Harun Yahya

Sohbetler (14 Eylül 2016; 09:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN:  Yayınımıza devam ediyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk siz de hoş geldiniz.

“Geleceğimiz Sevgi Birliğinde” diyelim.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, bayrama gölge düşüren tek şeyin PKK terörü olduğunu söyleyerek “Bu kalleşlerin Kürtlerin hak ve hukuklarıyla ilgisi yok. İnançlı muhafazakar Kürt kardeşlerimizden nefret ediyorlar çünkü onların da kendileri gibi Marksist, Leninist, ateist olmasını istiyorlar, camilere saldırmalarının da sebebi bu ama Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi Doğu ve Güneydoğu’daki Kürt kardeşlerimiz, şehirlerdeki operasyonlarda olduğu gibi elinin tersiyle bu hainleri itiyor” dedi.

ADNAN OKTAR: Üslup çok güzel, teşhis iyi ama Marksizm’in, Leninizm’in ne olduğunu bilmeyen milyonlarca insan var. Cevabını da hiç bilmiyorlar. Marksizm, Leninizm nedir desem bilmezler. Marksizm’in, Leninizm’in kökeninin Darwinizm olduğunu da bilmezler.  Ta Abdülhamit döneminde Darwinist eğitim Osmanlı’ya konulmuş, Osmanlı’yı yıkmış, Osmanlı’yı yıkmaya devam etmiş ve halen de yıkma istidadında. Darwinizm’i adamlar İngiliz derin devletinin uzmanları Osmanlı içerisine virüs gibi enjekte etmişler Abdülhamit kanalıyla sonra Osmanlı kendi içinde erimeye başlamış kanser gibi. Bünyeyi parçalamış parçalamış parçalamış son Türkiye’yi kalmış şimdi Darwinist virüs tahribatına devam ediyor. Şimdi Türkiye’yi daha da parçalara ayırmak üzere, hastalık sirayet etmiş vaziyette. Hükümet ne diyor? Marksist, Leninist, Stalinist diyor. Marksizm, Leninizm nedir? Açıklama var mı? Yok. Gençlere de anlatılmıyor ama PKK biliyor Marksizm’in, Leninizm’in ne olduğunu. Darwinist ve materyalist felsefenin üstüne oturduğunu da biliyor. Hükümetin Darwinist, materyalist eğitim verdiğini de, Abdülhamit devrinden beri bu eğitimin kesintisiz devam ettiğini de biliyor. Şimdi burada ideolojik olarak kim galip durumda? Hükümetin galip olması gerekir fikirle, düşünceyle, ilimle, irfanla ezip geçmesi gerekir. Sonunda Marksist Leninist olduğunu söyledi Bakan Allah razı olsun, ilk defa görüyorum. Daha önce de herhalde yıllar önce de birkaç bakandan duyduk Marksist, Leninist olduklarını. Gençlere hem Darwinist, materyalist eğitim veriliyor. Darwinist, materyalist olunca adam diyor ki ‘madem Allah yok, madem biz tesadüfen yaratıldık, madem kainat sizin dediğiniz gibi ilk başta komünal bir toplumdu, tarih madem dönüyor yeniden başa geçiyor, yeniden komünal toplum olacaksa niye komünist olmayalım ki?’ diyor adam. Buna cevap yok, böyle olmaz.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Nükhet Hotar, herkesin kurunun yanında yaş da yanar mı endişelerinin olduğunu ancak buna karşı komisyonlar oluşturulacağını vurgulayarak “Herkesin içi rahat olsun, komisyonlar kurulacak hatalardan geri dönülecek, birbirini haksız yere FETÖ’cü olarak suçlayanlarda tespit edilip cezalandırılacak “dedi. 

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu OHAL kapsamında çıkan kararnamelerin ilki dışında hepsini Anayasa Mahkemesi’ne götüreceklerini belirtti. “PKK ile doğrudan irtibatı olanlar, PKK’nın talimatıyla hareket edenler varsa yakasına yapışın, yargılayın, suçlu bulursanız atın ancak bu kadar öğretmeni PKK’lı diye atmak anlaşılır gibi değil. Atatürkçü, Cumhuriyet değerlerine bağlı kamu görevlileri de atılıyor. Bazı illerdeki öğretmen sayısının yarısına yakını açığa alınmış, akademisyenler de aynı torbaya konulmuş, imza atıp sonra imzasını çekenleri bile atmışlar. Bu nasıl tablodur? Birçok mağduriyet oluşuyor” dedi.

ADNAN OKTAR: PKK konusunda adam alenen PKK’lı oluyor. Toplanıyorlar fotoğraflarda, belgelerde görünüyor, adamlar biz PKK’lıyız diye ellerine bayrak alıyorlar bunun lamı cimi olmaz.  Ama adam ne bayrak eline almış ne toplantılara katılmış ne şu ne bu falan yani kıyıdan köşeden duyduk ettik falan gibi bir şey olursa bu normal ama ben zannetmiyorum yani böyle bir mağduriyeti olan varsa bana yazsın ben buradan anlatayım. O kişinin de bütün mağduriyetini izah edeyim. Söz buradan yayınlayacağım, sonuna kadar da yanında olurum ben çekinmem yani.

Gökhan Gül 1903, “Bediüzzaman kim? Deli olan mı?” Evet deli, Allah’ın delisi Peygamber (sav)’e de öyle dediniz. Resulullah (sav)’a da öyle dediniz, Hazreti Musa (as)’ya da öyle dediniz, dediniz derken yani geçmişteki kişiler dediler. Ne oldu? O kişiler ahrete gitti cehenneme gittiler, onlar cennete gittiler. Delilik akıllılık bir mertebe. Allah ne diyor Cenab-ı Allah? ‘Peygamberlerime deli dediler’ diyor. Resulullah (sav) ne diyor? ‘Benim ümmetimin bağlılarına deli denmedikten sonra imanları kamil olmaz’ diyor. O zaman senin bu sözün iltifat olur.

“Peygamberimiz (sav) sizin dini bu kadar lüks içinde yaşadığınızı görseydi ne derdi acaba?” Ali Erengöz. Peygamberimiz (sav) dini lüks içinde yaşayan Müslümanları çok gördü. Hazreti Musa (as)’yı gördü, Hazreti Süleyman (as)’ı gördü, Hazreti Davut (as)’u gördü. Hazreti Süleyman (as) lüksün en muhteşemini yaşıyordu, dünyada daha onun üstüne yok. Kuran’da Allah överek anlatıyor, Peygamberimiz (sav)’e vahiy olarak gelmiştir. ‘Peygamberimiz görseydi’ diyorsun, gördü Peygamberimiz (sav) zaten Hazreti Süleyman (as)’ı. Bütün peygamberlerle tanıştı. Mesela Hazreti Süleyman (as)’ı da gördü, Kuran’da da Allah anlatıyor. O zaman nedir tedirginliğin, rahatsız eden? Davut (as) da çok zengindi, İbrahim (as) de zengindi, Hazreti İsrail (as) zengindi, Resulullah (sav) bizzat kendisi zengindi. Peygamberimiz (sav)’in zengin olduğundan haberleri yok. “Allah seni fakir bulup zengin etmedi mi?” diyor. “Delalette bulup hidayet vermedi mi?” diyor. Dalle, kelime öyle geçiyor. “Seni delalet içinde bulup hidayet vermedi mi?” diyor. “Sen yol bilmez iken” diyor, “Sana yol göstermedi mi? Seni şöhret sahibi tanınan bir insan yapmadı mı?” diyor. Dolayısıyla Peygamberimiz (sav) de zengindi. Sen zenginlik konusunda neyi kastettiğini anlayamıyorum. Güzel Osmanlı eşyalar falan bunları kastediyor herhalde. Onları Allah yaratıyor işte, nimet olarak veriyor.

OKTAR BABUNA: Siz söylemiştiniz Hocam, Hazreti Süleyman (as)’ın mescidinin duvarları som altından kaplama, tonlarca altın kullanılmış.

ADNAN OKTAR: Tabii, böyle on ton, yirmi ton değil. Allah “İbrahim ailesine büyük mülk verdim” diyor Allah, büyük mülk zenginlik verdim diyor Nisa Suresi 54’te.  Sad Suresi 20’de de, “Davut’un mülkünü güçlendirdim” diyor Allah, zenginleştirdim.  Yine Bakara Suresi 250-251’de “Allah Davut’a mülk ve hikmet verdi” diyor.  Süleyman (as) ne diyor Neml Suresi 16’da? Peygamber (sav) ne derdi diyorsun işte bak ayet bunlar. “Bize” diyor yani Süleyman (as)’a ve eşlerine “her şeyden bol bir nimet verildi” her şeyden ama altın, gümüş, eşya, yiyecek içecek bol bol nimet verildi diyor.

“Herkese iyi davranma politikası yürüten bu Yahudi, dedelerinden gelen kinini Abdülhamit’e yansıtmaktan kendini alıkoyamıyor” diyor. ‘Herkese iyi davranma politikası’ herkesse tamam o zaman, herkesse Abdülhamit de bunun içinde oluyor, sen de bunun içinde oluyorsun değil mi? herkese, doğru çünkü ben Firavun da olsa Nemrut da olsa iyi davranırım şefkatle davranırım ve kurtarmaya çalışırım. Sana da iyi davranırım ben, herkesi kurtarmak isterim.  ‘Bu Yahudi’ Yahudi; Beni İsrail’i de, çünkü İsrail’i dersen İsrail’i kökeninden geliyorum doğru söylersin ama Yehut bir kavim onlar ayrıdır, Beni Yehut kavmi. O İsrail kökenini göstermiyor ama köken olarak İsrail kökeni, doğru bilimsel olarak söylemen gerekirse İsrail’i diyeceksin. Resulullah (sav) da Mehdi (as) için diyor ki, Beni İsrail görünümündedir. Cismi Beni İsrail diyor Beni İsrail cinsinden. Yahudi demiyor çünkü o kökenden geliyorum. Konuyu açıklamak için diyorum, Mehdilikle alakam yok benim, bir iddiam da yok, hocalıkla da alakam yok bildiklerimi söylüyorum ama bu delil olduğu için anlattım. ‘Dedelerinden gelen kinini’ Benim dedelerim peygamber soyu, benim dedelerimde bir kin yok merhamet ve şefkat var. Hazreti İsrail (as)’de, Hazreti Davut (as)’ta, Hazreti Süleyman (as)’da, Hazreti Yusuf (as)’ta, Resulullah (sav)’da öyle bir şey yok dolayısıyla ilmi değil. ‘Abdülhamit’e yansıtmaktan alıkoyamıyor’ diyor. Abdülhamit Darwinist, materyalist tabii ki eleştireceğim, ne diyeyim? Bir yanlışlık var ve Osmanlı’yı yıkmış bu kafa yani yıkacağını bildiği halde Osmanlı içine Darwinizm’i zerk etmiş ve halen de devam ediyor ve halen yıkma operasyonu devam ediyor. Yani binanın yıkılma operasyonu halen devam ediyor. Ben de bunu durdurmaya çalışıyorum, buna niye şaşıyorsun sen? Abdülhamit’e Darwinizm’i anlatma talimatını veren İngiltere’dir ve o da bunu uygulamıştır. Darwinizm’den anlamaz, bilmediği bir şeyi bütün Osmanlı’ya yaydı. Bilim adamı değil mi bu Abdülhamit, bilmediğin şeyi, anlamadığın şeyi neden yayarsın ve yüz binlerce kitap bastırıp neden herkesin ateist olmasına sebep oluyorsun? Osmanlı Paşası, Osmanlı Uleması büyük bir bölümü ateist oldu, Darwinist oldu. Maneviyat kalmadı adam al Osmanlı’yı dedi, ne yapıyorsan yap dedi. Toprağın da anlamı kalmadı, İslam Birliği’nin de anlamı kalmadı adamlar için. Ben buna itiraz ederim tabii, bunda şaşılacak bir şey yok.

Abdülhamit ve Siyonist lider Theodor Herzl’in resimlerini göster ikisini yan yana. Abdülhamit’le Theodor Herzl birbirlerine karşıt değiller, bu bir hikaye bu bir masal. Abdülhamit onu kovduğu öyle bir şey yok, Abdülhamit ona karşı son derece saygılıydı ve çok sevdiği birisi, sürekli sarayda ağırladığı birisi ve sırdaşı arkadaşı. 1986’dan başlayarak 6 sene boyunca kendisiyle yoğun bağlantı halinde, sürekli hükümdara Abdülhamit’e raporlar teklifler getiriyor yani onun danışmanı gibi. Dış borçların ödenmesi konusu, muhalifler konusu, muhaliflerin nasıl etkisiz hale getirileceği bu konularda geniş istişareler yapıyorlar. Mesela Abdülhamit’e yazdığı bir mektup var. Paris’te Osmanlı hükümeti aleyhine yayın yapmak ve saldırılarda bulunmakla tanınan yazar Ahmet Rıza Bey isimli birinden bahsediyor, susturulmasının mümkün olacağını belirtiyor, bir emrin var mı diyor Abdülhamit’e, eğer emrederse gereğini yaparım diyor. Yani fedaisi. Öyle bir konu yok, bize bu tip yanlış bilgi aktarılmasının durdurulması lazım. Nasıl Darwinizm konusunda bizi yanlış bilgilendiriyorlarsa bu konuda da yanlış bilgilendiriyorlar. Abdülhamit’in döneminde altı ayrı noktada, birde ayrıca otuz ayrı noktada daha Musevi yerleşme merkezi kuruluyor. Altı noktada ayrı, otuz ayrı noktada ayrı. Filistin’de, Abdülhamit’in talimatı ve bilgisi dahilinde oluyor bu. Böyle bir olay yok, böyle bir şey yok Kıbrıs’ı altın karşılığında verdi teslim etti öyle bir şey yok, yanlış biliyor onu. Yok, kovmuş bilmem ne adamla iç içe beraber yaşıyorlar ne kovması. Adam fedailik teklif ediyor yani ne gerekiyorsa yapayım diyor. Ahmet Rıza’yı diyor indireyim istiyorsan diyor, aleyhine faaliyet yapıyor diyor mektup yazıyor Abdülhamit’e. Yahudilerin Osmanlı’ya girmesine izin vermedi diyorlar, Filistin’e şuraya buraya. 1876’da tahta çıktı 1908 yılına kadar Filistin’de yaşayan Musevi sayısını üç kat arttırdı 80 bin’e ulaştı. Bu dönemin içinde Siyonistlere 40 bin dönüm toprak sattılar. 36 yerleşim yeri kuruluyor toplam Filistin’de Musevilere ait. Ben çirkin bir şey yaptılar demiyorum buna bir şey demiyorum ama doğru konuşsunlar.

İngiliz Kralı, Sultan Murat’a mektup yazıyor, ‘Burada mülakatımız sırasında size gizli bir cemiyetlikten bahsetmiştim’ diyor. Masonluktan. Ve bu cemiyet hakkında da bazı izahatlar vermiştim, o zaman alelade bir tavsiyeden ibaret olan bu teklifimi şimdi size daha kuvvetle tavsiye ediyorum, bu hususta size müracaat vuku bulacaktır- yani masonlar gelecek bunu size söyleyecektir diyor, sakın reddetmeyiniz” diyor nezaketiyle. Ne olur reddederse? İşte bileklerini doğrarlar adamın.

Mustafa Reşit Paşa, Abdülhamit’in babası, Abdülmecit’in sadrazamı. Sık sık Londra’ya gidiyor İngiltere’de kalıyor. Londra elçiliğinde görevde bulunuyor. İngiliz yanlısı politika izliyor. İngilizlere ticari imtiyazlar verdi. Mısır’ın İngiltere’nin denetimine geçecek süreci başlatıyor. Biraderdir 33. Derecedir. En yüksek derece üstadı azamdır. Mısır’ın İngilizlerin denetimine geçecek süreci başlatıyor yani veriyor daha Türkçesi.

Mesela Keçecizade Fuat Paşa, Abdülaziz döneminde sadrazamlık ve dış işleri başkanlığı yapıyor. Devlet kadrosuna mason sadrazam Mustafa Reşit Paşa’nın telkiniyle alınıyor. Demek istediğimi anladınız değil mi? Tavsiye üstüne getiriyor yani yabancı değil diyor bizden diyor. Abdülaziz’e yapılan darbeyi organize eden kişi.

Mehmet Emin Ali Paşa Londra büyükelçiliği ve dışişleri görevinde bulunuyor. Sürekli İngiltere’de. Mason Mustafa Reşit Paşa ve mason Keçecizade Fuat Paşa ile birlikte dönemin en önemli üç devlet adamından birisi yani yabancı değil. Diyor ya yabancı değil aileden diyor. Yalnız bu saydıklarımın tamamı Darwinist. Hepsi Darwinist bak ve Rumi. Hepsi Darwinist ve hepsi İngiliz yanlısı. Ed Hüseyinler falan bunlar dördüncü kuşak beşinci kuşak. 

Mithat Paşa, Abdülaziz ve Abdülhamit dönemi sadrazamı. Abdülhamit’i deviren darbenin önderlerinden. Darbeyi ayarlayan kişi. O zaman paralel yapı yok ama darbe var. Bak, darbeyi de yapıyor adam yaptırıyor. Abdülaziz’i deviren darbenin önderlerinden ve Abdülaziz’i biliyorsunuz şehit ettiler. Abdülhamit’in tahta geçmesini sağlıyor çünkü Abdülhamit yabancı değildi o da ailedendi yani. İngiltere yanlısı. Mısır’ın İngiliz hakimiyetine girmesinde en önemli aktörlerden birisi de bu. Yani görev alanlardan birisi bu. İmparatorluğu Rusya ile savaşa sürüklüyor İngilizlerin devreye girmesiyle, İngilizlerin tavsiyesiyle. Osmanlı’yı Rusya’yla savaşa sürüklüyor ama İngiltere’nin tavsiyesi ile. Osmanlı tarihinin en büyük yenilgilerinden birini aldık. Mahvoldu yani Osmanlı.

Ahmet Vefik Paşa, Abdülhamit döneminde iki defa sadrazamlık yapıyor. Darwinist. Londra’da İngiltere’de diplomatlık yapıyor.

Mütercim Mehmet Rüştü Paşa, Abdülhamit döneminde sadrazam ve genelkurmay başkanlığı yapıyor.

Ve bütün Osmanlı’yı paramparça etmiş. Hiç savaşa girmemiş Osmanlı onun döneminde. Her yeri vermiş. Halen de devam ediyor, devam edeceğiz diyorlar. Ve üst akıl dedikleri İngiltere ağızlarına alamıyorlar bak, Amerika diyorlar Rusya diyor hepsini diyor ama İngiltere diyemiyorlar.

İbrahim Ethem Paşa, Abdülhamit döneminde sadrazamlık ve büyükelçilik yapıyor. Ressam Osman Hamdi Bey’in babası. Zaten oradan olay bitiyor. 1990 yılında bir suikast sonucu öldürülen MİT müsteşarı yardımcısı Hiram Abas onun da dedesi. Koyu İngiliz taraftarı, Darwinist ve Rumi. Ve hepsi aileden.

İbrahim Hakkı Paşa, Abdülhamit döneminin milli eğitim bakanı o da Darwinist.

Talat Paşa, İttihat ve Terakki kurucularından ve önde gelen liderlerinden. Abdülhamit’i devirmeyi de bu ayarlıyor. Bak, zincirleme yani gelişi darbeyle gidişi darbeyle. Çünkü işi bitti Abdülhamit’in diyorlar. Kenara çekil bakalım. Enver Paşa ve Cemal Paşa ile birlikte Üç Paşalar İktidarı’nı kuruyor. Osmanlı devletini İngiltere’nin tavsiyesiyle ve öncülüğüyle Birinci Dünya Savaşı’na sokuyor. Sonra da mahvolduk gördünüz. Darmadağın oldu bütün her yer ele geçti. İngilizlerin tavsiyesi ve yönlendirmesiyle. Osmanlı’yı Birinci Dünya Savaşı’na sokuyor üçü. 1903’te İtalyan Obediyansı’na bağlı Makedonya Risorta mason locasına giriyor. Tamamı zaten aileden saydıklarımın.

Cemal Paşa Birinci Dünya Savaşı’nda Filistin cephesinde komutan olarak görev yapıyor. Filistin’de yerle bir olduk biliyorsunuz İngilizlerin devreye girmesiyle. Yerle bir olduk derken yenildik ve bölge tamamen İngilizlere verildi. Darwinist, İngiliz muhibbi İngilizleri seven, Rumi çizgide kişiler ve alayı aileden.

Sait Ali Paşa, İttihat Terakki dönemi sadrazamı. Cavit Bey maliye bakanlığı yapıyor. Bak hepsi Darwinist bu dediklerimin. Tevfik Bey, Krikor Ağaton İttihat Terakki dönemi bayındırlık bakanı Ermeni, Darwinist. 

Abdülhamit’in atadığı şeyhülislam Ziyaeddin Efendi kızmabirader oynamaktan zevk alan birisi. Üstatlık derecesinde kızmabirader oynayan birisi. Abdülhamit atıyor ve şeyhülislam bu, vaziyeti anlayın. Bu da İngiliz yanlısı, Darwinist.

Abdülhamit’in usulen böyle senaryo gereği karşıtları var hepsi Darwinist ve aileden. Bir gariplik var, bir acayiplik var anlatılacak gibi değil. Osmanlı’yı sarmışlar.

Abdülhamit, Bediüzzaman’ı başında sarığı yöresel kıyafetlerle görmüş. Ya demiş bu deli demiş böyle kıyafetle geziyor bunu hapishaneye atın, tımarhaneye atın demiş. Tımarhaneye göndermişler. Gerekçesi bu evet. Törene katılıyor, törene yöresel kıyafetle katılıyor sarığıyla, kıyafetleriyle. Bu deli diyor bunu akıl hastanesine götürün diyor.

Otuz yıllık padişahlık yaptı bütün toprakları kaybettik. Kıbrıs, kese ile altını getiriyor İngilizler alın sizin olsun diyor. Filistin’de acayip direndi aslanlar gibi Teodor Herzl’i kovdu diyor. Gece gündüz sarayda beraberler danışmanı adam nereye kovuyor? Otuz altı ayrı yerde büyük yerleşim yeri vermiş Musevilere. Üç misline çıktı Musevi nüfusu o dönemde. Kötü oldu demiyorum, iyi olmuş bir şey demiyorum ama bunu yaptı. Bize doğru bilgi verin.

Geçenlerde Şalom Gazetesi Musevilerin Türkiye’de çıkıyor ya, yahu diyor gazetede Abdülhamit’i hep Musevi karşıtı gösteriyorlar diyor. Biz buna çok üzülüyoruz diyor. Musevileri çok seviyordu destekliyordu diyor. Her türlü kolaylığı sağlıyordu bu nereden çıktı biz bunu anlayamadık diyor, bu hikayeler Teodor Herzl’i kovma şu bu falan. Onlar da hayret ediyorlar. Haksız yere kötülüyorlar adamı diyor Şalom Gazetesi. Biz hiçbir kötülüğünü görmedik, hiçbir şekilde ters davranmadı bize. Doğru söylüyorlar adam sarayda ağırlıyor Teodor Herzl’i. Otuz altı yerde yerleşim vermiş para karşılığı toprak da satmışlar. Toprak satışı için kanun da çıkartmış.

Güzelim yerleri hepsini teker teker vermek inanılır gibi değil. Her yer bizimdi. Girit tamamen Osmanlı’nındı, tak al. Kıbrıs’ta da adam getiriyor keseyle altını al götür diyor senin olsun diyor.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Aydınlık Gazetesi’nde yer alan haberde Nagehan Alçı ve Rasim Ozan hakkında şu bilgilere yer verildi: “Nagehan Alçı’ya ilk gazetecilik işini veren Tuncay Özkan’dır ve albay kızı Nagehan’ın ilk yılları ulusalcılıkla geçmiştir. Sonraları ise konjonktüre göre önce cemaatçi ve hükümetçi şimdi güya FETÖ düşmanı keza Rasim Ozan Kütahyalı ‘Evimin önüne Zekeriya Öz’ün heykelini dikeceğim’ diyen çocuktur. O da zamana uyarak şimdi FETÖ’ye sövüyor ki darbe olsa tersini yapardı. İlginç olan şu; bu çocuklar Boğaziçi’nde yedi milyon dolarlık villa satın aldılar ve bu paranın beş milyon dolarını FETÖ’nün bankası verdi.”

ADNAN OKTAR: Evet, Rasim daha hala açıklama yapmadı bekliyoruz. Dün de işte ‘polis, asker çok acımasız davransın. Bakkal, kasap, manav kim varsa toplasın’ diyor ‘paralelci olduğuna kanaat getirdiyse ama acıma duygusu olmasın’ diyor. ‘Çünkü’ diyor bak, ‘bu adamların darbe yapması an meselesi. Daha önceki çektiğiniz ıstırabı unutmayın’ diyor. ‘Daha büyük bir güçle geliyorlar ayağınızı denk alın’ diyor. Bir taşla on kuş.

Operasyonlar konusunda ben uyardıktan sonra herkes uyarmaya başladı. Bak, daha önce kimsenin gıkı çıkmıyordu dikkat ederseniz. Vardı ama tek tüktü yani. Ben uyardıktan sonra aman dediler dikkatli olalım. Çünkü bunun sonucunda darbecilere akıl almaz bir insan takviyesi yapılmış oluyor, taraftar takviyesi yapılmış oluyor. İstemeden de olsa bu olmuş oluyor. Bu olmaz, akılcı davranılması şefkatle davranılması ve kazanmaya çalışmamız lazım.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Amerika’nın 11 Eylül saldırıları sonrasında Irak ve Afganistan’da düzenlediği operasyonların halka maliyetinin beş trilyon doları bulduğu bildirildi.

ADNAN OKTAR: Beş trilyon dolar. Halbuki beş trilyon dolarlık eğitim, kitap, Kuran, iman hakikatleri, Darwinizm’in geçersizliğini anlatsalar mükemmel netice alırlardı. Fakir fukara da kalmazdı kimse kalmazdı. Mesela atılan bir roket bile çok çok pahalı. On mahalleyi doyurur atılan bir tane roket, güdümlü roket. Ama bu kafa devam ediyor Mehdi (as) gelinceye kadar bu bela devam eder.

Serkan, selam sana.

Mesut Oğraş, o da Ermeni olduğumu söylüyor hoppala. Biri Rum olduğumu söylüyor biri Yahudi olduğumu söylüyor. Birinde bir karar kılın.

Elif Kaya, "Hocam, dövme günah değil mi?" Yok canım. Niye günah olsun? Günah olması için bir neden olması gerekiyor. Genellikle söyledikleri işte; "Abdeste mani" diyor. Kardeşim, abdeste mani olması için cilt üzerinde olması lazım, cildin yüzeyinde. Mesela yağlı boya sürersin, cilt hakikaten alta su geçmediği için abdest alamazsın. O makul. Ama bu cildin altında bir boya. Bak, cildin altında; cilt yıkanıyor yani. Ciltte bir boya yok, cildin altında boya var. O zaman, "Kan damarları da" diyeceksin abdeste mani." Bunun bir mantığı var mı? Cildin altındaki damar ne ise cildin altındaki boya da o. Hiçbir mahsuru yok.

Adalet ve Kalkınma Partisi Hakkari Milletvekili Adayı Ahmet Budak, evinin önünde kimliği belirsiz kişilerce silahla taranmış. Ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılan Budak hayatını kaybetmiş. Allah gani gani rahmet etsin. Allah şehadetini makbul etsin. Allah anasına babasına uzun ömür versin. Ama oradaki delikanlılarda da otomatik silah olsa o adamlar oraya gelemez. Söylüyorum. Milis olsa iyi olur diyorum. Sözümü dinlemiyorlar. Dinleyecekler de biraz vakit geçiyor. Genellikle iki yıl, üç yıl sonra sözümü dinliyorlar. Bu gelenekselleşti. Şimdi bir mahalle düşünün. Ahmet Budak orada oturuyor mahallenin önünde. Ama her mahallenin delikanlısında bir otomatik silah var. Adam aklını peynir ekmekle yemedi. Oraya gelip silahla orada olay çıkartmaz. Çıkarsa da o mahalleden bir daha dışarı çıkamaz. Orada kalır. Yakalanır yani. Yakalanır ve hapse girer.

Mesela Murat, "Ben Bodrum'dan yazıyorum Hocam. Şuan burası hep mayolu hanımlarla dolu." diyor. E, ne diyeceksin buna?

İddiacı; "Adnan Hocamız YouNow'a bakmıyor." diyor.

Dinliyorum evet. 

KARTAL GÖKTAN: Gülen örgütü soruşturmalarında "Kurunun yanında yaş da yanıyor" şeklindeki eleştirilere dikkat çeken Star Gazetesi'nin yazarı Ahmet Taşgetiren, gözaltına alınan ve tutuklanan isimlere ilişkin; "Acaba nasıl muamele ediliyor onlara?" diye sorarak okuyucusunun gönderdiği maili köşesinde yayınladı. Taşgetiren'in yazısının ilgili bölümü şöyle; "Hamile bir hakim sorguya alınır. 'Su alabilir miyim?' deyince 'Köpüklü kahve de ister misin?' cevabıyla karşılaşır. Yargı mensubu karı-koca sorguya alınır. Tutuklanmazlar. Tekrar alınınca ikisi de tutuklanır. Tutuklanma kararını veren hakime hanım, bayan meslektaşının boynuna sarılarak ağlar;  'Ne olur beni affet. Bunu yapmaya mecburum. Hakkını helal et.' der. Gözü nasıl korkutulduysa bir buçuk aydır üç küçük çocuk annesi meslektaşına tahliye kararı verememektedir."

ADNAN OKTAR: Şimdi o tip vakalar oluyordu. Biz emniyette gördük daha önce. Onun bin misli olaylar oluyordu. Kimse de gidip kontrol etmiyor tabii emniyetin içine girip ne var ne yok. Halbuki o zaman da söylemiştik biz olaylardan sonra, "Müfettiş sistemi olsun." dedik. "Olay yerine gidip hakim ve savcıları kontrol etsinler. Emniyeti, sorgulamayı kontrol etsinler." dedik. Adamlar cayır cayır o zaman işkence yapıyorlardı. Böyle köpüklü kahve falan muhabbeti yoktu. Keşke espri yapsalar öyle. Öyle bir şey yoktu. Çok vahşiyane işkence vardı. Kadın, kız, erkek fark etmiyordu. Hepsine işkence uygulanıyordu. 

GÖKALP BARLAN: Avukat sokulmuyordu.

ADNAN OKTAR: Ama şimdi işkence olduğunu zannetmiyorum. Varsa söylesinler. Fakat uygunsuz bir durum varsa onu mutlaka  bildirmeleri gerekir. En iyisi tabii müfettiş hakimler görevlendirilip her gün kontrol edilmesi.

Evet, dinliyorum. 

BÜLENT SEZGİN: Van Çaldıran'da şehit evini ziyaret eden İçişleri Bakanı Süleyman Soylu; "Teröre karşı acımasız olacağız. Ama vatandaşımıza karşı aynı şekilde şefkatli olacağız." dedi.

ADNAN OKTAR: Güzel.

Şeytan öyle acımasız yerden vurmuş ki insan fıtratını darmadağın edecek müthiş noktaları tespit etmiş. Mesela kadını tamamen kapatmak, hiçbir gerekçe olmadığı halde. Müziği haram etmek. Resmi, sanatı haram etmek. Eğlenceyi, dansı haram etmek. Bir insanın fıtratını sen yok ettin, gitti. "Hadi gelin Müslümanlığa. Müslümanlık budur." diyor. Müslümanlık deyince aklına gelen insanın nedir? Örtünmek, gülmemek, eğlenmemek, müzik dinlememek. Ve hepsi hurafe. Olmayan şeylerle İslam dinini yaşanmaz hale getirmişler. Adamlar da yaşanamaz hale gelince İslam'dan kaçmış. İslam'ı adeta yok etmişler yani. Bu yapılan yanlışı düzeltmeye gayret ediyoruz ve geniş çapta da düzeltiyoruz. Ve devam edeceğiz. Maide Suresi 50'de Cenab-ı Allah diyor ki, şeytandan Allah'a sığınırım “Onlar hala cahiliye hükmünü mü arıyorlar?” -yani uydurma hurafeleri mi arıyorlar?- “Kesin bilgiyle inanan bir topluluk için hükmü, Allah'tan daha güzel olan kimdir?” [Maide Suresi, 50] Yani Kuran'ın hükmünden başka hüküm yok diyor Allah.

Halil İbrahim Görgülü; "Ayetler insanoğlunun bütün yaşantısını içermez. Ayetlerin yanında hadisi şerifler bulunur. Hazreti Muhammed Peygamber Efendimiz (sav)'in yaşam tarzı ayetlerin göstermediği, dinimizin gerektirdiği edebi adabı yorumlar. Senin haşa ilmin ondan fazla mıdır ki?" Özetle Peygamber (sav)'in hadislerine uymak gerekir diyor. Onu anlatmış. Uzun uzun onu anlatıyor. "Kuran yetersizdir. Kuran birçok şeyi açıklamamıştır. Hadislere ihtiyaç vardır. Hadislere göre hareket edilmesi gerekir." diyor. Kardeşim, canım kardeşim; sen, tamam öyle diyorsun da. Ben katılmıyorum, ayrı mesele. Bir an senin kafandan düşünen bir insan düşünelim. Ve adam sana uydu. Gitti, bir alime uydu, hadisleri anlatan bir alime uydu. Mesela İmam Ebu Hanife'ye uydu, Hanefi oldu. İmam Şafi geliyor, diyor ki, "Sen ne yaptın?" Şafi mezhebi, o da hadis imamı ve alim, çok büyük alim, en az onun ayarında alim. "Bir kere kan abdesti bozmaz. Ebu Hanife sana yalan söyledi. Öyle bir şey yok. Kan bozmaz." diyor. O diyor ki, "Necis olan, avuç ayası kadar necaset -necis olan bir şey- eğer elbisede bulunursa namaz olmaz." diyor. Şafi, "Böyle şey olur mu? Avuç ayası ne demek? Çok geniş bir alan. Böyle bir şeyde namaz iptal olur, fesada gider. Ne kadar biliyor musun? İğne ucu kadar dahi de olsa necaset temizlenmezse kıyafetten namaz batıl olur." diyor. Şimdi ben İmam Şafi'ye mi uyayım senin dediğine göre? Hadise uy diyorsun. İkisi de alim. Daha da üstüne alim yok ama bunların. Mutlak müçtehid ikisi de. İmam'ı Azam'a mı uyacağız, İmam’ı Şafi'ye mi uyacağız? Kime uyacağız? İkisi de hadisle konuşuyor. İkisinin de sahih hadisleri var, kaynakları var. Ne yapacağız? Açıklama yok. Bak, şimdi helallerde-haramlarda, farz olan ibadetlerde, yüzlerce konuda birbirleriyle uyum halinde değiller. Birbirlerini yalanlıyorlar. Birbirine zıt açıklamalarda bulunuyorlar. Hangisine uyacağız? İmam'ı Hanbel, İmam’ı Malik, İmam’ı Şafi, İmam'ı Hanefi; mutlak müçtehid bunlar. Hepsi birbirine muhalif olduğu için her birinin mezhebi ayrı. Aynı kanaatte olsalar zaten tek mezhep olacak. Hani hadisler doğruydu? Dördü de birbirinin hadisinin doğru olmadığını söylüyor. Dördü de birbirlerinin hadislerinin uydurma olduğunu söylüyor. Ama biz dördünü de kenara alırsak sadece Kuran'a uyduğumuzda her şey dümdüz gayet düzgün ve güzel oluyor. Peki sen niye Kuran'ın yolunu seçmiyorsun? Niye Kuran'ı yetersiz ilan edip kendini bu felaketin, bu komik durumun içine düşürüyorsun, -acı durumun, komik de demeyelim de- acı durumun içine düşürüyorsun. Ve ahirette bunun karşılığının ne olduğunu biliyor musun sen? Dört ayrı din var burada anlattığım. Dördü de hadise dayalı. 

EBRU ALTAN: Şeytandan Allah'a sığınırım. Allah ayette, “Biz her şeyi çeşitli biçimlerde açıkladık” diyor Kuran'da. 

ADNAN OKTAR: Kardeşim, Allah Kuran'ın yeterliliğini defaatle açıklıyor. Ve bol örneklerle, her yönüyle açıklıyor. Ve hiçbir eksik bırakmadık diyor Allah. Sen ne diyorsun? "Eksik bıraktı" diyorsun, "Allah." Allah, "Hiçbir şeyi eksik bırakmadım" diyor. Sen, "Hayır," diyorsun, "Allah eksik bıraktı." Allah, "Her yönüyle her şeyi açıkladım." diyor. "Yok" diyorsun, "Allah açıklamadı. Eksik kaldı." diyorsun. Şimdi Allah adına hüküm veriyorsun sen. Ne olursun? Müşrik olursun o zaman. Allah'ın hükmüne uy. Olmaz. 

BEYZA BAYRAKTAR: Allah, Furkan Suresi'nde, şeytandan Allah'a sığınırım “Onların sana getirdikleri hiç bir örnek yoktur ki, biz (ona karşı) sana hakkı ve en güzel açıklama tarzını getirmiş olmayalım.[Furkan Suresi, 33] diye bildiriyor.

ADNAN OKTAR: Tabii ki. Bir daha.

BEYZA BAYRAKTAR: “Onların sana getirdikleri hiç bir örnek yoktur ki, biz (ona karşı) sana hakkı ve en güzel açıklama tarzını getirmiş olmayalım.” [Furkan Suresi, 33] 

ADNAN OKTAR: Evet.

EBRU ALTAN: Başka bir ayette de Allah, şeytandan Allah'a sığınırım “Siz (ondan) Kuran’dan sorulacaksınız.” [Zuhruf Suresi, 44] diye bildiriyor.

ADNAN OKTAR: Evet. Ayette çok açık hüküm; "Siz ahirete gittiğinizde fıkıh kitaplarından, İmam'ı Hanbel'in, İmam'ı Hanefi'nin, Maliki'nin, Şafi'nin kitaplarından sorguya çekilmeyeceksiniz. Fıkıh kitapları önünüze konulmayacak. Sadece tek kitap önünüze konulacak; Kuran." diyor. O zaman niye rahat olmuyorsun? Karşına Kuran gelecek sadece. Kuran'la seni Allah sorgulayacak. Niye fıkıh kitabı korkusu var sende? Önüne fıkıh kitabı açılmayacak senin. "Hadis kitabı açılmayacak." diyor Allah. Sadece Kuran önüne gelecek. Niye yeterli görmüyorsun? Allah "Yeterlidir." diyor. İnan işte Allah'a.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Dalai Lama, çevre ile ruhani konularda konferans vermek için bulunduğu Paris'te, Suriye ve Irak'ta akan kanın durması için diyaloğun tek yol olduğunu belirtti. Bu noktada IŞİD ile diyalog kurulması önerisini dile getirdi. Bu diyaloğun nasıl ve kimler tarafından hayata geçirileceği konusunda ise fikir bildirmeyen Dalai Lama, dinin kan dökmek için hiçbir zaman gerekçe olmayacağını ve İslam'ın terörizmle asla yan yana getirilmeyeceğini kaydetti.

ADNAN OKTAR: Doğru. Güzel söylüyor. Onda bir şey yok. Onlar doğru. Diyalog değil, konuşma vardır, sohbet vardır.

Zuhruf 44'te şeytandan Allah'a sığınırım “Ve şüphesiz o (Kur'an), senin ve kavmin için gerçekten bir zikirdir. Siz (ondan) Kuran’dan sorulacaksınız.” [Zuhruf Suresi, 44] diyor. Kardeşim, rahat etsene. Ahirete gittiğinde sadece Kuran açılacak. Hadis kitabı açılmayacak, fıkıh kitabı açılmayacak. Niye derdine düşüyorsun? Kuran'da ne varsa ondan sorulacaksın, bitti. Gönlün rahat olsun.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bingöl'ün Yedisu ilçesinde ikamet eden vatandaşlar ailelerinden önce ilçe jandarma komutanlığını ziyaret ediyorlar. Mehmetçikle bayramlaşıyorlar. Kırk yıldır sürdürülen gelenek askere moral kaynağı oluyor. Vatandaşlar; "Yaklaşık kırk yıldır bu geleneğimizi sürdürüyoruz. Bayram namazı sonrası ilk olarak buraya geliyoruz ve askerimizle bayramlaşıyoruz. Burada bu programın ardından evlerimize giderek ailelerimizle bayramlaşıyoruz." dedi. Fotoğraflar da vardı.

ADNAN OKTAR: Göreyim. Çok güzel. Ama her yerde böyle olsa tabii tehlikeli olur. Bir tek burada ses çıkarmıyorlardır. Çünkü askeri tesisler riskli olur.

Hüsnü Mahalli; "Adnan Hoca, 'Sultan Abdülhamit Kıbrıs'ı altın karşılığında verdi.' diyor." Doğru. Kendi el yazısıyla yazmış işte.

Çocuklar, böyle rahat yaşamak varken bu insana niye eziyet edilmesi gerekiyor? Bırakın rahat yaşasın. Şarkı da söylesin, oynasın da, gülsün de, yürüsün de. Bunu din dışı bir şey olarak ilan edersen dini mahvedersin. Ve ettin de. Ve Allah da seni mahvetti o yüzden. Aklını başına al. Yeniden din İslam dünyaya hakim olsun Hazreti Süleyman (as) devri gibi, Zülkarneyn (as) devri gibi ultra modern. Genç kızlar zımba gibi sokakta yürüsün, mini şort da giysin, ne giyiyorsa giysin. Sana ne? Saygılı olursan mesele kalmaz. Değer verirsen mesele kalmaz.

İngiliz derin devleti ortalığı birbirine katmış. Mahvetmiş Müslümanları. Çok müthiş bir oyun oynanmış. Ama ta evvelki deccaller olayın içinde muazzam bir zemin hazırlamışlar. Deccallere de bir kısmı bilmeyerek yardım etmiş. Mesela Mevlana'lar, şunlar bunlar kitaplarıyla. Ama o kitabı kim yazdı bilmiyorum. O kitaplar diyelim, Mevlana demeyelim de o kitaplar diyelim. Sonra da İngiliz derin devleti; en son deccaliyetin uygulaması bunlarda olmuş. Dünyanın nerede homoseksüeli varsa, Darwinist materyalisti varsa adamlar devreye sokmuşlar. Sürekli tanıtıyoruz, gösteriyoruz. Her yerle de bağlantılı bunlar. Herkesle de bağlantılılar. Geceli gündüzlü Rumilik, Darwinizm, homoseksüellik. Başka bildikleri bir şey yok. Allah'tan, Peygamber (sav)'den bahis yok. Şiddetle karşılar. Ama Rumi'yi Allah'tan daha büyük görüyor adamlar. Birçoğu.

Müslümanları gereksiz yere bağnaz gelenekçi yetiştirip şizofren bir karakterin içine soktular. Birçoğu akıl hastası gibi. Görüyorsunuz, biliyorsunuz. Her yerde var. Pakistan'dan tut, bilmem nereden çık. Böyle her yerde ezik, her yerde zavallı, her yerde dengesiz. Hepsi değil ama büyük bölümü öyle. Kimi diyor "şeffaflaştıralım", kimi "bombalayalım" diyor, kimi "bunları sürgün edelim" diyor, kimi "dövelim" diyor, kimi "sokağa çıkarmayalım", kimi "Avrupa'ya girişlerine müsaade etmeyelim" diyor, kimi "Amerika'dan sürgün edelim, Amerika'ya sokmayalım" diyor. Akıl almaz bir aşağılama var. Kardeşim şu rezalete ne gerek var? Bırakın Kuran'daki gibi Müslümanlığı yaşasın insanlar. Dünyanın en iyi ideali, en güzel insanları oluşsun. Dünya cennet gibi olsun. Şu rezalete ne gerek var?

Şimdi Cübbeli Ahmet'i kısaca bir dinleyelim. Üç-beş konuşma yapsın. Burada duralım, devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Cübbeli'nin videolarıyla devam ediyoruz.  

Masaüstü Görünümü