine meydan okuyan insandır Atatürk.

‘Tarafsız Bölge’de sizle ilgili konuşuyorlar, Mehdi yok falan diyorlar’ diyor. Mehdi var. Mehdi’yi nasıl inkar edecekler? Bütün Kütüb-i Sitte’nin tamamında var. Diyanet’in sitesinde de bu açıklanıyor. Bu İslam’ın temel itikat konularından birisidir. Şia’da iman konusudur, Vahabilikte itikat konusudur. Ehli Sünnetin bütün mezheplerinde haktır Mehdi’nin gelişi yani çok geç kaldılar. Atı alan Üsküdar’ı da geçti Kandilli’yi de geçti, her yeri geçti. Nereye doğru gidiyor? Boğaziçi’ne doğru. Oradan Topkapı’ya. Mehdiyet bir panterdir. Vakti gelmiştir, zamanı gelmiştir, alametleri çıkmıştır durdurulacak bir şey değil. Şia’da iman konusudur, bütün Şiileri hapse mi koyacaksın? Ne yapacaksın? Bütün Alevileri, Bektaşileri hapse mi dolduracaksın? Hepsinde itikat konusudur. Nasıl durduracaksın yani? 12 imam sonuncu imam olarak, Mehdi Alevilikte haktır, temel itikat konusudur. Bektaşiliğin temel itikat konusudur. Sünnilikte zaten, dört mezhebin dördünde hak. Yani bir şey olmuş bunlara.

Şahsiyet insanı çok güzelleştiriyor.

“Atın evrimi ile ilgili bir görsel iletiyorum. Hoca Efendi’ye saygılarımla 10 trilyon borcunuz oldu bilgilerinize arz ederim” diyor. Atın evrimi ile ilgili görsel, atın evrimi ile ilgili 10 çeşit görsel var, hangisine inanayım? 10’u da birbirinden ayrı. Adam; eşek, katır cinsi bir şey buluyor ‘demek ki atın evrimi bu’ diyor. Öbürü de başka bir şey buluyor, eşeğe katıra benzeyen ‘bana göre de bu’ diyor. Halbuki her biri zamanında yaşamış, birden ortaya çıkmış ve aniden kaybolmuş türler ama adam kendi görsel kanaatine göre sıralamalar yapıyor. Onu da birbirinden ayırır ama bak on ayrı sıralama var. 10’u da birbirine zıt. 10’u da birbirini cerh ediyor, yalanlıyor yani. 10 ayrı sıralama 10’u da birbirini yalanlıyor. Bunlardan hangisi doğru, kanaatinize göre ilk önce onu söyleyin. Bunu nasıl akıl edemezsiniz?  Adam at türü, ata benzeyen hayvanlar var aniden çıkıyor, soyu tükenmiş. Katıra benziyor, eşeğe benziyor, yaban eşeğine benziyor öyle düşünün ama türü tükenmiş. Sıralarsın onu sen. Ama bak bir türlü sıralamıyor adam. 10 çeşit ayrı sıralamış, her biri ayrı ayrı hayvanlardan oluşturulmuş. Hangisini uygun bulursa sıralama yapmış, kanaatleri yok bir tanesinden.

BÜLENT SEZGİN: Sıralamadaki bazı hayvanlar, bir öncekinden daha önce yaşamış canlılar.

ADNAN OKTAR: Rezalet paçalarından akıyor. Onlar da olayın farkında da çünkü bütün evrimciler bu sıralamanın sahte olduğunu söylüyor, tamamı. ‘Maalesef’ diyor. Maalesef, uydurmadır diyor

EBRU ALTAN: Haeckel’ in çizimleri var, hatta okullarda da halen okutuluyor sahte çizimleri. O da ‘diğer evrimcilerin yanında benim yaptığım hafif kalır’ diyor, bu sahtekarlık konusunda.

ADNAN OKTAR: Birde bunlar bütün sağlıklı, geometrik düzgünlükte mükemmel canlılar. Evrimin olması için patoloji gerekli, anormal varlıklar gerekir. Tek bir tane böyle delil bize sunamadılar. Ben onlara 600 milyonun üzerinde delil sunuyorum, onlar bana tek bir tane delil sunamıyorlar.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, video vardı. İtalya’daki depremin oluşturduğu yıkımı gösteren kısa bir video.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Çok büyük tahribat olmuş. Türk Kızılay’ının oraya gitmesi şart, yani hükmen dostluk olarak, sevgi olarak Türk Kızılay’ı oraya gitsin. Yani gecikmiş olsalar dahi fark etmez.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan Külliye’de şehit yakınlarını ağırladı. Fotoğraflar var.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam’ın bu sevgi anlayışı çok güzel, dostluk anlayışı güzel, Tayyip Hocam’daki insan sevgisi ona bereket getiriyor. Allah’ın hıfz-ı emanında olmasına vesile oluyor.

Talha Akalın, ‘Mehdi döneminde deprem olmaz’ evet, yıkıcı deprem olmaz anlamında yoksa deprem, şuan bile deprem var. Sürekli deprem olur, depremler ayrı. Yıkıcı yani binaları yıkan deviren deprem olmaz. Mesela deprem Adalar’a kadar geldi, Adalar’dan yeraltına geçti. Bu daha hala açıklanamıyor, metafizik bir durum. Adalar’dan, yeraltından İstanbul’a dokunmadan geçti Avcılar’dan çıktı. Avcılar’ı yerle bir etti ama İstanbul’a dokunmadı. Hadiste belirtilen olayda belirtilen budur. Yani İstanbul’a böyle darbe mesela olamıyor, olmaz. Mehdi (as)’nin olduğu bir yerde darbe yapamazsın. Yani şu anlamda söylüyorum, yıkıcı anlamda yapamaz, felaket anlamında. Mehdiyet’i durduracak anlamında yapamaz.

Yeni bir 28 Şubat meydana getirmeye çalışıyorlar. Cemaatler, 28 Şubat’ı biliyorsunuz hizaya getirmeye çalışmışlardı. Şimdi yeniden hükümet eliyle bir 28 Şubat yapmaya kalkıyorlar. Hükümet zaten o zemine dayanıyor. Kendi dayandığı zemini yıkacak hali yok. Bu mantığı boş versinler ve bıraksınlar çok yanlış yoldalar.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Duran Kalkan, Artvin’de Sayın Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırı sonuçlarını tebessümle karşıladığını çünkü orda isteyip de vuramama gibi bir durumun olmadığını söyledi. Konvoyun CHP konvoyu olduğunu öğrenince teröristlerin bilerek geri çekildiğini ancak Kılıçdaroğlu’nun kendisini bir kahraman gibi tanıttığını söyledi. Ayrıca AK Parti’nin bu olayı kullanarak Kılıçdaroğlu’nun yanına çekmeye çalıştığını, çünkü iki partinin de güçsüzleştiğini, bu yüzden ittifaka ihtiyaç duyduklarını iddia etti.

ADNAN OKTAR: İki parti güçsüz, MHP güçsüz. PKK mı güçlü? Sen bütün milletten bahsediyorsun. AK Parti, CHP, MHP, bütün Türk milleti nasıl güçsüz oluyor yani? Güçsüz diyenin kendi güçsüz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Duran Kalkan ayrıca; “Suriye Kürtlerinin tehdit altında olduğunu ve Türkiye’nin Cerablus dışında farklı yönlere yönelmesi gibi bir durum olursa ve Rojava yönetiminden bir talep gelirse PKK’nın müdahale hakkının doğacağını” söyledi.

ADNAN OKTAR: Müdahale etsen ne olur sen? Bir daha oku bakayım.

KARTAL GÖKTAN: Duran Kalkan; “Suriye Kürtlerinin tehdit altında olduğunu ve Türkiye’nin Cerablus dışında farklı yönlere yönelmesi gibi bir durum olursa ve Rojava yönetiminden de bir talep gelirse PKK’nın müdahale hakkının doğacağını” söyledi.

ADNAN OKTAR: Kürtler deme, PKK de. PKK tehdit altında de. Kürtleri biz koruyoruz. Bir milyon Kürt kardeşimiz geldi burada koruyoruz. Sizden kaçtılar bu lağımdan. PKK lağımından kaçtılar bize geldiler kardeşlerimiz. Bir milyon Kürt kardeşimiz. Sizin alçaklığınızdan, kahpeliğinizden, pisliğinizden, kokuşmuşluğunuzdan kaçıp Türkiye’ye geldiler. Ve sizin iğrenç yüzünüzü görmek istemedikleri için geldiler. Ve Türkiye’de burada mutlu, müreffeh, huzur içinde yaşıyorlar. Dolayısıyla Türkiye’nin Kürt kardeşlerimize yönelik tavrı ancak koruma yönünde olur. Ama PKK’ya karşı ne yapacağını tahmin ediyorlardır herhalde.

Resmi korumanın ne suçu var şimdi? Bir, bir yerde görev alır, bir, bir yerde görev almıştır. Resmi korumayı biz… Niye daha önce şunun korumasıydın denir mi? Devlet görevlendirmiş, gitmiş koruması olmuş. Böyle bir şey olmaz.

“Dağları aşıp gelen müjdecinin (Moşiyah Mehdi’nin) ayakları ne güzeldir. O müjdeci ki esenlik duyuruyor, iyilik müjdesi getiriyor, kurtuluş haberi veriyor.” (Erensuta bölüm 11) Musevi kaynağında Moşiyah böyle övülüyor. ““Dağları aşıp gelen müjdecinin” çünkü dağdan yürüyerek gelecek biliyorsunuz, “ayakları ne güzeldir. O müjdeci ki esenlik duyuruyor, iyilik müjdesi getiriyor, kurtuluş haberi veriyor.”

“İbn-i Mesut rivayet etti ki; Sanki Türk kulakları kesik beygirlerine binmiş, size doğru geliyorlar. Hatta gelip o beygirlerini Fırat’ın kenarına bağlarlar.” Kulakları kesik beygirler Allahualem tank. Bak, Türk diyor, ahir zamanda. “Binmiş, size doğru geliyorlar. Hatta gelip o beygirlerini Fırat’ın kenarına bağlarlar.” Hakikaten şuan Fırat’ın kenarına Türk tankları dizilmiş durumda. Mecem-ül E-hadis 1. Cilt, sayfa 330’da bu. Hadis, İbn-i Mesut’tan. Bir de Türk diyor bak “Türk, kulakları kesik beygirlerine binmiş, size doğru geliyorlar. Hatta gelip o beygirlerini Fırat’ın kenarına bağlarlar” diyor. Ve “karşı tarafın da başında Abdullah diye birisi vardır” diyor, Peygamber (sav). Dinsiz olduğunu söylüyor, maddeci olduğunu söylüyor.

Tevrat’ta, Musevi inancında Moşiyah Mehdi mucize göstermeyecek ve yeni bir kitap getirmeyecek. Yani peygamber değil diyor. Ama Tevrat’ı mükemmel açıklayacak. Kuran’ı mükemmel hayata sunacak.

Bangladeş’te cemaati İslami lideri Mir Qasım Ali hakkında verilen idam cezasına yapılan itiraz reddedilmiş. Muhtemelen onu da asacaklar. Çok esaslı şekilde tavır koymak lazım.

BÜLENT SEZGİN: Fotoğrafını gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Evet, bakayım. Yazık, günah yani. Sıradan bir onu, bir onu, bir onu. Yani bunlar mazlum insanlar. Bir etiket yapalım. Mir Qasım Ali’yi öldürmeyin diye. İngilizce yapsak daha iyi olur.

“Bugünlerde FETÖ’yü eleştiriyormuş gibi yapan ama üst akıldan bahsetmeyi saçmalık olarak gösterenleri bir yere not edin” diyor. “Çünkü onların suyun başındakileri yani asıl hain tezgahçılarla öyle ya da böyle bir bağı var” diyor, Haşmet Babaoğlu. Ama bir türlü söyleyemiyorlar. Bak kendisi de söyleyemiyor üst aklın ne olduğunu. Sen cesur ol söyle, İngiliz derin devleti de. Niye söylemiyorsun? “Üst aklın ne olduğunu söylemiyorlar” diyor. Sen söylüyor musun? Sen de söylemiyorsun. Bu kadar korkacak ne var bunda ben anlamadım yani?

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Vatan topraklarının düşman işgalinden tamamen kurtulduğu tarih olan 30 Ağustos bayramının kutlanması bazı çevrelerde rahatsızlık yaratıyor. Boğaziçili tarihçi, akademisyen Ayşe Hür Twitter hesabında; “Bu nasıl ezik bir toplumdur ki doksan üç yıldır dost olduğu o ülkelere, doksan dört yıldır biz sizi nasıl yenmiştik ama desin?” paylaşımında bulundu.

ADNAN OKTAR: Dost da o seninle dost mu? Yani o çok önemli. İngiliz derin devleti şuan Türkiye’yi yıkmanın azgın isteği içerisinde. Bütün gücüyle bastırıyor. Şimdi bak cemaatleri, tarikatları hedef aldı. Uyuyan hücreleri uyandırdı. Onları atağa geçirdi. Yedekte bayağı adamı varmış. Ve bunlar zaten utanmıyorlar, adamlar yüzsüz. Gayet rahat hareket ediyorlar.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: HDP Eş Başkanı Figen Yüksekdağ, zamanında Kobani’nin IŞİD tarafından işgal edilmesinin getirdiği sonuçları hatırlattı. “Eğer Türkiye Menbiç’e saldırırsa 6-8 Ekim olaylarında olduğu gibi Türkiye’deki Kürtler yine harekete geçer ve bunun karşılığını verir” tehdidinde bulundu. 6-8 Ekim olaylarında Selahattin Demirtaş halkı sokaklara çağırmış ve meydana gelen olaylarda elli kişi hayatını kaybetmişti.

ADNAN OKTAR: Aynı hatayı yapacaklarını zannetmiyorum. Orada büyük bir hata yapıldı. Türkiye ne yapacağını bilir. PKK, Türkiye’yi yıkmaya azmetmiş, İngiliz derin devletinin ileri karakoludur. Yani bu ileri karakolun tabii ki tepelenmesi gerekiyor. Ama biz bunun fikirle, ilimle, irfanla olmasını istiyoruz.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Rusya acil durumlar bakanlığının en az iki yüz doksan kişinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan 6.2 büyüklüğündeki depremle sarsılan İtalya’ya yardım edeceği belirtildi. Ve İtalya’ya bir ekip gönderildi. Ancak Türkiye’den resmi bir ekip gönderilmedi. Sadece Türk Dışişleri Bakanlığı, gerektiği halde her türlü yardıma hazır olduğumuzu açıkladı. Ülkedeki yıkımı gösteren görüntüyü de göstermiştik.

ADNAN OKTAR: Yani bir basiret bağlanması oluyor bu tip şeylerde. Israrla söylüyorum günlerden beri. Türk Kızılay’ı oraya gitsin. Türk Kızılay’ının tırları oralarda görülsün, Türk Kızılay’ının çadırları görülsün. Yardım malzemesi, yiyecek malzemesi gönderelim. Battaniye, çadır, yiyecek, ilaç… İtalya bizim dostumuz. Tatlı, güzel insanlar bunlar. Bu konuda beklemenin bir alemi yok. Onu yarın dilekçeyle de belirtelim. Kızılay hükümete talepte bulunsun en iyisi. Yani bir gariplik var, ben anlamadım. Dostluğumuzu, sevgimizi gösterelim. Neyi bekliyoruz yani? Türkiye’de Allah vermesin öyle bir şey olduğunda onlar hemen ortaya çıkıyorlar. Hayır, çıkmasa bile yapmak gerekir.

Devrim sonrası Küba’da Castro ve Che’nin -birlikteydiler biliyorsunuz- yöneticiliğinde on altı bin kişi infaz edildi. On altı bin ve süratle. Rejim karşıtı, komünizme karşı olan yüz bin kişi hapsedildi. İki milyon kişi Küba’dan kaçtı. Rezalete bak. Otuz bin kişi kaçarken yolda öldü. Küba’nın nüfusu da o sırada yedi milyon. Dehşeti, rezaleti görüyor musun? Bak, yedi milyonluk ülkede meydana gelen vahşete bak. “Ne kadar güzel şeyler yaptı Che” diyor. Sonra rahat durmadı, gitti kepazelik çıkarttı. Orada dağlarda insanları vurdu. Cinayetleri teşvik etti. Katliamlara karıştı. “Köylüleri tedavi etti” diyor. Kardeşim şimdi köylüyü tedavi ediyor ama adamları da vuruyor. Hangisi daha önemli? Bak, cinayet sonucu ölen bir insanın beynindeki kurşun onu heyecanlandırıyormuş. Müthiş bir kepazelik bu. Dehşet verici. Ancak bir seri katil böyle konuşabilir. Bak diyor ki Che; “Bir devrimci komünist saf kinle motive olan bir ölüm makinası haline gelmelidir.” Burada nerede bir güzellik var? Nerede burada merhamet, şefkat? Bir seri katilin üslubu bu. Dehşet verici bu üslup. “Karşımda olan Hz. İsa bile olsa onu ben ezerim” diyor. Haşa. Adamdaki ahlaka, kişiliğe, üsluba bak. Hem de çirkin bir benzetmeyle bunu söylüyor. Bak Allah onu ezdi.

İngilizler İslam alemini çökertmek için önce El-Ezher Üniversitesi’ni kurdular. Bütün İslam alemi oradan çökertildi. Darwinist, Rumi fikirler oradan bütün her yere yayıldı. Darwinist İslam anlayışı, soğuk İslam anlayışı, Mehdi (as) karşıtı İslam anlayışı ve İslam’ı bozan mantık oradan bütün İslam aleminin nirengi noktalarına taksim edildi, dağıtıldı.

Only Compatriot 28 Ağustos’ta yazmış. Diyor ki; “Çok yazık, uykuda olan halk için artık söz tükendi. Haliniz çok acı olacak. Bağrışlarınız sokaklarda yankılanacak. Tapmaya devam edin.” Yani Tayyip Hoca’ya kastediyor. Herhalde bu o tarz kafalardan bir tanesi. Darbeyi beceremediler ya yeni yeni bir kafa içerisindeler gibi görünüyor. Şunu yapacağız, bunu yapacağız, asacağız, keseceğiz falan diyor. İt kopuk sürekli bunu söylüyor. Çakallar da bunu söylüyor. İngiliz derin devleti de söylüyor. Düşmanlarımız da, PKK da söylüyor. İşte size sokakları dar edeceğiz, her yeri birbirinize düşerek, birbirinizi de yakıp yıkarak imha ettireceğiz diyor. Ama bunu diyenler bakıyoruz sonunda kendileri o halin içerisine giriyorlar. Allah’ın gücünü hiç yerine koyuyorlar. Çok akılsız hareket ediyorlar. Mağlup olacakları belli. Bu tehditlerden kimse yılmaz. PKK tehditlerini de hiçe sayarız, bunların tehditlerini de hiçe sayarız.  

Evet, münafık kitabından bir bölüm okusana.

KARTAL GÖKTAN: Münafığın En Izdırap Duyduğu Konulardan Biri Münafık Alametlerinin Anlatılmasını Dinlemektir. Münafığın canını en çok acıtan, ruhunu en çok yakıp kavuran konulardan biri, 'münafıklığın sırlarını anlatan Kuran ayetlerini duymak, münafık karakterinin deşifre edilmesini dinlemek zorunda kalmak'tır. Çünkü bu onun tüm oyununu bozacak, onun gizliliğini ortadan kaldıracak ve sinsice hareket edebilmesini tamamen engelleyecektir.

BÜLENT SEZGİN: Çünkü münafık, münafıklığını ancak 'sinsiliği' ve 'gizliliği' sayesinde istediği gibi yaşayabilir. Bu imkanlar elinden alındığında, eli kolu bağlanmış hale gelir. Tüm sinsi yöntemlerinin açıkça deşifre olduğu, çevresindeki herkesin 'münafığın şeytani sanatını' bildiği bir ortamda, münafık kolay kolay eylem yapamayacaktır. Çünkü her oynamaya çalıştığı oyun, etrafındaki Müslümanlar tarafından anlaşılacak; bakanlar onun her yaptığının 'münafık tavırları' olduğunu hemen fark edeceklerdir. İşte o zaman da, münafık kendisine hayat sahası bulamayacak ve eylemlerini durdurmak zorunda kalacaktır.

KARTAL GÖKTAN: İşte tüm bu gerçeklerin şuurunda olan münafık, Müslümanların, münafıklığın yanlışlığını anlattıkları hiçbir faaliyet yapmalarını istemez. Ne Kuran'daki münafık ayetlerini anlatmalarını, ne münafık karakteri üzerine imani sohbetler yapmalarını, ne bu konularda yazılar yazılmasını, ne de sosyal medyada, televizyon kanallarında, dergilerde, kitaplarda bu yönde bilgilerin paylaşılmasını ister. Elinden geldiğince tüm bu çalışmaları durdurup engellemeye çalışır. Kimi zaman bu yönde faaliyet yapacak kişileri lüzumsuz sözlerle meşgul edip vakitlerini alarak; kimi zaman uykusuz bırakarak; kimi zaman onları boş işlerle yorup bitkin hale getirerek; kimi zaman da çalışacakları ortamlarda gürültü yapıp örneğin radyonun ya da televizyonun sesini açarak, yüksek sesle konuşarak dikkatlerini dağıtmayı ve çalışmalarını engellemeyi hedefler.

BÜLENT SEZGİN: Münafığın gösterdiği bunca çabaya ve oynadığı onca oyuna rağmen, tüm bunlara engel olamaması ise onu çok kızdırır. Münafıklığın deşifresinin çok mükemmel bir şekilde yapılarak, bu bilgileri, hemen herkesin öğrenmesinin sağlanması, münafığın büyük bir paniğe kapılmasına neden olur. Tüm bunların kendisine getirebileceği zararları düşündükçe münafık dehşete düşer.

KARTAL GÖKTAN: Ancak, bir de münafık alametlerini anlatan Kuran ayetlerini ve bu doğrultudaki açıklamaları bizzat kendisinin dinlemek zorunda kalması, münafığın iyice delirip azgınlaşmasına ve korkuya kapılmasına neden olur.

BÜLENT SEZGİN: Allah Nuh Suresi'nde, Hz. Nuh (as)'ın çevresindeki münafıkları ve inkar edenleri, her Kuran'a davet edişinde; onları münafıklıktan ve küfürden kurtulmaya her çağırışında, bu insanların anlatılanları hiçbir şekilde 'dinlemek istemediklerini' haber vermiştir. İşte Peygamberler gibi, diğer Müslümanlar da, münafıklara Kuran ahlakını tebliğ ettiklerinde, onlara samimiyetsizliklerini anlattıklarında, münafıklar aynı ayette bildirildiği gibi, anlatılanları duymamak için kaçacak yer ararlar. Eğer bu konuşmalar bir sohbet ortamında yapılıyorsa, ya hemen yeni bir konu açıp, münafıklıkla ilgili bahsin kapanmasını sağlamaya çalışır ya da hemen bir bahane bularak oradan uzaklaşırlar. Eğer Müslümanların bu sohbetini yandaki bir odadan duymak zorunda kalıyorlarsa, hemen kapılarını kapatıp, o konuşmanın sesini bastıracak şekilde yüksek sesle bir müzik ya da televizyon programı açarlar. Eğer münafıklık ile ilgili ayet ve açıklamaları, bir televizyon kanalından, radyodan ya da internet üzerinden bir yayından dinlemek durumunda kalıyorlarsa, bu sefer de hemen ya televizyonu kapar ya yayının sesini kısar ya da hemen kanal değiştirirler. Ya da gürültü yaparak, konuşarak bu anlatılanların hem dinlenmesini engellemeye çalışır, hem de kendileri duymamış olurlar. Allah bir ayette münafıkların bu tavrını şöyle haber vermiştir: “Ona ayetlerimiz okunduğunda, sanki işitmiyormuş ve kulaklarında bir ağırlık varmış gibi, büyüklük taslayarak (müstekbirce) sırtını çevirir. Artık sen ona acı bir azap ile müjde ver.” (Lokman Suresi, 7)

KARTAL GÖKTAN: Ayette Allah, münafığın 'kendini müstağni görerek' ve 'büyüklük taslayarak' anlatılanları dinlemediğini söylemiştir. Münafık anlatılanları bilerek ve kasıtlı olarak dinlememektedir. Kendince bu şekilde Müslümanlara karşı bir 'eylem' yapmakta ve "Ne yaparsanız yapın, ne anlatırsanız anlatın, ben sizi dinlemiyorum ve anlattıklarınızdan da etkilenmiyorum" mesajı vermeye çalışmaktadır. Bu eylemiyle münafık, 'münafıklıktan kurtulmak istemediğini' ve 'samimi olmaya niyeti olmadığını', 'sinsi hayatını sürdürmekte ne kadar kararlı olduğunu 'açıkça beraberindeki Müslümanlara göstermeye çalışmaktadır.

BÜLENT SEZGİN: Burada dikkat çekici olan ise münafığın ahmaklığıdır. Münafık, münafık karakterine dair bilgileri yalnızca kendisinin duymamasının her şeyi halledip çözüme kavuşturacağını düşünür. Oysaki, o duymasa da, tüm Müslümanlar, münafığın kirli dünyası hakkındaki her detayı öğrenmekte ve münafığı gördükleri yerde doğrudan tanıyacakları bir anlayış kazanmaktadırlar. Bir tek o dinlemiyordur ama televizyon, radyo, internet gibi kanallardan, tüm dergilerden, kitaplardan ve makalelerden, tüm dünya münafık karakterini öğrenmektedir. Ancak münafık, ahmaklığı dolayısıyla tüm dünyanın bilmesini önemli görmez, sadece kendisinin dinlemiyor olmasının, onun sinsi sistemini korumaya yeteceğini düşünür.

KARTAL GÖKTAN: Allah bir Kuran ayetinde münafığın bu 'akılsızca yöntemlerini' ve 'bununla sonuç alıp başarılı olabilmeyi umduklarını' şöyle bildirmiştir: “İnkar edenler dediler ki: "Bu Kur'an'ı dinlemeyin ve onda (okunurken) yaygaralar koparın. Belki üstün gelirsiniz." Artık gerçekten o inkar edenlere şiddetli bir azap tattıracağız ve yaptıklarının en kötüsüyle cezalandıracağız.” (Fussilet Suresi, 26-27)

BÜLENT SEZGİN: "Bu Kuran'ı dinlemeyin" "Ve onda okunurken yaygaralar koparın" sözleri, şeytanın tüm inkarcılara ve münafıklara, imana yaklaşmamaları için fısıldadığı, şeytani bir 'direnme yöntemi'dir. İşte münafık da, şeytandan öğrendiği bu yöntemi tam olarak uygulamakta ve münafıklık aleyhinde tek bir söz duymayacak şekilde, kendisine yapılan tebliğlerden kaçmaktadır. Allah münafığın bu ruh halini bir ayette, "Ki onlar, Beni zikretme (konusun)da gözleri bir perde içindeydi. (Kur'an'ı) dinlemeye katlanamazlardı." (Kehf Suresi, 101) sözleriyle açıklamıştır.

KARTAL GÖKTAN: Münafıklar, kendi şeytani dünyalarını deşifre eden, münafıklık hakkındaki ayet ve konuşmaları dinlemek istemediklerini ve bu konudaki kararlılıklarını çok açık bir şekilde ortaya koyarlar. Ancak bu konuda bilinmesi gereken önemli bir başka bilgi daha vardır: Münafıklar büyük bir titizlikte dinlemekten kaçtıkları bu Kuran ayetlerini ve açıklamalarını, dinleseler de anlamazlar.

BÜLENT SEZGİN: Allah'ın Kuran'da, "... De ki: "O, iman edenler için bir hidayet ve bir şifadır. İman etmeyenlerin ise kulaklarında bir ağırlık vardır ve o (Kur'an), onlara karşı bir körlüktür. İşte onlara (sanki) uzak bir yerden seslenilir." (Fussilet Suresi, 44) sözleriyle bildirdiği gibi, münafıkların Kuran ayetlerine karşı kulaklarında bir ağırlık vardır. Anlatılanları duysalar da, anlayamaz, kavrayamaz ve duyduklarından samimi bir şekilde etkilenmezler. Allah, onların bu durumunu "Kuran onlara karşı bir körlüktür" sözleriyle ifade etmiştir. "Sanki onlara uzak bir yerden seslenilir" cümlesiyle belirtildiği gibi, dinledikleri münafığa çok uzaktan gelen bir ses gibidir, kalbine ulaşıp içinde bir etki meydana getirmez.

KARTAL GÖKTAN: Nitekim, dönemin inkarcıları da Hz. Şuayb (as)'a bu durumlarını, şu sözlerle açıklamışlardı: "Ey Şuayb" dediler. "Senin söylediklerinin çoğunu biz 'kavrayıp anlamıyoruz." (Hud Suresi, 91) Şuayb Peygamber (as) onlara yıllar boyu tebliğ yaptığı halde, bunları dinlemek istemedikleri ve üzerlerine alınmadıkları için, "Biz bunları kavrayıp anlamıyoruz" diyerek yüz çevirmişlerdi. 

BÜLENT SEZGİN: Kuran'da bu konu hakkında verilen tüm bu bilgiler, Kuran ayetlerinin okunmasının, münafık alametlerinin anlatılmasının, yalnızca Müslümanlara fayda getirdiğini, münafık olmakta kararlı olan bir kimsenin ise, bunlardan hiçbir şekilde etkilenmediğini ortaya koymaktadır. Müslüman anlatılanları dinleyerek, ahlakındaki tüm eksiklikleri giderip düzeltme imkanı bulurken; münafık ise değişmeye, düzelmeye ve münafıklıktan vazgeçmeye hiç niyeti olmadığı için baştan bu bilgileri dinlemekten kaçınır. Allah bir Kuran ayetinde, "Onların kalpleri parçalanmadıkça, kurdukları bina kalplerinde bir şüphe olarak sürüp-gidecektir..." (Tevbe Suresi, 110) sözleriyle münafıkların kalpleri parçalanmadıkça vazgeçmeyeceklerini ve imana karşı direnmeye devam edeceklerini haber vermiştir.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü