Harun Yahya

Sohbetler (19 Eylül 2016; 10:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz inşaAllah. Buyurun Adnan Bey. Hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Evet, hoş bulduk. Ne yapalım? Bir şeyler anlatacaksınız? Önce bir etiket yapalım. Ne diyelim? “Tek Yol Sevgi Birliği” diyelim.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Akşam Gazetesi’nden Vedat Bilgin; “Bazı insanların bir dini grup haline gelip, bir cemaat oluşturduktan sonra devleti ele geçirmek için şeytanca bir planla bu işi yapmaya kalktıklarına dair bir görüş mevcuttur. Oysa FETÖ yapılanmasını, onun 15 Temmuz ihanetiyle ortaya çıkan yüzünü, onun faaliyetlerini herhangi bir dini grubun veya cemaatin eseri saymak, meseleyi anlamamakta ısrar etmek demektir. Bu yapı Türkiye’ye karşı uluslararası bir operasyonun aracıdır. Bunların meseleyi Cumhurbaşkanı Erdoğan düşmanlığı gibi ortaya koymaları, doğrudan doğruya Cumhurbaşkanı’nın ülkenin bağımsızlığını savunan politikaları benimsemesiyle ilgilidir. Hiç kimse demokrasi olsun fakat dini hayat, sivil yapılar bu haklardan istifade edemesin diye sınır getiremez. Aksi, yeni FETÖ’lerle karşılaşırız deniyorsa aslında demokratik sistem kendisini koruyacak güçlü bir devlet düzeni, özgürlükleri yaşatacak bir yönetim şekli değildir denilmiş olmaz mı?” diyor.

ADNAN OKTAR: İyi, aferin iyi demiş. Bir daha oku bakayım.

BÜLENT SEZGİN: Akşam Gazetesi’nden Vedat Bilgin; “Bazı insanların bir dini grup haline gelip, bir cemaat oluşturduktan sonra devleti ele geçirmek için şeytanca bir planla bu işi yapmaya kalktıklarına dair bir görüş mevcuttur. Oysa FETÖ yapılanmasını, onun 15 Temmuz ihanetiyle ortaya çıkan yüzünü, onun faaliyetlerini herhangi bir dini grubun veya cemaatin eseri saymak, meseleyi anlamamakta ısrar etmek demektir. Bu yapı Türkiye’ye karşı uluslararası bir operasyonun aracıdır. Bunların meseleyi Cumhurbaşkanı Erdoğan düşmanlığı gibi ortaya koymaları, doğrudan doğruya Cumhurbaşkanı’nın ülkenin bağımsızlığını savunan politikaları benimsemesiyle ilgilidir. Hiç kimse demokrasi olsun fakat dini hayat, sivil yapılar bu haklardan istifade edemesin diye sınır getiremez. Aksi, yeni FETÖ’lerle karşılaşırız deniyorsa aslında demokratik sistem kendisini koruyacak güçlü bir devlet düzeni, özgürlükleri yaşatacak bir yönetim şekli değildir denilmiş olmaz mı?”

ADNAN OKTAR: İyi, güzel demiş. Ama bu uluslararası yapı böyle cinden bahseder gibi bahsediyor. Ne olduğu belli olmayan bir yapı. Kardeşim bu yapı belli. Uzaydan gelmiyor bunlar. Bunlar dünyada. Baktığımızda bunun İngiltere’de mukim olan İngiliz derin devleti tarafından organize edildiğini görüyoruz. Bunu devlet de biliyor, herkes biliyor. Bilmeyen yok. Abdullah Öcalan’a varıncaya kadar herkes biliyor. Konuyu uzatmaya gerek yok. Bir kere İngiliz derin devletiyle ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlatması lazım. Yani asıl müsebbip olduğu için, asıl hareketin kaynağı olduğu için İngiliz derin devletine yönelik devletin derhal kapsamlı, geniş soruşturma başlatması gerekiyor, uluslararası. Mesela İsrail geldi, Marmara gemisinde olay çıkarttı. Ne yaptılar? Cumhuriyet savcılığı soruşturma açtı. Uzak bir ülke ama işte İngiltere de uzak bir ülke, fark etmez. Türkiye ve dünyaya yönelik büyük suçları işleyen, Osmanlı döneminde de büyük suçlar işleyen karanlık bir yapı. Yaklaşık iki yüz elli- üç yüz yıllık bir yapı. Cumhuriyet Başsavcılığı eğer soruşturma açarsa olay resmiyet kazanır. Herkes de bu konuda rahat rahat konuşur. Öbür türlü bu iş uzar. Ben otuz kere söyledim. Fethullah Gülen’le olayın sınırlandırılması çok mantıksız. Adam zor bela yürüyor yani görüyorsunuz. Bin bir türlü ilaçla falan zor ayakta duruyor.

Abakaham; “Tekme yiyen bir kız varmış, onunla ilgili ne diyorsunuz?” diyor. Ne tekmesi?

BEYZA BAYRAKTAR: Şort giydiği için otobüste tekmelemişler.

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz resmini.

ADNAN OKTAR: Nasıl?

ERDEM ERTÜZÜN: Bir-iki gün önce otobüste şort giydi diye bir genç kızı dövmüşlerdi. Döven adam yakalanmış. Ayşegül Terzi’yi döven Abdullah Çakıroğlu ifadesinde; “Giydiği şort ortama uygun değildi. Bu nedenle sinirlenip hareketi yaptım” dedi. Mahkemeye çıkarılıp serbest bırakılmıştı. Sonra infial olup, savcı karara itiraz edince yeniden yakalanma talebi çıkarıldı hakkında. Ailesi adamın şizofreni hastası olduğunu söyledi.

ADNAN OKTAR: Şizofreni hastasıysa öyle bilinçli bir hareketi nasıl yapıyor? Nerenin şizofreni hastası?

BEYZA BAYRAKTAR: İki tane ifadesi var. Gazetecilere; ‘her şey kontrolüm altında’ diyor. Polise de; ‘bir anda oluyor. Bana bir anda öyle refleks geliyor’ gibi bir şey söylüyor.

ADNAN OKTAR: Yok canım. Bu, yalnız, hanım kıza destek lazım. Herkes onu desteklesin, teşvik etsin, takdir etsin. Yanında olduğumuzu söyleyelim. Gönlü rahat olsun. Bu adam ve bunun gibilerden de hiç çekinmesin. Bundan sonra onun kılına kimse dokunamaz. Gönlü çok rahat olsun. Ne zaman oldu bu olay?

ERDEM ERTÜZÜN: İki gün önce.

ADNAN OKTAR: Yine şortunu giysin, cayır cayır gezsin. İsterse programa da gelsin. Burada şortuyla otursun. Her zaman yanındayım. İstiyorsa telefonumu da vereyim. En ufak bir olayda söylesin. Biz de kanunla hukukla hemen yanında oluruz, yardımcı oluruz. Annesine babasına da selamlarımı, sevgilerimi söylüyorum. Böyle güzel bir evlat yetiştirdikleri için onları tebrik ediyorum. Onların da ellerinden öpüyorum. İsmi ne bu genç kızın?

ERDEM ERTÜZÜN: Ayşegül Terzi.

ADNAN OKTAR: Ayşegül Terzi, sana çok saygı duyuyorum, çok değer veriyorum. Helal olsun sana. Allah yolunu açık etsin. Kimse de senin kılına dokunamaz bundan sonra. Bütün millet senin yanında, Türk milleti. Herkes kendi evladı için ne düşünüyorsa senin için de aynısını düşünür. Seni korur, kollarlar. O zaman kimse plaja da gidemez. Olur mu böyle şey? Plajda mayo niye giyiyorsun diye adam tekmeyle saldıracak. Çocuğun yüzüne mi vurmuş?

BEYZA BAYRAKTAR: Evet yüzüne, çenesine.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Çok şiddetli bir tekme atmış. Çocuk da başını çarpmış.

ADNAN OKTAR: O deli değildir, deli takılıyordur. Baksana, “İslam hukukuna uygun hareket ettim” diyor. Şimdi sana ben İslam hukukuna uygun bir hareket etsem, sen neye uğradığını şaşırırsın. Burası demokrasiyle idare edildiğine göre, Cumhuriyet hükümeti başta olduğuna göre, idari rejim cumhuriyet olduğuna göre o devletin kanunlarına uygun hareket edeceksin. Ayrıca şeri devlette de böyle bir şey yoktur. Sen şeri devlette böyle ona tokat atsaydın, yumruk atsaydın yani halin içler acısı olurdu sana söyleyeyim. Zannettiğin gibi olmazdı. Yani kimse de senin yanına onu bırakmazdı. Şeri hukukla gereği yapılırdı. Orası öyle ona herhalde düz ova gibi geldi anladığım kadarıyla. Sahipsiz görmüş bu genç kızı. O genç kızımızın sahibi bütün Türk milletidir. Hepimizin kardeşi o. Hepimiz korur kollarız. En ufak bir şey olursa hemen söylesin, telefon etsin. Annesine babasına da her türlü desteği, yardımı sağlarız. Ona da her türlü desteği, yardımı sağlarız. Hukukla kanunla hallederiz. Zaten polis her an gereğini yapar. Ama polisin yetişemediği yerler olur. Her yerde polis her zaman olmaz. Ama ben kardeşi olarak her an, her zaman yanındayım. Gecenin üçü bile olsa bizi arasın. Biz gerekiyorsa polise de, onun adına da müracaat ederiz hemen. Hukukla da gereğini yaparız. Gönlü çok çok rahat olsun. İstediği gibi de giyinsin yine şortunu. Sakın bu adamın ve bu tür adamların baskısından çekinip, kıyafetini değiştirmek durumuna gelmesin. Hatta gelsin bak buraya, ısrarla öne de oturtayım, millet de görsün. Cayır cayır şortuyla otursun, istediği gibi de gezsin. Kimse onun kılına dokunamaz, rahat olsun.

ERDEM ERTÜZÜN: Ahmet Hakan konuyla ilgili bir yazı yazdı.

ADNAN OKTAR: Ne diyor?

ERDEM ERTÜZÜN: “Karşılaştırmayın artık şu ikisini, şortlu kadına tekme atan da başörtülü kadını aşağılayan da sonuçta aynı familyadan. Alçak tekmecilerle mücadele edeceksek türban yada şort falan demeden kadın kıyafetine karışmayı kendine hak gören her türden yobaz yaratığın karşısına dimdik durmalıyız.”

ADNAN OKTAR: Evet güzel konuşmuş ama şuan başörtülü kardeşlerimiz rahatlar benim gördüğüm. Onlara artık hiçbir şey yok. Daha ziyade dekolte hanımlara karşı bir olay var. Geçenlerde de öyle bir olay duydum, buna benzer dekolte hanımlara karşı saldırgan ben çünkü buraya gelen mesajlardan da anlıyorum. Sığır böğürmesi oluyor bazılarında yani sevgisiz, merhametsiz, alçak, akılsız, dengesiz, kan dökücü, nefret dolu, kıskanç, hasut, sanattan estetikten kaliteden anlamayan, kadının değerini bilmeyen, güzelliğin değerini bilmeyen bazı mahlukat oluyor. Bu iki ayak üstünde yürüyen mahlukata biz sığır diyoruz ama sen sığırı tarlaya bırakırsan hayvan sadece ot yer. Ne yapacaksın? Sığır eğitimiyle ilgileneceksin. Sığır eğitim sistemi bunun için kuruldu zaten. Üç harften oluşan bir kelime onları durdurur şuan.

Bu vatandaş zannetmiyorum deli olduğunu, sıkışınca deli olduğu iddiasında bulunmuş olabilir bilinçli konuşmuş velev ki deli bile olsa yine karşılığının verilmesi lazım çünkü gidiyor içiyor, geziyor, menfaatlerini biliyor, kendini korumayı biliyor yani deli olsa kendini koruyamaz böyle ifade veremez. Deli olan kendi aleyhine ifade verir.

EBRU ALTAN: Zaten böyle zararlı bir insanın dışarıda dolaşması da çok garip.

ADNAN OKTAR: Tabii her yönden olayda bir acayiplik var ama benim kardeşim gönlünü çok rahat ettirsin bak sonuna kadar sonsuza kadar yanındayım dünyada da ahirette de inşaAllah.  Allah’ın izniyle yanındayım, hiç fütur vermesin.

Abdurrahman, “Sizi izlemeye başladıktan sonra gece hayatını bıraktım Hocam” diyor. Tamam.

Yasemin Taylan, “Vatan bölünmez” diyor.

“Peki Hocam bayanların dinimizce giysileri nasıl olmalı? Siz baktığınız için günah olmuyor mu? Neden kapalı bayan yok aranızda?” Ben baktığım için günah olmaz niye olsun? Dinimizde giysileri uygun, İslam’a uygun.

Sadet Koç, “Ne zaman oynayacağız Hocam ya? Sıkıcı oldu biraz ortam” diyor.

“Hocam beni de alın cemaatinize” diyor. Cemaat diye bir şey yok, bütün Müslümanlar kardeş.

Erdoğan Sarı, “Size mason diyorlar.” Der bu millet çıkar, umarım beklerim yani.

“Ne hocası beyler bu IŞİD’in adamı” diyor. bir gün sarıkla cübbeyle uzun bir gömlek giysem kanaatleri gelir Allahualem.

Emre, “Gerçek Adnan Hoca’ya ne yaptınız? Nerede o?” Diyor. Benim bir şey yaptığım yok Adnan Hoca’ya, cezaevindeyken vefat etti o kadar. Onun yerine bizi çağırdılar işte İsrail’den, biz de geldik apar topar ama size iyilik yaramıyor yani çağırdınız geldim daha ne yapayım yani? Ben rahattım İsrail’de. Kudüs’te işimize gücümüzdeydik acil dediler. Sen Adnan Hoca’ya benziyorsan gel dediler, bir uçağa atladık hemen geldik.

Evet dinliyorum.

ERDEM ERTÜZÜN: İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Topkapı’daki Anıt Mezar’da açıklamalarda bulundu. 15 Temmuz darbe girişiminin farklı amaçları olduğunu söyleyen Bakan Soylu yaptığı konuşmada, ‘15 Temmuz olaylarının kimin destekçilerinin olduğunu biz çok net bir şekilde biliyoruz. Kendi başlarına adım atmaktan yoksun olanların hangi cesaretle bu milletin millet olma kabiliyetini ortadan kaldırmaya çalıştıklarını ve bu toprakları yeniden işgal topraklarına döndürmek istediklerini biliyoruz’ ifadelerini kullandı.

ADNAN OKTAR: Abdülaziz mübarek bir insandı, muhterem bir insandı. Fahişelik onun döneminde yasaklandı. Şarap rakı falan hepsini yasakladı, Darwinizm’i de yasakladı. İngiliz derin devleti cinnet geçirdi ve feci şekilde döverek, azgınca bir saldırıyla aslanımızı şehit ettiler. Dağ gibi delikanlıydı.

BÜLENT SEZGİN: Abdülhamit dönemindeki bazı Darwinist eserleri gösterebiliriz. 

ERDEM ERTÜZÜN: Vahdeti Mevcut, Tabiat Âleminin Dini. Çevirenler Baha Tevfik ile Ahmet Nebil. Suphi Ethem’in ‘Darwinizm’ kitabı Abdülhamit döneminden yine. Hoca Tahsin Efendi ‘Tarih-i Tekvin Yahud Hilkat’ varoluş tarihi veya yaratılış. Memduh Süleyman’ın 1911’de yayınladığı ‘Darwinizm’ isimli kitabı.

ADNAN OKTAR: Tabii oranın karizmasının gideceğini düşünüyor onun derdinde. Ya kardeşim senin karizman ta Ertuğrul Gazi’den Osman Gazi’den geliyor, sen onlara bak o dedelerinle övün Abdülhamit’i geç.  Abdülaziz ile övün, Fatih Sultan Mehmet’le övün, Kanuni Sultan’la övün ama Abdülhamit’i geç, 5.Murat’ı geç. Ben sana geçeceklerinin listesini vereceğim. Onları bana hiç anlatma, tarihi belge yayınlıyorum artık kanaatinin gelmesi lazım.

CEYLAN ÖZBUDAK: Abdülaziz’in güzel ahlakını sizden öğrendik Adnan Bey. Onu da kimse bilmiyordu.

ADNAN OKTAR: Tabii, Abdülaziz hiç üstünde durulmaz halbuki Hanlar Hanı olan odur, Cennet Mekan odur, şehit olan odur, veli Padişah odur, medar iftarımızdır.

BÜLENT SEZGİN: Abdülhamit döneminden birkaç ilan ve reklam gösterecektim.

ADNAN OKTAR: Bakayım.

BÜLENT SEZGİN: Burada yazan yazıyı, şarap ve biranın zararlı olduğunu söyleyerek okuyorum. Abdülhamit dönemine ait bira afişi: “Hararetinizi def etmek isterseniz, mikroplu sulardan korunmak isterseniz Bomonti birası içiniz. Bomonti bira fabrikası mamulâtı İstanbul’da evlere teslim olunur.” Şeklinde bir ilan verilmiş. 

ADNAN OKTAR: Buyur işte Abdülhamit’in devri. Su yerine bira için diyor.

BÜLENT SEZGİN: Yine başka bir ilanda “En nefis ve lezzetli Bomontı birası. Feriköy’deki fabrikada her gün bir milyon sekiz yüz bin litre bira vardır. Lezzet, keyif defi hararet.” Yani hararet giderici diye ilan vermişler.

 ADNAN OKTAR: Of, defi hararet. Abdülhamit’in bilgisi dahilin de, Abdülhamit yönetimde oluyor bunlar.

BÜLENT SEZGİN: Birde şarap ilanı vardı. Fevkalade Dimitrakopulo Şarapları kuruluş tarihi 1883 Abdül Hamit dönemi. Galata da.

ADNAN OKTAR: Dimitrakopulo Şarapları. Kendi de içiyor millete de tavsiye ediyor. Millette de içirtiyor. Ümmeti Muhammet büyük bir bölümü şarapçı olmuş. Rakıcı, şarapçı, biracı olmuşlar. Ve Darwinist yapıyor. 98 bin altın bir kamyon altına yani.

 BÜLENT SEZGİN: Bir resim daha gösterecektim. Beyoğlu’nda ilk genelev Abanoz Sokağı’nda kuruldu. Resimde görünen. Bu genelevden sonra Abdülhamit döneminde Zürafa Sokak’taki genelev hala faaliyet gösteriyor. Kısa sürede Galata’daki genelev sayısı yüzü buldu.

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Başbakan Binali Yıldırım 15 Temmuz darbe girişiminin ardından OHAL’in bitmesi ile birlikte teşekkür mitinglerine başlamaya hazırlanıyor. Başbakan Yıldırım’ın Ekim ayı içerisinde başlaması planlanan teşekkür mitingleri için seksen bir ile gidilecek. Mitinglere CHP ve MHP milletvekilleri ile il başkanlarının da davet edilmesinin planlandığı belirtildi. Mitinglerde parti simgeleri yerine Türk bayrakları ile miting alanlarının hazırlanması planlanıyor.

ADNAN OKTAR: Tamam.

OKTAR BABUNA: İki milyon kilometrekare demiştiniz ayrıldıktan sonra bir nokta iki milyon kilometreye düşüyor topraklar.

 ADNAN OKTAR: Kardeşim şu felakete bak. Dağ gibi imparatorluktan bir avuç toprak kalıyor. Bir avuç. Şimdi diyorlar ki bak o devirde başlayan imparatorluğu çözme süreci devam ediyor diyor İngiliz derin devleti, şimdi Güneydoğu’yu da ayıracağız. Antalya bölgesini de ayıracağız. İzmir bölgesini de ayıracağız, İstanbul’u da ayıracağız diyorlar. Türkler için iç Anadolu’yu düşünüyoruz diyor. Orada ne yapacaksınız diyoruz. İmha diyor. Ta zamanında Darwin ile beraber karar vermişler. Türk kavmini imha kararı. Yapa biliyorsan yap da göreyim.

Bu şarkıda ne anlatılıyor? Sabredelim İttihad-ı İslam yakın o anlamda. Savaşlar bitecek. Tayyip Hocam desin damla kan akmayacak. Uyuyan kişi uyanmayacak. Terör anarşi diye bir şey kalmayacak desin. Silahları da kaldıracağız desin. Bütün dünya barış ve kardeşlik içinde olacak desin, desin bak kabul edecekler diyorum.

Kardeşim bak Abdülaziz mübarek o devirde Darwinizm büyük bir illet ve felaket olduğunu görüyor ve derhal yasaklıyor. Niye yasaklıyor? Çünkü Allah’ı dini imanı inkar eden bir felsefe, imanlı insan yasaklıyor. Abdülhamit yasak olayını durduruyor bir kere. Yasak değil diyor. Bilakis ne kadar Darwinist kişi varsa hoca, alim, paşa hepsini devreye sokuyor. Sadrazamlar şunlar bunlar cayır cayır Darwinist propaganda başlıyor. Sekiz kitap daha buldum o devre ait. Bu kitapların dışında sekiz kitap daha Darwinist. Her yeri Darwinist yapmış Abdülhamit. Ve şuan bak yakayı kurtaramıyorlar. Şuan devlete yapışık vaziyette Darwinizm. Kurtulamıyor, hiç kimse çıkıp ben Darwinizm’e karşıyım diyemiyor.

BÜLENT SEZGİN: El Beyan Dergisi var Abdülaziz döneminde kapatılıyor. Evrimci bir dergi, Abdülhamit başa geldiğinde tekrar açtırıyor bu dergiyi.

ADNAN OKTAR: Abdülaziz böyle Darwinist şu bu falan tiplerin hepsini sürgüne gönderiyor hepsini ayıklıyor. Çok mübarek bir insan ama yalnız bırakmışlar.

BÜLENT SEZGİN: Abdülaziz, Ahmet Mithat’ı yazılarından dolayı, Darwinist yazılarından dolayı Rodos’a sürüyor daha sonra Abdülhamit başa gelince geri çağırıyor Ahmet Mithat’ı ve gazete kurduruyor. Evrimci yazılar yazması için.

ADNAN OKTAR: Facebook’ta kişiler hadi beni engellesene yazıyorlarmış. Biz sizi engellemeyiz kardeşim. Yanlış yazanlara denk gelebiliyoruz,  ağzını bozanlar sizin düzelmeniz gerekiyor. Zaten bu tarz insanların çok olması gerekiyor ahir zamanda yani Mehdi (as)’den sonra azalıyor sayıları. Çok olması bu devrin özelliğidir zaten. Sizi engellersek eğitemeyiz. Saatlerden beri bizi izliyorsunuz. Demek ki derin etki altına girmişsiniz. Bu zaten bizim aradığımız bir şey. Ağzını bozman şu bu, tehdit etmen falan bunlar önemli değil. O ilk eğitimin şoku ile olan bir durum. O reaksiyon yani gurur reaksiyonu o klasik. Ondan bir şey çıkmaz. Bilinçaltında dediğimi kabul ediyorsunuz. Mühim olan budur. Bilinç üstü önemli değildir. Adam bağırır çağırır ama bilinçaltında kabul eder. Kuran’da da var ya adamlar kendi içinden Hz. İbrahim (as) için haklı diyorlar. Ama bilinç üstünde reddediyorlar. Bizim amacımız bilinçaltıdır. Bilinç üstü bizi ilgilendirmez. Bağırma çağırma falan beni hiç ilgilendirmez. Adam iki saat-üç saat beni gözünü kırpmadan izliyorsa etkim altına girmiştir. Yani bir nevi trans halindeler şuan. Ve asla unutamaz. Asla elli sene-altmış sene geçse unutamaz. O anlattığım beyninde nakşoluyor. Yani platin çivi ile o çakılır. Beynin kıvrımlarına çakılır. İstese de unutmak istese de unutamaz. Çünkü o dinlemiyor beyni dinliyor şuan beni. Beyni şuan benim kontrolümde. Benim kontrolüm altında beyni. Görsel hafıza olarak da unutamaz. Görüntü olarak da unutamaz, ses olarak da unutamaz, bilgi olarak da unutamaz. O beynine yazılıyor. Reddettiği kısım nefsinden kaynaklanıyor onun önemi yoktur. Nefsin ve şeytanın etkisi ile reddeder vicdanında kabul eder. Bizim hedefimiz de vicdanı olduğu için vicdanı ele geçirilmiş oluyor. Yani vicdanı fethedilmiş olur. Onun için arkadaşlar bağırıyor çağıyor diyorsunuz işte küfrediyor falan hiç önemli değil onlar. O bir nevi debelenme şeklinde kendini gösterir. Bir insanın bir düşüncesi varsa o yıkıldığında ilk göstereceği reaksiyon bu tarzdadır ama bilinçaltında kanaati gelir. Mesela Abdülhamit konusunda hepsinin kanaati geldi. Şuan çırpınışlar boş. Konu bitti. Darwinizm konusunda da konu bitti. Her anlattığımız Darwinizm’in geçersiz olduğuna inanıyor. Kanaati geliyor. Şuan Türkiye’de yüzde 90 Darwinizm’e inanan olmamasının nedeni biziz.

Suphi Ethem’in, Lamarckizm ve Darwinizm kitabı var mı sizde?  

ERDEM ERTÜZÜN: Var.

ADNAN OKTAR: Göster. Şemsettin Sami’nin 1878 yazdığı “İnsan” kitabı. Doktor Ethem Necdet’ın “Tekâmül kanunları”. Celal Nuri’nin “Mukadderat Tarihi” yani “Tarihin diyalektiği” hepsi Allah’ı inkar eden eserler. Abdülhamit devrinde basılmış hepsi. Abdülhamid’in bilgisi teşvik ve takdiri ile oluyor. Madalya veriyor zaten. Bu kitapları yazanlara madalya veriyor.

Bak Allah diyor ki ayette, Neml Suresi, 14’te “Vicdanları kabul eder” diyor Allah. “Fakat zulüm ve büyüklenme olduğu için ruhlarında inkar ederler” diyor. Yani çirkin laflar ederler, ters konuşurlar diyor. Ayet şöyle Neml Suresi 14 şeytandan Allah’a sığınırım “Vicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler.” (Neml Suresi, 14). Yani inkarları önemli değil. Sözlü inkar ede bilir. Bağırıp çağırabilir kötü söz söyleyebilir. Kabul etmenin dışında bir yolu yoktur. Biz anlattığımızda beyni mutlaka ele geçirilir. Beynin fethedilmemesi diye ikinci bir ihtimal yoktur. Mutlaka kabul eder. O beyninin kıvrımlarına teknik bir bilgi olarak çakılır. İradesini kullansa da unutamaz. Hatırlamak istemese de hatırlar.  Hem görsel hem sözlü kelimesi kelimesine hatırlar. O yüzden anlatıma devam. Bu çocukları da sakın bloke etmesinler devam, anlatmaya devam edelim. Her anlattığımız düşer hiç çaresi yoktur. Mümkün değil. Teknik olarak mümkün değil.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Yeni kitaplardan bazı görüntüler vardı?

ADNAN OKTAR:  Göster.

 BÜLENT SEZGİN: Muzaffer İkbal’in kitabı bu kitap. “Darwin’s Shadow: Evolutions is as Islamic Mirror” isimli kitabı. “Darwin’in gölgesi, İslam aleminde evrim” bu kitap Abdülhamit devrinde 1880 Münif Paşa’nın emri ile çoğaltılarak okullarda ders kitabı olarak okunması sağlandı.

 ADNAN OKTAR: Münif Paşa’ya emreden Abdülhamit. Evet.

ERDEM ERTÜZÜN: Yirminci yüz yılda evrimi en çok savunan Müslüman din alemi Muzaffer İkbal, Doktor Zalzal’ın takipçisi aynı zamanda. 

ADNAN OKTAR: Evet.

ERDEM ERTÜZÜN: Bu da Suphi Ethem’in, Lamarckizm ve Darwinizm kitabı.

ADNAN OKTAR: Yine Abdülhamit dönemi. Abdülhamit’in talimatı ile teşviki ile madalya vermesi ile adamlar göreve devam ediyorlar. Evet.

 ERDEM ERTÜZÜN: Şemsettin Sami’nin 1878 yılında yazdığı “İnsan” kitabı.

 ADNAN OKTAR: Yine evrimi anlatıyor uzun uzun. Yani Allah yaratmadı evrim ile oldu diyor.

ERDEM ERTÜZÜN: Doktor Ethem Necdet’ın kitabı “Tekamül ve kanunları.”

ADNAN OKTAR: Yani?

ERDEM ERTÜZÜN: Abdülhamit döneminde “Evrim ve kanunları.” Celal Nuri’nin “Mukadderatı Tarihiye” yani tarihin diyalektiği kitabı.

BÜLENT SEZGİN: Hepsi Abdülhamit döneminde.

ADNAN OKTAR: Evet. Yani Allah’ı dini imanı, Kitap’ı reddeden kitaplar, eserler. Mısır’ı veriyor, Girit’i, Tunus’u , Sudan’ı, Teselya’yı, Niş, Habeşistan, Kıbrıs, Romanya, Karadağ, Bulgaristan, Bosna Hersek, Artvin, Kars, Ardahan, Van. Van’ın bir bölümü hepsini veriyor. Kıbrıs’ı da satıyor. 98 bin altın, bir araba altın getiriyorlar. “Alın sizin olsun” diyor. Kendi topraklarımız da işgalci konumundayız şuan. Avrupa Birliği falan diyorlar “İşgal kuvvetlerini çekin. Burada ne işiniz var?” diyorlar. Kardeşim şuan biz resmi olarak işgalci konumundayız. Hani kiraya verilmişti Kıbrıs? Oradaki anlaşma Kıbrıs’ın satılması anlaşması. Satılmış yani. Yüz yıl ne demek? Bitti demektir. Yahut bir ev aldığını düşünelim adamın. Adam diyor “Ben burayı yüz yıllığına kiraya alayım” diyor. Adam ölür ondan sonra torunu da ölür. Ondan sonra o ev gitti yani o, bitti yani. Nitekim Kıbrıs’ı sonra üstüne yattılar vermediler. “Siz şuan işgalcisiniz” diyorlar.

On iki milyon kilometrekareden yaklaşık iki milyon kilometrekareye düşüyor Osmanlı. On milyon kilometrekareyi bak on milyon kilometrekare Osmanlı toprağını Abdülhamit veriyor. On milyon kilometrekare Osmanlı toprağını Abdülhamit veriyor. Kıbrıs’a da satıyor ve savaşmadan. Kars’ı, Ardahan’ı, Artvin’i onları da veriyor. “Paraya ihtiyacı vardı” diyor baksana adam. “Ne yapsın?” diyor. ve su gibi şarap akıyor Osmanlı’da. Su gibi rakı akıyor, her yer kumarhane. Genelevlere gemilerle geliyorlar adamlar yurtdışından.

OKTAR BABUNA: Zürafa Sokak’ta açtırdığı genelev yüz yıldır hala faaliyette.

ADNAN OKTAR: Tabii. Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Genelkurmay Başkanımız Sayın Hulusi Akar da, Orgeneral Hulusi Akari Gaziler Günü dolayısıyla yayınladığı mesajında “Asil milletin tarihin her döneminde vatansever Türk ordusu ve onun fedakar mensuplarıyla şerefli üniformanın ardına gizlenmek isteyen hainleri büyük bir ferasetle ayırt ettiğini belirterek, Peygamber ocağı milli ordumuzun kahraman mensupları tarihi boyunca vatanı, bayrağı, devleti ve istikbali uğruna canını feda ederek hain emellerin karşısında sıra dağlar gibi dikilmekte zerre kadar tereddüt etmemiştir.” Dedi.

ADNAN OKTAR: Hulusi Paşamız kabadayı, delikanlı ve yiğit. Milletimiz de onu çok seviyor. İleri geri konuşanlara hiç itibar etmesin. Biz onun yanındayız. Tüm milletimiz yanında. Onun dürüst, samimi, delikanlı bir paşa olduğunu hepimiz biliyoruz. Sonuna kadar da güveniyoruz. Ona ayak oyunları yapıyorlar. Onlar geçerli değil.

Cemaatlere yönelik bu şeytani saldırı planı akim kalacak. Çünkü talimat İngiliz derin devletinden. Mesela Menzil Cemaati çok mazlum bir cemaat. O kadar çirkin sözler ediyorlar ki yok işte Şeyh Efendi şöyle dedi böyle dedi diye kendilerini tahrik etmek. Bir kere bunlar mazlum insanlar Anadolu insanları böyle bunlar çetrefilli karanlık işleri bunlar bilmezler. Bayağı dürüst insanlar. Devlete bağlı, millete bağlı, fitneden çekinen, kargaşadan çok çekinen naif insanlar. Akılları fikirleri iman, sevgi, muhabbet, dostluk, kardeşlik. Şiddetle çekinirler fitneden. Böyle karanlık işlere asla girmezler.

30 Ekim 1969 tarihinde İngiliz Vanity Fair Dergisi Abdülaziz’i zevk ve sefa içerisinde bir karikatür yayınlıyor. Yani böyle işte şarap içer, rakı içer, gayrimeşru şeyler yapar. Halbuki beş vakit namazında mümin muttaki bir insan ve şiddetle karşı Darwinizm’e, materyalizme de karşı, fuhşa da karşı, içkiye de karşı hepsine karşı. Var mı o resim sizde?

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz Adnan Bey. 30 Ekim 1968-1969 tarihli İngiliz Vanity Fair Dergisi.

ADNAN OKTAR: Halbuki son derece muttaki mümin ve efendi bir insan. Görüyor musun? Daha önce de bize yaptıkları oyunlar gibi. Aynısı, tabii. Çünkü Darwinizm’e karşı. Bak nur gibi bir veliyi en sonunda şehit ettiler. Biraz önceki gibi karikatürlerle basınla saldırdılar baktılar baş edemiyorlar sonra da iki bileğini de kesip şehit ettiler. Yüz otuz küsur kiloluk üç tane ağırsıklet pehlivanı getiriyorlar. Ağırsıklet güreşçisi. O çakallar da oradalar. Ellerinde silahlarla geliyorlar katledecekler şehadet şerbetini içmesi için oraya gelen alçaklar. Onlar da başındalar akıl almaz çatışma oluyor bağırtı çağırtı yer gök inliyor böyle. En sonunda yere düşürüyorlar Abdülaziz’i. Bak üç ağırsıklet pehlivanı baş edemiyor görüyor musun? Kabadayıya bak yiğide bak. Sonunda kollarına basıyorlar yükleniyorlar iki koluna, ayaklarının üstüne de oturuyorlar. Bileklerini doğruyorlar. O orada tabii o bağırdığı için kurtulmaya çalıştığı için sakallarını yoluyorlar. Bir kısmı da sürekli göğsüne yumruk vuruyor. Mosmor göğsü. Sakallarını yoluyorlar. Ön dişlerini kırıyorlar ağzına da yumruk vuruyorlar ağzını parçalıyorlar ve bileklerini doğruyorlar iki bileğini kemiğe kadar derin. Kas tendonlarını da doğruyorlar koparıyorlar kolunu yani. Sonra bir kolunu dışarıda üstünü muşambayla örtüyorlar. Doktoru çağırıyorlar adam diyor ki “Ben bu vaziyette nasıl göreyim? Açın da göreyim” diyor. “Yok” diyorlar “bu yeter senin uzatmana gerek yok” diyorlar. Hemen yazıyor ‘intihar etti’ diyor. Annesi canım benim canhıraş geliyor çocuk yerde Abdülaziz aslan böyle. Kan kaybı devam ediyor. O çakallar ellerinde silah annesine doğrultuyor diyorlar ki “Şehit oldu vefat etti” şehit oluyor “öldü” diyorlar. “Dışarı çık” diyorlar. Sürükleyerek karakolun oradaki çayhaneye götürüyorlar sürükleyerek bak alçakları görüyor musun? Başında bekliyorlar çok uzun süre kan kaybından şehit olmasını. Tamamen şehit olduğuna, kalbi durduğuna inanınca “o zaman tamam” diyorlar “hadi alabilirsiniz” diyorlar. Kaldırıyorlar cenazesini bir masa gibi bir şeyin üstüne koyuyorlar. Adli tıpa götürülmesi gerekiyor “Yok” diyorlar “sakın adli tıp olmaz” diyorlar. “Doktor çağırın burada baksın” diyorlar. Bakıyor “Tamam” diyor “intihar etti” diyor imzalıyor “hemen” diyor “gömün”. Hanlar Hanı, Canlar Canı, Cennet Mekan, Veli Han, Abdülaziz Han, şehittir. Hanlar Hanı odur. Öbüründen bana hiç bahsetmesinler.

Bu, o zamanın cuntacıları Hüseyin Avni Paşa, Mithat Paşa, Mütercim Rüştü bunlar ekip. Hayrullah Efendi de işin içinde. Şeyhülislam falan herkes işin içinde. “Cesedi açın” diyor doktor “göreyim” deyince bak alçaklara bak görüyor musun karaktersizliğini? “Bu sokaktan alelade bir insan değil” diyor “padişah cesedi” diyor “açılır mı?” diyor. “Koluna bak yeterli” diyor. Halbuki cinayet işlenmiş. Tabii ki adli tıp tespiti yapılacak. Zaten gasilhanede vücudu açılıyor. Değil mi? Padişah da olsa gasilhanede vücudu açılıp yıkanıyor. Bak görüyor musun? Oyun bak sen. “Padişah cesedi” diyor “açamayız” diyor. Canım benim

Abdülaziz demiş ki kollarına falan basmışlar “bunu” demiş “rüyamda gördüm” demiş. “Ben bu felaketi 30-40 defa rüyamda gördüm Takdir-i İlahi böyleymiş” diyor defalarca rüyamda gördüm diyor bir kere iki kere değil diyor 30-40 kere. Aynı bu şekilde hatırlıyorum diyor rüyamı. Tekrar tekrar görüyorum, görüyor musun? Cenab-ı Allah ona manevi destek için; anlatıyor aynısıyla gördüm rüyamda diyor. Veli padişah yani. Oradakilere söylüyor darbecilere söylüyor rüyamda gördüm Takdir-i İlahi diyor sonra bayılıyor tabii kan kaybından. İki kolundan kan fışkırıyor sürekli oturuyorlar. Sonra Çerkez kayınbiraderi var kabadayı. Bütün ihtilalciler biraradaymış akşam kutluyorlar içeriyi bir basıyor darmadağın ediyor bunları önüne geleni kafasına sıkıyor, bir kısmını doğuruyor acayip facia oluyor. Bunu takdir etmeyiz böyle bir şey istemeyiz de, Allah belalarını veriyor özetle ama bizim takdir edeceğimiz isteyeceğimiz bir şey değil. Hay benim yiğidim Abdülaziz'in kanlı gömleğini göstersene Topkapı Sarayı’nda.

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Görüyor musun bak her yeri al kan içerisinde. Alçaklara bak diyor ki intihar, intiharda böyle mi olur? Haysiyetsizlere bak intihar böyle mi olur? Al kan içinde bütün vücudu kan içinde kalmış. Bir daha göster. Babayiğidi görüyor musun iki metre boyunda 160 kilo ağırlığında. 130 kilo-140 kiloluk başpehlivan geliyor baş edemiyorlar öyle yiğit yani. Akıl almaz kuvvetli bileğini büken yok, atı alıp havaya kaldıracak güçte, acayip kuvvetli.  Öyle rekor denemeleri var Abdülaziz'in. İnsanların dudakları uçukluyor hayret ediyorlar akıl almaz kuvvetli maşaAllah. Tabii attı kucaklamıyor da kuvvet açısından çok kuvvetli o anlamda söylüyorum.

Ben hepsini belgeliyorum bir şey söylediğimde doğru. Bileğini kesen insan böyle mi olur? Kan revan içinde kalmış.

Erken Harp Binbaşısı Çerkez Hasan darbeci kadronun toplantısını 15 Haziran 1876 günü basıyor. Yine çok iyi kurtulmuşlar. Önüne gelenin kafasına sıkıyor böyle, büyük bölümünü de doğuruyor hançerle. Allah belalarını veriyor ama biz tabii hiçbir zaman için kan dökülmesini isteriz ne adam öldürülmesini isteriz ama Allah’tan bela olduğu belli.

Şehit edildikten sonra benim aslanım annesi, kardeşi, akrabaları herkesin mal varlığına el koyuluyor. Halaları, yengeleri tamamının Osmanlı hanedanından hepsinin mal varlığına hemen hemen, 5. Murat'ın kumar borcunu ödüyorlar onunla darbeciler.

Sultan Abdülaziz’in hal fetvasını veren Şeyhülislam Hasan Hayrullah Efendi o da Galata’da tekris olanlardan. Darwinist, materyalist, Rumi ve İngiliz hayranı o da.

5. Murat'ın borçları; ne borcu olabilir bir insanın? Borçlar için kullandı diyor 5. Murat’ın. Olsa olsa kumar borcu olur. Çünkü sarayda yiyip içiyor bu zaten her şeyi karşılanıyor. Nasıl borcu oluyor bunun şahsi borcu nasıl olur? Abdülaziz’in bütün akrabalarının mal varlığına el konuluyor. Hepsine müsadere ediliyor. Beş parasız bırakılıyorlar hepsi. 5. Murat da şarapçı bir tip.

Abdülaziz’e yapılan darbeyi organize eden İngiliz devletidir. Tayyip Hoca’ya nasıl şuan darbeyi en ince detayına kadar hazırlayıp uyguladıysa İngiliz derin devleti aynı olay Abdülaziz devrinde yapıldı. Nasıl ona hal fetvası verdilerse Tayyip Hoca’ya da hal fetvası verdiklerini anlıyoruz. Fetvayı kim vermiş öğrensinler. Yani şimdi o üç buçuk atıyordur fetvayı veren, ne demek istediğimi anlamıştır. Gece kiminle buluşmuş bak gece kiminle buluşmuş, fetvayı kime vermiş, var mı böyle bir şey bir araştırsınlar. Birisi rüyasında görmüş de bana anlattı yani. Bir baksınlar bir zahmet. Bak gece kiminle buluşmuş, hal fetvasını nasıl sunmuş bir soruştursun Tayyip Hocam. Bak diyorum birisi rüyasında görmüş bana anlattı. Rüya bu belki doğru çıkar değil mi? Sadık rüyadır olur. Aynısını Abdülaziz'e yaptılar. Adam Şeyhülislam güya, hal fetvası veriyor halbuki katil fetvası yani. Allah ayaklarına doladı. Yine dolayacak ayaklarına, boş yere uğraşıyorlar. Mehdiyet’le baş etmeleri mümkün değil deccaliyetin. 15 Temmuz’da saldıran deccaliyettir. Başarılı olamamasının nedeni de Mehdiyet’tir Allah’ın izniyle yoksa çoktan biterdi.

GÖKALP BARLAN: Bediüzzaman’ı deli diye tımarhaneye koyuyorlar daha önceden söylemiştiniz Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

GÖKALP BARLAN: Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’ni deli diye tımarhaneye koyuyorlar onun döneminde.

ADNAN OKTAR: Tabii, Abdülhamit yaptı. Bediüzzaman sarıkla cübbeyle geliyor, o Darwinizm’e karşıydı. Sen delisin demiş seni tımarhaneye göndereceğim demiş tımarhaneye göndermiş Bediüzzaman Said Nursi’yi Abdülhamit.

EBRU ALTAN: Gerekçesi de kıyafeti sadece.

ADNAN OKTAR: Hayır, kıyafetini beğenmedim diyor. Sarık ve cübbe ondan hoşlanmadım diyor bir anormal sen delisin diyor deli olmasan böyle giyinmezsin diyor. Ama asıl gıcık olduğu Darwinizm’i kabul etmemesi ve bu oyunlara karşı olması. İngiliz baskısına karşı olması.

Abdülaziz’in şehit edildiği oda duvarları hep kan içinde duvarlar. Bu nasıl olur? İntiharla bu olmadı gördünüz gömleğini gördünüz. Utanmadan bunu kabul ettiriyorlar diyorlar ki intihar etti. Böyle olur mu intihar?

EBRU ALTAN: Uzun süre bağrışmalar ve büyük bir arbede olduğunu duymuş herkes.

ADNAN OKTAR: Tabii herkes duymuş. Önce müthiş bir sessizlik varmış sarayda. Anlamışlar bir uğursuzluk olduğunu bir anormallik olduğunu. Sonra böyle kızılca kıyamet kopmuş. Acayip gürültü gelmiş sonra yine sessizlik. Anneye haber vermişler, anne gelmiş. Çocuğun üstüne kapanmak istemiş. Sakın demişler vefat etti elleme demişler yani. Şimdi adli yönden de sorun olur sen hadi bakalım çık dışarı demişler. İntihar etti diyor. İntihar öyle olur mu? Her yer kan revan içinde. Sakalını olduğu gibi koparmışlar, yolup kopartmışlar. Ön iki dişini sökmüşler kırıp, yumrukla.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Orada yine şehit olmadığını anlayıp daha sonra başka bir odada bekletmişler, anlatmıştınız.

ADNAN OKTAR: Tabii. Karakolun çayhanesine götürüyorlar sürükleyerek, bekltiyorlar. Başında bekliyorlar ihtilalciler. Ayrıca dokuz da asker var içeriye sokmuşlar cinayet için. Üç güreşçiyi de getiriyorlar, onları da başında bekletiyorlar dokuz asker. Bu cinayeti işleyen pehlivanlardan üç kişi Feriye Sarayı’na mahsus bahçıvanlıkla vazifelendirmişler. Orada adamlara bakmışlar ‘elinize sağlık’ der gibi. Altınla maaş ödemişler adamlara.

Aslında darbeler hep halkın bilgilenmemesinden, ulaşımın olmamasından, internet yok o zaman telefon yok. Çok rahat yapılıyormuş darbeler. Mesela bu Abdülaziz’e yapılan darbe o kadar az insanla yapılmış ki çok az asker. Sonraki darbeler de öyle çok kolay yapmışlar. Oynar gibi adeta.

Doktor Kapolyon, bu beşinci Murat’ı hasta eden. Geçici bunama hali meydana getirttirmiş. Beyne kan gitmesini engelliyorlar çok fazla kafasına sülük koyup. Beyin kansız kalıyor geçici bunama hali oluyor. Onunla Abdülhamit’i geçiriyorlar.

Canım benim o rahmetliyi şehit etmeden önce üç gün kadar yemek vermiyorlar, su da vermiyorlar hani bitkinleşsin hali kalmasın diye. Buna rağmen aslan gibi direndi. Üç gün insan aç susuz kalsa ne olur ya? Abdülaziz rahmetli Topkapı Sarayı’na götürülmüştü biliyorsunuz ilk oraya götürüldü. Üçüncü Selim Han’ın şehit edilmeden önce hapsedildiği odaya konuyor bak, yine aynı olaylar tekrar ediliyor. Üç gün aç susuz bırakıyorlar. Sonra da şehit ettiler. Bak, aslan gibi direniyor. İnsan ayağa kalkamaz öyle bir şeyde üç gün. Direnmesin diye yapıyorlar bunu. Çok alçaklar.

Evet, şu belgeleri yine göster de gençlerin aklında iyi kalır.

ERDEM ERTÜZÜN: Ernest Heackel’in kitabının tercümesi ‘Vahdet-i Mevcut’ Tabiat aleminin dini.

ADNAN OKTAR: Kardeşim bak bunların hepsi Allah’ı, dini, Kitabı inkar eden kitaplar özetle.

ERDEM ERTÜZÜN: Çevirenler Baha Tevfik ile Ahmet Nebi.

ADNAN OKTAR: Hepsi Abdülhamit devrinde. Abdülhamit’in talimatıyla çıkıyor bu kitaplar.

ERDEM ERTÜZÜN: Suphi Ethem’in ‘Darwinizm’ kitabı. Yine Abdülhamit dönemi. Hoca Tahsin Efendi ‘Tarih-i Tekvin Yahud Hilkat.’ Varoluş tarihi veya yaratılış. Memduh Süleyman’ın 1911’de yayınladığı ‘Darwinizm’ isimli kitabı. Mısırlı Doktor Mişare Zalzal’ın ‘Aklın aydınlanması’ kitabı var. Bu kitap Abdülhamit devrinde 1880’de Münif Paşa’nın emriyle çoğaltılarak okullarda ders kitabı olarak okunması sağlanmıştır. Yirminci yüzyılda evrimi en çok savunan Müslüman din adamı Muzaffer İkbal Doktor Zalzal’ın takipçisidir. Muzaffer İkbal’in kitabı ‘Darwin’in gölgesi İslam aynasında evrim.’ O kitabı görüyoruz. Suphi Ethem’in ‘Lamarkizm ve Darwinizm’ kitapları.

ADNAN OKTAR: Hepsi Abdülhamit devrinin kitapları, evet.

ERDEM ERTÜZÜN: Şemsettin Sami’nin 1878 yılında yazdığı ‘İnsan’ kitabı. Doktor Ethem Necdet’in kitabı ‘Tekamül ve kanunları’. Evrim ve kanunları.  Celal Nuri’nin ‘Mukadderat-ı tarihiye’ yani Tarihin diyalektiği kitabı.

BÜLENT SEZGİN: Hüseyin Cisri’ye yazdırılan kitap ‘Risale-i Hamidiyye.’

ADNAN OKTAR: Evrim propagandası yapan kitaplar, evet.

Adem Güler, “Bu kadar da eleştirmeyin.” Eleştirmiyoruz ki doğruları anlatıyoruz. Bu alelade bir eleştiri değil ki bu felaketin ispatı ve felaketten kurtulmanın yollarını anlatıyoruz. Darbenin aynısını yapmışlar. 15 Temmuz darbesinin aynısı. Abdülaziz’e yapılanın aynısı. Yöntem, teknik birebir aynı.

BÜLENT SEZGİN: Abdülhamit’in el yazısıyla yazdığı belge vardı Kıbrıs’ın verilmesine yönelik. Oradaki tarih de 1878, 15 Temmuz.

ADNAN OKTAR: Kıbrıs’ın verilmesi için 15 Temmuz’da Kıbrıs’ın verilmesi istiyor, evet 1878.

BÜLENT SEZGİN: Diğer bir belge arz teskeresi bira fabrikasını açmak için 1894’te Abdülhamit dönemi. Ve izin veriliyor, fabrika açılıyor ilk bira fabrikası.

ERDEM ERTÜZÜN: Bomonti Bira Fabrikası Osmanlı İmparatorluğu’nda modern bira üretim tekniği ile imalata başlamış olan ilk bira üretim tesisidir. Osmanlı’da bira üretimi ikinci Abdülhamit devri olan 1896 yılında 1.2 milyon litre idi.

ADNAN OKTAR: Evet, bunları anlamayanlara yine göstereceğiz.

Abdülaziz Han canım benim Yusuf Suresi’ni açmış tam onun şehit edileceği anda. 111. Padişah biliyorsunuz. 111 suredir Yusuf Suresi de. Kanı Kuran’ın üstüne dökülüyor. Gömleği de al kan içinde kalıyor. Bunu tarihte millete öyle öğretiyorlar bir kısmı intihar etti şu bu falan diyerekten. Doğrusu budur. Bunların hiçbirini İngiliz derin devletinin yanına bırakmayacağız söyleyeyim. Fitil fitil burunlarından gelecek kanunla hukukla.

Kısa ara verelim.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz programımıza. 

Masaüstü Görünümü