Harun Yahya

Sohbetler (27 Eylül 2016; 17:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

ONUR YILDIZ: İyi akşamlar. Sayın Adnan Oktar’la Sohbetler programımız başladı. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Bir sevgi etiketi yapalım. Ne diyelim? “Sevgi birliği zamanı” diyelim.

Allah’tan düşünme gücünü artırmasını istemek lazım, Allah’ın delillerini görme gücünü artırmak ve hakkıyla takdir etmek. Dünyada en büyük nimet güçlü imandır. Samimi, berrak iman. Berrak, keskin. Flu iman dünyada hep eski bir gelenek olarak yaşanmış. Çok eski kökeni, ta Hz. Adem (as) devrinden başlıyor flu olması.  Yani beyinde bir netleşme çoğu zaman insanlarda olmuyor. O net imanı Allah’tan istemek lazım, net, keskin imanı. Onda şahıs tam normal, dengeli, tutarlı olmuş oluyor. Bayağı sıhhatli olmuş oluyor. Tevekkülü tam olur, korkusu Allah’tan mükemmel olur.

Manita çok acayip bir laf. Sempatik ama biraz uygun değil. Çünkü kadın değerli olduğunda güzel. Kadın saygılı olduğunda güzel, kadına saygı duyulduğunda güzel. Ama çok küçük gençler için hani öyle kız arkadaşına şaka yollu, yine de gereksiz bilmiyorum benim içime sinmiyor yani.

Ut yaprağı iyiyse ipekböceği de iyi oluyor, iyi gayret ediyor, çalışıyor. Ağacı iyi sulayacaksın, güneşli yerde olacak, tamamdır. Sonra ipekböceğini bırakacaksın oraya. Ama ne şeker hayvanlar; büyük bir sabırla onu yiyip koza yapması çok büyük mucize. Mesela sırf ipek böceği Allah’ın varlığının net delili. Bir de içine girip uyuyor, şekerliğe bak sen. Kocaman kendine iyi bir otel gibi yer yapıyor. Bir de ipekten bir atlasla kaplıyor üstünü çok acayip. Çok kaliteli bir malzemeyle kaplıyor.

Çocukluktan itibaren insanları Allah’tan uzaklaştırıyorlar. Aileler içerisinde işte “Domates aldın mı, biber geldi mi, babanız saat kaçta gelecek?” Tek kelime Allah’tan bahis olmuyor. “Çocuk okuldan döndü mü, oğlum derslerini çalıştın mı?” Halbuki bütün sistem Allah’ın üstünde olması lazım. Bütün dikkat Allah’a verilmesi gerekiyor. Allah’tan başka her şeye dikkat veriliyor genelinde. Çok eski tarihlerden beri böyle. İnsanların bilinçaltı böyle dolu yani bu şekilde bir bilgiyle tahkim edilmiş. Buna karşı direnmek lazım. Samimi müminler bu bilinçaltına yapılan kodlamaya karşı direnecekler, kabul etmeyecekler bunu. Hiç normal görmesinler. Allah’tan başka hiçbir şeyden bahsedilmemesi lazım. Yoğun Allah’la bağlantı olması gerekiyor. Onda hayır yok mu? Var tabii. O imtihanın kıymetini artırır.

SEMİH MERİÇ: “Rabbinin nimetini durmaksızın anlat” diye bildiriyor Allah Hocam, şeytandan Allah’a sığınırım.

ADNAN OKTAR: Tabii. Mesela karşılıklı nimeti anlatmış olsa ama tabii samimi anlatılması lazım. Demagoji tarzında değil. Domates bile ufacık çekirdeği toprağa düşüyor koskocaman gürbüz, bayağı da cadı bir bitkidir domates, yani suyu falan kendi bulur. Dallarından falan bile kök çıkartır, çok kararlıdır. Koca koca mis gibi domatesler veriyor. Bir tane, iki tane de değil, sürekli veriyor. Her domatesin içinde en az yüz çekirdek oluyor. Onlardan bir tanesi yine toprağa düşüyor. Domatesin tadı malum. İçinde potasyum mükemmel, magnezyum, kalsiyum, çinko, fosfor, mangan hepsi var. Proteinler var. A vitamini yüksek oranda, C vitamini. Nasıl yapıyorsun mübarek? Bu kadar kimyasal maddeyi ve bu kadar vücuda faydalı maddeyi nasıl topluyorsun, nasıl yapıyorsun? Her türlü, protein ve vücuda hep şifalı maddeler. Bir tane, iki tane değil. Karbonhidrattan tut, proteinden çık, her şey var. Suyu da mis gibi tertemiz. Halbuki yetiştiği toprak gübreli son derece kirli oluyor. Yani bakteri yığını. Saç telinin yarısından daha ince kökleri bazı yerlerde, ondan o çamurlu su geçmiyor; hayret Allah’ın hikmeti. En mükemmel süzgeçlerde bile süzülse su kirli oluyor. Mis gibi aldığı su, gıcır gıcır böyle. Virüs dahi geçmiyor. Mikrop zaten almıyor. Mikrobu geçirmiyor artık mikrop ne? Çok küçük. Mikrop giremiyor o hücrenin içerisine, virüs dahi giremiyor. Hepsini temizliyor. Gıcır gıcır domates, zaten kopmaya da hazır oluyor, hemen o dibinden küt kopuyor. Biber öyle, patlıcan öyle, salatalık öyle. Çok sıradan görüyorlar. Halbuki hiç normal değil, hiçbiri normal değil. Tabii nimetleri kısa kısa, özlü, akılcı anlatmak lazım. Çok boğucu da anlatırsan, insanın aklı zayıf, dağılır kafası. Yani bütün sebzeleri birden anlatmaya kalkarsan. Zamanı geldikçe iyi kavrayacağı şekilde anlatmak lazım insanlara.

Yazar Cemil Meriç var biliyorsunuz, ünlü yazar. “Şeytan insan için neyse İngiliz derin devleti de dünya için odur” diyor. İngiltere demiş ama tabii İngiliz derin devleti kastettiği.

Şimdi Suriye’de, Halep’te katliamlar oluyor biliyorsunuz. Cami bombalıyor, pazar yeri bombalıyorlar, tırları bombalıyorlar. Bunun askeri amacı yok. Askeri amaçlı değil. Tamamen şeytani, alçak, ahlaksızca kan dökme zevkiyle yapıyorlar. Sadece bu, eğlenmek için yapıyorlar. Yani adam öldürmekten zevk alıyor bu alçaklar. Sadece bunun için. Askeri amaçlı olanlar ayrı, yapıyorlar hakikaten askeri amaçla ama bunlar askeri amaçla değil. Sırf kan dökmek için, ahlaksızlık, alçaklık olsun diye. Yapanların hemen hemen hepsi homoseksüel, ateist ve manyak adamlar. Pazar yerinde askeri bir amaç hiçbir şekilde olmaz. Çoluk çocuk, halk oluyor. Mesela hastane; hastanede halk, yaşlılar falan oluyor perişan insanlar. Çünkü IŞİD’in hastaneleri yeraltında, toprak altında.

Benim IŞİD’i desteklemem diye bir konu olmaz. Ben sadece adaletten yanayım. Ben kan dökerek meselelerin halledilmesini istemiyorum. Fikirle halledilmesini istiyorum. Anlattığım bu benim. PKK’lı da benim için fark etmez. PKK’lıyı da ben öldürerek değil, eğiterek düzeltelim diyorum. IŞİD’liyi de öldürerek değil, eğiterek. Ama -Allah vermesin- müsademe varsa, çatışma varsa insan tabii kendini koruyacak. O farz, onun açıklaması yok. Yani bir savaş hali varsa ve adam sana saldırıyorsa sen kendini korumazsan harama girersin.

Cemil Meriç çok değerli bir yazardı. Allah gani gani rahmet etsin.

Bakın, dünya alıştı; denizde boğuluyorlar ya akıl almaz zevk alıyorlar ondan. O çocuk küçük ufaklık, tombik deniz kenarına gelmişti o mübarek cesedi; o homoseksüeller nasıl eğlenmişlerdi, hatırlıyorsunuz değil mi? Nasıl sevinmişlerdi ateistler? Yani hepsi için demiyorum, ilgili bir birim, ilgili bir topluluk. Bunlar azılı manyak, şeytana tapan psikopatlar. Mesela durup durup halkın meskun olduğu bölgelere hallaç pamuğu gibi atıyorlar, bombalıyorlar. Bu çok büyük bir alçaklık, ahlaksızlık. Hiçbir amaç yok burada. Askeri amaç yok. Aylan’dı değil mi o ufaklığın ismi? Dombili o ne şeker şey öyle, cesedi de acayip tatlı, kuzuya benziyor. Mesela o çocukla nasıl alay etmişti o alçaklar hatırlıyorsunuz değil mi?

İslam alemi paramparça çok normal karşılıyorlar. Parça parça niye olasın, bir anormalik yok mu? Niye şaşırmıyorsun buna? Seni mayınlı sahalarla ayırmışlar, dikenli tellerle ayırmışlar. Kaldır o mayınlı sahaları, dikenli telleri; kardeşsin sarıl, bağrına bas. Tamam, tabii ki cemahiriyeler o halde olması güzel, cumhuriyetler ama pasaport ve vize olmasına gerek yok. Kimliğini göster, geç. Bu kadar. Bu şekilde olması lazım. Yani pasaport ve vize İslam aleminde, Türklük aleminde bizi mahcup eden bir olay. Türklük alemi inanamıyorum her yönden tam, her şeyinle birsin. Pasaport vize ne alaka?

PKK’yla mücadele yapıyor askerlerimiz, polislerimiz Güneydoğu’da. Ama bazı hastanelerde PKK’lı doktorlar var. PKK’lı hemşireler var. Bu çok büyük bir tehlike. Birçok yaralı askerimiz orada şehit oluyor. Bunların araştırılması lazım. MİT elemanı doktorlarımız olması gerekiyor. MİT elemanı oraya tayin edilecek. MİT elemanı doktor. Mesela bayağı iyi Kürtçe bilen, Güneydoğu kültürünü çok iyi bilen. Orada bir anormallik var mı? Mesela öyle bir çakallık yapan oluyor mu? Doktor ve sağlık personeli. Mesela yaralı geliyor. Normalde kurtulabilecek bir yara ama şehit oluyorlar. Bunları çok iyi kontrol edelim. Hemşirelerden de MİT elemanı hemşireler olsun. Milli İstihbarat Teşkilatı kadrosunu genişletsin. MİT her yerde olsun. Çok geniş şerefli bir teşkilattır MİT. Cevval zeki gençlerden, zeki hanımlardan çok fazla elamanı olsun. Her yerde istihbaratı olsun. Haber alması olsun. Mesela esnaftan insanlar gönüllü MİT’e yardımcı olabilirler. Çarşılarda, pazarlarda her yerde. Hatta MİT onları müselle hale de getirsin. MİT bünyesi içerisinde otomatik silah verilsin. Bir yerde gizli tutsun. Kendi dükkanında, çarşısında. Bir şey olduğundan hem müdahale edebilsin, hem haber verebilsin. Polisin de öyle aynı tarzda elemanları olabilir. Mesela büyük çarşılara gidiyorum. O büyük çarşılarda mesela esnaftan birçok kişi MİT elemanı olabilir. Ve helal olsun mesela MİT’te kadrolu eleman olsun. Mesela ne var ne yok bildirsin bir şey olmaz. Zor olan bir şey değil bu. Aynı şekilde hastanelerde de mesela müstahdem kadrosuna da MİT elemanı girebilir. Baksın iki tane müstahdem gelir üç tane. Her şeyi görür. Askerimize öyle bir haksızlık yapılıyor mu, oyun oynanıyor mu bunları tespit edebilir. Tabii ben MİT’in çalışma prensibini bilmiyorum. Nasıl çalışıyor? Kapasitesi nedir? İmkanları nedir? Ama bence o müessese çok iyi geliştirilebilir. Cemaatlere şeffaflık tavsiye ediyorlar. Kardeşim devlet zaten onu istese de istemese de şeffaf hale getirmesi lazım. Bir Süleymanlı cemaatine girmek MİT için zor olamaz ki yani. Gelir konuşursun “Bu vatan millet meselesi” dersin. “Biz seni saygıyla sevgiyle değerlendiriyoruz. Vatanına milletine faydalı ol. Mesela sen bu cemaate ihanet et demiyoruz. Kötülük yap demiyoruz. Ama bir oyun oynandığında devlete, millete, hükümete zarar verecek bir şey gördüğünde Allah rızası için ibadet olarak yardımcı ol.” Kuran ayetleriyle anlatabilirler Kuran ayetiyle. Çünkü fitne katilden beter. Adam devleti yıkmaya kalkıyorsa fitne. Fitne yani bildiğin fitne. “Katilden beter” diyor Cenab-ı Allah. Cezası çok ağırdır. Kuran ayetiyle göster mesela “Fitne katilden beter.” Devleti yıkmaya çalışırsa bu topluluğun içinde bir grup yapılanma bunu bize bildir dersin. “Çünkü devlet yıkılırsa hepimiz yıkılırız” dersin. “Sen de yıkılırsın. Onu yapan da yıkılır. Hepsi yıkılır altında kalır. Onun için bizlere yardımcı ol” denebilir. İbadet olarak yapacak zaten. MİT’e giren adam hainlik yapmak için girmez. İbadet için girer. MİT elemanı olmak ibadettir. Allah rızası için yapılır o. Yoksa MİT elemanı para için yapılacak, keyif için yapılacak bir şey mi? Tehlikeli bir iş bu aynı zamanda. O yüzden ibadet olarak tarif edilirse, ayetlerle de desteklenir gösterilirse severek binlerce genç hizmet eder. Sokakta mesela adam kokoreççidir. Dürüst iyi bir insandır yıllardan beri. Çok iyi bir eleman olabilir. Değil mi?

Mesela bu Charlie Hebdo Dergisi var. Bir kapağında diyor ki; “Hristiyanlar suda yürür” bir Hristiyan resmi yapmışlar sakallı, suda yürüyor, “Müslümanlar da böyle batar” diyor o ufak, minik suyun içine batmış başının üstüne. Bak, mantığı görüyor musun? Halbuki Hristiyan’dan da hiç hoşlanmayan tipler bunlar, hiç yani hoşlanmazlar. Müslüman’dan da hoşlanmazlar. Ama burada bir oyun oynanıyor. Bunu yapanlar kim? İngiliz derin devletinin desteklediği adamlar. Yani nasıl acımasız, merhametsiz ve şefkatsiz oldukları da oradan anlaşılıyor.

Hamdi Tanrıkulu, “Keza mesela Adnan Hoca’nın İsrail ve dekolteyi kutsayan İslam’ına ısrarla suskunlar. Ama Atatürk dendi mi titremeye başlıyorlar.” Ne demek istiyor? Yani hoşlanmıyorlar mı demek istiyor Atatürk’ten?

TARKAN YAVAŞ: Evet, Allahualem.

ADNAN OKTAR: Kardeşim bir kere Atatürk, İslam aleminin en değerli hocasıdır, alimidir ben söyleyeyim. İslam’ı en güzel ilk yaşayan insanlardandır. Hz. Ali (ra) gibi. Hz. Ali (ra) gibi şakacı, konuşkan, temiz, kaliteli. “Sadece Kuran” diyen insandır Atatürk. Sadece Kuran. Yiğit, kabadayı bir delikanlıdır. Yiğittir kimseden de korkmaz. Bir tek Allah’tan korkar. Böyle bir yiğide adamın sevgi gözüyle bakmamasının nedeni zamanında deccal gibi tanıttılar. Düşünmediler ki o asıl deccalleri durdurdu. Deccal Mehdi (as) dengesi böyle karışık oluyor bazen. Mesela deccal bilinen adam, insan Mehdi (as) oluyor. Mehdi (as) bilinen adam da deccal olabiliyor. Böyle ince bir denge kurulmuş Allah’ın hikmeti. Atatürk’ü deccal gibi gösterdiler ama aslında o bir Mehdi’dir. Yani bir nevi Mehdi’dir Atatürk. Çünkü deccalleri etkisiz hale getirmiş. Şirk dinini ortadan kaldırıyor. Uydurma ve hurafeleri ortadan kaldırıyor. Bunun için canını ortaya koyuyor. Bu nedir? Mehdiyettir. Şu an Türkiye’de dekolte serbestse Atatürk’ün sayesinde. Müzik serbestse Atatürk’ün sayesinde. Heykel, resim, özgür konuşmak hepsi Atatürk’ün sayesindedir. Atatürk’ün bu millete hizmeti çok çok büyük. Şu an burası İngiliz mandasındaydı İstanbul gitmişti. Biz burada toplantı falan yapmamız diye bir konu olmazdı. Konu tamamen bitmişti. İngiliz homoseksüelleri burada fink atardı. Ateistler, İngiliz ateistleri falan. Buralar da bizlere ait hiç olmazdı. Böyle bir şey olmazdı yani mahvolurduk.  Rahmetli Atatürk’ün vesilesiyle bu imkanlara kavuştuk. Adam titriyorsa pislik yapıyordur. Atatürk’ün adını duyduğunda titrer. Pislik yapmazsa titremez.

İsrail; İsrail’le hükümet dost. Bizim dost olmamızı niye anormal karşılıyorsun, şaşırıyorsun? İsrail’le askeri anlaşmalarımız var. Askeri yönde güveniyoruz. Uçaklarımızı, tanklarımızı tamir ediyor adamlar. Mesela o kadar güven var. Ticari anlaşmalarımız var. En yüksek ticari işlemler İsrail’le bizim aramızda oluyor. Diplomatik düzeyde çok dostane ve yakın ilişkileri var hükümetin. İsrailli Musevilerle Tayyip Hocam gitti Amerika’da sohbet etti, konuştu. Hükümet bayağı yakın İsrail’e. Peki hükümetin desteklediği, savunduğu, doğru gördüğü bir şey bana gelince neden yanlış oluyor? Değil mi? Onda bir gariplik var. Osmanlı ta İspanya’dan alıp buraya getiriyor onları ağırlıyor. Osmanlı’ya şaşmıyorsun. Ben alıp getirsem İspanya’dan herhalde baygınlık geçirirsin. Değil mi? Gemilere doldurup getirsem cinnet geçirir. Ama bak Osmanlı yapıyor gayet normal karşılıyorsun. Demek ki yanlış eğitimle, yanlış yönlendirmeyle yanlış bir felsefe mantık geliştirmişsin. İsrail’i Türkiye desteklemekle mükellef. İsrail de Türkiye’yi desteklemekle mükellef. Bölgede başka türlü yaşayamazlar. Bölünürsek batarız. İsrail de olacak. Türkiye de olacak. Suriye de olacak. Irak da olacak.

Fikret bir şey anlatmak istiyor musun?

KARTAL GÖKTAN: Evet, Adnan Bey. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, İngiltere Dışişleri Bakanı Boris Johnson’ı kabul etti. Erdoğan, Johnson’a Manchester Belediye Başkanı Robert Neil'in Sultan Abdülaziz Mektubunun replikasını hediye etti.

ADNAN OKTAR: Hah olmuş. Sultan Abdülaziz’in. Bak şimdi Tayyip Hocam’a bir alkış. Tayyip Hocam, önderini sevdiğini bize göstermiş oldu. Tayyip Hocam’ın önderi Abdülhamit değildir. Hanlar hanı, sultanlar sultanı veli şehit sultan Abdülaziz Hazretleridir. Muhterem olan mübarek olan insan budur. Darwinizm’e karşı, şaraba karşı, sigaraya karşı. Tayyip Hocam’a bakıyoruz. O da şaraba karşı, sigaraya karşı. Abdülaziz bölünmeye karşı, toprak vermez. Tayyip Hocam ne yapıyor? Bölünmeye karşı, toprak vermez. Abdülhamit’i örnek almaz Tayyip Hocam. Abdülaziz’i örnek alır. Çok güzel yapmış. Bu jestinden dolayı ona teşekkür ediyorum.  Bu çok muhteşem bir şey olmuş. Çok çok muhteşem bak. Abdülaziz’e olan sevgisi, saygısı muhteşem bir jestle dünyaya gösterilmiş. Abdülaziz’in ismini unutmaya çalışıyorlardı. Allah razı olsun çok doğru yapmış Tayyip Hocam. Müslüman evladı böyle olur. Abdülaziz’le ilgili resimler ve mehter varsa izleyelim, görelim.

VTR: Hanlar Hanı Cennet Mekan Abdülaziz Han

ADNAN OKTAR: Hanlar Hanı Abdülaziz Han için şehadetinin her yıl dönümünde mevlit okutalım. Kuran hatim ettirelim. Birde Abdülaziz Han’la ilgili konferans, büyük bir konferans yapalım. O devirdeki resimlerini, fotoğraflarını bir sergi yapalım. Gömleğinin, kıyafetlerinin, Valide Sultan’ın resimlerinden oluşan büyük panolar hazırlayalım. Çok kapsamlı güzel bir konferans yapalım. Şehidimizin şanını bütün dünyaya yayalım. İsmini unutturmaya kalkmışlardı, şehidimizin gönlü müsterih olsun. Evlatları gereğini yapacaklar. Bizler onun yolundayız. Onun ayağının tozuyuz biz. Ona yapılan kahpeliğin, alçaklığın hesabını soracağız. Onu en güzel makamda görüyoruz biz. Veli olan odur. Hanlar hanı olan odur. Soylu ve asil Abdülaziz Hanı en güzel şekilde dünyaya tanıtacağız. 2016’yı Abdülaziz Han yılı olarak ilan edelim, değerlendirelim. Her yerde gündemde tutalım. Onun dürüstlüğünü, güzel ahlakını her yerde anlatalım. Kahve bile içmiyor, değil sigara o kadar titiz. Karış toprak vermedi. Darwinizm’e şiddetle karşı. Darwinizm’i savunan kim varsa hepsini görevden almış.

BÜLENT SEZGİN: Donanmayı güçlendiriyor.

ADNAN OKTAR: Donanma zaten muazzam güçlü o devirde. Dünyanın ikinci büyük donanması. Dünyanın en büyük ordularından biri o zamanlar Osmanlı ordusu. En önde gelen ordularından birisi, cihanı titretiyor. Her yönden güzel ahlaklı. Uzun uzun bunu anlatalım. Bir de Abdülaziz Han’la ilgili bir kitap yazayım ben. Bana geniş belge getirin. Araştırmalar yapın kütüphanelerden. Belgeleri bana getirin ben yorumlayayım. Abdülaziz Han’la ilgili etkileyici bir çalışma olduğunu ben görmedim. Onu en güzel yönleriyle anlatan kapsamlı bir kitap olsun bu. Onu da her yere dağıtalım. Hem İngilizce’sini de yapalım. İngilizce, Fransızca tercümelerini de yapalım. Yurtdışına da göndeririz. O güzel insanı Cenab-ı Allah cennetiyle ödüllendirsin. Allah böyle güzel insanları örnek almayı hepimize nasip etsin.

Aslında boza mevsimi. Boza içmemiz lazım bizim. Gece yarısı basa basa “boza boza” diye bağırırlardı gece üçte falan. Enerjiye bak adamlardaki. Lapa lapa kar yağıyor. Yol yürünecek gibi değil. Hayret, çok şaşırmıştım Ankara’dayken. İn cin top oynuyor caddede kimse yok var gücüyle bağırıyor.

Sultan Abdülaziz’in kendisine alıştırdığı bir erkek aslanı varmış, bazen devlet adamlarını kabul ederken yanına geliyormuş aslanı. Adamların yüreği ağızına geliyordur Allahualem. Salına salına koskoca aslan. Annesi de Sultan Abdülaziz’e “Aslanım” diye hitap ediyormuş. Hakikaten tam aslan.

Bu Boris Johnson var gelen İngiliz Dışişleri Bakanı. Tayyip Hocam’a hakaret yarışması düzenlenmişti, bu yarışmada bu birinci oldu. Yarışmaya katıldı bir o hakaret ediyor, bir o hakaret ediyor en iyi kim hakaret ediyor diye orada bu yarışmada birinci oldu öyle bir tip yani. Ama Tayyip Hocam tabii nezaketli insan saygılı insan anlamazdan geldi üstünde durmadı, Osmanlı terbiyesi almış nezaketli. Bir başkası olsa yeri, göğü birbirine kadar. Bir de diyorlar despot yok diktatör. Diktatör böyle mi olur? Bayağı sevecen davranıyor, saygılı davranıyor.

Rahmetli Bergen’den size parça dinleteceğim. Rahmetli hakikaten çok ıstırap çekti çocukcağız. Bu Halis Serbest diye bir adam vardı o zamanlar bu çocuğa namus dersi veriyor, işte ‘sahneye çıkmayacaksın, şarkı söylemeyeceksin’ diye. Sana ne, ne yaparsa yapar. Yüzüne kezzap attı çocuğun yaktı yüzünü bu yine tabii inadına devam etti sözünü dinlemedi. Ondan sonra bu sefer gitti çocuğu vurdu. Ondan sonra gitmiş ona koskocaman bir mezarlık yaptırmış türbe gibi. Ya kardeşim sen nasıl bir adamsın? Bir kere kezzap atıyorsun yüzüne çok müthiş bir harama girdin. Çektin vurdun bu ebedi cehennemdir karşılığı yani Allah’ın verdiği bir canı alıyorsun. Bir de suçu yok günahı yok. Sana ne? Sahneye çıkıyor diye, kılığına kıyafetine karışıyor. Genç kız nasıl giyinirse giyinir ne yapıyorsa yapar. İşe bu mantık halen devam ediyor.

Fikret dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: On iki milletvekilinin dersane ve MİT krizi sonrası Fethullah Gülen’i ziyaret ettiği bir fotoğraf basına yansıdı. Ziyarete giden isimlerden bazıları 2015’te yapılan iki seçimde liste dışı kalan vekiller ancak dördü halen AK Parti’de milletvekili. Sözcü Gazetesi’nin manşetten yayınladığı fotoğrafı gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Kim onlar?

BEYZA BAYRAKTAR: AK Partili vekiller.

ADNAN OKTAR: Yani ama kim? Bir bir göster. Buradaki fotoğraftan değil de normal fotoğraftan.

KARTAL GÖKTAN: Onu hazırlayalım.

ADNAN OKTAR: Mesela Samanyolu TV’de Tayyip Hoca başbakanken Gülen grubunun yardım kampanyasına katılıyor televizyondan ve halkı da teşvik ediyor kendi de teşvik içerisinde. Peki bunlar nedir diye düşünecek olursak; iyi niyetli hareketler. Ne bilsin o ne yapacaklarını? Sonra farkına vardı ama çok geç oldu tabii.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yeni Akit yazarı Sabri Balaman, tarihteki tüm kirli olayların altında İngiliz derin devletinin olduğuna dair bir yazı yazdı. Osmanlı’nın parçalanmasında, güneydeki tüm cephelerde yenilmiş olmasında İngiliz derin siyasetinin etkili olduğunu, Filistin, Ürdün, Irak, Suriye gibi bütün devletlerin çöküşünün, yıkılışının altında yine İngiliz aklı ve siyasetinin yattığını ve bu gerçekleri görmenin çok önemli olduğunu söyledi. “Amerika, İngiltere’nin gölgesidir. Onu eleştirenlerden kaçmak için kullandığı maşadır. İngiltere sopası hep Amerika’nın üzerindedir” dedi. Fethullah Gülen de İngiltere’nin kontrolündedir. Bu darbe onun gibi birinin aklıyla olacak bir şey değil. Nerede kirli bir iş varsa bilin ki altında İngiliz anahtarı yatar. Alçaklığın ve acımasızlığın kapısı İngiliz anahtarıyla açılır” dedi.

ADNAN OKTAR: Bir alkış bizim aslanımıza. Helal olsun delikanlılığına, kabadayılığına, cesaretine. Saygı duyuyorum. İnşaAllah diğer yazarlar, aydınlar da senin gibi cesur, delikanlı olurlar. Korkmadan bu deccaliyet sistemini bu şekilde deşifre ederler. Bak, her gün bir aydınımız; cumhuriyet tarihinde ilk defa oluyor bu. Abdülhamit devrinden beri böyle İngiliz derin devletine yönelik tek kelime edilmemiştir Osmanlı’da. Hiç, tarihte yok yani tek kelime. Ancak özel sohbetlerde, kapalı salonlarda konuşulmuştur. Böyle açık aleni İngiliz derin devletini yerden yere vuran açıklama olmamıştır. Bu çığ gibi büyüyecek. Diğer yazarları da bu önemli çalışmaya davet ediyorum. Hızlansınlar. Hepsi bir şeyler söylesin.

Bakın, Suriye’de adamlar sırf eğlenmek için, İngiliz derin devleti sırf eğlenmek için adam öldürüyorlar, şehit ediyorlar Müslümanları sırf eğlenmek için. Askeri amacı falan hiçbir şekilde yok. Keyfine. Ve homoseksüel pilotlar, ateist böyle dinsiz, satanist manyak tipler böyle, birbirleriyle ilişkiye giren manyaklar keyfine orada aslanlarımızı, müminleri şehit ediyorlar. Halk ya, Suriyeli halk. Halk cehenneme düşmüş gibi yani ne yapacağını şaşırmış vaziyetteler. Evinde vuruyor, sokakta vuruyor, hastanede vuruyor, camide vuruyor her yerde vuruyorlar. “Bırakın gelelim” diyorlar ona da müsaade etmiyorlar. “Gelme” orada da vuruyorlar. “Bırakın oturalım” diyor orada da vuruyor. İngiliz derin devletinin manyaklığı, işte deccal manyak bir yapı. Yani şeytanın ilhamıyla hareket ettikleri için, şeytanın vahyiyle hareket ettikleri için her hareketleri delice. Bütün dünyanın bu pisliğe isyan etmesi gerekiyor, bütün devletlerin. Pakistan yakayı kaptırmış vaziyette, Hindistan, Ürdün hepsi yakayı kaptırmış vaziyette. Yani yakayı kaptırmayan ülke yok gibi bir şey. Mısır da yakayı kaptırmış vaziyette. Rusya bir tek bir kabadayılık yaptı; helal olsun, açıkladı ki çok önemli Rusya. Türki devletleri de davet etmek lazım bu melaneti protestoya. Bütün dünya ayaklanırsa -tabii demokratik bir ayaklanma kanuna hukuka uygun- bu alçaklar hemen susarlar. Yani bütün eylemlerini durdururlar. Bu hamiyeti İslamiye’nin feveran etmesi gerekiyor. Bu olduğunda konu bitecek. Yoksa bu çakallar bakın Türkiye’yi de parçalama konusunda kararlılar, Irak’ı, Suriye’yi zaten parçaladıklarını kabul ediyorlar, az bir şey kaldığına inanıyorlar. Sonra da Rusya’yı parçalamayı düşünüyorlar. Yani bütün Asya’yı mahvedecek bunlar. Manyak bunlar. İngiliz derin devletinin bir avuç psikopatı; toplam onlar da üç yüz kişi falan. Bakın deccalın merkezi kuvveti üç yüz kişi falan. Bunların bir Üç Yüzler Meclisi var, -bütün dünyayı- bunların hepsi birbirine Allah diyor. Lord diyorlar birbirlerine. Mahvediyorlar bütün dünyayı. Geçen günler yardım tırlarını vurdular. Yardım tırı; sırf keyfine vuruyorlar.

Sabri Balaman, geçenlerde böyle garip bir tipi çıkarıp benim aleyhime konuşturmuştu, demin alkışladığımız. Ben onu canlı yayında uyarınca hemen özür diledi, canlı yayında özür diledi. Özür dileyince tabii bizim bir sözümüz olmaz. Özür efendiliktir. Özrünü kabul ettim. Neden yaptığını bilmiyorum. Allah’ın hikmeti. Herhalde bir boşluk anına geldi, gaflete geldi. Çünkü çıkarttığı adam çok garip bir tip. Yani öyle bir insanı çıkarıp aleyhimize konuşturmaya kalkmak. İnsanlar gülüyor zaten adamın konuştuklarına, garip garip şeyler söylüyor. “Adnan Hoca’nın talebeleri onu bırakması lazım, benim peşimden gelmeleri gerekir” diyor. Kabus gibi.

Mesela Halep’te IŞİD elemanı yok. Terörist de yok. Halep’te Müslüman Sünni halk var, kimse yok başka. Böyle çarşaflı hanımlar, çocuklar, yaşlılar falan var. Halep’i yerle bir ettiler. Sel gibi kan akıtıyorlar, hiçbir sebebi yok. Sırf keyfine, sırf psikopatlık olsun.

Kadınları sevmek ne kadar güzel oluyor. Çok büyük bir nimet. Allah onları sevmek için yaratmış, sevilmek için. Kadınlar artı kediler. Çok şeker varlıklar kediler. Hep gözüm onlarda kalıyor sokakta. Caddelerin kenarlarında, sıcak yerlerinde, güneş vuran yerlere seriliyorlar böyle yalanıyor falan. Süper lakayt kimseyle ilgilenmiyorlar. Hepsi de gürbüz. İstanbul’da da ne kadar çok kedi var Allah’a şükür. Köpek de çok. Yol boyunca o kenar köşe her yerde köpekler var. Ama köpek sözü hayvana biraz hakaret gibi oluyor. Köpek kelimesi çok ezilen bir kelime. İt de, köpek de, halbuki çok tatlı hayvanlar. Onlara güzel bir isim bulmak lazım. Mesela kedi güzel. Kediyi kimse hakarette kullanmıyor. Övme de kullanılıyor kedi. Mesela köpeğe kuçu kuçu denebilir, bobi de iyi. Bulunabilir yine başka isimler. İt, köpek falan çok acayip. Zaten çok tatlı hayvanlar onlara öyle isim vermenin bir alemi yok.

Kızlar bazen kıskanç oluyor mesela aralarında güzel bir şeyi çirkin gibi gösteriyorlar. Mesela baseni geniş oluyor, onu aleyhinde görüyor. Kadında zaten öyle olur, çok güzel. Belinin inceliğini eleştiriyor; insaf artık yani. Kızlar öyle şeylere hiç inanmasınlar. Kilolarıyla ilgili sözlere de inanmasınlar. Mesela balık eti bayağı güzel. Ama çocukların arasında sigara biraz yaygın. Çünkü sigara içene içme demek çok ağır geliyor onlara. Yani çok sarsıcı bir kelime, çünkü herkesten duydukları için onları kızdırıyor bu kelime. Ama çok seviyorsa sevdiğinin hatırına sigarayı bırakabiliyorlar. Yoksa çok şiddetli bağlı oluyorlar.  Nasıl yaptılar bunu anlamadım. Abdülhamit devrinde başlamış sigara işi. Hiç yaklaşılmaması gerekiyordu. Genç kızlar falan hep öksürüyor, nefes darlığı var. Hiç gerek yok; sigara hiçbir insana tavsiye etmem ve içki de öyle süper tehlikeli bir şey. Hemen tansiyonu fırlatır. Sigara da öyle hem tansiyonu fırlatır, hem bitkinlik, kansızlık yapar. Uyku hissi verir, bitaplık verir; hiç gerek yok.

RedHack, Enerji Bakanı Berat Albayrak’a ait olduğu öne sürülen e-postada yayınlamayı sürdürüyormuş. En son yayınlanan e-postaya göre Doğan Medya nasıl hareket edeceğine dair Albayrak’ı sürekli bilgilendiriyormuş. Hayır tavsiyede bulunabilir, fikir verebilir de talimat tarzında bir şey yapmaz ama fikir olabilir. Çeşitli insanlar, çeşitli gruplar görüş beyan edebilirler.

Öcalan 2009 yılında diyor ki; “İngilizlerin Ortadoğu’yu denetim altına almak için yaptığı planların sonucunu iyi görmek gerekir. Bu plana daha sonradan Amerika Birleşik Devletleri de dahil olmuştur esas planlayıcı İngilizlerdir.” Sonradan dahil olma diye bir şey yok. Adamlar zaten emrinde nasıl sonradan dahil olsun? Olur mu öyle şey düğüne mi gidiyorlar sonra onlar ekibe katılsın. Koskoca Amerika’yı adam kurduysa, yönetiyorsa başından beri zaten emrinde demektir.

İkinci Abdülhamit devrinde bilim çok sığdı, bilim gelişmemişti onun için Darwinist materyalistler bayağı hareketliydiler. Kendinden çok emin bir halleri vardı. O devrin tahribatından Osmanlı alimleri, Osmanlı paşaları çok olumsuz etkilendiler.

Cibali Tütün Fabrikası 1884 yılında ikinci Abdülhamit tarafından yaptırılıyor bizzat. Bolca tütün işleniyor Abdülhamit kendisi bizzat sarıyor o devirde. Hatta sigara sarıcılar var sarayda dizilip atamlar kağıdı alıp arasına ince ince tütünü diziyor. Bazıları tabii tütünün arasına başka otlar da karıştırıyorlar nane limon artık ne bulursa.  İşin vahim taraflarından birisi de o. Sade sigaradan ziyade sigaraların içerisine ot da karıştırıyorlardı. Osmanlı’yı adeta böyle tütsülediler, afyonladılar öyle. Tütün fabrikası tonlar hesabıyla tütün üretiyor ve tonlar hesabıyla satılıyor. Tütünü kiloyla satıyorlar adam aldığında kiloyla alıyor tütünü. Evine götürüyor kilo hesabıyla o ince kağıtları da ayrıca satılıyor onun. Onu ya nargile tarzında içiyorlar veyahut ağızlıkta içiyor ona uygun çeşitli araçlar o tarzda içebilecekleri. Ama en ziyade kağıtla sararak.

Sevgi çok hayati, etle kemikle olacak bir şey değil bu. Et kemik tabii güzel bir şey Cenab-ı Allah onu çok süslü sanatlı yaratmış çünkü Allah “en güzel surette yarattım” diyor ama içinde ruh olmazsa, gelişmiş kaliteli bir ruh olmazsa o beden işe yaramaz.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Biraz önce resimde gösterdiğimiz Fethullah Gülen ile görüşen eski ve yeni AKP’li milletvekilleri vardı. Tek tek gösterebiliriz. Adem Tatlı, Atıf Demirkıran, Ahmet Öksüzkaya, Bayram Özçelik.

KARTAL GÖKTAN: Bayram Özçelik şu anda da milletvekili.

BÜLENT SEZGİN: Dilek Yüksel, Fatoş Gürkan, İlknur İncesöz.

KARTAL GÖKTAN: O da şu an milletvekili.

BÜLENT SEZGİN: İsmail Tamer.

KARTAL GÖKTAN: Aktif milletvekili.

BÜLENT SEZGİN: Mustafa Hamarat, Osman Ören, Safiye Seymenoğlu, Vedat Demiröz.

KARTAL GÖKTAN: Vedat Demiröz de şu an milletvekilliği görevinde.

ADNAN OKTAR: O kadar propaganda olursa zaten Fethullah Gülen’in en büyük parti olarak iktidara gelmemesi hayret verici. Görülmemiş bir propaganda. Bak bütün cumhurbaşkanları, başbakanlar, milletvekilleri, bakanlar koro halinde toptan bu insanların propagandasını yapıyor yurt içinde ve yurt dışında. Hangi grup olsa ezici şekilde iktidara gelir. Hayret yine böyle küçük kalmaları çok şaşırtıcı. Adam gider tabii bu kadar propaganda yaparsa. Gitmemesi hayret verici olur zaten. O propagandaya göre gitmemesi hayret verici olur.

Abdülhamit devrine ait Darwinist eserlerden başka göstereceğin örnekler var mı?

KARTAL GÖKTAN: Evet var. Ulumu İktisadiyeyi ve İctimaiyye Mecmuası. Evrimcilik ya da o günkü deyişiyle tekâmül derginin temel ilkesiydi.

ADNAN OKTAR Darwinist materyalist Allah’ı inkar eden bir dergi. Abdülhamit devrinde çıkıyor. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Beşir Fuat’ı gösterebiliriz ilk Türk materyalist olarak biliniyor. 1883- 87 yılları arasında tam on dört kitap ve iki yüzden fazla makale yazdı.

ADNAN OKTAR Ne kitabı yazıyor?

KARTAL GÖKTAN: Evrimci yazılar.

ADNAN OKTAR: Materyalist yazılar, Allah’ı inkar eden kitaplar. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Baha Tevfik Ernst Haeckel’dan tercüme ettiği “Kainatın Muammaları” adlı makalede kainatın sürekli bir tekamülden başka bir şey olmadığını gösteren, tekamül kanununun çok eski zamanlardan beri bilinmekte olduğunu söylüyor. Yine Baha Tevfik Tecellütü İlmi ve Edebi Kütüphanesi’ni kurmuş. Bu kütüphanede de yayınlanan makalelerde yine evrimci eserler var. Bedi Nuri yine Abdülhamit döneminde faal olan mülkiye mezunu bir kimse. Oda Ulumu İktisadiyye ve İctimaiyye Dergisi’nde farklı makaleler yayınlamış. Bu makalelerinde evrimcilik propagandası yapmıştır. Asaf Nifi yine Ulumu İktisadiyye ve İctimaiyye Dergisi’nde makaleleri yayınlanmış bir kimse. “Mücadelei hayat ve tekamülü camiyat” başlığını taşıyor makalesi. O da evrimciliğe meylini bu makalede gösteriyor. Darwinizm’i benimsemiş olduğu anlaşılıyor ve topluma uygulanışını tartışmış makalelerinde. Suphi Ethem yine o dönemden bir yazar. Darwin’in görüşlerini aynen benimsemiş. Tıpkı Darwin gibi doğal ayıklanmayı türlerin değişmelerinde başlıca sebep olarak görmüş. Yine bitkilerin en gelişmiş organizmalara kadar sadece kuvvetli olanların daima kazandıklarını vurgulamış makalelerinde. Bu şekilde o da evrimci yazılarıyla tanınan bir kimse Abdülhamit döneminde.  

ADNAN OKTAR Bu Beşir Fuat bir daha göstersene. Bunun Abdülhamit döneminde yazılarında tanıttığı ateist yazarlar var ve onların eserleri var. Kimlerin kitaplarını tanıtmış ve hangi ateist yazarları insanlara topluma empoze etmeye gayret etmiş? İsimlerini say.

KARTAL GÖKTAN: Osmanlı aydınlarından Emir Zola, Alphonse Daudet, Charles Dickens, Flobert, August Comte, Carl George Müller, Herbert Spencer, Didero, Claude Bannert gibi batılı düşünür ve yazarların kitaplarını ve yazılarını tanıtmış.  

ADNAN OKTAR: Abdülhamit döneminde.

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Sigara bir yandan tütün bir yandan şarap bir yandan kerhaneler bir yandan topraklar bir yandan veriliyor. O durumda maneviyat ruh kalır mı? İngiliz devleti parmağına takıp oynatmış birçok insanı. Ve istedikleri gibi yönlendirmişler. Osmanlı’ya muazzam hakimiyeti olmuş İngiliz derin devletinin, muazzam. Ne dediyse aşağı yukarı yaptırmışlar ve yapmışlar. Bu vakte kadar geldi işte Tayyip Hoca’da tıkandılar. Şu an sıkıntıları o, aşamıyorlar. Bak kaç defa darbe yaptılar, alenen darbe. O arabanın içinde bırakmışlardı bir o da çok karanlık bir olay öyle geçiştirdiler. Onun çok iyi aydınlatılması lazım. Aslında o alenen bir suikast de olabilir.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: A Haber’den Ergün Diler, İngiliz derin devletinin dünya üzerindeki rolü üzerine bir yazı yazdı. “Gülen hareketi İngiliz aklının ürünüdür. Örneğin Hillary de Amerikalı ama arkadaki güç İngiliz’dir.”

ADNAN OKTAR: Doğru.

BÜLENT SEZGİN: “Soros gibi yani Amerikan vatandaşı İngiliz. Gülen bu sahnenin dekorundaki ışık sadece. Adamlar buraya gelip Sykes-Picot’dan yarım kalan işi bitirmek istiyorlar. Tekrar aile aile aşiret aşiret bölmek derdinler. İngiliz aklı bu. Dünyayı yönetmek gibi arzuları var.”

ADNAN OKTAR: Helal olsun. Helal olsun delikanlımıza, cesaretine, samimiyetine çok saygı duyuyorum. Allah razı olsun. İngiliz derin devletini rezil etmede mühim bir atak, mühim bir çalışma bu tarz yazılarını diğer yazarlara da tavsiye etsin, teşvik etsin. Türkiye’de bu melanet her yerde duyulsun. İngiliz derin devleti bakın Abdülhamit devrinden beri hatta daha da eskilerden beri Osmanlı’yı parçalamak için müthiş bir azimle gayret etmiş. Ve muazzam yol almış. Son elimizde kalan küçük toprak parçalarını da paramparça etmek için şu an son hamlelerini yapıyor. Eğer bunu aydınlatmazsak gereken tedbiri almazsak bu alçaklar amacına ulaşabilir. Onun için bu tarz yazarlar, çizerler, düşünürler mutlaka ve mutlaka daha coşkulu ve kararlı olarak bu alçak sistemi deşifre etsinler. İngiliz derin devletinin bu pisliklerini ortaya döksünler. Bunların gücü o zaman sıfıra gider. Ülkeleri de teşvik edeceğiz. Rusya güzel bir çıkış yaptı ama yeterli değil. Bütün ülkeler bu alçaklara karşı manevi bir ayaklanma içinde olması lazım hukukla kanunla.

Abdülhamit devrine ait adamları bir daha oku. Bunların bir kısmı da Abdülhamit’ten hemen sonra devam eden yazarlar. Yani geçenlerde ballandıra ballandıra oturup anlatıyor. Kardeşim Abdülhamit başlatmış devamı gelmiş. Ama Abdülhamit döneminde zaten onlarca kitap basılmış çeşit çeşit Darwinizm’le ilgili. Abdülhamit bunlara da madalya vermiş. Onun devamı olarak yine bunların çizgisinde bu adamlar yine yayınlamaya devam etmişler bu tarz kitapları. Bir kısmı sonradan yayınlanmış. Abdülhamit’ten sonra ama başlatan o. Başlatan zaten esaslı şekilde başlatmış. Onun devrindeki kitapları zaten tanıttık. İşgüzarlık, uyanıklık yapmaya gerek yok. “Ben” diyor “buldum” diyor “bak” diyor “bunlar Abdülhamit’ten sonra” diyor iki tane kitap için. Söyledim zaten Abdülhamit’ten sonra dedim bunlar. Bilmişlik yapmaya gerek yok.

BEYZA BAYRAKTAR: Şu anda ders kitaplarında Darwinizm’in okutulmasının sebebi Abdülhamit demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Şu anda da tabii ki okutulmasının nedeni Abdülhamit’tir. Yani şu anki Milli Eğitim tedrisatını ortaya koyan Abdülhamit. Darwinizm cayır cayır okullarda okutuluyor adam nereden geldiğini bilmiyor. Abdülhamit’le başlamış bu. Biz onu vurgulamak için söylüyoruz. Adam yolda boncuk bulmuş gibi seviniyor. Ben söyledim zaten. Benim söylediğimi bana bir daha anlatmanın alemi ne?

Sultan Aziz Peygamberimiz (sav)’e aşık. Mektup yazmış Hz. Peygamber (sav)’e. Ümmet Mekke ve Medine’ye hadim hizmetçi olmak şerefine kavuştuğunu belirten Sultan Aziz, Peygamber Efendimiz (sav)’e bazı ifadeleri şu şekilde; “Ben ki Mahmuthanoğlu, günahkar, isyankar Abdülaziz’im. O hesap gününde ümmetinizi koruyup, gözettiğiniz o günde merhametinize sığınmayı arz etme cüretinde bulunuyorum efendim” diyor. Resulullah (sav)’e böyle mektup yazmış. Çok şeker maşaAllah. Diyor ki; “Bu günahkar ve mücrim halimle bu mektubu kaleme almaya cüret ettiğim için tekrar tekrar özür diliyorum sizden Efendim” diyor Peygamberimiz (sav)’e, maşaAllah.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İngilizler konusunda uyarılarıyla gündeme gelen emekli Albay Atilla Uğur, Fatih Altaylı’nın programında cemaatler hakkında şunları söyledi. “Madem “biz kurtuluş savaşındayız” diyoruz. O zaman Diyanet’in yaptığı toplantı çok önemli. Oraya katılan cemaatler “biz emperyalizme sonuna karşıyız ve biz Cumhuriyet değerlerine bağlıyız” diye bir bildiri yayınlasınlar. Atatürk’ün yanında da din adamları vardı. Böyle bir neticenin çıkması Türk milletini çok rahatlatacaktır” dedi.

ADNAN OKTAR: Ama buna gerek yok. Süleymancılar bayağı milliyetçi çok sağlam delikanlılardır, yani ben tanıyorum onları, herkes tanır. Yani binlerce şahidi var. Bir kere istikrara çok önem verir Süleymancılar. Müspet hareket yanlısıdır, devlete çok önem verir, devlete titizdirler. Meşru hükümeti daima desteklerler. İktidardan yana olurlar. Ve saygılı insanlar, yani onlar tehlike, anarşiye karşı çok titizdirler, kargaşadan hiç hoşlanmazlar. Mahmut Hoca cemaati de aynı o şekildedir, Nurcular yine aynı şekildedir. Menzil Cemaati de çok aklı başında adamlar, yani öyle dengesiz, kontrolsüz bir kimse yok. Ama nezaketen tabii ki liderlerinden bazı kişilerin kısa kısa demeçler vermesi faydalı olur ama herkes şahit. Tabii onlar da çok sessiz çıtları çıkmıyor. Halbuki söyledim, “Çıkın ortaya biraz konuşun” dedim. Akıl almaz çekingenler.

Bu doğru mu gitti mi bu adamlar aya hakikaten? Ya kardeşim, bayrak dalgalanıyor. Ben anlamıyorum, ayda nasıl oluyor bu iş? Rüzgar esiyor ya. Yani, diyorlar ki “Yağmur gibi oraya göktaşı yağıyor.” Tek bir tane göktaşı yok. Adamlar orada saatlerce duruyor tek bir tane kum kadar bile parça düşmüyor. Halbuki onlar diyor ki “Atmosfer yok sürekli yağmur gibi göktaşı düşüyor” diyorlar. Oraya acayip göktaşı düşmesi lazım. Ayrıca çok güçlü bir ışık var nereden geldiği belli olmayan. Film sahnesi gibi.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Albay Atilla Uğur, dış güçlerin Güneydoğu’da kalkışma çıkarabileceklerine dikkat çekerek şunları söyledi; “Oradaki halkın üzerine, çoluk çocuğun üzerine Gülen örgütü mensupları tarafından kurşun sıktıklarında oradaki halk ellerine geçen askerleri öldürmeye, dövmeye, karakolları basmaya kalkabilir. Yani bir ayaklanma çıkabilir ama bunlar olurken de batıda büyük eylemler düzenleyip karmaşa ortamı yaratmaya çalışabilirler.” dedi.

ADNAN OKTAR: Yok. Şimdi bir kere Kürt kardeşlerimiz çok aklı başındadır oyun falan anında onlar anlarlar. Öyle münasebetsizlik olmaz. Bizim askerimizin nasıl davranacağını ne yapacağını herkes bilir. Türk askeri çok merhametli, makul, aklı başında insanlardan oluşuyor. Öyle dengesiz bir hareket olmaz. Bir de askerin içerisinde öyle paralel yapıya mensup çeteler olursa zaten asker anında orada onların hakkını avucuna kor. Yani anında tepelerler kanunla hukukla. Öyle dangalaklık olmaz. Batıda da öyle çakallık yapmaya kalkan olursa bilmiyorum da yani normalde o anda onların yakalanması gerekir. Ama ilginçtir yakalanmıyor tabii. Ben her zaman şaşarım her zaman hayret ederim, nasıl olduğunu da merak ediyorum. Elinde insanın alet edevat varsa, silah varsa, imkan varsa, adam varsa adamlar nasıl elini kolunu sallayarak kaçar ben bunu anlayabilmiş değilim. Metafizik benim için.

Üç Yüzler Komitesi işte bu deccaliyetin oluştuğu Üç Yüzler Komitesi Mehdiyet’te de üç yüz kişidir. Deccalin ekibi de üç yüz kişi bakın, çok manidar. 1727’de İngiliz derin devleti tarafından kuruluyor bu Üç Yüzler Meclisi. 1727 bak, 1-7-2-7. 1727’de İngiliz derin devleti tarafından kuruluyor Üç Yüzler Meclisi. Bugün Chatham House gibi kurumlara yön veren asıl kurum bu. Yani Chatham House bunlara bağlı oluyor. İngiliz bir hasidik Musevi olan gazeteci Jakop Dohas dünyayı üç yüz insanın yönettiğini hatta bunların Wilson gibi Amerikan başkanlarını dahi seçtiklerini belirtiyor. Tabii yani her yerde başkanları onlar seçiyorlar. Alman devlet adamı Walther Rathenau şunları söylüyor; “Birbirini tanıyan sadece üç yüz adam Avrupa’yı idare etmektedir. Bu adamlar haleflerini kendi çevrelerinden seçerler.” Yani kendinden sonra kim gelecekse o kendisi seçiyor Üç Yüzler’den birisi. Benim yerime şu olsun diyor. “Bu adamların tasvip etmedikleri her devleti yok edecek araçları bulunmaktadır.” diyor. Mesela Türkiye’yi adam gözüne kestirdiyse rahatça ezecek güce sahip oluyor. Bu açıklamaları nedeniyle Jacop Dohas da Walther Rathenau da esrarengiz suikastlarla ikisi de öldürülmüş peş peşe, bu açıklamaları yaptıkları için. Üç Yüzler Meclisi hakkında bilgi verdikleri için ikisini de öldürmüşler. Bu da derin devlet gösterisi işte, İngiliz derin devletinin gösterisi. Çünkü basına yapmışlar bu açıklamayı hemen akabinde bunları öldürmüşler ikisini de.  

RedHack’e tabii tam güvenemeyiz ama diyorlarsa öyle bir şeyler varsa önemli değil yani anlattıkları şeyler mesele değil. Milletin iradesi çok önemlidir, kararlılığı çok önemlidir.

İngilizler İstanbul’u işgal edince Bediüzzaman acayip öfkeleniyor. O bizzat İstanbul’a gelip halkı İngiliz devletine karşı uyarmak için Hutuvat-ı Sitte adlı eserini hazırlıyor. Arapça ve Türkçe olarak çok sayıda bastırıyor. Görüyor musun gayretini, samimiyetini? Tüm İstanbul’a dağıtıyor Bediüzzaman. Başında sarık üstünde cübbe bak, şevke bak, tatlılığa bak. Deccaliyete karşı mücadele veriyor. Bu eserden sonra İngilizlere karşı Kuva-yi Milliye şuuru ilk defa gelişmeye başlıyor. Yani Kuva-yi Milliye hareketi başlıyor. İngiliz Başkumandanı Bediüzzaman’ı öldürtmek üzere emir veriyor. Said Nursi’nin resmi veriliyor, ismi veriliyor. Her yere dağıtılıyor İngiliz askerlerine. Gördüğünüz yerde vur emri çıkıyor. İngiliz askerleri tüm İstanbul’da Bediüzzaman’ı arıyorlar her yerde Galata’da orada burada sokak sokak o eşkalini arıyorlar. Ama Allah’ın rahmetiyle himayesiyle, koruduğu için Cenab-ı Allah bulamıyorlar. Halbuki tanınan bir tip. Sarığı, cübbesi de var. Çok iyi gizleniyor, geceleri çıkıyor bulamıyorlar. Ve cayır cayır Hutuvat-ı Sitte’yi dağıttırıyor. Görüyor musun yaşlı haliyle, fakir de. Hem Arapça hem Türkçe bizzat hazırlıyor. İngiliz derin devletine karşı halkı uyarıyor. Mehdilik görevini yapmış oluyor o devirde. Bediüzzaman diyor ki o devirde; “İngiliz siyasetinin hassa-i mümeyyizesi” ayırıcı özelliği “fitnekarlık, ihtilaftan istifade” insanların birbirlerine muhalif olmasından istifade.” İngiliz derin devletiyle ilgili sözü şöyle; “İngiliz siyasetinin hassa-i mümeyyizesi” ayırıcı özelliği fitnekarlık” fitnecilik, “ihtilaftan istifade” insanların birbirlerine düşmesinden istifade “menfaat yolunda her alçaklığı irtikap” yani organize etmek, “yalancılık” tam münafık alametleri. “Tahripkarlık” tahrip edicilik yani maddi manevi tahrip. “Hariçte menfiliktir.” Hariçte menfi propaganda “fenalık ve kötü ahlak siyasetine vasıta olduğu için her yerde kötü ahlakı himaye ederek tesci eder” diyor İngilizler, yani İngiliz derin devleti. Her türlü ahlaksızlığın pisliğin içindedirler diyor. İşte bundan sonra Abdülhamit tımarhaneye kapattırıyor Bediüzzaman’ı yani bu konuşmalarından sonra. Bu akıl hastası diye akıl hastanesine kapattırıyor. Önce hapishaneye ondan sonra akıl hastanesine. Sonra çıkınca da Bediüzzaman Hutuvat-ı Sitte’yi bastırıp her yere dağıtıyor. İngiliz derin devleti İstanbul’u işgal ettiğinde kendilerine yancı sözde din adamları da buluyor. Bak sahtekar din adamları o zaman da var. Her devirde var görüyor musunuz? 1920’de İngilizlerle işbirliği yapan bazı alimler İngiliz işgalinin hak olduğu Kuvayi Milliye’nin İslam’a uygun olmadığını belirten bir fetva yayınlıyorlar. İlk karşı çıkan Bediüzzaman oluyor ve şöyle diyor. “İşgal altındaki bir memlekette İngilizlerin emri ve tazyiki altında bulunan bir idarenin, meşihatın fetvası mualleldir. Mesmu güvenilir olamaz. Düşman istilasına karşı harekete geçenler asi değildir. Fetva geri alınmalıdır” diyor Bediüzzaman. Ve fetvaya karşılık karşı fetva veriyor Bediüzzaman. Ve o fetvayı bozuyor. Çünkü hepsinden daha büyük alim.

Sultan Abdülaziz 1867’de çıktığı Avrupa siyaseti sırasında 59 kişilik mahiyeti içerisinde Arnavutoğlu Ali ve Kara İbo adı altında pehlivanlar almış. Bunlar iki metrelik falan pehlivanlar. Yüz kırk, yüz atmış kilo falan. Yani çok iri yarılar. Paris ve Londra’da müthiş dikkat çekmişler. Çam yarması gibiler böyle. Kendi de zaten çok iri.  

“Adnan Hocam ben de bir aşiret mensubu olarak böyle bir iftirayı kınıyorum. Aşiretler vatanına, milletine sadık insanlardır.” İbrahim Yamanoğlu. Tabii ki ya. Ne kadar büyük hakaret. Para aldılar diye vatana karşı ayaklanacaklar. Devlete karşı ayaklanacaklar para karşılığında. Yani “Vatanını satacak” diyor. Bu nasıl bir hakaret ya? Bunu söyleyenler derhal özür dilemesi lazım. Aşiret mensupları çok asil, delikanlı ve yiğittirler. Vatanı için canını verir. Allah için canını verir. Namusu için canını verir. Çok çirkin bu konuşmaları.

Ortadoğu’yu İngiltere tek tek, tek tek, tek tek Osmanlı’nın elinden aldı. Ve küçük küçük lokmalara böldü. Acayip ezdi bütün Ortadoğu’yu ve halen de eziyor. Bunların bütün belgeleri elimizde mevcut. Binlerce belge hepsi net. Bütün bunlara rağmen daha hala İngiliz derin devletine bilmeden hizmet etmek çok büyük bir gaflet olur, hata olur.

Hüseyin Çelik, Bülent Ecevit, Malezya Kralı Sultan Selahattin, Burma, Tayland, Nijerya, Kana, Uganda, Bangladeş gibi onlarca ülkelerin siyasetçileri hep bu okuldan mezun. İsrail gerilla teşkilatı Haganah’ı kuran ve eğiten. Gladyo’nun öncülerinden olan kişiler de hep bu okuldan mezunlar. Doğu ve Afrika Araştırmalar Okulu. Bütün Ortadoğu’daki siyasetçilerin hemen hemen yüzde sekseni, yüzde doksanı bu okuldan mezunlar. Bütün casuslar, o ülkelerin istihbarat teşkilatlarının başkanları hep bu okulda okumuşlar.

1953’te İran Başbakan’ı Musaddık’ın devrildiği MI6 darbesi, MI6 darbe yapmıştı İran’da. Yine bu okulun mezunları tarafından yapıldı darbe.

Bu Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Kennedy’ye biliyorsunuz suikast yapılmıştı. MI6 tarafından yapıldı. İngiliz derin devleti yaptı suikastı. Bak ne diyor Kennedy? Bu konuşmasından sonra hemen akabinde vuruldu. Biliyorsunuz dürbünlü tüfekle vurup öldürdüler. Bak ölümüne sebep olan konuşması, “Bizler insan olarak doğamız ve tarihimiz gereği gizli topluluklara, gizli yeminlere ve gizli işlemlere karşıyızdır. Karşı olduğumuz dünyayı sarmış durumda olan veya öncelikle kendi etki alanını genişletmek için gizli saklı amaçlara dayanan kocaman ve acımasız gizli ittifaktır.” İşte bu İngiliz derin devletini söylüyor. “Ve bu gizli ittifak saldırı yerine içimize sızmaya, seçim yerine hükümeti yıkmaya ve devirmeye, özgür seçme hakkı yerine korkutmaya ve karışıklığa dayalı bir ittifaktır. Bu öyle bir sistemdir ki, muazzam miktarda insani ve maddi kaynakları sıkıca ördüğü askeri, diplomatik, istihbari, ekonomik, bilimsel ve siyasi operasyonlarla birleştirerek yüksek verimli bir makine haline getirip kendi emellerine doğru sürükler. Onun faaliyetleri gizlenir belli edilmez, yayınlanmaz. Onların hataları gömülür. Gazete manşetlerinde göremezsiniz. Onun muhalifleri susturulur övülmez. Hiçbir harcamaları sorgulanmaz. Hiçbir sırları açığa çıkmaz. Önemli bir vazife olan Amerikan halkını uyarma ve aydınlatma konusunda sizlerden yardım istiyorum” diyor Amerikan halkına. Bu İngiliz derin devletine karşı. Bütün sistemiyle anlatıyor. “Büyük bir bela var” diyor “Bana yardım edin” bunu dedikten kısa süre sonra arabasında vurdu öldürdüler. İngiliz derin devleti. MI6 tarafından vuruldu. Bak çok kapsamlı olarak İngiliz derin devletinin yapısını anlatıyor. Amerikan halkına radyodan konuşma yaptı açıkladı. Basında da yayınlandı. Hemen kısa süre sonra vurdular. İngiliz derin devleti büyük bir bela, felaket. Bak Amerikan başkanları tir tir titriyorlar. Kimse bir şey diyemiyor. “Ya bizim dediğimiz gibi olacaksınız” diyorlar “yahut öldürürüz” ikisinden birisi. Yahut hiç seçimi kazanamıyor.

Bediüzzaman’a İngiliz derin devletinin elemanları geliyorlar. Sorgulamak istiyorlar. Çok fazla soru soruyorlar böyle yüzlerce. Rahatsız etmek istiyorlar. “Ben sadece sizin yüzünüze tükürürüm. Başka bir şey yapmam” diyor. Bediüzzaman’ı illet ediyor böyle adamlar. Ondan sonra diyor ki, “Tükürün o ehli zulmün o merhametsiz yüzüne” diyor. Çok müstehzi ve arsız bir ifadeyle sorguluyorlarmış. Şu nedir, bu nedir falan. Bunlar çünkü züppe oluyor İngiliz derin devleti. Çakal oluyorlar böyle üst perdeden. Bediüzzaman’ı kızdırmışlar. Çünkü onlar bol konuşma, laf salatası, mugalatada üstlerine yok. Yüzünde de böyle züppe, çakal, sırıtan bir ifadeyle arsızca sorular sorunca Bediüzzaman’ın tepesini attırıyorlar. “Kısaca söyleyeyim” diyor. “Sadece yüzünüze tükürmek geliyor içimden başka bir şey değil” diyor.

Görüyor musunuz? Bak Kennedy konuşma yapıyor. İngiliz derin devletini genişçe açıklıyor. Amerikan halkından yardım istiyor ve hemen öldürülüyor. 

19. Yüzyıl İngiliz Edebiyatçısı Charles Dickens var. Biliyorsunuz. 1844 yılındaki “Mevsimdeki bir kelime” isimli şiirinde Türkleri haşa Allah’ın yaşayan görüntüsünü merhametsizce yok etmekle suçluyor. Dickens şiirde Türklerin vahşi bir cahillik ve kıtlık içinde yaşadığını ve bu özelliklerin İngilizlerin yüksek medeniyet ve düşünce oluşturan İngiliz milletinden çok farklı olduğunu yazıyor.  Ve müthiş bir Osmanlı-Türk karşıtı görüş anlatıyor çevresine. Bu şekilde buna bezer birçok yazarla müthiş bir Türk düşmanlığı bütün İngiltere’de İngiliz derin devletinin şiarı haline geliyor.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, bize anlatmıştınız. Mevlana da kitabında “Türklerin sadece bozmak, yok etmek için geldiğini” söylüyor.

ADNAN OKTAR: Aynısı yani Mevlana’nın eserlerindeki Türk karşıtlığıyla bunların Türk karşıtlığı aynı. 

Masaüstü Görünümü