Harun Yahya

Sohbetler (20 Eylül 2016; 10:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN:  Yayınımıza devam ediyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Ne diyelim? “Kurtuluş Sevgi ve Kardeşlikte” diyelim.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Süleyman Hilmi Tunahan’ın talebelerinden Hüseyin Kaplan Hoca Efendi hayatını kaybetti. Bir süredir rahatsızlığı sebebiyle tedavi görüyordu.

ADNAN OKTAR: Hocamızı görebiliyor muyuz? Hüseyin Kaplan çok meşhurdur. Biz gençliğimizde falan duyardık Hüseyin Kaplan’ı. Süleyman Hilmi Tunahan’ın ünlü büyük talebelerinden.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sizin açıklamalarınızın üzerine hemen her gün İngiliz derin devletinin kirli oyunları hakkında köşe yazıları yazılmaya başlandı. Bugün Takvim yazarı Ergün Diler, Türkiye’de kanlı bir darbe yapmasına rağmen Fethullah Gülen’in bu kadar konforlu yaşamasının arkasında İngiltere’nin olduğuna ve Amerika’nın İngiltere’ye rağmen hiçbir iş yapamayacağına dair bir yazı yazdı. 28 Şubat’ta İngiltere’nin Ankara Büyükelçisinin o dönemin önemli paşalarından biriyle görüştüğünü ve cemaatin CIA ile çalışmaya başladığını söylediğini anlattı. Paşa; “Peki bunu nereden biliyorsunuz?” deyince Büyükelçi; “Çünkü onu biz kurduk, ancak onlara kaptırdık” diye cevap vermiş.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

KARTAL GÖKTAN: Sizin açıklamalarınız üzerine hemen her gün İngiliz derin devletiyle ilgili yazılar yazılmaya başlandı. Bugün Takvim yazarı Ergün Diler, Türkiye’de kanlı bir darbe yapmasına rağmen Fethullah Gülen’in bu kadar konforlu yaşamasının arkasında İngiltere’nin olduğuna ve Amerika’nın İngiltere’ye rağmen hiçbir iş yapamayacağına dair bir yazı yazdı.

ADNAN OKTAR: Doğru, güzel.

KARTAL GÖKTAN: 28 Şubat’ta İngiltere’nin Ankara Büyükelçisinin o dönemin önemli paşalarından biriyle görüştüğünü ve cemaatin CIA ile çalışmaya başladığını söylediğini anlattı. Paşa; “Peki bunu nereden biliyorsunuz?” deyince Büyükelçi; “Çünkü onu biz kurduk, ancak onlara kaptırdık” diye cevap vermiş.

ADNAN OKTAR: Kaptıran falan yok hepsi beraber hareket ediyor. Ne kaptırması? Çok münasebetsiz bir açıklama. Olur mu öyle şey? Zaten Amerika İngiltere’nin emrindedir. Onun şamar oğlanı gibi, yani istediğinde istediğini yaptığı bir ülke. Garibandır Amerikalılar. CIA falan da gösterdim ne diyorsa yapar İngiltere. İngiltere’nin kurduğu bir devlet. İngiltere oluşturdu Amerika’yı. Amerika diye bir yer yoktu. Tamamen İngiltere’nin organize ettiği bir devlettir Amerika, yani tam teslimdir. Ama halk bunun haberinde midir? Haberi olmaz tabii, el altından gider bu.

İngiliz derin devletinden haberleri yoktu işin doğrusu, daha yeni öğrendiler. Allah razı olsun bak, kimse gurur da yapmıyor. Şimdi ben dedim, “sayısı gittikçe artar” dedim. Bu galeyan haline gelecek. Bütün yazarlar çizerler bunun farkına varacaklar. Ta Abdülhamit devrinde olaya girmiş adamlar. Abdülaziz rahmetliyi devirip, şehit edip olayın içine girmişler. Abdülhamit’e de çok geniş çaplı etki etmişler. Darwinizm düşüncesini bütün Osmanlı’ya yaymışlar, halen de devam ediyorlar. Akıl almaz bir Darwinist propaganda. Şimdi bile yok bu kadar Darwinist kitap kardeşim. Yani say say bitmez, önü sonu yok. Var mı sende kitaplar? Hepsini göster.

KARTAL GÖKTAN: Sahte çizimleriyle evrimci Ernst Haeckel’in kitabının tercümesi, Baha Tevfik ve Ahmet Nebil yaptılar tercümeyi 1892’de, Vahdet-i Mevcut, Tabiat Aleminin Dini. Hoca Tahsin Efendi’nin Tarih-i Tekvin Yahud Hilkad, Varoluş Tarihi veya Yaratılış.

ADNAN OKTAR: Ya kardeşim siz kitapları sayın, bunların hepsi Darwinist, materyalist kitaplar. Ben sonra açıklayacağım. Kitapların ismini verin, kimin yazdığını söyleyin.

KARTAL GÖKTAN: Arapça evrim dergilerinden El Muktataf.

ADNAN OKTAR: Tamam.

KARTAL GÖKTAN: Kahire’de yayınlanmaya başlayan evrimci Ed Die Dergisi. Lübnan’da basılan evrimci dergi Ed Tabip, Hüseyin El Cisri’nin kitabı Hamidiyye Risalesi. El Beyan dergisinin kapağı evrim propagandası yapan, Doktor Bişara Zalzal çıkardı bu dergiyi. Şemseddin Sami’nin Evrimci İnsan kitabı. Beyrut’ta yayınlanan evrimci El İrfan dergisi. Doktor Ethem Necdet’in kitabı Tekamül ve Kanunları, Evrim ve Kanunları. Suphi Ethem’in Lamarkizm ve Darwinizm kitapları, Memduh Süleyman’ın Darwinizm isimli kitabı. Celal Nuri’nin Mukadderatı Tarihiyye, yani tarihin diyalektiği kitabı.

ADNAN OKTAR: Kardeşim, önü sonu yok. Bak, şu anda bile bu kadar Darwinizm ile ilgili kitap devlet bastırmamış. Yani bunlar hep devlet kütüphanesinde. Devlet matbaasında basılıp etrafa yayılan kitaplar. Nasıl yapıyor? Trenle en uç ülkelere kadar gönderiyor.

GÖKALP BARLAN: Urduca’ya çevrilip Pakistan’a da yollanıyor.

ADNAN OKTAR: Arapça, Urduca, her dile çeviriyor. Osmanlı’da olan dillere çevriliyor ve her yere gönderiyor. Bütün Osmanlı’yı Darwinist, materyalist yaptılar. Sonra bütün İslam ülkeleri sosyalist, komünist oldu, Baas rejimlerinin eline geçti hep. Suriye, Irak, Libya, Fas, Tunus, Cezayir hepsi silme komünist oldu. Abdülhamit önce Darwinist, materyalist yaptı. Adamlar da hepsi sonradan toptan komünist oldular. Türkiye de gidiyordu, ucu ucuna kurtardılar, Allah korudu. Erbakan Hocam’la, rahmetli Alparslan Türkeş, Allah gönderdi ikisini vesile oldular yani.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yeni Akit yazarı Sabri Balaman, Osmanlı’yı yıkan İngilizlerin Türkiye’ye karşı oyunlarının devam ettiğine dair bir yazı yazdı.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bak aydınlar ayaklanmış. Hele şükür, elhamdülillah. Kardeşim, bak İngiliz derin devleti ahir zamanın deccaliyetidir. Deccaliyet bu işte. İslam alemini paramparça yapanlar bunlar. Gülen Hareketinin arkasında olan hareket bu. Darbeleri organize edenler Abdülaziz’den itibaren bütün darbeleri organize edenler İngiliz derin devletidir. Her yere yayılmışlar. Ben tevafuken fark ettim. İblis kılıklı böyle şeytan kılıklı aşağılık, alçak insanları seçip İngiliz derin devletine uşak yapıyorlar. Böyle mikrop gibi insanları, cemiyet mikroplarını. Ve milyonlarca adamı var bunların, yani uyuyan hücreleri de var. Ama Mehdiyet harika bir yapı olduğu için, Allah tarafından özel olarak desteklenen ve korunan bir yapı olduğu için baş edememeleri, yenilmelerinin nedeni de bu. Yoksa onlar darmadağın ederlerdi şu ana kadar. Böyle bir konu olmaz. Allah mucize meydana getiriyor. Onlar da müthiş korkuyorlar bu yüzden. Bak, Mehdiyet’e karşı yaptıkları atakta her seferinde mucize meydana geliyor. O yüzden ödleri kopuyor. Korkmalarının nedeni bu. Yoksa darmadağın ederlerdi. Bu kadar uzatmazlardı. Çoktan Kıbrıs’ı da vermişlerdi, Güneydoğu’yu da vermişlerdi. Çoktan bitmişti iş. Mehdiyet vesilesiyle yapamıyorlar.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sabri Balaman şöyle yazmış, “İngiltere’nin Çanakkale’de yarım kalmış hesaplaşmasının meydanı Suriye olmuş durumda. Burada bizlerin üzerine düşen Suriye üzerinden Ortadoğu’yu işgal eden emperyalist güçlerin asıl amacının İslam’ın sancağı olan Türkiye’yi içten ve dıştan kuşatmak olduğunu bilmek ve buna göre fiiliyata geçmektir. İngilizlerin bu kirli oyunlarına ve fitnesine karşı hükümetin derin çalışmalar yapması gerektiğini düşünüyorum.”

ADNAN OKTAR: Bir daha.

KARTAL GÖKTAN: Yeni Akit yazarı Sabri Balaman şöyle yazmış, “İngiltere’nin Çanakkale’de yarım kalmış hesaplaşmasının meydanı Suriye olmuş durumda. Burada bizlerin üzerine düşen Suriye üzerinden Ortadoğu’yu işgal eden emperyalist güçlerin asıl amacının İslam’ın sancağı olan Türkiye’yi içten ve dıştan kuşatmak olduğunu bilmek ve buna göre fiiliyata geçmektir. İngilizlerin bu kirli oyunlarına ve fitnesine karşı hükümetin derin çalışmalar yapması gerektiğini düşünüyorum.”

ADNAN OKTAR: Derin çalışma Mehdiyet’tir. Yani Mehdiyet’in dışında derin çalışma olmaz. Yani mucize meydana geldiği için baş edemiyor İngiliz derin devleti. Yoksa sebep olarak rahatça ezip geçecek güçte, rahatça her yeri tutmuş. Bak, kısa sürede Fethullah Gülen Hareketini avucunun içine almış, kısa sürede. Yani işte diğer tarikatları da kontrol altına almasından korkuyorlar benim gördüğüm, hükümetin şeyi o. Ama onları İngiliz derin devleti pek kaale almaz onları, yani kabul etmez Menzil cemaatini, köylü bir cemaat. Bak, ben de köylüyüm, çok severim köylüleri ama köylü bir cemaattir. Onların işine gelmez o. Süleymanlı kardeşlerimizi kullanmak isterler, onlar da parçalara ayrılmış, onlar da pek işlerine gelmez. Yani kullanabilecekleri gibi pek cemaat kalmadı. Yok yani, küçük küçük cemaatler, küçük cemaatler onların işine gelmez. Yani büyük toplulukları esas alırlar. Büyük partileri kontrol altına almak isterler, bak, büyük partileri. Yani bunların üstüne gitmek lazım. Her yere gider adam. Devletin kurumlarına hakim olmak isterler yani Gladyo kanalıyla. Gladyo çok eski yapılanma. Gladyo’yu o zamanlar kutsal göstermişlerdi. Hakikaten komünizme karşı olduğu için Gladyo, sağ tarafından sağ derken işte milliyetçi görüşteki insanlar tarafından sempatiyle karşılanıyordu Gladyo örgütü. İcraatları de görünüyordu, biliniyordu. Çünkü komünizme karşı gösteriliyordu Gladyo. Halbuki hayretler içerisinde kalıyordu. Mesela Gladyo’nun toplantısına katılanlar azılı sol komünist örgüt militanları burada, sağ örgüt katilleri de burada, beraberler karşılıklı çay içiyorlar. Yani adamların aklı duruyordu. İki tarafı da kontrol eder Gladyo. Yani çok fazla o zamanlar öyle yazı çıkıyordu. “Bir girdim gözlerime inanamadım” diyor. Mesela adam TİKKO’cu öbür tarafta katil, sağ düşünceyi savunduğunu iddia eden birçok cinayet işlemiş bir katil, beraberler, iç içeler yani.

Bu Gladyo’nun katilleri arasında üç bin iki yüz de kadın var ajan, üç bin iki yüz kadın. Toplam on üç bin elemanı vardır Gladyo’nun hep profesyonel katillerden oluşuyor ama üniversite mezunu eğitilmiş, adam öldürtüp alıştırıyorlar. Adam mesela eğitildikleri yere adam getiriyorlar mesela komünist veya herhangi bir kişi, yani gıcık oldukları birisini. IŞİD yapıyor ya çocuklara silah verip vurduruyor. Onları da adam öldürmeye alıştırıyorlar. Kadınların eline silah veriyorlar, adamı vuruyor öldürüyor. Bir tane daha getiriyor, onu da vurup öldürüyor. Alıştırıyorlar öyle. Sonra bunları eleman olarak kullanıyorlar, yani profesyonel katil olarak. Yani mesela kitle katliamı nasıl yapılır, adam nasıl öldürülür, bunları öğretiyorlar. Kadın elemanları da çok Gladyo’nun, yani casusluk asıl faaliyetleri tabii. Bunlar fikri yönde mesela farz edelim başbakanın sekteri oluyor onun yanına giriyor, onu yönlendiriyor orada. “Efendim, şöyle yapsak daha iyi olur” falan diyor kafasını karıştırıyor o da iyi niyetli zannediyor “hakikaten dediğin gibi yapalım” diyor. Sonra başka bir şey diyor mesela tam o “bugün çıkalım” derken “efendim, bugün çıkmayın hava yağmurlu” diyor. Mesela suikasta uygun ortam hazırlıyor. Fark edilmiyor. Kadın da çok kullanıyorlar çok dikkat etsinler. Kapalı da olabilir bunlar çarşaflı da olur, açık da olur. Her çeşit olur dekolte de giyer. Değil mi? Normal sade de bir kıyafet giyebilir. Gladyo’nun kullandığı hanımlar.

“Special operations” ismi. “executive.” On üç bin eleman böyle atletik, sportmen, güçlü kuvvetli insanlardan. Kadınlar da öyle. Dövüş sporlarını biliyorlar, katil. Mesela bir topluluk var komünist topluluğun başına geçiyor slogan atmaya başlıyor, çıkıyor mesela “kahrolsun Amerika” diyor ama halbuki Amerika’nın ajanı zaten. Amerikan Büyük Elçiliği’ne onları saldırtıyor. Elçilikteki adamları kendisi çekip vuruyor provokasyon olması için. Farz edelim orada adam katip var görevlileri var mesela çekip onları vuruyor. Hem örgütün güvenini kazanmış oluyor hem de yaptığı eylem yerini bulmuş oluyor kendi kafasına göre.

Türk ordusunu çok güçlendirelim. Füze, füze sistemleri çok önemli bir de halka bol bol yetecek şekilde mühimmat ve otomatik silah, uzun menzilli otomatik silah bol bol yetecek gibi. Füze sistemlerimizi Roketsan geliştiriyor ama yavaş yavaş gidiyor biraz hızlandırmaları lazım ve çok fazla roket stoku yapalım. Roketsan’ın çalışmalarından var mı hiç bizim film olarak?

BÜLENT SEZGİN: Yoktu, bakalım Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bir bak bakalım.

Gladyo çok daha eskiden de vardı fakat sürekli şekil değiştirdi. Yeni isimlerinden bir tanesidir bu. Mesela İngiltere’de 1940’ta yeniden bir organize edildi. 40’tan çok daha evvel olan bir yapılanma ama isimleri sürekli değişti. Nasıl Milli İstihbarat’ın ismi değişti ise oranın ismi de öyle sık sık değişti. Bombalama işte kundaklama, yangın çıkartma, suikast bu konuda eğitim alıyorlar. Mesela darbe gecesi cinayet işleyenler hep bu Gladyo’nun elemanları yoksa çocukları gördünüz. “Ağabey, ben Kıbrıs’a gitsem giderim Güneydoğu’ya gitsem giderim her yere giderim”. Değil mi? “Ben şehit evladıyım, darbe olsa kabul eder miyim ben olacak iş mi?” Değil mi? Çocuklar hep öyle konuşuyor. Ama cinayet işleyenler Gladyo’nun katilleri, klasik katiller. Fethullah Gülen cemaatinden de olur olmayabilir de herhangi bir yerden de seçmiş olabilirler. İlla onlara, onlar bağlı değil. Fethullah Gülen cemaati kullandıkları cemaatlerden bir tanesi. Yüzlerce yapı kullanıyorlar onlar için onun önemi yok. Koskoca Fransa’yı kullanıyor adam, Fransız Devleti’ni kullanıyor. Fas’ı, Tunus’u, Cezayir’i kullanıyor adam. Fethullah Gülen cemaati onlarda leblebi-çekirdek. Ama kendi adamlarına onlar aksi hareket yapmazlar, hiç yapmazlar. Ama kendileri karar verirlerse infaz ediyorlar. Mesela ajanları oluyor çok şey biliyor uğraşmak istemiyorlar. Tekli ajanlarda infaz ediyorlar. Ama bu kalabalık bir topluluk Fethullah Gülen’ i ben infaz edeceklerini zannetmiyorum çünkü onun bildiğini birçok kişi biliyor. Etrafında çok kişi bildiği için onun infazı bir şeyi değiştirmez bir de infaz etmeleri için bir neden yok onlar açısından halen operasyon devam ediyor çünkü. Onların bir kısmının haberi bile yoktur Fethullah Gülen cemaatinin. Onları kızağın üzerine oturtmuşlar götürüyorlar, haberleri bile yoktur. Onlar kendi başarısı gibi görüyorlardır. İşte “bilmem nereye gittik, Gana’ ya gittik elçilik açtık.” Kardeşim sen Gana’ya gitmeden önce oraya telefon gidiyor zaten. Gana’da seni paramparça ederler normalde orada. Senin güvenliğini orada sağlayan bir güç var, onu düşünmen lazım.

Gladyo 12 Eylül döneminde çok faaliyet yaptı Türkiye’de. Gladyo örgütler mesela bu solcu gençleri kitle halinde öldürüyorlardı. Sokaklar hep faili meçhuldü. Hep yüzde 90 faili meçhul yüzde 95. Ülkücü gençleri, sokakta çok kahpece ve çok sinsice öldürüyorlardı. Hiçbir şekilde bulunamıyordu. Binlerce ülkücü genç şehit edildi Gladyo tarafından. “Kim vurdu?” diyor, “solcular vurdu” diyor adam. “Kim vurdu?” “Sağcılar vurdu” diyor. Halbuki ne solcu vuruyor ne sağcı vuruyor Gladyo’nun asıl işi. Gladyo’nun istasyonları oluyor mesela bir villa oluyor veyahut bir Amerikalı şahsın oteli oluyor veyahut bir başkasının gazinosu oluyor, barı oluyor bunlar daha çok o tip yerlerde mesela pavyon oluyor, gazino oluyor oraya içki içmeye, eğlenmeye gitmiş gibi görünüyor. Oranın sahibi zaten o işin içinde olmuş oluyor. Orada garson olarak çalışanlar da Gladyo’nun elemanı oluyor. O tarzda bir haber akışı oluyor. Yahut kumarhane görünümünde oluyor. Hem orada para kazanıyorlar hem gayrimeşru işler yapıyorlar. Mafya geniş çaplı Gladyo’ya hizmet etmiştir, mafyayı çok kullanıyorlar. Büyük mafya yapılanmaları mesela İtalyan mafya yapılanmasını Gladyo hemen hemen tamamını kontrol altına almıştı hepsini kullanıyordu. Al Capone’ler, şunlar bunlar hepsi Gladyo’nun emrindeydi. Adamlara hiçbir şey olmamasının nedeni Gladyo’nun koruması altında olmaları. Komünistleri onlar öldürtüyorlardı, komünistlere de karşı tarafı öldürtüyorlardı. Karmakarışık bir yapı vardı. İtalya’ da siyasileri vurduruyorlardı. Hepsi İngiliz derin devletinin faaliyetidir. Tek merkezden idare edilir. Ama yeni yeni şimdi çok süratli sağ aydınlar arasında uyanma başladı. Süleyman Soylu da dün işareti verdi, “farkındayız” dedi. Yani kimin yaptığı, “üst aklın kim olduğunu biliyoruz” dedi.

Sultan Abdülaziz’in cenazesini yıkayan Sultan Ahmet Cami Vaizi Ömer Sait Efendi, sol göğüs altında yai kalbe yakın yerde genişçe bir bıçak yarası görmüş, ayrıca bıçaklamışlar. Görüyor musun, kahpeliği? Utanmadan hayasızca buna “intihar” diyorlar. Hem göğsünün altını bıçaklayacak, hem kollarını kesecek hem kendi dişini kıracak, sakallarını yolacak, muazzam kavga olacak yer yerinden oynayacak gömleğindeki kanı görüyorsunuz. Utanmadan bunların yüzünde böyle eşek oynamış her tarafta da böyle anlatıyorlar halen anlatıyorlar. “İntihar etti” diyor. Adamlardaki hayasızlığa bak nerenin intiharı, alenen cinayet.

Her yerde hanlar hanı Abdülaziz Han, bunu söyleyelim. Çok güzel resimlerle bunu ifade edelim. Havaalanlarına, köprülere Abdülaziz Han Köprüsü, Abdülaziz Han Havaalanı, böyle diyelim. Bak, hiç adı sanı duyuldu mu benim canımın? Hiç duymazsınız. Ama bak Abdülhamit, İngiltere’den körüklendiği için Atatürk’ten daha fazla gündemde. Atatürk’e bu kadar özen göstermiyorlar. Abdülhamit aşağı, Abdülhamit yukarı. Bütün vatanı vermiş. Kıbrıs’ı vermiş, Ardahan’ı vermiş, Kars’ı vermiş. Vermiş oğlu vermiş. Genelevler kurmuş. Kardeşim yüze yakın Darwinist kitap bastırtıyor Osmanlı’da. Allah’tan kork. Kuran dağıttır, iman hakikatleri dağıttır. Zoruna ne oldu be adam? Bak adamdaki enerjiye bak. Ta Libya’ya gemi ile gönderiyor. Filistin’e yine aynı şekilde gemilerle, trenle gönderiyor. Yüz binlerce kitap. Allah’ı, dini, imanı inkar eden kitaplar bunlar. Bütün paşalar, bakanlar hep Darwinist, materyalist. Bütün İslam ülkeleri tamamı komünist olmuştu. Böyle bir olay olur mu kardeşim. Libya’dan tut, Libya sosyalist cumhuriyetiydi. Fars, Tunus, Cezayir, Mısır hepsi komünist olmuştu. Filistin komünistlerin yetiştirildiği yerdi. Dünya komünistleri oraya geliyordu. Okuldu, komünist okuluydu. İsrail bölgeye geldi kıskandılar Allahualem hepsi dindar olmaya başladılar. Onların dindarlığını görünce onlar da dindar olmaya başladılar. Mısır’ı verdi, Bulgaristan’ı verdi. Karadağ, Bosna Hersek, Kıbrıs, Girit Roma hepsini verdi.

Hüseyin Avni Paşa cesedin başında doktor geliyor ‘hiçbir yerini açma’ diyor, ‘açmayacaksın’ diyor. Sağlama almak istiyor “Bu Mehmet Ağa’nın, Ahmet Ağa’nın cesetti değil’ diyor. Bu ‘Cihan sultanının cesedi. Onun için sadece koluna bakabilirsin” diyor. Görüyor musun oyunu? Orada bile böyle şeyleri kullanıyor. Samimiyetsizliğe bak. Kan revan içinde kalmış. Aslanım benim. Bunu da bazıları yiyor. Gömleğini gösteriyorum, olayı anlatıyorum yok ya intihar etti diyor. Daha hala intihar ettiği kanaatinde.

Kardeşim İsrail ile tabii ki benim dostlarım var kardeşlerim var görüşürüm. Hükümet de görüşüyor İsrail ile. Başbakan görüşüyor, Cumhurbaşkanı görüşüyor sohbet ediyorlar. Karşılıklı selamlar sevgiler. Karşılıklı işbirliği ticari anlaşmalar. İş adamlarını oraya gönderiyorlar, iş adamları oradan buraya geliyorlar. Karşılıklı her türlü iş birliği oluyor. Eğitimde, ticarette her konuda. Bu bir devlet politikası buna vesile olan biziz. Sen de diyorsun İsrail ile bağlantın var. İsrail ile hükümetin arasının düzelmesine vesile olan bizleriz.

FETÖ’cüler zaten ben adamı takdir etsem peşinden giderdim. Ne alakası var yani adam Mehdiyet’e karşı bir kere benim temel inançlarıma karşı. İsa Mesih’in inişine karşı. Birde bunları Mehdiyet taraftarı da gösteriyorlar işte ‘Mehdilik.’ Mehdilik diye inandıkları yok adamların öyle bir şey yok. Bunlar uluslararası bir ticari, sosyal yapılanma. Mehdiyet’le alakası, onu da yanlış teşhis ediyorlar. Mehdiyet’e şiddetle karşı Fethullah Gülen Hareketi. Şiddetle karşı çünkü İngiltere karşı. İngiltere’nin karşı olduğu Ed Hüseyin’lerin karşı olduğu bir şeyi onlar nasıl savunsun? İsa Mesih’in inişine şiddetle karşılar. Çünkü İngiltere de karşı buna. İttihat-ı İslam şiddetle karşı İngiltere onlar da karşı. Dolayısıyla benim temel inançlarım ile adamlar taban tabana zıt. Taban tabana demeyim de Allah affetsin her açıdan zıt. Nasıl destekleyeyim? Bir de Allah vermesin homoseksüellere adamlar destek veriyor. Yani nereden baksan olay bir acayip ve yanlış. Çökmüş durumda. Darwinizm’i gazetelerde yayınlıyorlardı ben otuz kere uyardım. Utanarak, sıkılarak zor bela durdurdular bir parça. Yani Güneydoğu konusunda sürekli o adam Şahin Alpay yazılar yazıyordu. İşte federasyon olsun şu olsun bu olsun. Ben şiddetle karşı koyuyordum. Benim kabul etmediğim konuları adamlar savunuyor. Ben nasıl Fethullah Gülen’i destekleyim yani? Adama küfretmem ayrı mesele, tabii ki kazanmaya çalışırım. Yani ben komünistlere de gayet güzel davranıyorum. Sevgi dolu davranıyorum. Ateistlere de sevgi doluyum, ben ateist olduğum için mi? Komünist olduğum için mi? Niçin? Onları kazanmak için. Şefkatle davranıyorum. Fethullah Gülen örgütüne de şefkatle davranıyorum. Ama katillerine değil. Onlar alçak. Vatanı satan hainlerine değil. Ama bilmeyen etmeyen İngiliz derin devletinin oyununa gelmiş adamların tabii ki kurtarmak isterim.

Evet Fikret dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Dünya basınında en son yayınlanan makaleleriniz şu şekilde Adnan Bey. Suudi Arabistan’ın ilk İngilizce gazetesi olan ve Suudi Arabistan’ın yanı sıra Ortadoğu genelinde de dağıtımı yapılan Arap News Gazetesi ve internet sitesinde Bayram Suriye ve çocuklar başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda “Bayram günü boyunca ilan edilen ateşkes kısa süreli rahatlık getirse de Suriye’nin asıl ihtiyacı olan şeyin uzun zaman önce unutulmuş sevgi ve bütünlük ortamına geri dönülmesi olduğunu” anlatıyorsunuz. Bu savaş ortamının Ortadoğu için reva görenlerin planlarının sonsuza dek sürmeyeceğini, ilahi adaletin mutlaka yerini bulacağını ve hak olanın batıl üzerine galip geleceğini anlatıyorsunuz.

1845’ten beri yayınlanan Malezya’nın en köklü  İngilizce gazetelerinin başında gelen New Straits Times gazetesinde ve internet sitesinde “Suriye’de hala umut var” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda ülkemizde yaşayan Suriyelilere verilecek vatandaşlık haklarının karşılaştıkları zorlukları aşmalarını kolaylaştıracağını detayları ile anlatıyorsunuz. New Straits Times gazetesinde ve internet sitesinde ayrıca “Medine vesikasından günümüze dersler” başlıklı makaleniz de yayınlandı. Yazınızda “Hazreti Muhammet (sav)’in hazırladığı Medine vesikası ile farklı inanç ve kültürlere sahip topluluklar arasında süregelen yüz yıllık kavgaların sona erdiğini bugünün Müslümanlarına mükemmel bir örnek teşkil ettiğini anlatıyorsunuz. Son olarak Katar’ın ilk günlük gazetesi olan Gulf Times’ta da “Katar-Türkiye dostluğu güçlenerek büyüyor”  başlıklı makaleniz yayılandı, maşaAllah.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Kardeşlerimiz Almanya’nın Köln şehrinde yoğun ilgi vardı fosil sergisine.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah ne güzel.

Abdülaziz canım benim bak mübarek, hayatında damla alkol almış insan değil damla. Abdülhamit içiyor, öbürleri de içiyor, beşinci Murat falan hep çekiyor kafayı. Ama müthiş dindar. Beş vakit namazında asla namazlarını kaçırmıyor. Fuhşa şiddetle karşı. Öyle kerhane, meyhane bilmem ne asla kabul etmiyor. Darwinizm’e bak, şuura bak ya o devirde o devirin imkanlarını düşün şiddetle karşı Darwinizm’e. Tehlikeyi anlamış veli ruhlu peygamber ahlakı var. Abdülhamit ne yapalım e tamam olabilir herkes günahkar olur. Hataları var ama hanlar hanı denecek bir durumu yok. Altın karşılığında Kıbrıs’ın tamamını vermedi diyor yarısını verdi diyor. O zaman Türkiye’nin yarısını verdiğini düşün Allah vermesin Güneydoğu’yu verdiğini düşün ben böyle bir şeyde mesela cinnet geçirim biri yapsa bunu. Cinnet geçiririm yani. Yüz yıl nasıl olsa kiraladı diyor altını dolduruyorlar. Sandıklarla böyle altın. Altın maltın veren de yok aslında ona geri alıyorlar altını. Verdikleri altını da geri aldılar. Cayır cayır yine İngilizlere verildi o altın. Yemiş de değil o parayı. Tabii, geri verdiler paraları. Öyle para kullanılır mı? Vatan kiraya? Sattın gitti. O parayı aldın, sattın işte. Bitti. Hadi yüz yıl geçti, versinler. Kira sözleşmesi bitti. Tapusu da üstümüze. "Vermiyoruz." diyor adam. Verdin de onun için vermiyor. Kira adı altında yüz yıllık anlaşma. O uluslararası bir şey o, "yüz yıllık" Çin’de yapmıştı, biliyorsunuz. O olayı hatırlıyorsunuz. 

OKTAR BABUNA: Daha önce belirttiğiniz gibi Türkiye'yi işgalci görüyorlar Kıbrıs'ta. 

ADNAN OKTAR: Birleşmiş Milletler’de, dış toplantılarda şuan Türkiye alenen işgalci. Kendi vatanımızı işgal etmiş konumundayız. Bakın, dikkat edin. Tapusu Kıbrıs’ın, resmi tapusu şuan elimizde. Var ya, ev tapuları oluyor; Kıbrıs'ın resmi tapusu şuan üstümüze. Ama İngilizlere kiraya verildiği için yani satıldığı için adamlar "Konu bitti." diyor. Bize ait bir yer, işgalci konumundayız. Satılmış çünkü. Mesela Çin, Hong Kong'u veriyor kiraya yüz yıllığına. Uluslararası anlaşmalar böyle kirada. Geri aldı. Hadi gidip alın, geçti süresi çok oldu. Adamlar muhatap dahi olmuyor. Akıllarına bile gelmiyor kimsenin. Geri al hadi. Bak, anlaşmadaki maddeye bak; "Ekselansları Sultan -yani Abdülhamit- bu anlaşma ile Kıbrıs'ın İngilizler tarafından işgal edilmesi ve yönetilmesine izin verir." diyor. Şimdi ben bunlara ne diyeyim kardeşim? Şu korkunçluğu bak. Şu dehşete bak. Şu ifadeye bak. "Ekselansları Sultan Abdülhamit" diyor, "bu anlaşma ile Kıbrıs'ın İngilizler tarafından işgal edilmesi ve yönetilmesine izin verir." diyor. Adamlar takır takır altın torbalarını getiriyorlar, altın sandıklarını. "Bitti. Haydi sizin işiniz size, bizim işimiz bize." diyor. 

BÜLENT SEZGİN: İngiliz Said’in fotoğrafı vardı. 

ADNAN OKTAR: Tamamen İngiliz. İngiliz Kemal, İngiliz Necmi, İngiliz Necdet yani bir eziklik İngilizlere karşı. Halen var böyle tipler, Pakistan’da, Hindistan her yerde var. "Ekselansları Sultan Abdülhamit" diyor, "bu anlaşma ile Kıbrıs'ın İngilizler tarafından işgal edilmesi ve yönetilmesine izin verir." Şu maddeye bak. Göster şu el yazısıyla yazılış şeyi. 15 Temmuz.

BÜLENT SEZGİN: 15 Temmuz 1878 tarihli.

ADNAN OKTAR: Bir felaketin günü o 15 Temmuz, bak 15 Temmuz’da da darbe yaptılar.

Kardeşim bakın, “Deccal adada zuhur edecek” diyor Resullulah (sav), “Bir adada zincirlenmiş haldedir. Bir kızdırma üzerine, öfkelendirme üzerine zahir olur” diyor “azar” diyor. “Kuzeyde bir adadadır” diyor. Hepsi detaylarıyla var aynısı. Şu ana kadar el altından gidiyordu bu işler, ben yakaladım, ben de bilmiyordum. Ben tevafuklarla yakaladım. Bana “İngiltere Türkiye’ye çok dost, mübarek bir ülke” falan dediler. Ben de sevindim, bir anda bir İngiliz muhabbeti oluştu bende dedim. Helal olsun adama. Dediler işte “Hep bize yardımcı olmuş tarih boyunca.” Dedim bir inceleyeyim bakayım. “Bu adamlar hep başımıza tarih boyunca bela olmuş” dediler çocuklar getirdiler. Yüz-yüz elli vaka var hep başımıza bela olmuşlar. Allah Allah dedik, bir iz sürdüm. Deccalle karşılaştık. Akıl almaz bir yapılanma, her yere hakim olmuşlar. Pakistan’ın şu an yönetiminde girift bir yapılanma içinde İngiliz derin devleti. Hindistan’da girift bir yapılanma. Mısır’da, avuçlarının içi gibi Mısır şuan. Fas, Tunus, Cezayir, Libya hepsi kontrollerinde. Ey ümmeti Muhammed, bak deccal zahir oldu. Müslümanlar birleşsin. Deccali ilimle irfanla tepeleyelim. Bağnazlıkla mağlup oluruz. Yani kadınları ezerek, müziği yasaklayarak, resmi, heykeli yasaklayarak mağlup oluruz. Deccal galip olur böyle bir durumda. Aydın bir kafayla, demokratik bir kafayla, ilimle, irfanla, sevgiyle, sanatla, estetikle, güzellikle, merhametle, barış ruhuyla, teröre, anarşiye ve şiddete tamamen karşı olarak birbirimizi severek deccali yerle bir edeceğiz inşaAllah.

Bak “Deccal dizlerine kadar denize dalar” yani bulutları eline alır. Denizaltılar, uçaklar buna dikkat çekiyor hadis. “Güneşten önce batıya ulaşır” zaten uçak hızı o şekilde oluyor. Uçak ile yolculuk yapanlar görüyordur. Bak “Alnında bir boynuz vardır” diyor. İngiliz derin devletinin alametini göstermiştim size. “Bedeninin üzerinde bütün silahların kılıç, mızrak, derak resimleri çizilmiştir. ‘Derak nedir?’ diye sordum. ‘Kalkan’ buyurdu.” İngiliz derin devletinin arması tarif ediliyor. En ince detayına kadar İngiliz derin devletinin armasını Resulullah (sav) 1400 sene öncesinden bildirmiş. Fitneler ve Kıyamet Alametleri kitabı sayfa 162’de. Bu unicornlar var ya alnında boynuz olan deniz gergedanları, İngiliz derin devletinin amblemi bu. Yani ortada tutuyorlar bunu amblemde. Amerikan donanmasında var.

Münafık kitabından bir bölüm oku. Şahane bir kitap oldu, bu çok müthiş bir analiz. Bize diyorlar ki bu kitapları nasıl yazıyorsunuz? Bütün konuşmalarımın tercümesi, deşifresi.  Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Tarihteki Tüm Önemli Şahısların Yanına,  Derin Şeytani Yapılanmalara İstihbarat Sağlayan Münafık Ajanlar Yerleştirilmiştir. Tarihi kaynaklarda, 'istihbarat örgütlerinin münafıkları kullanarak yaptıkları casusluk faaliyetlerine' dair çok çeşitli örnekler yer alır. Zira eğer bir yerde hak olan bir dava, başarılı bir hak din mücadelesi varsa, bunun karşısında şeytani bir yapılanmanın olmaması da mümkün değildir. Bu, Kuran'da bizlere bildirilen bir Adetullahtır. Dolayısıyla, hakka karşı batıl düşüncelerini hakim kılmak isteyen odaklar olacak; ve elbette ki bu topluluklar, galip gelebilmek için ellerinden gelen her türlü sinsi ve kalleşçe oyunu oynayacaklardır. Çünkü hak, küfrü fikren ezer ve mağlup eder. Dolayısıyla küfür de refleks olarak kendini savunmaya ve buna engel olmaya çalışır. Bunun için de hak yolda yürüyen iman edenlerin arasına mutlaka 'muhbirlik yapacak istihbaratçılar' yerleştirmek ister. Allah Müslümanlar arasında kalarak, küfre istihbarat sağlayan münafık karakterli insanların küfürle olan kirli ittifakına bir ayette "... İçinizde onlara 'haber taşıyanlar' vardır..." (Tevbe Suresi, 47) sözleriyle dikkat çekmiştir. Bu ayet, tarihin başlangıcından bu yana, gelmiş geçmiş ve gelecekte de yaşayacak olan tüm Müslüman toplulukları için geçerlidir.

BÜLENT SEZGİN: Örneğin Osmanlı İmparatorluğu zamanında, sinsi ve ikiyüzlü münafıklar küçücük bir bilgi dahi edinebilmek için, Sultan Abdülhamit'in yanından hiç ayrılmadan beklemişlerdi. Ve bu yolla çok fazla istihbarata ulaşmayı da başarmışlardı. Kimi saray doktoru, kimi danışman kimi de Sultan Abdülhamit'in sözde en yakın dostları olarak Saray'da kendilerine kilit noktalarda birer yer edinmişlerdi. Bu kişiler gece yarılarına kadar Padişah'ın yanından ayrılmıyorlardı. O da, belki de bu insanların güvenilir, sadık ve kendisine bağlı kimseler olduğunu zannediyordu. Oysa ki onun yanında kalmaktaki tek amaçları istihbarat elde etmekti. Ve edindikleri tüm bilgiyi, Osmanlı Devleti'ni parçalamayı hedefleyen o dönemin İngiliz Derin Devleti'ne aktardılar. Ardından da bilindiği gibi Sultan Abdülhamit'i maddi manevi gözden düşürdüler ve görevinden aldırarak, etkisiz hale getirdiler.

KARTAL GÖKTAN: Münafıkların bu tür girişimleri Osmanlı İmparatorluğu döneminde başa geçen her Padişah ile birlikte devam etti. Münafıklar Fatih Sultan Mehmet'in yanına da, Sultan Süleyman'ın yanına da ve tüm şehzadelerin ve Saray erkanının yanına da, hep bu sinsi yöntemlerle yanaştılar.

ADNAN OKTAR: Evet güzel.

Aydınlar olayı anladı ya artık arkası gelir. Süleyman Soylu da açıklama yaptı. Ama güçlü ve bütün İslam alemine sesini sarsıcı şekilde duyuracak bir anlatım gerekli. Tayyip Hocam Birleşmiş Milletler’de bunu bir açıklasa yer gök yıkılır. ‘İngiliz derin devleti Deccaliyettir Ey ümmeti Muhammed’ dese ‘Osmanlı’yı yıkan, bu felaketleri başımıza getiren, paralel yapı denilen bu melanet şebekesini başımıza bela eden İngiliz derin devletidir’ dese konu biter. Şimdi uyanmışlar hepsini biliyorlar. Mesela Kanada, Kanada’yı ayarladılar Kanada tamamen İngilizlerin kolonisi. Doğrudan İngiltere’ye bağlı Kanada zaten.

“Cennet mekanı Abdülhamit Han Hazretleri Yahudilere Filistin’i verseydi böyle eleştirmezdin.” Tek beğendiğim yönü Abdülhamit’in Filistin’de 36 büyük yerleşim alanını Musevilere vermesidir. Allah razı olsun. Bir tek orada bir iyilik yapmıştır. Bir de Filistin’de toprakların satışı için Osmanlı meclisinde karar çıkarttırmıştır. Ondan sonra satış serbest hale gelmiştir. Musevilere toprak satışı. Bir de bunu sağlamıştır. Abdülhamit’in sadece kızdığı neden Irak’ta da toprak istemiyorsunuz? Daha geniş alana yayılın demiştir, konu bu.

Abdülaziz mesela bu Darüşşafaka Lisesi’ni Abdülaziz kurdurmuştur. Batı’ya kapalı okullar yapmaya çalışıyordu. Yani İngiliz etkisinden, İngiliz derin devletinin kültüründen etkilenmeyecek mesela Darüşşafaka o tarz bir okuldu. Kapalı yeri yani. Ama baş edemedi tabii mübarek tek başına ne yapsın.

Sağda olan arkadaşlar Abdülhamit konusunda gurur yapmasınlar. Bize İngiliz derin devleti oyun oynamış. Ben de bilmiyordum İngiliz derin devletini, sonradan öğrendim. Birçok konuya dikkat ettikten sonradan ortaya çıkarıyorum. Bu bir suç değil. Direnmenin bir alemi yok gurur yapacak bir şey yok. Hanlar Hanı Abdülaziz Han’dır. Abdülhamit değildir. Abdülhamit Osmanlı’yı dağıtmış. Kıbrıs’ı satmış, vermiş. Karsı, Ardahan’ı. Adam söylüyor para karşılığı, paraya sıkışmıştı diyor. Genelevler açmış. Vergi alıyor genelevlerden ama diyor orada yapın diyor, dışarıda yapmayın. Meyhaneler açıyor, orada olsun diyor dışarıda içmeyin. Ve en vahimi bak yüze yakın Darwinizm ile ilgili kitap bastırtıyor çeşit çeşit, Avrupa’dan da getirtiyor. Yüzbinlerce kitabı bütün Osmanlı’ya dağıtıp, Osmanlı’nın dinini imanını karmakarışık hale getiriyor. Ta Mısır’da bak Mısır hep komünistlerin eline geçmişti o dönemde. Mısır sosyalizmi, Irak sosyalizmi, komünizmi yani komünist olmuştu.

Bir de bu paralel yapının adamlarını tutukluyorlar tamam doğru ama karısını da tutukluyorsun, çocukları falan var bunlara hiç olmazsa yiyecek verilsin yani adamlar soğukta kalacak bunlar. Çünkü karı-koca bunlar zaten çoğu, ikisi birden suç işlemiş oluyorlar. İngiliz derin devletinin bir şekilde oyununa gelmişler. Ama çocukların ne suçu var yani? Çocuklar mağdur olacak. Hükümet bunlara bir kolaylık sağlasın, bu çocuklara ya bir maaş verilsin yahut yiyecek yardımı yapılsın ya kira yardımı yapılsın veyahut devlet bunları bir yere alsın yurt gibi falan bir yer orada baksın yani mağdur olan, masum olduğu halde mağdur olan kimse olmasın buna bir çözüm bulalım.

Birde önüne gelen tutuklanıyor mantığı var bu çok korkunç. Bir kere kardeşim demokrasinin Türkiye’de uygulanmasının en güzel örneklerinden biri benim. Bak cayır cayır kaşıkla kalkıp oynuyorum, müzik dinliyorum, hanımlar istediği gibi giyiniyor, eğleniyor, istediğim konuyu konuşuyorum ve hiçbir şey de olmuyor yani Türkiye’de her halükarda demokrasi işliyor.  

Şimdi Abdülhamit’i hepsi anlayacak yakın zamanda, bunun kurtuluşu yok bunların hepsi resmi belge. Açıkçası şok oldular ani şok oldular yani panik yaşıyorlar çünkü bunlar bütün sistemleri Abdülhamit üstüne kurmuşlardı. Haşa Peygamber (sav)’den daha çok bir kısmı Abdülhamit’i anıyor. Dikkat edin Atatürk’ten daha çok gündemdedir Abdülhamit, bu İngilizlerin etkisiyle oldu yani İngiliz propagandasıyla bu elde edildi. Şuurlu bir bilgilenmeye dayalı değil, bilmiyorlar Abdülhamit’i. Sadece işte Musevileri kovdu toprak vermedi falan, kardeşim toprağın esasını o vermiş. 36 büyük yerleşim yeri kuruyor, kendi topraklarından da veriyor ayrıca kanun çıkartıyor Filistin’de toprak satışı için ve on binlerce Musevi’nin İsrail’e gitmesini sağlıyor belgelerle sabit, hepsi Osmanlı arşivinde var. Bu yaptığı güzel, hayırlı bir şey yapmış. Şimdi İsrail’le ilgili durup durup işte İsrail ajanı majanı, kardeşim ajanlık majanlık falan bırakın böyle çocukça hareketleri. Ben İsraillileri seviyorum, Musevileri seviyorum, Ermenileri seviyorum, Rumları seviyorum, Ortodoksları, Ermenilerin hepsini çok severim ben ve acıyorum şefkat de duyuyorum koruyup kollarım ama bu gizli yapılan bir şey değil benim faaliyetlerim. Mesela Ermenilerle ben açık açık görüşüyorum, Musevileri açık televizyona çıkarıyorum getiriyorum burada herkes görüyor. Milletvekillerini getiriyorum, Masonları getiriyorum tekris töreni ayakta oluyor adamlar yanıma geliyorlar madalyayı ayakta sunuyorlar. Masonluk diplomasını bütün milyonlarca kişinin gözünün önünde alıyorum, gizli saklı hiçbir şey yok bütün konuşmaları açıklıyorum.

EBRU ALTAN: Canlı yayında oluyor konuştuğunuz her şey.

ADNAN OKTAR: Tabi ben mesela buradan gittikten sonra bir daha görüşmem yani görüşüyorum ama havadan sudan, iltifat ediyoruz gönül alıyoruz falan. Her şey açık bende, bir kere İsrailliler Türkiye’ye düşman değil dost. Bir kere askeri anlaşmalarımız var silah alıyoruz İsrail’den, silahlarımızın bakımını yapıyorlar. Ticari anlaşmalarımız var devlet yapıyor bunu, bu dostluk değil mi? Tayyip Hocam İsraillilerle görüşüyor dost oluyor muhabbet ediyor, hükümet, bakanlar kurulu ve bunların hepsi hükümetin bilgisi dahilinde oluyor. Ben mesela yabancı biri geldiğinde İsrail’den, hükümet üyeleriyle görüşmek istediğinde ben bunu açık açık söylüyorum. Hükümete de haber veriyorum herkese haber veriyorum. Şimdi tek tek isimlerini de gerekirse sayarım. Hükümet üyeleriyle görüşmelerine vesile oluyoruz, gizli saklı olan bir şey yok burada, her şey aleni ve açık ve sonucunda İsrail’le Türkiye’nin dost olmasını sağladık. Ve 15 Temmuz darbesinde İsrail Türkiye’yi destekledi. 15 Temmuz darbesinde Rusya’yla Türkiye’nin arasını daha öncesinden bulduk, dostluğu sağladık, özür dilemesini sağladık hükümetin, özür mektubu vermesini sağladık; şiddetle karşıydılar. İsrail’le de dost olmamızın çok büyük faydalarını görüyoruz.

BÜLENT SEZGİN: İran da aynı şekilde.

ADNAN OKTAR: İran’la da öyle, İran’la da aramızı yaptık. Saklımız gizlimiz falan yok. Bu kadar açık bir insan yoktur Türkiye’de. Her şey ne varsa hepsini söylüyorum, ne var ne yoksa.

İsrail’in ilk Cumhurbaşkanı David Ben Gurion, İlk Genelkurmay Başkanı Yaakov Dori Abdülhamit’in ahbabıydı bunlar, burada okudular İstanbul’da okudular yani tahsillerini burada tamamladılar. İstanbul Üniversitesi’nde eğitim görmüş adamlar.

İsrail’in Başkenti Tel Aviv ve 4. Büyük şehri olan Rişon LeTsiyon Abdülhamit’in öncülüğünde kurulmuştur bu iki şehir. Abdülhamit’in yardım ve desteğiyle ve öncülüğüyle kurulmuştur bu iki şehir. Ve geniş toprak parçalarını veren o bölgede yerleşim alanını sağlayan Abdülhamit’tir. İsrailliler göklere çıkarıyor Abdülhamit’i, hay Allah razı olsun ondan diyorlar. Adamlar diyor ki ya İsrail’in en büyük karşıtıydı. Benim gördüğüm en hayırlı işi o yaptığı, İsrail’de yaptığı bu hayırlar Allah razı olsun yani toprak verdiği için onlara.  

Filistin’de Abdülhamit döneminde satın alınarak kurulan ilk Musevi yerleşim yerleri Abdülhamit kanun çıkartmasıyla satın alındı Musevilerce ve Abdülhamit tarafından bu topraklar Musevilere verildi. Göster.

KARTAL GÖKTAN: Yahudilerin ilk yerleşim yerleri üçgen olan yerler. Yuvarlak olanlar da tarım yapılan araziler.

ADNAN OKTAR: Hep Abdülhamit dönemi, bakın hep Abdülhamit döneminde verilen topraklar Musevilere, yerleşim alanları, bu da haritası.

İngiliz derin devletinin milyonlarca ajanı ve taraftarı vardır. Öğrencilerin içerisinde vardır, gençlerin içerisinde var, yazarların içerisinde var, siyasetçiler politikacıların içerisinde var yani zannettikleri gibi değil o. İngiliz hayranı akıl almaz bir kitle var.

Deccal kolları uzundur diyor Peygamberimiz (sav), dünyanın her tarafına yayılır diyor. Bir kolunu uzatır bir yere gider dünyanın yani dünyanın bir ucuna bir kolunu uzatır diyor, dünyanın bir ucuna bir kolunu uzatır diyor. İşte bu istihbarat ağı kastediliyor.  Yani dünyanın bir ucuna bir uzanışta koluyla uzanır diyor ve adada oturur diyor Deccal. Kuzeyde diyor. İnanamıyorlar bak Deccal geldi, Deccal İngiltere’de,  Londra’da. İngiliz derin devletinin başında bir adam. Bedüzzaman diyor ki, İspritizma ve manyetizmanın nevinden müthiş harikalara mazhar olan Deccalsa bu diyor suri hükümetinin bi nevi ruhubiyet tasavvur ederek diyor ilahlığını ilan eder diyor, zavallı bir insan diyor ilahlık iddia etmesi ne derece bir maskaralıktır herkes bilir diyor. Ve tabilere riayeti diyor tabilere riayeti kendilerini diyor onlar küçük birer firavun hükmünde görerek onlar da ilahlıklarını iddia ederler diyor. Hepsi Allah olduğunu iddia ediyor. Kendilerine lord diyorlar yani Allah haşa. Birbirlerine lord diye hitap ediyorlar İngiliz derin devleti mensupları. Lordum diyor evet Allah’ım anlamında haşa.

Canım benim etrafında bir tane gerçek dostu yokmuş Abdülaziz’in, çok sağlıklıymış kahve dahi içmezmiş çok az kahve içermiş çok nadir hiç hastalanmamış 15 sene, bayağı sıhhatli vücuda sahip. Bu İngiliz derin devletinin alçakları yanaşmak istiyorlar hiçbirine yanaşmamış anlamış adiliklerini. Adamlar önce bir ses çıkartmadılar sonra feci şekilde şehit ettiler. Bir türlü anlamıyorlar, Abdülhamit’le ilgili daha detaylar var anlatılacak gibi değil.

Abdülaziz’e yapılan darbeye medreseden yobazları da katıyorlar yani bu çok hayret edilecek şey onları da kafalamışlar İngiliz derin devleti hatta Softalar Darbesi deniliyor o yüzden, yobaz takımı devreye giriyor onlarla beraber yapıyorlar. Bakın dikkat edin o zamanın işte paralel yapılması da o zamanın softalar. Medresedeki softaları topluyorlar çok kalabalık bir sayı onların içinde yapılanıyor İngiliz derin devleti, onlarla birlikte yapıyorlar darbeyi.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü