Harun Yahya

Sohbetler (18 Eylül 2016; 10:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bir sevgi etiketi yapalım. Ne diyelim? “Kardeşliğin anahtarı sevgi” diyelim. Evet.

Nihat Hatipoğlu şu an CNN Türk’te “Dini yaşamak için cemaatlere gerek yok” diye açıklama yapıyormuş. Kuran öyle demiyor, Kuran “Din ancak cemaat olarak yaşanır” diyor. Allah’ın bütün hükümleri cemaate göre. Tek olarak yaşanan bir din yok. Hristiyanlıkta da böyledir, Musevilikte de böyledir din cemaat halinde yaşanır. Onun için Hristiyanlıkta çok fazla cemaatler vardır, Musevilikte de cemaatler vardır. Musevi cemaati var mesela Türkiye’de. Hristiyanlık da öyle Müslümanlık da öyledir. Kuran’ın hangi sayfası açılsa hep cemaate hitap eder. Hep mesela zekat cemaat halinde, efendim, hac cemaat halinde, cihat, dini yaymak cemaat halinde. Allah “ayrılıp-dağılmayın” diyor ayet. “Kurşunla kaynatılmış binalar gibi birlikte mücadele edin” diyor. Bak, “kurşunla kaynatılmış lehimlenmiş binalar gibi” diyor.

ERDEM ERTÜZÜN: “Haklarına tecavüz edildiğinde birlik olup karşı koyanlardır.” (Şura Suresi, 39) diyor.

ADNAN OKTAR: “Haklarına bir müdahale olduğunda hep birlikte birlik olarak mücadele ederler” diyor Allah.

GÖKALP BARLAN: Başka bir ayette de, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım: “Sen de sabah akşam O'nun rızasını isteyerek Rablerine dua edenlerle birlikte sabret. Dünya hayatının (aldatıcı) süsünü isteyerek gözlerini onlardan kaydırma.” (Kehf Suresi, 28) diye buyuruyor Yüce Rabbimiz.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

HAKAN KURTUL: “Nerede olursanız olun sizi bir araya toplayacağım” diye buyuruyor Yüce Rabbimiz.

ADNAN OKTAR: “Nerede olursanız olun sizi bir araya getireceğim” evet.

Bak, “Rablerine dua edenlerle birlikte” diyor Allah. Ayrı ayrı değil “birlikte sabret.”

Peygamberimiz (sav) Tırmızi’nin Fiten bölümünde “Allah’ın eli cemaatle birliktedir” diyor. Yine Peygamberimiz (sav)’in hadisi Kenzül Ummal’da cilt 1, 1031 numaralı hadis “Allah’ın yardım eli cemaat üzerinedir.” Bak dikkat edin “şeytan cemaate muhalefet edenle beraber hareket eder. Yani “cemaatin olmamasını isteyenlerle birlikte hareket eder şeytan” diyor. Yani “Müslümanların cemaat olmasını istemeyenlerle birlikte hareket eder” diyor. Kim? Şeytan. Bak “Allah’ın yardım eli cemaat üzerinedir” diyor. “Şeytan cemaate, Müslümanların birlikte hareket etmesine muhalefet edenle beraber hareket eder” diyor. “Cemaatte rahmet tefrikada azap vardır” diyor. Cemaat, topluluk. Müsned’de.

GÖKALP BARLAN: Bir ayette Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım: “Gerçek şu ki, dinlerini parça parça edip kendileri de gruplaşanlar, sen hiç bir şeyde onlardan değilsin. Onların işi ancak Allah'adır. Sonra O, işlemekte olduklarını kendilerine haber verecektir.” (En'am Suresi, 159)

ADNAN OKTAR: Evet. Müslümanlar birlikte olacaklar.

BÜLENT SEZGİN: “Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur.” (Enfal Suresi, 73) Diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. Hem de dünya çapında birlik istiyor Allah dünya çapında. Yani İttihad-ı İslam. Ayet yeryüzünde birlik istiyor. Eğer yeryüzünde Müslümanlar birlik olmazsa yeryüzünde bozgunculuk olur. Şu an mucizeyi görüyoruz, oluk gibi Müslüman kanı akıyor.

Kamuran, “Hoca’yı kıskanıyorum” diyor. Gel, tanışalım görüşelim. Niye kıskanıyorsun?

Bu, Birleşmiş Milletler Merkezi’nin bulunduğu New York’ta bugün bir patlama oldu. Dün gece de Suriye’de Amerika Esat askerlerini vurmuştu. Yanlışlıkla vurduğunu söyledi. Bir garip durumlar var, Tayyip Hocam’ı iyi korusunlar. Gizli koruma da olsun, açık koruma da olsun. Gizli koruma çok önemli. Çok fazla gizli koruması olsun. Açık korumalar da yine otomatik silahlı çok keskin dikkatli, böyle sağına soluna, önüne arkasına her yerine bakan. Zaten öyledir de fakat ben yine de içime sinsin diye söylüyorum. Çok titiz olsunlar.

Şenol Gümüşoğlu, “Hocam, her tarafımız İngilizlerle sarılmış. Vesilenizle hepsini temizleyeceğiz, inşaAllah.” Şimdi, İngilizlerle sarılsa, İngilizler mübarek güzel insanlar ben mutlu olurum çok severim ben İngilizleri. Kibar, kaliteli, nezaketli insanlar. İngiliz derin devletinin çakalları casusları sarmış vaziyette. İngilizlerle bizim bir alıp-veremediğimiz yok ben severim çok kibardır İngilizler. İngiliz derin devletidir alçak olan. “Hepsini temizleyeceğiz” derken yani ilimle irfanla, hukukla kanunla.

Abdülaziz rahmetli cennet mekan hanlar hanı Abdülaziz Han. Velidir, veli padişahtır ve şehit padişahtır. Velayet ve şehadet makamlarına ulaşmıştır. Hanlar hanı olan odur. Cennet mekan olan odur Abdülaziz Han Hazretleri. Kendi zamanında orada burada türeyen, gayrimeşru ilişki yapan genelevleri hepsini kapattırdı. Abdülhamit hepsini açtırdı, ilaveler oldu. Galata’da falan hepsini kazımış gayrimeşru hiçbir yer bırakmamış. Meyhane, kerhane hiçbir şey bırakmamış.

BÜLENT SEZGİN: Evrimci El-Beyan Dergisi vardı, onu da kapattırıyor Abdülaziz Han.

ADNAN OKTAR: Bütün Darwinist dergileri yayınları kapattırıyor. Darwinizm’e karşı çok köklü bir mücadele veriyor rahmetli. Abdülhamit devrindeyse gemilerle fuhuş için müşteri geliyor oradan buradan. Rehberlerin en önemli işlerinden biri gemilerle gelen turistleri Zürafa Sokak’a ve Karaköy’e götürmek Abdülhamit döneminde.

Abdülaziz, Münif Paşa’yı görevinden alıyor, Osmanlı döneminde ilk materyalist dergiyi yayınlayan kişidir Münif Paşa, Darwinist. Abdülhamit göreve gelir gelmez hemen bu Darwinist Münif Paşa’yı Milli Eğitim Bakanı yapıyor hemen. Çünkü İngilizler öyle istiyor. 

Abdülaziz, Darwinist propagandayı her noktada her şekliyle engellerken Abdülhamit de iktidara gelir gelmez hemen Mithat Paşa’yı göreve getiriyor. Zaten o koyu İngiliz taraftarı ve Darwinist. Devlet Basımevinin başına getirdiği Ahmet Mithat’ı bu konuda görevlendiriyor. Devlet matbaasının başına getiriyor, cayır cayır yüz binlerce Darwinist kitap basılıp bütün Osmanlı’ya gemilerle, develerle, trenlerle dağıtılıyor yüz binlerce. Bütün alimlere, hocalara, profesörlere, cami hocalarının hepsine dağıtılıyor. Abdülhamit İstanbul Üniversitesi’ne atadığı rektör Hoca Tahsin tam Darwinist. Bütün üniversiteyi Darwinist kitaplarla donatıyorlar. Ve muazzam Darwinizm propagandası yapılıyor. Hatta İngilizlerin yetiştirdiği, Mısır’da El-Ezher’de yetiştirdiği Darwinist alimler hocalar buraya getiriliyor. Şu an televizyonlara çıkarılan hocalar işte onların üçüncü kuşağı. Zincirleme birbirlerine el vererek bu hale geldiler.

Mehmet Esad Saffet Paşa da Darwinist ve mason. Osmanlı eğitim sistemini tamamen değiştiren kişi bu Abdülhamit döneminde. Hürriyet Gazetesi’nin kurucusu Sedat Simavi’nin de dedesi oluyor. Darwinist eğitimi Osmanlı’da sistemleştirip, geliştirip oturtan kişi Mehmet Esad Saffet Paşa. Mehmet Muhammed Esat ve Saffet Paşa. İsme bak eyleme bak. İsmi Muhammed ama koyu Darwinist.

Mısır’da ilk Darwinist yayınlar, Mısır’da bakın ilk Darwinist yayınlar Abdülhamit’in emriyle Mısır’da ilk defa basılmaya başlıyor. Ve Mısır koyu Darwinist oldu, kalesi oldu. Mısır ordusu şu an hep Darwinist’tir. Mısır uleması da hep Darwinist’tir. İhvan-ı Müslümin’in içerisinde de hep Darwinizm hakim. İşte felaket böyle geliyor. Sen Allah’ı inkar eden felsefeyi savunursan Allah felaketi getiriyor işte, bereket gidiyor felaket geliyor.

Bu, El-Ezher’de yetişen evrimci Cemalettin Afgani Abdülhamit döneminde İstanbul’a geliyor. Büyük Eğitim Meclisi’ne üye olarak atanıyor. Osmanlı’nın eğitim politikalarını belirleyen yer. Şu an bu sistem Abdülhamit devrinde kurulan bu Darwinist sistem şu ana kadar devam ediyor kesintisiz.

Abdülhamit’in sadrazamlarının hemen tamamı İngiliz yanlısı. Mesela Kıbrıslı Mehmet Kamil Paşa lakabı İngiliz Kamil. Abdülhamit padişah olursa İngiliz hükümetinin tavsiyelerinden çıkmayacağını, İngiltere’yle ittifak edeceğini İngilizlere ilettikten sonra 5. Murat iktidardan indiriliyor yerine Abdülhamit geçiriliyor. 5. Murat da zaten mason o da.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hakkari’de PKK’yla çıkan çatışmada 3 asker şehit oldu Adnan Bey, 4 asker yaralandı, 11 teröristse öldürüldü. Sur İlçesi’nde Şubat ayında yaralanan Jandarma Uzman Çavuş Adem Çelik de dün tedavi olduğu hastanede şehit oldu. Şehitlerimizin fotoğraflarını da gösterebiliriz. Adem Çelik, Hakkı Doğan, Hüseyin Efe, Mehmet İlker Şahin, Sacit Olcay Keskin, şehitlerimiz.

ADNAN OKTAR: Onlar benim aslanım aslanım onlar. Allah onlara her türlü güzelliği nasip ediyor. Ne mübarek insanlarmış ki Allah canlarını şehadetle almış. Bak biz buradayız ama onlar şehadet aleminde. Onlar bizi ölü zannediyorlar işin ilginç yanı. Çünkü onların hayatı daha net, daha keskin, daha makul. Bizim öyle hani bir alt alemde kaldığımızı düşünüyorlar bize acıyorlar şefkat duyuyorlar “bir an önce gelseler de kurtulsalar” falan gibi. Çünkü onlar cennet bedenindeler ama imtihan oluyorlar. Yani yiyor içiyor geziyor. Bizim burada zorda olduğumuza inanıyorlar ve ölü olduğumuza inanıyorlar. “Hayırlısıyla bir gelselerdi” mantığında oluyorlar. Bediüzzaman da diyor “bir manevi alemde o menzile girdim” diyor “o beni ölü zannediyormuş” diyor talebesi için. Onunla bir murakabesi olduğunu söylüyor. Tabii bu uykuyla uyanıklık halinde yekaza halinde gördüğü bir şey.

Sultan Abdülaziz Han dönemindeki Türkiye bugünün tam 15 misli. Abdülhamit döneminde eriyip-bitiyor koskoca Osmanlı.

Fethullah Gülen hareketi İngiliz siyasetiyle tam paralel bir harekettir. Ve Osmanlı’dan bu yana istenen en ideal harekettir. Rumi, Darwinist, homoseksüelleri destekleyen, biraz da halka tepeden bakan, haramları helal yapan “gel ne olursan ol bize gel” diyen, İttihad-ı İslam’a karşı olan bir sistem. Allah tabii bir plan yapıyor. Mehdiyet’in karşısına sahte Mehdiler diktiler, Allah darmadağın ediyor konu bu. Çok büyük bir mucize oluyor. Çok çok büyük bir mucize oluyor. Normalde bu Mehdiyet’i ezip-geçecek bir hareketti Fethullah Gülen hareketi. Yani Mehdiyet’i ezer-geçerdi. Ama Allah bak tepetakla etti. Yine Mehdiyet’i ezmeye yönelik hareketler çıkarsa yine Allah tepetakla edecektir göreceksiniz. Hangisi çıkarsa tepetakla olur. Kim oyun oynamaya kalkarsa tepetakla olur. Önce başarılıymış gibi görünür ama sonra tepetakla olur, bu Allah’ın adetullahı. Ben o zaman Fethullah Gülen hareketine bütün gücümle tavır aldım. Onun filmleri var değil mi bizde? Her gün eleştiriyordum hemen hemen her gün. Herkes överken geceli-gündüzlü eleştiren bendim. Göreyim.

VTR: Sayın Adnan Oktar’ın Fethullah Gülen Cemaati Hakkındaki Röportajlarından Bölümler.

ADNAN OKTAR: Yıllardan beri ben eleştiririm Fethullah Gülen’i ve topluluğunu ciddi olarak tabii. Benim dışımda da eleştiren yok.

Abdülhamit döneminden itibaren zaten bu tip bir İslam anlayışı kabul edilmiş. Böyle halka tepeden bakan, Müslümanlara şüphe gözüyle bakan, Rumi, gerektiğinde şarabını da içen, homoseksüelleri savunan, savunan derken yani onlara sempati gözüyle bakan kiminde az kiminde çok, kiminde de hiç olmamış ama çoğunlukta da olmuş. Bir sistem hep işleyegelmiş. Ve Darwinist, ondan asla vazgeçmemişler. Zaten Darwinist oldu mu konu kökten bitiyor geriye hiçbir şey kalmıyor. Mesela bak çıkarıyorlar Darwinist hocaları, Allah’a karşı alaycı bir üslupla konuşuyor adam. Son derece bilmiş ve üst perdeden konuşuyor. Fethullah Gülen hareketi de Amerika’nın, İngiliz derin devletinin denediği bir Mehdiyet denemesiydi. Ve Allah başlarına geçirdi, bu kadar basit olay bu. Mehdiyet’le oynanmaz, taklidi de olmaz. Sahte Mehdiyet hareketiydi Allah tepetakla indirdi olay bu. Yine sahte Mehdi hareketi olursa yine Allah tepetakla indirir. Mehdiyet’le uğraşanın Allah hep başına bela verdi şu ana kadar. Mesela Kadıyani’yi çıkarttılar İngilizler daha önce, Ahmet Kadıyani’yi, acele davrandılar beceremediler. Adamın işte şurası benziyor burası benziyor uğraştılar falan. Pakistan’da halen güçlü ama hiçbir etkisi olmadı Kadıyaniliğin.

Tayyip Hoca sağlam delikanlı. Eğer onun arkasında iyi durulursa, ona iyi yardımcı olunursa o baş eğmez. Abdülaziz gibi. Abdülhamit’e sakın benzetmesinler çok yakışıksız olur. Abdülaziz şehit veli hanlar hanı yüce hakan cennet mekan Abdülaziz Han. Lakabı budur. Abdülhamit’in ne olduğunu anlattım ben öyle birisi yok. O İngilizlerin bize dayattığı bir kahraman görüntüsü, öyle birisi yok. Yani İngilizlerin geniş bir kadroyla Osmanlı’ya hakim olmasının olayıdır Abdülhamit devri. Ve ondan sonra bizim kontrolümüzden çıktı zaten olay.

Hüseyin Yayman. Çok değerli bir kardeşimiz Hüseyin Yayman ama bak istediğin şey başkanlık sistemi. Başkanlık sistemi olsaydı şu an hükümet bitmişti, darbe gerçekleşmişti. Darbenin gerçekleşmemesinin nedeni parlamenter sistemdir. Parlamenter sistem sayesinde darbe engellendi. Eğer başkanlık sistemi olsaydı bitti. Son derece tehlikeli bir açıklama yapıyorsun Hüseyin Yayman sakın ha. Bak Tayyip Hocam bunun farkına vardı hiç ağzına almıyor, hükümet de farkına vardı ağzına almıyor. Ama sen ağzına alıyorsun bunu. Bu bayağı tehlikeli bir şey olur. Ve Türkiye’yi bölünmeye götürür, net bölünmeye götürür. Bu İngiltere’nin istediği bir teklif. Federasyon sistemi, bunu İngiltere dayatıyor. Senin ne işin var bununla? Parlamenter cumhuriyet gayet güzel ama partili cumhurbaşkanı çok makul, o olur onda bir şey yok. Ama durup durup iş çıkartmayın çok tehlikeli. “Özal istedi” diyor. Özal istemedi İngilizler istedi Özal da kabul etti. Türkeş sonradan vazgeçti, Demirel de vazgeçti, Erbakan da vazgeçti. Ve “Recep Tayyip Erdoğan istiyor” diyorsunuz. Recep Tayyip Erdoğan istiyordu ama vazgeçti o da söylemiyor şu an. Tehlikeli olur bu.

R. Uzman, “Hocam, 20 yıl önceki Adnan Hoca nerede?” Burada koltukta oturuyor. N biçim soru? Kayıp oldum da?

Armando Türkmenoğlu, “Madem Tayyip Hocan mücahit, İncirlik’ten ABD bayrağını, okullardan İngilizceyi kaldırsın bakalım görelim o zaman.” Şu akıl mı canım olur mu öyle şey? Burada Amerikan üssü olması Türkiye’nin kanunla hukukla kabul ettiği istediği bir şey. Kanunsuz bir şey değil bu, daha önceye dayalı bir şey. Adamların üssüyse bayrağı da olur tabii ki onda ne var? Okullardan İngilizce niye kalksın? İngilizce beynelmilel bir dil, herkes İngilizceyle anlaşıyor niye kalksın İngilizce?

TC Emre Öztunç, “Hocam, bir Roman havası oynayalım, bir ara ver şu konulara” diyor.

Humay Tevfik, “Hz. İsa (as) Peygamberi en yakını ihbar etti” diyor.

Remil Cabiyev, “Sen kimlere hizmet ediyorsun?” Allah’a hizmet ediyorum.

Göster Darwinizm’le ilgili Abdülhamit dönemindeki kitapları.

BÜLENT SEZGİN: Ernst Haeckel’ın Baha Tevfik çevirisi.

ADNAN OKTAR: Bak Osmanlı’da Abdülhamit’in emriyle bu kitap on binlerce basılıyor ve her yere dağıtılıyor. Darwinist-materyalist bir eser. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Baha Tevfik’in çevirisi. Suphi Ethem Darwinizm kitabı. Hoca Tahsin, Tarihi Tekvin Yahut Hilkat yine Darwinizm kitabı.

ADNAN OKTAR: Baştan sona kadar Darwinist-materyalist propagandayla dolu kitap. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Memduh Süleyman’ın Darwinizm kitabı o dönemdeki.

ADNAN OKTAR: Abdülhamit’ten kısa bir süre sonra çıktı bu da peş peşe. Ondan sonra zaten bu devlet politikasıydı, şu ana kadar devam etti Darwinist-materyalist eğitim. Ve onun sonucunda Türkiye avuç kadar kaldı. Ve halen de devam ediyor bak, bölünme süreci İngiltere’ye göre devam ediyor. Bu Darwinist propagandayla Güneydoğu’nun da gideceğine inanıyorlar, İstanbul’un da gideceğine inanıyorlar, Antalya, İzmir’in her yerin gideceğine inanıyorlar. Karadeniz bölgesini ayıracaklar kendi kafalarına göre, “Sadece İç Anadolu’da Türkleri tutacağız” diyorlar. Onları da imha etmeyi düşünüyorlar orada. İç Anadolu’yu bir gaz odası, imha odası gibi görüyorlar. “Ne kadar Türk varsa orada imha edeceğiz” diyorlar.

BÜLENT SEZGİN: Yine o dönem Abdülhamit, evrimci Milli Eğitim Bakanı Münif Paşa’yı başa getiriyor.

ADNAN OKTAR: Evet.

BÜLENT SEZGİN: El Beyan Dergisi tekrar yayına başlıyor Abdülhamit döneminde. Abdülaziz kapatmıştı bu dergiyi. Abdülhamit’in izniyle basılan Cisri’nin evrim kitabı.

ADNAN OKTAR: Kimin?

BÜLENT SEZGİN: Hüseyin Cisri’nin evrim kitabı Abdülhamit’in izniyle bastırılıyor ve binlercesi dağıtılıyor Osmanlı paşalarına ve önde gelenlere.

ADNAN OKTAR: Kardeşim, zoruna ne oldu? Ta Libya’ya kadar gönderiyor gemilerle. Mısır’a gönderiyor. Her yere gönderiyor yüz binlerce. Devlet matbaasında bastırıp her yere gönderiyor Abdülhamit ve Osmanlı topraklarını darmadağın ediyor. Hepsini teslim ediyor. Filistin’de otuz altı büyük yerleşim alanını Musevilere veriyor; tek yaptığı doğru hareket bu. Güzel yapmış, Allah razı olsun. O garibanları sevindirmiş. Filistin’de toprak satışı yasaktı yabancılara, Abdülhamit derhal meclisi topladı. Toprak satışını, Musevilere toprak satışını serbest hale getirdi. Onlar da cayır cayır altın karşılığı satın aldılar. Sonra Abdülhamit hızını alamadı, Kıbrıs’ı sattı.

BÜLENT SEZGİN: Belgesini gösterebilirim.

ADNAN OKTAR: Göster. Bu, Kıbrıs’ın satış belgesi kendi el yazısıyla Abdülhamit’in, orijinal. Bir araba dolusu altına verdi. “Buyurun sizin olsun” dedi. Kira adı altında İngilizlere verdi. Tapusu bizim üstümüzde ama İngilizlerin zamanında verdiği için alamıyoruz. Gitti yani Kıbrıs. Alamadık bir daha. Abdülhamit döneminde Filistin’de yaşayan Musevi sayısı üç kat arttı. Seksen bine ulaştı. Allah razı olsun iyi yaptı. Her yerden topladı Musevileri oraya, Filistin’de onlara toprak verdi, yani şuan ki İsrail bölgesinde. Ve onların oraya yerleşmesini sağladı. Doğru yaptığı bir hareket, ben bunu eleştirmiyorum. O dönemde Musevilere kırk bin dönüm toprak satıldı. Kırk bin dönüm toprak, Osmanlı toprağı. Yahudiler daha hala hayırla yad ediyorlar Abdülhamit’i. “Hay Allah razı olsun senden” diyorlar. 1884’de yüz elli bindi Yahudi nüfusu. 1907’de iki yüz elli, üç bine yükseldi Abdülhamit sayesinde. Allah razı olsun, her yerden topladı getirdi. Bu konuda tebrik ediyorum. Siyonist lider Herzl’le, Theodor Herzl’le de arası en iyi olan kişilerden birisiydi. Sürekli saraydaydı Theodor Herzl, danışmanıydı zaten. Raporlar sunuyor, fikir veriyor, her türlü. Muhalifleri vardı Abdülmahit’in tek tek isim isim veriyor. “Bunların hepsini ben öldürtebilirim” diyor. “Bana emir ver, bitireyim ben” diyor. Abdülhamit’in rahatsız olduğu “neden sırf Filistin’de?” diyor. “Size Kuzey Irak’ta da toprak vereyim” diyor Musevilere. “Niye daha geniş alana yayılmıyorsunuz da sadece orada duruyorsunuz?” diyor; kızdığı nokta bu. Yani tek eleştirdiği Theodor Herzl’i eleştirdiği nokta bu. “Sadece Filistin değil, Kuzey Irak’a da yerleşin” diyor. “Her yerde toprak vereyim size. Öyle bir konu yok” diyor.

 “Yobazlığın sonu gelsin” diye bir etiket varmış. Yobazlığın sonunun gelmesini istiyorsan Mehdiyet’e destek vereceksin.

Alperen Erken, “Hocam bir kere adımı okuyun” diyor.

Emre NGN, “Abdülhamit Han hastalandığında eşi ayaklarını yıkadı diye günde elli kere “Hakkını helal et” diyen insan.” Bırak kardeşim, o zaten Darwinist, materyalist, konu bitmiş. Uzatacağınız bir şey yok. Ve Darwinizm’in yayılması için bütün ömrünü veriyor. Devletin matbaası geceli gündüzlü Allah’ı inkar eden bu felsefenin kitabını yayınlıyor. Kuran dağıt, iman hakikatleri dağıt. Bediüzzaman’ı tımarhaneye koyuyor iman hakikatleri anlattı diye, Darwinizm’e karşı diye. Abdülaziz Darwinizm’e karşı diye onu şehit ettiler. Başka anlatacaklarım da var fakat şimdi kaldıramazlar. Beni konuşturmak durumunda bırakacaklar. O devirde olayın içinde kimler olduğunu bir saysam şok olurlar. Hal fetvasını kime ver dedikleri, cinayeti nasıl işledikleri hepsi biliniyor.

Abdülaziz’in eniştesi bir Çerkez kabadayı delikanlı, bu darbecileri akşam yakalıyor hepsini topluca, yani tabii bizim kabul edeceğimiz bir şey değil de tam anlamıyla vahşet uyguluyor böyle. Hepsi bir aradalarmış baygınlık geçirmişler korkudan. Çerkez kabadayı bir delikanlı. Abdülaziz’i şehit edenler akşam bir arada zafer kutluyorlar. Bir araya gelmişler hepsi. Odayı omuzlayıp içeriye giriyor. Elinde o Osmanlı tabanca çeşidi, bir elinde de kamayla içeriye giriyor. Bunlar şoka giriyorlar. Orada bayılanlar falan oluyor. Yani tabii bizim takdir edeceğimiz bir şey değil. Tam anlamıyla dehşet saçıyor.

Bu erkan-ı harp binbaşısı olan Çerkez Hasan, toplantıyı 15 Haziran 1876 günü basıyor. Serasker Hüseyin Avni Paşa’yı ve hariciye nazırı Reşit Paşa’yı orada infaz etmiş. Tabii bizim kabul edeceğimiz bir şey değil bu. Onların gerisini de işte kimini ağır yaralıyor, kimini evire çevire dövüyor. Allah onlara bela olarak göndermiş onların üstüne belli ki. Allah yanlarına bırakmıyor yani. Kayınbiraderi Abdülaziz’in.

Şeyhülislam Hasan Hayrullah Efendi hal fetvasını yazıyor Abdülaziz’in. Tayyip Hocam’ın hal fetvasını kim verdi onu sorsun Tayyip Hocam.

Revolver deniyor Osmanlı’da o toplu silah uzun namlulu. Koca silahlar var ya eski. Tek başına basıyor. MaşaAllah derken tabii takdir ettiğimiz için demiyoruz da ama her şeyde bir hayır vardır. Yoksa biz tabii kabul etmeyiz.

5. Murat zaman zaman av alemi diye toplantı yapıyor böyle içkili, sazlı sözlü toplantı, Abdülhamit de katılıyor bu toplantılara. İçkiyi azaltması yakalandığı şiddetli zatürreden sonra kendisini tedavi eden dönemin tanınmış doktorlarından Mavroyeni Bey, diyor; “Bu zatürreden dolayı vereme yakalanabilirsin. İçki içmeyi bırak” diyor Abdülhamit’e. O zaman o içkiyi bırakıyor onun sözüyle. Ama sonra yine ara ara kanyak ve roma devam ediyor, kanyak ve rom tarzında. Zaten saraya giren içkilerin dökümü var şu an Abdülhamit döneminde. Porto şarabı Kıbrıs’tan getirtiliyor. Yani Abdülhamit içki içen bir insan, yani saray kayıtlarında böyle olduğu görünüyor. 5. Murat da öyle, yani masondur ve içki içen bir kişi, her türlü içki içiyor.

BÜLENT SEZGİN: 5. Murat’ı gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Göster. Masondur. İngiltere’yle iç içeydi. Hep sürekli zaten o masonik işarettir yaptığı hareket.

Abdülhamit döneminde açılan İsviçreli Bomonti kardeşler tarafından açılan 1890 yılında Feriköy’de kurulan ve semte adını veren bira fabrikası. Fotoğrafı göster. Abdülhamit’in imzası ve teşvikiyle açılıyor bira fabrikası.

Dövme yaptır istiyorsan bir şey olmaz ama temizliğe çok dikkat et yani dövmeyi yapan kişinin aleti, o deriyi delen alet başkasına yaptığı alet olur, adam da sarılık olur. Sana da yapar, sarılık sana da geçer. Riskli o yönden. Ama yeni olursa aleti edevatı, boyası da yeni olursa, sen alırsan, temizliğe dikkat edersen, steril olmaya, onda bir şey çıkmaz.

“Hocam” diyor. “Hadi çal bir Trakya havası” diyor.

“Soru cevap yapsanız biraz da olur mu?” Emre Afacan.

Mustafa Ayhan, “Hocam sen Ankaralı mısın?” Evet.

Olcay Yeter, “Kızlar dövme yapmışlar. Haram, haram” diyor. Yok, helal, sen bana güvenebilirsin.

TC Ramazan Akkaya, “Adem ve Havva’dan geldiysek onu açıkla” diyor. Açıklıyorum işte.

Doğan Tuncay, “Hayat sana güzel.”

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, yazılarınız hakkında bilgi verebilir miyiz?

ADNAN OKTAR: Evet.

ERDEM ERTÜZÜN: Suudi Arabistan’ın ilk İngilizce gazetesi olan ve Suudi Arabistan’ın yanı sıra Ortadoğu genelinde de dağıtımı yapılan Arap News gazetesi ve internet sitesinde “Bayram, Suriye ve Çocuklar” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda bayram boyunca ilan edilen ateşkes kısa süreli rahatlık getirse de Suriye’nin asıl ihtiyacı olan şeyin uzun zaman önce unutulmuş sevgi ve bütünlük ortamına geri dönülebilmesi…

ADNAN OKTAR: Bir mehter müziği dinliyoruz kısaca, devam edeceğiz.

BÜLENT SEZGİN: Mehter marşlarıyla devam ediyoruz.

VTR: Mehter Marşı

ADNAN OKTAR: Abdülhamit döneminde rakı sorunu vardı. O rakı sorununu da çözdü. Yani adamlar, akşamcılar rakıyı kendi imalathanelerinde yapıyordu. “Ben böyle bir şeye dayanamam” dedi herhalde Abdülhamit. İlk rakı fabrikasını devlet eliyle resmi olarak kurdurdu. 1880 yılında Sultan 2. Abdülhamit döneminde başmabeyinci ve maliye bakanlarından Sarıcazade Ragıp Paşa tarafından Tekirdağ yolu üzerinde Umurca Çiftliği’nde dev bir tesis olarak rakı fabrikası kuruldu. Ton hesabıyla ümmete rakı dağıtıldı. Millet şarapçı, rakıcı oldu büyük bir bölümü. Darwinist, şarapçı rakıcı, kerhaneler dolu. Adam yabancı adam Türkiye’ye geliyor, Galata diye gidilen bölgeyi geziyor. Yabancı bir insanın hatıratında yazıyor. “Rio de Janeiro’da Arjantin’de gördüğüm manzaranın kötü olduğunu düşünmüştüm” diyor bu genelevlerin falan “ancak İstanbul’daki kerhaneleri tarif etmekte kelimeler kifayetsiz kalır” diyor adam. “Kerhane sakinleri alçak tabure, sandık veya sedirlerde oturmaktalar” diyor. Çok acayip ifadeleri var, onları anlatmıyorum. “Sokaklarda insanlar yürümekte” diyor “kerhanenin, evleri ziyaret etmekteydiler” diyor. “Cuma ve pazar günleri ve bayram günleri sokaklar çaka çaka doluydu” diyor. “Hareketliydi” diyor. Bak, şimdi bir tek bununla kalmıyor. “Bu evlerin çevresinde kahvehane ve meyhaneler vardı” diyor. “Neredeyse her birinde durmaksızın kumar oynanmaktaydı” diyor. “Her yerde kumar oynanıyor” diyor Abdülhamit döneminde. Bak, kerhaneler dolu, gemilerle adam getiriyorlar kerhaneye Abdülhamit döneminde. Rakı fabrikaları kuruluyor. Cayır cayır ümmete rakı dağıtılıyor, şarap dağıtılıyor. Kıbrıs’tan şarap getirtiliyor ayrıca. Bira fabrikaları, kanyak fabrikaları cayır cayır millete içki dağıtıyor, hazırlıyor. Darwinist propaganda bütün gücüyle devam ediyor. Devlet eliyle cayır cayır Darwinizm propagandası yapılıyor. Kitaplar basılıyor, dağıtılıyor. İstanbul Üniversitesi kurulup orada geniş çaplı Darwinist propaganda başlıyor. Bakanlar, maliye nazırı hepsi Darwinist oluyor. Osmanlı toprakları veriliyor. Darmadağın ediliyor Osmanlı. Kıbrıs satılıyor. Filistin’de otuz altı yerde Musevilere yerleşme yeri yapıyorlar. Allah razı olsun onu iyi yapmış. Geniş topraklar veriyor. Kumarın en fazla oynandığı dönem, kerhanelerin en fazla açıldığı dönem, şarap rakının su gibi aktığı dönem, Darwinizm’in en yoğun anlatıldığı dönem, yayıldığı dönem, Osmanlı topraklarının en fazla dağıtılıp darmadağın edildiği dönem, hiçbir savaşa girmeden bütün Osmanlı toprakları verildi Kıbrıs dahil, Girit falan, her yer. “Hanlar Hanı Mübarek” diyorlar.

EBRU ALTAN: “Donanmanın çürütüldüğünü” söylemiştiniz.”

ADNAN OKTAR: Donanmayı Haliç’e çekti 2. Abdülhamit, dünyanın ikinci büyük donanmasıydı, tamamen çürütüldü yirmi yıl içerisinde hurdaya döndü, hurda oldu. Donanma diye bir şey kalmadı. Abdülaziz devrinde dünyanın ikinci büyük donanması Osmanlı donanması. Dünyanın en büyük ordularından Osmanlı ordusu.  Tabii bu bazen izafi oluyor bazılarına göre üçüncü ordu, bazılarına göre altıncı büyük ordu diyorlar. Ama üçüncü büyük ordu.

BÜLENT SEZGİN: Bir fotoğraf gösterecektim.

ADNAN OKTAR: Göster.

BÜLENT SEZGİN: Abdülhamit zamanında basılan kırk bin tirajlı İkdam Gazetesi’nin 29 Temmuz 1897 tarihli sayısının son sayfasındaki reklamda Eminönü İskelesi’nde bulunan bir birahane tanıtılıyor.

ADNAN OKTAR: Abdülaziz, Osmanlı ordusunu çağının en modern ordusu haline getirmişti. Akıl almaz güçlüydü Osmanlı ordusu. Donanmamız ikinci büyük donanma. Milletin maneviyatı çok yüksek. Darwinizm diye bir şey yok. Darwinist dergilerin hepsini toplatmış. Kerhane, kumarhane bunların hepsini kapattırmış, hiçbir şey yok. Hanlar Hanı odur, Cennet Mekan odur, şehittir, velidir, Hanlar Hanıdır. Hanlar Hanı Cennet Mekan Abdülaziz Han, doğrusu budur. Resmiyle bu unvanıyla bana bir hazırlasınlar, göndersinler bir göreyim.

Burak Özveren, “Hocam bu rakı fabrikasıyla ilgili bilgilere nasıl ulaşıyorsunuz? Genelde hiç bilinmiyor.” İşte kitap olarak çıkaracağım. Ama belgelerini gösteriyorum. Şu an gösterdiğim belge belli, yani resmi belge bunlar. Zaten kütüphanelerde de bulabilirsiniz.

Abdülaziz’e şiddetle karşıydı İngiliz derin devleti. Niye? Bir; Darwinizm’e karşı. İki; Rumiliğe karşı. Rumi değildi. Ehli tasavvuftu ama Rumi değildi. Üç; İttihad-ı İslam’ı istiyordu. Acayip babayiğitti yani. Boy pos, bak, üç ağırsıklet pehlivanı, yani çok uzun süre direnmesine rağmen zor bela yere yatırabildiler. Üç ağırsıklet pehlivanı en az onun kadar iriler yani onlar da, gelenler.

Abdülhamit döneminde bak, dikkat edin, üç yüz elli milyon litre şarap ihracatı yapılıyor. Üç yüz elli milyon litre Abdülhamit’in zamanında üç yüz elli milyon litre şarap ihracatı yapılıyor, düşünün olayı. On iki milyon litre bira imalatı var. “Sanayi çok gelişti onun zamanında” diyor. “Galata bölgesinde kerhanelerde kadınlar anadan doğma geziyor” diyor adamlar, yani sokakta direkt böyle. Ve çevrede birahaneler, meyhaneler, çaka çaka hem içki içilen hem de kumar oynanan yerler. Ve her yerde oluk oluk Darwinist gazeteler, dergiler dağıtılıyor; tam bir felaket. Osmanlı toprakları sürekli veriliyor peş peşe.

Abdülhamit’in emriyle fahişelere vesika veriliyor imzalı mühürlü vesika Abdülhamit’in emriyle. Kadınlar devlete vergi veriyor Abdülhamit döneminde. Galata, Karaköy dolu, binlerce kadın vesikalı. Osmanlı yönetimi var Abdülhamit dönemi. “Hanlar Hanı Cennet Mekan” dedikleri adam kadınlara, o zavallı kadınlara vesika dağıtıyor, bir de onlardan vergi alıyor. Meyhanelerden vergi alıyor, bira fabrikalarından vergi alıyor. Osmanlı’ya Polonya’dan, Romanya’dan, Galiçya’dan, Avusturya’dan gemilerle fuhuş için kadın getiriliyor. Bu ülkeler de bak, dikkat edin, “Osmanlı’daki bu fuhşu nasıl durdururuz, yani vatandaşlarımızı kadınlarımızı götürüp fuhuş için çalıştırıyorlar. Bunu nasıl durdururuz?” diye tedbir almaya çalışıyorlar o dönemde. Bu durumu durdurmaya çalıyorlar bu ülkeler. “Ne yapsak da durdursak” diye.

On iki milyon kilometrekareden bir nokta yedi milyon kilometrekareye düşüyor Osmanlı topraklarının genişliği, düşünün felaketi. On iki milyon kilometrekareden bir nokta yedi milyon kilometrekareye düşüyor; Abdülhamit’in yaptığı icraat bu. Bunların hepsine ait yüzlerce, binlerce belge devletin kendi arşivlerinde duruyor şu an. Diyor; “Bilim adamlarını çağıracağız” diyor. Bilim adamlarını hemen sen şu arşiv depolarına bir sok, değil mi? Zaten her yerde var da. Bilim adamı bize ne anlatacak? “Kerhane yok” mu diyecek kerhane?

BÜLENT SEZGİN: Fotoğraf vardı gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Bu fotoğraf yanlış o zaman.

BÜLENT SEZGİN: Abdülhamit döneminde açılan.

ADNAN OKTAR: Abdülhamit döneminde açılan kerhane, dolu, Galata, Karaköy her yer yani.

Rakı son derece tehlikeli bir madde. O devirde insanlarımızı mahvettiler rakıyla, birayla mahvettiler. Osmanlı’nın savaşacak gücü de kalmadı. Manen de çökerttiler, maddeten de çökerttiler. Maddeten içkiyle çökerttiler, manen de Darwinizm’le çökerttiler. Koskoca ümmet mahvoldu.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere, hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü