Harun Yahya

Sohbetler (13 Eylül 2016; 09:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz, inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Siz de hoş geldiniz.

Ne diyelim? “Çözüm kardeşlik ve sevgide” evet, etiket yapalım.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Suriye’de devam eden Fırat kalkanı harekatında yaralanan Uzman Çavuş Akif Güleş beş gündür tedavi gördüğü Adana’da şehit düştü. Şehidimizin fotoğrafını görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Allah gani gani rahmet etsin. Allah şehadetini makbul etsin. Ne mutlu ona imtihanını bitirmiş gitmiş. Allah bizlere de nasip etsin.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Devlet Bahçeli Gülen soruşturmasındaki mağduriyetlere yönelik yeni bir açıklama yaptı: “Bugüne kadar 50 bini aşan asker ve sivil memur ihraç edilmiş pek çoğu da açığa alınmıştır. Ancak hala Yurtta Sulh Konseyi isimli ihanet oluşumunun elebaşları konusunda milletimize doyurucu ve tatmin edici bir açıklama yapılmamıştır. Türk milleti 60 gündür kaygılı ve güvencesiz bir haldedir. Kripto paralellerse hala saklanmakta iftira çarkını döndürmektedir. Gülen örgütüyle hiçbir bağı ve bağlantısı olmayan kişi ve kişiler suçlanmakta, karalanmakta, eziyet çekmektedir. Tam bir aidiyeti belirlenmeden alt düzeydeki memurlarla uğraşmak, toplumu sürekli korku ve tehdit kuşağında tutmak, hak kayıplarıyla ilgili telafi edici çalışmaları geciktirmek sosyal maliyeti yüksek bir yanlış olacaktır. Buna da hiç kimsenin hakkı yoktur” dedi.

ADNAN OKTAR: Bahçeli çok mübarek bir insan. Ne kadar akılcı, makul, tutarlı, doğru, tam olayı önemli noktalarından yakalayan, en önemli noktalardan yakalayıp en önemli şekilde tedbir alınmasını isteyen bir üslubu olmuş. Tebrik ediyorum güzel olmuş.

Şimdi olayın arka planı hakikaten karanlık bayağı karanlık. Dikkatlice izliyoruz. Tayyip Hoca’nın şahsi olarak karakteri iyi tanıyorum biliyorum. Eskiden beri tanıdığım bir insan. Hakikaten dava adamıdır. Ama etrafı İngiliz derin devletinin ajanları tarafından sarılmış, esaslı bir sarma var. Sayın Bahçeli Tayyip Hoca’ya sahip çıksın daha güçlü sahip çıksın. Sayın Kılıçdaroğlu da o da. Aslında hükümete dahil olsalar çok iyi olur bir milli koalisyon şeklinde. Zor mu bu? Yeniden bir koalisyon hükümeti oluşturulabilir. CHP, MHP, AK Parti. Bu gerilimi biraz rahatlatabilir. Dediği doğru, akıl almaz bir gerilim var, hiç normal bir durum değil bu. Baksana adam dün ne diyor? “Bakkal, kasap, manav en şiddetli şekilde üstüne gidin” diyor. Bakkalda kasapta darbeci ne arar? Zorun nedir senin? Bu, halk ayaklanmasını sağlayacak bir şey bu. Yahut halkın darbecileri desteklemesini sağlayacak bir şey. Halkı sen ne hale getirmek istiyorsun amacın ne? Bilmiyorsan sus. Sen önüne geleni tutukla diyorsun. İnfial meydana gelir millette ne yapıyorsun sen?

Mehmet Korkut, “Biz Osmanlı torunuyuz.”

Haluk Kaya, “İsrailoğulları lanetlenmiştir” diyor. Müşrikler de lanetlenmiş ondan niye bahsetmiyorsun? Gelenekçi müşrikler var milyonlarca İslam aleminde onlardan niye bahsetmiyorsun?

Şimdi diyorsun ki “Orada duranlar soru sorsunlar” falan diyorsun. Sıkılırsın. Yani senin istediğin gibi olmaz. Benim konuşma akışım senin hoşuna gittiği için zaten nefes almadan dinliyorsun. Yani “bir biteydi” dersin. Bak yaparım sonra pişman olursun. Çünkü konuşuyorlar benden önce seyretmiyorsunuz izlemiyorsunuz köfteler. Duyan da, hayır saatlerce konuşuyorsunuz dinlemiyorlar. Bakıyorum ben buradan görüyorum.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “At izi it izine karıştı” ifadelerinin ardından harekete geçirdiğini belirten Başbakan Yardımcısı Canikli, idareye düzeltme yetkisi verileceğini ifade etti. Gelen yanlışlık ihbarlarının değerlendirileceğini ve bir yanlışlık olup olmadığının ilgili komisyonlar tarafından tekrar kontrol edileceğini belirterek…

ADNAN OKTAR: Kardeşim, gelen dilekçeler direkt organizeye, siyasi şubeye. Bak, uydurmaysa cart diye yırt kardeşim. Kanun çıkartacak. Bunlarla ne oturup uğraşıyorsun? Adam kakır kakır gülüyor eğleniyor yani. İşleme koyduktan sonra adamı mecburen çağıracaksın ne yapacaksın başka türlü? Adam gidiyor organizede ifade veriyor. Hatta gözaltına alınıyor on gün, on beş gün. Sonra özür dilerim bıraktım diyorsun. Tamam da belli her yerinden belli. Samimiyetsiz bir dilekçe belli olmaz mı? Her yerinden akar. Darbeci marbeciyse al yakala ama ne alaka yani?

Fil, İngiliz derin devleti tarafından sembol kabul ediliyor. Böyle yırtıcı hayvanlar akrep, yılan, zürafa. Zürafayı da niyeyse öyle bir muhabbetle karşılıyorlar. Herkes sever zürafayı da. Zürafa sokakta İngilizler ilk genelevi biliyorsunuz İstanbul’da kurdular Zürafa Sokak’ta. Oraya o ismi verenler onlar Zürafa Sokak diye. Ta o devirden kalma.

“Fil” diyor “karanlıkta belli olmaz. Filin çeşitli yerlerine ellerini koyan insanlar onun fil olduğunu anlayamazlar” diyor. “O ilerler ama ne olduğunu bilmezler” diyor. Derin devletin açıklamasında kullanılıyor.

Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Rabbinin fil sahiplerine neler yaptığını görmedin mi?” [Fil Suresi, 1] 105, 15 diyelim ona biz. Aradaki sıfırı alalım 15 diyelim. “Rabbinin fil sahiplerine neler yaptığını görmedin mi?” ahir zamanın filleri ne olur? Tanklar olur. Evet. “Onların 'tasarladıkları planlarını' boşa çıkarmadı mı?” [Fil Suresi, 2] İngiliz derin devletinin oyunlarını. “Onların üzerine ebabil (sürü sürü) kuşlarını gönderdi.” [Fil Suresi, 3] “Onlara 'pişirilip-sertleştirilmiş balçık taşları' atıyorlardı;” [Fil Suresi, 4] “Sonunda onları, yenik ekin yaprağı gibi kıldı.” [Fil Suresi, 5] Yani dümdüz oldular diyor Allah. Kendi aralarında şifreleşmede kullanıyorlar fili. Mesela file dayanarak resim çektiriyor “aa” diyorlar “tamam.” Filin mesela küçük bir maketi. Bir şey bir amblem oluyor onlar için. Ama halk için gayet normal. Ben de çok severim fili. Bizim evde de var fil maket falan var, o o anlama gelmez. Ama kendi aralarında onun özel bir dili oluyor. Halk anlayamıyor fakat onlar anlıyorlar güya kendi kafalarına göre.

Köstebek, İngiliz derin devletini sembollerindendir.

Ömer Öztaş, “Adnan, uzmanlık alanın nedir?” Benim uzmanlık alanım sevgi. Sevgide uzmanım ben. Sevgi, samimiyet.

Rukiye, “Gerçek derin sevginin, samimiyetin, aklın kanalı” diyor. Evet.

“Yahudiler (Siyonistler de) lanetlenmiş Hocam, onlardan da bahset.” Serdar Özer. Ama bak, Yahudilerin imansız zalimleri lanetlenmiştir. Ve müşrikler lanetlenmiştir. Sen bunu niye hafife alıyorsun müşrik konusunu? Müşrik demek Kuran’ı yeterli görmeyen demektir. “Yahudiler,” bak parantez içinde “Siyonistler de” demiş. Halbuki Kuran’da öyle demiyor. Yani Kuran’ı değiştirmişsin. “Siyonistler” diyorsun öyle bir şey yok.

“Aslanlar aslanı canım yiğit Hocam.” Musa Yılmaz. “Reis bu şahane” diyor. Evet, orada Tayyip Hocam’a haksızlık yapılmasını engelleyeceğiz.

Gladyo daima iti kopuğu kullanır. Mısır’da da hep böyle it-kopuk kullanıldı Müslümanlara karşı ayaklanmada biliyorsunuz. Onlara baltacılar deniyordu. Yani Mısır’ın çakalları. Böyle kan dökücü çakallar. Darbeden önce onlar Facebook’ta ve internetin bütün şubelerinde örgütlenmişlerdi. Ağızlarından lağım akıyordu böyle küfürbaz, lanet, terbiyesiz, saygısız, pislik. İnsanlar bunlara bakıp güçlerini kaybediyordu Müslümanların bir kısmı. ‘Bu kadar pislik adam var, bunlarla nasıl baş edeceğiz?’ imajı veriliyorlardı. Halbuki organize çalışan bir yapıyla karşı karşıyaydılar. Bunu fark etmediler. Gladyonun internette müthiş bir yapılanması var. Böyle marjinal, pislik, lümpen takımı, it-kopuk, çakal, işsiz-güçsüz haytalar böyle, bazı internet uzmanlarınca yönlendiriliyor. Bunların böyle belirli bir akışta hareket etmesini sağlayacak bir sistem kuruyorlar. Bunlar da o sistem içinde hareket ediyorlar. Bunu birçok ülkede yaptılar. İslam ülkelerinin birçoğunda da kullanıyorlar. Bu da ayrı araştırılması gereken bir konu. Yani Gladyo yapılanması içerisinde hareket eden bir özellik gösterdiği anlaşılıyor. Bunlar Türkiye’yi yalnızlaştırma politikasında kullanılıyorlar. Mesela Rusya düşmanlığı, İsrail düşmanlığı, Yunanistan düşmanlığı, Suriye, Irak düşmanlığı yani bütün ülkelere düşmanlık. Kürt düşmanlığı, Laz düşmanlığı, Çerkez düşmanlığı yani ırk düşmanlığında da bunlar kullanılıyor. Darwinist propagandada kullanılıyorlar. Böyle küstahlık, çakallık, Müslümanlara musallat olmak, onlarla uğraşma konularında da kullanıyorlar. Koro halinde yönetiliyor. Asıl İngiliz derin devletine bağlı bir yapılanma, Gladyo içerisinde bir yapı. Ama ucuza mal olan bir yapı. Daha çok insanların bilinçaltına etki etmek amacıyla yapılmış. Bunlara amigoluk yapan tipler var. Bu da tabii ayrı araştırılması gereken bir konu.

Facebook’tan on binlerce kardeşimiz selam söylüyorlar, hepsine Aleyküm Selam.

Osman Celal Çavuş, “Rize’den Selam.” Aleyküm Selam.

Anıl Hayal. Anıl, ben hoca değilim taktınız kafayı hocalığa. Hocalık yok. Bende alimlik yok, mücedditlik, müçtehitlik, Mehdilik öyle bir iddiam yok. Allah’ın herhangi bir kuluyum ben, herhangi bir vatandaşım. Bırakın bu hoca işini.

Osman Celal Çavuş, “Adalet, ilim, fikir ve bilim.”

Sayın Bahçeli çok akıllı bir insan. Tayyip Hocam Bahçeli’yle sürekli bağlantıda olsun. Hatta hükümete alsın başbakan yardımcısı olarak. Sayın Bahçeli çok çok efendi bir insan, çok akıllı bir insan.

Şimdi müthiş bir kurnazlık yapıyorlar. Hükümeti tarikatlarla, cemaatlerle uğraşan nefes aldırmayan, işte tarikat mensuplarını tarikatları darmadağın eder, gider onların mekanlarında araştırma yapar, baskın yapar, işte ileri gelenlerini gözaltına alır, hesabını kitabını kontrol ediyorum diye onların mali yönden sekteye uğratacak bazı çalışmalar yapar. Bakkal, kasap, manav kim varsa Zaman Gazetesi mi okudu, Sızıntı Dergisi mi okudu hadi babam içeri. Hapishaneleri çaka çaka adam doldurtacaklar. Ee, bu neye yarar? Darbecilere hazır kuvvet. Daha hapishane dolduğuna göre onun için kurtuluş nedir darbedir. Sen yüz binlerce insanı hapishaneye doldurursan alakalı alakasız tarikatları, cemaatleri şunu bunu falan adam bir gün kurtulacağı ümidinde olur. O zaman ‘denize düşen yılana sarılır’ derler. Adam darbeyi seve seve kabul eder. Yalvarır yani, adamlar da gelirler hapishanelerin kapılarını açarlar, darbecilerle işbirliği yapar memleketi talan ederler Allah esirgesin.

İnternette gladyonun organize yapılanması var İngiliz derin devletine bağlı olarak. Bunlar Mısır’da zamanında -demin anlattığım konu- akıl almaz propaganda gücüne ulaşmışlardı. Böyle it-kopuk, lümpen takımından oluşan bir koro. Bazı kardeşlerimiz bunu anlamıyor bunları bayağı ciddiye alıyorlar önemli görüyorlar. Bunlar tek merkezden idare edilen çakal takımı, yani kaale almaya gerek yok. Bunların sonu kanunla hukukla hezimet olacak onu söyleyeyim.

Sayın Deniz Baykal da önemli bir konuyu açıklamış.

“Sultan Abdülhamit’e bir şey deme” diyorsun. Sultan Abdülhamit koyu Darwinist. Osmanlı’yı Darwinist, materyalist, ateist yapmış bir adam. Emrinde olan adamların hepsi Darwinist-materyalist. Diyorlar ki “Abdülhamit hiç savaş yapmadı helal olsun” diyorlar. Bütün toprakları vermiş zaten savaşlık bir şey kalmamış ki. Savaşmamasıyla övünüyor. Ecdat kendini korumuş topraklarını vermemiş. Bu ne yapmış? Bütün toprakları teslim etmiş. Kıbrıs’ı da vermiş üstüne parayı almış.

Leyla Kaya, “İkinci bayram sabahında sizinle olmak çok güzel canım Hocam.”

Serkan Gümüş, “Ekşi sözlük tarafınıza yapılan ithamlara cevabınız nedir?” Ne ithamı var? Var mı ekşi sözlükte öyle bir şey?

“Erkekler spor salonundan çıkmış gibi. Bayanlar mankenlik ajansından çıkmış gibi. Nedir bu işin sırrı?” diyor.

Veysel Polatşanlıoğlu, “Hocam, sizin arkadaş grubunuza nasıl katılırız? Sonra sizi cemaat için bizi içeri almasınlar” diyor. Hakikaten bunlar şaka yapıyorlar. Hakikaten korkuyorlar Allahualem. Bayağı yaygın. Onu hükümet yatıştırsın milleti, bu korku gitsin.

“Hocam günaydın. O güzel yüzünüzü sesinizi duymak Allah’ın bize sunduğu bir lütuf” diyor.

Şifo Altan, “Bu Adnan Mehdi” diyor. Bizde Mehdilik, alimlik, mücedditlik, müçtehitlik yok. Echelü cahillik var bilgimizi artırmaya çalışıyoruz. Sıradan bir Müslümanım. Herhangi bir Müslümanım.

Süleyman Zengin, “Hocam, sevgiyi, merhameti, şefkati senden öğrendim.” Kuran’dan öğrendin. Ben vesile oldum, evet.

“Hocam, Samsun’da sanayide esnafım. Devleti korumaya çalışıyoruz. Hakkımızda iftirayla paralelci yaftasıyla ticari hayatım felç edilmek isteniyor.” Ödemeler yapılmıyormuş bak mesela paralelci diye. Halbuki “hiçbir şekilde alakam yok iftira attılar” diyor.

“Aslansın üstadım. Seni tanımaktan sonsuz bahtiyarım. Hayırlı ve etkili yayınlar.”

Hatice Marki. “MaşaAllah sabah güneşim harikasın” diyor.

Ömer Toprak, “Hocamız eleştirirken bile kazanmak peşinde” diyor, doğru. Ben öyle öfkeyle yaklaşmam.  

Fatih Han, “Ne kadar sevgi dolusunuz” diyor. Evet.

“Adnan Hocam, sizin bayan talebelerinizi kıskananlar genelde sizin onlara karşı sevginizi kıskanıyorlar bence” diyor. Münire Zorlu. Evet.

“Adnan Bey, neden böyle aciliyetli bir şekilde milis gücünün oluşturulmasını istiyorsunuz? Bildiğiniz bir şey mi var?” İşgal tehlikesi var Türkiye’yi. Darbeden ziyade işgal.

Abdülhamit döneminde Bosna Hersek, Kıbrıs, Sırbistan, Kars, Batum, Artvin, Ardahan, Romanya, Karadağ, Bulgaristan, Fransa -Fransa da Tunus’u işgal ediyor o dönemde- Teselya ve Narda vilayetleri Yunanistan’a terk ediliyor. Mısır İngilizlere bırakılıyor. Rumeli Bulgaristan tarafından işgal ediliyor İngilizlerin desteğiyle.

Abdülhamit’in övüldüğü yön de diyorlar “hiç savaşmazdı mübarek” diyorlar. Teslim ederseniz savaşmazsın. Bütün Osmanlı topraklarını teslim etmiş.

KARTAL GÖKTAN: Harita üzerinde de gösterebiliriz Adnan Bey, Abdülhamit döneminde kaybedilen topraklarımızı.

ADNAN OKTAR: Göster göreyim.

BÜLENT SEZGİN: Abdülhamit iktidara geldiğinde Osmanlı topraklarını gösteriyor koyu mavi olanlar. 1878 Temmuz’da Teselya’nın Yunanistan’a bırakılması. Yine 1878’de Sırbistan’ın bağımsızlığını kazanması.

ADNAN OKTAR: Sırbistan onlara bırakılıyor. Yani Osmanlı müdahale etmiyor. Abdülhamit müdahale etmiyor ve bırakıyor. İngilizler kışkırtıyor ve tak gidiyor.

Görevde kalacak ki görevini yapsın işte adam. Darwinist-materyalist yapması için Osmanlı’yı. Osmanlı’yı tamamen yıkıyor, elimizde avucumuzda hiçbir toprak kalmıyor “hay mübarek, görüyor musun mübareği” diyor. Mübarek ne yapmış? Bütün Osmanlı’yı dağıtmış bütün toprakları vermiş. Kıbrıs’ı da altın karşılığında vermiş. Girit’i, Midilli’yi hepsini veriyor, tamamını vermiş. 

O haritayı süratle gösterebiliyor musunuz uzatmadan? Verilen toprakları. Önce Osmanlı topraklarının büyüklüğünü göster sonra peş peşe süratle veriliş şeklini göster.

BÜLENT SEZGİN: Geldiğindeki Osmanlı toprakları.

ADNAN OKTAR: Bak, Abdülhamit’in yaptığı bu işte. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Karşılaştırmalı.

ADNAN OKTAR: Yapılan bu.

Filistin 400 yıl Osmanlı idaresinde kaldı. Diyorlar ki işte “Abdülhamit’e Museviler para teklif etti.” “Bre mendeburlar gidin ben size toprak vermem” diye öyle bir konu yok. Yani olayın gelişmesi öyle değil. 1917’de Kudüs İngiltere tarafından İşgal ediliyor. Zaten öyle bir dertleri yok adamların. Senin orada parayla toprak vermen diye bir konu olmaz. Sen Kıbrıs’ta vermişsin. Ama adamların sana öyle verecek parası yok öyle bir konu yok. Zaten planlamışlar onu. 1917’de İngiltere tarafından işgal ediliyor. Filistin’de İngiliz askeri idaresi kuruluyor, zaten bitti. İngiltere Kudüs’ü işgal eder etmez İsrail devletinin kurulması için çalışmalara başlıyor. Adamlar kökten ve sağlamcı gitmişler. Parayla toprak satın alma falan öyle bir dert yok.

İngiliz derin devleti Arap-Musevi çatışmasını sağlamak için Muhammed Emin El-Hüseyni’yi 25 yıl boyunca Kudüs baş müftüsü olarak atıyor. İngiliz derin devleti atıyor. Yani Abdülhamit kenarda zaten seyrediyor olayı. Bitmiş yani Abdülhamit diye bir şey kalmamış zaten o dönemde. Zemini zaten oturtmuş adamlar. El-Hüseyni, Filistin milliyetçiliğinin babası olarak kabul ediliyor. Arap milliyetçisi, koyu Darwinist. El-Ezher’de eğitim alıyor. Evrimci Muhammed Abduh’un talebesi ve takipçisi, bitti. Bunu sağlayan kim? Abdülhamit. Nasıl sağlıyor? İngiliz derin devletinin desteğiyle sağlıyor.

“Abdülhamit Filistin’i Siyonistlere vermedi” diyorlar. Onun döneminde Filistin’de altı tane Musevi yerleşim merkezi kuruluyor, Abdülhamit’in döneminde. Nasıl verilmiyor yani? Altı tane ayrı ayrı Musevi yerleşim merkezi kuruluyor. İngiliz derin devletinin öncülüğünde, Abdülhamit’in talimatıyla. Museviler de bu toprakları daha sonra satın aldılar. Bu dönemde 80 bin Musevi bölgeye getirildi. İngilizler getirdiler, İngilizler yapıyor. Abdülhamit sadece seyretti. İngiliz derin devletinin karşısında zaten hipnoz vaziyetteydi, abandone vaziyetteydi. Bütün Osmanlı topraklarının hepsini verdi. Darwinist nerede paşa, alim, hoca varsa başına topladı, on binlerce Darwinist kitap bastırıp bütün Osmanlı topraklarına dağıttı. Osmanlı’nın imanını kaldırdı imanını. Osmanlı’da iman kalmadı, çok az iman kaldı. İmanlarını aldı Darwinist propagandayla.

1917’de İngiltere Dışişleri Bakanı Arthur Balfour, Musevi devletinin kurulmasını destekleyeceklerine dair bir mektup yayınladı. Balfour Deklarasyonu olarak biliniyor biliyorsunuz. İngiliz Dışişleri Bakanı Balfour tarafından Chatham House kurucularından Lord Rothschild’e veriliyor bu belge. Bak Barfour Deklarasyonu olarak bilinen bu belge İngiliz Dışişleri Bakanı Balfour tarafından Chatham House’nin kurucularından dikkat edin Chatham House’nin kurucularından Lord Rothschild’e veriliyor. Böylece İngiltere İsrail’in kurulmasının temelini atıyor.

Hasan Terzi, “Dini sevdirmek için mükemmel bir anlatım” diyor.

Abdullah Taşbay, “Çok enerjiksiniz” diyor, maşaAllah.

Hasan Terzi, “Abdülhamit’le ilgili sözleriniz doğru” diyor.

Bilal Korucu. Angara havası diyorsun.

Ümit Önal, “Büyük bir şevkle izliyorum” diyorsun.

Gökçen Emine. “Üstatsınız” diyor. Yok ben herhangi bir insanım. Allah’ın herhangi bir kuluyum.

Vet Hek Didem, Didem Yıldırım, “Hocam, sizi dinliyorum” diyor.

“Kulaklığımla A9 radyodan sizi dinliyorum. Sizi çok seviyorum. Allah size uzun ömür versin.” Meryem.

Ömer Akın, "Mükemmel anlatıyorsun Hocam" diyor.

Ebuzer Gıffari, "Takip ediyoruz Hocam" diyor.

Abdülhamit'le ilgili çocukluğumuzda bize anlatırlar hep ünlü hikayeler. Ünlü bir hikaye vardır. İşte Siyonist Herz gelir, ondan sonra Filistin'i satın almak istediğini ve Abdülhamit'in de onu böyle gür bir sesle kovduğu, adamın da altın torbasıyla kaçtığı falan. Bu tamamen uydurma, öyle bir şey yok. Bak Başbakanlık arşivinde çıkan belgelerde bunun hikaye olduğu ortaya çıktı. Abdülhamit, Siyonist lider Herz'i kovmak bir yana, 1896'dan başlayarak 6 sene boyunca kendisiyle yoğun bağlantı halinde. Nerenin kovması? Herz, hükümdara devamlı olarak raporlar ve teklifler gönderiyor. Muhaliflere karşı neler yapılabilir, onu konuşuyorlar birlikte, Abdülhamit'le. Dış borçların ödenmesi konusunu birlikte konuşuyorlar. Durum değerlendirmesi yapıyorlar. En yakın arkadaşlarından birisi. Nerenin kovması? Abdülhamit diyor ki: "Sadece Filistin'de değil de, Kuzey Irak'ta da toprak vereyim" diyor. Karşı olduğu bu. Sadece diyor niye Filistin’de diyor. Kuzey Irak'ta da. Karşı olduğu nokta bu. Başka bir şey yok. Sonra İngilizler gelip çöküyorlar, cayır cayır İsrail devletini kuruyorlar. Abdülhamit'in görevi, bütün Osmanlı'yı Darwinist yapmaktı ve yaptı. Paşaların dini, imanı kalmadı, adamların, siyasetçilerin. Büyük bir bölümü imanını kaybetti. Görevi buydu; Osmanlı'yı Darwinist yapmaktı. Bunu da yaptı. Ve bütün Osmanlı topraklarını paramparça etti. Hepsini hiç savaş olmadan, direnmeden, hepsini verdi. Yani nasıl kahraman oluyor ben anlamadım. Adamın adı üstünde işte Kızıl Sultan dedikleri o. Darwinist olduğu için diyorlar.

Mevlana Celaleddin Rumi'yi de bize böyle gösterdiler. Olayın aslını astarını bilmiyorlar. Birini putlaştırdı mı, peşinden hep beraber koşuyorlar. Ya Osmanlı'yı yok etmiş adam. Sen biraz kendini aç ya. Bütün Osmanlı'yı Darwinist etmiş, yüz binlerce Darwinist kitap dağıtmış. Anlamıyor musun? İstanbul Üniversitesi, bütün kürsüleri Darwinist eğitim verdi Abdülhamit döneminde. En koyu Darwinist eğitimin başladığı dönem, odur. Halen devam ediyor. Halen devam ediyor, İngiliz derin devletinin teşvikiyle oldu bu. Bak Cumhurbaşkanı Tayyip Hocam Darwinizm’e karşı olduğu halde, "Ben bunu durduracağım, durdurabilirim" diyemiyor. Kimse diyemiyor. Felaket büyük, anlamıyor adamlar. Üst akıl denilen, İngiliz derin devletidir. Darbeyi yaptıran, bütün darbeleri yaptıran, İngiliz derin devletidir. Abdülhamit döneminde yapılan darbeyi de yaptıran, İngiliz derin devletidir. Son darbeyi yapanlar da aynısıdır, hiç fark etmez, aynı. Bu gücün adına deccal deniyor işte, deccaliyet. Buna karşı mücadele eden gücün adına da Mehdiyet deniyor.

Yok ya ben hocalık hiçbir zaman için kabul etmiyorum.

"Kıskançlıktan çıldıracağım" diyor Burak Bayır. Çıldıracağım diyor. Allahualem sizin sevginizi kıskanıyor. Bak diyor ki: "Size olan sevgisini kıskanan çok insan var" diyor. "Ve de her gün size söyleniyor. Neden sizi seviyorlar?" "Onların anlamadıkları, görmedikleri sadece stüdyodaki bayanlar" diyor. "Halbuki bir bilseler dünyada o kadar çok kadın var ki sizi çok seven" diyor. "Şok geçirirler, şok" diyor. "Samimiyetiniz, içtenliğiniz, asilliğiniz, yüksek kaliteli insan olmanız, sizi tanır tanımaz büyük bir sevgi yaratıyor" diyor.

Abdülhamit'in İngiliz komşusu var; Thompson. İngiliz büyükelçisi Eliot'a onu gönderiyor. Eliot diyor ki: "Eğer diyor, Abdülhamit dedi ki diyor padişah olursam, İngiliz Hükümeti'nin tavsiyelerinden çıkmayacağım" diyor. Bunun üzerine apar topar Sultan Murat'ı padişahlıktan indiriyorlar. 93. gününde, bak 93. gününde yerine İkinci Abdülhamit süratle tahta çıkarılıyor. Ondan sonra oluk oluk Darwinist propaganda başlıyor. İngiliz derin devletinin en büyük amacı gerçekleşmiş oluyor. Ve bütün Osmanlı topraklarını veriyor Abdülhamit.

Abdülhamit gençliğinde Paris'e gidiyor, Londra'ya gidiyor. İngiltere'de yaşamış yani. ,En yakın arkadaşlarından işte biri de o İngiliz komşusu Bay Thompson. Galata bankerleriyle dost.

Abdülhamit'in çok iyi parası vardı ayrıca o dönemde. İttihatçılar Abdülhamit'i devirdikten sonra onun servetine el koymak istiyorlar. Abdülhamit uzun zaman direniyor ama ölümle tehdit edilince, Avrupa bankalarında bulunan paralarını İttihatçılarına veriyor. İttihatçıların hepsine veriyor. Kıbrıs'ı altın karşılığı, biliyorsunuz satıyor, kiralıyor 98 bin altına. Avrupa bankalarındaki paralarına el konulunca çok canı yanıyor. Şimdi elimdeki son dayanağımı da almak istiyorlar ve beni amansız bırakmaya hazırlanıyorlar diye yakınıyor. Ya sen Kıbrıs'ı vermişsin, her yeri vermişsin. E tabii ki Allah senin elindeki parayı da alır. O para ayrıca sana ait bir para da değil, yani.

Adalet Bakanlığı'ndan Fethullah Gülen'in Amerika'da tutuklanması talebinde bulunulmuş. Hiçbir şekilde öyle bir şey olmaz, söyleyeyim. Adam Amerikan vatandaşı. Yani direkt Amerikan vatandaşı muamelesi görüyor. Hepsi Amerika'ya çok sadıklar, anavatan olarak görüyorlar.

Mithat Paşa'dan tut bütün etrafındaki ekip hep Darwinist. On binlerce, yüz binlerce Darwinist kitap bastırıp, çeşit çeşit -resimlerini de gösterdim- trenlerle, develerle, atlarla bütün Osmanlı İmparatorluğu'na dağıttırıyor. Yemen'e kadar ya, her yere. Her yer helak oldu, Mısır, her yer helak oldu. Evet gösteriyor musun?

KARTAL GÖKTAN: Evet. Bu ekrandaki Ernst Haeckel'in kitabının tercümesi, Vahdet-i Mevcut, Tabiat Aleminin Dini. Çeviren: Baha Tevfik.

ADNAN OKTAR: Materyalist, Darwinist ne kadar kitap varsa, Allah'ı inkar eden ne kadar kitap varsa hepsini dağıtmış Osmanlı'ya.

KARTAL GÖKTAN: Suphi Ethem'in Darwinizm kitabı. Abdülhamit döneminde basılmış. Hoca Tahsin Efendi'nin Tarih-i Tekvin, Varoluş Tarihi veya Yaratılış isimli kitabı. Yine Abdülhamit döneminde basılmış.

ADNAN OKTAR: Bu da Darwinist.

KARTAL GÖKTAN: Memduh Süleyman'ın 1911'de yayınladığı Darwinizm isimli kitabı.

ADNAN OKTAR: Abdülhamit'ten sonra, evet. Ama yani o silsile devam etti yani. Şuana kadar devam etti ve devam ediyor şuanda da. Resmi olarak devlet okullarının tamamında Abdülhamit devrinde konan Darwinist eğitim devam ediyor. Allah'ı inkar eden, Yaratılış'ı inkar eden, cenneti, cehennemi inkar eden, peygamberlerin tamamını inkar eden Darwinist, materyalist eğitim.

KARTAL GÖKTAN: Ayrıca Münif Paşa, o dönemin Milli Eğitim Bakanı. Sözde Bilim Dergisi, Mecmua-yı Fünun'u çıkarmıştı, evrim yazılarından oluşuyordu. Evrimci El-Beyan Dergisi'ni.

ADNAN OKTAR: Yani "Adem'le Havva'dan gelmiyoruz" diyor bu kitaplarda. "Biz maymundan türedik, tesadüfler sonucu" diyor.

KARTAL GÖKTAN: Yine Abdülhamit döneminde Hüseyin El-Cisri'nin Yazdığı Darwin teorisinin Allah'ın varlığı inancıyla çelişmediğini iddia eden Hamidiyye Risalesi, 20 bin basıldı ve dağıtıldı.

ADNAN OKTAR: Bir de "Kur'an'da da var zaten" diyor. Ya kardeşim Kur'an'da: "Allah ol dedi, oldu" diyor. "Hz. Musa asasını attı, birden yılana döndü" diyor. Nerde Darwinizm var Kuran'da? Kuran'ın içine sokmaya çalışıyor. Kuran'da Darwinizm nasıl olsun? Allah diyor mesela "Sura üfürür, bir de bakarsın herkes canlanmış" diyor. Melekler, cinler değil mi huriler, gılmanlar, vildanlar hiçbiri evrimle yaratılmaz. Hepsi Allah'ın; "ol" demesiyle oluyor. Kur'an'da açık, sarih. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Darülfünun'daki Doğa Tarihi Kürsüsü'nde evrimci Ahmet Mithat'ın yazıları okutuluyordu. Ekranda Ahmet Mithat'ı görüyoruz. Tüm makaleleri evrimi anlatıyordu Ahmet Mithat'ın. Yine Abdülhamit döneminde Tabip Hayrullah Efendi'nin okullarda yazıları okutuluyordu. O yazılarda da yine evrim anlatılıyordu. Darülfünun Abdülhamit döneminde açıldı ve özel bir bölüm kuruldu doğa bilimlerinin okutulması için özel bir kürsü. Bu kürsüde sürekli evrim eğitimi veriliyordu.

ADNAN OKTAR: Moruk 01 ismi, “Hocam, Darwinizm’le toprak kayması arasında nasıl bir bağlantı var?” İşte bağlantı açık, adam imanını kaybedince, maymundan geldiğine inanınca Osmanlı’nın da bir anlamı olmuyor, birlik beraberliğinde anlamı olmuyor, hayatın bir anlamı olmuyor veriyor toprakları her yeri veriyor. Adam şarap da içer her şeyi yapar. Manevi gücü kırdılar önce, ordunun gücü kalmadı, askerin gücü kalmadı, paşaların gücü kalmadı, milletvekillerinin, siyasetçilerin gücü kalmadı. Osmanlı onlar için bir anlam ifade etmedi ondan sonra, İslam Birliği’nin bir anlamı kalmadı, “verelim dağılsın gitsin” dediler, her yeri verdiler. Adam için Kıbrıs’ın da bir anlamı yok, “verin gitsin” dedi. Sadece “Altınlar var mı?” dedi, altını verdiler adam torbayla altını getirince verdi gitti Kıbrıs’ı.

Önder Akbuga, “Ya size ne ya topraklar bizim, paşalar da bizim istediğimiz yeri veririz” diyor.

Abdülhamit Osmanlı’yı tamamen Darwinist yapınca Osmanlı askerinin, Osmanlı subayların manevi gücü kalmıyor, her yerde ordu kaçıyor, her yerde bozguna uğruyor, her yerde yeniliyorlar. Ruh kökünü yok ediyor Abdülhamit, İngilizlerin desteğiyle ve teşvikiyle. Abdülhamit’in devrilmesinden sonra zaten çorap söküğü gibi Osmanlı’yı darmadağın ettiler hiçbir şey kalmadı. Sonra Güneydoğu’yu da vereceklerdi kükredik, millet olarak kükredik it gibi yığıldılar, şimdi sadece havlıyorlar. Daha önce böyle manevi bir güç yok, verelim gitsin kafası vardı bak hatırlıyorsanız, gazeteler, dergilerde falan bu aydın takımı denilen adamlar “verelim gitsin” diyorlardı. Tam işte Osmanlı döneminde olduğu gibi, Abdülhamit döneminde de öyleydi “verelim gitsin” diyorlardı. Manevi güç kalmamıştı, Darwinist düşünceden kaynaklanan bir manevi yıkım oluşmuştu.

Siyonist Herz’in Filistin’i satın almak istediği ve Abdülhamit’in onu kovduğu hikayesini çocukluğumuzda biz sürekli dinlerdik, hayran olurduk. Halbuki bu adamla akıl almaz samimi Abdülhamit yıllarca, geceli gündüzlü en yakın adamı, en sıkı adamı. Altı sene boyunca sürekli bağlantıdalar, adam Yıldız Sarayı’nda gece gündüz, en sıkı adamı, beraber devlet işlerini istişare ediyorlar. Abdülhamit’in karşı olan hareketlerini nasıl bastıracaklarını birlikte istişare ediyorlar, mali konuları birlikte istişare ediyorlar, öyle bir konu yok. “Ben sadece Filistin’de niye toprak verilmiyor onu anlamadım” diyor Abdülhamit. “Daha geniş alanda verelim” diyor. “Niye Filistin?” Diyor. Ayrıca zaten veriyor Filistin’de, çok geniş toprakları veriyor Museviler öyle bir konu yok. “Niye Kuzey Irak’ta yok? Mesela” diyor “orada da vereyim” diyor. Ve çok geniş alanda Museviler toprak vermiş, altı ayrı bölgede geniş geniş toprak vermiş, öyle bir konu yok.

Abdülhamit Hegel’in kitabını tercüme ettiriyor alelacele. “İnsanları nasıl ateist yapmış?” Diyor. “Nasıl materyalizmin içine çekmiş merak ediyorum” diyor. Okuyor bastırıyor bütün Anadolu’ya dağıtıyor.

Tuğçe Ç, “Kanalın denk geldi izliyorum. Darwin’in Türlerinin Kökeni’ni ben okudum. Darwin haklı” diyor. Sen şimdi benim Yaratılış Atlası’nı okumadan yüzyıl evvelki hurafelerle meseleleri anlaman mümkün değil. Yüzyıl evvel çok ilkel mikroskoplar vardı değil mi, hücreyi ne zannediyorlardı? Su dolu bir torba zannediyorlardı. Sonra elektron mikroskop çıktı, bilim ilerledi Darwin’in bu ilkel fantezisi yerle bir oldu. Milyonlarca, yüz milyonlarca paleontolojik delil yaratılışın doğru olduğunu gösterdi, Darwinizm’in yanlış olduğunu gösterdi. Tuğçe sen yüzyıl evvelinin bilimiyle değil, 2016’nın bilimiyle olaya bakacaksın, benim Yaratılış Atlası’mı alıp oku, yoksa da ben sana göndereyim. Yoksa yüzyıllık Tuğçe olmaz değil mi? Olmaz.

Özkan Azaldı, “Hocam, kaynak kaynak” diyor. Bu Abdülhamit’in kitap dağıtması konusuyla ilgili, göster bir daha göster şu kitapları Allah Allah. Bunlar neresiyle izliyorlar ben anlamıyorum ki, gözüyle bakmıyor musun?

KARTAL GÖKTAN: Ernst Haeckel’in kitabının tercümesi. Vahdeti Mevcut; Tabiat aleminin dini. Baha Tevfik çevirmiş Abdülhamit döneminde. Suphi Ethem’in Darwinizm kitabı yine Abdülhamit döneminde yayınlanmış. Hoca Tahsin Efendi’nin Tarihi Tekvin Yahud Hilkat Varoluş Tarihi veya Yaratılış, Abdülhamit döneminde ilk baskısı yapılmış. Hep evrimci düşünce Darwinizm anlatılıyor bu kitaplarda. Memduh Süleyman’ın Darwinizm isimli kitabı. Yine Münif Paşa o dönemin Milli Eğitim Bakanı. Abdülhamit, Milli Eğitim Bakanı yapıyor kendisini ve Münif Paşa’nın çıkardığı sözde bilim dergisi Mecmuayı Fünun evrim yazılarından oluşuyor tamamen.

ADNAN OKTAR: Bu kitaplarda Allah, din, iman, Kitap yani Kuran’ın bütün hükümleri reddedilmiş oluyor. “İnsan maymundan geliyor” diyor. 

KARTAL GÖKTAN: Abdülhamit döneminde Hüseyin El Cisri’nin yazdığı Hamidiye Risalesi yirmi bin adet basılıyor ve dağıtılıyor her yere. Bu risalede evrim teorisinin dine uygun olduğu anlatılıyor.

ADNAN OKTAR: Evet, “Kuran zaten evrimi anlatıyor” diyor. “Darwinizm’i anlatıyor” diyor. Kardeşim Darwinizm zaten Allah’ı inkar için ortaya atılmış bir felsefe. Darwinizm ne diyor? Tesadüfler sonucu canlılar gelişti ve insan maymundan oluyor. Sen diyorsun aynı şeyi söylüyorsun. Çamurdan, çamurlu sulardan tesadüfen hücre oluştu sonra bu en sonunda maymuna dönüştü. Bizim atamız Hz. Adem’dir demiyorsun.

KARTAL GÖKTAN: Darülfünun bugünkü İstanbul Üniversitesi Abdülhamit tarafından açılıyor ve orda doğa bilimleri okutulması için özel bir kürsü kuruluyor ve bu kürsüde evrim eğitimi veriliyor. Ahmet Mithat bu kürsüde yazıları okutulan şahıslardan biri, makalelerinde hep evrim anlatılıyor. Yine Tabip Hayrullah Efendi okullarda yazısı en çok okutulan kişilerden biri, o da evrim teorisinden bahsediyor yazılarında. Münif Paşa da o dönemin Milli Eğitim Bakanı ve Darwinizm’in yaygınlaştırılmasında önemli bir rol oynuyor.

ADNAN OKTAR: Şimdi baş edemeyeceklerini anlayınca bu sefer “Kuran’ın içinde zaten Darwinizm var” diyor. Darwinizm Kuran’ın içinde olduğunu iddia ettiğinde zaten Kuran’ı sen inkar etmiş oluyorsun. Yaratılışı inkar etmiş oluyorsun. 

Şimdi kısa bir ara verelim devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: İslam’la Evrimi Bağdaştırmaya Çalışmak Beyhude Bir Girişimdir

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Rusya’nın başkenti Moskova’daki Merkez Camii’nde kılınan Kurban Bayramı namazına doksan beş bin kişi katıldı. Video var.

ADNAN OKTAR: Moskova’da, her sene böyle oluyor zaten.

Hayret edecek bir şey de Allah dini hem çok zevkli yaratmış, hem kolay yaratmış, hem insan fıtratına çok uygun yaratmış, dinsiz hayat zaten cehennem gibi çok korkunç ama dini cehennem haline getirmiş adamlar. Bu çok büyük mucize, bu çok şaşırtıcı bir şey ve sezdirmeden yapmışlar.  Mesela bizim kahraman diye baktığımız adamlar kahraman değiller bilakis tam tersi. Bize anormal gösterdikleri adamlar da normal adam olduklarını anlıyoruz. İyi adamlar, mesela Sait Nursi’yi çok korkunç gösteriyorlardı bizim çocukluğumuzda. Ben Ankara’da Yenişehir’de gezerken yerde böyle Risale-i Nur’dan kitaplar satıyorlardı, o zaman 16 yaşımda falandım çok şaşırmıştım. Yerde on tane falan kitap, Nurcu klasik Nurcu gençler satıyorlar ama tabii insan kafasını çalıştırması lazım. Bir de pislik adamların çok olması insanların gücünü kırıyor. Halbuki ormanda gezerken de çok fazla hayvan var ama sen akıllıysan o hayvanlardan etkilenmezsin ama kendini hayvan gibi görürsen o hayvanlardan korkar etkilenirsin. İnsan olduğunu anlarsan hayvandan üstün olduğunu bilir, hayvanı kontrol edeceğini de bilirsin, hayvan sürüsünü de kontrol edeceğini bilirsin dolayısıyla da etkilenmezsin. En çok en yüksek imtihan dini anlayamayan insanlarla dini anlayan insanlar arasında geçiyor benim gördüğüm. Din çok zevkli ve güzel nimet ama dini acayip korkunç gösteriyorlar. Hem sosyal açıdan çok zevkli. Düşün bir kere velayet sistemi var, istediğin eve gidip misafir olabiliyorsun, herkes senin baban annen hükmünde, kardeşin hükmünde herkes, herkes herkese yardımla mükellef farz, muhteşem bir şey herkes herkese yardımcı. 

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN:  Mehmet Öcalan İmralı ziyareti sonrası ağabeyinin sağlık durumu iyi olduğunu ve kendisine şu talimatları verdiğini söyledi. “Her şey olduğu gibi devam etsin önceki çözüm sürecini biz yok etmedik, çözüm tek taraflı olamaz eğer devlet samimi olsaydı bu kadar insan ölmez sorun çözülürdü. Bu birinin birini yenebileceği bir savaş değil, yaklaşık 200 yıllık bir savaştır. Sorun ne kadar siyasiyse o kadar da hukuksaldır. Bizim projelerimiz var, devlet hazırsa iki adamını buraya gönderir 6 ayda her şeyi çözebiliriz.”

ADNAN OKTAR: Çözüp nereye ulaşacak? Beklediği bir yer var herhalde.  Çözecekmiş, çözdükten sonra da hedefine ulaşacakmış. Onu bıraksın. Orada kastedilen belli yani komünist Stalinist sistem olmazsa diyor bizi yenemezsiniz diyor.  PKK’yı yenemezsiniz, 200 yıldan beri uğraşıyorsunuz yenemediniz yine yenemezsiniz diyor.  Mehdiyet’le yenileceksiniz. 40 yıllık ömrünüz dolmak üzere.

‘Evladı Osmanlı ordunun çöküşündeki en büyük neden Sabetay Yahudilerinden kurulan ittihatçı siyasiler ve subaylardır.’ Tamam, ittihatçı siyasiler de, ittihatçı siyasilerin başında Abdülhamit var. İttihatçıların özelliği ne? Darwinist. Abdülhamit’in özelliği ne? Darwinist olması. İngiliz derin devleti ne? Darwinist. Hepsinin ortak bir inancı var, oradan konuyu çözebilirsin.

Tabii çok karmaşıkmış gibi gözüküyor mesela, Abdullah Öcalan “Bizi yenemezsiniz” bilmem ne falan, halbuki Öcalan ve PKK olmasa İslam hakim olmaz. Mesela darbe olmasa İslam hakim olmaz. İngiliz derin devleti olmasa İslam hakim olmaz. Çok durağan bir hayat olur. Bunlar hayatı durağanlıktan çıkaran şeytani unsurlardır. Mesela şeytan da olmasa hayat çok durağan olur. Durgunlaşır yani çok bitkin bir dünyaya döner. İllaki küfür olacak, o canlılık verir aktivite verir. Ben mesela küfür olmasa buraya niye gelip anlatayım? Neyi anlatacağız? Münafık olmasa, münafıkla ilgili kitap niye yazayım?

EBRU ALTAN: İmtihan olmaz demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Yok, hiçbir şey olmaz. Sevgi olmaz, bak sizin sevginizin kökeninde benim yaptığım mücadele, yiğitliğim delikanlılığım var, imanım var, samimiyetim var, tabii bunlar olmazsa kim kimi sever yani.  Bak küfür görüyor musun müminin sevilmesine sebep oluyor, hayata renk katıyor.

BEYZA BAYRAKTAR: Dün ilk yazdığınız kitabı zorluklarla yazdım demiştiniz, kendi el yazınızla resimleri bularak, o sevgimizi çok arttıran bir şey.

ADNAN OKTAR: Tabii akademideyken okulda tektim zaten baktık Darwinizm ile ilgili kitap yok, ben yazayım bari dedim. Kazım Güleçyüz’le gittim konuştum Yeni Asya’da, ‘Hocam hazırla, biz basalım’ dedi.  Büyük bloknot bir defter aldım onda kendi el yazımla hazırlamaya başladım. Fosiller, Java Adamı, Piltdown Adamı, oyunlar hepsini böyle tek tek kendi el yazımla hazırladım. Konulacak resimler, resmin konulacağı yere de onun fotokopisini koyuyordum, küçük fotokopisini iğneyle ilişkilendiriyordum bu resim konulacak diye öyle iptidai bir metotla kitabı hazırlıyordum. O zaman bilgisayar falan yok.

EBRU ALTAN: Bir akrabanızdan miras kaldığını söylediniz, her şeyi yapabilirsiniz o yaşta, dünyaya yönelik de bir yatırım yapabilirdiniz onu yapmayıp tamamıyla kitap bastırmışsınız maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, müteahhit dedi ki ‘İstersen daire vereyim, istersen para vereyim’ dedi. Ben para ver dedim. Büyük bir kutuyla doldurdu parayı, kucağımda aldım eve getirmiştim parayı, deste deste. Bir milyon adet broşür bastırttım bütün büfelere gittik, fosforlu yazıyla da ‘bedava kitap dağıtılır’ diye yazı, büfeye koydurdum bedava kitap diye. O devirde kabul etmişlerdi. O zamanlar anlamamışlardı olayı, o zamanlar bilinmiyordu. Ne kadar büfe varsa, hepsinde vardı. Anadolu’ya da arkadaşları gönderdim, her yerde bedava dağıtıldı.  Bir milyon, bir daha bastırdık sonra yeniden. Para bitinceye kadar devam etmiştik.

BEYZA BAYRAKTAR: Genç yaşınızda Darwinizm’e karşı hiçbir kitap olmadığını anlayıp onun çok büyük dine karşı düzen olduğunu anlayıp onu teşhis etmeniz de çok mükemmel maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Akademide farkındaydım. Yaşım daha yeniydim, lise bitti akademiye geldik. Komünistler kenardan pis pis bakıyorlar bir kısmı, ters ters bakıyorlar, aa şu kişi gelmiş gibisinden, hiç fütur vermiyordum. Molla Camii benim kitap depomdu, hocanın kürsüsünün bulunduğu yere kitapları doldurmuştum oradan alıp alıp dağıtıyordum. Akademiden çıkıyordum siyah dosyam vardı onların arasına dolduruyordum kitapları, böyle inceydi kitaplar, üst üste yığıp fark edilmiyordu. Dağıtıyordum okula gidip, dağıttıktan sonra yine geliyordum yine dolduruyordum yine dağıtıyordum sabah 9’dan akşam 5’e kadar. Maket dersinde de resim dersinde de süratle resim yani maket yapıyordum hatta kısa boylu esmer bir hoca vardı kadın ya dedi “sen nasıl yapıyorsun?” Bir şeylere benzetti yani “olağanüstü gücün mü var senin?” Dedi. Çocuklar sabah 9’dan başlayıp akşama kadar anca bitiriyordu maketi, ben 3 buçuk, 4 gibi gidiyordum 5’te bitiriyordum maketi. Onların hatası, bir şeyin donmasını bekliyorlardı zamkın, ben öyle yapmıyordum yapıştırıyordum onunki donarken diğerine geçiyordum tabii uygun pozisyonda onu tutturuyordum. Onun özel bir tekniği vardı, yıldırım hızıyla yapıyordum. Resim zaten elim çok uzdu anında çiziyordum. Mesela çeşitli insan yüzleri yapın diyordu, 5 dakika yani. Mesela bir cismin çeşitli, fincan modeli yapın diyordu çeşitli, envai çeşit yapıyordum bir tane iki tane değil yıldırım hızıyla. Ben komünistlere kitap dağıtınca Maocular da özenmişti onlar da kitap dağıtmaya kalktılar, YDG’liler illet oldular. Çok büyük gerilim çıktı, kavga çıkacaktı YDG’liler yukarıda hazırlandılar sopalarla, Maocular da bayağı tedirgindiler sonra Nuri hoca var pipolu falan gayet sakin, benim bulunduğum bölüm içinde dedi ki ‘biz katılmıyoruz, gelmeyeceğiz yukarıya’ dedi. Toplantı vardı. Benim bölüme müsaade etmiyorum dedi. Tabii ben olduğum için yoksa hepsi gidiyor, öbürlerinin hepsi gittiler sonra olay yatıştı. Zaten Maocular da benim bulunduğum bölümdeydi ona gitmeyince pek bir şey olmadı.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Nihat Hatipoğlu, Gülen yapılanmasının nasıl bu hale geldiğine dair soruya ‘Onların Mehdiyet inancıyla alakalı’ cevabını verdi. ‘Gülen’e bağlı insanların Mehdiliğin şahsı manevisinin bu yapıda tezahür ettiğine dair bir inanç içinde olduklarını görüyoruz. Fethullah Gülen seçilmiş insanlar olduklarını onlara inandırdı, buna inanan insan tanklarla insanları da ezebilir, uçakla bombalayabilir de’ dedi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim o tanklarla ezenler özel yetiştirilmiş katiller. Bir kısmı yabancıydı onların zaten kaçtılar halk da söylüyor ‘ Türklere benzemiyor, Türkçe de konuşmuyor’ diyorlar. Yabancı adamlar yani askerde sakal olur mu? Adam sakallı falan, uzun saçlı adamlar, profesyonel katiller, Gladyo’nun katilleri, NATO’nun özel yetiştirdiği elemanlar. Cinayet için yetiştirilmiş görevliler. Fethullah Hoca’nın ekip büyük bölümü ürkektir, çekingen içine kapalı tiplerdir yani onu yapabilecek bir şeyde değiller.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Türkiye sınırının teröristlerden temizlenmesi için başlatılan Fırat Kalkanı Harekatı 20. gününe girerken TSK operasyon kapsamında 845 kilometrekarelik alanın teröristlerden temizlendiğini açıkladı.

ADNAN OKTAR: Neresi temizlenen yerler?

BÜLENT SEZGİN: Menbiç’e kadar olan bölge.

ADNAN OKTAR: Belirli bir bölge.

Dini bilseler, din aslında samimi insanlar tarafından anlatılsa insanlar bayram eder, bayağı sevinirler. Zaten dinsiz hayat bunalımdır, insan hasta olur ruhen hasta olur insan. Dinsiz yaşanmaz, kabus, çok korkunç olur hayat yani insanın dengeli olması mümkün değildir, çok çok zor dinsizse. Din müthiş bir mutluluk verir ama gerçek iman samimi iman gerekiyor.

BEYZA BAYRAKTAR: Kiminle konuşsak sürekli sıkıldıklarını söylüyorlar, hiçbir şeyin zevk vermediğini.

ADNAN OKTAR: Tabii.

Bu Abdülhamit konusunda şok oldular, bilmiyorlar ilk defa öğrendiler. Ulu Hakan’a diyor cennet mekan. O kadar da kurnazlar ki bak, Hanlar Hanı cennet mekan Sultan Abdülhamit Han. İngilizler akıl almaz bir propaganda yapmışlar aynı zamanda kendi güçlerini göstermek için kendilerine yardımcı olan insanları acayip yüceltiyorlar. Lakaba bak sen. Neden Hanlar Hanı cennet mekan oluyor yani. Darwinist bu adam. Osmanlı’nın dinini imanını yıkan adam. Darwinizm ile mahvetmiş Osmanlı’yı. Nasıl cennet mekan oluyor? Büyük bir toplumu imansız hale getirmiş, cennet mekan diyorsun. Darwinizm’e inanan adam cennete nasıl inansın? Yahudilere toprak vermedi diyor, neyi vermemiş? Cayır cayır vermiş, nasıl vermiyor yani? Bütün Osmanlı topraklarını vermiş adamın haberi yok. Osmanlı’nın bütün topraklarını vermiş yani oymuş Osmanlı’yı ve hiçbir savaşa katılmadan hiçbir savaş oluşmadan hepsini vermiş. Ya mübarek diyor hiç savaşa sokmadı Osmanlı’yı diyor. Sokmaz tabii, bütün toprakları verirsen sokmaz. Seviniyor ona.  Kardeşim düşünmüyor musun bak adam seni hiç savaşa sokmuyor, vatan müdafaası yok ve bütün topraklarını vermiş ve bütün Osmanlı’yı Darwinist yapmış. Adamlar ateist olmuşlar, dinini imanını kaybetmiş. Anlamıyor musun meydana gelen olayı? “Musevilere toprak vermedi” bütün İngilizlere zaten bölge verilmiş olduğu gibi. İngiliz’e vermek demek ne demek? Bitti. İngilizler de gelmiş orada İsrail’i kurmuşlar bu kadar basit.

Osmanlı’nın dünya çapında büyük bir askeri filosu vardı, deniz filosu. Abdülhamit filoyu mahvetti, çürüttü, yok etti filoyu. Denizde gücümüz sıfıra indi Abdülhamit’in zamanında. Yirmi beş zırhlı gemi ve yüz yetmiş beş savaş gemisi ile dünyanın en büyük filolarındandı, ikinci filoydu. Bak, dünyanın en büyük ikinci filosuydu. İkinci Abdülhamit dönemi ise bu büyük filoyu Haliç’e zincirliyor. Denize açılmasına izin vermiyor. Yirmi yıl içinde bütün filoyu çürüttü. Pas, kir, arıza, her şeyiyle filo battı. Akla bak. Haliç’e zincirliyor koskoca filoyu. Hiç bakım yapılmıyor. Yirmi yılda tamamen çürüyor filo. Hurdaya çıkıyor. Dünyanın ikinci büyük askeri gücü yirmi yılda hurdaya dönüyor, demir hurdası. “Ulu Hakan, Büyük Hakan, bilmem ne” Kardeşim bu ne bunlar?

“Musevilere toprak vermedi Abdülhamit” diyor. Nasıl vermedi? Öbek öbek verdi. Nasıl vermiyor yani? Hoplaya hoplaya, zıplaya zıplaya adamlar İngiliz derin devleti ilerledi ve istedikleri her şeyi yaptılar. Bediüzzaman gibi insanı oturup tımarhaneye kapatıyor Abdülhamit. Sen onu kapatacağına İngiliz derin devletinin mensuplarıyla uğraş. Bediüzzaman’la niye uğraşıyorsun? Bediüzzaman diyor ki “kırk sene evvel” diyor Şeyh Abdülhamit devrini söylüyor. “Ehli siyaset bana bir cinnet-i muvakkate” geçici cinnet geçirdi diyerek “isnadıyla tımarhaneye sevk ettiler. Ben onlara dedim: Sizin akıllılık dediğinizin çoğunu ben akılsızlık biliyorum, o çeşit akıldan istifa ediyorum” diyor Şualar’da. “...Nihayet rakiplerimin ifsadatıyla, merhum Sultan Hamid'in emriyle tımarhaneye kadar sürüklendim.” Diyor Bediüzzaman Şualar’da.

Bak, Quilliam Vakfı’nın adını aldığı Abdullah Quilliam isimli sonradan Müslüman olan kişiyi İngiltere’ye Şeyhülislam olarak atayan Abdülhamit. Quilliam Vakfı o sistem üstüne kuruluyor. Bediüzzaman 1897’de Abdülhamit’le görüşerek medrese planı için yardım istiyor. Abdülhamit bu fikri tehlikeli görüp kabul etmiyor. Bediüzzaman yaratılışı savunuyor. Darwinizm’i kabul etmediği için Abdülhamit hiçbir şekilde kabul etmiyor. Bediüzzaman’ın bu iman hakikatleri, Kuran mucizelerinin anlatılmasını istediği sistemi çok tehlikeli buluyor.

Abdülhamit döneminde altı büyük Musevi yerleşim merkezi kuruldu. O doğru değil iddiası. Seksen bin Musevi bölgeye getirildi. Sonra da işte 1917’de Kudüs, İngiltere tarafından işgal edildi; hep İngilizler. Filistin’de biliyorsunuz İngiliz Askeri İdaresi kuruldu. İngiltere, Kudüs’ü işgal eder etmez İsrail devletinin kurulması için çalışmalara başladı. 1917’de İngiltere Dışişleri Bakanı bu Arthur Balfour var biliyorsunuz, Musevi devletinin kurulmasını destekleyeceklerine dair bir mektup yayınladı. Balfour Deklarasyonu olarak bilinen bu belge İngiliz Dışişleri Bakanı Balfour tarafından Chatham House kurucularından Lord Rothschild’e veriliyor. Böylece İngiltere’nin İsrail’i kurmasının temeli atılıyor, yani herkes işin içinde. Bu deklarasyona rağmen İsrail’in kurulması için İngiltere’nin önünde iki engel oluşmuştu. Bir; Filistin’e devlet kuracak kadar Musevi yoktu. Filistin toprakları padişahın kişisel toprağı, halkın satın alıp yerleşmesi mümkün değildi. İngiltere bu iki engeli de çeşitli planlarla aştı. Önce İttihat ve Terakki’yi yönlendirdi. Dikkat edin. İttihat ve Terakki kanun çıkararak Filistin topraklarının itibarlı ailelere satılmasına izin verdi. Konu bitti. Bu itibarlı aileler de İngilizlerin yönlendirmesiyle bu toprakları Musevi komisyonculara sattılar, mesele halloldu yani. İngiltere 1919’dan itibaren Doğu Avrupa’daki Musevilerin Filistin’e göç etmeleri için kampanya başlattı. Önce 1919-1923 arasında otuz bin kadar Musevi. 1924-1926 arasında elli bin göçmen yine geldi. Bu sefer baktılar olacak gibi değil Hitler’e Musevileri ezdirip Musevilerin oraya İsrail’e gitmesini mecbur hale getirdiler. Hitler’e şiddet uygulattırdılar bütün Avrupa’da. Hepsi panik olup İsrail’e gitti. İsrail devletinin kurulması zararlı mı yanlış mı? Hayır, bence İsrail’in olması gerekiyordu. Kuran’da da var, yani onda bir yanlışlık yok.

“Pis şey dedi” diyor “Musevi çık git dedi” diyor “Abdülhamit kızdı” diyor. “Biz de satılık toprak yok dedi” diyor. Kıbrıs’ı vermiş işte altın karşılığı. Ayrıca Musevilere altı yerleşim yeri de vermiş. “Ama niye sadece oraya geliyorsunuz?” diyor. “Her yerde vereyim size” diyor. Konu bu. Adamla da akşama kadar beraberler. Altı yıl danışmanlığını yapmış, iç içe yaşıyorlar adamla. Adam saraydan çıkmıyor.

31 Mart olayının içinde Abdülhamit’in olduğunu bir gazetede yayınlamışlar o zamanlar, 31 Mart vakasında Abdülhamit’in de olayın içinde olduğunu. Yani darbe yapan adamlar var. Fakat Abdülhamit de darbecilerin içinde, olayın içinde, olayın tezgahlanmasının içinde olduğunu yabancı gazetelerde detaylı olarak anlatmışlar o devirde.

Yirmi yıl Haliç’e çekiyor donanmayı, bak, dünyanın ikinci büyük donanmasını hiç kıpırdatmadan, hiç bakım yapmadan yirmi yıl içinde onu çürütüyor orada. Bütün donanma hurdaya ayrıldı. Hiçbir savaşa girmedi Osmanlı, bütün toprakları teslim etti. 1878’de Bosna Hersek. Kıbrıs İngiltere’ye altın karşılığı veriliyor inanılır gibi değil, koskoca Kıbrıs ya. Koskoca Kıbrıs. “Ver altını” diyor. Adamlar altını sayıyor. “Al götür” diyor “senin olsun” diyor. Sırbistan’ı veriyor. Kars’ı, Batum’u, Artvin’i, Ardahan’ı veriyor, Romanya’yı veriyor, Karadağ’ı veriyor, Bulgaristan’ı veriyor. Bu Teselya, Narda vilayetleri, onları da veriyor Yunanistan’a. İngilizlere Mısır’ı veriyor. Rumeli’yi veriyor. Girit’i veriyor. Midilli’yi veriyor, hepsini veriyor. “Hanlar Hanı, Ulu Hakan” diyor. Ya kardeşim bütün Osmanlı’yı vermiş adam, bütün Osmanlı’yı da Darwinist yapmış. Siz ne konuştuğunuzun farkında mısınız? 1917’de yetmiş bin Osmanlı askeri Filistin’de İngilizlere teslim ediliyor, yani her yerde böyle, hiç savaşsız yani. Askeri maneviyatsız bırakıyor, herkesi Darwinist yapıyor. Mesela Abdülhamit’in ardından Balkan Savaşı’na girdik her yerde hemen kaybettik. Maneviyat yok çünkü. Adamlar imanlarını kaybettiler. “Atanız maymun” deyince iptal oldu insanlar.

Ömer Kahraman, sana ve arkadaşlarına Selam ediyorum. Ömer Kahraman ateist, arkadaşları da ateist topluca seyrediyorlar onlara Selam gönderelim.

Mesela mikrop da çok fazladır. Ama mikrobu bir insan antibiyotikle çok etkisiz hale getirebiliyor. Rahatça kontrol edebiliyor. İnsan bünyesinde her zaman mikrop bulunur. Ama antibiyotikle onları yahut tentürdiyotla neredeyse artık etkisiz hale getirirsin. Müslümanlara daima öyle olmuştur. Her zaman imanlı bir topluluk bütün dünyayı idare etmiştir. Yani bundan hiçbir zaman için kurtulamamıştır küfür ve dalalet.

Şunu gel buraya Fikret al. Bunu oku.

KARTAL GÖKTAN: İsrail’i İngiltere kurmuştur. Filistin dört yüz yıl Osmanlı idaresinde kalmış, 1917’de Kudüs’ün İngiltere tarafından işgal edilmesiyle Filistin’de İngiliz askeri idaresi kurulmuştur. İngiltere Kudüs’ü işgal eder etmez İsrail devletinin kurulması için çalışmalara başlıyor. İngiltere bir yandan Arapları destekleyip Osmanlı ile Arapların arasını bozarken, bir yandan da Musevileri destekleyip onları Araplara karşı kışkırtmıştır. İngiliz derin devleti Arap-Musevi çatışmasını sağlamak için Muhammed Emin el-Hüseyni’yi yirmi beş yıl boyunca Kudüs Baş Müftüsü olarak atıyor. El-Hüseyni, Filistin milliyetçiliğinin babası olarak kabul ediliyor. El Ezher’de eğitim alıyor. Evrimci Muhammed Abduh’un talebesi ve takipçisi aynı zamanda. “Abdülhamit Filistin’i Siyonistlere vermedi” deniliyor ama onun döneminde Filistin’de altı tane Musevi yerleşim merkezi kuruldu. Museviler bu toprakları daha sonra satın aldılar. Bu dönemde seksen bin Musevi bölgeye getirildi. 1917’de İngiltere Dışişleri Bakanı Arthur Balfour, Musevi devletinin kurulmasını destekleyeceklerine dair bir mektup yayınlıyor. Balfour Deklarasyonu olarak bilinen bu belge İngiliz Dışişleri Bakanı Balfour tarafından Chatham House’un kurucularından Lord Rothschild’e veriliyor. Böylece İngiltere, İsrail’in kurulmasının temelini atıyor. Bu deklarasyona rağmen İsrail’in kurulması için İngiltere’nin önünde iki engel var. Bir: Filistin’de devlet kuracak kadar Musevi yok. İki: Filistin toprakları padişahın kişisel toprağı, halkın satın alıp yerleşmesi mümkün değil. İngiltere bu iki engeli de çeşitli planlarla aşıyor. Önce İttihat ve Terakki’yi yönlendiriyor. İttihat ve Terakki kanun çıkararak Filistin topraklarının itibarlı ailelere satılmasına izin veriyor. Bu itibarlı aileler de İngilizlerin yönlendirmesiyle bu toprakları Musevi komisyonculara satıyorlar. İngiltere 1919’dan itibaren de Doğu Avrupa’daki Musevilerin Filistin’e göç etmeleri için kampanyalar başlatıyor. 1919-1923 arasında otuz bin kadar Musevi Filistin’e göç ediyor. 1924-1926 arasında elli bin göçmen, 1933’ten itibaren başlayan Nazi-Musevi zulmü nedeniyle 1936’ya kadar göçmen sayısı yüz yetmiş binleri buluyor. Böylece Musevi nüfusu Arap nüfusunun üçte birine ulaşıyor. 1919’da Filistin’deki Arap nüfus Musevilerin tam on altı katıyken 1947’de Arap ve Musevi nüfusu eşitlenmiş oluyor. İngiltere hem Araplara hem de Musevilere aynı topraklar üzerinde bağımsız devlet kurma sözü vermiştir. İngiltere Siyonist Federasyonu Başkanı Chaim Weizmann ile Mekke Şerifi Hüseyin’in oğlu Faysal’ın görüşmelerinde aracılık faaliyetlerini yürüttü. Amaç: Arapların Filistin bölgesinde bir Musevi yurdu oluşturulmasını kabul etmelerini sağlamaktı. İngiltere Arapları kandırabilmek için Araplara bir Musevi devleti kurulacağını söylememiş, Araplarla ekonomik işbirliği için de Musevilerin özerk bir yapıda olacağını söylemişti. Bu sebeple Arapların lideri Faysal da Musevilerin bölgeye göç etmesine engel olmayacağına dair söz verdi. Bu arada İngiltere’nin eğittiği Musevi milis birlikleriyle Araplar arasında iç savaş başladı. İç savaş devam ederken İngiltere “ben iç savaşa çözüm bulamıyorum” diyerek 1947’de sorunun çözülmesi için Birleşmiş Milletler’e başvurdu. Oysa Musevi milisleri de, Arap milisleri de; bunları silahlandıran ve savaştıran İngiltere’ydi. Birleşmiş Milletler iki devletli çözüm ortaya koydu. Arap ve Musevi devleti kurulması için oylamalar devam ederken, İngilizler Birleşmiş Milletler’deki oylamayı beklemeden 15 Mayıs 1948’de Filistin manda idaresinin sona ereceğini ilan ettiler. İngiltere’nin bu kararından iki gün sonra Dünya Siyonist Örgütü’nün Başkanı olan David Ben-Gurion, İsrail devletinin kuruluşunu ilan etti. O tarihten itibaren de bölgede savaş ve çatışmalar son bulmadı. İsrail milis ve gerillalarını eğitip İngiliz İstihbarat Subayı Albay Orde Wingate. Wingate, Musevilerin gerilla grubu pagan örgütünü kuruyor ve yirmi beş bin Musevi’yi eğitiyor. Bunlar Araplara gece gerilla yöntemiyle saldırıyorlar. Wingate, gladyo yapılanmasını da eğiten kişi aynı zamanda.

ADNAN OKTAR: O önemli, bir daha söyle onu bakayım.

KARTAL GÖKTAN: İsrail milis ve gerillalarını eğiten kişi İngiliz İstihbarat Subayı Albay Orde Wingate. Wingate, Musevilerin gerilla grubu pagan örgütünü kuruyor ve yirmi beş bin Musevi’yi eğitiyor. Bunlar Araplara gece gerilla yöntemiyle saldırıyorlar. Wingate, aynı zamanda gladyo yapılanmasını da eğiten kişi.

ADNAN OKTAR: Şu andaki gladyonun, evet.

KARTAL GÖKTAN: İsrail Genelkurmay Başkanı Moşe Dayan, MOSSAD’ın kurucusu Isser Harel ve İsrail Başbakanı Yigal Allon bu teşkilatlarda eğitiliyorlar. Birinci Siyonist kongreden sonra Siyonist faaliyetleri finanse etmek için Jewish Colonial Found isimli bir vakıf kuruluyor. Bu vakfın kuruluş sermayesini İngiliz devlet monopolü İngiliz Doğu Avrupa Şirketi veriyor.

ADNAN OKTAR: İşte olayın kısa özeti. Kitabımdan kısa bir alıntı, özet hazırlamıştım. Onları okuttum. Bunları tabii belgeleriyle, fotoğraflarla, haritalarla çok geniş anlatacağım. Ama bölgede İsrail devletinin kurulmuş olması hayırdır, hayır oldu.

“Ve kurt kuzu ile beraber oturacak ve kaplan oğlakla beraber olacak ve buzağı ve genç aslan ve besili sığır bir arada olacak ve onları küçük bir çocuk güdecek.” Bak, sığırları da. İşte bu küçük çocuk Mehdi Moşiyah. Yani bu sığırları güdeceğini söylüyor. Ve “sığır” diyor bak, “besili sığır” diyor. “Bu besili sığırları küçük bir çocuk güdecek” diyor. “Ve inekle ayı otlanacak, onların yavruları birlikte yatacak ve aslan sığır gibi saman yiyecek. Ve emzikteki çocuk karayılanın deliği üzerinde oynayacak. Ve sütten kesilmiş çocuk elini engerek kovuğu üzerine koyacak.” Bu “emzikteki çocuk karayılanın deliği üzerinde oynayacak.” Bu da yine Hz. Mehdi (as). “Ve sütten kesilmiş çocuk” yine aynı Hz. Mehdi (as). “Elini engerek kovuğu üzerine koyacak” Yani tehlikelerin içinde yaşayacak. “Bütün mukaddes dağımda zarar vermeyecekler ve helak etmeyecekler; çünkü sular denizi nasıl kaplıyorsa, dünya da Rab bilgisi ile dolu olacak." (İşaya, 11: 6-9) “Bütün dünyayı yönetecek” diyor.

Bakara Suresi 249’da bu Tevrat’a gönderme var. “Nice küçük topluluk” küçük topluluk dediği Hz. Mehdi (as) topluluğu “daha çok olan bir topluluğa Allah'ın izniyle galib gelmiştir; Allah sabredenlerle beraberdir.” Ama her devirde böyle olmuş. Musa (as) devri, İsa (as) devri, her devir çok küçük bir toplulukla idare etmişler. Mesela bak, Osmanlı’yı Allah helak etti Darwinist olduğu için. Eğer Kuran’a sarılmış olsalardı dünya hakimi olacaklardı. Darwinist olunca Allah helak etti.

Oturmuşlar tek bir hikaye üzerinden Abdülhamit masalı anlatıyorlar. Yok, adamı kovalamış da… Dediğin adamla adam akşama kadar beraber, altı yıl beraberler yani.

Evet, kısa bir ara verelim. Devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Münafıkların Akılları Eski Hayatlarında Kalır, İnkar Edenlere Karşı Ezik Bir Hayranlık Duyarlar

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz. Buyurun Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: İsrail çok eski bir kavim, eski bir topluluk. Allah’a bağlı oldukları dönem içerisinde o ufacık topluluk çok dev toplulukları kahrı perişan etmişler. Yani hepsini Allah helak etmiş düşmanlarını hayrettir yani, tarih içerisinde hep böyle. Mahvolmuşlar yani. Akıl almaz belalar, akıl almaz felaketlerle karşılaşmışlar karşıtları. Ama onlar dini imanı terk ettiklerinde akıl almaz helak olmuşlar kendileri. Ve hiç şaşmamış bu tarih içerisinde hep böyle. Ama hep küçük topluluk içinde olmuşlar. Mesela bak, şu an yine dindarlar bayağı hakim olmuşlardı. Sonra biraz daha bu sefer dinsizler ateistler Museviler içinde gelişti. Musevilerin Amerika’daki hakimiyeti geriledi. Yani hükümetlere etkileri kırıldı, bayağı ciddi şekilde kırıldı. Yani yeniden dindarlaştıklarında hemen hakimiyetleri yeniden güçleniyor; bu şaşırtıcı, Allah’ın hikmeti.

İngiltere, Abdülhamit’e yaklaşmak için Anadolu’nun ve Musul, Kerkük gibi önemli yerlerde kazı yapmak istediğini ve bilimsel araştırma yapacaklarını söylüyorlar. Abdülhamit’e öyle yaklaşıyorlar. Abdülhamit diyor ki; “Zaten ben de onlara yaklaşmak istiyordum” diyor. “Çok iyi fırsat oldu. İngiltere ile yakın ilişkiler kurmak muradımdı. Bu tekliflerin altında ne yattığını bilmiyordum ama kabul ettim. İngiliz elçi sık sık huzura alınmasını istiyordu” diyor. “Konuşuyorduk” diyor. “Bu teklifi ben yapmayayım. Bana İngilizler yapsınlar dedim” diyor. “Ve bu da oldu” diyor. sonra da adamı istedikleri gibi yönlendiriyorlar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: MHP Genel Başkanı Sayın Bahçeli ABD Büyükelçiliğinin 28 belediyeye yapılan görevlendirmeye ilişkin açıklamasını değerlendirerek; “Amerikan Büyükelçisi haddini aşıyor. Türkiye’ye saygısızlık ve hakaret yağdırıyor. Türkiye ABD’nin 53. Eyaleti değildir. Türkiye bağımsız milli ve gururlu bir devlettir.” Dedi.

ADNAN OKTAR: Ne demiş Amerika?

BÜLENT SEZGİN: Amerika bu 28 belediyeye yapılan kayyumla ilgili “Bunun sonuçlarından endişeliyiz” ifadesini kullanmış.

GÖKALP BARLAN: Amerika akıl vermişti “Tekrar seçim olmasını bekliyoruz buralarda” diye açıklama yapmıştı.

ADNAN OKTAR: Sayın Bahçeli’nin konuşması doğru, güzel konuşmuş.

Israrla ‘Kuran’da evrim vardır. İnsanlar evrimle yaratılmıştır’ iddiasındalar. Yani Darwinizm iddiasını savunuyorlar. Kardeşim bunu nasıl düşünmezsin? Bak, trilyonlarca melek var. Melekler evrimle yaratılmadı. Trilyonlarca cin var, bunlar da evrimle yaratılmadı. Gılmanlar, Huriler, Vildanlar var elan şuan hazırlar. Onlar da evrimle yaratılmadı. Hz. Musa (as)’nın asası bir anda yılana dönüştü, o da evrimle yaratılmadı. İsa Mesih’in kuş biçiminde yaptığı çamur bir anda canlandı, o da evrimle yaratılmadı. Nerede burada evrim? Niye anlamazdan geliyorsunuz? Niye çırpınıyorsunuz?

Münafık kitabından bölüm oku.

KARTAL GÖKTAN: Peygamberimiz (sav)'in Vahiy Katibi, Küfre  İstihbarat Taşıyordu. Peygamber Efendimiz (sav) Allah'ın kendisine vahyettiği ayetleri, okuma yazması olan Sahabeler yoluyla yazılı hale getirtmiş ve böyle muhafaza edilmesini sağlamıştır. Sayıları 40 civarında olan bu kimselere 'Vahiy Katipleri' adı verilmiştir. Ancak hadislerde, Peygamberimiz (sav)'in yanına vahiy katipliği yapmak için yaklaştığı halde, asıl amacı yalnızca Peygamberimiz (sav) aleyhinde istihbarat toplamak olan bir münafıktan da bahsedilmiştir: Enes b. Malik (ra): Bizden, Neccaroğulları’ndan bir kimse vardı. Bu zat, Bakara ve Al-i İmran surelerini okumuştu. Allah Resulü'ne de katiplik yapıyordu. Derken bu adam kaçıp gitti… Onlar kendisini yüksek makamlara çıkardılar ve: "Şu adam Muhammed'e katiplik yapıyordu" diyerek kendisini pek beğendiler. Aradan çok zaman geçmeden Allah onu helak etti…" (Sahih-i Müslim, Hadis no: 4987)

BÜLENT SEZGİN: Neccaroğulları'ndan olduğu bildirilen bu münafık, Kuran'ın bazı uzun surelerini de ezberden bilen, kültürlü ve bilgili bir kişiydi. Peygamberimiz (sav)'in yanında vahiy katipliği yapıyor ve 'Peygamberimiz (sav)'i çok sevdiğini söyleyerek' gece gündüz yanından hiç ayrılmıyordu. Böylece, tüm Müslümanlara da kendisini, Peygamberimiz (sav)'e 'çok sadık, ona çok yakın olan biri' olarak tanıtıyordu. Gerçekte azılı bir münafık olan bu şahıs, Peygamberimiz (sav)'e "Ya Resulullah (sav), sana ne zaman vahiy geleceğini bilmiyorum, o yüzden senin yanından hiç ayrılmak istemiyorum" diyordu. Öyle ki belki de uzaktan bakanlar, bu kişinin Peygamberimiz (sav)'e 'güçlü bir sevgi ve bağlılık duyduğunu' düşünüyorlardı. Ancak bir an bile ayrılmaksızın Resulullah (sav)'in yanında olmaya çalışan bu vahiy katibinin amacı kesinlikle 'sevgi değil', kendince Peygamber (sav) aleyhinde kullanabileceği 'istihbarat elde edebilmek'ti.

ADNAN OKTAR: Evet, bir açığını arıyor, bir eksiğini arıyor. Züppelik yapmak, çakallık yapmak, o zamanın derin devletine haber gönderebilmek için bir zaaf anını yakalayabilir mi? Konuşma ve davranışlarında kendince haşa bir eksiklik görüp onu onun aleyhinde kullanabilir mi? Münafıkların genel vasfıdır bu. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Peygamber (sav)'e ne kadar yakın olabilirse, o kadar fazla olaya şahit olacağını ve küfürdeki dostlarına o kadar çok istihbarat toplayabileceğini umuyordu. (Peygamberimiz (sav)'i tenzih ederiz) Kendince Hz. Muhammed (sav)'in, 'güya Peygamber olmadığını ispat edecek bir delil, insani bir hata, bir yanlışlık' arıyordu.

BÜLENT SEZGİN: Ancak elbette ki Allah diğer tüm münafık güruhunda olduğu gibi, bu alçak karakterli insanı da başarılı kılmamıştır. Allah, tüm Müslümanlar için bir rahmet olarak yarattığı Peygamberimiz (sav)'i bu sinsi insanların fitnelerinden korumuştur.

KARTAL GÖKTAN: Bu kişi, daha sonra Peygamberimiz (sav)'in yanından kaçıp inkar edenlerin yanına sığındığında, dönemin ileri gelenleri, onu konum itibariyle çok önemli biri olarak gördüler ve ona sahip çıktılar.

ADNAN OKTAR: Müminlerin yanından ayrıldığında münafık, küfür ona acayip sahip çıkar. İt, kopuk, çakallar, derin devlet mensupları, tuzakçılar çünkü ondaki yetenek, şeytani yetenek Müslümanların aleyhine kullanması gerektiğini düşünüyorlar. Fitnede saldırıda her zaman münafıkları küfür kullanmak istemiştir. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Peygamberimiz (sav)'in yanında vahiy katipliği yapmış olmasıyla küfürde kendine 'şeytani bir sükse ve prestij' elde etti. Müslümanlar aleyhinde konuştuğu; orada duyduklarını, gördüklerini anlattığı için, ayrıca inkarcılardan 'maddi manevi kazanç da sağladı'. İnkarcı dostları ona her türlü desteği ve imkanı verdiler. Ancak sözde vahiy katibi olan bu münafık, oynadığı şeytani oyun ile küfürden yalnızca çok kısa bir süre için yararlanabildi. Ölüm ile birlikte kazandığı tüm menfaatler elinden gitti. Geriye sadece, yaptığı kötülükler dolayısıyla ahirette yaşayacağı sonsuz azap kaldı.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hakkari Çukurca’daki operasyonlarda PKK’da çok sayıda Amerika’nın YPG’ye verdiği on kilometre menzilli doçka silah bulunmuş.

ADNAN OKTAR: On kilometre menzilli tabii askerde öyle bir şey yok. Askerimizin silah gücünü artırmamız lazım.

“Selamlar Hocam sizi ilgi ile takip ediyoruz. Van özel harekattan selamlarımızı gönderiyoruz.” Aleyküm selam bütün özel harekatçılara sevgi, saygı, hürmetlerimi gönderiyorum. “Sizden de bizlere o güzel tespihlerinizden bir tane hediye etmenizi rica ediyoruz, saygılar” diyor. Tamam, teberrüken göndereyim size bir tespih inşaAllah.

Önümüzdeki yıllarda çok fazla büyük olaylar olacağı hadislerden anlaşılıyor. Şuan ki olayların çok daha üstünde. Önce bir sıkıntı dönemi gerekiyor yani o olmadan insanların beyni teksif edemiyor. Ruhaniyete, maneviyata teksif edemiyorlar. Önce insanların bir silkelenmesi için işte Allah’ın hikmeti illaki böyle bir acı döneminden geçmesi gerekiyor. Manevi gelişme için bunu Allah mecburi kılıyor.

BEYZA BAYRAKTAR: Kendi imanlarına şahit olmaları açısından da Allah öyle mi yaratıyor?

ADNAN OKTAR: Ayeti söylüyor evet, hem o var hem de “Ne zaman Biz bir beldeye elçi gönderdiysek” diyor oraların insanları yalvarıp yakarsınlar diye bir azap meydana getirdiğini söylüyor Allah. Her elçi geldiğinde her büyük olay öncesinde İslam’ın hakimiyetinden önce mutlaka büyük ve vahim olaylar meydana geliyor. Toplum esaslı şekilde bozuluyor. İnsanlar esaslı şekilde bozuluyor. Müthiş bir manevi çökme oluyor. Onun arkasından Allah gelişme ve atağı meydana getiriyor. O olmadan olmuyor hatta evanjelikler falan bu çökmenin hızlanması için özel gayret ediyorlar.

EBRU ALTAN: Deccal ortaya çıktı mı şuan? Biliyor mu kendisinin deccal olduğunu çıktıysa?

ADNAN OKTAR: Deccalı insanlar gözünde büyütüyorlar. Deccal, insanlardan herhangi bir insanın şeytanla bağlantı kurması sonucunda meydana gelen varlıktır. Yani herhangi bir insan, basit sıradan bir insan. Şeytanla bağlantı kurduğunda şeytan onun vücuduna hulul ediyor, bedenini kaplıyor. İnsandan şeytan olmuş oluyor. Tabii müthiş bir zekaya, müthiş bir akla sahip olmuş oluyor o zaman şeytan hulul ettiği için. Mesela normal sıradan bir adam, orta zekada bir adam bir anda dünyanın en zeki fakat en tehlikeli mahluku haline gelmiş oluyor şeytanın hululünden dolayı. Her konuyu biliyor, her konuda şeytani zekasıyla çözüm getiriyor. Kan dökücülüğü oradan geliyor. Yoksa deccalın bir şeyi yok. Hadislerde belirtildiğine göre sakatlığı olan aciz bir adam. Görünüm olarak da çok sıradan birisi. Çarpık çurpuk bir tip.  

HÜSNA HANIM: Hz. İsa (as) Mehdi’nin kim olduğunu biliyor mudur? Normalde Türkiye’den çıkacağını biliyoruz. Türkiye’de çok fazla olay oluyor.

ADNAN OKTAR: İsa Mesih’in tabii avantajı var. O haberleri izleyen, olayları izleyen ve kendini gizleyen konumda. Ama Mehdi (as) kendini gizlemez. O derece gizlemez. Gizler de, ledün ilmi ile gizler. Harekat olarak gizlemez, gizleyemez çünkü o zaman zaten İslam’ı hakim edemez. Ama ledün ilmi ile gizler. Batın ilmi ile gizler.  

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Mehdi (as)’nin zuhuruna kadar büyük olayların olacağını söylemiştiniz. 2017’de, 2018’de ne tarz olaylar olacağı hadislerde detay veriliyor mu?

ADNAN OKTAR: Allah vermesin, veriliyor tabii ki detaylar. Ben söyleyemiyorum fakat alınacak tedbirleri söylüyorum sadece. Kapalı söylüyorum. Şu şahıs şöyle tedbir alsın diyorum, şu topluluk da şöyle tedbirler alsın diyorum. Yoksa hem şahıslar için ayrı ayrı hem topluluklar için ayrı ayrı şiddetli imtihanlar olacağı hadislerde açıkça görülüyor. Büyük olaylar olacağı görülüyor. Ama ben nasıl anlattım? Kapalı anlattım. Yine kapalı anlatmaya devam edeceğim ama hadislerin anlattığı anlamı ben açıkça söylersem o biraz garip olur. Onu şuan söylememiz olmaz.

HÜSNA HANIM: Hadislerde ismen mi geçiyor kişiler yoksa işari olarak mı?

ADNAN OKTAR: İşari olarak tabii anlaşılıyor. Mesela şunun başı diyor belli. Ama Abdullah Öcalan’ın açıkça ismi Abdullah diye geçiyor. Mesela Kenane, Kenan Evren açıkça Kenane diye geçiyor. Esad, Esad diye geçiyor. Yani net açık geçiyor.

ASLI HANIM: Mehdi (as) zuhur etmeden evvel tekrar gaybet dönemi yaşayacak mı daha önce yaşadığı gibi?

ADNAN OKTAR: Onu hiç bilemiyorum yani olabilir de çünkü hamiyet-i İslamiye feveran edecek diyor. Böyle insanları çok kızdıracak, çok şaşırtacak olaylar olabilir. Çok büyük vicdansızlıklar, çok büyük anormallikler de olabilir. Çünkü İslam’ın hakimiyeti için onu Allah mecburi kılmış. İsa Mesih’te de var o. İsa Mesih’in çok sevilmesine neden olan olay onun katledilmek istemesidir, şehit edilmek istemesidir. Mesela Hz. Yusuf (as) kuyuya konuyor mesela bu çok mühim bir konu olarak anlatılıyor ve Allah’ın en önem verdiği konulardan birisi. Hapse konulması en önem verdiği konulardan bir tanesi. Yusuf dedi mi zaten onlar akla gelir. Ama vazifesini yapacak insanlara hiçbir şekilde bir şey olmuyor. Mümkün değil mesela öldürülemiyor. Mehdi (as) öldürülemiyor. Çok garip alenen mucize bu. Ama deccal de öldürülemiyor. Halbuki deccalı adam öldürse birisi konu biter ama öldürülemiyor. Mehdi (as)’ı öldürseler İslam’ın hakimiyetini durdururlar. O da olmuyor ama çok büyük olaylar oluyor. Büyük felaketler, çok büyük olaylar oluyor. 2017 zaten 17 adı üstünde ama 2018, 2019 gittikçe olayların artacağı anlaşılıyor. 2018’ler 2019’larda da artacağı anlaşılıyor. Müthiş bir sancıya doğru gideceği anlaşılıyor. Mesela diyor ki Amerika ile Rusya anlaştı Suriye’de seçim yapılacak. Şaka gibi yani. Orada seçim yapacak adam var mı? Halk kamplaşmış, şekil almışlar ve terör örgütlerinin görüşü esas hale gelmiş. Terör örgütünün dışında bir İslam anlayışı yok orda. Mehdiyet’i Allah mecbur etmiş topluma.

BEYZA BAYRAKTAR: Siz kıyamet inkarcıların üzerine kopar demiştiniz. Dünyada Müslüman hiç mi kalmayacak yoksa Allah hissettirmeyecek mi onlara?

ADNAN OKTAR: Kıyametten hemen önce çok kısa bir süre önce Müslümanların canı alınıyor ama o Müslümanlar öyle Müslümanlıkla ilgili tek kelime konuşmayan, bilgi vermeyen… Mesela adam küfrün içinde oturuyor, onlar şarap içiyor o da şarap içecek. Anlaman mümkün değil ama adamın kalbinde iman olacak. Allah’tan korkacak, Allah’ı sevecek ama ölüm korkusundan dolayı kendisini sezdirmeyecek. Yani hissettirmeyecek. Namaz kılmayacak mesela.

BEYZA BAYRAKTAR: Bir şey daha sorabilir miyim? Bahsettiğiniz 2017-2018-2019 ve ileriki yıllarda Müslümanların kendilerini gizlemesi gibi bir durum olacak mı yoksa?

ADNAN OKTAR: Yok, açık galibane devam ediyor. Şu an zaten “açık galibane” diyor. Hep açık galibanedir. Müslümanlara tabii ki atakları olacak, saldırı olacak açıkça görülüyor. Çünkü İngiliz derin devleti açıkça ifşa oldu. Bu onlar için felaket yani şeytan mutlaka talimat vermiştir. Şeytan; “bu konuyu hallet” tarzında deccala talimat vermiştir. Deccal mutlaka atağa geçecektir. Yoksa deccallik yapamaz ama Mehdiyet de öz olarak korunur tabii. Onun da özel olarak Allah tarafından verilmiş özel bir durumu var.

Allah böyle yüreği hoplatır, öyle yapar. Bu olaylar mesela birden çeker, birden… Hatta öyle olur ki adam “herhalde bitti” diyor. O derece çok şiddetli olur. Mehdiyet imtihanı öyle alelade bir imtihan değil.

EBRU ALTAN: “Mehdi (as) çıkmayacak dendiğinde çıkar” hadisi onunla bağlantılı değil mi?

ADNAN OKTAR: Tabii hatta “Mehdi (as)’ın öldürüldüğü söylentisi çıkar” diyor hadiste. İnsanlar tamamen ümit kesiyorlar. Ama hiçbir şekilde durdurulacak bir şey değil, mesela işte mucize bu durdurulamıyor. Allah’ın hikmeti. Halbuki bir insan nihayetinde ne var durdurulur. Durdurulamıyor. Koskoca derin devlet durduramıyor mesela İngiliz derin devleti, durduramıyor. Milyonlarca efradı var- milyonlarca silahlı adamı- var. Bombası var, tankı var şunu var bunu var, her şeyi yapabilir. Suikast düzenleyebilir, zehirleyebilir her şeyi yapabilir. Yapamıyor, işte bu mucize. Bunu da Cenab-ı Allah, Cebrail (as), Mikail (as) ve İsrafil (as)’i kullanıyor. Ama adetullaha uygun oluyor insanın aklının ihtiyarı alınmıyor.

DANİELA ZEYNEP BALAMAN: Mehdi (as) ve deccal birbirini tanıyacak mı? Görüşecekler mi?

ADNAN OKTAR: Mehdi (as) ve deccal, en son aşamada. O Kudüs’e geliyor, evet. Merak ediyor olay yerine geliyor ama gizlice geliyor. Orada İsa Mesih (as) onu tanıyor, deli gibi kaçmaya başlıyor birden. İsa Mesih (as) atletiktir, koşarak yakalıyor onu ayağının altına alıyor ama öldürmüyor yani fikren öldürüyor. Onu, onun tanıması çok acayip. Kendini tanıtmadan… Demek ki insanların arasında geziyor fark edilmiyor. Deccal öyle bir şey değil, olayı merak ettiği için oraya geliyor.

EBRU ALTAN: Mehdi (as) ile İsa (as)’ın tanışmasını merak ettiği için mi yoksa onlar daha önceden tanışmış oluyorlar mı?

ADNAN OKTAR: İkisini merak ediyor. Çünkü durduramadığı için çünkü çok zekiler. Onları da yalan söyleyen insanlar olarak düşünüyor. Bu yetenek nereden geliyor hani ben bu kadar zekiyken bu kadar imkanım varken bu olacak iş değil bu nasıl oluyor diye bizzat yerinde görmeye geliyor. Orada İsa Mesih (as) onu tanıyor yüzünden ve kaçmaya çalışıyor.Bab-ı Lut Kapısı'nın önünde” diyor “oraya kaçar” orada yakalıyor İsa Mesih (as). “Yoksa onun şahsını bir nezle bir mikrop da öldürür” diyor. Ölümü o tarz bir ölüm değil.  İsa Mesih (as) onu bizzat eliyle öldürmüyor. “Tuzun suda eridiği gibi erir” diyor, hadiste.

BEYZA BAYRAKTAR: Biz biliyoruz fikren Hz. İsa (as)’ın deccali öldüreceğini, deccal bilmiyor mu Hz. İsa (as)’ın kendini fikren öldüreceğini?

ADNAN OKTAR: İnanmıyor öyle bir şeye. Deccal olduğuna inanmıyor bir kere. Bediüzzaman diyor ki; “Bidayeten deccal dahi kendisini bilmez” diyor, deccal olduğunu. En sonunda anlıyor İsa Mesih (as)’ı gördüğünde anlıyor. Onu görünce içine kaçma hissi geliyor anormal bir mahluk olduğunu o zaman anlıyor. Onun ayaklarının altına düşünce çünkü rezil oluyor, İsa Mesih (as)’in. Orada kendisini son anda anlıyor. Sonuna kadar anlamıyor, kendisini bir öncü, iyi bir lider işte İngiliz derin devletinin başı, dünyayı Darwinist-materyalist yapan, dünyayı tek devlet haline getirmek istiyor zaten deccal de ama dinsiz tek devlet. Ama Mehdi (as) dindar bir dünya meydana getiriyor. İslam’ın hakim olduğu bir dünya meydana getiriyor.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Bu olayın gerçekleştiği zaman için tarih belirtiliyor mu hadislerde?

ADNAN OKTAR: Siz görürsünüz özetle. Allahualem, bizler görürüz. Ama herhalde biz artık son aşamasına geldik. Son mesela şu 3-5 yıl çok büyük olayların olacağı yıllar. Ama mesela diyorlar ki insanlar “Mehdi demek ki yalanmış”  demek ki biraz uzayacak. Hem büyük olaylar olacak hem de uzayacak. İşte uzama sevabın artması için.

GÖKALP BARLAN: Kutsal sandığa kadar mı süresi olacak Hocam?

ADNAN OKTAR: Nasıl?

GÖKALP BARLAN: Kutsal sandık onun alametidir hükümdarlığının.

ADNAN OKTAR: Kutsal sandıkla ilgili iki ebcet var. Birisi öyle gösteriyor ama tabii doğrusunu Allah bilir, 1433. O hadiste belirlenmiş bir şey değil, belki kutsal sandığın detayları bulunacak ona da işaret ediyor olabilir. Çünkü Hz. Musa (as)’ın asası var mesela daha bulunmamış. Kabe’nin altındaki hazineler var onlar bulunacak. Firavun’un gizli birçok hazinesi var orada Hz. Yusuf (as)’ a ait alametler de var. Bir ihtimal Hz. Yusuf (as)’ ın mezarı o piramitlerin altında da bulunabilir. Çünkü firavunlar devrindeydi Hz. Yusuf (as). Onun “efendim” dediği kişi zaten firavun hanedanından adamlar dolayısıyla onun da vefatında herhangi bir mezara gömülmüş olması çok zor. Büyük bir ihtimalle o piramitlerden birine gömüldü ve onun eşyalarıyla birlikte olması gerekiyor. Bunların hiçbirine bakılmadı mesela Nemrut’un mezarı hiç açılmadı. O tepe var ya taş yığınak, o taş yığmasının altında onun mezarı, Nemrut’un mezarı bilinmiyor. Birçok alametleri Hz. İbrahim (as)’a ait birçok alametler de oradadır, işaretler. Ama bir mason mabedi olduğu anlaşılıyor, oralar. Çünkü oradaki bütün semboller masonik. 19 yıldız, güneş, ay hepsi.

SİBEL YILMAZTÜRK: Hz. İsa (as) gizlendiği dönemde faaliyetleri olacak mı?

ADNAN OKTAR: Daha ziyade siyaset üstüne benim anladığım herhalde masonlara etki edecek, tapınak şövalyelerine etki edecek yani daha üst etki etme. Belki illuminatiye etki edecek, belki illuminatinin kontrolünü eline geçirecek.

EBRU ALTAN: Hz. İsa (as) ile Hızır (as) görüşüyorlar mıdır?

ADNAN OKTAR: Görüşür tabii. Peygamber olduğu için görüşür.

EBRU ALTAN: Hz. İsa (as), Hızır (as) olduğunu bilerek mi görüşüyordur?

ADNAN OKTAR: Benim bildiğim gizliyor. Mesela Peygamberimiz (sav) ile de görüşüyor Hızır (as) hatta vefatında da geliyor. Peygamberimiz (sav)’in vefatında başsağlığı diliyor. Ama sonra farkına varıyorlar, gittiğinde anlaşılıyor. Mesela Hz. Ali (ra)’nin cenaze namazını kıldıran şahsa bakıyorlar aynı Hz. Ali (ra)’ye benziyor. Bu Hızır (as)’ın özellikleridir. Hatta Hz. Ali (ra)’nin kendinin kıldırdığını sanıyorlar, halk. Aynısı sonra da kayboluyor o şahıs.

BEYZA BAYRAKTAR: Said Nursi Hazretleri’nde de.

ADNAN OKTAR: Said Nursi Hazretleri’nin olayında da camide Bediüzzaman’ın aynısı şahıs adam emin oluyor, “net o” diyor sonra bakıyor caminin içinde yok. Yine geliyor halbuki gitmiş değil Bediüzzaman zaten cezaevinde ama göremiyor. Bu harikalar aklın ihtiyarını kaldırmaz, aklın ihtiyarına uygun oluyor. Mesela bir topluluğun içine Hızır (as) geliyor engelleme yapıyor yahut bir şey yapıyor aklın ihtiyarı kalkmıyor. Mesela darbe akşamı Hızır (as)’ın çok yoğun faaliyet yaptığı görülüyor. Her yerden her şeyden anlaşılıyor. Nihat Genç diye bir çocuk var o bile anlatıyor. Ki benim bildiğim Marksist o. O bile anlatıyor.

EBRU ALTAN: Hızır (as) deccale yardım eder mi? Kaderde olacak olayların gerçekleşmesi için.

ADNAN OKTAR: İşin acayip yanı akıl durduran yanı o. Mesela süfyana da yardım ediyor, deccale de yardım ediyor ama Mehdi (as)’ayardım etmek kastıyla yardım ediyor. O ayrı bir ledün ilminin uygulaması o. Mesela Allah’ın resulü vefat ettiğinde Hızır (as) geldi ve evin kapısının önünde durdu. İçeride Hz. Ali (ra), Hz. Fatıma, Hz. Hasan (ra) ve Hz. Hüseyin (ra) bulunuyordu. Allah’ın Resulü kefenlenmişti Hızır (as) içeride bulunan Hz. Ali (ra), Hz. Fatıma, Hz. Hasan (ra) ve Hz. Hüseyin (ra)’a şöyle dedi: “Selam olsun Ey Ehl-i Beyti Resulullah her nefis ölümü tadacaktır sizler mükafatınızı kıyamet gününde alacaksınız. Sizin için de kendim için de Allah’a istiğfar ediyorum” diyor, çekip gidiyor. Yaşlı bir ihtiyar görünümünde sonradan istişare edip onun Hızır (as) olduğunu anlıyorlar. Çünkü yok öyle birisi sahabenin içinde yok, nereden gelmiş bu insan? Çoğu zaman böyle olur gittikten sonra zannı galip ile Hızır (as) olduğu anlaşılır.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Hz. İsa (as) dünyaya geldiğinde Hz. İsa (as) olduğuna nasıl kanaat getirecek ya da nasıl düşünecek?

ADNAN OKTAR: Zannı galip. Mesela biz namazda abdest alıyoruz zannı galip ile onun da Hz. İsa Mesih (as) olduğuna zannı galip ile mesela “Sen Hz. İsa (as) mısın?” demez Mehdi (as) direkt gider sarılır. Doğrudan sevgi gösterir yani tanımaya çalışmaz, onu sorgulamaz. Yüzüne baktığında hemen anlar. O Allah’ın ona bir lütfu işte. Allah ona ilham ediyor, o da bir harikadır.

HÜSNA HANIM: Deccal de o şekilde mi tanıyor yoksa genel olarak o dönemde herkes tanır mı?

ADNAN OKTAR: İsa Mesih (as) de evet. İsa Mesih (as) da öyle. İmanın nuruyla tanıyor. Baktığında deccal olduğunu anlıyor. Mesela normalde halk anlamıyor. Kudüs’e kadar gelmiş halkın arasında geziyor binlerce, on binlerce insan var onların arasında bakar bakmaz çıkarıyor onun deccal olduğunu bu da bir ilham, vahiyle Allah’ın kalbine ilham etmesi.

HÜSNA HANIM: Deccal de onu o şekilde mi tanıyor, normalde bilindiği için mi artık o dönemde yoksa?

ADNAN OKTAR: Yok yok o sadece merak ettiği için geliyor. O onun İsa Mesih (as) olduğunu kabul etmiyor zaten Mehdi (as)’nin de ikisinin de yalan söylediğine inanıyor.  

BEYZA BAYRAKTAR: Gerçek olduğunu anlayınca kaçıyor.

ADNAN OKTAR: Evet, o zaman anlıyor. Özetle insanlar hop oturup hop kalkacaklar onu söyleyeyim. Yürekleri ağızlarına gelecek ama sonunda İslam hakim olacak, inşaAllah.

Tevrat’ta mesela Hz. Yusuf (as)’ın mumyalandığı yazıyor. Mumyalandıysa zaten belli zaten onun başında olan kişi de firavun olduğuna göre firavunun kendisine de mezar yaptırdığına göre Hz. Yusuf (as)’a yapılmaması çok güç.

EBRU ALTAN: Hızır (as) koruyor olabilir mi sadece Mehdi (as)’ın bulabileceği gibi?

ADNAN OKTAR: Hz. Yusuf (as)’un mezarını mı? Birçoğu zaten öyle bulunacak. Hiçbirine izin yok şu an zaten isteseler hiçbirini bulamazlar. Allah diyor ya; “melekler koruyor” diyor. Normalde Tabut-u Sekine’yi bulamamaları çok acayip bir şey bütün devletlerin imkanı var. Masonlar arıyor, tapınak şövalyeleri arıyor, Museviler arıyor, İsrail devlet olarak arıyor, bulamıyorlar. Her yer aranıyor izin yok. Allah onun için “melekler tarafından korunur” diyor. Bir tek Mehdi (as)’a mahsus bir şey bulunması. Allah onu onore etmek için ona bulduruyor, son kere.

EBRU ALTAN: Hızır (as) deccalin planlarını bilir mi?

ADNAN OKTAR: Biliyor tabii ki. Bayağı metafizik bir varlık. Ama hayret aklın ihtiyarı kalkmıyor o vaziyette. Nasıl oluyor, imtihan oluyor bu insan? Duvardan geçiyor, sandalye şekli alıyor, köpek şekline girebiliyor, kadın şekline girebiliyor.

GÖRKEM ERDOĞAN: Yaşlı bir adam şekline girebiliyor.

ADNAN OKTAR: Yaşlı bir adam şekline giriyor, her şekle giriyor.

BEYZA BAYRAKTAR: Eşya demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Eşya. Ama imtihan oluyor.

MEHTAP ŞAHİN: Hz. Hızır (as)’ın ailesi var mı?

ADNAN OKTAR: Yok, zaten ailesi kalır mı? Vefat etmiş hepsi.

GÖRKEM ERDOĞAN: Deccaliyeti destekleyen gruplar deccalin kim olduğunu şahıs olarak bilirler mi?

ADNAN OKTAR: Yok, onlar onun bayağı böyle alim, fadıl çok klas bir adam olarak biliyorlar. Akıl almaz zeki, şeytanın zekasını kullandığı için nefesleri kesiliyor onun zekasından. Darwinizm’i savunuyor, materyalizmi savunuyor muhtemelen de Rumi çıkacak ben size söyleyeyim.

EBRU ALTAN: Deccal harika gösterir mi peki onu desteklemeleri için?

ADNAN OKTAR: Homoseksüel olacaktır, onu da söyleyeyim. Deccal homoseksüel olacaktır, önceden söylüyorum. Efendim.

EBRU ALTAN: Deccal kendisini desteklemeleri için onlara harikalıklar gösterir mi?

ADNAN OKTAR: Adamın zaten zekası harika ama öyle bir gücü var. Bediüzzaman diyor ki; “sihir ve manyetizmanın nevinden müthiş harikalara mazhar olan deccal ise suri hükümetini bir nevi rububiyet kabul ederek ilahlığını ilan eder” diyor. “Aciz bir insanın ilahlık iddia etmesinin ne derece maskaralık olduğu malumdur” diyor. “…ve onun tabileri onlar da bir nevi kendilerini küçük birer firavun hükmünde ilah gibi görürler. Onlar da kendilerinin ilahlıklarını iddia ederler” diyor, hepsi Allah olduğunu… Onun için İngiliz derin devleti mensuplarına “Lord”, “Allah” deniyor. Hepsi kendini Allah olarak görüyor. Başındaki kişiye de Allah diyorlar onlar, “Lord” diyorlar, öyle bir sistem.

DANİELA ZEYNEP BALAMAN: Deccalin takipçileri onun şeytanla bağlantısı olduğunu biliyorlar mı, görüştüğünü?

ADNAN OKTAR: Metafizik güçlere sahip olduğuna inanıyorlar. O bir ruhla bağlantı kurduğunu iddia ediyor tabii. Şeytan demiyordur ona ruh diyordur. Duruma göre, adamlara göre kafaları nasıl kaldıracaksa ona göre bir açıklama yapıyordur. Ama en has adamlarına tabii şeytanla bağlantılı olduğunu söylüyordur. Onun zekasını kullandığını söylüyordur. Ama onu kullandığını iddia ediyor -şeytanı kullandığını- iddia ediyor. Halbuki şeytan onu kullanıyor, o şeytana tabi olmuş.

BEYZA BAYRAKTAR: Herkesin tanıdığı bildiği biri mi olur deccal?

ADNAN OKTAR: Yok, gizler kendini öyle değil hiç, bayağı şaşıracağız. Kimsenin bilmediği yaşlı bir İngiliz de çıkabilir. “Kırmızı yüzlüdür” diyor Peygamberimiz (sav). “Bir gözü kör” diyor belki yaşlılığa bağlı olarak gözü kör olmuş olabilir, aczi açısından. “Ayakları yamuktur” diyor ileri yaşta biraz anladığım kadarıyla, “saçları bembeyazdır, rüzgar vurdukça dağılır” diyor, hadiste. Böyle filozof görünümlü bir İngiliz herhalde anladığım kadarıyla.

“Hocam, bir kardeşimiz cinlerle bağlantının detaylarını sormuş ben sormuyorum kısmen ama o kardeşimiz merak etmiş” diyor. Çok sevimli.

SİBEL YILMAZTÜRK: Hz. Hızır (as) tek başına mıdır yoksa yardımcıları var mıdır?

ADNAN OKTAR: Tek, onun da orada Allah’ın ona imtihanı. Yanında bir peygamber ile geziyor. Bilin bakalım kim?

SİBEL YILMAZTÜRK: İlyas (as).

ADNAN OKTAR: İlyas (as) evet. Sıkılmasın diye Allah. Bak, İlyas (as) hiçbir yerde ortaya çıkmaz. Sırf sıkılmasın, arkadaş olsun diye İlyas (as)’ı gönderiyor Allah. Sırf o, başka bir şey yok. Mesela ahirete intikal etmemiş İlyas (as). Bak ölmüş ama ahirete intikal etmemiş. Yani ara bir hayat devresinde.

BEYZA BAYRAKTAR: Binlerce yıl.

ADNAN OKTAR: Tabii binlerce yıldan beri. Bak ölü ama ahirete gitmiyor. Sırf ona yardımcı olsun diye Allah tutuyor. Onun imtihanı da zor. Yani metafizik. Yani adeta cin şeyi almış. Yani letafet kazanmış, cin özelliği kazanmış. Cin gibi yani. Yahut melek özelliği kazanmış, öyle diyeyim. Yani akıl almaz zor bir imtihan. Hızır (as)’ınki daha da zor. Oradan oraya, oradan oraya, oradan oraya imtihan oluyor. Deccalle de karşılaşması var. Yani inşaAllah makamı cennet zaten.

EBRU ALTAN: Peki, onlar binlerce yıl olarak mı imtihan oluyorlar yoksa zaman göreceli olduğu için onlara etkisi farklı mı?

ADNAN OKTAR: Tabii göreceli, göreceli. Yani Allah öyle sıkıntı vermez. Ama tabii zorluklarla karşılaşıyor o da insan olarak. Çok dindar, takva bir insan. Hatta Abdülkadir Geylani görüyor kalabalığın içinde, “Ey İsrailli” diyor “gel de Muhammedi sohbet dinle gel” diyor. Yani tanıyor onu. Zaman zaman o tip bir durum oluyor ama yani götürüp tabii şunu yaptı bunu yaptı falan, öyle olmuyor. Kısa bir an geliyor, işini yapıp gidiyor. Yani Müslümanlarla oturup uzun uzun sohbetler, o tip bir şey yok. Çünkü onun şeriatı ayrı zaten. Yani Kuran’a tabi değil. Ama hurufu mukattayla, hurufu mukattayla bazı konularda kendine ihtiyacı olan bilgileri ediniyor olabilir. Hurufu mukattayı devreye sokarak. Çünkü o tarz insanların beyni bilgisayar gibi oluyor. Hurufu mukattanın kullanılması için bilgisayar gibi bir beyne ihtiyaç var. Yani normal bir beyinle hurufu mukattayı insan kullanamaz. Yani onu ilgili yerlere yerleştirdiğinde hemen Kuran’ın içerisindeki kendine hitap eden şifrelerin hepsini görüyor Allahualem. Anlıyor yani. Allahualem diyorum.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Hazreti İsa (as) da anlayabilecek miydi hurufu mukattayı?

ADNAN OKTAR: Yani Allahualem bilmez. Yani onlara yönelik değil hurufu mukatta. Yani onlarla ilgili değil. Şeriat hükmü değil zaten. Bak Allah’ın ayeti diyor hurufu mukatta için. Ayet. Ayetten sorumlu olmamız lazım. Ama anlamıyoruz. O zaman sorumlu olan birileri var. Yani hurufu mukattadan sorumlu olan birilerinin olması gerekiyor. Onun da Hızır (as) olduğu anlaşılıyor. Allahualem, evet.

BEYZA BAYRAKTAR: Mehdi (as) hurufu mukattayı açıklayacak mı insanlara?

ADNAN OKTAR: Allahualem o da bilmez yani. Onunla ilgili değil zaten. Ayrı bir şey o. Oradan çünkü bir konu çıkarıyor kendisiyle ilgili bilgiyi ediniyor. Yani onu ilgilendiren bilgi zaten zahir bilgisi. Zahirle mükelleftir. Mehdi (as) de, İsa Mesih (as) de. Ama orada batın bilgisi var hurufu mukattada. Batın bilgisi onları ilgilendirmez. Yani oradan hüküm çıkaramaz.

HÜSNA HANIM: Hazreti Hızır (as) aynı anda birkaç farklı yerde bulunabiliyor mu?

ADNAN OKTAR: Tabii. Öyle cin gibi yani. Cin, melek gibi.

HÜSNA HANIM: Hepsini algılayabiliyor yani bulunduğu her yerde aynı anda algılıyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. Yani nasıl cennette insanın birçok yerde bedeni oluyor. Normal yaşıyor. Ama işte onu normal karşılaması çok şaşırtıcı. İşte insan bak alışınca nasıl normal görüyormuş? Mesela biz de cennete gittiğimizde çok bedenimiz olacak. Hemen alışacağız. Hiç bize yabancı gelmez. Yani. Biz de mesela duvardan geçebileceğiz cennette. Eşyanın içinden geçeceğiz. Ama bize hiç acayip gelmeyecek. Tabii. Mesela suyun içinde olacağız yani rahatça yaşayacağız suyun içinde. Oksijene ihtiyaç olmadan. Suyun içinde yüzeceğiz. Havada mesela uçacağız. Ama kanadımız yok. Ama gayet makul gelecek. Hızır (as)’a nasıl makul geliyor, bize de öyle makul gelecek. Yani zaten kısa süre sonra insanlar cenneti görüyorlar. Yani hepsi makul geliyor, her şey makul geliyor.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Hızır (as) başlangıçta metafizik özellikleriyle birlikte mi yaratıldı yoksa önce bir insan olarak mı yaşıyordu daha sonra mı bu özellikleri kazandı?

ADNAN OKTAR: İnsan olarak yaşarken Allah onu o boyutun içine sokuyor. Mesela biz -Allah ömrümüzü uzun etsin- ölsek,  cennete gitsek bizim oraya uyum sağlamamız saniyeler içinde olur. Mesela duvardan geçiyor insan gayet makul görüyor. Duvarda uçuyor, havada  uçuyor son  derece makul görüyor. Suyun içinde geziyor makul görüyor. Ve on binlerce yerde vücudu gayet makul görüyor. Son derece sakin üsluplarından anlaşılıyor. Kuran’daki üsluplarından. Son derece sakin bakın.

EBRU ALTAN: Siz rüyada çok makul anlatmıştınız. 

ADNAN OKTAR: İşte oradan bakın. Çok güzel doğru. Mesela insan diyor. Ben görüyorum. Rüyamda uçtuğumu görüyorum. Bana son derece makul geliyor. Hiç şaşırmıyorum ben. Ne oluyor falan demiyorum. Duvardan da geçiyorum rüyamda. Gayet makul görüyorum. Bir anda başka ülkede oluyorum. Bilmiyorum size çok oluyordur. Hepinize biliyorsunuzdur.  Hiç şaşırıyor musunuz? Uyanınca acayibimize gidiyor yani. Oradayken hepsi son derece makul oluyor. İşte Hızır (as)'da da öyle makul. Aynı makullükte oluyor.

SALİHA HANIM: Hz. Hızır (as)'ın yapması gereken görevler ona nasıl bildiriliyor? İlham yoluyla mı? 

ADNAN OKTAR: Vahiy, direkt vahiy alıyor. Allah vahyediyor vahiy olarak alıyor. Duyuyor yani açıkça görüyor.

DANIELA ZEYNEP BALAMAN: Bir aracı olmuyor değil mi?

ADNAN OKTAR: Yok yok direkt Allah'tan vahiy  alıyor.

GÖKALP BARLAN: Yine sonuçta kadere bağlı olarak.

ADNAN OKTAR: Tabii tabii kaderin içinde. Bütün hareketler kader içinde kaderin dışına çıkamaz. Mesela o çocuğu öldürmesi var. Kader içerisinde yapıyor. “Niye öldürdün?” diyor. Hakikaten zahir ilmine göre haram yaptığı. Ama onun batın ilmine göre helal hatta gerekli, farz. Çocuk derken genç delikanlı. “Kafir olacaktı ilerde onun için öldürdüm. Zarar verecekti Müslümanlara” diyor

EBRU ALTAN: Allah Hz. Hızır (as)'a geleceği bildiriyor mu dilediği kadarını?

ADNAN OKTAR: Tabii tabii zaten o söylüyor. Bildiriyor. Ben bunu kendi işim olarak yapmadım diyor. Zaten söylüyor. Allah bana bildirdi diyor. Vahiy ile bildiriliyor.

EBRU ALTAN: Hz. İsa geldiğinde Allah vahiy? 

ADNAN OKTAR: Vahiy alıyor ama tabii o tarz değil. Hz. Meryem'e yapılan vahiy gibi. Yani sesle duyurabilir. Kendi sorumlu olur ondan. Zaten hüküm tarzında değil. Mesela Hz. İsa (as) olduğunu ona Allah söyler. Ama sorumlu değil.

EBRU ALTAN: Hz. Mehdi (as) vahiy alacak mı?

ADNAN OKTAR: O da alır ilham alır. İlham tarzında.  Sürekli alıyor ilham. Zaten masum imam olması o yüzden. Mehdi (as) masumdur ahkamda. Sürekli hata yaptığı yerde onu düzelten meleği vardır yanında diyor. Cebrail (as) sürekli yanında her hata yaptığında ona vahyediyor. İlhamla söylüyor. O da hemen düzeltiyor. Ama hiçbirini duymaz. Hiçbirini bilmez. Yani ruhuna içten etkiyle yapıyor Allah onu. Yani ses şeklinde değil o.

GÖRKEM ERDOĞAN: Kendi aklına gelmiş gibi.

ADNAN OKTAR: Evet, kendi aklına gelmiş gibi oluyor. Birdenbire şu cevabı vereyim diyor. Hatta diyorlar ki ne kadar usta cevap, ne kadar hazır cevap. Anında aklına geldi hayret ya falan diyorlar. Halbuki vahiy aldığı için oluyor. O da bilmez vahiy aldığını. Açıkça söylüyor hadiste. Cebrail (as) onu her hata yaptığı yerde düzeltir melek. Zaten masum imam denmesinin nedeni odur. Hata yapar. Sürekli düzeltilir. Sonuçta doğru hareket eder Mehdi (as). Hatta diyor Museviler, birçok peygamberden üstündür diyorlar Mesih Mehdi için. Yani Süleyman (as)'dan da üstün diyorlar. Onların inancında öyle. Ehli sünnet inancında da öyle. Bir çok peygamberden üstün olduğunu Peygamberimiz (sav) söylüyor. Hatta söylüyorlar Hz. Ebubekir (ra) ve Ömer (ra)'e de mi üstündür diyor. Tabii diyor Peygamberimiz (sav), onlara da üstündür diyor. Hatta o devirde diyor Müslümanlar sizin herhangi birisinin aldığı sevabın elli mislini alır diyor. Niye diyor o zaman sahabeler. Fitne çok büyük diyor. O devirde birkaç deccal var. Bir de orada otuz büyük deccal var. Dünya çapında.

BEYZA BAYRAKTAR: Deccal Mehdi (as)'den korkar mı? 

ADNAN OKTAR: Yok canım. Hafife alıyor. Eğleniyor yani hoşuna gidiyor. Zeki biri olarak görüyor. Kaale almıyor o kadar. Bilse zaten direkt öldürtmek için girişimlerde bulunur. Çok rahat alt edebileceğini düşünüyor. İsa Mesih'i de öyle. Gelir böyle uzun saçlı falan
o konsepte uygun olsun diye. Mehdi (as) bekliyor ya İsa Mesih'i. Onun için geliyor gibi oluyor. Eğlence gibi görüyor.  Çünkü dünyanın her tarafından insanlar geliyor o da geliyor adamlarıyla sonra deliler gibi kaçmaya başlıyor İsa Mesih’i görünce. Allah'ın hikmeti. O neden olduğunu bilmiyorum. İsa Mesih de onu kovalıyor. Bab-ı Lut Kapısı’nın önünde ayağının önüne düşürüyor deccali. Ama rezil kepaze oluyor. Asıl odur yani rezil olmasıdır. Zaten bak tuzun suda erdiği gibi erir diyor. Bunların hepsini görecek insanlar. Bütün alametleri görecek bunu da görecekler.

EBRU ALTAN: Deccal peki zengin ve çok güç sahibi biri mi olacak?

ADNAN OKTAR: Çevre sahibi. Zekaveti ve fenniyle diyor Bediüzzaman. Bir aşiret sahibi olmadığı halde diyor. Bir çevresi, zenginliği olmadığı halde zekaveti ve fenniyle diyor pek çok kişilere teshir eder diyor. Ama asıl sihir ve manyetizmanın neviinden müthiş harikalara mazhardır diyor. mesela olmayan bir şeyi varmış gibi gösteriyor. Etrafındakiler de ona hayran oluyorlar. Mesela adamı yatırıyor. Şimdi ben bunu biçeceğim diyor. Aslında kolay bir şeyle yapıyor. Yapıyor ya sihirbazlar falan. Onun gibi. Adam hakikaten biçiyor. Adam iki parça olarak görülüyor. Onlar da alkışlıyorlar. Oradaki adamlar falan. Hoşlarına gidiyorlar. Sonra da gidip onlarla sohbet ediyor. Muhtemelen de herhalde biraz üstatlık falan şeyleri de var anladığım. Mason da olabilir. Masonların içinde de çıkabilir. Yalnız İsa Mesih de Masonların içerisinde olacak. Yani onları kontrol altına alacak. Mehdi (as)'nin bilmiyorum ben nasıl bir şey yapacak. Gördüğümüzde anlayacağız. 

BEYZA BAYRAKTAR: Masonlar bilecek mi Hz. Isa (as)'nın olduğunu?

ADNAN OKTAR: Hüsnü zan ederler belki yani olabilir mi acaba diyebilirler. 

EBRU ALTAN: Hz. İsa (as) ile Hz. Mehdi (as) deccali etkisiz hale getirdikten sonra mı İslam'ın hakimiyeti başlıyor?

ADNAN OKTAR: Evet ondan sonra da namaza geçiyorlar. Kiliselerde çanlar çalıyor o anda. Yoğun olarak  ve boru öttürüyorlar o anda. O nakus denen boru, o sur borusu. Yer gök inleyecek böyle. Sürekli ezan okunacak. Kesintisiz. Darbe  gecesi yaptılar ya ezan okundu. Mehdi (as) zahir olduğunda da kesintisiz  ezan okunuyor. Büyük olaylarda oluyor bu. Osmanlı döneminde de vardı. Kesintisiz çan çalıyor. Hristiyanlarda da büyük olaylarda oluyor. Musevilerde de boru çalınması büyük olaylarda oluyor. Onun için  kesintisiz devam eden bir çan, boru ve ezan sesi olacak. O ortamda işte kesintisiz namaz kılıyorlar. Biliyorsunuz konuyu anlatmıştım.

SALİHA HANIM: Mehdi (as) vesilesiyle İslamiyet dünyaya hakim olduğunda nasıl bir ortam oluşacağını detaylı olarak anlatabilir misiniz? Kötülük tamamıyla ortadan kalkacak mı?

ADNAN OKTAR: İnsan aklının aldığı en iyi hal. Hepimiz istiyoruz ya huzur, bereket, rahatlık, kadınlara saygı olsun, barış olsun çok makul değil mi? Ama deccal vesilesiyle bu yapılamıyor. Tam aksi oluyor mesela dehşet yaşanıyor. Halbuki herkes dost olmak ister. Mesela sokağa çıkıp şarkılar söyleyelim. Mesela büyük çarşılarda gençler yere oturup sohbet edebilirler. Marketlerden yiyecek alır konuşurlar. Ama bu olmuyor. Halbuki tek bir kişinin aklıyla bu olur.  Çok kolay bir şey bu. Ne oluyor biz  dostuz arkadaşız. Niye böyle olduk desek hemen olur. Ama olmuyor. İste Mehdi (as) bunu sağlıyor. Mehdi (as)’nin siyasi bir önü yok yani hiç kimsenin cumhurbaşkanlığını almaz hiç kimseden Başbakanlığı almaz. Kaymakamlar, valiler, herkes görevinde olur.  Yani siyasete karışmıyor. O sadece sevginin üstünde duruyor. Sevgi, merhamet, barış, kardeşlik  Allah'tan korkmak, Allah'ı sevmek, huzur… Yani insanların birbirine iyi davranması. Sadece bu konuda görevlidir.

SİBEL YILMAZTÜRK: Hz. İsa (as)’ın öyle bir durumu olacak mı?

ADNAN OKTAR: Siyaset mi?

SİBEL YILMAZTÜRK: Evet.

ADNAN OKTAR: Tabii. Hristiyanlar onun etkisinde olurlar. Bediüzzaman diyor, “Siyaset onun etkisi altında olacak” diyor. “Mehdi (as) siyasete karışmaz” diyor. Ama İsa Mesih, tabii. Çünkü bütün Hristiyanlar onu bakıyorlar zaten, ne derse onu yaparlar. Ama yani gidip cumhurbaşkanı falan olmaz, başbakan olmaz. Ama bütün siyasiler onun sözüne göre hareket ederler. Yani o ne diyorsa ona göre. Çünkü ona imamet de veriyor Mehdi (as). Baş imam kendisi oluyor ama ona imamet veriyor. Hristiyan aleminin lideri olmuş oluyor. Yani Hristiyanlık anlı şanlı bitiyor en son. İslamiyet de anlı şanlı bitiyor. Böyle mezhepler birbirini boğma, sövme, işte o Sünni, Şii, tarikat, hepsi kalkıyor. Gayet huzurlu. Genç kızlar istedikleri gibi gezecekler. Hatta “otlar genç kızların ayaklarına değer” diyor. Bak çok detay bu. “Ve başında mücevherle gezer genç kızlar” diyor. Yani çok açık ifade. Ne anlama geldiği de belli. “Ve hiç kimse onlara tek bir söz etmez” diyor. “Şam’a kadar giderler” diyor istediği gibi. Mesela uçakla gidiyorlar, eğlenip dönüyorlar. Şuan bir genç kızın sokağa çıkması bir olay yani. Bu risk kalkıyor.

KARTAL GÖKTAN: Mehdi (as) zahir olduğunda Mehdi (as)’ın gelişini inkar edenler nasıl bir tavır sergilerler?

ADNAN OKTAR: Hoşlarına gider, ne diyecekler? Ama tabii iyi, akıllı bir insan, sevecen bir insan. İyi, bize de iyi yaradı derler. Neyine çünkü onun? Çünkü hiç değersizken, adam yerine konmazken, aşağılanırken, kimse yüzüne bakmazken adam yerine konmuş olacak, saygı görecek, değer verilecek. Yani hepsi için demiyorum da bir kısmı için yani bazı karaktersiz kişiler için.

BEYZA BAYRAKTAR: O zamana kadar eğitilirler mi?

ADNAN OKTAR: Tabii ki yani hiçbir insan kötü değildir o anlamda. Yani mazlumlaşıyor tabii düzeliyor. Çünkü zaten işine gelir o. Yani niye kavga istesin, gerilim? Çünkü dünyada ikinci bir yol olmadığını zannediyor onlar. Halbuki var.

Deccal adamlarına cilve yapıyor. Adamlarını yatırıyor. Şimdi sizi öldüreceğim diyor. Adamları ikiye ayırıyor. Adamlar sırıtarak kalkıyorlar falan. Öyle yani bir sihirbazlık gibi özellikleri var. Yani hipnozla onu elde ediyor. “Sihir ve manyetizmanın nev’inde müthiş harikalara mazhar olan deccal” diyor. Öyle bir de ilginç bir bineğinden bahsediyor Bediüzzaman. Onu da göreceğiz. “Müthiş bir arabası veyahut sükut lazım” diyor. Yani bir garip aracı olduğunu söylüyor Bediüzzaman.

EBRU ALTAN: Teknolojik olarak üstünlükten mi yoksa o sihir, manyetizma?

ADNAN OKTAR: Allahualem öyle de olabilir. Böyle bir yerden bir yere tayyi mekan falan gibi mi oluyor bilmiyorum ki nasıl yapıyor adam? Yani cin özelliği mi var adamın anlamadım yani neyi kastettiğini anlamadım? Bediüzzaman kolay kolay öyle bir şey demez. “Sükut lazım” diyor. Parantez içinde boş bırakmış, ünlem koymuş.

EBRU ALTAN: Ağabeylere sırrını vermiş olabilir mi?

ADNAN OKTAR: Bediüzzaman mı?

EBRU ALTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Bir tek Sungur Ağabey’e sır vermiş. O diyor; “Ben hayatta olduğum müddetçe seni bırakmayacağım” diyor. Yani ruhaniyet olarak seni takip edeceğim diyor. Allah ona öyle bir güç vermiş olabilir. Bir tek Sungur Ağabey biliyor Mehdiyet sırlarını. Bir de Seyit Salih Özcan. İkisi çok dürüst ve candanlar. Öbürleri pek bilmiyorlar Allahualem.

EBRU ALTAN: Bediüzzaman ismen biliyor mudur Mehdi (as)’ı?

ADNAN OKTAR: Yani öyle gibi görünüyor.

EBRU ALTAN: Deccali biliyor mudur ismen?

ADNAN OKTAR: Deccal tabii. “Ben bir manevi alemde onu gördüm” diyor. “Bir gözünde tesir edici bir manyetik etki gördüm” diyor.

GÖKALP BARLAN: Bediüzzaman’ın isimlerini aslında sayardım gibi bir sözü var mıydı Adnan Bey?

ADNAN OKTAR: Yok.

TURGUT DEMİRHAN: Deccal uzun ömürlü mü olacak?

ADNAN OKTAR: Yok canım normal bir insan. Öyle bir şey yok. Sadece cinlerle bağlantıya geçen işte bak; “sihir ve manyetizmanın ve ispirtizmanın nev’inden” diyor. Ruhçuluk yani böyle cin çağırma nev’inden. “Müthiş harikalara mazhar olan deccal ise suri hükümeti bir nevi rububiyet kabul ederek ilahlığını ilan eder” diyor. Ben Allah’ım diyor, haşa. Var ya böyle içen, böyle sapıtan tipler olur. O tarz yani şımarık yani böyle.

DANIELA ZEYNEP BALAMAN: Deccal madde ilmine sahip olacak mı?

ADNAN OKTAR: Yani işte üç özellik; sihir, manyetizma, ispirtizma. Yani bir nevi sihirbaz gibi de benim anladığım. Çünkü etrafındaki adamlarını bölüyor ortadan ikiye, aralarından geçiyor. Var öyle tipler, onun gibi bir şey, evet.

EBRU ALTAN: İslam’ın hakimiyetinden sonra bu bozulma döneminde peki kötülüğü örgütleyen bir lider olacak mı deccal gibi?

ADNAN OKTAR: Bir daha.

EBRU ALTAN: İslam’ın hakimiyetinden sonra Müslümanların artık yenilgi halinde yaşadıkları dönemde bu kötülüğü örgütleyen bir lider olacak mı?

ADNAN OKTAR: Alayı deccal olacak. Yani tamamı deccal oluyor. Yani hepsi şeytan oluyor insanların.

BEYZA BAYRAKTAR: Birbirlerine de gaddar.

ADNAN OKTAR: Tabii tabii. Akıl almaz katliamlar, rezaletler. Yani yaşanacak gibi olmayacak dünya. Yani sapıklık… Peygamberimiz (sav); “Sokakta merkepler gibi cinsel ilişkiye girecekler” diyor. Anadan doğma geziyorlar sokakta. “Merkepler gibi birbirleriyle ilişkiye girecekler” diyor. Ve öldüren, ölen, yani her türlü kepazelik, ahlaksızlık. Yani yaşanacak gibi olmayacak dünya.

EBRU ALTAN: Devlet kalmayacak?

ADNAN OKTAR: Devlet yok tabii devleti kaldırmış olacaklar. Devlet yok, ahlak yok, aile yok, hiçbir şey yok.

BEYZA BAYRAKTAR: Kabe yıkılacak demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Kabe evet yıkılıyor.

BEYZA BAYRAKTAR: Kuran refedilecek demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Kuran tamamen alınıyor göğe. Hiçbir yaprak dahi kalmıyor. Yani tek bir ayet dahi kalmıyor.

EBRU ALTAN: Son birkaç yılda mı kıyamet kopması olacak?

ADNAN OKTAR: İşte Hicri 1543’le 45 arası diyor Bediüzzaman. Yani hemen 43’te başlamaz da o aralarda, ortalarında falan. Kuran hiç kalmıyor.

HÜSNA HANIM: O dönemdeki Müslümanlar Kuran olmadığına göre neye göre hareket edecekler?

ADNAN OKTAR: Ezberden işte aklında kaldığı kadar. Zaten ibadet eden yok canım öyle hiç yok. Peygamberimiz (sav); “İmayla kılın, gözünüzle” diyor. “Nasıl yapacağız?” diyorlar. Abdest, hiçbir şey yok.

EBRU ALTAN: Bozulma peki uzun bir süreç mi yoksa?

ADNAN OKTAR: Uzun bir süreç tabii. “Üç devrim olacak” diyor Bediüzzaman. “Üç büyük devrimin vakitlerini ayrı ayrı tetabuk ve ittifakla işaret etmeleri bende çok kuvvetli kanaat oluşturdu. Zannı galibe dönüştü” diyor. “Hem Vel Asr Suresi hem Fatiha hem de hadis. Üçü de aynı işareti veriyor” diyor. Ama tabii ona Allahualem ilham oluyor. Vel Asr’ı nereden bulsun ve ilgili yeri nereden bilsin? Fatiha’yı nereden bilsin? Ve o hadisi nereden bilsin, bulsun? Yani üçünü birden bulması, biri söylemesi lazım. Yani herhalde yekaze halindeyken Hızır (as) söylemiş olabilir. Çünkü yekaze haline sık sık giriyor. Veyahut rüyasında bildirilmiş olabilir.

HÜSNA HANIM: Peki bütün Müslümanlar birbirini tanıyacaklar mı o dönemde?

ADNAN OKTAR: Çok tehlikeli olur tabii de yani çok çok ince tartarak falan. Çünkü Müslüman olduğunu anlarlarsa hemen öldürürler. İmalarla yavaş yavaş birbirlerini tanıyorlar. Yani yaşanacak devir değil Allah vermesin.

EBRU ALTAN: Hızır (as) yine yardım eder mi Müslümanlara o dönemde?

ADNAN OKTAR: Tabii o devirde var ama yapacak bir şey yok. Zaten Hızır (as) da çekiliyor ondan sonra. Yani yapacak hiçbir şey kalmamış. Müslümanların canı alınıyor, Hızır (as) da çekiliyor artık kıyamet. Alay ediyorlar kıyametle tabii ne kıyametiymiş falan diye. Züppelik, kepazelik, delilik, çok korkunç bir ortam olacak.

HÜSNA HANIM: Yaklaşık kaç yıl sürüyor bu dönem?

ADNAN OKTAR: İki yıl, üç yıl işte. İki yıl, 1543-1545.

EBRU ALTAN: Akım olacak mı peki bozulma için böyle komünizm gibi?

ADNAN OKTAR: Benim kanaatim ilk darbe faşizm, faşist bir darbe. Mahiyetini de anlatırım da yanlış olur, kafa karıştırır. Yecüc Mecüc’ün zuhuruyla oluyor bu faşist darbe. Sonra komünist darbe. Komünist darbeye karşı yine karşı bir komünist bir darbe. Yine o tarz o mahiyette. Yani daha değişik, yine o kafada ama daha kan dökücü. Herhalde komünistleri biraz ilkel bulacaklar. Daha modern bir komünizm olarak daha böyle insan haklarını hiçe sayan, işçi sınıfını kabul etmeyen bir darbe olabilir. Yani sadece eğlenmeyi, hayatı esas alan bir darbe olabilir. Öyle gibi görünüyor. Yani çünkü komünizmde yine bir işçi sınıfı falan var ya işçi, köylü sınıfı? Onu da reddeden bir darbe. Öyle gibi görünüyor anlatımlardan.

“Bir vechi (sebebi) şudur ki: Sihir ve manyetizma ve ispirtizma gibi istidracı harikalarıyla (hipnoz ve ruhlarla bağlantı tarzındaki sahte mucizeleriyle) kendini muhafaza eden ve herkesi teshir eden” Bak herkesi diyor. Yani herkesin üstünde onun sıkıntısı hissedilir. “O dehşetli deccal'i yok edebilecek, mesleğini değiştirecek;  ancak harika ve mu'cizatlı ve umumun makbulü (mucizeleri olan ve herkesin kabul ettiği) bir zat olabilir ki o zat en ziyade alakadar ve ekser insanların (insanların çoğunluğunun) Peygamberi olan Hazret-İ İsa Aleyhisselam'dır.  (Şualar, s. 493)”

Burhan Solar, bunların hepsini ben Risale-i Nur’dan ve hadislerden anlatıyorum. Ve hadisler de sürekli çıkıyor, görüyorsunuz. İnşaAllah. Ama Allahualem diyerek anlatıyoruz tabii Allahualem. Ama çıkınca artık gerçeklemiş oluyor. Mesela daha önce de ben Irak’ın, Suriye’nin işgal edileceğini söyledim. Üçe ayrılacağını söyledim. Allahualem dedim, çıktı. Türk tanklarının oraya gireceğini, onu da söyledim. O da çıktı. Hatta bir doktor vardı Bakırköy’de. “Hayret ettim bak Hoca yirmi yıl önce söyledi. Aynısıyla çıktı” diyor. Ne söylediysek çıktı. Kuyruklu yıldızların çıkacağını söyledik, çıktı. Hadislerde var çünkü.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Hz. İsa (as) ile Mehdi (as) Kudüs’te buluştuktan sonra Kudüs’te mi kalacaklar? Birlikte İstanbul’a mı gelirler? Nereye giderler?

ADNAN OKTAR: Gezecek İsa Mesih’le. Zaten Mesih denmesinin nedenlerinden birisi çok gezmesi. Dünyanın her tarafını gezecek İsa Mesih. Mehdi (as) da çok yere gideceği anlaşılıyor hadislerden. Mehdi (as) İsa Mesih’i imanın nuruyla tanıyor. O zaman Bediüzzaman derdi; “Gidip sorgulayacak, konuşacak” derdi. Öyle demiyor. İmanın nuruyla tanır. İsa Mesih de Mehdi (as)’ı imanın nuruyla tanıyor. Demek ki sorgulama olmayacak.

EBRU ALTAN: Kalpte bir his olarak.

ADNAN OKTAR: Evet. Hissediyor yani. Vicdani kanaatiyle, zannı galiple anlıyor. Tabii ben Bediüzzaman’ın sözünü naklediyorum. Allahualem diyerek. Yani kendi sözüm değil bunlar.

BEYZA BAYRAKTAR: Hz. İsa (as)’a kör olanı ve alacalıyı iyileştirme özelliği vermişti Allah. Tekrar geldiğinde yine bu özelliklere sahip olacak mı?

ADNAN OKTAR: Şifa özellikleri olur da illa kör olan mıdır değil midir? Mesela adamın başı ağarır. Başını mesh eder, ağrısı gider o anda. Veyahut mesela kalbinde ağrı, sıkıntısı vardır. Kalbini mesh eder, kalbindeki ağrı gider. O tarzdadır. Olabilir de cildinde mesela elini yüzüne sürer. Ama anında geçmez. Yani bir hafta sonra, üç gün sonra gider. Yani aklın ihtiyarını kaldıracak bir şey olmaz.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Mehdi (as)’da var mı bu tarz özellik?

ADNAN OKTAR: Yani muhtemelen. Çünkü çok benzer diyor Peygamberimiz (sav), İsa Mesih ve Mehdi (as). Çünkü aynı soydanlar zaten, kardeşler. Olabilir. Ama öyle aklın ihtiyarını aldıracak, çünkü Mehdi (as) halkın arasında. Hiçbir şekilde anlaşılamıyor. “Çarşılarınızda gezecek, o sizi tanıyacak, siz onu tanıyamayacaksınız” diyor, Peygamberimiz (sav). O yetmiş perdeyle korunuyor. Anlaşılmayacak. Yani kendisi de ledünle kendini örter. Allah da ayrıca kendi melekleriyle veyahut sebeple onu örtüyor, anlaşılmıyor.

Şimdi iki üç dakika ara verelim, devam edelim.

Masaüstü Görünümü