Harun Yahya

Sohbetler (24 Eylül 2016; 17:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ne anlatıyordunuz?

OKTAR BABUNA: Allah’ın sonsuz gücünden, iman hakikatlerinin kesin bilgiyle iman etmek için gerekliliğinden Hocam, inşaAllah. Proteinlerden örnek vermiştik.

ADNAN OKTAR: Tabii insan kafası belli bir kapasiteye göre Allah tarafından yaratılmış. Eğer beynimizin imkanı bütün mucizeler olmasa da, farz edelim yüz mucizeyi aynı anda düşünecek şekilde olsa manen sarhoş oluruz adeta. Ama ‘insan nisyan ile malul’ deniyor. Cenab-ı Allah’ın bize verdiği bir özellik çok çabuk unutur insan, unutkandır insan. Unutmasak, Allah’ın sanatları çok sarsıcı ve çok neşeli. Yolda geliyorum mesela yol boyunca kediler hep böyle sıcak asfaltlara falan serilmiş yatıyorlar, acayip huzurlular. O seçtikleri yerler aslında en isabetli yerler oluyor. Yani en iyi güneş alan, en kuru, onları en rahatsız etmeyecek yerler. Dedim ki orada yeşillikler var otların içine yatsa niye yatmıyorlar dedim. Mesela hakikaten yatmıyor otun içine, onlarda nem oluyor böcek oluyor falan, yani kuru yerleri daha çok tercih ediyorlar bayağı akıllılar. Onların tercih ettikleri yerler insan için de aslında en iyi yerler olur. İnsanların yaşaması için de en iyi yerler. Onlar riskli yerleri hemen tespit ediyorlar. Mesela riskli bir yiyeceği yemiyor, kötü bir yiyecek olduğunda yemiyor. Mesela sıcak olduğunda asla yanaşmıyor, soğukta da yanaşmıyor, zehirliyse hemen hissediyor ona da yanaşmıyor. Eğer toksik veyahut bozuk bir yemekse ona da yanaşmıyor. Halbuki şuuru kapalı hayvanın.

Fakat hücrede, hücrede çok müthiş özellikler var. Ama insan ne kadar düşünebilir hücreyi? Bir tane konuyu anlıyor insan, hadi iki konuyu üç konuyu aklında tutabilir aynı anda, çok zor yani. Hücrenin bu kadar harika olması dinsizliğe çok büyük darbe oldu. Darwinistleri bayağı ızdırap içinde bıraktı. Hücreye bir girdiler aman Allah’ım uçsuz bucaksız bir evrene girdiler. Su dolu bir torba zannediyorlardı, kese zannediyorlardı hücreyi basit bir şey zannediyorlardı. Dolayısıyla canlıları da çok basit görüyorlardı. Aslında Darwinizm çok basit düşünmeye dayalı bir sistem, yani derin düşünme yok Darwinizm’de. Ama tabii adamlar Darwinist diye oturup onlara sürekli böyle kafayı takmak, ondan müteessir olmak Müslüman’a yakışmaz. Çünkü Allah onu özel yaratıyor. Kaderi bilmemek anlamına gelir bu. Fakat tabii Cenab-ı Allah’tan sanatını daha çok bilmeyi isteriz. Hafızamızda daha çok tutmayı isteriz. Bir de hayret etmeyi isteriz Allah’tan. Hayret kapalıysa bu çok tehlikelidir, yani şaşırma ve hayret. Çünkü bir insan normal görüyorsa bir acayiplik var demektir. 

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Diyarbakır’ın Lice İlçesi kırsalında devam eden operasyonlar sırasında çıkan çatışmada bir askerimiz şehit oldu, bir asker yaralandı. Çatışmada bir PKK’lı da öldürüldü.

ADNAN OKTAR: Ta Abdülhamit devrinde Darwinizm’i bu ülkeye yerleştirmişler. Darwinist-materyalist teori sürekli bataklık gibi sivrisinek üretiyor. Bir yandan komünist çıkıyor, bir yandan IŞİD’li çıkıyor, bir yandan Kaide çıkıyor. Her türlü terör ve dehşetin kökeni Darwinist ve materyalist zihniyetten kaynaklanıyor. IŞİD’e, Taliban’a, El Kaide’ye bakıyoruz yani zeminde bu fikrin geliştiği alimler topluluğunun yapısını araştırdığımızda bunların da Darwinist olduğunu görüyoruz. Kökende bir Darwinizm belası var. PKK’nın da bak önü-sonu kesilmiyor. Her gün çatışma kırk yıldan beri her gün çatışma. Darwinizm’i Abdülhamit devrinde Osmanlı’ya koymuşlar, Osmanlı’yı bu ezim ezim eziyor. Türk milletini bin bir türlü sıkıntıya sokuyor. Ve sonuçta bu hale geliyoruz. Darwinizm’in Milli Eğitim tedrisatından çıkarılması gerekiyor. Çıkarılması derken okutulmasın bilinmesin değil. Nasıl biz Firavun sistemini öğreniyoruz, Nemrut’u öğreniyoruz, faşizmi öğreniyoruz aynı şekilde geçmiş bir felaket olarak Darwinizm’in de anlatılması lazım. Yani bir hurafe olarak, geçmiş bir felaket olarak anlatılması lazım. Doğrusu da buydu ama insanlar bunu göremedi diye ibret vesilesi olarak anlatılması lazım.

Bir etiket yapalım ne diyelim? “Daima sevgi ve kardeşlikle” diyelim, evet.

Ben silahlı çatışmayla, silahla Darwinizm’e, materyalizme teslim olmuş insanların düzeleceğine inanmıyorum. Darwinist-materyalist sistem bilimsel metotlarla eleştirilip IŞİD mantığını yanlıştır diye anlatacaksın. PKK mantığını yanlıştır diye anlatacaksın. Çatışma ne zaman olur? -Allah vermesin- kendini savunma durumunda olur. Fiili saldırı yapıyordur adam IŞİD’liyse kendini savunursun. PKK’lıysa kendini savunursun. Ama ben bunun dışında IŞİD’liye, PKK’lıya askeri veya polisiye bir metotla öldürerek karşılık verilmesine karşıyım. Adamı sen fikren eğitmeyeceksin havadan bombalayacaksın ben buna karşıyım. PKK’lı da olsa, IŞİD’li de olsa, El-Kaide de olsa, Taliban da olsa kim olursa olsun bombalanarak, havadan otomatik silahla taranarak öldürülmelerine karşıyım. Çünkü en fazla teslim alırsın, yakalarsın teslim alırsın. Ama ondan önce eğitmek mecburiyetindesin. Çünkü yanlış eğitmişsin. Darwinist-materyalist eğitmişsin. “Ben sana yanlış bilgi verdim” diyeceksin “doğrusu budur” diyeceksin. “Sen de yanlış bir çizgiye gittin, ben yanlış bilgi verdim, Darwinist bilgi doğru değildi” diyeceksin, değil mi? Her hükümet bunu yapması lazım, bizim hükümetimiz de bunu yapması lazım. Ve “Fikrini düzelt” diyecek. Ama buna rağmen oturup polise askere saldırmaya kalkarsa tabii ki askerin polisin kendini savunma hakkı var. Yani mecburen savunacak. Benim savunmayla ilgili hiçbir muhalefetim olmaz. Ama adama durduk yere işte “şurada IŞİD’li var hadi bunları otomatik silahla tarayalım, şurada PKK’lı var otomatik silahla tarayalım” ben bunu kabul etmiyorum. Bunların yakalanması ve adalete teslim edilmesinden yanayım ben. Yakalanıp adalete teslim edilmesi. Ama saldırıyorsa elinde silah varsa tabii kan döküyorsa tabii ki asker de polis de kendini savunması farz. Adam saldırıyorsa bir şey yok. Ama saldırmıyorsa kendi halinde duruyorsa bunu yakalamak lazım. Hukuka kanuna teslim etmek gerekir. Ben IŞİD için de aynı şeyi söylüyorum. Gidiyor oraya havadan adamı doğrudan bombalıyor. Orada halktan insanlar var, çocuklar var, yaşlılar var, alakalı alakasız. İçlerinde bir tane IŞİD’li var farz edelim, ama yirmi tane de masum halktan insanlar var, o bir kişi için o yirmi kişiyi birden havaya uçuruyorlar. Kardeşim bu olur mu? Oradaki yaptığın nedir? Cinayet olur. Masumları öldürürsen sen cinayet olur, bu olmaz. Ama IŞİD’li sana saldırıyorsa tabii ki kendini savunacaksın, yani bunda bir şey yok. Bunun bir açıklaması yok. Adamın seni öldürmesini bekleyemezsin kendini savunacaksın. Ama kendini savunurken bile yaralayarak etkisiz hale getirebiliyorsa onu tercih etmesi lazım öldürmeden önce. Öldürme tercih edilmemesi gereken bir eylemdir. Yani yaralayarak yakalamaya gayret etmesi lazım. Ama önce fikirle, önce fikirle.

PKK’lılar uydurma istihbarat veriyor, koalisyon uçakları gidiyor bombalıyorlar. Yüzlerce sivil, yaşlı, kadın, çoluk-çocuk şehit ediliyor. Bu cinayet olur. Ben bunu kabul etmem, bunu asla kabul etmem ben. Ama adam katil, mesela PKK’lı elinde tüfekle gelmiş askere ateş ediyor, bomba düzeneği yerleştiriyor tabii ki sen orada kendini savunacaksın. Yani her halükarda kendini savunacaksın, savunmana kimse bir şey demez. Ama mümkünse yaralayarak yakalama, mümkünse hatta hiç yaralamadan yakalama. Ama olmuyorsa yaralayarak yakalama. Öldürmekten kaçınmak lazım. Fakat tabii Allah vermesin mesela müsademe var, adam kudurmuş gibi saldırıyor PKK’lı yahut başka bir terör örgütü mensubu. Askerin polisin kendini korumaması haram olur. Bunu açıklayamaz ahirette, farz olur.

Biz tabii ki koalisyon güçleriyle ittifak yapmak niyetinde olmamalıyız. Çünkü koalisyon güçlerinin yaptığı yöntemde çocuklar şehit ediliyor, yaşlılar, insanlar, Müslümanlar kitle halinde şehit ediliyor. Biz böyle bir şeyin içine giremeyiz. O adamlar cinayet işliyorlar. IŞİD’li falan yok, IŞİD yerin altında adamlar gizleniyorlar. Ama IŞİD’le karşı karşıya gelirse ve saldırıyorsa tabii ki kendini savunur insan o ayrı konu. Ama koalisyon güçleriyle biz havadan bombardımanla yaşlıları, çocukları, dedeleri, amcaları falan vuramayız. Bu olursa bu haram olur. Bu cinayet olur bunu yapamayız biz. Ben her aman söylüyorum bunun açıklaması yok.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Ahmet Arif Denizongun’un vefatından sonra Süleyman Efendi grubunun yeni lideri Alihan Kuriş oldu.

ADNAN OKTAR: Alihan Kuriş. Hadi bakalım hayır uğurlu olsun Alihan. Allah nurunu artırsın, nurlu bir insana benziyorsun. Süleymanlıların klasik alametidir lacivert takke, lacivert giyinirler, lacivert takke de onların alametidir. Çok mübarek insanlar Allah yollarını açık etsin. Şevkleri güzel, gayretleri güzel nur gibi insanlar. CIA’yla işbirliği yapıyor diye yeni dedikodu çıkartmışlar. Bu çok vicdansızca, büyük bir zulüm, hiç doğru bir ifade değil. CIA’yla ne işi var? Onlar Allah’a hizmet ediyor. CIA’ya niye hizmet etsin? Kuran’ı öğretip Kuran hafızları yetiştiriyorlar. Bunun CIA’yla bağlantısı nedir? İngiliz derin devleti tamam Fethullah Gülen hareketine pençesini atmış ama ben onu yıllar önce söyledim, aylar önce söyledim bilinen bir şey o.

Biri bir şey anlatsın.

KARTAL GÖKTAN: Dün ünlü kredi kurumu Moody’s Türkiye’nin notunu yatırım yapılabilirden yatırım yapılamaz durağana çevirdi. Genelde kredi kurumlarının not düşürmesi siyasi olarak bir ülkeyi kuşatma altına almak için uygulanan yöntemlerden biri. Bu şekilde ülkenin ekonomisini çalışamaz hale getiriyor ve siyasi yapının değişmesini sağlıyorlar. Moody’s’in not düşürmesinin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Chatham House’nin kurucularından olan Rothschildler’le görüşmesinden sonra gerçekleşmesi, Erdoğan’ın bu görüşmede istediklerini vermediği olarak yorumlandı.

ADNAN OKTAR: İşte otuz kere söyledim, bak dedim “o delikanlımıza sahip çıkalım, İngiliz derin devleti onu hedefledi kuşattı ve yok etmek istiyor” dedim. Söylediğimin doğru olduğunu gösteren bir gelişme bu. Eğer, yeniçeride olduğu gibi eskiden hani “isterük isterük” diye bağırıyorlardı, atıyorlardı padişahı önlerine, adamlar paramparça yapıyordu. Sonra yine bağırıyorlardı “isterük isterük” diye. Şimdi bunlar “isterük isterük” diye bağırıyorlar. Tayyip Hoca’yı istiyorlar. Bunlara böyle bir şeye müsaade etmeyiz. “Bunu verin konu kapansın” diyorlar. Yok kardeşim. Çünkü böyle bir şey demek Türkiye’yi İngiliz derin devletinin eline teslim etmek demektir. Sakın ha. Çok iyi sahip çıkmak lazım.

Sayın Bahçeli, Allah razı olsun o çok değerli, çok akıllı muhterem bir devlet adamı. Tayyip Hocam’a ayrı bir koldan sahip çıkmasını hissediyorum. Bu iyi olur. Bu adamlara gerekli dersi verelim. Sayın Kılıçdaroğlu da sahip çıksın Tayyip Hoca’ya. Bu alçaklara müsaade etmeyelim. Tayyip Hocam bizim evladımızdır, bu vatanın evladıdır. Onu alırsalar eğer bütün vatanı da alırlar ben söyleyeyim. Buna müsaade etmeyelim. Çünkü dediğini yaptırıyorsa adam tamamdır çorap söküğü gibi gider yani. Sayın Kılıçdaroğlu çok ehli vicdan aklı başında bir insan. Sayın Bahçeli zaten çok muhterem veli tiynetli bir insan, Tayyip Hoca’yı kaptırmayalım.

Darbede de gözdağı vermek istediler bir yandan da. Böyle bir şeye müsaade etmiyoruz. Darbeyi millet yapar seçimde oyuyla yapar, milletin oyuna saygı duyacaksın. Ben bu insanı başta görmek istiyorum diyorsa karışma. Yahut şu partiyi hükümette görmek istiyorum diyorsa karışma, millete akıl verme sen, sen kendi işine bak.

CHP de sahip çıksın, MHP de sahip çıksın. Vatan Partisi de Aydınlıkçılar da sahip çıksın. Kendi evladımızı bu alçaklara yedirmeyelim. Bunların dediğinin tersini yapmak bunların gururunu acayip kırıyor. Dünyada ne kadar itibarsız ve güçsüz olduklarını da görmüş oluyorlar. Kredi notu kırsan ne olur sen kırmasan ne olur biz zaten kendi kendine yeten bir milletiz. Petrolümüz de var, her türlü madenimiz de var, hammadde kaynağımız da var. Sırf İran bize yeter, Rusya bize yeter. İran’la, Rusya’yla dostluğu pekiştirsin Tayyip Hocam. Putin çok delikanlı genç, tek vücut gibi olalım böyle, çok sıkı bir ittifak kursun. İran’la özellikle bütün kapıları açalım İran’la. Müthiş bir muhabbet arkadaşlık olsun. Şiiler çok mübarek çok temiz insanlardır. Şii muhalifliğini ortadan kaldırtalım. Alabildiğine dürüsttür onlar. Bak, Hz. Ali (kv)’ye müthiş vefa göstermiş onun aşkıyla yanmış insanlardır. Bak o acıyı 1400 sene kalplerinde yaşatmış mübarek insanlar bu insanlar. Vefayı 1400 sene kalplerinde yaşatmışlardır. Ehlisünnet de yaşatmışlar ama Şia’nın aşkı bir başkadır, yani daha güçlüdür sürekli gündemde tutarlar. Onun için İran ve Rusya’ya çok ciddi ağırlık verelim. Müthiş bir ittifak yani. Suriye’nin bölünmesine de müsaade etmeyelim. Yani Suriye’yi hemen eski haline çevirmeye çalışalım. Ama Esad, bak otuz kere söyledim. Bak dedim, aracılarıyla da konuştum haber de gönderdim dedim ki “Bir; İttihad-ı İslam’ı istiyorum de, iki; modern İslam anlayışı içerisindeyim, üç; Şii-Sünni kardeştir biz ayrım yapmıyoruz de” dedim. “Allah bize Mehdi’yi nasıp etsin Mehdi’yi bekliyoruz de” dedim. “Şudur budur deme tarih de verme” dedim. “Korktu da dedi derler” diye bir laf ortaya attı o haber geldi. Ama yine de söyletilebilir. Bak bir kolunu kaybetti falan bir şeyler oldu hastalıklar bilmem neler falan. Bu strese de dayanamıyor vücudu yani bu şeye de dayanamıyor. Bu bela devam edecek gibi görünüyor. Suriye’yi böldürmeyelim. Bu adamların dediğini yaptırtmayalım. Acayip gururları kırılır acayip aşağılanırlar. Bakın Suriye’yi inadına böldürtmeyelim inadına. Bizim de Halep’te şurada falan gözümüz yok. Ama Suriye bu sıcak mesajı versin. Bir teknokrat hükümeti kurulsun. Fakat Tayyip Hoca’ya da ben söyledim, hükümetten de rica ettim daha hala bunu yapmıyorlar. Bak Suriye’ye müthiş biz vize uygulanıyor, Suriyeli siyasetçiler buraya gelemiyorlar. Dolayısıyla konular görüşülemiyor. Ta Ürdün’ün üzerinden bilmem ne karmakarışık yöntemlerle buraya gelebiliyorlar. En azından üniversite mezunu olan tanınmış, siyasetçi olan, halkın tarafından bilinen sevilen insanlara hemen vize verilsin. Hemen o gün müracaat edilsin bu konu uzamasın.

Ekonomiyi çökertip Tayyip Hoca’yı almayı düşünüyorlar bak yeni oyun bu, asla müsaade etmeyelim. Çok çalışkan bir millet olarak İran ve Rusya’yla konuyu biz çok rahat götürürüz. Hiçbir şeylerine ihtiyacımız yok. Ama yok işte Fars mantığı, Fars kültürü bilmem ne. Yok kardeşim nur gibi Müslüman insanlar Farslıkla falan alakası yok. İslam’da ırk diye bir konu yok. Irkçılık diye bir konu yok. Üstünlük takvayla. Şia da nur gibi insanlar, tertemiz insanlar. Gönül huzuruyla sevilecek insanlar. İran Şia’sı çok temizdir. İngiliz MI6 Şia’sı vardır bu tehlikelidir. Bunlar ırkçı mırkçı falan karmakarışık, din ırkçısı ayrıca ırk ırkçısıdır. Hem din hem ırk açısından ırkçıdır onlar. Ama İran’ın böyle bir derdi yok onlar Sünnileri sever, gayet aklı başındadır, sevecen insanlardır. Tayyip Hocam’ın gönlü çok rahat onlara sahip çıksın. Rusya’ya da öyle, Putin çok delikanlı çocuk. Hataları var, günahları, yanlışları var ama Putin çok delikanlıdır. İttifakı güçlendirsin. Suriye’yi de her ne pahasına olursa olsun böldürtmeyip hemen hükümeti kurdurmak lazım. Aslında şöyle olması gerekiyor; Suriyeli siyasetçileri buraya getirttirelim gelsinler. Aslında Esad da gelsin. Tayyip Hocam tamam öfkeleniyor olabilir o girmesin olayın içerisine. AK Parti’den siyasetçiler olsun. IŞİD’le de konuşulur, Suriye’den çekilsin IŞİD. El-Kaide, Taliban da çekilsin meşru ılımlı bir hükümet kurulsun. Yani herkese açık Şiilere, Sünnilere herkese sahip çıkan liberal hiç kimseye baskı yapmayan, en uç düşünceye bile baskı yapmayan ama fikir bazında olduğu müddetçe her türlü fikre açık ama silah yok, bomba silah falan bunlardan arındıralım Suriye’yi. Böyle bir hükümet kurulsun, teknokrat hükümeti kurulsun. Esad’ı da aşağılamak istiyorlar ama adam cinayetlerin içine çekildi. Adam cinayetle, adam öldürmeyle alakası olacak bir yönü yok bunu yapacak bir adam da değil. Bunun içerisine oturtuldu. Suriye’de cinayetin içine karışmamış adam zaten çok nadirdir. Tamam onları işte buluruz, bir teknokrat hükümeti kurarız kurulsun yani. Ama Esad’ı sıfır gören değil, yani ona da bir yol bulalım. Tamam cinayetlerin içine girdi, olayların içerisine girdi ama katil de olsa Suriye’nin vatandaşı yani. Allah ayette “cinayetin karşılığı asılmasıdır” diyor “ama affederseniz sizin için daha hayırlıdır” diyor Allah. Ayetin bakış açısıyla bakalım. Olmuş bir kere hangi birinin hesabını soracaksın? Orada Suriye’nin yarısı katil konumunda zaten, en az yarısı katil konumunda ne yapacaksın? Savaş şartları var. Bu konuyu artık ne yapacağız? Allah’a bırakacağız. “Ya Rabbi ahirette karşılıklarını ver” diyeceğiz. Belirgin cinayet vakalarında tabii uluslararası hukuka göre karşılığı verilir. Ama bunu savaşla elde etmek değil. Esad’ı gidip askeri operasyonla biz alamayız, kendi gönlüyle gelsin konuşsun. Kendi halkı yargılamak isterse yargılasın biz karışmayalım, değil mi? Kendi halkı yargılasın bize ne düşer yani? Mağdurlar var herkes var orada, affederlerse de affederler yani. Çünkü ayette “affedebilirsiniz” diyor Allah. Affederse de affeder. Halka mağdurlara bırakmak lazım, halka bırakmak lazım. Özetle Suriye’yi böldürmeyelim. Şimdi hepsini onlar kurşuna dizmeye kalkarlarsa falan adam can havliyle kendini koruyacak. O zaman belanın önü-sonu gelmez. “Gel seni kurşuna dizeyim” derse bir adam o da “ben de seni kurşuna dizeyim” der. Böyle bir çözüm olmaz. Bunu halka bırakalım düşünsünler. Ama hükümeti biz kuralım kurulsun Suriye’de hükümet, halk düşünsün ne olması gerektiğini. Telaş etmeye gerek yok ama liberal sakin bir yapı otursun Suriye’ye.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Takvim Gazetesi Yazarı Ergün Diler, gülen örgütünün arkasında İngiliz aklı olduğunu yazdı. Yazısında şöyle söylüyor: “Bu operasyonun arkasında da İngiliz aklı vardı. Bir yandan İslam’ın içine girip yönetiyorlar öte yandan siyasal İslam’ı bitirmek için el sıkışıyorlar. Pensilvanya da bunların korumasında.”

ADNAN OKTAR: Benim anladığım, Kuran’da anladığımız İslam’ı adamlar böyle bir nevi kendi içinde boğup içe çekip adı İslam olan ama İslam’la alakası olmayan bir dünya görüşüne çevirmek istemişler öyle görülüyor. Yani şarap serbest, fuhuş serbest, homoseksüellik teşvik ediliyor. Ne varsa var yani. Ama bunu çok sinsice ve 200 yıl öncesinden yapmışlar. Paralel yapı 200 yıl öncesi de var. Yani paralel yapı zihniyeti 200 yıl öncesi aynı bu haliyle var hiç değişmemiş.

Ben nezaketiyle oyunu anlattım. Türkiye şu an zaten hop oturup hop kalkıyor bu Abdülhamit konusundan dolayı. Aslında olayın can evine girdik. Abdülhamit dönemi İngiliz derin devletinin fiili uygulamasının en keskin alametlerinin oluştuğu dönemlerden biri ve kesintisiz devam etmiş.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Takvim Yazarı Bekir Hazar, “İngiliz Büyükelçisi sağ olsun darbe sonrası Hürriyet’e konuştu ‘darbe girişiminde Londra yok ama Washington da yok’ dedi. Bunun açılımı ‘arbeyi Amerika’yla ortak planladık’ demekti. İngiliz istihbaratı da önceki gün bin yeni ajan alınacağını duyurdu. Bunun neredeyse yarısı Ortadoğu’dan olacak. Özellikle kadın ve etnik kökeni olanlar tercih edilecek. Etnik köken hassasiyeti belli ki bölgeyi daha da karıştıracaklar” diye yazdı.

ADNAN OKTAR: Ortak karar. Orada hata yapmış. Nasıl ortak karar verme olsun? İngiliz derin devleti karar verdiğinde “Gel ortak seninle bunu değerlendirelim” der mi? Amerika’yı onlar yönetiyor zaten. Amerika diye bir ülke yoktu, Amerika’yı kuran onlar İngiliz derin devletidir. Ne demek? O zaman Fransızlarla da ortak, Alman’la ortak. Ortaklık diye bir şey kabul etmez derin devlet. Yani dünya derin devleti ortaklık kabul etmez. Sadece İngiliz derin devleti vardır. Bekir Hazar orada gereksiz bir sulandırma yapmış. İyi niyetle konuşuyor, samimi dürüst efendi bir insan ama hatalı bir üslup kullanmış. Yani dikkati dağıtmaya çalışmış. Amerika diye bir şey yok sadece İngiliz derin devleti vardır o kadar. Zaten kendi üslubuyla da çelişiyor daha önce anlattıklarıyla da çelişiyor bu ifadesi.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Ergün Güler bugünkü yazısında Britanya İmparatorluğu’nun en güçlü ayağı para, o da Rothschild’ler diye yazdı. “Mesela Kraliçe Amerika’ya gidip kendi çıkarını ilgilendiren hiçbir kararı alamaz, mümkün değildir, mantıklı da değildir ama Rothschildler üzerinden yapamayacağı yoktur.” Dedi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim bak, bütün aydınlar çözülmüş Allah’a şükür, elhamdülillah. Bak her yer kaynıyor. İngiliz derin devletini herkes görmüş. Rothschild’ler Tayyip Hoca’yla da görüştüler bu gittiğinde Amerika’da, baktılar olacak gibi değil. İngiliz derin devletinin elemanlarının hemen hemen tümü geldi. Hepsi değil de, ileri gelen, asıl çekirdekten adamlar geldi. Tayyip Hoca’yla da konuştular baktılar olacak gibi değil. Yani nezaketiyle konuştular, şimdi ahlaksızlık yapmaya başlayacaklar. Millet olarak hazırlıklı olalım. Bu İngiliz derin devletinin köpeklerini ilimle irfanla tepeleyeceğiz. Allah bizimle, göreceksiniz, tozunu dumanına katacağız Allah’ın izniyle. Hiç zannettikleri gibi değil. Bütün aydınlar da bak, uyanmışlar. Hepsi İngiliz derin devletinin farkına varmış. Çünkü çok hızlandı şu an. Mesela Abdülhamit olayında bütün Türkiye’nin ayağa kalkması da, benim açıklamam üzerine bütün Türkiye ayağa kalktı. Kardeşim biz İngiliz derin devletinin kısa bir özetini Abdülhamit döneminde anlatmış olduk.  İngiliz derin devletinin Abdülhamit’e nasıl etki etiğini, o devire nasıl etki ettiğini, Osmanlı siyasetinde nasıl hallaç pamuğu gibi attığını gösterdik. Ve nasıl hizaya getirme siyaseti güttüklerini gösterdik. Yoksa Abdülhamit, o da bizim evladımız, bize ait bir insan ama bak İngiliz derin devleti onu mahvetti. Yani istediği gibi de yönlendirdi. Abdülaziz bizim evladımızdı, mahvettiler. Bileklerini doğradılar feci şekilde dövdüler. Biz evlatlarımızı bir daha bu alçakların eline vermeyelim. Abdülaziz’i şehit edenler İngiliz derin devletinin kiralık katilleriydi. Profesyonel katillerdi. Bu alçaklar Tayyip Hoca’yı da şehit etmeye kalktılar mucize meydana geldi, yapamadılar. Mehdiyet’in bereketiyle. Yine yapamayacaklar bak, tepetakla gidecekler. Söyleyeyim. Alenen Mehdiyet’in bereketi var başka bir olay değil. Tayyip Hoca diyor “Nereye baksam mucize görüyorum, kimle konuşsam mucize görüyorum” diyor. İşte bu Mehdiyet’in bereketi. Harika oluşuyor. Bu harikalar oluşmaya da devam edecek inşaAllah. Yerle bir olacaklar. Baksana üsluba adamlarda, her yer kaynıyor şuan adeta. İngiliz derin devleti her yerden vuruluyor. İngiliz derin devletiyle ilgili her ifşaat, her açıklama İngiliz derin devletine bir darbedir. Bu Rothschild ailesi yüz yirmi yıldır Privy Council denilen derin devletin daha derini, yani özü, asıl çekirdeği olan sistemin içindeler ama yüz yirmi yıldır. Yani klasik dünya derin devleti. Kraliçe bu konseyde sadece üye, bu Privy Council’de. Mesela eşi Prens Philip ve oğlu Prens Charles sadece bir üye olarak, bir oya sahipler. Tek bir oy. İngiliz derin devletinin onlara verdiği hak o kadar, bir oy hakları var. Bu konsey kağıt üzerinde Kraliçe’ye de tavsiyelerde bulunuyor. Pratikte bu tavsiyelerin tamamını Kraliçe, emir telakki ediyor. Ya ona çok kibar bir dille diyorlar ki “tavsiye ederler, zat-ı şahsınıza tavsiyemizdir” diyor.  Kraliçe kelimesi kelimesine, harfi harfine tamamını uyguluyor. Yani onlar onu, Allah’ın hükmü gibi görüyorlar haşa.  İngiltere’deki bu Privy Council bakanlar kurulunun ve yargının da üstünde İngiltere’de.  Klasik derin devlet, İngiliz derin devletinin açık kollarından bir tanesi.  Çok eskiden beri var bu Privy Council, ta on dördüncü yüz yıldan beri var. 1708’de İskoç ve İngiliz konseylerinin birleşmesiyle bugünkü halini alıyor. Sürekli şekil alıyor, değişiyor ama hep var.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Latif Erdoğan bugünkü yazısında, “31 Mart vakası, Abdülhamit cennet mekanın tahttan indirilmesi, Balkan ve Birinci Dünya Savaşları, Osmanlı Devleti’nin tasfiyesi hep İngiliz siyasi aklının meşhur eseri. Şimdi de aynı akılla aynı oyunlar Türkiye Cumhuriyeti Devleti üzerinde oynanmak isteniyor” dedi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim bak ne desek, Allah’a şükür o gündem oluyor. İngiliz derin devleti dedik, Türkiye’nin ana gündemi oldu. Abdülhamit dedik, ana gündem oldu. İngiliz derin devletini ben tarif etmeden önce iki yüz yıldan beri İngiliz derin devleti kelimesi hiç geçmiyordu aydınlar arasında. İki yüz yıldan beri yok. İlk defa yer yerinden oynuyor şu an, herkes İngiliz derin devletinden bahsediyor ve ilk defa bu gerçek kabul edildi. Abdülhamit dönemi de İngiliz derin devletinin tipik uygulama dönemlerinden bir tanesidir. En feci uygulamanın yapıldığı dönemlerden birisidir. Abdülhamit bizim evladımızdır ama İngiliz derin devleti tarafından feci şekilde ezilmiş ve yönlendirilmiştir. Bazen farkına varmamıştır belki, bazen de farkına varmıştır ama ben farkına varmadığını düşünüyorum. Farkına varmadan onu eze eze yönlendirmiştir İngiliz derin devleti. Yoksa bir Osmanlı evladı bir halife gidip kerhane açılmasına müsaade etmez. Bu kadar çok şarap, bira, rakı, rom fabrikaları, kanyak fabrikaları açılmasına müsaade etmez. Kumarın devlet eliyle oynatılmasına, Ziraat Bankası’nın da öncülük etmesine müsaade etmez. Allah’ı inkar eden Darwinist sistemin bütün Osmanlı’ya yayılmasını teşvik etmez ve Osmanlı topraklarını da bu kadar kolay ve seri olarak karşı tarafa bu kadar kolay teslim etmez. Bu fevkaladeliği anlamamak için bambaşka bir bakış açısına sahip olmak lazım.

“Sultan ikinci Abdülhamit Kıbrıs’ı İngiltere’ye sattı mı?” Sattı kelimesi, karşılığı değil. “Sattı” deme de. İngilizlere verdi, bu kadar. Şu an bizde olmadığına göre, İngilizlerde olduğuna göre, birisi vermiş bu adayı. Cinler vermediğine göre, kim vermiş? “Yok ağabey ben yapmadım” diyor. Allah Allah. Kim yaptı? “Mülkü üstüme” diyor şu an İngiltere, “bana ait” diyor. Türkiye’ye işgalcisin diyor şu an, askerini çek oradan diyor. Şimdi lafı değiştirmeye gerek yok. Bir şekilde Kıbrıs’ı vermiş. Uzatmaya gerek yok. Sattı, attı, kattı falan kelimeler önemli değil. Kıbrıs’ı vermiş. Bakın kısa sürede İngiliz derin devleti tepelenecek, İngiliz halkını da kurtaracağız, bütün dünya da kurtulacak ve bak Tayyip Hoca’nın sözüyle söylüyorum inlerine gireceğiz, inlerine. Kanunla hukukla. O kendini Allah zannedenlerin böyle inlerine gireceğiz. Dediğimin olduğunu görecekler ve bu uluslararası yapılacak. Bunların inlerine girilecek. O yer altında ayin yaptıkları yerler, her yer ortaya çıkacak ben söyleyeyim. Biraz beklerlerse görecekler.

“Donanmayı Haliç’te çürüttüğü iddiası ne kadar doğru?” oturmuş bana cevap veriyorlar her biri ayrı ayrı. Kardeşim bu Osmanlı donanması vardı değil mi? Dünyanın ikinci büyük gücü. Abdülhamit döneminde bu yok. Nerede? Çürümüş, hurda bir donanma var. Bunu birisi yaptı. Hadi tamam ‘Abdülhamit yapmadı’ de, ‘Abdülhamit’in deniz kuvvetleri komutanı yaptı’ diyelim. Ne fark eder? Bu seni nasıl rahatlatacak? Abdülhamit sorumlu olduğuna göre, belli ki o yapmış. Lafı uzatmaya gerek yok. Yani bizi demagojiyle bir yere götüremezler.

“Darwinist kitabını basına müsaade etti mi?” Bunlar benim etkimi görmüş, kanaatleri de gelmiş demek ki. Bundan sonra yapacak bir şey yok ki, ben bunları ispatlı anlattım. Darwinist kitapları göstereyim, bir daha göstereyim, ne yapacaksın? Bu kitapları şöyle olabilir, kütüphaneden toplatırsın, yakarsın fotokopileri de bizde ne yapacaksın? Birde herkese gösterdim nasıl yapacaksın? Ve halen şu an Abdülhamit’in talimatıyla Darwinist eğitim devam ediyor zaten, Türkiye’de devam ediyor. O devirde onun talimatıyla başlayan Darwinist eğitim devam ediyor şu an. Neyi kurtaracaksın? Okullardan biyolojik kitaplarını mı toplayacaksın? Psikoloji, felsefe kitaplarını mı toplatacaksın? Bir anda yok bu yalan, doğrusu başka türlüdür mü diyeceksin? Bunun çaresi yok, bir şey yapmışsınız, bir yanlışlık yapmışsınız tövbe edeceksiniz, bir daha yapmayacaksınız bu kadar açık.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Abdülhamit döneminde basılan bazı evrimci kitapları, eserleri gösterebiliriz.

KARTAL GÖKTAN: Sahte çizimleriyle ünlü evrimci Ernst Haeckel’in kitabının tercümesi. Vahdeti Mevcut Tabiat Aleminin Dini, çevirenler Baha Tevfik ve Ahmet Nebil. Hoca Tahsin Efendi’nin Tarih-i Tekvin Yahud Hilkat, Varoluş Tarihi Veya Yaratılış isimli kitabı. Abdülhamit döneminde ilk baskısı yapıldı. Abdülhamit döneminin en ünlü Arapça evrimci dergilerinden El Muktataf. Mısır Kahire’de yayınlanmaya başlayan evrimci Ed Dia Dergisi. Lübnan’da basılan evrimci dergi Et Tabib. Hüseyin Cisri’n Kitabı Hamidiyye Risalesi. Doktor Bişara Zalzal’ın çıkardığı El Beyan Dergisi ve kapağını görüyoruz. Şemsettin Sami’nin evrimci insan kitabı. Evrimci yazılara yer veren El İrfan Dergisi.

ADNAN OKTAR: Abdülhamit’in donanmayı Haliç’e çekmesinin nedeni darbe korkusu, donanmanın gelip sarayın karşısına dizilmesinden endişe ediyor, karşıma dizilirler beni de çağırırlar konu biter mantığından Haliç’e zincirleyip kilitliyor oraya donanmayı yirmi yıl, yirmi yılda da donanma çürüyor, savaşa falan da hiç girmedi donanma.                     

Kahramanmaraş’ta Önder İmam Hatiplilerin Mezuniyet Kurultayı’nda vakıf, dernek ve cemaatlerin şeffaf olması gerektiğini söylemiş Bilal. “Eğer bir dernek vakıf, sivil toplum kuruluşu ve cemaat şeffaf değilse, kapalı kutu işliyorsa, kapısı başkalarına açık değilse, topladığı kurbandan zekattan başkalarına hesap verme ihtiyacı hissetmiyorsa orada sıkıntı vardır.” Vakıf zaten para alıyorsa mutlaka makbuz da alması lazım. Vakıflar, dernekler zaten izlenen yapılardır. Her vakfın murakıbı vardır. Müfettişler tarafından teftiş edilir, defteri vardır, vakıf defterleri vardır. Girişler vardır, para girişleri para çıkışları vardır. Muhasebesi vardır, muhasebesi tutulur. Aynı şekilde dernekler de, derneklerin yıllık toplantıları olur, muhasebeleri olur. Derneklere yatırılan paralar, dernekten çıkan paralar en ince detaylarına kadar bellidir. Sivil toplum kuruluşları da öyle. Ama cami cemaatleri de, cami dernekleri de öyledir. Ama adam mesela gizlice hayır yapıyor bir fakir aile var oraya zekat veriyor işte komşular gidip para topluyorlar bunun muhasebesi olmuyor tabii. Ama benim bildiğim cami dernekleri bile çok detaylı her şeyin hesabını tutuyorlar. Girenler çıkanlar hepsi belli oluyor. Dolayısıyla böyle bir konu normalde yok. Böyle bir sorun yok. Ama mesela İsmail Ağa Cemaati’nin bir cami yaptırma projesi oluyor, cami derneği var. Cami derneğine yatırılan paranın mutlaka bir muhasebesi oluyor çünkü koçan oluyor onlarda oradan paranın akışı belli oluyor. Ne kadar para verildi, ne kadar para alındı yazıyor. Eğer yoksa nerede yok nasıl yok örnekler verirlerse biz de bu işin üstüne gideriz. Neyse bakarız. Ama benim bildiğim her vakfın, her derneğin muhasebesi vardır. Muhasebeci tutulur özel olarak. Çünkü biz Bilim Araştırma Vakfı’ndan biliyoruz. Bayağı kapsamlı inceleniyor. Para girişi ve para çıkışı. En ince detayına kadar. Ben anlamadım buradaki kilitlenen nokta nedir nasıl bir şeydir bilmiyorum. Ama mesela Süleymancılar, Süleymanlı kardeşlerimiz sürekli tabii Kuran kursu açıyorlar, deriler hakikaten toplanıyor götürüp satıyorlar. İnce ince onların tabii milimetrik hesabının tutulduğunu zannetmiyorum. Ama kendi içlerinde onlar da müthiş bir disiplin var sonunda da hakikaten büyük yurtlar yapıyorlar, binalar yapıyorlar, Kuran kursları yapıyorlar. Çocukların beslenmesiyle ilgileniyorlar yani o paraların oraya aktığı görülüyor. Ufak tefek hatalar oluyor olabilir. Ama bu hükümette de oluyor her yerde oluyor. Her hükümette oluyor. Her devirde biz bununla karşılaştık. Özal hükümetinde de oldu, Demirel hükümetinde de oldu, diğer derneklerde de oluyor, vakıflarda da oluyor illaki hesaplarda bir açık olduğu görülüyor. Dolayısıyla şeffaflık sorunu yok benim gördüğüm. Orada kastedilenin ne olduğunu iyi vurgulamak lazım. Bilal de siyasete yavaş yavaş kenardan köşeden yaklaşmaya başlamış gördüğüm kadarıyla. Bilal’i Tayyip Hocam iyi yetiştirdi temiz delikanlıdır Bilal. Masum, mazlumdur. O hakikaten Tayyip Hocam’a yakın. Bir oğlu daha var herhalde o pek siyasetle ilgilenmiyor bildiğim kadarıyla ama Bilal ilgileniyor. Kızları da ilgileniyor Tayyip Hoca’nın iyi işte güzel babalarını yalnız bırakmıyorlar. İyi yapıyorlar anne de ilgileniyor gördüğüm kadarıyla. Öyle olması lazım. Ama bu nasıl bir şeyi kastediyorlar? Bu hep muğlak kalıyor nerede sıkıntı olduğunu söylemiyorlar. Hangi somut olayla karşılaştılar da böyle bir açmaz oldu bunu ben bilmiyorum. Menzil cemaati var, Menzil cemaati tabii bütün kestiği kurbanları kendi arkadaşlarına veriyorlar, kendi imkanları için kullandırtıyorlar. Adam götürüyor derisini veriyor. Bir ara Kızılay topluyordu milletin elinden alıyordu falan. Deri veriyor deriyi verince makbuz alıyorlar mı almıyorlar mı onu bilmiyorum. Ama sonunda o deriler hakikaten satılıyor ve hayır işlerinde kullanıyorlar görülüyor. Benim bildiğim onlar da herhalde bir okul faaliyetleri, kurs faaliyetleri falan bayağı bir şeyler yapıyorlar.

Ama adam kurban kesmiş mesela etini verecek adama eti nereye veriyorsun, kime verdin dersen adam kurban da kesmez işin doğrusu. O kadar sıkarsan, üstüne gidersen, ‘derin nerde, etin nerde’ dersen, ‘kemiğini kime verdi, kafasını kime verdin paçasını kime verdin?’ dersen adam da en iyisi ben bu işe hiç girmeyeyim der. Burada bir gariplik var. Bunu nereye vardıracaklar bunu ben anlamadım yani. Emir kimden talimat kimden? Bu akıl mantık nereden çıktı? Bu benim kanaatim Türkiye’den çıkan bir akla pek benzemiyor. Çünkü Süleymancıların şu ana kadar kimseye bir zararı olmamış. Menzil cemaatinin de hükümete devlete hiçbir zararı olmamış. Aynı şekilde Mahmut Hoca’nın cemaati o topluluk onların da hiç kimseye bir zarı zoru olmadı. Bir usulsüzlük anormallik de görülmedi. Kendi aralarında bayağı titizler zaten. Ama tabii bir eksik görülen, yanlış görülen olaylar her yerde olduğu gibi oralarda da oluyordur. Hükümetleri de biz incelediğimizde ciddi açıklarla karşılaşıyoruz. Hesap açıklarıyla karşılaşıyoruz. Her hükümet döneminde. Her zaman oluyor bu. Mesela bir genel müdürlük oluyor orada da hesaplarda bir açık görülüyor. Bakanlığın bütçesinde açık görülüyor her yerde görülüyor. Milimetrik bir düzgünlük pek mümkün olmuyor. Dolayısıyla sürekli ağızlarında bunu tekrar etmekten ziyade neyi kastettiklerini ve nasıl bir uygulama istediklerini anlatsalar daha iyi olur. Böyle muğlak biz izahla bütün cemaatler ve tarikatlar tedirgin edilmiş vaziyette şu an. Yani hükümetin güzel gözle bakmadığı bir tek Fethullah Gülen cemaati değil de bütün cemaatleri gözüne kestirdiği hükümetin yani hepsine karşı böyle psikolojik, adli operasyon düşündüğü izlenimini verebilir bu. Çünkü ben tarikatların genel durumuna bakıyorum hakikaten hemen hemen hepsi tedirginler. Ben rahat olan bir cemaat, tarikat görmedim. Hepsi olağanüstü önlem alıyorlar çok dikkatli davranıyorlar. Mesela bu Tayyip Hoca’nın da mensup olduğu, Abdullah Gül’ün de mensup olduğu, Necmettin Erbakan Hocamız’ın da mensup olduğu bir Nakşi yapılanma var. Bu insanlara bakıyoruz bunlar da tedirginler. Evlerde toplantı yaparken şu an yapmıyorlar. Sadece camide toplantı yapıyorlar. Nereye vardıralacağı belli olsa çok iyi olur çünkü bunun arkasından hükümete bir operasyon mu düşünüyorlar? Darbecilere yeni bir zemin ayarlaması mı yapıyorlar? Yani siz bu hükümete nasıl destek olursunuz, siz hükümete destek olursanız biz de size bunu yaparıza mı getirmek istiyorlar? Bunu anlamak pek mümkün değil. Cemaatleri hükümete karşı kışkırtıp, tavır aldırıp kolay bir darbenin zeminini de hazırlamak istiyor olabilirler. ‘Bak siz sokaklara çıktınız ama bu hükümetin de size bakış açısı böyle. Siz de artık bir dahaki seferinde herhalde daha akılcı davranırsınız. Kimden yana olacağınızı daha net ortaya korsunuz’ mantığını vermek istiyor olabilirler. Darbecilerin elini güçlendirmek istiyor olabilirler. Bu tabii çok ciddi bir risk, ciddi bir oyun olduğu izlenimini veriyor. İngiliz derin devletinin bir oyunu gibi görünüyor. Hükümet bu oyuna gelmesin bak tekrar tekrar söyledim defalarca söyledim. Bu konuyu bitirsinler sürekli bir tedirginlik verecek üsluba gerek yok. Biz şunu istiyoruz şöyle uygulama bu kadar basit konuyu uzatmanın alemi yok. Kanunsuz yanlış bir şey varsa net söylersin kimse de buna bir şey demez. Ama gece gündüz komünistlerle aynı ağızla, sosyalistlerle aynı ağızla, PKK’yla aynı ağızla, İngiliz derin devletiyle aynı ağızla bir üslup geliştirirsen bu hükümetin de devletin de hepimizin de aleyhine olacak bir şey gibi görünüyor.

Şimdi bak adamı gördün bütün tarikatlar dağıtılsın diyor. Bir başkası da çıkıyor diyor ki hesabını kitabını bize versin bunlar. Zaten tarikatlar cemaatler zor ayakta duran ve zor yaşayan yapılar. Ve fakir bu insanlar genelde zaten. Sen bunların birde böyle üstüne gidersen adam Menzil’e gidiyorsa bir daha gitmez. Ne uğraşsın? Bunu mu istiyorsun? Gitmemesini mi istiyorsun, bu cemaatin dağılmasını mı istiyorsun? Darwinist eğitim bir yandan devam ediyor. Mahmut Hoca cemaati zaten zor ayakta duruyor. Dağılmasını mı istiyorsun ne istiyorsun? Adamın sen hesabını kitabını kontrol etmeye kalkarsan bir daha gitmez. Gitmiyorlar mesela şu an Fatih’teki camiye gitmiyorlar. Mahmut Hoca da oraya gelmiyor bu marifet mi şu? Nereye vardırmak istiyorsunuz? Net konuşun uzatmaya gerek yok. Adamlar açıkça istemiyorum diyor. Bu kaçıncı bunlar hep Marksist, Leninist, sosyalist, komünist, kimi ateist kimi İslam’a karşı tavır almış adamlar. Bak gazete adına söylüyor bütün, bu kaçıncı hemen hemen bütün gazetelerde köşe yazarları ‘Tarikatlar dağıtılsın. Büyük cemaatler topluluklar hepsi dağıtılsın.’ İşte ‘Mal varlılarına el konulsun.’ Sen bunu yaptığında Türkiye’yi batırırsın mahvedersin. Sen bir milyon zaten Fethullah Gülen taraftarını topladın, yirmi milyon da tarikatçıyı hapishanelere toplamaya çalışıyorsun. Türkiye gitti demektir o zaman. Paramparça yaparlar Türkiye’yi. Antalya’yı da alır adam, İstanbul’u da alır, her yeri alır çünkü güç bırakmıyorsun hiçbir şey bırakmıyorsun. Onun için bunun uzun uzun gündemde tutulması değil de ne demek istediklerini net ortaya koyup komünistlerle aynı ağızdan çıkmaları lazım. PKK’yla, İngiliz derin devletiyle aynı ağızdan çıkmaları lazım. Aynı ağız var çünkü tek bir ağız. Üst perdeden Müslümanları tehdit eder gibi onlar hani böyle sizi hizaya getireceğiz der gibi izahlar. Kardeşim adam da der inceldiği yerden kopsun gel ne yapıyorsan yap der uzatmanın bir alemi yok. Bu yakışacak bir şey değil. Mesela bak Tayyip Hoca İskender Paşa Cemaati’ndedir Nakşi’dir. Abdullah Gül İskender Paşa Cemaati’nden Nakşi’dir. Erbakan Hocamız ve Erbakan’ın bütün kurmayları meclis başkanı da dahil hepsi Nakşi’dir. Ve hepsi İskender Paşa kökenlidir. Peki ne yapalım gidip camiye kilit mi asalım? Ne işitiyorsunuz neyi kastediyorsunuz? Bunu bir netleştirmekte fayda var. Kim kurban derisi verdi? Adam kurban kesmekten vazgeçer, ne uğraşacak? Milletin üstüne gitmenin alemi ne, ne istiyorsunuz? Camiye gitme diyorsan gitmesin adam neyi kastediyorsun? Böyle bir üslup olmaz. Bunu bıraksınlar. Toptan hepsi aynı ağızı kullanıyor. Bu bir süre sonra kaldırılamayacak dereceye gelebilir güzel bir şey değil bu. Telafisi mümkün olmayacak bir dereceye gelebilir. Burada Tayyip Hoca’ya bir operasyon var benim gördüğüm. Tarikatları karşısına dikecekler zaten komünistler karşısında, zaten PKK karşısında, paralel de karşısında, ordunun içinde de büyük bir kitle var zaten. Hep beraber indirmeye çalışacaklar olay bu. Abdülaziz’e yaptıklarını ona yapmaya hazırlanıyorlar. Cemaatleri galeyana getirmeye çalışıyorlar. Hepsini kader birliği yaptıracaklar tek bir parça olarak hükümetin karşısına dikmeye çalışıyorlar. Bundan komünistler istifade eder.

Bu ağızda lafı uzatmanın bir alemi yok bu çok tehlikeli bir girişim. Hemen darbenin arkasından bu Tayyip Hoca’nın konuşacağı bir laf değil. Kenardan köşeden zaten fakir adam bir kere ömründe kurban kesiyor derisi bırak adam nereye verirse versin. Adamın ne yakasına yapışıyorsun? Adamın derisini, kesmez adam Allah Allah derisini de vermiyorum der. Adamların üstüne gitmenin alemi ne? Kime veriyorsa versin sana ne. Sen diyorsun ki senin kafan çalışmıyor, deriyi nereye verdiğini bilmezsin seni dolandırırlar ben senden daha akıllıyım sana yol gösteriyim diyorsun. Adam da derki vazgeçtim arkadaş. Seninle mi uğraşacak? Gideceksin adamın adını soyadını alacaksın tespit edeceksin, vatandaşlık numaranı ver nereye gitti nereye aldı ne uğraşsın seninle adam?

İsteyen istediği gibi camilere giriyor polis de giriyor. Mahmut Hocamız’ın toplantısına biz gitmiştik camiye, ziyaretine gitmiştik, gittik camiye oturduk bize kimse niye camiye oturdun demedi. Herkes sarıklı cübbeli duruyordu. Polis de çok rahat giriyor bu camiye. Yani İsmail Ağa Camisi’ne istediği gibi girer, MİT elemanları da girer, polis de girer sivil polis istediği gibi girer. Mahmut Hoca’yla görüşmek istiyoruz dedik gittik görüştük kimse bize bir şey dediği yok. Ben sivil polis de olabilirdim girerim yani giriyorum öyle bir şey yok. Hiçbir şey dedikleri yok. Nurcuların toplantıları oluyor adam selamün aleyküm diyor herkes arkadaşıyla gidiyor adamı girip kameraya mı alacaksın adamı videoya mı çekeceksin ne yapmak istiyorsun? Neyini öğrenmek istiyorsun? Banyosunu falan mı öğrenmeye çalışıyorsun ne yapsın adam sana? Orada ev Risale-i Nur dersi yapılan ev, evin kirasını veriyorlar adamlar kendi aralarında para topluyorlar evin kirasını veriyorlar seninle mi uğraşacak? Neyin hesabını versin? En fazlası adam bir daha gitmez. Bu kadar Müslümanların üstüne gitmenin bir alemi yok dindarların, bu çok anormal bir hareket. Bana göre anormal normal bir hareket değil. Böyle bir vaka için şu anlattığım vaka için adam evde toplanmış ‘evin kirasını toplayalım.’  Bırak ne yapıyorsa yapsın sana ne. O sana soruyor mu? Hayır niye aklına güvenmiyorsun, adamın niye anormal olduğuna inanıyorsun. Niye saf ve dolandırılan bir insan olduğuna inanıyorsun. Rahatça dolandırılacak bir insan olarak nasıl görüyorsun sen vatandaşı? Aklına güven adamın şahsiyetine güven, saygı duy değil mi? Sen nasıl üst perdeden onu kontrol altına alacağına inanıyorsun. Dernekse zaten dernekler izleniyor. Onunla ilgili çalışma zaten resmi olarak yapılıyor. Vakıflarla ilgili de yapılıyor. Ama Risale-i Nur dersi yapılan bir ev adam oraya çay alıyor, adamlara yiyecek çıkarıyorlar kendi aralarında para toplayıp yapıyorlar. Gidip onun muhasebesini Sayıştay’a tek tek onu mu bildirecek adam? Burada bir gariplik var.

Vakıfların, derneklerin hesapları zaten ortada bir daha mı hesap verecek adamlar? Daha ne yapsınlar? Kanunen belirlenmiş bu. Bütün gelişler gidişler nasıl yapılacağı hepsi tespit edilmiş. Adamların, daha hala dolandırıldığını iddia edersen sen adam derneği dağıtır. Seninle mi uğraşacak? Ne demek istiyorsun? Vakıf, en ince detayına kadar vakıflar tespit ediliyor. En ince detayına kadar istediğini kapatıyor istediğini açıyorsun. Daha ne istiyorsun bunun üzerine? Binlerce, milyonlarca öğrenci evi var. Öğrenciler kendi aralarında para topluyorlar yemek alıyorlar, yiyecek alıyorlar, kirayı ödüyorlar. Bunların muhasebesini mi verecekler? Bununla baş olur mu kardeşim? Menzil Cemaati’ne gidiyor adam mesela kurban kesmiş orada millete dağıtıyor. “Kurbanı ne zaman aldın? Kimden aldın? Kaça aldın? Kimlere verdin? Kemiğini ne yaptın, etini ne yaptın, kuyruğunu ne yaptın?” Adam hiç kesmez kardeşim. İnsanların bu kadar üstüne gidilmez. Müslümanlara böyle bir bakış açısı yakışık almıyor bu çok ayıp. Adamın sen aklından şüphe ediyor gibi konuşuyorsun. Kişiliğinden, karakterinden şüphe ediyor gibi konuşuyorsun. Adam o zaman seninle konuşmak istemez, sana güveni kalmaz. Böyle şey olmaz. Mesela adam yahut Süleymancılar toplanmışlar kurs açmış öğrenci besliyor sana ne? Sen yapmıyorsun işte yapana da karışma adam yapsın. Ne yapıyorsa yapsın. Adamın aklına güven, kişiliğine güven. Adam kendi malından veriyor senin malından vermiyor ki. Onun hesabını soracak olan akılda benim vatandaşım. Sen diyorsun ki “Senin kafan pek çalışmaz, malı-mülkü nereye vereceğini bilmezsin, dolandırılacağını da bilmezsin onun için sen bana akıl ver ben seni yönlendireyim” diyorsun. Buna gelir bu. Hayır, iyi niyetle yapıyorlar ama gereksiz bir şey bu. Uzatmaya gerek yok. Vakıfların zaten sistemi oturduğuna göre derneklerin sistemi de oturduğuna göre sorun yok demektir. Zaten hepsi vakıf-dernek şeklinde çalışıyor. Mesela İskender Paşa da dernek, Menzil de dernek. Hepsinin dernekleri var. Dernekler kanunu var daha ne istiyorsun? Kanunla kontrol altına almışsın. Hepsinin muhasebecisi var. Daha ne istiyorsun adamlardan?

Hasan 1453, “Biz şeffaflaşsın demiyoruz, direkt kapatılsın diyoruz. Hoca, sen anlamazsın” diyor. Görüyor musun? “Bir kısmı şeffaflaşsın” diyor, “biz direkt kapatılsın diyoruz” diyor. Çok yanlış bir çizgi ama Sayın Kılıçdaroğlu akılcı bir yaklaşımla “Ben bütün cemaatlere sahip çıkıyorum, cemaatler özgür olmalıdır” diyor.

“Hiçbir cemaat diğer cemaati kollamaz. Bu demektir ki demokratik olamazlar. Burada demokraside de cemaat-tarikat olmaz. Nokta” diyor. Niye işte ben hepsini koruyup-kolluyorum. Bütün cemaatlere sahip çıkıyorum.

Benim yazılarım var mı, onları anlatacak mısınız?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Oku, dinleyelim.

KARTAL GÖKTAN: Suudi Arabistan’ın ilk İngilizce gazetesi olan ve Suudi Arabistan’ın yanı sıra Ortadoğu genelinde de dağıtımı yapılan Arab News gazetesi ve internet sitesinde “Afrika’da Yeni Kolonileşme Dalgası ve Toprak Yağmaları” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda başta Ortadoğu ve İslam dünyası olmak üzere tüm dünyayı sarmış olan bu adaletsiz sömürü ve zulüm sistemine karşı akılcı bir fikir mücadelesi verilmesinin zamanının geldiğini anlatıyorsunuz.

Amerika’da Hristiyanlara yönelik yayın yapan Christian Media Magazine’de Teknik Bilim Araştırma Vakfı’nın Amerikalı bilim insanları ile düzenlediği konferansı anlattığınız yazınız yayınlandı. “Allah’ın Yaratma Sanatını Birlikte Anlatmak” isimli makalenizde konferansın başarısından, evrimin tüm dünyada yerle bir olduğundan ve bu etkinliğin sadece bir başlangıç olduğundan bahsediyorsunuz.

1845’ten beri yayınlanan Malezya’nın en köklü İngilizce gazetelerinin başında gelen New Straits Times gazetesinde ve internet sitesinde “Darwinizm Bir Kere Daha Yenilgiye Uğradı” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda yine Teknik Bilim Araştırma Vakfı’nın Amerikalı bilim insanları ile düzenlediği konferansa değiniyor ve bilimin ortaya sunduğu evrimi çökerten delillerden bahsediyorsunuz.

Sol görüşlü Amerika’nın bağımsız haber sitesi American Herald Tribune’de “Dünya Kayıp 10 bin Mülteci Çocuğa Karşı Kayıtsız” başlıklı makaleniz yayınlandı ve Katar’ın en büyük Arapça gazetelerinden Al Raya’da da “Suriyeli Mültecilere Vatandaşlık” başlıklı makaleniz yayınlandı, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. 

Süleyman Hilmi Tunahan, resmini göster de yine bereketlenelim Şeyhimiz’le Nakşibendi Şeyhi’dir. O benim canım. O mensuplarını da sonuna kadar destekliyorum. Hocamız’a bir alkış, o dünyalar tatlısı, o nur. Ne yapıyor biliyor musun o devrin azgın deccallerine karşı? Hiçbir yerde Kuran okutamıyor, hiçbir yerde evde gidiyor baskın oraya gidiyordu baskın buraya gidiyor baskın. İhbarcılar için söylüyorum. Trene biniyor Haydarpaşa Garı’ndan gidebildiği kadar gittiği yere orada insanlara Kuran öğretiyor, trende. Sonra geri biniyormuş trene geri tersine bütün hayatı trende geçiyor. Akşama kadar trende görüyor musun Müslüman’ı? Böyle mübarek bir insan. Sabahtan akşama kadar trende Kuran dersi veriyor. Bir oradan oraya gidiyor Haydarpaşa’dan oraya. Oradan buraya buradan oraya böyle mübarek insan. Sen bu adamların peşine takılmaya kalkarsan Allah belanı verir, uğraşma bu insanlarla. Kim olursa olsun. Benim gördüğüm Tayyip Hoca’ya kafayı takmışlar hükümetin karşısına da cemaatleri dikmek istiyorlar Süleymancıları, Nakşibendileri konuyu bitirmek istiyorlar. Basit sıradan bir oyun, Tayyip Hocam bu oyuna gelmesin. Gelmez zaten de fakat gereğini hemen yapsın.

Süleymancılar ellerini şöyle tutarlar, dua ederken. Bu Allah’ın nurunu kendilerine yansıtmak için olduğuna inanıyorlar bu şekilde. Allah’ın nuru geliyor şu açıda olursa da yüzlerine yansıyacaklarını düşünüyorlar o şekilde dua ederler. İki ellerini bitiştirirler Allah’ın rahmeti akmasın boşa, bereketi dökülmesin diye şöyle elleri bitişik şu şekilde dua ediyorlar. Çok tertemiz insanlar nur gibi göstersene Süleymancıların yeni lideri çocuğu. Nur gibi delikanlı tertemiz bak arkasındakiler de bütün ömrünü Süleymancılığa vermiş insanlar. Şevkle, gayretle efendim, gayret ediyorlar.

Kuran taşıtmıyorlardı o aralar elinde Kuran hemen yakalanıyor. Cezası da bayağı ağırdı. Kuran okutulması yasaktı.

Haydarpaşa Garı’ndan Ankara istikametine giden trene biniyor, Arifiye İstasyonu’na kadar devam ediyormuş. Arifiye’ye kadar. Oradan bu sefer geri yeniden. Bu insanlara ne çileler, acılar çektirmişler görüyor musun? Bediüzzaman Said Nursi, canım benim akıl almaz işkenceler yaptılar. Bütün 30 yılını hapiste geçirttiler. Şimdi hızını alamamış adamlar gerisini devam ettireceğiz mantığındalar. Bu bir oyun AK Parti çok uyanık olsun bu oyuna gelmesin. Bu insanların kimseye bir zararı olmaz.

Kemal Kılıçdaroğlu’nu da tebrik ediyorum, çok güzel konuşmuş. Gönlü çok rahat olsun solcular da eleştiriyorlar onu böyle ilginç açıklama falan diye. İlginç olan senin işte diğer yönlerin sen ilginçliği kendinde ara. Gayet güzel konuşmuş. Sayın Kılıçdaroğlu seyittir. Gayet dindar çok efendi bir insandır.

“Yılanın başı İngiltere” diyor çok iyi.

Mehmet Çelik, Ülke TV’de şu an anlatıyorlarmış. Herkes bizim verdiğimiz bilgiyle aydınlandı. İngiliz derin devletini -Allah’a çok şükür- Türkiye’de mahvettik. Ülke TV’de şu an anlatıyor. Herkes anlatmaya başladı. Herkes birbirinden cesaret aldı. Deccalin sonunun geldiğinin alametleri bunlar.

Diyor ki Yusuf Kaplan, “150 yıldan beri İngiliz derin devleti, Amerika Birleşik Devletleri’nde iç savaş çıkartıyor. İki tarafı da destekliyor. 5 yıl savaşıyor 1 milyon Amerikalıyla.” Sonunda da İngilizlerin kontrolüne giriyor. Çok basit bir oyun. Bunu anlatmıştık daha önce evet.

Ama hem Abdülhamit konusu bütün Türkiye’de anlaşıldı yer yerinden oynadı herkes öğrendi. İngiliz derin devletini de bütün aydınlar fark ettiler ve yine yer yerinden oynadı herkes öğrendi. Çığ gibi yayılıyor şu an. Bu şimdi yakında Ortadoğu’ya da sıçrayacak. Pakistan’a, Hindistan’a falan. Herkes, bütün İslam alemi İngiliz derin devletine karşı ayaklanacak. Demokratik bir ayaklanma olacak ve deccaliyet tepelenecek.

Nerden çıktı bu yok şeffaf, yok transparan bilmem ne falan acayip laflar. Biri diyor “cemaatler kapansın, tarikatlar dağıtılsın” yok bilmem ne yapsın. Yani PKK bütün azgınlığıyla saldırırken böyle bir üslup nereden çıktı ben bunu anlamadım. Cemaatleri, tarikatleri sonlandıracak imam Mehdi (as)’dır.

Eski dinlerde, geçmiş dinlerde. Mesela Mecusilerin Mayıtra belli ki Mehdi (as) kökeninde. Bak M ve T harfleri Mayıtra Mahti. Bak Mayıtra onun içerisinde Mehdi kökenli kelime görülüyor. Ma-i-t-a Mehdi’nin A’sı T’si falan hepsi var içinde. Saoşyant, Şiloh’a bakıyor bu da Musevilerin Şiloh’una. Yani kelime kökenleri Mehdiyet’le bağlantılı olduğu anlaşılıyor. Bütün efsanelerde, bütün eski dinlerde Mehdi (as)’dan bahsedildiğine göre, bir beklenen şahıs olduğuna göre, beş bin yıllık bütün efsanelerde Mehdi (as) beklendiğine göre, Aztek Yazıtlarında da bir Mehdi (as)’ın çıkacağı anlatıldığına göre, Tevrat, İncil ve Zebur’da da Mehdi (as)’a işaret edildiğine göre, bütün Kütüb-i Sitte’de de Mehdi (as) anlatıldığına göre ve bütün alametler çıktığına göre Mehdi (as) hakmış demek ki. Aylardan beri, günlerden beri Mehdi (as) gelmeyecek şamatası yapılıyor. Niye bu acaba? Değil mi? Mesela Masonlar da Adonay’ı bekliyorlar. A ve O harfleri zaten onlarda kutsaldır. Pergelle yapılır. Göster o mason işaretlerini varsa.

EBRU ALTAN: Siz söylemiştiniz Firavun’un erkek çocukları katletmesinin sebebi de Mehdi (as)’dan kurtulmak için ve onun çıkışını engellemek için diye.

ADNAN OKTAR: Tabii, yani çünkü Tevrat’ta öyle geçiyor. Bütün her yere hakim olacağı. O da diyor zaten “senin amacın bütün her yer, dünyaya hakim olmak” diyor Musa (as)’a. Halbuki Musa (as)’ın öyle bir amacı yok.

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Bakın A ve O. Omega harfleri üçgen içinde bakın her yerde A harfleri var. Adonay’a bakıyor bu. Adon’u bekliyorlar. Kaç yıldan beri? 3500 yıldan beri, 4000 yıldan beri bekliyorlar Masonluk. Ama tarihin karanlıkları içerisinde kayboluyor Masonluk. Mesela Firavun da Mason ama bitmiyor bak o 5000-6000 yıllık daha geçmişi var onların ta 7000 yıla kadar gidiyor. Mesela Nemrut da öyle 7000 yıl civarında. Gidiyor da gidiyor. O da masondur.

Mesela Kalki Avatar Mehdi (as)’dır. Hinduların beklediği Avatar. Hint mitolojisinde geçer, Avatar. Kim bilir hangi harfleri içinde barındırıyor Avatar. Allah’ın gelecek son elçisi olarak geçiyor. Mesela Mantra bölümünde “O dünyanın efendisi bütün beşerin en iyisi ve rehberidir” diyor gelecek Mehdi (as) için. Hindu inancında Avatar olarak geçiyor biliyorsunuz. “Kalki Avatar, beyaz bir ata binmiş olarak elinde kuyruklu yıldız gibi parlak ve yalın bir kılıç olarak zuhur edecek. Kötüleri tamamen mağlup edecek. İnsanlığı yeniden ortalığa çıkaracak, yeniden diriltecek” diyor. (Opançat kitabı sayfa 737). Hindularca yine Vedalar’da şöyle yazılıyor. “Dünyanın tahrif olmasından sonra” ahlaken çökmesinden sonra, “ahir zamanda” dünyanın son zamanlarından “insanların önderi olacak Mansur” kelime kökeni Nasr’dan gelir.” Nasr: yardım görmüş Cenab-ı Hak tarafından her işinde nusrete; yardım ve zafere mahzar olan. “İsminde bir kişi çıkacak.” Ama bakın dikkat edin. Burada Hindu kaynağında Mansur diye geçiyor. Bu çok acayip Nasr fetihten gelir. Olayın doğru olduğunun bir delili. “O bütün dünyayı fethedecek. Kendi dinine insanları sokacak. O mümin ve kafir herkesi tanıyacak. Onun Allah’tan istediği her şey olacaktır.” Bişaratul Ahdeyn kitabı 245. Hindu kitabında geçiyor. Bunlar 4000 yıllık kitaplar. Çok eski kitaplar. “O dünyanın doğu ve batısında bulunan bütün dağlarda hüküm sürecek kimsedir.” Bişaratul Ahdeyn kitabında yine; “Sibirya’ya ve okyanusların ötesine de egemen olacaktır. Allah’ın dini bir din olacak, Allah’ın dini ihya edilecek.” Bak “bir din olacak” diyor “tek bir din” başka din olmayacak. “Allah’ın dini ihya edilecek ve onun ismi ayakta olan olacaktır.” Kaim Mehdi aynısı görüyor musun? Bak “Onun ismi ayakta olan olacaktır” diyor ayakta olan kaim. Arapça’da kaim aynısı. Bişaratul Ahdeyn. Beş bin yıllık kitap. Yine Hinduların Bas kitabında şöyle yazıyor. “Dünya hayatı ahir zamanda hakim olacak. Adil bir kumandanla sona erecektir. O meleklerin ve insanların önderidir. Doğruluk ve hak onun olacaktır. O denizlerde, yerlerde ve dağlarda gizli olan her şeyi elde edecek.” Bak “hazineleri çıkaracak” diyor ya hadiste aynısı. “Göklerde ve yerde olan her şeyden haber verecektir. Ondan büyük bir kimse dünyaya gelmeyecektir.” Bişaratul Ahdeyn sayfa 242. Mesela Hindu kitaplarındaki bu Avatar’ın çok cömert olacağını söylüyor. “O çok cömerttir.” Mantra, 12’de geçiyor bu. Mantra 9 ve 10’da “İnsanlar onun idaresinde mutlu bir şekilde yaşarlar.” “O dünyaya hikmeti yayacaktır.” Mantra,5 “O barışın prensidir.” Mantra, 1. “Kalki Avatar ve onu izleyenler daima ibadeti düşünürler. Savaş anında bile Allah’ın önünde secde ederler.”  Mantra, 4.

Mesela Zerdüşlükte de geçiyor Mehdi (as). 3500 yıllık bir din bu. İran’da yayılan bir din. Pers İmparatorluğu’nun resmi dini. Altın ışığın adamı olarak geçiyor Mehdi (as)’ın ismi. Altın ışığın adamı. Halk dilinde ise “Zerdüşt; yaşayan yıldız olarak belirtiliyor. Yaşayan yıldız.” Peygamberimiz (sav) de “O aydınlatan bir yıldızdır” diyor. Kuran’da da yıldız olarak geçiyor biliyorsunuz. Necm, Necm Suresi var biliyorsunuz yıldız. “O zuhur ettiği vakit dünyaya güzellik, fayda, huzur ve barış getirecektir” diyor. Saoşyant yani Şiloh’u andırıyor biraz. Ama Saoşyant öyle bir iddiada bulunmayalım yine biz de yaklaşık diyelim. Saoşyant isimli kişi dünyanın kurtarıcısı yani Mehdi (as). Ehrimen ise Deccali belirtiyor. Kötülüğün güçlerini temsil ediyor Ehrimen. “En son Saoşyant geldikten sonra kıyamet kopacak” diyor. Mehdi (as)’dan sonra kıyamet kopacağı belirtiliyor zaten. Tam aynısı. Mehdilik inancıyla Zerdüşlükteki Mehdilik aynı birbirlerine çok benziyor. Hepsi aynı peygamberlerden geldiği anlaşılıyor. Zerdüşlüğün de bir hak dinin bozulmuş hali olduğunu anlıyoruz. “O kimse ki ona Saoşyant ve Estevt derler” yani Mehdi (as) anlamında. Ferve Tin Yeşt 128, 129’unca paragrafta. “O tüm maddi varlıklara, bütün insanlara yarar vereceği için ona Saoşyant derler. Dünyanın ismi ve canı olan her şey onun ışığıyla fena bulmayan yaşama kavuşacağı için ona Estevt de derler” diyor. “Dördüncü evrede onun zamanında her kötülük ve karanlık kaybolacak. Dünyada barış ve kardeşlik hakim olacak” diyor. “Estevt İrite” Mehdi “zuhur ettiği zaman dünyayı yalandan temizleyecektir. O bilgili gözlerle Yaratıcı’ya bakacaktır. Estevt İrite’nin muzaffer yardımcıları da onunla zuhur edecektir.” Talebelerinden de bahsediyor. Zamyadeşt 89, 93 paragraflar. Bütün eski dinlerde ve efsanelerde Hz. Mehdi (as) açık açık geçiyor, aynı hepsinde. Yani detaylar birbirlerine çok çok benziyor. Çünkü Hz. İbrahim (as) da bildirmiş, Hz. Nuh (as) bildirmiş Hz. Mehdi (as)’ı. Bak, bozulmamış. Efsanelere geçmiş, her yerde geçmiş. Aslında ta Hz. Adem (as)’dan itibaren bildiriliyor, çok eski Hz. Mehdi (as).

Kuran’da Nasr Suresi ve Fetih, Nasr ve Fetih kelimeleri yan yana geçiyor.  Şeytandan Allah’a sığınırım. İzâ câe nasrullâhi vel feth. “Allah'ın yardımı ve fetih geldiği zaman,” (Nasr Suresi, 1) Allah’ın yardımı Hz. Mehdi (as) ve arkasından fetih geleceği anlaşılıyor, inşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Milli Gazete’den Adnan Öksüz, George Soros’tan bahsetmiş Adnan Bey. George Soros’un Türkiye’de maddi yardımda bulunduğu STK’lıların bir listesinin ortaya çıktığını yazdı. Öksüz, Soros için şunları söyledi. “Kadife devrimlerin ve gerilimlerin yaşandığı ülkelerde hep Soros’un adı ön plana çıkıyor. Karanlık planların uygulayıcısı, işte bu George Soros’un vakfı 2015 yılında Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarına tamı tamına 4.3 milyon TL yani 4.3 trilyon lira destek verdi. Verdiği desteklerle 18 milyon TL tutarında proje geçekleştirildi.” Diyor.

BÜLENT SEZGİN: Desteklediği kurumları saymış bazılarını. İstanbul Homoseksüel Dayanışma Derneği, Kaos Homoseksüel Kültürel Araştırmalar ve Dayanışma Derneği, Uluslararası Şeffaflık Derneği, Koç Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi, Pembe Hayat Homoseksüel Dayanışma Derneği gibi kurumlar destek veren.

ADNAN OKTAR: Bak, Uluslararası Şeffaflık Derneği, o derneğin görüşlerini şu an aynısıyla savunuyor dindarlar ve Müslümanlara karşı bunu savunuyorlar. Yani Soros’un talimatını, İngiliz derin devletinin desteklediği Soros’un talimatını her yere ulaştırıyorlar. Bir daha oku o haberi.

KARTAL GÖKTAN: Milli Gazete’den Adnan Öksüz, George Soros’un Türkiye’de maddi yardımda bulunduğu STK’lıların bir listesinin ortaya çıktığını yazdı. Öksüz, Soros için şunları söyledi. “Kadife devrimlerin ve gerilimlerin yaşandığı ülkelerde hep Soros’un adı ön plana çıkıyor. Karanlık planların uygulayıcısı, işte bu George Soros’un vakfı 2015 yılında Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarına tamı tamına 4.3 milyon TL yani 4.3 trilyon lira destek verdi. Verdiği desteklerle 18 milyon TL tutarında proje geçekleştirildi.” Soros’un desteklediği kurumlar arasında, İstanbul Homoseksüel Dayanışma Derneği, Kaos Homoseksüel Kültürel Araştırmalar ve Dayanışma Derneği, Uluslararası Şeffaflık Derneği, Koç Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi ve Pembe Hayat Homoseksüel Dayanışma Derneği gibi kurumlar var.

ADNAN OKTAR: Baksana adamlar şeffaflık için özel dernek kurmuş Soros’un desteklediği ve kelimesi kelimesine aynısını kullanıyorlar; şeffaflık. Yani böyle bir oyuna nasıl geliyorlar ben anlamıyorum. Aynı kelimeyi kullanıyor. Bir daha oku da akıllarında iyi kalsın.

KARTAL GÖKTAN: Milli Gazete’den Adnan Öksüz, George Soros’un Türkiye’de maddi yardımda bulunduğu STK’lıların bir listesinin ortaya çıktığını yazdı. Öksüz, Soros için şunları söyledi. “Kadife devrimlerin ve gerilimlerin yaşandığı ülkelerde hep Soros’un adı ön plana çıkıyor. Karanlık planların uygulayıcısı, işte bu George Soros’un vakfı 2015 yılında Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarına tamı tamına 4.3 milyon TL yani 4.3 trilyon lira destek verdi. Verdiği desteklerle 18 milyon TL tutarında proje geçekleştirildi.” Soros’un desteklediği kurumlar arasında, İstanbul Homoseksüel Dayanışma Derneği, Kaos Homoseksüel Kültürel Araştırmalar ve Dayanışma Derneği, Uluslararası Şeffaflık Derneği, Koç Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi ve Pembe Hayat Homoseksüel Dayanışma Derneği gibi kurumlar var.

ADNAN OKTAR: İşte bak, kimlerle farkına varmadan işbirliği yaptıklarını görsünler. Bak, bu şeffafçılar farkına varmadan kimlerle işbirliği yaptıklarını görsünler. Bilmeden büyük bir derdin içine, büyük bir belanın içine girmiş durumdalar. Bu üslubu bıraksınlar. Yanlış yoldalar.

“Abdülhamit’i iftiraya maruz bırakıyorlar. Bir zihniyet Türkiye’de Osmanlı’ya çok düşman. “Kıbrıs’ı sattı” diyorlar. Neden bu kadar düşmanlık ve kin?” Kardeşim, düşmanlık ve kin ayrıdır. Tarihte yapılmış büyük hataları anlatmak ayrıdır. Bir Osmanlı halifesi Kıbrıs’ı İngilizlere veriyorsa bu bir felakettir, durduk yere. Yani buna satma demek şart değil, vermiş. Yani Kıbrıs’ı vermiş. Sattı, attı, kattı yani bu önemli değil bu kelimeler. Kıbrıs’ın verilmesi önemli. Satarak da vermiş, satmadan da verebilir, yani vermiş. Verilmiş olması felaket. Osmanlı devrinde halife olan bir insan kerhaneye müsaade etmez, meyhaneye müsaade etmez, etmemesi lazım. İçki fabrikaları kurdurmaması lazım. Darwinist propagandayı Osmanlı’nın her tarafında yaptırmaması lazım. Milletin verdiği parayla devletin kütüphanelerine Darwinist eserleri doldurmaması lazım. Devletin matbaalarında cayır cayır Darwinist kitaplar bastırmaması lazım, bunları bütün Osmanlı’ya dağıtmaması lazım. Kars’ı, Ardahan’ı, Artvin’i veriyor, Osmanlı topraklarını veriyor, biz bunun hesabını tabii ki sorarız. Yapılan büyük galiz hataların hesabını soruyoruz. “Bunu niye yaptınız?” diyoruz. “Ve bunu tekrarlamayın” diyoruz. “Bunda takdir edecek bir yön yok” diyoruz. Emr-i bil maruf ve nehy-i anil münkerdir bu. Hakaret eden çirkin hareket eder, yanlış hareket eder. Ben hakaret edene karşıyım. O günün şartlarında elinden geldiği kadar idari anlamda gayret etmiş ama bu galiz hataları yapmış. Çok büyük hatalar yapmış. Bunu uyaracağız tabii ki, hatırlatacağız. “Bunu niye söylüyorsun?” dersen. Sen söylememişsin, bir başkası da söylememiş, bunu gizli şu ana kadar muhafaza etmişsiniz. Vakit geldi, ben de küt diye açıkladım. “Sen niye açıkladın?” dersen, ben de “niye gizledin?” derim. Çünkü adam örnek alır aynısını yapmaya kalkar. Çünkü örnek gösteriyorsun. “Hanlar Hanı” diyorsun. “Cennet Mekan” diyorsun. “Evliya” diyorsun. Adam örnek alır o zaman, aynısını yapmaya kalkar. Bu tehlikeye karşı Müslümanları uyarmak farz. Burada hakaret yok. Şamata yapmaya gerek yok. Hakaret edenleri de kınıyoruz. Çirkindir yaptıkları, yanlış.

İngiliz derin devleti Abdülhamit döneminde de Abdülmecit döneminde de akıl almaz eylem yapmış. Ve Abdülhamit’i ezmişler benim gördüğüm, baş edememiş. Konu bu. Mahvetmişler. Abdülaziz’i şehit etmişler. İngiliz derin devletini ortaya koyduktan sonra bütün basın İngiliz derin devletinin varlığını kabul etti. Geniş çaplı aydınlar arasında yayılmaya başladı. Şimdi İslam alemine de yayılacak bu ve İngiliz derin devletine karşı bir demokratik tepki olacaktır. Bu da onun sonu demektir. Yani daha önce sinsi ve gizliydi, biz deşifre ettik.

Abdülhamit önce Abdülaziz döneminde güçlendirilen donanmayı -yani muhteşem bir donanmaydı- Haliç’e çekip çürütüyor. Yirmi yıl zincirleniyor, oradan çıkmıyor donanma. Sonra diyor ki “yeni zırhlı gemiler yapılması gerekiyor” diyor. “İngiltere’ye sipariş verelim” diyor. Seni İngiltere zaten mahveden, İngiltere’ye niye sipariş veriyorsun? O donanmayı oraya çektiren İngiltere zaten. Yani onların baskısıyla yapıyorsun onu. Halk, gemilerimiz yapılsın, büyük bir donanmamız olsun diye yüzüğünü, altınını, gümüşünü ne varsa veriyor. Muazzam bir para toplanıyor. Gemilerin teslim edilmesinden bir gün önce, gemiler hazırlanıyor İngiltere’de muazzam bir filo hazırlanıyor. Milyarlarca dolar değerinde altın bağışlıyor Osmanlı halkı. Gemilerin teslim edilmesinden bir gün önce İngiltere gemilere el koyduğunu ve Türkiye’ye vermeyeceğini açıklıyor. Bütün paralar da İngiltere’ye gitmiş oluyor. Şimdi bu Abdülhamit döneminde yapılmış bir olay. İngiltere’ye sen nasıl güveniyorsun? Kıbrıs’ı almış, her yeri almış, mahvetmiş seni. Darmadağın etmiş. Gemilerinin çürümesine vesile olmuş adamlara sen nasıl güvenip de onlara donanma yaptırıyorsun, gidip parayı teslim ediyorsun? Adam zaten “el koydum” diyor, alıyor. Alışmış adam. Ondan sonra diyor ki; “donanma ona da el koydum vermiyorum” diyor. Kendisi kullanıyor sonra Osmanlı için yaptığı donanmayı. Bir de para vermişler. Bak, hem İngiltere kendine donanma yapmış oluyor hem de para da İngiltere’ye kalmış oluyor.

Mesela Abdülaziz fuhuş yapan hanımları topluyor ve bunların fuhuş yapmaması için önlem alıyor. Ve onları bu yanlış yoldan vazgeçirtmeye çalışıyor. Fuhşu yasaklıyor. Yani mesela kerhaneleri kapattırıyor, müsaade etmiyor Abdülaziz. Bunu yaptı diye İngiltere derin devleti akıl almaz bir karşılık veriyor. Bileklerini keserek, dövdürerek, yani sırf bununla değil tabii. Bütün çıkarlarıyla çatıştığı için böyle bir eylem yapıyorlar.

BÜLENT SEZGİN: Bu akşam programımızın sonuna geldik. Yarın tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü