Harun Yahya

Sohbetler (12 Eylül 2016; 09:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz Adnan Oktar’la Sohbetler’e başlıyoruz inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Evet. Hoş bulduk siz de hoş geldiniz.

Bir etiket yapalım. Ne diyelim? “Birlik Sevgiyle Olur” diyelim.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Devlet Bahçeli Gülen Örgütü soruşturmasıyla ilgili yeni bir açıklama yaptı Adnan Bey. “Terörle mücadele edilirken masum insanlarımızın itibar ve saygınlıklarına gölge düşürülmemeli, sapla saman birbirine karıştırılmamalıdır. Mağduriyetler, suçsuz ve günahsız insanlarımızın hak kayıpları toplumsal hayatı içinden çıkılmaz hale getirmektedir. Kriz elçilerine imkan tanımamak gerekir. Dağılarak değil birleşerek, küserek değil kucaklaşarak. Asılsız ve hayasız ihbarlarla değil, birbirimizin hakkını koruyup gözeterek var olacağımız açık bir hakikattir.” Dedi.

ADNAN OKTAR: Çok çok güzel konuşmuş. Ağzına sağlık. Allah ömrüne bereket versin. Günlerden beri anlattığımız konuların güzel bir özeti olmuş. Allah razı olsun. Bahçeli çok basiretli insan. Kıymetini bilmiyor bazı gençler diyelim. Kardeşim iktidar olmak sorun değil ki davayı devam ettirmek sorun. Yani iktidar sorun değil. Yani dava adamı olmak; fikir, düşünce, aksiyon.

Allah bütün mümin kardeşlerimizin Kurban Bayramı’nı nurlandırsın, güzelleştirsin, kabul etsin, nuruyla sarsın, nice bayramlar nasip etsin.

“Hocam üniversitede ders veriyor musunuz?” Evet. Bütün akademilerde falan üniversitelerde ders veriyoruz. Ama nasıl? İnternetten televizyondan. Yani gidip kürsüye oturursak orada bir avuç öğrenciye. Ama bu şekilde milyonlarca öğrenciye, üniversite eğitimi vermiş oluruz. Ve aydınlanıyorlar. Hatta okulda bile öğrenciler telefondan izliyorlar.

Funda Demiriz, “A9 TV tek kanal” evet şimdilik tek kanalız ama sonra artacak. İnşaAllah. Ama tabii onun gönlünde tek kanal ayrı.

Emre Megaloman. Megaloman yazar diyor. “Hocam tapınak şövalyelerini anlatır mısınız? Sizce şövalyeler bitmiş midir?” Tapınak şövalyeleri var hala.

Ali Hacıoğlu, “Hocam o develeri kesip yiyorlar. Cazip mi?” Herhalde caiz mi diyecekti? Deve niye? Deve gayet güzel. Deve eti iyidir. Kolesterolü düşüktür. Lezzeti de iyidir.

Özcan Demirel, “İleriyi görenlerden nadir aslan hocalardan birisiniz.”

“Canım Hocam bizlere çifte bayram yaptırıyorsunuz” Şennur Çavdar.

Benim Fethullah Gülen’i eleştirmemle ilgili 150’nin üstünde konuşmam var. Yani şuan tespit edebildiğimiz 150’nin üstünde konuşma. Yıllardan beri de sürekli eleştirmişim.

Kurban Eziyettir diye bir etiket. Kurban niye eziyet? Kurban nimettir diyeceksin. Biz de “Kurban Nimettir” diye etiket yapalım. “Kurban Nimettir” Lafa bak. Köfte yiyor ızgara yiyor eziyetmiş. Allah onları onun için yaratıyor. Şunun mantığı var mı? Hayvanın zaten şuuru kapalı.

Özetle Türkiye’ye huzur gelsin. Sevgi merhamet şefkat hakim olsun. Asılsız aslı astarı olmayan ihbarlarla öğretmenler, öğrenciler, kasap, bakkal, manav hiç kimse rahatsız edilmesin. Suç işleyen kimse süratle yakasına yapışılıp hemen cezası verilsin. İlgili cezaevine gönderilsin neyse. Konuyu uzatmanın alemi yok.

Ne kadar fark var değil mi bunların yüzündeki ifade temizlik? Yani ben bazı genç kızlara bakıyorum çok farklılar. Yani hepsi için söylemiyorum ama genç kızların içerisinde bunlar benim kız arkadaşlarımda müthiş bir temizlik, müthiş bir nur, bir kalite, yüksek bir iman anlayışı, İslam’a Kuran’a müthiş bir sadakat, İslam’ın nurlu ak yüzleri kardeşlerimiz. Yani iftiharla dünyaya tanıtılacak Müslümanlar. Kardeşlerimiz yıldız gibi parlıyorlar. Işık gibi parlıyorlar.

CEYLAN ÖZBUDAK: Bizi daha önceden tanıyanlar da Adnan Bey, sizin vesilenizle o farkın oluştuğunu görüyorlar.

İbrahim Gökçeer, “Sana da hayırlı bayramlar Adnan Hoca şu İsrail’i sevmekten vazgeçsen ne güzel olacak.” İsrail’i de seviyorum, Ermenistan’ı da seviyorum. Rusya’yı da seviyorum. Arap Devletleri’ni de seviyorum. Allah’ın yarattığı herkesi seviyorum. Siz sevmeme öğretmenisiniz ben de sevme öğretmeniyim. Ben sevmeyi teşvik ediyorum. Siz de sevmemeyi teşvik ediyorsunuz. İsrail’in zalimini sevmem. Rusya’nın zalimini sevmem. Masumunu severim ama. İsrail’in masumunu seviyorum.

O Silivri’deki çiftliğin resimlerini yayınlayalım. 20 yıl önceki çiftlik. Baktık haset ediyorlar, kıskançlık. Arkadaşlarımı, zenginliği, güzelliği, estetiği, sanatı kıskanmışlar. O resimler var mı çiftliğin resimleri.

BÜLENT SEZGİN: Evet.

ADNAN OKTAR: Onları bir göster önce.

BÜLENT SEZGİN: Daha öncekiler.

ADNAN OKTAR: Yani 20 yıl önceki haliyle evet.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Herkes hayran kaldı sizin sanat anlayışınıza.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah ne güzel.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: MaşaAllah. Elhamdülillah.

BÜLENT SEZGİN: Gösteriyoruz Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet. Görüyor musun sanattaki güzelliği?

DAMLA PAMİR: Muhteşem maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Yaz kış yemyeşildi. Yaz kış. Sarardığı tek bir dönem olmadı. Görüyor musun Osmanlı sanatının güzelliğini? Temizliği ihtişamı?

CEYLAN ÖZBUDAK: Cennet gibi yer çok güzel.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah ne güzel. Ve burada salep çeşmeleri, taş içerisinden akan. Limonata çeşmeleri, çay çeşmeleri. Kayanın içerisinden açıyorsun ayran akıyor, salep akıyor, limonata akıyor. Mesela 10-20 metre ötede biraz daha ilerliyorsun başka bir şey. Mesela biraz daha ilerliyorsun vişne şerbeti. Yani böyle muhteşem bir sanat eseri meydana gelmişti. Bütün meyve sebze çeşitlerinin tamamı vardı. Kamyonla çıkıyordu domates biber patlıcan, fasulye, kabak, her türlü sebze. Şimdi son halini göster. Filmini göster yani film olarak göster. Dümdüz çöl haline geldi evet.

KARTAL GÖKTAN: Burada büyük gölet tamamen kum dolu.

ADNAN OKTAR: Hiçbir şey yok. İşte 28 Şubat zihniyetinin karakterini göstermek için ibret vesilesidir bu. Yani sanata estetiğe bakış açıları, güzelliğe nasıl karşılar, sevgiye nasıl karşılar, nasıl kıskançlar, nasıl hasutlar bunu göstermek için bu bir belgedir. Çünkü bunu ispatlamak gerekiyor. İspatı da budur.

KARTAL GÖKTAN: Bir video daha vardı.

ADNAN OKTAR: Göster. Orayı sevgi güzelleştiriyor sevgi. Sanat kalite güzelleştiriyor. Bu arsa videoları tabii ibrettir. Allah’ın onlara işte sunduğu o. Bize sunduğu o. Onlara sunduğu da bu. Mehdiyet ruhu bu hale getirir, öbür türlü zihniyet de o hale getirir. Yani yanlış olan zihniyette o hale gelir. Yanlış olan zihniyete hiçbir şey layık değildir. Ama sevgi insanlarına her türlü güzellik layıktır.

DAMLA PAMİR: Şeytandan Allah’a sığınırım. Allah ayette şöyle bildiriyor: "Bu dünyada sizin, ahirette yalnızca sizin.”

ADNAN OKTAR: Tabii. Hep güzel olan şeyi dağıtmak, bozmak, kırmak, yıkmak, sökmek mantığıyla hareket edersen Allah sana huzur vermez. Bu yanlış.

Mehmet Dirican, “Öcalan’ı da seviyor musun bir söylesene?” Hepsinin kurtulmasını istemek farz. Her insanın yani Firavun’un, Nemrut’un, deccalın. Hepsinin kurtulmasını istemek farzdır.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz Che için bile “Hayattayken ona tebliğ yapsalarmış.” diye söylemiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii tabii tabii.

EBRU ALTAN: Daha önce Hz. Vahşi örneğinde vermiştiniz. Öyle bir suçu olmasına rağmen Müslümanlığı seçtiği için, Allah’ a iman ettiği için sonradan Peygamberimiz (sav)’in affettiğini söylemiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii bak Hz. Hamza’nın şehit edilmesine vesile oluyor Hz. Vahşi. Karnını yarıyor. Ciğerini çıkarıyor ısırıyor. Resulullah (sav)’ın gözü önünde yapıyor bunu. Sonra Resulullah (sav) sahabelerle otururken oraya gidiyor. “Ya Resullullah seninle görüşmek istiyorum.” diyor. Sahabeler hemen kılıçlarını çekiyorlar. Peygamberimiz (sav) diyor ki: ”Bırakın kardeşinizi gelsin.” diyor. Yani muazzam bir olay bu. Vahiyle bildiriliyor Müslüman olduğu. Yani bu müthiş bir mucize. Nereden biliyorsun derler bir insana. Bir insan birisine böyle bir şey söylese imkansız bilmesi. Katil çünkü öyle biliniyor ama ‘bırakın kardeşinizi gelsin’ diyor. Hemen geliyor Peygamberimiz (sav)’in elini öpüyor, sarılıyor. “Ya Resulullah beni affet, Allah da affetsin ben mümin Müslüman oldum” diyor. “La İlahe İllaAllah Muhammeden Resulullah” diyor. Bitti. Peygamber (sav)’in sahabesi oluyor Hazreti Vahşi. Peygamberimiz (sav) onu kumandan olarak atıyor, askere gönderiyor, aslanlar gibi savaşıyor küfre karşı ve şehit oluyor. Cennete gidiyor. Cennete, Hazreti Hamza’nın katili, beraber cennette beraberler. Allah’ın sırrı yani.

Sizdeki nur aslında metafizik bir şey de insanların pek dikkatini çekmiyor bazı insanların. Bir fevkaladelik var. Bir kere ahlakınız çok güzel. Mesela kavga yok, bağırtı yok, kıskançlık yok, haset yok, laf sokma yok, gerilim yok, nur gibi tertemizsiniz. Cildiniz etiniz kemiğiniz tertemiz. Beş vakit namazınızdasınız, helale harama çok titizsiniz, gece gündüz İslam’ı tebliğ ediyorsunuz, bir tek Allah’tan korkuyorsunuz, son derece cesursunuz, sadıksınız, dünyadan da hiçbir şey beklemiyorsunuz yani bu çok acayip. Dünyadan hiç, sadece Allah’ın rızasını istiyorsunuz. Bu metafizik. Belki ileride daha çok anlayacaklar bu hiç normal bir olay değil. Çok şaşırtıcı bir şey bu. Yüzünüzdeki nur çok acayip ya, istisnasız hepinizde nur var. Görüyoruz adamları, çirkef, kavgacı, sinirleri bozuk, yerinde duramıyor, acayip öfkeli, kindar, hasetlik tavan yapmış, dünyaya deliler gibi bağlı, her an huzursuz. Mesela en mühim olaylarda bile çok tevekküllü oluyorsunuz.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Şeytandan Allah’a sığınırım. “Onlardan korkmayın, eğer Müslümanlarsanız yalnızca Benden korkun.” (Ali İmran Suresi 175)

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.  

Hakan Gün, “Büyüksünüz Hocam. Çocukluğumuzu hatırlattınız” diyor. Büyük, Allah büyük. Biz Allah’ın zavallı bir kuluyuz, herhangi bir insanız. Benim bir özelliğim yok yani bir hocalık, alimlik, büyüklük. Benim yerim toprakla aynı seviyede. Allah’ın herhangi bir kuluyum. Mücedditlik, Müçtehidlik, Mehdilik yok işte dünyanın en büyük… Öyle bir konu yok. Ben haddimi bilirim. Ben Allah’ın zavallı bir kulu olduğumu biliyorum ve her gün de korkuyorum cehenneme gideceğim diye. Sürekli Allah’tan korkan bir insanım böyle büyüklük iddiam asla olmaz.

Ender Başural, bizim adres biliniyor internete girin isteyen gelsin.

Sen kendi hanımına karı dersen çok ayıp yaparsın. İnsan hanımına karı der mi? Yakışıksız bir söz. Hanımım de, eşim de değil mi sevgilim de. Karı ne demek karı? O da sana herif diyecek şu iş mi?

Kardeşim ben Abdülhamit’in böyle olduğunu hiç bilmiyordum. Ben Hanlar Hanıdır, Abdülhamit’i hep överdim ben. Mevlana’yı da överdim ben bilmiyordum. Oynanan oyunu daha yeni fark ediyorum yani zincirleme çözüyorum. Dehşet verici bir olayla karşılaştım. Kıbrıs’ı adam altın karşılığı İngilizlere veriyor, inanılır gibi değil. Mısır hepsini bütün Osmanlı illerini teker teker veriyor, hepsini ve Allahsız Kitapsız Darwinist propagandayı bütün Osmanlı’da ana konu olarak işliyor. Halen Abdülhamit’in tahribatı devam ediyor Milli Eğitim’de. Şuan Abdülhamit döneminde konulmuş, Milli Eğitim’e konulmuş Darwinist eğitim devam ediyor. Mahvetti Osmanlı’yı. Paşalarımız, milletvekili, insanlarımız, aydınlar hepsini Darwinist yaptı. Ya kardeşim zoruna ne oldu? Ta Yemen’e Darwinizm ile ilgili kitaplar gönderiyor binlerce, Mısır’a binlerce, gemiyle gönderiyor ya zoruna ne oldu be adam? Zoruna ne oldu? On binlerce kitap bastırıyor ya, Kuran bastır on binlerce. Darwinizm ile senin ne işin var be adam? Trenle gönderiyor, develerle gönderiyor, eşekle gönderiyor, her yere ulaşsın diyor. Bir kişi, iki kişi değil bütün etrafındaki hep Darwinist. Galata’yı boydan boya Mason localarıyla dolduruyorlar onun döneminde. Akıl almaz bir İngiliz hayranlığı. Yok İngiliz Tevfik, İngiliz Muhsin, İngiliz Necmi hep etrafındakiler böyle. Gavur bilmem kim. Hanlar Hanı külhanı kalmamış bütün Osmanlı’yı darmadağın etmiş adam. Altın karşılığı Kıbrıs’ı vermiş, bu kadar basit.

EBRU ALTAN: Belgesiyle göstermiştiniz.

ADNAN OKTAR: Açık. Adam diyor ‘nereden çıkardın?’ kendi el yazısıyla yazmış adam. Veriyorum diyor altın karşılığı. Göster. Al buyur. Detay detay yazmış, kendi el yazısı. Kıbrıs’ın teslimi. Kıbrıs bizimdi, tamamı bizimdi inanılır gibi değil. Buyurun diyor sizin olsun. Kıbrıs, koskoca Kıbrıs inanılır gibi değil. Bütün illeri Osmanlı illerini hepsini teslim ediyor. Bir kısmını bedava, bir kısmını da altın karşılığı sonra da Hanlar Hanı diyor. Kardeşim hanı külhanı kalmamış bu olayın. Büyük bir felaketin içine girmişiz ve daha hala Darwinist eğitim yapılıyor. Mithat Paşalar şunlar bunlar falan hep kendi adamları, kendi yerleştirmiş oralara.

Muhammet, “Anılarını dinlemek ne kadar keyifli canım Üstadım” diyor.

Leyla Kaya, “Allah Müslümanları bolluk, bereket, neşe içinde yaşatır hasetçilerin de çenesini yoruyor” diyor. 

Abdülhamit göreve getirdiği Kıbrıslı Mehmet Kamil Paşa İngiliz hayranı ama hayret edilecek şekilde. Yemesi, içmesi, oturması hep İngiliz. Lakabı da İngiliz Kamil. Abdülhamit’in özelliğine bak, İngiliz Kamil olaya bak ya. Münih Paşa’yı da görevlendiriyor Abdülhamit. Darwinizm’in bütün Osmanlı’ya yayılması için, 1879’da Milli Eğitim Bakanı yapıyor, koyu Darwinist. Olayın kökeni ne? Kimsenin haberi bile yok. İngiliz derin devleti nedir? Hükümeti nasıl sıkıştırıyorlar? Amerika’ya nasıl hakim oldular? Amerika’yı kuran kim? İsrail’i kuran kim? Adamların haberi yok. İsrail’i kuran İngiliz derin devletidir. Amerika’yı kuran İngiliz derin devletidir ve kontrolü altında tutuyor. Münih Paşa’nın çıkardığı sözde bilim dergisi olan Mecmuayı Fünun sadece evrim propagandası yapmak için Abdülhamit tarafından kuruluyor ve destekleniyor. Cayır cayır milletten para toplanıyor Müslüman halktan, para veriyorlar ve bu dergileri halka dağıtıyorlar ve halkı Darwinist materyalist yapıyorlar.

Abdülaziz Mecmuayı Fünun bakıyor Darwinist; dindar o ‘aman bu dergiyi hemen kapatalım’ diyor. Mithat Paşa darbe ile deviriyor Abdülaziz’i, intihar süsü vererek öldürülüyor. İntihar süsü nasıl? Bileğine iki bilekte derin kesi, tendonları koparacak şekilde iki bileğinde. Sakalının bir tarafı tamamen yolunmuş, dişleri kırılmış, göğüs altında derin morarma darbe izi var. Nasıl oldu bu diyoruz, intihar etti diyor. Hem dişini kıracak, sakalını yolacak, iki bileğini de kesecek, göğsünü de morartacak sonra da intihar edecek görüyor musun oyunu? Ya kardeşim şimdi elini kestiğinde artık o eliyle diğer elini kullanamaz. Tutacak hali, tutamaz, kontrolü gider. Alay eder gibi.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz yıllar öncesinden beri anlatıyorsunuz Adnan Bey Darwinizm Osmanlı’yı yıktı diye.

ADNAN OKTAR: Tek nedeni Darwinizm Osmanlı’yı yıkan. Türkiye’yi de Allah esirgesin şuan böyle sallayan Darwinizm’dir.

Bu Proodos locası üstadı azamı Cleanti var, onun tarafından mektup ulaştırılıyor, bunun üzerine veliaht Murat Efendi Dolmabahçe Sarayı’nın tenha bir odasında yapılan bir törenle Mason yapılıyor. Dolmabahçe Sarayı’nın içinde Mason locası oluşturulmuş.

Abdülaziz suikastının ardından cuntacılara meşrutiyet sözü verip Beşinci Murat başa geçiriliyor. Sultan Abdülaziz’in naaşını yıkayan Sultanahmet Şeyhi Ömer Efendi mahkemede soruyorlar; Sultan’ın iki dişinin kırılmış olduğunu, sakalının sol tarafının yolunmuş olduğunu, sol göğsü altında büyük bir çürük ekimoz olduğunu söylüyor ve iki bileğinin de kesik olduğunu, derin kesik. İngiltere Seferatı doktoru da kesiklerin insanın kendi kendinin yapamayacağını söylüyor yani eli kolları kesilince el kontrolü kaybolur diyor, bunu yapması mümkün değil diyor. Cinayet yani. Abdülaziz’e otopsi yapılması teklif ediliyor hükümet yasaklıyor ‘olmaz’ diyorlar. İşte intihar diyor, dahası var mı, ne otopsisi diyor. Adli otopsiye müsaade edilmiyor intihar olduğu görüldüğü halde. 

Osmanlı’ya İngiliz hakimiyetinden arkadaşların haberi yok, olaydan hiç haberleri yok. Felaketin halen devam ettiğinden haberleri yok. En son şuan aşamada İngiliz planına göre Güneydoğu da Osmanlı’dan koparılması gerekiyor, Osmanlı toprağı olarak kabul ediyorlar oranın da gitmesi gerektiğine inanıyorlar. Sadece İç Anadolu Bölgesi’nde Türklerin kalması gerektiğine inanıyorlar. İstanbul’un da alınması ve İzmir’in de alınması gerektiğine inanıyorlar Antalya’nın da.

İshak Alaton vefat etmiş doğru mu?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Allah rahmet nazarıyla tecelli etsin. İnşaAllah cennetine alır. İnşaAllah gizli bir Müslümandır. İnşaAllah gizli bir Muhammedidir.

Olayın asıl şekli şu şekilde; Abdülaziz, Topkapı Sarayı’ndan alınıyor Feriye Sarayı’na getiriliyor İkinci Mabeynci Fahri Bey ve bu konularda tecrübesi olan üç kişi yani bedenen de özel kuvvetli üç kişi seçiliyor. Padişahın odasına giriyorlar uzun bir çatışma oluyor, kavga yani sakallarını yolmaları o yüzden. Sakallarına yapışıyor yoluyorlar. Göğsüne darbe alıyor derin, defalarca darbe alıyor göğsünden yaralanıyor. Ağzını burnunu kırıyorlar, dişlerini kırıyorlar sonra çökertip bileklerini kesiyorlar sonra da Feriye Sarayı’nın penceresinden sokağa kaçıyorlar. Onu orada yalnız bırakıyorlar. İçeri girdiklerinde kan revan içinde bulunuyor.  Ne oldu diyorlar, görmüyor musun intihar etmiş diyor. Halbuki akıl almaz kavga oluyor çatışma oluyor, bağırtılar çatışmalar yer gök inliyor yani. Feryatlar bağırtılar uzun bir kavga oluyor. Kendini savunuyor rahmetli Abdülaziz. Müthiş bir kepazelik, İngiliz derin devleti alenen cinayet işliyor sarayın içerisinde adamlar örtbas ediyor. Aydınların da haberi yok kimsenin de haberi yok. Halen bu kepazelik kafası İngiliz derin devleti tarafından devam ettiriliyor.

“Biz de Ankaralıyız sabah sohbetlerini keyifle izliyoruz Hocam” diyor Orhan Yalçın. Helal

“Hocam Merhaba, ben Müslümanım ama Kurban Bayramı biraz vahşilik değil mi? Onlarca hayvan bir iki günde kesiliyor doğaya aykırı.” Kaç günde kesilmesi gerekiyor? Herhalde 15 günde olsa kabul edecek. Ne alakası, herkes birden kessin bitsin ne güzel.

“Hocam kurban etinden rakıya meze yapmak günah mıdır?” Ahmet Han. İçkinin kendisi haram zaten bir de güzel kurban eti yiyip zımba gibi olacakken içki içtiğinde tansiyonun en az üç puan dört puan fırlar. Durduk yere mesela tansiyonun on üç ise on yediye falan çıkar rahatsızlık verir, tehlikeli de. Rakıyı kafaya taktınız ama rakı hiç zannettiğiniz gibi bir şey değil. Zehirken tekrar tekrar imbiklenerek o metil alkol temizleniyor, uğraşıyorlar. Zoraki etil alkol ki yine içinde metil alkol kalıyor. Etil alkol, o da zaten zehir. Şiddetli zehirden orta dereceli zehre geçiliyor. Sonra da onu kafana dikip içiyorsun. Ne faydası var? Çok gereksiz bir kültür bu. Eğitimle elde ediliyor. Çok rahatsız edici bir şeydir. Şarap, çok berbat tadı. Rakı da öyle, çok yakıcı ve rahatsız edecek bir şey. Nereden çıkarıyorlar? "Of keyfe geldik." diyor. Kardeşim, zehirleniyorsun. Kafan dağılıyor. Muhakemen, yargın bozuluyor zehirlenmeden dolayı. Beyin zehirleniyor görme bozukluğu oluyor, denge bozukluğu oluyor. Dili dolaşıyor, konuşma yeteneğini kaybediyor. Hafızasını kaybediyor, "Oh ne iyi oldu." diyor. Zehirlenmişsin mübarek, zehirlenmişsin. Zehirlenme alameti onlar. Cıvada falan da aynısı oluyor. Bakırda da aynısı oluyor. Adamın şuuru kapanıyor. Zehirlenmenin neyine seviniyorsun?

Merve Yıldız; "Dünyadaki bütün güzelliklere örneksiniz."

Bayram Bozdemir, Osmanlı'ya benim sözüm yok. Osmanlı içindeki anormal yapılanmaya benim sözüm. Ve doğru söylediklerim, bilimsel delillere dayalı.

Tarık Samet; Ben alim değilim Tarık ama samimi bir insanım, samimi Müslümanım.

Kadir Şen; "Üstadım, seni Allah için çok seviyorum. Allah senden razı olsun."

Vedat Tamer; "Kıskanılmayacak gibi değilsiniz ki, dünyada cenneti yaşayan ender insanlardansınız." Kıskanma değil de gıpta olabilir. Gıpta etse olur ama kıskanma; elinden gitsin mantığındadır. Gıpta; "Onda dursun, daha da Allah artırsın ama Allah bana da nasip etsin." dersen bu gıpta olur.

Kubilay Toraman; İşte Osmanlı döneminde hepsi vermişler. Tek tek hangi bir yeri sayayım sana ben?

Abdülaziz, Hüseyin Avni Paşa'yı Darwinist ve İngiliz yanlısı olduğu için görevden alıyor. Ordunun idaresini fiilen elinden aldığı için müthiş kinleniyor. Hüseyin Avni Paşa işte bu Abdülaziz'in şehit edilmesi planını yapan kişi. Sonra işte bu Abdülaziz rahmetli ağır yaralı; ilk başta can çekişiyor. Valide Sultan'a haber geliyor. Çünkü büyük gürültü oluyor, çok bağırtı çağırtı. "Valide Sultan Hazretleri oğlunuza bir şey yapılıyor. Büyük bir olay oldu. Hemen gelin." diyorlar. Valide Sultan oraya geliyor. Görünce tabii çok üzülüyor, ağlamaya başlıyor. O sırada Hüseyin Avni Paşa geliyor bu katliamı yapan, cinayeti yapan. Bir de bakıyor ki ölmemiş daha. Tepesi atıyor, "Onu alın. Sarayın karakolunun kahve ocağına götürün." diyor. Yere yatırıyorlar kahve ocağında. Tıbbi müdahaleyi yaptırtmıyor. Bekletiyor kanın iyice akması için. Kan kaybından ölünceye kadar orada bekletiyor. Ondan sonra vefat ettikten sonra, "Doktor şimdi gelebilir." diyor. Doktor da, "Evet, ölmüş." diyor. "Şimdi çık." diyorlar. Ama adli teşhis yaptırılmıyor. Yani tıbbi yönden naaşın incelenmesi işlemi yapılmıyor, yaptırılmıyor. Rezaletleri görüyor musunuz? Sonra da adamlar çıkıyor, "Ulu hakan Abdülhamit Han, hanlar hanı" Bütün Osmanlı'yı vermiş kardeşim. Abdülaziz'in hali ortada. Abdülaziz'e şefkat duymuyor. Yapılan kepazelik onun için sıfır hükmünde.

Abdülaziz'i İngiliz derin devletinin hedef almasının sebebi; Darwinist yayınları yasaklatıyor, Darwinizm’i yasaklatıyor, Osmanlı ordusunu çağının modern silahlarıyla donatıyor, İngiltere ve Fransa'dan sonra dünyanın üçüncü deniz gücü haline getiriyor Osmanlı donanmasını. Vay sen misin bunu yapan? Tahta çıkışından itibaren dört yüz elli kilometre uzunluğundaki demir yollarını üç katına çıkarıyor Abdülaziz. Müthiş hizmet ediyor. Boyu iki metre, yüz altmış kilo. Pehlivandır. Ona suikast yapılması için üç tane ağır siklet güreşçisi götürülüyor. Üç ağır siklet güreşçisi kollarını tutabilmek için. Buna rağmen çok büyük çatışma oluyor, kavga oluyor. Yer gök inliyor yani. Ama sonunda yatırıp bileklerini kesip şehit ediyorlar. Kan kaybından tabii gücü kalmıyor. Bileklerini kestikleri için tutamıyor da, kendini de savunamıyor. Müthiş bir rezalet yani. Dindar bir padişah Abdülaziz. İki metre boyu, yüz altmış kilo da ağırlığı. 

CEYLAN ÖZBUDAK: En az bilinen padişahlardan biri. 

ADNAN OKTAR: Tabii. Mesela burada da en büyük güç münafıklarla elde edildi. Abdülaziz'in şehit edilmesi, yapılan bütün bu rezaletler münafıklarla elde edildi. Münafık kitabından da bir bölüm okuyalım. 

KARTAL GÖKTAN: Münafık, Müslümanlara Zarar Vermeye Devam Edebilmek  İçin Ayrılış Vaktini Erteler. Münafık çok korkak ve aşağılık bir karaktere sahiptir. Bir yandan Müslümanların arasında, onlara karşı sinsi oyunlar oynarken, bir yandan da sürekli fark edilme ve yakalanma korkusu içerisinde yaşar. Kurduğu tuzakların, yaptığı sahtekarlıkların, küfürle olan işbirliğinin ortaya çıkması durumunda, Müslümanların onu aralarından uzaklaştırmasından şiddetle korkar. Çünkü münafık Müslümanların yanından ayrılmadan önce, küfürde kuracağı hayatına dair tüm sistemlerini sağlamlaştırmak ister. Bu konuda hazırlıksız olduğu bir anda deşifre olup ortada kalmak onun için adeta ölüm gibidir. 

BÜLENT SEZGİN: Ancak münafık, böylesine 'dehşetli bir korku' duymasına rağmen, Müslümanlara zarar verme hırsından dolayı, korka korka da olsa, onlarla birlikte yaşamaya devam eder ve sinsi faaliyetlerini sürdürür. Ayrıldığında, Müslümanların olmadığı bir yerde, 'ahlaksızlık yapma gücünü kaybedeceğini' ve oradayken olduğu kadar 'etkili eylemler yapamayacağını' düşünür. Elbette ki münafık, inkar edenlerin yanına gittiğinde de, Müslümanlara olan düşmanlığını sürdürecek; şeytani eylemlerine devam ederek Müslümanlara zarar vermeye çalışacaktır. Ama münafık tüm bunları, onların arasındayken sinsice ve gizli yollarla yapmaktan daha büyük bir şeytani zevk alır. İçlerinde olup onları aldatabilmek, münafığın çok daha fazla hoşuna gider. Ayrıca Müslümanlar arasındayken, elinde 'çok daha çeşitli şekillerde adilik, haysiyetsizlik ve alçaklık yapabilme imkanı' olur. Sesiyle, yüzüyle, bakışlarıyla, mimikleriyle, bakışlarıyla, huysuzluklarıyla münafığın eylem yapabileceği onlarca konu vardır. Müslümanlardan uzak bir yerde iken tüm bunları yapabilme dozu ise düşecektir. 

KARTAL GÖKTAN: Diğer yandan da münafık içten içe, sürekli olarak 'bir an önce küfrün yanına gidip, kendisine Allah'ı İslam'ı hatırlatan her şeyden olabildiğince uzaklaşmayı' da çok ister. Ancak o zaman şeytan ile baş başa kalabileceği için, istediği şeytani mutluluğu da o zaman bulabileceğine inanır.

BÜLENT SEZGİN: Müslümanlarla birlikte geçirdiği her an, onların neşesine, huzuruna, birbirlerine olan kopmaz bağlarına, tutkulu sevgilerine şahit olur. Kıskançlıktan kavrulur ve bu durum sürekli olarak onun canını yakar. İşte tüm bunlar dolayısıyla da, bir an önce aralarından kaçıp gitme hissiyle yanıp tutuşur.

KARTAL GÖKTAN: Dolayısıyla münafık, Müslümanların yanında olduğu süre boyunca, hep bunların muhasebesini yaparak, 'kar zarar hesaplarını enine boyuna değerlendirerek' yaşar. 

 

ADNAN OKTAR: Tamam, yeterli.

Yusuf Suresi 18, “Ve üzerine yalandan kan (sürülmüş) olan gömleğini getirdiler.” İşte mesela bu da bir münafık eylemi. Yalan delil oluşturmada üstlerine yoktur münafıkların. Deliliğine bak. Adam, insan öldürme var. Abdülaziz'i de rahatça şehit ediyorlar. Ve kanlı gömlek getiriyor. Cinayete eğilimi görüyor musun? Cinayetteki pervasızlık münafıkların özelliklerinden. 

“"Hayır" dedi. Basiretli olduğu için peygamber “Nefsiniz, sizi yanıltıp (böyle) bir işe sürüklemiş. Bundan sonra (bana düşen) güzel bir sabırdır.” Müslüman ahlakını görüyor musun? “Sizin bu düzüp-uydurduklarınıza karşı” hemen anlıyor “(Kendisinden) yardım istenecek olan Allah'tır." [Yusuf Suresi, 18] “Akşam üstü babalarına ağlar vaziyette geldiler.” [Yusuf Suresi, 16] Allah buna ayrı bir ayet ayırıyor. Yani ağlamayı nasıl kullandıkları münafıkların. “Dediler ki: "Ey Babamız, gerçek şu ki, biz gittik, yarışıyorduk.” Tam münafık akılsızlığı, tam tipik sahtekarlık. Kafalama yapıyor kendince. Hatta Peygamber için bu sözü kullanamayız da, Allah affetsin. Kendince kandırdığını zannediyor. Bir de "yarışıyorduk" Hep bunlar işte yarışma kafasındalar ya. Münafığın ruhunda o hep böyle birinci olma, insanlarla idişme, yarışma, öne geçme kası vardır. Hep böyle gurur derdinde olduğu için bu da manidar ayette. “Yusuf'u da yiyeceklerimizin (veya eşyamızın) yanında bırakmıştık.” Müslümanları kullanma kafaları da burada dikkat çekiyor. Kendileri yarışıyor, bilmem ne yapıyor; onu kendi malını korumada, kendi eşyasını korumada onu kullanmak istiyor. Ama güveniyor ona. O konuda sağlam görüyor. “Fakat onu kurt yemiş.” Bak rezalete bak. İfadenin, yalanın aptallığına bak. Tam münafık yalanı. Çok kötü yalan. Onu da kurt yemiş. Pervasızlığı görüyor musun? Bir de münafık cesareti var. Münafıklarda böyle bir deli cesaret vardır. Yalan söylemekten utanmaz. “Ne var ki biz doğruyu söylesek bile sen bize inanacak değilsin.” [Yusuf Suresi, 17] Bilinçaltı kurgulama yapıyor. Bu sefer de Müslümanı dürüst olmamakla suçluyor. "Sen ben doğru söylesem de inanmazsın zaten. Ben anlatsam da olmaz zaten. Senin zaten önyargın var. Ben ne yapsam bir şey değişmez." Münafık üslubu.

MaşaAllah. PKK'ya en büyük darbenin vurulduğu Kaletepe'de bayram namazı kılıyor aslanlar. Var mı resmi?

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Aslan onlar aslan.

Kanlı eylemle ilgili Abdülhamit soruşturma açtırıyor usulen. İngiliz konsolosluğuna sığınıyor Mithat Paşa. Sığındığı yeri görüyor musun? Hep İngiliz. Dava sonunda idama mahkum oluyor. Ancak yine İngiltere'nin girişimleriyle infaz edilmiyor. Abdülhamit başta. Abdülhamit de İngiltere ile iç içe. Usulen bir yargılama oluyor. O da halkı yatıştırmak için yapılmış bir şey.

Evet, şimdi kısa bir ara verelim. Devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Dünyayı Ancak Sevgi Kurtarır

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz. Buyurun Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Ben zırcahilim. Milyonlarca insanın hidayetine vesile oluyorum. Benim tek silahım samimiyetim; Allah'tan korkum ve samimiyetim. O kadar. Allah'ın aleyhine hiçbir şeye müsaade etmiyorum. Baktım, Darwinizm Allah'ın aleyhine; asla müsaade etmedim. Ta ilkokulda anlamıştım. Bayağı rahatsız etti beni ortaokulda falan. Lisede de çok rahatsız etmişti. Akademiye gelince, akademinin kütüphanesinde baktım kitaplardan oradan buradan kendimce başladım. Kazım Güleçyüz var, Yeni Asya'da. Ben oraya gidiyordum. "Hocam, sen de bir kitap yazsana Darwinizm’le ilgili." dedi. Ben zaten hazırlıyordum öyle bir şey. Çok cesaretlenmiştim o öyle deyince. "Basalım, hazırlayın da Yeni Asya'da. Yeni Asya tesislerinde basalım." dedi Kazım Güleçyüz. Sonra ben hazırlamaya başladım. Bir deftere hazırlıyordum. Ama yani çok zor şartlarda işte el yazısıyla, bulduğum resimleri aralarına koyuyordum. Öyle hazırlamıştım. Sonra bir broşür olarak hazırladık onu, o hazırlığımı. O broşürden bir milyon adet bastırdık, bir milyon adet. Amcamın mirasından biraz para kalmıştı. Onunla bastırıp bütün Türkiye'ye dağıtmıştık bir milyon adet. 

BÜLENT SEZGİN: Bir son dakika haberi vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet. 

BÜLENT SEZGİN: PKK bugün Van'da bomba yüklü araçla saldırı düzenledi. Bölgeye çok sayıda ambulans sevk edildi. Yerel kaynaklardan alınan bilgiye göre kırk sekiz kişi yaralandı. Aralarında ağır yaralılar da var. Patlamanın AK Parti İl Başkanlığı ile valilik arasında meydana geldiği belirlendi. Patlama saati 10:50 civarı. 

ADNAN OKTAR: Şehit yok yani öyle mi? 

BÜLENT SEZGİN: Evet, şuan ki bilgilere göre yok.

ADNAN OKTAR: Şimdi beni de dikkatli izleyemiyorlar. Çıkaramıyorlar. Sizin yüzünüzdeki nuru da tam teşhis edip anlayamadılar. Oradaki fevkaladeliği göremiyorlar. "Bu insan bayram sabahı bile burada. Yılbaşında burada. Yazın biz tatile gidiyoruz geliyoruz. İki ay eğlenip geliyoruz. Bu adam burada. Sürekli burada. Bunda bir fevkaladelik var." diye o da aklına gelmiyor. Geziyor, olaylar gelişiyor; haberi bile yok. Daha önce konuştuklarımdan da haberi yok. Yüz kere anlattığım şeyi bir daha soruyor. Çünkü tatilde adam, kendi aleminde. Haberi yok yani. 

EBRU ALTAN: Darbe gecesi de buradaydınız bütün gün.

ADNAN OKTAR: Darbeyi ilk önleme çalışmasını yapanın ben olduğumdan haberi yok. Darbecilerin moralini ilk bozanın ben olduğumdan haberi yok. Darbecilerin benim konuşmamdan sonra moralleri alt üst oldu. Gittiler TÜRKSAT'ı bombaladılar burayı susturmak için. TÜRKSAT'ı bombaladılar alelacele. Yine durmadım. Ne yapacaklarını şaşırdılar. Ben darbe gecesi burada konuşurken normal izlemenin elli misli izleme vardı. Normal günlük izlemenin elli misli. Bu ne bu? Anlamı ne bunun? Güveniyor insanlar. Ben, "Darbe yok." dedim. "Darbe diye bir şey yok. Oyun bu." dedik, darbecilerin morali alt üst oldu.

Tolga Tokaç; "Hidayet sahibi, hikmettir işin Hocam." diyor. Hidayet sahibi Allah. Bizler hidayete vesile oluyoruz inşaAllah. Hikmetin sahibi de Allah'tır. Hikmetine bizleri vesile eder. Hoca da hakikaten değilim. Hocalıkla bizim alakamız yok.

Darbe gecesi on iki saatin üzerinde en başından itibaren; darbeyi ilk fark ettik, daha Başbakan ortada yok, Cumhurbaşkanı ortada yok, parti liderleri ortada yok, asker ortada yok; kimse açıklama yapmamışken darbenin geçersizliğini ilk açıklayan benim. Ve olan biteni İngilizce olarak yurtdışına dakika dakika canlı olarak yayınlayan da benim yayınlatan da benim. Benim konuşmalarım yurtdışına İngilizce olarak bütün dünyaya anı anına yayınlandı. Darbecilerde moral meral hiçbir şey kalmadı.

Timurtaş Uçar, ünlü bir Hoca Efendi’ydi. Bir ev sohbetinde benim için diyor ki, "Keskin bir bakışı, etkileyici bir hitabı var. Sanki Allah'ın Hadi ismi üzerinde tecelli etmiş. On dakika bir gençle konuşsun, mutlaka etkisinden ve tesirinden namaza başlar." diyor. Allah razı olsun. Rahmetli çok güzel insandı.

Sen Fikret, bir şeyler anlat. 

KARTAL GÖKTAN: Yazılarınız hakkında bilgi verebilirim Adnan Bey. Dün 11 Eylül saldırılarının yıl dönümüydü. Bugün de konu ile ilgili dünyanın önde gelen gazetelerinde makaleleriniz yayınlandı. İran'ın en büyük İngilizce günlük gazetelerinden Tehran Times'da "Batı Geçmiş Hatalarından Ders Almalı" başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda özetle eğer silaha akıtılan paranın sadece bir kısmı eğitime ayrılmış olsa terörün tamamen yeryüzünden silineceğini açıklıyorsunuz. Terör ve radikalizmin ancak Kuran'ın özü, Kuran ahlakıyla yok edilebileceğinin unutulmamasının üzerini çiziyorsunuz. Katar'ın ilk İngilizce günlük gazetesi Gulf Times'da "Silahların Değil Fikirlerin Konuşmasının Zamanı Geldi" başlıklı makaleniz yayınlandı. Yine 11 Eylül saldırılarını konu ettiğiniz yazınızda İslam'ın barış dini olduğu gerçeğinin Kuran'da olduğunu ve bu gerçeğin ısrarla tüm delilleri ve açıklamalarıyla, eğitimle dünyaya ilan edilmesi, İslam dünyasının hurafelerden arındırılması gerektiğini anlatıyorsunuz. Avusturalya'nın Arapça haftalık gazetesi El Furat'ta "Erdoğan'ın Putin Ziyareti Neyi Simgeliyor?" başlıklı makaleniz yayınlandı. Kırgızistan'ın en çok okunan haber sitesi Barakenge'de yayınlanan iman hakikatlerini anlattığınız makalelerinizin başlıkları ise şu şekilde; "Terzi Kuşlarının Diktikleri Yuvaları" "Dokumacı Kuşlar: Kırlangıç Yuvaları" "Yavrular İçin İnşa Edilen Konforlu Yuvalar" "Yumurtalara ve Yavrulara Gösterilen Olağanüstü Özen" "İmparator Penguenlerinin Benzersiz Sabrı." Ve son olarak, "İslamofobi Adı Altında Müslümanları Değersizleştirme Projesi Yürütülüyor" başlıklı makaleniz de Azerbaycan'ın çok okunan haber sitelerinde yayınlandı. Bu siteler; Arena.az, finetv, newsbaku, seherhaber, heberman ve respublika.info siteleri. MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bayağı güzel. Allah dünyada da ilimle irfanla İslam'ı anlatma imkanı veriyor Cenab-ı Allah. 

EBRU ALTAN: Darbeden sonra da darbeyle ilgili doğru bilgi bir tek sizin yazılarınızda vardı. Bütün dünyayı bilgilendiren sizsiniz. 

ADNAN OKTAR: Tabii. Bütün Avrupa'yı darbe anında sürekli dünya çapında İngilizce olarak bilgilendirdik. O darbe gecesi yaptığım konuşma ilk; Başbakan, Cumhurbaşkanı daha ortada yokken, hiç kimse konuşmamışken darbenin geçersizliğini ilk ilan eden benim. Görebiliyor muyum? 

VTR: Adnan Oktar Darbe Girişimi Gecesi "Meşru Demokratik Hükümet Geçerlidir Bu Sahte Darbedir" Dedi (15 Temmuz 2016 Saat 23:51) 

ADNAN OKTAR: Üslubumdaki sakinliği görüyorsunuz değil mi? O gece açıklama yapanlar çok telaşlıydılar. Hatta bazıları böyle biraz ümitsiz gibiydiler. Ama ben hiçbir şekilde geçerli olmadığını söyledim. Bitti dedim o iş. Sonra Tayyip Hoca çıktı maşaAllah. Güzel bir konuşma yaptı. Paşamız çıktı, güzel konuşma yaptı. Devlet Bahçeli; Sayın Devlet Bahçeli de bayağı yaman bir insan. Sayın Kılıçdaroğlu gayet güzel konuştular.

Adanus; Peygamberimiz (sav) ganimetleri orduya, fakirlere, ihtiyacı olanlara, yetimlere, öksüzlere dağıtıyordu Allah'ın emri olarak. Zengin dul hanımla evlenmesi de hayır oldu. İslam'ı yaymada çok büyük faydası olan bir hanım o, Hazreti Hatice'den bahsediyorum. İlk Müslüman hanımdır. İlk vahyi gören hanımdır. İlk namaz kılan hanımdır. Mübarek bir insandır. Allah onu özel olarak kaderinde Peygamberimiz (sav)'in yanına göndermiştir. Hazreti Aişe ile evlendiğinde de on sekiz yaşındaydı Hazreti Aişe. Onda acayip olan bir şey yok, Adanus. Herhalde anladığım kadarıyla ateist Adanus.

Platon Mahir Davutoğlu; Peygamberimiz (sav)'in namazı hemen kılınmadı. Beklettiler çünkü gelecek insanlar vardı. Namazın kılınması için belirli bir çalışma yapılması gerekiyordu. O yüzden kısa bir süre beklediler. Anında hemen gömülecek diye bir şey yok. Burada da öyle oluyor mesela mühim birisi olduğunda bekliyor. Pazartesi vefat ettiğinde salı, çarşamba ta perşembeye falan gömülme işlemi uzatılabiliyor. Niye anında gömülmesi gereksin? Neden yani? En azından bir gün sonra gömülüyor insanlar. Bunda şaşılacak ne var yani? Garip olan bir şey yok bunda. Peygamber (sav)'in hayatını sen Kuran'dan öğreneceksin. Onun dışında fitneye gerek yok. "O şöyle dedi, bu böyle dedi" falan bunlar geçersiz.

Mason Tekris Töreni resimleri var mı?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Kurukafa üstünde eli var. Bunlar tarihi tablolar Mason Tekris Töreni ile ilgili. Gözleri bağlı bu şekilde, dizine kadar ayağı sıvanmış paçası, boynunda ip oluyor. Yanında onu götüren birisi ile bu şekilde. Gördüğünüz gibi bir tarafı açık göğsünün. Hac'da da var biliyorsunuz, bir tarafı açık bir tarafı kapalıdır. O kılıç işte kastettiğim kılıç göğsüne dayanıyor, gözleri kapalı oluyor; ona soruluyor; "Bu cisim, sert cisim, çelikten olan bu cisim nedir?" diyorlar. O, "Herhalde bir kılıç." diyor. Gömleğin manşet düğmeleri falan hepsi açık. Düğmeleri çözük, manşet düğmeleri açık oluyor. Göğsüne kılıç dayanıyor. O Masonik selamlaşma şekli. Bu şekilde, Tekris olacak yere kadar o şekilde getiriliyor. 

KARTAL GÖKTAN: Bu kadar.

ADNAN OKTAR: “Masonlar Allah yerine şeytana tapıyorlar” diyor, İbrahim Gökçeler. “Sen de onların koruyucu hamisisin. Bana emanetler demiştin. Bu ne perhiz?” İşte rejimdeyiz ne var? “Allah yerine şeytana tapıyorlar.” Yok, ben içinde olan birisi olarak, bu konuları size yazan birisi olarak burada otorite benim olduğum anlaşılıyor. Çünkü benim kitaplarımdan öğrendiniz. Şeytana tapanlar var. Yani onları o anlamda sen mason kabul etme zaten şeytana tapıyor. Oraya geldiğinde de aynı kafada. Yahut dinsiz, ateist, o şekilde geliyor. Onların dereceleri yükseltilmez. Yani en fazla 19. dereceye kadar çıkar. Ama onlar kullanılırlar. Yani her konuda kullanılır, yönlendirilirler. Ama 19. dereceden sonra artık felsefi masonluk başlar. Allah’a inanmayan 19. dereceden sonra yukarı çıkamaz. 33. derecede de Mehdi (as)’a hizmet edecekleri onlara sır olarak açıklanır. Yani Moşiyah’a. Onun talebesi oldukları onlara açıklanır. 19. derecede ayrıca maddenin olmadığı onlara öğretilir, sır olarak.

“Sen sosyetelerin Hocasısın. Unutulmuş köyün Hocasısın.” Sosyetenin de, halkın da, her türlü insan. Ama eskiden sosyeteye din hiç yanaşamıyordu. O anlamda sosyetenin hakikaten dinle tanışmasına vesile oldum. Sosyeteyle dinin arasında çelik bir perde vardı adeta. O perdeyi yıktık. Bu doğru.  

Yunus Alizade, “Hani cevap yok ki izleyici nasıl oluruz?” Olursun canım niye olmayasın?

Osmanlı’yı böyle adeta sömürge haline getiren ekonomik anlaşmaların altında genellikle hep İkinci Abdülhamit’in imzası var.

Cengiz Köse, “Hocam ahit sandığından bahseder misin?” Ahit sandığı dünyaya Allah’ın son hediyesi. İnsanların imanının artması için, heyecanlarının artması için, yakinlerinin yüksek olması için son hediye. Kuran’da özellikle geçen bir nimet. Çünkü şaşırtıcı. İçinde 3500 yıllık manna var. Yani bakabilirler yapısına, manna. Molekül yapısını da inceleyebilirler, eskiliğini de inceleyebilirler. Hz. Yusuf (as)’ın gömleği. Say say bitmez, dolu içi. Hz. Süleyman (as)’ın yüzüğü. Çok heyecan verici. Yalnız pek söylemek istemiyorum ama Kabe’nin altında da define var. O da ayrıca araştırılıp bakılacak ona da. Kabe’nin binasının tam altında. Hadislerde belirtiliyor. Hatta Hz. Ömer (ra), Ali (ra) müsaade etmiyor. Yani Peygamberimiz (sav) söylüyor ama Mehdi (as) zamanında açılacak diyor. Çok eski ta Hz. İbrahim (as) devrinden kalma alametler, nimetler, güzellikler var. İnsanlar bayağı şaşıracaklar.

BEYZA BAYRAKTAR: Hiç görülmemiş bir şey mi olur?

ADNAN OKTAR: Görülmemiş tabii ki. Hiç bilinmeyen şeyler. Aslında Allah hiçbir yerin açılmasına müsaade etmedi. Ne piramitlerin içine bakılabildi daha, ne Nemrut’un mezarı açılıp bakılabildi. Nemrut’un mezarı zaten mason tapınağı aynı zamanda. Ama taş yığmasıyla örtülmüş. Aynı şekilde Taberiye Gölü’nün zemininde saklanan hazine. Hz. Süleyman (as)’ın sandığının orada olduğunu düşünüyoruz. Taş yığılmış üstüne. Bak hiçbir hükümet, hiç kimse gelin bunu açalım demiyor, diyemiyor. Niye? Mehdi (as)’ı bekliyor. Yani bak Mehdi (as) olmasa kıyametle beraber dağılır gider onlar. Yalnız tabut-u sekine o kadar kolay bulunmayabilir. Biraz vakit alacak o. Yani 2019’larda falan beklemeyin. Yani 2030’ları bulabilir. Hatta 2033’ü de bulabilir. “Nereden biliyorsun?” diyeceksin. Duyuyoruz oradan buradan, alimlerden, hocalardan. Ebcetlerden anlıyoruz. Tabut-u sekine Kuran’da ayette geçiyor, Hz. Süleyman (as)’ın sandığı. Bakara Suresi, 248. 2-4-8. “Peygamberleri, onlara (şöyle) dedi: "Onun hükümdarlığının belgesi, size Tabut'un gelmesi (olacaktır ki) onda Rabbinizden 'bir güven duygusu ve huzur'” Şimdi bak bu çok büyük bir mucize. Kuran bir mucizeden bahsediyor. Tabut geliyor, Tabut-U Sekine, konuyor, kapağı açıldığında adamın sinirleri falan gergin değil mi? Akıl almaz bir ferahlık geliyor üstüne. Mucize olarak. Tabut-u Sekine’nin özelliğidir bu. Bunu görecek insanlar. Onun için kapatılıyor üstü. Hep kapalı tutuluyor, açık tutulmaz. Açıldığında hemen bir huzur ve güvenlik duygusu geliyor. Bu mucizedir. Bu fiilen sezilen bir şey. Sonra; “Musa ailesinden ve Harun ailesinden arta kalanlar” Musa (as)’dan kalanlar ne? Asanın parçası, levha, manna. Bak diyor ki Allah; “onu melekler taşır.” Yani nasıl insanların yanında melek varsa onun da yanında melekler var. “Eğer inanmışlarsanız,” yani iman ediyorsanız, samimiyseniz, “bunda şüphesiz sizin için bir delil vardır. Ne delili bu, neyi ispat ediyor? Mehdiyet’i, İttihad-ı İslam’ı ve Allah’ın vaadinin hak olduğunu. Bak, delil vardır göreceksiniz anlamına geliyor. “Eğer inanmışlarsanız, bunda şüphesiz sizin için bir delil” ebcedi kaç? 2033. Ayet açık.

EBRU ALTAN: Hz. Yusuf (as)’ın gömleği olacak mı içinde?

ADNAN OKTAR: Var, evet. Hz. Süleyman (as)’ın yüzüğü. Taşı yakut, altından. İçinde 5000 yıllık cin var. Cinler, cin dediği aile. Babadan oğula, ölüyor ölüyor içinde kalıyorlar. Yani cinin ölüsü de orada düşün. Dışına çıkamıyor o yüzüğün. Çıkın diyor görevlendiriyor, gönderiyor. Geri geliyorlar yine onun yüzüğün içine giriyor. Nasıl bir ilimse Allah’ın hikmeti bu ilmi Allah ona nasip etmiş.

BEYZA BAYRAKTAR: O zaman Hz. Mehdi (as)’da da o ilim olacak değil mi?

ADNAN OKTAR: Yani ancak görürsek, olduğunda anlayacağız.

Yahudilerin Filistin’de toprak satın alması, Abdülhamit’ten toprak istemesi falan onlar hikaye. Öyle bir şey yok. İngiliz derin devleti oraya zaten hakimdi, bölgeye hakimdi. Filistin’e de hakimdi, askeri anlamda hakimdi. Adamları topladı, getirdi, cayır cayır orada Filistin devletini kurdu. Sadece Kıbrıs konusunda İngilizler para verelim dediler. O da kabul etti. Para karşılığı Kıbrıs’ı verdi. Yani onun dışında başka bir şey yok. Öbür hikayeler geçerli değil. Yani zaten bölgeye hakimdi İngilizler. Söke söke zaten her yerden attı Osmanlı’yı İngilizler. Öyle bir konu yok.

“Hocam Tabut-u Sekine’nin sükunet vermesinin fiziksel bir açıklaması var mıdır? Herhangi sükunet veren buhar, toz gibi bir şey mi var?” Olabilir. Yani bir manyetik alan meydana getiriyor olabilir. Ama şuana kadar bilinmiyor yani araştırılmamış. Yani manyetik alan meydana getirdiğine dair çok fazla yazı var. Yani çok ilginç bir şey.

Abdülhamit 10 Kasım 1879’da, on yıllık süreyle Osmanlı hazinesinin gelirlerinden tuz, tütün, alkol, balıkçılık vesaireden alınan vergi kazançlarını alacaklı Galata bankerleriyle, İngiliz-Fransız ortaklı Osmanlı Bankası’na veriyor. Bu adı geçen bütün kurumlar İngiliz derin devletinin kontrolündeydi. Abdülhamit yine 20 Aralık 1881’de Muharrem kararnamesiyle Osmanlı maliyesini uluslararası mali denetime açıyor. Yani ilk kez devletin iktisadi faaliyetlerinin yönetimi yabancıların kontrolüne geçti. Kafkasya, Balkanlarda İngiliz derin devleti bir tane Müslüman bırakmadı. Hepsine Osmanlı’ya gideceksiniz dedi. Akın akın hepsi Osmanlı’ya geldiler Abdülhamit döneminde. Her yerde çözüldü devlet, her yerde yıkıldı. Her yerde toprak kayıpları oldu. Abdülhamit devrinde katliamdan, açlıktan, hastalıklardan 500 bin kişi can verdi. Kızıl Sultan demelerinin nedeni Darwinist olması. Yani zaten paşalarına gavur bilmem ne diyorlar. Öbürüne İngiliz bilmem ne, öbürüne bilmem başka tür. Hepsine bir lakap takmışlar.

“Hocam bayram sizi görünce bayram oluyor, maşaAllah, elhamdülillah. Hocamızı her dinleyen kendinden bir parça buluyor.” Ömer Toprak.

Merve; “Samimiyetine aşık oldum” diyor.

Harun; “Hocam maşaAllah muhabbetinize doyum olmuyor.”

Çetin Çabuk; “Muhteşem” diyor.

Asiye Nezahat Adnan; “Gül kokulu aslan Hocam” diyor.

Düşünen Gerçek; “Bayramınız kutlu olsun. Ellerinizden öperim.” Ben sizin ellerinizden öperim.

Hayvanlar çok büyük bir nimet. Aslında insanlar kıymetini bilmiyor hayvanların. Yani büyük bir bölümü bilmiyor insanların.

Emre Bora, “Görmek istemeyen göz her halükarda göremiyor. Güzellikleri göremeyen göz manen kördür” diyor. Doğru tabii.

“Hocam ateş gibisiniz” diyor. MaşaAllah.

Adanus; daha hala benim kitaplarımı okumamışsın. Olmaz. Evrimle ilgili kitabımı okuyacaksın. Yaratılış Atlası’nda hiç olmazsa bir 20-30 sayfa bir baksan hemen kanaatin gelir.

“Hocam Manisa’da yirmi beşe yakın deprem oldu kısa zaman aralığında. Çeşitli illerimizde şuan depremler devam ediyor” diyor. Vardır bir şey yani Mehdiyet’e bir saldırı hazırlığı vardır. Allah uyarıyordur.

Richard Tazmanyevi, “Darbe gecesi darbeyi engelleyecek konuşmaların oldu ama askerimiz akıllıdır, zekidir falan diyordun” diyor. Ona da bozulmuş. Doğru, askerimiz zeki, akıllı, böyle pis işlere girmez. Doğru hareket eder. Bak bunu bile akıl edemiyor. Askerin zeki olması, akıllı olması adamın ağrına gitmiş. “Bu denir mi?” diyor. Tabii ki akıllı, zeki. Darbeden döndü. Akıllı olduğu için dönüyor. Yahut darbeye hiç katılmadı. Akıllı olduğu için katılmadı.

“Son padişah Vahdettin, İngiliz gemisiyle ülkeyi terk edip, İngiltere’ye iltica etmesi… Vahdettin’in Der Saadet işgal orduları Başkumandanı General Harrington Cenaplarına İstanbul’da hayatımı tehlikede gördüğümden İngiltere devleti fahimanesine iltica ve bir an evvel mahalli ahare naklimi talep ederim efendim. 16 Teşrinisani 1922. Halife-i Müslimin Mehmet Vahidettin.” İşte anlaşılmayacak bir şey yok. Hep İngiltere, hep İngiltere. Olay oralarda dönüyor yani.  

Abdülhamit’in, İsrailliler güya toprak istemiş de para karşılığı, altın karşılığı, Abdülhamit kabul etmemiş. Bütün Osmanlı’yı vermiş. Nereye onlara toprak verme kalsın? Kıbrıs’ı altın karşılığı vermiş adamlara, İngilizlere. Sen neden bahsediyorsun? İngiliz derin devleti zaten o bölgeyi tamamen kontrolü altına aldı. Ve orada bir İsrail devleti kurma projesi vardı. Altınla, gümüşle olacak iş değil o. İngiliz derin devletinin entrikası ve askeri gücüyle oldu. Şak diye orada İsrail devletini kurdu İngiliz derin devleti. Altınları da kendisi aldı. Yani Abdülhamit’e niye versin o altınları? Kıbrıs için verdikleri altınları geri aldılar, fazlasıyla.

Ahmet Sefa, mühendismiş. Gel, sen de gelebilirsin. Ahmet Sefa; “Hocam gelmek istiyorum” diyor. Gelsin. Ahmet Sefa’nın resimlerini göster bakayım. Aslan gibi delikanlı. Evet, ne zaman istersen gelebilirsin.

Abdülhamit’in en yakın adamı Ahmet Mithat, evrimci, Darwinist, ‘İnsan Tenhada Yaşasa Ne Olur?’ yazısının konusu; “İnsan tamamen hayvani bir geçmişe sahip olduğu, zamanla gelişerek bugünkü düzeye ulaştığı, bir bebeğin hayvanlar arasında yaşaması durumunda tamamen hayvani özellik göstereceğini düşünüyorum” diyor. Yani tamamen hayvan özelliği gösterir diyor. Bu da insanın evrimleştiğini gösterir diyor. Mantığa bak hizaya gel. Bir kere bebeği sen hayvanların içine koyarsan, hayvanlar yer o çocuğu ve ölür çocuk. Bu kadar mantıksız şey olur mu? Çocuk ancak annesiyle yaşayacak şekilde yaratılmış. İnsana ait çocuk dışarıda hiçbir şekilde yaşayacak gibi değildir.

Ahmet Mithat yine Abdülhamit’in en sıkı adamı, okullarda okutulan, ‘Dünya’da insanın zuhuru’ makalesinde; “İnsanlar bir nevi hayvan olduğundan bu nevinin dünya yüzünde nasıl türemiş olduğunu elbette merak ederiz” diye yazıya başlıyor. Ve bütün imparatorlukta insanın hayvan olduğu anlatılıyor. Adem (as) ve Havva (as)’dan gelmediği anlatılıyor, Abdülhamit döneminde. Daha hala yok kızıl sultan yok mavi sultan. Kızıl sultan demelerinin nedeni Darwinist-materyalist olması. Konu bu. Bediüzzaman’ı deli diye tımarhaneye kapatmaya kalktı. 622 senelik Osmanlı İmparatorluğu tarihinde böyle bir toprak kaybı yok. Hepsini verdi bütün toprakları. Daha hala yok Filistin’i… Filistin’i verme diye bir şey yok. Bütün bölge İngilizlerin eline geçti zaten. Sonra da İngilizler oraya çağırdılar Musevileri. Onları devlet sahibi yaptılar. Mesela Abdülhamit döneminde yine Tabip Hayrullah Efendi var. Azılı Darwinist, Allah’ın yarattığına inanmıyor.

KARTAL GÖKTAN: Resmini gösterebilirim.

ADNAN OKTAR: Göster.

KARTAL GÖKTAN: Oğullarıyla birlikte.

ADNAN OKTAR: Tabip Hayrullah Efendi. İnsanın sathi arzda suret-i intişarı, ‘İnsanın meydana çıkışı ve yaratılış’ yazısında, okullarda en çok okutulan yazılardan biriydi. Yazıda; insanın tarihini Hz. Adem (as)’dan başlayan anlatımın dışında -yani Hz. Adem (as)’ı kabul etmiyor- sözde bilim gözüyle -yani evrimle- anlatım yapılması gerektiği anlatılıyordu. İngiltere meşru bir yönetim. Kendi çıkarları açısından daha avantajlı gördüğünden Sultan Abdülaziz’in o dönemde muhaliflerine destek veriyor. Ve Abdülaziz de Darwinizm’e karşı diye mahvediyor. Abdülhamit’in çevresindeki adamların tamamı Darwinist-materyalistler. Abdülhamit de Darwinist. Adamlar anlamamış. Ve şuana kadar Abdülhamit’in kurduğu Darwinist eğitim sistemi devam ediyor. İngilizlerin desteğiyle yapılmış bir çalışma. İngilizlerin teşvikiyle, emriyle. İngiliz derin devletinin emriyle yapılmış bir çalışma. Şuana kadar Müslüman evlatlarına Kuran’daki anlatımın yanlış olduğu, tamamen tesadüfler sonucu insanların oluştuğu bütün derslerde anlatılıyor. Ortaokul, lise, üniversitede, hepsinde.

Evet, şimdi kısa bir ara verelim, devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Yaşamın ve Evrenin Kökeni

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü