Harun Yahya

Sohbetler (17 Eylül 2016; 10:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN:  Yayınımıza devam ediyoruz inşaAlah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk.  Anlatın bir şeyler bakalım.

BÜLENT SEZGİN:  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı doğumunun 174. yılı olması dolayısıyla Sultan 2. Abdülhamit’i tüm yönleriyle değerlendirmek amacıya Uluslararası bir sempozyum düzenlediğini duyurdu. TBMM Milli Saraylar bünyesindeki tarihi mekanlardan Dolmabahçe Sarayı’nda yapılacak sempozyum süresince 12’si yurt dışından, 65 akademisyenin konuşma yapacağı belirtildi.

ADNAN OKTAR: Yer yerinden oynamış biz açıklama yapınca yer gök yıkılmış. Hiç böyle bir şey olmazdı demek ki ta İngiltere’den yankı bulmuş olay, bayağı bir sallamış. Avuç içi kadar toprak kalmış ondan sonra. Onun hemen akabinde de onu hazırladığı zeminde Osmanlı yerle bir oldu. Abdülhamit kilit şahıstı. Darmadağın oldu, el kadar bir ülke kaldı elimizde şimdi onu da almaya çalışıyorlar. Güneydoğu’da her gün 10 kişi 15 kişi şehit ediliyor. Darwinist eğitimin zemininde, Darwinist materyalist zeminde komünist düşünce gelişti ve gelişmeye devam ediyor.  Vatan manasını kaybediyor, Darwinist oluyor adam onun için çünkü ben maymunsam, atam maymunsa vatan ne ki diyor. Bütün dünya benim vatanım diyor, vatan diye bir şey yok diyor. Millet diye de bir şey olmaz maymundan geldiğimize göre diyor.

Osmanlı 1876’da dünyanın dördüncü güçlü devletiydi Abdülhamit’ten önce. Abdülaziz’e düzenlenen darbe öncesi, askeri darbe yapıldı biliyorsunuz. 1876’da Abdülaziz döneminde ‘hasta adam’ propagandasına başlıyor İngiltere. O sivri akıllı öyle laf atıyor ortaya. İngiltere Abdülaziz’den hiç hoşlanmıyor ki Darwinizm’e şiddetle karşı Abdülaziz asla kabul etmiyor.  Ama Abdülhamit kabul ediyor ve savunuyor, savunulması için de bütün gücüyle gayret ediyor.

Abdülaziz döneminde Osmanlı dünyanın 4. büyük ordusu, 2. büyük donanması dünyanın, daha sonra Abdülhamit Haliç’e çekiyor donanmayı, bak dünyanın 2. büyük donanmasını, 20 yılda çürütüyor Osmanlı donanması kalmıyor. Küfleniyor paslanıyor çürüyor. Haliç’e çekiyor 20 yılda. Mesela Osmanlı hiçbir savaşa girmiyor ve topraklarını blok halinde kaybediyor Abdülhamit döneminde.1876’da Osmanlı İmparatorluğu yüzölçümü 12 milyon kilometrekare, Abdülhamit sonrası 1. Dünya Savaşı öncesi Osmanlı yüzölçümü 1.7 milyon kilometrekareye düşüyor. 23 milyon nüfus oluyor, İngiltere 34 milyon kilometreye çıkardı diyor. Bak Osmanlı küçülüyor, İngiltere İngiliz İmparatorluğu büyüyor 34 milyon kilometrekareye çıkıyor İngiliz devleti. Kolonilerle birlikte 400 milyon nüfusa çıkıyor o dönemde, Osmanlı 23 milyon, bunu sağlayan Abdülhamit işte.

1876 Osmanlı yüzölçümü 12 milyon kilometrekare düşünün, 64 milyon nüfusu var sonra nüfus 23 milyona düşüyor, 1.7 milyon kilometrekareye düşüyor yüzölçümü İmparatorluğun. Darwinist yapıyor Osmanlı’yı. Hiç savaşa girmiyoruz ama sürekli toprak kaybı var ve yoğun Darwinist propaganda yapıyor, savaşa girmiyoruz ama yoğun Darwinist propaganda. Paniği görüyor musunuz? Dünya çapında Abdülhamit’i kurtarmaya çalışıyorlar, doğruyu söylesenize. Abdülhamit’in hiç mi iyi yönü yok, var güzel. İsrail’de 36 ayrı yerde yerleşim yeri oluşturmuş Allah razı olsun, Musevileri oraya toplamış Allah razı olsun güzel. Musevilere toprak satışı yasak, Osmanlı’daki o kanunu kaldırıyor ve Osmanlı’da Musevilere toprak satışı serbest oluyor. Theodor Herzl’le diyor arası çok açıktı Theodor Herzl’i kovmuştu, ona çok öfkelenmişti. Akşama kadar sarayda beraberler nereye kovuyor? Beyin takımı zaten İstanbul Üniversitesi’nde eğitiliyor, Darwinist olarak kuruluyor üniversite Abdülhamit devrinde, Ben Gurion’lar hepsi orada yetişmişler. Theodor Herzl’le akşama kadar beraberler, ona raporlar hazırlıyor, fikir veriyor, danışmanı. Kıbrıs’ı satma kararı alıyor İngilizlere ‘size kiraya veriyorum’ diyor ‘dökün altınları’ diyor, altınları döküyor adamlar ‘tamam Kıbrıs sizin alın götürün’ diyor. Altın karşılığı Kıbrıs’ı sattı ondan sonra zaten Kıbrıs elimizden çıktı.

Kardeşlik etiketi yapalım. “Bölücülüğe Karşı Sevgi Birliği” diyelim.

Abdülhamit kendi el yazısıyla yazdığı anılarında ‘benim siyasetim İngiltere’yle ittifak kurmaktı ve İngiltere’yle iç içe olmaktı’ diyor. Ne yiyorsunuz siz? Tam karşıtını bize anlattınız okullarda. Bre Yahudi dedi diyor işte kovdu diyor, gönderdi, benim satılık toprağım yok dedi diyor. Kıbrıs’ı altın karşılığı vermiş zaten. Koskoca Kıbrıs’ı altın karşılığı vermiş, adamlara da orada tamam Allah razı olsun iyi yapmış. 36 ayrı büyük yerleşim alanı vermiş Musevilere Filistin’de ve Filistin topraklarının satışı için meclisten karar çıkartmış. Gelip bunun neyinin aksini anlatacaksın? Bira fabrikası kurmuş, rakı fabrikası kurmuş. Saray defterinde kayıtları var orda giren şarap miktarı saraya, kanyak miktarı bütün içki çeşitlerinin resmi dökümleri var, resmi döküm duruyor yani. Bunu mu anlatacak adam neyi anlatacak?

Abdülhamit’e diyor ki Theodor Herzl, mektuplar bunlar duruyor devlet arşivinde. ‘Avrupa’daki muhaliflerini ortadan kaldırabilirim’ istersen diyor. Mesela ‘Ahmet Rıza’yı diyor eğer istiyorsan onu öldüreyim veyahut öldürteyim nasıl istersen’ diyor. O kadar içli dışlılar ve o kadar ürkütücü bir bağ var aralarında.

Bira fabrikasının resmi var mı sende?

BÜLENT SEZGİN: Var gösterebilirim.

ERDEM ERTÜZÜN: Bomonti Bira Fabrikası Osmanlı İmparatorluğu’nda modern bira üretim tekniğiyle imalata başlamış olan ilk bira üretim tesisidir.

ADNAN OKTAR: Bak Abdülhamit’in tuğrası var üstünde görüyor musun? Göster Osmanlı tuğrası var, yaklaştır. Ümmetin bira ihtiyacı karşılanıyor yani. Kafayı çekmek isteyenlere Abdülhamit çok kapsamlı büyük fabrika kurduruyor cayır cayır oradan bira üretimi yapılıyor. Ayrıca bir tek bira da değil içki üretiminin her türlüsü. Evet.

ERDEM ERTÜZÜN: Osmanlı’da bira üretimi 2. Abdülhamit devri olan 1896 yılında 1.2 milyon litreydi. Osmanlı’nın başkenti İstanbul’da çoğunluğu Beyoğlu ve Galata’da olmak üzere 31 birahane vardı. Trakya ve Marmara Körfezi kıyılarından Eskişehir’e kadar uzanan bölgede Bomonti bira bahçeleri kuruldu.

ADNAN OKTAR: Kafa çekmek isteyenlere içki servisi yapılıyor Abdülhamit döneminde devlet eliyle. Abdülhamit’in talimatıyla, bunları mı anlatacaksınız? Neyi inkar edeceksin yani? Kıbrıs’tan şarap getirtiliyor saraya Porto şarap, kanyak getiriliyor. Devir Abdülhamit’in devri ve Abdülhamit’in talimatıyla kuruluyor fabrika. Şuan bu fabrika halen işliyor devam ediyor, gençlere bira içmek isteyenlere.

Bira sağlığa son derece zararlı, insanları sersemleten, düşünme yeteneğini bozan çünkü içinde şerbetçiotu da var yani alenen sersemlik veren bir ottur. İnsanın görme yeteneğini denge yeteneğini bozar yani insana baygınlık hissi verir, bitkinlik hissi verir. Zaten içinde yüksek oranda alkol var yüzde 9 gibi alenen sarhoş eder.

Milyon litre hesabıyla Abdülhamit bira imal ettiriyor devlete, devletin eliyle.  Yüz binler hesabıyla Darwinist kitap dağıttırıyor. Hayır günahsız insan olmaz, hepimizin hatası var ama bizi niye yanlış bilgilendiriyorsunuz? Doğru bilgi verin, doğrusu neyse onu söyleyin.  Ne geçecek elinize? İngiltere’de feveran havalarda, dehşete kapıldı adamlar, bir görseniz yağmur gibi tehditler havalarda uçuşuyor işte seni şöyle yapacağız böyle yapacağız, bittin sen, seni hapishanelerde süründüreceğiz, kafanı koparacağız bilmem ne. Kafayı koparacak kafa, yok bizde inşaAllah.  Kafa koparacakmış balistik çelik gibiyiz. Uğraşmakla bir şey yapamazsın.

Bomonti bira fabrikası 2015 yılından itibaren eğlence merkezi olarak kullanılıyor. Abdülhamit devrinde yaklaşık bir buçuk milyon litreye yakın yani bir milyon 10’da 2 litre bira üretiliyor. Düşünün yaklaşık bir buçuk milyon litre yani. Her yer birahane ve meyhaneyle doldu Abdülhamit döneminde yani Galata’dan tut gidebildiğin yere kadar git her yer meyhane Abdülhamit dönemi kafayı çeken çekene. Trakya’da Marmara Körfezi falan her yer yani yaklaşık bir buçuk milyon litre bira, sırf bira üretimi diğer içkileri demiyorum yani.

Abdülaziz rahmetli geldiğinde Darwinist propagandaya başlamıştı İngiliz derin devleti derhal kaldırtırdı Osmanlı’da, her yerde yasakladı Darwinist propagandayı. Vay sen misin bunu yapan? Götürdüler döverek infaz ettiler, şehit ettiler. İki bileğini kestiler çünkü aslan gibiydi yüz kilonun üstünde, baş edemeyeceklerini bildikleri için üç tane ağırsıklet pehlivanı götürüyorlar. Üç ağırsıklet pehlivanı zor zapt etti Abdülhamit’i, yere yatırdılar sakallarını yoldular, döverek dişlerini kırdılar, göğsüne çok ağır darbeler indirdiler mosmordu göğsü, iki bileği derince kas tendonları kopmuş olarak yani bilekleri derin ta kemiğe kadar kesmişler diyorlar ki ‘apaçık intihar, neyini kontrol edeceğiz baksana bileğini kesmiş intihar etmiş’ diyor. Görüyor musun oyunu? Bir insan bir bileğini kestiğinde o bilek iptal olur, ta kemiğe kadar kesmiş peki öbür bileğini nasıl kesecek o bıçakla? Sakalını nasıl yolsun? Göğsünü nasıl morartsın? Dişlerini nasıl kırsın? Suikast günü sarayda acayip çatışma oluyor, bağırtılar müthiş feryatlar insan bağırtıları, muazzam bir kavga oluyor sonra yatışıyor kavga şehit ettikleri için. Sonra götürüyorlar naaşını örtüyorlar üstünü kolu dışarıda naaşın, doktora baktırıyorlar ‘bu ne?’ diyorlar adam anlıyor biraz direniyor doktor ‘intihar bu’ diyor adamlar, adam da evet intihar diye rapor yazıyor. Adli tıpa göndertmiyorlar. ‘Adli tıplık bir şey yok intihar, görmüyor musunuz?’ Diyor adam sonra Hanlar Hanı Yüce Hakan Abdülhamit Han’ı devreye sokuyorlar, yüzbinler hesabıyla Darwinizm, birahaneler, meyhaneler ne istiyorsan. Osmanlı toprakları teker teker elden çıkıyor hepsi. Musevilere 36 ayrı yerde yerleşim yeri veriliyor, dev topraklar çok büyük. Hayır, tekrar söylüyorum Allah razı olsun çok iyi yapmış bir tek orada faydalı bir şey yapmış. Gariban adamlar iyi yapmış. Filistin’de toprak satışı yasak Osmanlı meclisinden karar çıkarttırıyor toprak satışı serbest oluyor Musevilere.

Abdülaziz’i şehit ediyorlar yerine Abdülhamit geliyor. Abdülaziz beş vakit namazında, Darwinizm’e şiddetle karşı son derece samimi bir Müslüman, meyhaneye bilmem derhaneye falan karşı. Abdülhamit döneminde her yerde meyhane kuruluyor bir tane, iki tane, on tane, yirmi tane değil her yerde. Neyini kurtarıyorsunuz? Açık açık söyle, adam yanlış yaptı dersin bu kadar basit. Sonra Osmanlı zaten cayır cayır çöküyor gidiyor yani. Ona göre adamlar ayarlanıyor, İngiliz kontrolüne geçiyor İngiliz derin devletinin kontrolüne. Bak daha hala bu olay devam ediyor kardeşim. Şuan İngiliz etkisi Türkiye’de, İngiliz derin devletinin etkisi bütün gücüyle devam ediyor. Darbeyi yaptıranlar da onlar son, 12 Eylül de onların altından çıktı. Anlamıyor insanlar yani, her yere adamlar kol atmış. Abdülhamit döneminde 1884 yılında, Abdülhamit’in resmi talimatıyla ilk resmi genelev açılıyor. Kerhane mi diyorlar artık ne diyorlar, genelev yani. Meyhaneler açılıyor Abdülhamit’in talimatıyla ve Darwinist propaganda ayyuka çıkıyor ve bu genelevler kısa sürede her yere yayılıyor Osmanlı’da. Galata’da genelev sayısı kısa sürede yüzü buluyor. 1915’te ise 359’a çıkıyor, şuan 200 bin; genelevde çalışan kadın sayısı.  Diyanet neyle uğraşıyor? Uğraşması gereken konuları bırakmış neyle uğraşıyor? Kardeşim önce sen şu şarap fabrikalarını kapat, rakı fabrikalarını kapat kapat derken uyar ‘bunlar haramdır, günahtır’ de değil mi? ‘Bira haramdır’ de, uyar bir şey söyle. Kumar oynatılıyor, at yarışları, spor toto, loto, iddia hepsi kumar bunların haram olduğunu söyle, günahtır de, bir şey söyle. Genelevler günah, bunlar vatanın evlatları 200 bin kadın çalışıyor de. Bunların parasıyla Diyanet’in bütün masrafları ödeniyor, maaşı ödeniyor ‘bu helal bir gelir değildir’ de. Abdülhamit’in resmi talimatıyla açılıyor genelevler. ‘Muazzam hizmeti oldu Osmanlı’ya’ diyor. Genelev açıyor, içki fabrikası açıyor ve her yere meyhaneler açılıyor devlete vergi ödüyor bu meyhaneler Abdülhamit’in talimatıyla ve bütün Osmanlı’yı Darwinist yapıyor. Şimdi de panik olmuşlar dünya çapında Abdülhamit’i kurtarma programı, neyini kurtaracaksın bütün belgeleri ortada. Neyini kurtaracaksın? İngiltere’nin eli ayağı boşaldı. İngiliz derin devleti bir oyun oynuyor Türkiye’yi yıkmak istiyorlar bu kadar basit. Her yere adamlarını yerleştirmişler, birçok yere. Bütün ümmet uyansın, farkına varsın bela başımızın üstünde geziyor. Pakistan, Hindistan her yeri sarmış adamlar. Her yerde casusları var, gençlerin içine bile sokmuşlar, üniversiteli çocukların içinde bile elemanları var.

Masonluğun en güçlü olduğu dönem Abdülhamit dönemidir. 

Abdülaziz mesela öv, Abdülaziz’e ‘ Cennet Mekan’ de çünkü hem kabadayı hem aslan hem yiğit Abdülhamit. Hiç lafı geçmez Abdülaziz’in. Kardeşim nur gibi insan bu insan, beş vakit namazında, geneleve karşı, içkiye karşı, içki fabrikası asla açtırmıyor, Darwinizme şiddetle karşı mevcut kitapları da toplatıyor Osmanlı’da, gizli kaçak geliyor kabul etmiyor.

Mübarek olan insan Abdülaziz’dir. Allah onu aziz etsin. Aslanlar aslanıdır, yiğitler yiğididir öveceksen Abdülaziz’i öv. Kahpece ve alçakça şehit edilmiştir.

Zürafa Sokak’taki genelev de İngilizlerin koyduğu bir isim ‘Zürafa Sokak’ diye Abdülhamit döneminde açılmıştır genelev.

Abdülhamit’in bütün takım Darwinist hepsi, koyu Darwinist adamlar. Kardeşim Darwinizm ile ilgili bir tane kitap da değil o kadar fazla kitap bastırıyorlar ki, İstanbul Üniversitesi’ni açıyorlar tamamen Darwinist eğitim. 

Mesela Abdülaziz’i öv ‘Cennet Mekan’ de, namazını hayatta terk etmemiş bir insan beynamaz değil yani her zaman namazlarını kılıyor. Halk vefat ettiğini duyduğunda büyük galeyan olmuştu İstanbul’da ‘babamız vefat etti’ diye. Abdülaziz’i acayip seviyordu millet, nur gibi insandı. Osmanlı topraklarından böyle santim vermiyordu santim, bayağı titizdi. Osmanlı ordusu dünyanın en büyük ordularındandı onun devrinde, 4. büyük ordu, 2. büyük donanmaya sahiptik Abdülaziz döneminde. O koskoca muhteşem donanmayı Haliç’e çekti çürüttü yok etti Abdülhamit. Kıbrıs’ı cayır cayır sattı altın karşılığı, kira diye verdi İngilizlere. Bak şuan eğer Erbakan Hocamız olmasaydı, Ecevit’le de olacak iş değildi bu gitmişti Kıbrıs. Şimdi almamıza rağmen kabul etmiyorlar yani orayı işgal edilmiş kabul ediyorlar. Kendi toprağımızda işgalci konumunda gösteriyorlar bizi. Kıbrıs’ın tamamı bizim olduğu halde bak, tamamının tapusu bize ait. Resmi tapusu kayıtlarda yani elimizdeki mevcut resmi kayıtlarda şerhli açık tapular var Kıbrıs’ın tamamının tapusu bize ait resmi olarak ama şuan bizi işgalci konumunda gösteriyorlar. Kendi ülkesini işgal eden konumunda oluyor ya bize ait toprak, tamamı bize ait Kıbrıs’ın, tapulu malımız bir mantığı var mı şunun? Tapulu malımız, bize ait yer, kendimize ait yer; bunu yapan Abdülhamit. Altınları aldı verdi Kıbrıs’ı.

Abdülhamit döneminde fuhuş İstanbul için özel bir sektör haline geliyor. Gemilerle İstanbul’a müşteri getiriyorlar fuhuş için Abdülhamit döneminde. Rehberlerin en önemli işlerinden biri gemilerle gelen turistleri Zürafa Sokak’a, Karaköy’e götürmek ve oradaki genelevlere onları sevk etmek. Gemilerle adam geliyor geneleve.

Osmanlı’da mesela Münif Paşa onun çok sıkı adamlarından evrim üstüne adam uzman, evrim propagandisti Darwinist yani. Abdülhamit Münih Paşa’yı Milli Eğitim Bakanı yapıyor, adam bütün okullarda Darwinizm okutuyor, ortaokul, lise, üniversite her yerde şuan olduğu gibi. Ümmet felaket bir sistemin içerisine doğru gidiyor. Çünkü Kuran'da diyor ki siz Adem ve Havva'dan yaratıldınız. Münif Paşa diyor ki yok Adem’le Havva’dan yaratılmadınız, maymundan yaratıldınız diyor. İlk atanız solucan gibi bir varlıktı, sonra o kurbağa gibi oldu diyor sonra gelişti primat falan maymuna döndü atanız bu diyor.

Dergiler yayınlıyorlar, Darwinist kitaplar çıkarıyorlar ve Osmanlı'nın her yerine Yemen'e, Libya'ya her yere gönderiyorlar. Gemilerle trenlerle yüz binlerce kitap gönderiliyor. Mesela bu Abdullah Cevdet, Abdülhamid döneminde tıbbiye de yetişti orası zaten Darwinistlerin kalesiydi.

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Abdullah Cevdet, İttihat ve Terakki döneminin en ünlü Darwinist, materyalistlerinden birisi. Osmanlı'da materyalist propagandayı yapanlardan Abdülhamid’in en sıkı adamlarından. Abdülhamid'in talimatıyla Darwinist propaganda yapıyor her yerde. Bunlar kitaplar basıyorlar dergiler çıkarıyorlar makaleler, gazetede yazılar Osmanlı mahvoldu ondan sonra manevi yönden. Abdülhamid döneminde mesela 1897, 29 Temmuz iskelede bulunan birahane reklamlarından bir tanesi.

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Bütün iskele boyunca birahane reklamları var böyle, bira reklamları var Yani İstanbul genelev kaynıyor ve meyhane kaynıyor Abdülhamit döneminde ve yoğun Darwinist propaganda. Sürekli Osmanlı toprakları veriliyor sürekli ama kesintisiz ve Abdülhamit’in bütün çevresi Darwinist materyalist; hepsi kendisi de dahil. Yiğitler yiğidi Abdülaziz asker gibi direndi ama o koçyiğidin etrafını sarmışlardı. Şimdi Tayyip Hoca’yı Abdülaziz konumuna getirmeye çalışıyorlar. Onun için diyorum bak Tayyip Hoca’yı iyi koruyalım diye. Çok titiz bir koruma altına alalım. Gençler ve herkes kanuna hukuka uygun olarak Tayyip Hoca’yı koruyalım yani ona Abdülaziz’e biçtikleri fermanı biçiyorlar benim gördüğüm. Aynı yöntemler. Darbe marbe o akşam eğer fırsat bulsalardı hatta intihar etti de diyeceklerdi belki de. Tayyip Hoca’yı mesela şehit edip aynı Abdülaziz gibi. Tecrübeli bunlar.

Bu insanların dürüst olduğuna ben inanıyorum Abdülhamit’le ilgili fakat yanlış yapıyorlar eğer yücelteceklerse Abdülaziz’i yüceltsinler. O adı sanı gizlenmiş gerçek bir kahraman Abdülaziz. Abdülhamid değil. Abdülaziz’in katledilmesinin şehit edilmesinin tek nedeni vardır Darwinizm’e şiddetle karşıydı. Devrinin mehdisiydi Abdülaziz. Cennet mekan Abdülaziz Han. Hanlar hanı. Cennet mekan Abdülhamit Han değil Abdülaziz Han’dır. Abdülhamit’i bir kenara koyalım. Abdülaziz Han’dır. Dürüst olsunlar.

Abdülaziz’e olduğu gibi Tayyip Hocam’a da suikast düzenleyebilirler. Birleşmiş Milletler toplantısında falan çok dikkat etsin. Orada suikast yapmaya kalkabilirler. Bu adamların gözü döndü normal bir durum yok. Polis, Özel Harekatçı koruma da götürülsün oraya. MİT elemanları zaten gerekli tedbiri alacaklardır ben inanıyorum. Tayyip Hocam da pozisyonunu çok dikkatli alsın orada. Onların suikast yapacağı bir pozisyona hiçbir zaman için gelmesin. Asrımızın Abdülaziz’i Tayyip Hocam’dır. Abdülhamit’i değil, Abdülaziz’i. Abdülaziz’in özelliği nedir? Darwinist bütün devlet görevlilerini görevden aldı hepsini, paşalar, Milli Eğitim'deki insanlar kim varsa. Darwinist kim varsa aldı. Darwinist bütün yayınları toplattı, müsaade etmedi. 1876 darbesinde önce büyükelçiliklere saldırı yapılmış. Şimdi bak büyükelçilikler kapatıldı saldırı da önlendi saldırı yapacaklardı normalde. Aldığını ardından Abdülaziz'e darbe yapılmıştı. Saldırıların büyük hedefi büyükelçiliklerdi. Görüyor musun benzerliği? Dikkat edin yani. Aynısı yapılacaktı yakalandı. Büyükelçiliklere saldırı yapacak kişiler yakalandılar yani eski oyunu tazeleyeceklerdi.

Sultan Abdülaziz, Ahmet Mithat’ı Rodos’a sürdü çünkü Darwinist propaganda da adam dur durak bilmiyordu. Rodos'a sürmüştü Darwinist propagandasını durdurmak için.  Çok sinsi bir faaliyet vardı o devirde.

Abdülhamit tahta çıkıncaa ilk yaptığı ne biliyor musun? Ahmet Mithat’ı yeniden İstanbul'a geri çağırıyor Tercüman-ı Hakikat Gazetesi’ni kurduruyor Darwinist. Osmanlı döneminde ilk kez Darwin'in evrim kuramını bu adam vesilesiyle gündeme getirtiyor Abdülhamid. Ahmet Mithat kanalıyla. Yani özetle Abdülhamit, Abdülaziz’in görevden aldığı ne kadar Darwinist adam varsa ne kadar paşa varsa ve bakan varsa hepsini göreve geri getiriyor. İslam Üniversitesi’ni kuruyor ve orada yoğun Darwinist propagandaya başlatıyor. Zoruna ne oldu kardeşim zoruna ne oldu trenlerle yüzbinlerce Darwinist kitabı her yere yayıyorsun? Gemilerle ta Libya’ya gönderiyor. Her yerde Darwinist propaganda yapıyor Allah'tan kork. Abdülaziz Darwinizm’e karşı şiddetli tavır aldığı için İngiliz derin devleti tarafından darbeyle devrildi. Hemen akabinde Abdülhamit göreve getiriliyor. Abdülhamit de Abdülaziz’in görevden aldığı ne kadar Darwinist varsa hepsini geri göreve getiriyor. Nasıl bu kahraman oluyor ben anlayamadım. Arkasından genelevler açıyor, arkasından meyhaneler açıyor, Osmanlı topraklarını paramparça ediyor, Osmanlı donanması yok ediliyor Haliç’te. Hanlar Hanı diyor mübarek sultan diyor. Abdülaziz’dir Hanlar Hanı olan. Şehit olan veli olan padişah olan odur. Abdülaziz’dir Abdülhamit değil. Cennet Mekan Hanlar Hanı Abdülaziz Han. Bunu öğrenecekler. Abdülhamit değil. Abdülhamit akıl almaz tahribatı yapmıştır. Yani görülmemiş bir tahribat yapmıştır. Bir uydurma hikaye var Theodor Herzl’le ilgili. Theodor Herzl’e; “Bre melun Yahudi, defol, bedava toprak, bilmem ne falan, ne alaka? dedi” diyor. Adam bir kere torbalar dolusu altın karşılığında Kıbrıs’ı vermiş. Bitti. Bir kere buradan kahramanlığı kalmadı. İki; otuz altı ayrı yerde Filistin’de, otuz altı büyük bölgede büyük yerleşim alanı veriyor Musevilere. Tek yaptığı faydalı icraat bu.

Darülfünun şahane, bugünkü İstanbul Üniversitesi bizzat Abdülhamit tarafından açıldı. Darülfünun’un özelliği, her bölümde koyu Darwinist propaganda yapılması. Burada yetişen adamları da imparatorluğun her tarafına gönderdiler. Mısır’da da El Ezher’i kurdu İngiliz derin devleti. Orası da zaten Darwinizm’in kalesi. Abdülaziz mübarek, muhterem, veli bir zat. Allah için bunlarla cihat etti. Kabul etmedi Darwinizm’i. Her türlü tehlikeyi göze aldı. Bak benim koçyiğidimi üç başpehlivanla ancak zapt edebildiler. İkisi kollarına girdi, bir tanesi de ayaklarından tuttu. Ve silah zoruyla bak ellerinde de silahla giriyorlar. Yanlarında da başka adamlar da var. Yani sırf yere yatıranlar üç tane başpehlivan. Zor yere yatırdılar. Ön dişlerini yumruklayıp kırdılar. Göğsüne ağır darbelerle vurdular. Mosmor göğsü. Sakalını yoldular. Vahşete bak, kepazeliğe bak sen. Sonra da iki bileğini ta kemiğe kadar oturtacak şekilde bıçakla kesiyorlar. Ve bekliyorlar yatırmış vaziyette. Ağzını da kapatıyorlar. Önce muazzam bağırtı ve kavga olmuş, acayip kavga olmuş. Cam, çerçeve her yer aşağı inmiş. O benim aslanım bütün gücüyle kendini korumuş. Ama bir yere kadar tabii. Ellerinde de silah var adamların. Sonra şehit ediyorlar. Ama kan kaybı devam ediyor. Daha vefat etmemiş. Annesi gidiyor valide sultan. Vay benim evladım diye kadın dövünmeye başlıyor. “Çık dışarıya, şehit oldu” diyorlar yani “intihar etti” diyorlar. Sonra çay ocağının oraya götürüyorlar. Bak rezalete bak, olaya bak. Orada tutuyorlar. Kan tamamen boşalıyor artık kan kaybından şehit olunca üstünü örtüyorlar, bir masaya yatırıyorlar. Muşambayla örtüyorlar, bir kolunu dışarıda bırakıyorlar. Doktor çağırıyorlar, diyorlar ki; gel bir bak. Adam; bu intihara pek benzemiyor diyor. “Yok yok intihar, görmüyor musun?” diyorlar adama. “At şuna imzayı” diyorlar. Adam hemen imzayı atıyor. “Ben vücuduna bakmak istiyorum” diyor doktor. Bak, onların adamı olduğu halde bunu yapıyor, düşün. “Bir açın da bakayım” diyor adam. “Yok, gerek yok bakmana, sadece koluna bak. Bak, kesmiş işte kolunu” diyorlar. Ta kemiğe kadar kesilmiş bileği, kan kaybından. Atıyor imzayı. Orada rapor düzenliyor. “Adli tıpa gönderelim” diyor. “Yok, adli tıpa gerek yok” diyor. “Hadi hemen gömelim” diyor. Şu kahpeliğe bak, şu alçaklığa bak, şu rezilliğe bak. Kimsenin haberi yok bu olaylardan. Abdülhamit apar topar tahta getiriliyor. Gelir gelmez, Abdülaziz’in görevden aldığı ne kadar Darwinist varsa hemen göreve getiriyor. Hemen kerhaneleri açıyor, hemen içki fabrikalarını açıyor. İlk icraatları olarak. Ve her yere meyhaneler açtırıyor. Bütün Galata boydan boya ta Edirne’ye kadar meyhaneler doluyor her yer. Ondan sonra sıra Osmanlı donanmasına geliyor. Onu da Haliç’e çektiriyor. Çürütüyor onları da yirmi yıl içerisinde. Ama ne çürüme yani tamamen enkaz, hurdaya gidiyor. Osmanlı topraklarını da paramparça edip dağıtıyor. Kıbrıs’ı da altın karşılığında veriyor.

Evet, dinliyorum.

ERDEM ERTÜZÜN: Tendürek bölgesinde iki haftada yirmiden fazla şehit verdik. Bu bölgenin PKK için stratejik önemi olan bir bölge olduğu, burayı Erzurum ve Kars’a sızmak için güzergah olarak kullandığı ve volkanik yapısı nedeniyle dağın içinde PKK’nın çok sayıda mağarada ciddi oranda yığınak yaptığı söyleniyor. Güvenlik uzmanı Mete Yarar, konuyla ilgili açıklamasında; “Askerlerimizin bu kadar şehit vermesinin sebebi, savunma politikasını bırakıp taarruz politikasına geçmeleri. Asker taarruza geçtiği için mecburen daha fazla temas sağlanıyor ve şehit veriliyor” dedi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim öyle taarruz mu olur? Taarruz yaptığında ortalığı cehenneme çevirirsin. Bir kere bu silahla olur. Yani askere dağıtılan silah ve mühimmatın kalitesinin arttırılması lazım. Bir kere normal, otomatik silah yok gördüğüm kadarıyla. Klasik piyade tüfeği var. Bu olmaz. Yani IŞİD’in bile elinde otomatik silahlar var. PKK’nın elinde otomatik silahlar var. Askerin elindeki silah kalitesinin arttırılması lazım. Bir de el bombası atan otomatik silahlar, çok miktarda olması lazım. Bunlara böyle tek tek kurşun atmakla olmaz. El bombası atan otomatik silahla dakikada iki bin-üç bin mermi atarsan yani dakikada iki bin-üç bin el bombası yağdırılırsa adam oraya yanaşmaz. Dolayısıyla rahatça yakalayabilirsin. Yöntem budur. Dağsa, dağı düzlersin. Adam sana getiriyor, beş yüz kilo TNT’yle bomba yapıyor, onu patlatıyor. Sen de iki ton, on ton TNT getirirsin, dağa koyarsın. O öyle olmaz böyle olur dersin. Ta Ankara’dan sesi duyulur, yeri göğü inletirsin. Cehenneme çevirirsin oraları, olur biter. Böyle silah üstünlüğünün sağlanması gerekiyor. Yoksa sürekli asker kaybı olur. Taarruza geçmediğinde de aynı şey oluyor. Sürekli asker kaybı var gece gündüz. Taarruza geçiyorsun ama adamlar kaçıyor. Yani gayet ferahlar, rahatlar. Bir kere asker sayısının arttırılması lazım, bir. Milis gücünün arttırılması lazım, iki. Silah kalitesinin arttırılması lazım, üç. Dağda volkanik mağara; kardeşim dağı patlatırsın, volkanını da çıkarırsın dağın. Adamlara bir ferahlık sağlarsın. Yeri göğü birbirine katarsın. Yöntem budur. Malzemeden eksiltmemek gerekiyor. Yani mühimmattan eksiltmemek gerekiyor. Parasıyla değil mi? Ben görüyorum çatışma seslerinden, tak, tak, tak. Birer birer, öyle olmaz. Yani orada otomatik silah sesinden anlaşılır olayın gücü. Adam başını kaldıramaz. Nefes aldırmamak gerekiyor. Bir de bombardımanın çok güçlü olması lazım. Hallaç pamuğu gibi atacaksın. O zaman adam oraya yanaşamaz. Yanaştıysa da bir daha kaçamaz. Kaçtıysa da teslim olur. Yani böyle olması gerekiyor. Silah üstünlüğünün sağlanması lazım. Tabii benim naçizane görüşüm bu, kanaatim.

Mesela geliyor CHP Genel Merkezi’nin önüne, adam kurşun yağdırıyor. “Ne oldu?” diyoruz. “Kaçtı” diyor. Kardeşim asfaltı havaya uçurursun yeri göğü birbirine kat, nasıl kaçar? Asfaltı yıkarsın yani. Kaçma olur mu, nasıl kaçar yani? Geleni yakalayacaksın, olmaz. Mesela hatta bir sivrisineği yakalarken bile o elinde şak şakla yakalamaya kalkarsan, yakalayamazsın. Yani onu da yakalamak için nasıl bir yöntem olacağı belli. Adamlar üç kişi, eylem yapıyor, kaçıyor. Beş kişi eylem yapıyor, kaçıyor. Bu çok rahatsız edici. AK Parti’ye saldırıyorlar mesela Akit Gazetesi’ne saldırmışlardı. Adamlar elini, kolunu sallayarak kaçtılar. Allah Allah, gelen orada kalır kardeşim, öyle olması lazım. Usul öyle olması gerekir.

Mesela bak Abdülaziz, Hanlar Hanı de. Ben onun ayağının altını öperim, Abdülaziz’in. Ama bana Abdülhamit’ten bahsetme. Bütün Galata’yı genelevlerle donatmış adam. Her yeri meyhanelerle donatmış. Devlet eliyle içki fabrikaları açıyor. Ve her yeri, bütün Osmanlı’yı Darwinist yapıyor. Ve paramparça ediyor Osmanlı’yı. Kıbrıs’ı altın karşılığı veriyor. Filistin’de otuz altı yerde Musevilere geniş, büyük araziler veriyor. Sonrasında diyor ki; “Ben adamı kovdum.” Adam senin müşavirin, danışmanın. Akşama kadar berabersin adamla. Projeleri falan hep beraber yapıyorsun. Kovdum diyor, ne kovması? Neredeyse elini öpecek yani acayip saygılı. Danışmanı. O da diyor ki; “Senin için ben adam öldürürüm. Var mı emrin?” diyor. İsim veriyor, “istersen şunları öldürteyim?” diyor. Mafya babası gibi adam yani Theodor Herzl.

BÜLENT SEZGİN: Resimler vardı, Abdülhamit’le.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Sarayda akşama kadar beraberler. Kim kimi kovuyor? İstanbul fuhuş merkezi oluyor. Gemilerle buraya müşteri getiriyorlar, genelevlere.

BÜLENT SEZGİN: Resimler gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Bu Zürafa Sokak’taki genelev. Gemilerle adamlar geliyor yani.

Abdülaziz, hiç namazını terk etmemiş, mümin muttaki bir insan. Cennet mekan, Hanlar Hanı Abdülaziz Han. Doğrusu budur. Abdülhamit Han değildir. Düzeltsinler.

BÜLENT SEZGİN: Resmini gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: İşte bu koçyiğit, aslan budur. Medine’den saraya posta geliyor. “Bu postalarda Resulullah (sav)’in kokusu var. Medine’den geliyor” diyor. Kalkıp abdest alıyor postalar geldiğinde ve sürekli ayakta duruyor. Posta ya Medine’den posta geliyor. Kağıt, yazılar geliyor. “Resulullah (sav)’in kokusu var bunlarda” diyor. Abdest almadan o postalara el sürmüyor, Medine’den geliyor diye. Böyle mübarek bir insan. Abdülhamit de Kıbrıs’tan Porto şarabı getirttiriyor, çeşitler. Baksınlar sarayın yiyecek listesine, içecek listesine. Kanyaklar, şaraplar, çeşit çeşit içkiler. Zibil gibi yani anlatmakla bitecek gibi değil. Kurduğu fabrikalar; “Osmanlı’yı fabrikalarla donattı” diyor. Kardeşim şarap fabrikası kuruyor, rakı fabrikası kuruyor, bira fabrikası kuruyor. Cayır cayır. Her yerde de reklamlarını yaptırıyor ayrıca. Bediüzzaman; bakıyor Darwinizm’e karşı. “Bu akıl hastası” diyor. Tımarhaneye kapatıyor.

Abdülhamit 1894 yılında bu Ed-Hüseyin’in Quilliam Vakfı var ya, o vakfa ismini veren, sonradan Abdullah Quilliam ismini alan İngiliz vatandaşını İngiltere’ye şeyhülislam olarak atıyor. Şuan ki Quilliam Vakfı’nın adı ondan geliyor. İngiliz, onu şeyhülislam olarak atıyor. Adam koyu Darwinist. Aşağı yukarı her şey var adamda yani her şey. Her yol derler ya o tarz atadığı adam.

BÜLENT SEZGİN: Resmini gösterebiliriz, Abdullah Quilliam.

ADNAN OKTAR: Bak, güvendiği adamı görüyor musun? Darwinist ve Rumi adam. Olay ta o zamanlar ayarlanmış, şekillenmiş.

“Dedelerin Yahudilere Filistin’de toprak vermediği için, huzurundan kovduğu için mi Abdülhamit’i kötülüyor?” Dedelerime toprak vermiş, otuz altı ayrı bölgede geniş geniş topraklar vermiş. Kovma da yok. Dedelerimle iç içe yaşamış. Öyle bir şey yok. Ayrıca ben Theodor Herzl’i dedem kabul etmiyorum. Onunla da iç içe akşama kadar beraberler. Altı yıl onun müşavirliğini, danışmanlığını yapmış. Bir de vatan toprağını vermiyor diye bir şey yok. Altın karşılığı Kıbrıs’ı vermiş zaten. Filistin’de de otuz altı büyük yerleşim alanı vermiş Musevilere. Bir de Musevilere toprak satışını kanunla serbest hale getirmiş Abdülhamit. Huzurdan kovma diye bir şey yok. Neredeyse elini öpecek Theodor Herzl’in. Theodor Herzl’le sırdaş ve arkadaşlar. Theodor Herzl ona teklif ediyor; “Muhaliflerini istersen öldüreyim?” diyor. Adam öyle bir tip. Ve sürekli ona rapor hazırlayan, yazılar hazırlayan, fikir veren danışmanı. Kovma diye bir olay yok. Bu tamamen uydurulmuş bir hikaye. Zaten bu hikayeyle sadece Abdülhamit tanınıyor, bu uydurulmuş hikayeyle. Abdülaziz’dir hanlar hanı olan. Cennet mekanı olan Abdülaziz’dir. Sonra işte 5. Murat’ı getirdiler peşinden Abdülaziz’in kısa bir süre. Sonra tak Abdülhamit’i getirip amaçlarına ulaştılar. Gün hesabıyla kaldı öbürü zaten, 5. Murat. 5. Murat da zaten biraderzadelerle olan bağlantısı bilinen bir kişi. 5. Murat işte doksan üç gün falan kaldı. Usulen kaldı.

BÜLENT SEZGİN: Resmini gösterebilirim.

ADNAN OKTAR: Göster. Abdülaziz, Avrupa’ya gittiğinde abdest suyunu bile yanında götüren bir insan. Bir kere bile namazını aksatmış birisi değil. Şehit edildiği sırada, odasında canım benim Yusuf Suresi’ni okuyormuş. Kuran’ın üstünde kan lekeleri var. Topkapı Sarayı’nda muhafaza ediliyor Abdülaziz’in, şuan duruyor o Kuran-ı Kerim. Abdülaziz’in o mübarek kanı onun üzerine dökülmüş, Kuran’ın üzerine. Yusuf Suresi’ni okurken şehit edildi. Al kanlar içerisinde bırakıldı. Yiğit budur. Ve bu da tabii harika yani Yusuf Suresi’nde olması. Hani “kardeşleri yalandan kan sürülmüş gömlekle geldiler” diyor ya? Kardeşleri kıskançlığından şehit etmeye kalkıyorlar. Çok manidar yani. O Kuran-ı Kerim’i isteyenler görebilirler, Topkapı Sarayı’nda. Mübarek kanı da üzerindedir yani şehit edildiğinde. Kanı üzerine sıçramış. İki metre boyunda, bileğini büken yok Abdülaziz’in.

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Görüyor musun boyu posu? Aslan budur işte. 160 kilo, evet, maşaAllah. Bak, en büyük hedeflerinden biri İslam Birliği’ydi, İttihad-ı İslam, Abdülaziz’in. İngiliz derin devleti nefret ediyordu. Bir de bakın bağnaz değil. Modern, aydınlanmacı, ilerlemeci. Osmanlı ordusu dünyanın altıncı büyük ordusu bak o dönemde. Donanma, ikinci büyük donanma. Zenginlik, bereket, bolluk, güzellik, Abdülaziz döneminde mükemmel. Müthiş bir maneviyat var. Her yerde Kuran okunuyor. Darwinist propagandayı yasaklamış. İngiliz derin devleti cinnet geçirdi bunu görünce.

BÜLENT SEZGİN: Atatürk de aynı şekilde İngilizlerin en sevmediği lider olarak seçilmişti.

ADNAN OKTAR: İngiltere’den sonra en büyük deniz gücü. Yani Fransa’nın da çok güçlüydü. Osmanlı donanmasıyla aşağı yukarı aynıydı. Yani ikinci diyebileceğimiz güçteydi.

Mithat Paşa’nın faaliyetlerinin ucu bucağı yok. Dergiler, mesela Dağarcık Dergisi var onun çıkardığı. Koyu Darwinist dergi. Her sayısında Darwinizm propagandası var. Ve binlerce, on binlerce dağıtılıp, bütün Osmanlı’da tahribat bu şekilde sağlanmış.

Sultan Abdülaziz, 111. İslam halifesidir. En modern silahlar o zaman alınmıştı, Abdülaziz döneminde. Mükemmel silahlandırmıştı. Tek bir parça toprak alamıyorlardı bizden. Abdülhamit’e geçtikten sonra akın akın topraklar verilmeye başlandı. 1875 yılında aniden Balkanlar’da, Mısır’da her yerde İngiliz derin devletinin hücreleri ayaklandı. Abdülhamit iktidardayken her yer elimizden alındı.

Fransız donanması tabii Osmanlı donanmasından biraz daha teknik yönden daha ilerideydi ama deniz gücü açısından Osmanlı donanması ikinci güçtü İngilizlerden sonra. Yani ezici güce sahipti. Onun için ikinci diyebiliriz. Yoksa teknik yönden üçüncü Osmanlı. Fakat silah gücünün dışında yani yenme ve strateji gücü açısından ikinciydi. Yani sadece İngilizler daha üstündü donanma olarak.

Özetle Türkiye’deki ve Ortadoğu’daki bütün belaların kökeni İngiliz derin devletidir. Bunu fark edemiyorlar. İki yüz yıldan, üç yüz yıldan beri devam ediyor bu. Osmanlı bu belanın içine düşmüş. Kimse bunu dillendirmeye cesaret edememiş. Bütün belanın altında bu yatıyor. Aydınlarımızı İngiltere’de eğitip bu hale getiriyorlar. Veyahut başka türlü yöntemlerle. Hatta üniversitedeki kızlar bile anlamışlar olayı, birçoğu. İngiltere’ye yalakalık yapıyorlar bazıları. İngiliz derin devletine yalakalık yapıyorlar. Hani bir ekmek çıkar, bir şey çıkar. Onlar bir yal verir de o yalı yalarlar diyerekten. Bayağı haysiyetsiz adamlar çıkıyor. Yani ajanlık yapmaya müstahak böyle o kafada.

Veliaht işte bu Murat Efendi, 5. Murat İngilizler tarafından mason yapılmış bir kişidir. Prodos Mason Locası devrede oldu. Ama tabii mason localarını kullanıyor İngiliz derin devleti. Yani mason locası pek takmaz onlar. Yani onu bir tekke gibi, dernek gibi görüyor. Yani önemli görmez. Meşrutiyeti ilan edeceğine söz verdi 5. Murat, İngilizlere. “O zaman seni getirelim” dediler. Zaten çok kısa tuttular. Hemen yerine Abdülhamit’i getirdiler. Çünkü Abdülhamit daha sağlamdı onlar açısında. Yani İngiltere açısından çok çok daha sağlamdı. Aslında Ortadoğu’ya o kadar meraklı değildi İngiltere de, İngiliz derin devleti, bu sanayileşme başladı ya büyük fabrikalar falan tesisler. Her yerde baktılar petrol kullanılıyor. Su gibi petrole ihtiyaç var. Petrol de hep Osmanlı’nın bulunduğu yerlerde. “Şunların üstüne bir çökelim, darmadağın edelim.” Yoksa gıcık oluyorlardı Ortadoğu’ya yani Osmanlı’ya. Onları ilgilendirmiyordu, muhatap dahi olmuyorlardı. Ama petrol çıkınca, bütün petrolün orada olduğunu anlayınca olay değişti. Bütün güçleriyle yüklendiler.

Abdülaziz 111. İslam halifesi. Yusuf Suresi de biliyorsunuz 111 ayetten oluşuyor. Vefatında Yusuf Suresi’ni açmış, onu okuyormuş. Üzerinde mübarek kanı var. Şimdi kahraman kim, hanlar hanı kim, cennet mekan kim? Abdülaziz’dir. Abdülaziz İngilizler ne dediyse tersini yapmış. Hiçbirini kabul etmemiş. Darwinizm’i Osmanlı’da cayır cayır ezen bir yiğittir. Sonra Abdülhamit’i getirip bütün Osmanlı’yı Darwinist yapmışlar. Bak daha hala televizyonlara çıkarıyorlar. Onun devamı olan kişiler bunlar yani o sistemin devamı. Cayır cayır Darwinizm propagandası yapıyorlar. ‘İslam da böyle söylüyor, Allah da böyle söylüyor.’ Allah; “Adem’le Havva’dan yarattım” diyor. “Adem’i de pişmiş balçıktan yarattım” diyor. Sen neden bahsediyorsun? Hayır, iman edemiyorsan dürüst davran.

Abdülhamit’in torunu Osman Efendi, Abdülhamit’in Porto şarabını çok sevdiğini söylüyor. Masraf defteri var arşivde Osmanlı’nın. Bu defterde Dolmabahçe Sarayı’na hangi cins şaraplar geliyor, hepsi var. Bir de çeşitler, işte bordo şaraplar, beyaz şaraplar, çeşitleri her çeşit yazılmış. Ayrıca Abdülhamit’in konyağı çok sevdiğini iddia ediyor, torunu. Zaten her yeri meyhaneyle doldurmuş Osmanlı’da. Şarap fabrikaları, içki fabrikaları her yerde var. Bizzat Abdülhamit kurduruyor. Genelevler kurduruyor. Zürafa Sokak başta olmak üzere. Ta Edirne’ye kadar meyhaneler. Bütün İstanbul’un her yeri meyhane doluyor. “Hanlar Hanı Cennet Mekan” diyor. Cennet Mekan Abdülaziz’dir, Hanlar Hanı Abdülaziz’dir. Şehit olan odur, yiğit olan odur. Darwinizm’e, İngiliz derin devletine yiğitlik yapan odur, boyun eğmeyen odur.

Evet, şimdi yine bir konu varsa dinleyebilirim.

BÜLENT SEZGİN: O dönem kurulan birahanenin, bira fabrikasının resimlerini gösterebilir miyiz Adnan Bey, Abdülhamit döneminde?

ADNAN OKTAR: Göreyim. Baksana adam tesisler kurmuş.

BÜLENT SEZGİN: Bira fabrikası için izin isteniyor. İzin veriliyor.

ADNAN OKTAR: Bizzat Abdülhamit’in izniyle, evet.

BÜLENT SEZGİN: Reklam afişini görüyorsunuz. Abdülhamit’in tuğrası var. Yine diğer bir reklam. Civarda bulunan tabelalar, meyhaneler, birahanelere ilgili.

ADNAN OKTAR: Şimdi görme merkezini anlatıyor. Bir kere mekanizması zaten baştanbaşa harika üstüne harika. Sonra da diyor; “Beyinde mercimek kadar bir yer görme merkezi. Oraya elektrik akımı gelir. Ve biz onu görürüz” diyor. Sen ne diyorsun biliyor musun? Kendine bir gel. Kim o gören? Bak sen, oraya bir elektrik akımı geldi diyorsun. Görme olayı yok şimdi, göz, hiçbir şey yok. Gözü falan geç. “O bir elektrik akımı geliyor” diyorsun “o elektrik akımını birisi görüntü olarak görüyor” diyorsun. Bu mucize üstüne mucize bu. Elektrik akımını üç boyutlu görüntü olarak birisi, bir adam görüyor. Peki, bu adamın gözü nerede? “Bunun gözü yok” diyor. Bu adamın beyni var mı? Beyni de yok. Kulağı olmadığı halde adam duyuyor. Eli olmadığı halde hissediyor. Burnu olmadığı halde kokluyor. Kim bu adam, bundan bahsetsene sen? Asıl insan bu. Öbürü bir mekanizma. Sadece bir elektrik iletim mekanizmasından bahsediyorsun. Onu geç. Beyne gelen o elektriği üç boyutlu olarak karşısına geçip kim seyrediyor, tam renkli olarak? Ve adam öyle görüyor ki dışarıdaki varlığından emin oluyor. Onu anlatacaksın sen bana önce. Bunu anlatamıyor, oturmuş evrimden bahsediyor. Yani düşün kardeşim bak parmak ucu kadar yer beyinde. Buraya çok zayıf, amperi çok düşük bir elektrik akımı geliyor. Çok uyduruk bir akım, çok flu. Ondan hiçbir şey çıkacak gibi değil. Yani görüntüye çevirmeye kalksan berbat bir görüntü olur. Yani çok çok berbat. Görüntüye benzemez. Biri havada, biri karada, yerde falan karmakarışık. Burada çok keskin netlikte bir görüntü meydana geliyor. Ve bu görüntüyü gözü olmadan bak gözü olmadan, göz yok bu adamın. Gözü olmayan birisi bunu görüyor. Kim bu adam? Asıl insan bu. Bundan bahsetsene sen bana. Gözü yok adamın görüyor. Ve öyle görüyor ki, dışarıdaki görüntünün varlığının nasıl olduğunu açıklayamıyor. Yani beynimde görüyorum. Dışarıda var mı bu? Dışarıda da var diyor. “Peki, sen nerede görüyorsun?” diyorum. “Dışarıda olduğu için” diyor. Yani alkol almış gibi konuşuyorlar bir görsen. İsterseniz deneyin. “Şimdi ben neredeyim?” diyorsun. “Dışarıdasın, iki metre uzakta” diyor. Peki, ben senin beyninin içinde miyim? “Evet, beynimin içindesin” diyor. “Ben neredeyim?” diyorum. “Uzaktasın, iki metre uzaktasın” diyor. Hangisi doğru? Ya iki metre uzaktayımdır, ya beyninin içindeyimdir. “Her ikisi de” diyor. Şaka yapıyor. Beyninin içinde, dışında bir şey yok. Monitörün başındasın. Dışarıdaki konusunda da emin değilsin. “Olması lazım” diyorsun. Ben de katılıyorum ona bir şey dediğim yok. Biz iman ediyoruz olduğuna sadece. Yani bir gölge varlık olarak olduğuna iman ediyoruz. Ama senin gördüğün beynindeki görüntüsü. Başka bir şey görmüyorsun. Doğru konuş.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü