Harun Yahya

Sohbetler (28 Eylül 2016; 20:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

ADNAN OKTAR: Selam.

CAN DAĞTEKİN: Aleykümselam Hocam.

ADNAN OKTAR: Neler konuşuyorsunuz?

CAN DAĞTEKİN: Ahir zaman, Mehdiyet, Darwinizm, Müslümanların parçalanması, Kuran mucizeleri.

ADNAN OKTAR: Bir etiket yapalım. Ne diyelim? “Geleceğimiz sevgi birliğinde” diyelim.

Dikkat ederseniz gece gündüz bir çaresizlik üslubu var. İşte bu üslubu meydana getiren Allah. Çaresizliğe Allah mutlaka çare yaratıyor. Ama o çareyi bekletiyor işte. Çare Mehdiyet’tir, İsa Mesih (as)’in nüzulüdür. Onun dışında bak bütün dünya çare bulamıyor. Bütün dünyada muazzam bir çözümsüzlük var. Sürekli Suriye’de, Irak’ta her yerde bir tıkanma var. Allah halbuki bak derdi de, hastalığı da, tedavisini de yaratan Allah, şifayı da yaratan Allah. Kuran’da geçiyor ya “Hastalığı yaratan Allah’tır, şifayı yaratan da Allah’tır.” Yani deccaliyeti yaratan da Allah. Mehdiyet’i yaratan da Allah. Dert; deccaliyettir. Şifa; Mehdiyet’tir. Mehdiyet dünyanın şifasıdır.

Mesela bak o kadar yayıldı ki artık her şey. Bu sabah radyoda Kadir Çöpdemir, “Bu İngilizlerden dünyanın çektiği nedir?” Diyor. Yani İngiliz derin devletinden. “Dünyada istila etmedikleri 22 ülke var” demiş.

BÜLENT SEZGİN: Tam sizin anlattığınız bilgiler.

ADNAN OKTAR: Aynısını söylüyor anlattıklarımın. Bak bütün aydınlarda muazzam bir isyan var İngiliz derin devletine karşı. Bu merhum Nihat Erim vardı biliyorsunuz komünistler şehit etmişlerdi. Diyor ki, merhum Nihat Erim’in damadı Profesör Doktor Akın Önal. Kayınpederi ve ailesinin CIA ve İngiliz ajanları tarafından takibe alındığını söylemiş. Önal diyor ki, “Eve gelerek Erim ailesine din dersi veren öğretmen İngiliz ajanı MI6 elemanı çıktı” diyor. Bak görüyor musun? Eve geliyor, ders veriyor, onun nerede, ne zaman, ne yapacağını öğreniyor ajan. Tetikçiye haber veriliyor. Tetikçi de çekip vuruyor. Klasik bir MI6, İngiliz derin devleti operasyonu. Nihat Erim’in başbakan olmasında da onlar devreye girdiler. İndirilmesinde de yine devreye girdiler yani şehit edilmesinde.

BÜLENT SEZGİN: Şamil Tayyar’ın bir konuşması vardı.

ADNAN OKTAR: Şamil Tayyar, mesela o da maşaAllah İngiliz derin devletine karşı ümmeti Muhammed’i uyaran değerli aydınlardan birisi. Bütün aydınlarda muazzam bir feveran ve uyanış var. Her yerde. Aman Allah sayılarını artırsın. Bu İngiliz derin devletini herkes gündeme getirirse bu bela sona erer. Evet, dinliyorum göster.

VTR: Şamil Tayyar, üst aklın İngiliz derin devleti olduğunu düşündüğünü söylüyor

ADNAN OKTAR: Tebrik ediyoruz. Allah basiretlerini, ferasetlerini artırsın. Çok akılcı yaklaştığı için bu bizim hatırlatmalarımıza tam destekle güzel bir açıklama yapmış. Aman aman aman bakın hiç lamı cimi yok, olayın şakası da yok. Bütün dünyadaki felaketleri yönlendiren İngiliz derin devletidir. Son üç yüz yıldan beri bunlar yapıyorlar. Ortadoğu haritalarını belirleyenler bunlar. Binlerce belgesi var. Osmanlı’yla adeta oynamışlar. İstediklerinde darbe yapmışlar. İstediklerinde hükümet yıkmışlar. İstedikleri kişiyi iktidara getirmişler. Hepsinin belgelerini gösteriyoruz. Çok net kendileri de zaten bunu söylüyor yani inkar etmiyorlar. Tek bir üst akıl var. Fethullah Gülen hareketine de kancayı takan, onları bu hale getiren de yine İngiliz derin devletidir. Koruyup kollayan da onlardır. Türkiye’deki darbe girişimini organize eden de yine MI6 ve İngiliz derin devletidir. Fethullah Gülen cemaatini kullanır. Ahmedileri kullanır yani Kadıyaniler’i kullanır. Herkesi kullanır. Moon tarikatını da kullanır. Adamların kullanmadığı bir şey yok. Aman aman aman dikkat edelim. Ve mutlaka deşifre edelim, anlatalım. Bütün aydınlarımız Allah rızası için bu konuya önem versin. Her yerde anlatılsın. Ve ülkeler çapında asıl muazzam bir feveran gerekiyor. Rusya geçenlerde bir açıklama yaptı. İngiliz derin devletine dikkat çekti. Ama bunun çok yayılması lazım. Her yer de anlatılması lazım. Dillendirilmesi lazım. Bütün dünyada bu feveran ettiğinde bakın göreceksiniz, ne savaş kalacak, ne darbeler, ne kepazelikler, ne gizli örgütler. Hiçbir şey kalmayacak. Hepsinin arkasında İngiliz derin devleti var çok net. Ben bununla ilgili kitap hazırlıyorum. Ama tabii çok fazla belge olduğu için bir anda bitecek gibi değil. Gittikçe daha da gelişiyor kitap. Ama bir ön bilgi açısından çok iyi olacağını düşünüyorum. Şamil Tayyar’ı da tebrik ediyorum. Şuurlu, aklı başında bir Müslüman evladı. Aman aman diğer yazarlarımız da bütün güçleriyle bu sevaba katılsınlar. Bu fitneyi durduralım. Deccaliyet denilen olay bu işte. İngiliz derin devletidir.

MI6’i İngiliz derin devleti kullanıyor. MI6 resmi bir kurumdur. MI6’i kullanır. Yani İngiliz derin devleti ayrı bir yapılanmadır. MI6’i veyahut işte İngiliz Parlamentosunu şunu bunu birçoğunu kullanır. Chatham House’u kullanır. Quilliam vakfını kullanır. Kullandığı tarikatlar var. Mesela Ahmediye tarikatı var. Yüz altmış milyon bağlısı var Kadıyanilerin. Fetullah Gülen hareketini kullanıyor. Onları kontrol altına almış. Onların bir kısmının bundan haberi yok. Bir kısmının da haberi var. Kadıyanileri ta en başından itibaren destekleyip geliştirdi. Kadıyanilik böyle gelişmezdi normalde. Liderlerini Allah esirgesin çeker vururlar bitirirler. Öyle yapmadılar. İyice gelişip büyük bir güç haline gelmesini sağladılar. Mesela Moon tarikatı da adamlar acayip destek sağladı. Ve rahatça onları kullanıyorlar. Moon tarikatı da İngiliz derin devleti tarafından kullanılan bir yapılanmadır. Mesela Hristiyan bir yapılanmadır. Sadece Müslümanları kullanmıyorlar. Zannediyorlar ki, sadece Müslümanları kullanıyorlar. Öyle bir şey yok. Mesela CFR’ı kullanıyorlar. Evanjeliklerden oluşuyor genelde. Hristiyan bir yapılanma ama muazzam bir güç. Onları da sonuna kadar kullanıyorlar. Bir kısmının bak bundan haberi var. Bir kısmının haberi yok. MI6 elemanlarının birçoğu bilmez İngiliz derin devletini. Yönlendirilir haberi bile olmaz. Bazen hatta MI6’in başı bile bilmez. Ama bir kısmı bilir. Onlar uygun gördüklerine onları söylüyorlar. Ama hepsini kullanır.

IŞİD bir yabancı gazetecinin kafasını kesmişti biliyorsunuz. İlk gündeme geldi. Bu görüntü dünya çapında olay oldu. Sonra da IŞİD’e karşı operasyon başlatılmıştı. Amerikalı o gazetecinin boynunu kesen kişi MI6’le bağlantısı olan bir İngiliz olduğu ortaya çıktı. Yani İngiliz derin devletinin elemanı. Görüyor musunuz? Bu canlı bombaların kullandıkları yelekler İngiliz subayın evinde çıktı. Ama öyle beş tane, on tane, yirmi tane falan değil zibil gibi yani. İngiliz subayın evinde çıktı canlı bomba yeleği. Belanın büyüklüğünü herkesin görmesi gerekiyor. Bak Abdülhamit’i perişan ettiler adamı. Acayip sürüklediler. Abdülaziz’i rahmetliyi şehit ettiler feci şekilde. Her yere ajan sokabiliyorlar. Böyle kahpe bir yapılanma olduğu için her türlü rezilliği yapabiliyorlar. Mesela Musevileri de kullanıyorlar. İsrail devletini kurdular. İsrail devleti diye bir şey yoktu. İsrail devletini kurdular. Musevileri de kullanıyorlar. Onları da ezim ezim eziyorlar. Dünyanın her tarafında eziyorlar. Hitler’i iktidara getiren İngiliz derin devletidir. Hitler’i isteseler tek kurşunla öldürürlerdi. Hiçbir şekilde yükselmesine müsaade etmezlerdi. Ama kullanacakları kadar kullandılar. Ondan sonra indirdiler. Lenin kendisi söylüyor derin devleti uzun uzun anlatıyor. “Kontrol edemediğimiz bir güç” diyor. “Bizleri yönlendiriyor bu güç” diyor. Bak Lenin söylüyor bunu düşün. Uzun uzun derin devleti anlatıyor. Kendi üstlerinde bir gücün varlığından bahsediyor. Bir üst akıldan bahsediyor Lenin. “Sürükleniyoruz” diyor. “Onlar bir şey söylüyor biz de sürükleniyoruz” diyor.

Şamil Tayyar diyor ya “Kimileri böyle söylüyor” diyor ya. Bunu söyleyen bir tek benim zaten. İsim vermeden bu şekilde diyor. Ama Allah razı olsun çok şuurlu bir delikanlıdır Şamil Tayyar. Şimdi Tayyip Hoca’ya da bu bilgi yavaş yavaş gidiyor. Ben şimdi önemli bir kardeşimiz var yani mühim bir mevkide olan ona dosya olarak hazırlıyorum İngiliz derin devletini. “Bana gönderir misin?” dedi rica etti. Ben de ona göndereceğim. Aman aman aman bu pislik adamların şifa olarak elde edeceği şey bunların deşifre edilmesidir. O zaman şifa gelecektir.

Mesela Kennedy vurulmadan çok kısa zaman önce diyor ki. Suikasttan çok kısa süre önce Amerikan Cumhurbaşkanı yani Devlet Başkanı. “Bizler insan olarak doğamız ve tarihimiz gereği gizli topluluklara, gizli yeminlere ve gizli işlemlere karşıyızdır. Karşı olduğumuz dünyayı sarmış durumda olan öncelikle kendi etki alanını genişletmek için gizli saklı amaçlara dayanan kocaman ve acımasız gizli ittifaktır” diyor. Bak İngiliz derin devletini açıklıyor. “Bu gizli ittifak saldırı yerine içimize sızmaya, seçim yerine hükümeti yıkmaya” Darbeyle işte komployla hükümete de yapmaya çalıştılar, Tayyip Hoca’yı da devirmeye çalıştılar. “Ve devirmeye, özgür seçme hakkı yerine korkutmaya ve karışıklığa dayalı bir ittifaktır.” İngiliz derin devletini bak gayet güzel açıklamış. “Bu böyle bir sistemdir ki, muazzam miktarda insani ve maddi kaynakları sıkıca ördüğü askeri, diplomatik, istihbari, ekonomik, bilimsel ve siyasi operasyonlarla birleştirerek yüksek verimli bir makine haline getirip” yani bu canavar yüksek verimli bir makine haline gelir diyor. Getirdiler diyor. “Kendi emellerine doğru sürüklerer. Onun faaliyetleri gizlenir belli edilmez, yayınlanmaz. Onların hataları gömülür. Gazete manşetlerinde göremezsiniz” diyor. “Onun muhalifleri susturulur övülmez.” Bak “Hiçbir harcamaları sorgulanmaz. Hiçbir sırları açığa çıkmaz. Önemli bir vazife olan Amerikan halkını uyarma ve aydınlatma konusunda sizlerden yardım istiyorum” diyor. Adamcağızı çok kısa süre sonra vurdular. Amerikan halkından, kendi halkından yardım istiyor artık İngiliz derin devletine karşı. Amerika’yı kuran ve yöneten İngilizlerdir. Amerika diye bir ülke yoktu. Oradan buradan işte altın aramaya geliyorlardı. Macera peşinde olan tipler vardı. İngilizler bunları bir millet haline getirdiler. Toparladılar. Yani bütün tarihiyle zaten anlatıyorum. Kitap olarak da hazırlıyorum. Binlerce belge var bununla ilgili. Bir tane, iki tane, on tane değil yani.

Mesela IŞİD’in kafa kesme videolarında kullandığı cihatçı John var biliyorsunuz. Özellikle İngiliz aksanıyla konuşturuyorlar dikkat ettiniz mi? Yani İngiliz derin devleti adamı böyle yapara getiriyorlar. Ve Amerikalılara falan da gözdağı veriyorlar. Yani hepinizi böyle doğratırıza getiriyorlar. Bak adam klasik İngiliz aksanıyla konuşuyor. Yani İngiliz derin devletinin nasıl acımasız olduğunu göstermiş oluyorlar.

Kadıyani tarikatının kurucusu Gulam Ahmet Mirza’nın ortaya çıkışını sağlayan Ahmet Seyithan. Bu kişi koyu evrimci ve Pakistan ve Hindistan’a evrimi getiren kişi ve İngilizlerin bir numaraları adamı.

BÜLENT SEZGİN: Fotoğraf gösterebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Göster.

BÜLENT SEZGİN: Ahmet Seyithan.

ADNAN OKTAR: Bakın şimdi bu adamın yönlendirmesiyle bir adam “Ben Mehdi’yim” diye ortaya çıktı. Ahmet Kadıyani. Fikir babası bu, yönlendiren bu. Bu da İngiltere’ye bağlı bir kişi. Ve şu an yüz altmış milyon üyesi var bu topluluğun. İki yüzün üzerinde ülkede örgütlenmiş vaziyetteler. Ama çok büyük bir örgütlenmeyle. Yüz altmış milyon da taraftarı var düşünün. Fethullah Gülen hareketi diyorlar işte “Büyük canavar” onlar onları fasulyeden görüyor yani. Moon tarikatı var o daha da büyük yapılanma. Fethullah Gülen cemaatini de eşantiyon olarak araya onları da koydular, onları da kullanıyorlar. Ama onların bir kısmı bunun farkında değil yani. Epey bir kısmı farkında değil. Bir kısmı da çok iyi farkında.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Felç geçirmesi sebebiyle iki hafta önce hastaneye kaldırılan İsrail eski Cumhurbaşkanı Şimon Peres hayatını kaybetti. İsrail Devleti’ne ve halkına başsağlığı diliyoruz.

ADNAN OKTAR: Evet, Allah onlara hayır bereket versin. Hidayet versin. Allah Mehdi (as)’ı Moşiyah’ı onlara göndersin. Bütün İslam alemine göndersin. Allah mutlu olmalarını nasip etsin. Bütün İslam aleminin ve Musevilerin, Hristiyan aleminin.

Moon tarikatının mesela sahip olduğu Washington Times Gazetesi var. Zaman Gazetesi ile aralarında sıkı bir işbirliği vardı o zamanlar ikisi. Moon; Ay tarikatı.

Vicdanı olan temiz insanlar bu belanın doğru olduğunu görüyorlar. Anlattıklarımızın doğru olduğunu da görüyorlar. Manen destek veriyorlar. Allah razı olsun. Aman aman işi sıkı tutalım İngiliz derin devleti deşifre olduğunda konu bitmiş olacak. Başka bir şey yok. Deccal denilen olay bu işte ahir zamanda. Bütün insanları dinsiz yapan, Darwinizm’i ortaya çıkaran İngiliz derin devleti. Dünyayı Darwinizm ile dinsiz, ateist yapan bunlar. Komünizmin gelişmesini Faşizm’in gelişmesini sağlayanlar bunlar. Aynı anda hem komünizmi hem faşizmi ortaya attılar. Birbirine kırdırdılar ve ikisini de ortadan kaldırdılar ondan sonra.

Kennedy nasıl açıklamış gördünüz. Derin devletten çok bizardı o. Derin devleti kabul etmedi. Derin devlet ona yanaştı, İngiliz derin devleti. Kabul etmedi. Bir daha uyardılar o da bu sefer tedirgin oldu. Geniş çaplı İngiliz derin devletini deşifre etti, anlattı. İsim vermeden anlattı ama. Vay sen misin anlatan? Tak çekip vurdular. “Halbuki beni tehdit ediyorlar. Beni vuracaklar” dese daha da iyi desteklerlerdi. “İngiliz derin devleti beni vuracak” dese daha iyi olurdu.

Dünyadaki bütün homoseksüel hareketleri İngiliz derin devleti yönetiyor. Mesela Quilliam Vakfı’nın benzeri çok fazla yüzlerce vakıf var hepsi homoseksüel destekçisi. Türkiye’de de homoseksüel vakıflar kurmuşlar, dernekler kurmuşlar. Hepsine İngiliz derin devleti maddi yardımda bulunuyor. Destekliyor ama tabii vasıtalar kullanıyor. Mesela üç aşamalı, dört aşamalı vasıta kullanıyor. Veyahut maddi destek değil de manevi destek veriyor. Onu ona ödetiyor, onu ona ödetiyor. Onlar için öyle bir dert de olmuyor. Mesela iş adamını ona kilitliyor. Onu iş adamına kilitliyor. Şirketi bilmem kime kilitliyor. Onu ona bağlıyor. O konuda uzmanlar yetiştirmiş. Yani İngiliz derin devletinin finans sağlayan uzmanları var, finans uzmanları. Mesela bir hareketin finansını şüphe olmayacak şekilde destekleme yöntemleri var, şüpheyi ortadan kaldıracak. Mesela bir gazete çıkartıyor milyonlarca baskı yapıyor.

GÖKALP BARLAN: Dizilerden bahsetmiştiniz.

ADNAN OKTAR: Mesela diziler, filmler her şey. Mesela film oluyor, adamlar filmin kaynağı, parası nereden geliyor onu hiç düşünmüyor. “Film mükemmel olmuş” diyorlar sadece. Filmin mükemmelliğinin propagandasını kimler yapıyor, parasını kim veriyor? İşte onun CIA’in de kullandığı bir yöntem bu. Ama CIA deyince adam ayrı bir şey zannediyor. Halbuki CIA İngiliz derin devletinin kurduğu bir sistem. Yan kollardan bir tanesi. Adamın haberi bile olmuyor. CIA oluyor mesela bayağı neşeli falan alakasız bir tip oluyor onu yönlendiriyor. Mesela Kennedy ’i bir tek yönlendiremediler. Kennedy’de çok büyük sorun çıktı. Ama mesela diğerlerini yönlendirdiler. Onlarda sorun çıkmadı. Sorun çıkan hepsini öldürdüler. Mesela Adnan Menderes, istedikleri gibi hareket etmedi. Dedi ki; “Siz isterseniz ben şeriatı da getiririm” dedi. Vay sen misin bunu diyen? Sırf bunu demesi yetti. Tek bu kelime üstüne, bu cümle üstüne onu şehit ettiler. Ama tabii o da Bedizüzzaman’a çok eziyet etti.  Bediüzzaman dedi ki; “Kuran’ı sen açıkça anlat, Risale-i Nur’u da bastır, dağıt sana hiçbir şey olmayacak” dedi Bediüzzaman. “Rahatça iktidarını devam ettireceksin hiçbir şey yapmayacaklar sana” dedi. Hakikaten yapamazlardı yapsaydı. Ama ürkek davranınca onları azdırdı ve üzerine atak meydana geldi.

Mesela Kennedy de İngiliz derin devletinin adını alamadı baktılar ki korkuyor, korkunca gidip saldırdılar. İngiliz derin devletinden korkmadı mı mıydı bir adam bunlar köpek gibi siner. İngiliz derin devletinin özelliği budur, korkmadan üstüne gitmek lazım. Kabadayı olacaksın, delikanlı olacaksın. Üstüne üstüne, o tehdit ettikçe daha üstüne gideceksin ve adıyla adını söyleyerek gitmek lazım. “Bir yapı var, üst akıl var” dersen adam sana saldırır. O senin korktuğunu düşünür. “Üst akıl” diyorsan çekiniyorsun anlamına gelir. Değil mi? Adını alamıyorsun. Adını alıyorsan korkmuyorsun anlamına gelir.

Bu Üç Yüzler Komitesi var çok eski olan İngiliz derin devletinin bunlar daha belirgin hale getirdiler. Sürekli isim değiştirmiştir, sürekli bünye değiştirmiştir İngiliz derin devleti. 1727’de İngiliz derin devleti, Üç Yüzler Komitesi’ni kurdu. Bugün Chatham House gibi kurumlara yön vermiş olan asıl kurum bu. İngiliz bir Hasidik Musevi olan gazeteci Jacob De Haas, dünyayı üç yüz insanın yönettiğini hatta bunların Wilson gibi Amerikan başkanlarının seçtiklerini belirtiyor. Alman devlet adamı Walther Rathenau şöyle söylüyor; “Birbirini tanıyan sadece üç yüz adam Avrupa’yı idare etmektedir. Bu adamlar haleflerini kendi çevrelerinden seçerler” yani yaşlandığında diyor ki mesela “benim ağabeyim olsun” veyahut “şu komşumuz olsun” diyor. Adamı yetiştirmiş ama. Kendi yerine yetiştirmiş. Onu seçiyor onun için zincirleme o Üç Yüzler Meclisi tükenmeden devam ediyor. Hep yerlerine halef seçiyorlar ölmeden önce. “Bu adamların tasvip etmedikleri her devleti yok edecek araçları vardır." Mesela Tayyip Hoca’ya bastırıyorlar bir türlü ona diz çöktüremediler, illet oldular. Bütün dünya çapında saldırı başlattı. Bütün gazeteler, radyolarda ve etrafını da sarmaya başladılar şu an Tayyip Hoca’nın. Dikkat edin İngiliz derin devletinin adamlarının etrafına çöreklenme eğiliminde olduklarını görüyoruz. Şimdi tarikatları ve cemaatleri Tayyip Hoca’nın karşısına dikmeye çalışıyorlar. Alenen ve açıkça yapıyorlar yani böyle bir olay yok. Alenen ve açıkça bütün cemaat ve tarikatları. Bir de Güneydoğu’da etkin olan, nüfuzlu olan muhterem insanları Tayyip Hoca’nın karşısına dikmeye çalışıyorlar. Aşiret lideri gelenlerini, aşiretleri aşağılayarak kendi kafalarına göre güya işte “Bunlar para alıyorlar, para karşılığı vatanı satarlar” falan gibisinden laflar ederek Güneydoğu’daki kardeşlerimizin gurur ve şerefiyle oynayan güya bir mantık geliştirip hükümete düşman etmeye çalışıyorlar. Şimdi oyuna bak sen. Tarikat ve cemaatler bir, Güneydoğu’daki aşiretler iki, bitti. Göz göre göre yapıyorlar görüyor musunuz? Adamlarda perva yok hatta bunu Yeni Şafak’a bile yaptırıyorlar. Tarikatları, cemaatleri Yeni Şafak. İnanılır gibi değil, adamların haberi bile yok. Adamları sündürüyorlar gidiyor peşinden. Yani fikren sündürüyorlar haberleri bile yok.

ERDEM ERTÜZÜN: Bazı kişiler sosyal medyada da o tarz mesajlar çeviriyor. Kapatılsın tarikatlar-cemaatler diye.

ADNAN OKTAR: Tabii, tarikatlar-cemaatler kapatılsın. Tek bir merkezden yönetiliyor. Bir de bak şeffaf, açık toplum modeli, Soros. İnanılır gibi değil Soros’ un yöntemi, İngiliz derin devletinin yönlendirdiği bir kurumdur Soros Vakfı. Onların gizlice yönlendirdiği, maddi destek de sağladığı bir vakıf, Soros Vakfı. Adamların,  bunlar aracı kullandıkları için haberi bile olmuyor. Yani iki-üç aşamalı aracılar kullanıyorlar. Mesela bir iş adamı gidiyor Soros Vakfı’na katrilyon veriyor. Soruyorlar “Sen niye verdin?” “Hayır olarak verdim” diyor. Nedeni araştırılmıyor yani. “Onu, o parayı ona niye verdirdi, kim verdirdi?” Sorulmuyor, araştırılmıyor. Durduk yere adam niye versin? Katrilyon hesabıyla para veriyor.

Irak’ın ilk Kralı Birinci Faysal, Ağustos 1927’de tahta çıktı. Şimdi çok manidar bir resim göstereceğim. 1 Ağustos 1922’de tahta çıkış töreni. Birinci Faysal’ın var mı fotoğrafı?

BÜLENT SEZGİN: Evet, gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Birinci Faysal oturuyor. Yanındakileri görüyor musunuz? Yanındakiler İngiliz subayları yani inanılır gibi değil. Kendi ülkesinin subayları olması gerekmiyor mu yanında? Ülkeyi kuran, hükümeti kuran İngiliz derin devleti, İngiliz subayları gönderiyor adamın yanındalar. Artık alenen İngilizler Faysal’ı Osmanlı’ya karşı ayaklandırdı. Şam’ı Birinci Faysal’a verdiler kısa bir süre sonra Fransızlar İngilizlerle anlaşıp Şam’ı işgal etti. Fransızlar da kullanıyor İngiltere’yi görüyor musun? Fransızlar çok çekingendir. Ne derse yapardı İngilizler, anında. Mesela Hitler’e işgal ettirdiler Fransa’yı gıklarını çıkartmadılar. “Tabii” dediler “hemen olur, niye olmasın, buyurun?” dediler. Hitler “ ben geleceğim” dedi “aa ayıp ettin falan” dediler “hemen gel” adam elini kolunu sallayarak Paris’in ortasına kadar girdi tanklarla. Hiç sorun çıkmadı. Fransızlar, İngilizlerle anlaşıp Şam’ı işgal etti. Birinci Faysal, İngiltere’ye sığındı bu sefer” olaya bak işgal eden zaten İngiltere sığındığı yer İngiltere. “Bu kez İngiltere, Birinci Faysal’ a Irak Krallığı’nı verdi.” Görüyor musun? Yeniden görev veriyor. Önce bir ayar yapıyor, ayarını getiriyor, acizliğini ona gösteriyor, adamlara diz çöktürüyorlar adamların dibine diz çöküyor, ayaklarına kapanıyor. “Hah şimdi gel bakalım seni Irak’a kral yapalım” diyorlar ve Osmanlı’ya karşı ayaklanıyor. Osmanlı ile bağ tamamen kopuyor, İslam Birliği ortadan kalkmış oluyor. Resmi bir daha göster de nasıl hizaya getirmişler? Uslu uslu da oturuyor görüyor musun? Bu İngilizler ellerinde gelirken kamçıyla geziyorlar böyle avuçlarına vura vura. O kamçı hani “sizi hizaya getireceğiz” anlamına geliyor.

Rahmetli Kennedy’yi İngiliz derin devleti vurdurdu, onu vuranı da vurdurdu. Akıl almaz bir insan harcama sistemidir İngiliz derin devleti. Adamı götürtüp vurdurdular onu vuranı da gidip bir başkasına vurdurdular.  “Kızdım vurdum” diyor. Kardeşim, görüyor musun? İngiliz derin devletinin zincirleme sistemini. Adam özel eğitilmiş İngiliz derin devleti tarafından. Özel eğitilmiş yani nişancı. Çok uzaktan dürbünlü karabina ile tek atışta vuruyor.  Çok fazla böyle katili var İngiliz derin devletinin. Gladyo yapılanması gibi profesyonel katiller.

BÜLENT SEZGİN: Siz daha önce de anlatmıştınız. İngiliz derin devleti ajanlar kullanır daha sonra işleri bitince onları da ortadan kaldırır.

ADNAN OKTAR: Evet, o akılsızlar da onlara yancılık yapmakta bayağı kararlı oluyorlar.

Osmanlı’daki en önemli İngiliz casusu Armin Vambery, İstanbul’a 1857 yılında geliyor bu zamanki görevi yabancı dil hocası,  bak çok manidar. Abdülaziz’ i deviren darbenin mimari Mithat Paşa’nın bir önceki padişah Abdülmecit’e suikast planlayan Kuleli Vakası cuntasının iki lideri. Kuleli Vakası, dikkat edin. Hüseyin Daim Paşa ve Şeyh Ahmet Efendi’nin Kırım Savaşı’nı destekleyen Sadık Rıfat Paşa’nın çocuklarının özel dil hocası oluyor. Dikkat çekmemek için darbeciler Vambery üzerinden mesajlaşıyorlar. Theodor Herzl’ i II. Abdülhamit ile görüştüren kişi de Vambery.” Görüyor musunuz zincirleme?

1901’deki ilk toplantıda Theodor Herzl, Musevi uyruklulara göstermiş olduğu iyilik ve adaletten dolayı padişaha dünya Yahudilerine şükranlarını iletiyor. Bunun üzerine Abdülhamit imparatorluğun kapısının Musevi göçmenlere açık olduğunu söylüyor. Osmanlı borçları için plan hazırlanmasını söylüyor. Theodor Herzl, bir ay sonra Abdülhamit’e yazdığı mektupta bir-iki yıl içinde Musevi bankerlerinin Osmanlı’nın tüm borçlarını toplayabileceklerini yazıyor. Arada muazzam bir sistem kurulmuş. O ona dayanıyor, o ona dayanıyor. Bankerleri kullanıyor, o başkasını kullanıyor. Ama en tepede asıl ana güç İngiliz derin devleti oluyor.

Padişahla görüşmesinden sonra Vambery, Theodor Herzl’ e “Sen çok asil bir misyon üzerinde yürüyorsun” demiş. Vambery de başka bir mektupta; “Olaylar olgunlaşıyor, sevgili Theodor Herzl, yakında ideallerinin gerçekleştiğini göreceksin” diyor ve nitekim dediklerini de yapıyorlar.

Abdülhamit ; “İngilizlerle anlaşabilmeyi ben de çok arzuluyorum; bu hususta her türlü tavizlerden de kaçınmayacağım” diyor. “Yeter ki onlar aynı şekilde istekli olsunlar” diyor. “Hatta Vambery aracılığı ile Londra’da bir ittifak önerisinde bulundu” diyor. İngiliz istihbaratından maaş alan Vambery aynı zamanda II. Abdülhamit’ i İngilizler nezdinde temsil ediyor. Akıl almaz karışık çok ince planlanmış bir sistem. Cayır cayır işliyor.

Mesela İngiliz casus Gertrude Bell var, kadın bu. Arabistanlı Lawrence ile bir araya gelerek en iyi seçimin Emir Faysal olduğu kanaatine varıyorlar. İki kişi devlet kuruyor. 1921’deki Kahire Konferansı’nda Churchill’i de ikna ediyorlar ve Faysal, İngiltere’nin himayesinde Irak Kralı olarak taç giyiyor. Karar veren iki kişi, iki casus. İngiliz derin devletinin gücünü düşünün.

Devam edelim Cübbeli’den.

BÜLENT SEZGİN: Cübbeli’nin videolarıyla devam ediyoruz.

VTR: Cübbeli Ahmet Hoca, Hz. Mehdi (as)’ın Teninin Renginin Buğday Renginde, Cisminin ise İsraili Olacağını Anlatıyor

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz. Buyurun Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bir fotoğraf var göstersene onu. Evlere şenlik. Göster tek tek yaklaştırarak.

BÜLENT SEZGİN: Ürdün Kralı Birinci Abdullah, yanında İngiliz İçişleri Bakanı Sir Herbert Samuel, onların yanında İngiliz ajanı Arap Lawrence ve İngiliz ajanı Gertrude Bell.

ADNAN OKTAR: İşte rezaletin resmi. Anlattığımız olay bu. Bak garibanı kafalamışlar, Ürdün’ün başına geçirmişler. Al sana ayrılma. İttihad-ı İslam’ı ortadan kaldıracak bir eylemin mühim bir hamlesi.

Şu an A Haber’de İngilizlerin Osmanlı’yı nasıl yıktığını, parçaladığını, arkadan vurduğu şu anda Türkiye üzerinde nasıl oyun oynadığı anlatılıyor. Çok güzel. Bak bütün kanallar herkes şuurlandı Allah’a çok şükür. Bütün milleti uyandırdık. Bütün İslam alemi de uyanacak inşaAllah bu beladan kurtulacağız. Aydınları tebrik ediyorum, televizyon kanallarını da tebrik ediyorum. Gayet güzel. Her kanalda her gün İngiliz derin devletine dikkat çekiliyor. Bu son oyunları çok manidar oldu. AK Parti hükümetini yıkmak için önce birinci sivil darbe sonra askeri darbe delirecek adamlar. Mehdiyet’e de güçleri yetmiyor. Mehdiyet bir harikadır. Bir mucize sistemdir. Akılları gidiyor yani normalde ilk hamlede yıkmaları gerekiyordu, aa olmadı. Darbeyi yaptı o da olmadı. Şimdi de kafayı çizdiler. Bu sefer çeşitli kanallar oraya buraya hareketlendirmeye çalışıyorlar. Tabii onlar da onun farkına varmıyor. Diyorlar ki işte “Tarikatlar, cemaatler darmadağın edilmeli, şeffaflaştırılmalı, pencere camı gibi olması lazım.” Ee? “Bir tek onunla da değil” diyor “Güneydoğu’daki aşiretler. Bunlar” diyor “para karşılığında vatanı satar” haşa. “Tehlike büyük. Tarikatlar, cemaatler, aşiretler bunları hükümet dümdüz etmesi gerekir” diyor özetle bunu anlatıyorlar. Ee sonra. “Böylece hükümetten kurtulacağız” diyor. Çünkü bu durumda ilk seçimde hükümet gider böyle bir mantıkla. Hükümet bu oyunu derhal bozsun. Gerçi bu oyun bize sökmez ama derhal bozsun. Pencere camı modasını da bırakacaklar. Tarikatlara saygı, cemaatlere saygı, aşiretlere saygı. Aşiretler çok asildirler, çok efendidirler yani ne alakası var. Bir aşiret düğünü olsa da gitsek. Tabii şöyle tam donanımlı. Çok çok efendidirler. Misafire saygıları, asaletleri, nezaketleri, hürmetleri Kürt kardeşlerimizin. Anlatılacak gibi değil dünyaya öğretmenlik yaparlar öyle mübarektirler.

Münafıkları kullanıyor İngiliz derin devleti. Münafıklara karşı işte kitap yazdık. Herkes münafıklıktan korkmalı ben kendim adına da çok çekiniyorum. Herkes de çekinmesi lazım münafık riskinden. Münafık felsefesi çok tehlikeli.

Hayret bu Arapça ne kadar güzel lisan. Çok garip bu kadar güzel olması. Benim gördüğüm dünyadaki en güzel lisan. Ne kadar zengin? Ne kadar ihtişamlı? Çok muhteşem. İbranice öyle değil İbrani dili. Biraz daha değişik. Farsça da zengindir ama birbirine çok benzer böyle müziği aynı. Ama Arapça’nın dil müziği akıl almaz zengin. Türkçe de sade rahat bir dildir. Güzel dinlendirici bir dildir. Ben yabancılara soruyorum “A ne güzel” diyorlar bayağı. “Hiç insanı yormuyor” diyorlar. İtalyanca çok yorucu. Fransızca da kibar ama yorucu.

Münafık kitabından var mı okuyacağınız bir yer?

KARTAL GÖKTAN: Münafık Yalanlarını Ve Sinsi Oyunlarını Gizleyebilmek İçin Sürekli Yemin Eder.

ADNAN OKTAR: Yalnız münafık alametini gören dehşete kapılmasın. Mesela bazı kardeşlerimizde çok yoğun oluyor münafık alameti yani onu münafık olarak görüp işte bu adam bitmiş, mahvolmuş demek değil de her insanda az veya çok oluyor hemen hemen yani. İnsanlar korkmasın gayet tedavisi kolay olan bir hastalık münafıklık. “Ya Allah bismillah” der atar üstünden gider. Ama gerçek münafıkta Allah vermesin şifa vermiyor olmuyor yani düzelme olmuyor. Gerçekten çok vahim. Ama kalbinde hastalık var mesela münafık gibi olur ondan çok şey yapmamak lazım. Tedirgin olmamak lazım. Hastalığa yakalanan da tedirgin olmasın. Tevekkül etsin Allah’a güzel ahlakla sabırla onu düzeltecek. Anormal yönler birçok yönden benzeyebilir. Münafığa benzeyebilir. Benzedi diye gözden çıkartmak çok yanlış. Var ya ayette üç kişi var münafık yani ayette açıkça münafık diyor Cenab-ı Allah. “Fakat dünya” diyor “bütün genişliğine rağmen onlara dar geldi, tövbe ettiler, mümin oldular” diyor. Tedavisi mümkün olan bir hastalık olduğu anlaşılıyor. Ama Allah vermesin bazen de onu halledemiyor o şahıs yenemiyor yani onu, şeytana mağlup düşüyor. Onun için münafık alametlerini anlatırken bunun şifa getirdiğini bilerek anlatmak lazım. Onun için korkmasın. Mesela baktı kendinde o alamet var. “Aa bana dönüyor” işte “Ben hedefleniyorum” kardeşim sen ne hedefleneceksin? Yüz binlerce milyonlarca insana hedef olmuş oluyor bu açıklama, bir kişiye hedef değil yüz binlerce insana az veya çok birçok kişide oluyor. Son derece mantıksız bir şey burada benden bahsediliyor demek? Ta Almanya’dan bana yazıyor “Hocam benden mi bahsediyorsunuz?” Deli misin sen? Ne alaka. Tanımam bilmem etmem. Herkese bakar. Yani mümkün de hakikaten ben mesela bazen görüyorum münafık alameti olan kardeşlerimiz oluyor. Hakikaten tedavi oluyor düzeliyor yani alenen düzeliyor. Şifadır bu mesela eline yüzüne nur geliyor, aklı başına geliyor, üslubunu değiştiriyor. Olmayacak bir şey değil yani iflah olmaz bir vaka olarak görmemek lazım. Ama anlatılmasından da alınmaya gerek yok “Beni mi kastediyorsun?” Kardeşim ne kadar münasebetsiz düşünüyor. Allah Kuran’da bahsediyor. Bahsetmesek nasıl olacak? Nasıl anlatacağız? Olur mu öyle şey? Şifa işte hepimize hitap eden ayet. Sonunda toplum rahatlıyor, herkes rahatlıyor, sen de rahatlıyorsun, herkes kurtuluyor. İyi bir şey oluyor sonucunda. Şeytan mağlup oluyor. Müslüman galip oluyor. İslam galip oluyor.

Bak İngiliz derin devleti münafıkları parmağına taktı oynatıyor. Fırıldak gibi çeviriyor. Şimdi bak bir avantajı oluyor münafıkları kullananların münafığa şeytan zekası hakim olur. Kendi zekası gider. Kendi zekasını kullanamaz. Yani kendi aklını kullanamıyor. Münafığa doğrudan şeytan hulul ettiği için şeytanın zekası da çok gelişmiş bir zeka olduğu için müthiş zeki adamları kullanmış oluyor İngiliz derin devleti. Acayip adam kullanıyor müthiş yetenekli adamlar oluyor yani şeytanın yeteneği oluyor. O yüzden galibiyeti daha kolay oluyor. Ama bundan sonra deşifre oldukları için yakayı kurtaramazlar. Bütün kanallarda cayır cayır İngiliz derin devleti anlatılıyor. Vicdanlı millet yani milletimiz elhamdülillah. Bak diretmediler Allah’a çok şükür bak diretmediler. Mesela Tayyip Hocam da helal olsun bak gitti Abdülaziz’in değil mi bir güzel yazısını takdim etti. Çok güzel oldu. Böylece yönünü de belli etmiş oldu yani bakış açısını belli etmiş oldu. Güzel bir jest çünkü o kadar Osmanlı Sultanı içerisinden Abdülaziz’i seçmiş olması alenen bir jest. Bir güzellik. Tebrik ediyoruz Tayyip Hocam’ı. Birde İngiliz derin devletinin hiç hoşlanmayacağı bir tip Tayyip Hocam tam Anadolu delikanlısı kabadayı da böyle tam Kasımpaşa delikanlısı. Hiç haz etmezler öyle tiplerden. Onlar hep entel, dantel, böyle homoseksüel yanlısı olacak, cıvık olacak, fırıldak gibi olacak falan öyle tipleri isterler. Hazmedemediler bir de öldüremiyorlar da ona da şaşırdılar. Mehdiyet’in himayesinde Tayyip Hoca. Kılına dokunamazlar söyleyeyim. Vazifesi var onun, o vazifesini yapıncaya kadar devam edecek o, Tayyip Hoca.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, geçici köy korucularının statülerinin değişeceğini, bu kişilerin kalıcı korucu olacaklarını söyledi. Koruculardan oluşturulacak özel timlere de ağır silahlar verilecek.

ADNAN OKTAR: Süleyman Soylu tipik AK Partili fakat tipik de Doğru Yol Partili. Yani Doğru Yol Parti’nin böyle o liberal, rahat, huzurlu, samimi kişiliği de var üstünde. Tayyip Hoca iyi bir seçim yaptı. Yani bilmiyorum da tabii biz Başbakanımız’dan memnunuz da, ilerisi için onu da düşünebilir. Yani bayağı aklı başında bir delikanlı. Ben ona bir lakap takayım. Muhteşem Süleyman diyeyim. O, bu lakapla anılsın. İyi şevki, samimiyeti güzel, temiz insan o. Yani öyle ikiyüzlü bir kişiliği yok. Mert, böyle güzel. Yalnız ona böyle eski pisliklerden bazı tipler var, musallat olabilirler. Hükümet yanaştırtmasın. Böyle derin devletin pisliği tipler falan vardı daha önceden, biliyorsunuz. Onlar yanaşmaya kalkabilirler. Huzurunu kaçırmasınlar. Gereğini yapsın hükümet. Ama o güzel yani çok iyi, faydalı faaliyetler yapar, yapacak da. Öyle görünüyor. Mesela şu korucularla ilgili aylardan beri, yıllardan beri söylüyorum, biliyorsunuz. Aman sahip çıkalım, ağır silah verilsin, statüleri değiştirilsin. Ben korucu başını da buraya getirdim, konuşturdum, defalarca. Şimdi iyiye gidiyor, bu hal güzel.

Mete Yarar da bak aferin; “Ben Türkiye’de kim ne para verirse versin, hiçbir aşiretin böyle hainlik yapacağına inanmıyorum” diyor. Aşiret demek kabadayı demektir, yiğit demektir. Yani rahatça namusu, şerefi için haysiyeti için bu insanlar ölümü göze alırlar. Vatanı, milleti, bayrağı için. Aman ha böyle asil insanlara böyle çirkefçe, çirkin iftiralar atmak çok büyük ahlaksızlık olur. Kim yapıyorsa çok büyük terbiyesizlik yapıyor. Böyle bir şey yok. Bir de iddia sahibi ispatla mükelleftir. O zaman müfteri olur. Olmaz öyle şey.

TRT 1’de Pelin Çift’in programında tefsirci yazar Ahmet Tekin, Hz. İsa (as)’ın gelmeyeceğini anlatıyor. Allah diyor ki bak, “İsa Mesih kıyamet için bir alamettir.” Alamet yok diyor, daha nasıl alamet olsun? “Ölümünden önce (İsa Mesih’in) Ona iman etmeyecek hiçbir fert yoktur” diyor Allah, “Ehli Kitap’tan.” Bu nedir bu? Hiçbir peygamber için söylememiş Allah bunu. Hz. İsa (as) için söylüyor. Ne anlama geliyor bu? Nasıl bu adamların mantığı ben anlamıyorum. İsa Mesih’e diyor Cenab-ı Allah; “Sana uyanları kıyamete kadar dünyaya hakim kılacağım.” Bu ne bu, anlamı ne bunun? Anlamazdan geliyor. Bir kere Kuran yanlış olan bir şeyi mutlaka düzeltir. Mesela diyor ki şirk, teslis. Bu yanlış diyor Allah. “Neredeyse gökler parçalanacaktı bu sözden dolayı.” Diyor. Bu yanlış. Peki, İsa Mesih’in inişi? Kuran ona hayır, inmeyecek demiyor. Yanlış olanı Kuran mutlaka düzeltir. Ama orada öyle bir şey demiyor. Bilakis ayetler, ma katalehu diyor Allah, katletmediler. Ma salebehu, asmadılar. Bir daha söylüyor Allah, ma katalehu, ma salebehu. Asmadılar ve katletmediler. Bilakis diyor bak bilakis, Allah onu katına yükseltti. Kafirlerin içinden tahir etti, temizledi, katına aldı. Teveffeni, “Yanıma aldım” diyor. Nereden çıkarıyorsunuz? Vefat etti diyor. Öldürmediler ama öldü. Bu anlama geliyor. Dedikleri o. Çok yanlış yoldalar çok, çok utanacaklar sonra.

EBRU ALTAN: Daha önce siz dikkat çekmiştiniz, şeytandan Allah’a sığınırım. “Mesih ve yakınlaştırılmış melekler ona ibadet etmekten yorulmazlar” diye bildiriyor Allah ayette. Halen ibadet ettiğini Allah vurgulamış oluyor demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii. Sırf bak Mesih ve yakınlaştırılmış melekler. Bunlar şu anda da ibadet halindeler.

“Hocam, Mehdi (as) talebeleri nasıl olmalı?” Bilgili olmalı, bizim gibi zır cahil olmaması lazım benim gibi. Yani ilmimizi, bilgimizi arttıracağız. Mehdi (as)’a layık olmaya gayret edeceğiz. Mehdi (as) alimdir. İlmiyle dünyayı sallayacak, inşaAllah. Bizim gibi zır cahiller de onun neyi olur? İşte hizmetçisi. Mehdi (as)’ın hizmetçisi olabilirsek ne mutlu bana.

Savcı Sayan da aşiretleri savunmuş. İyi olmuş.

Münafıklar hep Peygamberimiz (sav)’in açığının peşindeydiler. Bir açık vermesi konusunun peşindeydiler. Mesela Kuran geliyor, gayet güzel bir kitap. Yani her yönden insanları rahatlatacak, huzur verecek, sosyal yönden, psikolojik yönden, her yönden insanlığa büyük bir nimet. Oradan bir çakal buluyorlar, getiriyorlar, bilmiş. Kuran’ı inceliyor, aleyhte bakıyor. Yani Kuran’ın lehine bakmıyor, Allah’ın lehine bakmıyor. Kuran’da güzellik aramıyor. Sırf pislik olsun. “Kaşlarını çattı” diyor, şekilden şekle giriyor, züppelik yapıyor. Sonunda Kuran’ın -haşa- uydurma bir kitap olduğunu söylüyor. “Birisi ona öğretmiş. O da nakletmiş, anlatmış. İlahi bir kitap değil” diyor. Kuran’a hayır gözüyle bakmıyor, şer gözüyle bakıyor. Halbuki hayır gözüyle baksa ona Kuran’ın güzellikleri açılacak. Nimet gözüyle baksa Allah ona nimet sunacak. Ama şer gözüyle bakınca Allah onu delalete düşürüyor. Bu sefer ayağına musallat oluyor Allah. Onun için İslam’a, Kuran’a bakarken mutlaka hayır gözüyle bakmak lazım. Hep Allah’tan yana, Peygamber (sav)’den yana, Kuran’dan yana bakmak lazım. Mesela o adam alim, getirdikleri adam. Hakikaten devrin alimi. Fakat köpek beyinli. Yani illa Peygamber (sav)’in aleyhinde bir şey bulacak. Pislik herif, nur gibi insan, tertemiz insan, çocuk gibi yüzü, bayağı dürüst, yalan söylemez, kimseyi incitmemiş, zararı yok, sana kötülük yapmamış. Kuran vahyinde görüyorsun rengi, benzi soluyor, baygınlık geçiriyor. Üstünü örtüyorlar tülbentle. Yalan olacak bir durum var mı burada? Upuzun sure, çok uzun bir sureyi gözü kapalı, baygın halde söylüyor. Bu yalan olarak yapılacak bir şey mi? 6666 ayet yalan olarak söylenebilecek bir şey mi? Müthiş çelişki olur. 6666 tane yalan söylersen sen yani yüzlerce, binlerce çelişki olur. Bundan kurtulamazsın.

TUĞBA BOZKURT: Tüm dünya tarihi içerisinde hepsini görmüş olmalı.

ADNAN OKTAR: Tabii, mümkün değil, mutlaka çelişkili olur. Ahlaksız herif, oturuyor, Peygamber (sav)’i güya mahcup edecek. “Yok, bu uydurma bir kitap” diyor, haşa “yalan” diyor. Cenab-ı Allah ne kadar haysiyetsiz olduğunu, ahlaksız olduğunu Kuran’da belirtiyor bu şahsın. Çünkü vicdan gözüyle bakmıyor. Halbuki vicdan gözüyle baksa zaten sırf Peygamber (sav)’e baksa bile iman eder. Yani sırf onun temiz yüzünden bile. Bu insanı niye yalancı çıkartmaya çalışıyorsun, be hey ahlaksız? Başka işin yok mu? Bir de hayır, görüyorsun da vahiy gözünün önünde geliyor. Bembeyaz oluyor eli, yüzü, şakır şakır ter akıtıyor soğukta. Soğuk havada şakır şakır ter akıtıyor oyun mu bu? Bu kadar ahlaksızlık olur mu? Adamlarda vicdan yok yani. Bir de çok uzun ayetler, mesela bir sure iniyor, upuzun. Okuyor, okuyor, baygın bir şekilde okuyor. Böyle bir uydurma olur mu? Ve müthiş bir şiir, müthiş bir ahenk, müthiş bir mükemmellik, mükemmel bir akış. Yani nefes kesici bir sanat var Kuran’da. Baygın halde böyle bir yalan kitabı nasıl yapsın mübarek? Olacak iş mi şu? Şu ahlaksızlığa bak. Bak, bir kere bilimle hiç çelişmiyor, birbiriyle çelişmiyor. Okuyana ferahlık ve müthiş bir sosyal düzen. Her yönden mükemmel, mucize yani her yönüyle. Mesela onu okuyan akıllanıyor, akıllı insan haline geliyor. Sırf üç tane alçağa yağcılık yapacağım diye Kuran’ın hak kitap olmadığını iddia ediyor. Halbuki hayır gözüyle baksa görecek. Ama şer gözüyle baktı mı böyle oluyor. Mesela Peygamber (sav) diyor ki; “Hadi savaşa çıkalım.” İlla ahlaksızlık yapacak. Peygamber (sav)’in aleyhine olacak oradan, aradan bir şey çıkaracak. Sanki Peygamber (sav) düşünmemiş gibi; “Bu sıcak havada savaşa çıkılır mı?” diyor. Densizliğe bak. Hem küstahlık var burada hem saygısızlık, münasebetsizlik. Aptal sen yolda yürümekten acizsin, be hey ahmak. Sen kimsin de Peygamber (sav)’e akıl veriyorsun? O bilmez mi sıcak havayı? Herkes görüyor sıcak havayı zaten herkesin haberi var. Sırf züppelik olsun, çakallık olsun, itlik olsun. Bak, Müslümanın lehine bir şey bulmuyor. Mesela savaşa çıksak şöyle faydası olur, işte kardeşlerimizi kurtarırız, çocuklarımızı kurtarırız, belalardan kurtuluruz. Hayır yönünü anlatmıyor. Küfrün lehine olan kısmına bakıyor. Çünkü onları kurtarmanın peşinde. Sıcak hava bilmem ne falan hep bahanesi işin. Deseler ki; “Orada bir soygun var. Para kazanacaksın.”  Kanatlanır gider. Ne sıcak dinler ne soğuk dinler. Onun için bu insanlarda da olabilir. Çok dikkat etmek lazım. Mutlaka Peygamber (sav)’in lehinde, Allah’ın lehinde, Kuran’ın lehinde düşünmek lazım. Mesela bağımsız olarak Allah’ın aleyhinde düşünülmez, Allah’la ilgili. Mesela diyor ki; “Ben hür düşünüyorum.” Sonra mahcup olursun. Allah’la ilgili, konuşurken hep Allah’tan yana düşünülecek. Ben hür düşünüyorum diye Allah’ın aleyhine… O zaman ömrün boyunca dinsiz gibi yaşarsın. Öyle şey olmaz. Kuran’la ilgili de, Kuran’ın aleyhine düşünülmez. Mutlaka lehine düşünülür. Mesela şüphe ediyor, oradan şüphe ediyor, buradan şüphe ediyor. Arkası gelmiyor. Mesela o kırmızı yüzlü bir adam var. Baktım, Kuran’dan şüphe ettiği görülüyor. Allahualem inanmıyor yani. Üslubunda belli. Hüsnü zanla, güzel gözle baksana. Hayır gözüyle baksan göreceksin. Hayır gözüyle bakamadığı için göremiyor. Resulullah (sav)’e de hayır gözüyle bakmıyorlar. Onun için çok da rahatsızlık vermişler Peygamberimiz (sav)’e o devirde. Onun için, “Musa’yı incitenler gibi olmayın” diyor. Sahabe tabii vahiy aldığı için bir şey dememişler Peygamberimiz (sav)’e. Bu adamları biz geri çekelim, bunların densizliğine engel olalım dememişler. Talimat bekliyorlar Peygamber (sav)’den. Bence direkt müdahale etmeleri gerekirdi. Ben olsam ederdim. Peygamberimiz (sav)’den ben talimat beklemezdim. Nasıl desin, o utangaç, terbiyeli bir insan, saygılı bir insan? Adam bas bas bağırıyor. “Bağırma” derim, “ne bağırıyorsun?” derim. “Saygını takın, aklını başına al” derim. Demiyorlar. Yahut mesela yemek yemeye gidiyor Peygamber (sav)’in evine. “Arkadaşlar hep beraber gidelim, Resullullah (sav) dinlenecek” derim yani. Nasıl desin, utanıyor o?

BÜLENT SEZGİN: Allah ayette şöyle buyuruyor; “Kuran’ın bir kısım ayetleri muhkemdir, diğerleri ise müteşabihtir. Kalplerinde kayma olanlar fitne çıkarmak ve onun olmadık yolları yapmak için ondan müteşabih olanına uyarlar” diyor.

ADNAN OKTAR: İşte evet Kuran’dan böyle işari manayla mana çıkarmaya çalışıyor, işaretle. Kuran’ın hükmü mesela açık ama işaretle. O zaman çok büyük fitne çıkarırsın. Nitekim de çıkartmışlar. İşaretle dört mezhep, dördü de ayrı ayrı anlam çıkartıyor. Dördü de birbirinin yanlış yolda olduğu kanaatinde. Diyorlar ki; “Hadise, sünnete uyan kurtulur. Tamam, uyalım” diyorlar. “Ben uydum, kurtuldum” diyor. Nesin? “Ben Hanefi’yim” diyor. Şafi diyor ki; “Bütün dedikleri yanlış. Bizim dediğimiz doğru” diyor. Maliki de diyor ki; “İkisinin de dediği yanlış, bizim dediğimiz doğru” diyor. Hanbeli diyor ki; “Hepsinin dediği yanlış, benimki doğru” diyor. Hepsi yanlış yolda. Sadece Kuran’a uyarlarsa olur. Dördü de birbirinin yanlış konuştuğunu düşünüyor. Olur mu böyle bir şey? Böyle bir din anlayışı olur mu? “Sünnete uyan kurtulur” diyor. Tamam, uydun. Kurtuldun Hanefi oldun, Şafi senin kurtulmadığın kanaatinde. Her yönden yanlış yaptığına inanıyor. Ve adamda tapu gibi de delil var, yani hadisler var. Hakikaten bayağı açık hadisler. Dediklerini şerh ediyor, cerh ediyor, kaldırıyor. Mesela diyor ki; “Peygamberimiz (sav)’in burnu kanadı. Abdestinin bozulduğunu söyledi. Gitti abdest aldı” diyor. Buyurun, ne yapacağız? Gayet sağlam hadis, farz edelim. Öbürü diyor ki; “Peygamberimiz (sav)’in burnu kanadı. Yıkadı burnunu sadece. Gitti, namazını kıldı” diyor. Bu ne? İkisi de hadis. İkisi de birbirini cerh ediyor, birbirini geçersiz kılıyor. Yani böyle şey olmaz. Kuran yeterli. Kuran’da kan abdesti bozar diye bir hüküm yok. Bitti. Onun için hadise ihtiyaç yok. Bir açıklamaya gerek yok, konu bitmiş. 

Nisa Suresi, 82 şeytandan Allah’a sığınırım. “Onlar hala Kur'an'ı iyice düşünmüyorlar mı?” Bak, iyice. “Eğer o, Allah'tan başkasının Katından olsaydı, kuşkusuz içinde birçok aykırılıklar (çelişkiler, ihtilaflar) bulacaklardı.” İnsan 6666 ayetle yalan söylemiş olsa bir insan, nasıl çelişki olmaz? Bir de baştan sona kadar kafiyeli Kuran. Mesela “Elem neşrah leke sadrek” diyor böyle mükemmel böyle mükemmel. Sonuna kadar her yer kafiyeli. Ve tamamı müzikli, nefis bir müzik var. Taklidi yapılamıyor. Kaç defa denemişler, hiç birinde olmuyor. Ama tabii bunu edebiyatçılar biliyor edebiyattan anlayanlar. Ben diyor benzerini yaptım diyorlar getiriyorlar olmuyor. Bak 1400 seneden beri deneniyor Kuran’ın benzeri yapılamıyor. Halbuki yapabilmeleri lazım. Değil mi? Her sanatçının, her romancının benzeri yapılabiliyor ama Kuran’ın benzeri yapılamıyor. Cenab-ı Allah da diyor “Yapabiliyorlarsa küçük bir numune yapsınlar” diyor göreyim diyor Allah.

EBRU ALTAN: “Ki kesin olarak yapamayacaksınız” diyor.

ADNAN OKTAR: “Yapamayacaksınız” diyor. Bu çok şaşırtıcı.

BÜLENT SEZGİN: Bilim geliştikçe de Kuran’ın insan sözü olamayacağı çok netleşmiş oluyor Adnan Bey. 

ADNAN OKTAR: Bir kere bilimle hiçbir noktada çelişmiyor böyle bir şey 1400 sene önce yazılacak mutlaka çelişir uydurma olsa. Çünkü o devrin bilimine göre konuşacaksın mutlaka çelişir. Hiçbir noktada çelişme yok. Ve sosyal yönden de insanları, bütün insanlığı rahatlatan bir sistem meydana getiriyor. Mesela münafık tahlilleri mükemmel. Kişilik tahlilleri mükemmel, gelecekten haber veriyor, gelecekten verdiği haberlerin hepsi olmuş. Uydurma olan bir kitapta haşa böyle bir şey olmaz. Mesela dünyanın en alçak yerinde diyor birkaç sene sonra onlar onları yenecek diyor. Adam dünyanın alçak yerine gitmez sırf Kuran’ı yanlış çıkartmak için başka bir yere gider. Savaşmaz. Savaşmayalım arkadaşlar der Kuran’ın yanlış çıktığı anlaşılsın der. Savaşıyor ikisi de Kuran’a karşı. İki grup da Kuran’a karşı. Eğer bunu yapmasalar ispat edecekler haşa Kuran’ın geçersizliğini kendi kafalarına göre. Ama yapıyor ve dünyanın en alçak yerine de gidiyor, o savaşı da denilen süre içerisinde yapıyor ve denilen grup yeniyor. Bu çok acayip halbuki yine yenilebilir. Yenilenler yenildiyse bir kere gider yine yenilir. Yok bu sefer onlar gelip gelecekler diyor Kuran onlar gelip geliyor Kuran’da. Ne dediyse çıktı Cenab-ı Allah, ayette.

“Yeni darbe girişimi olabilir mi?” Şöyle olabilir Allah esirgesin. Tutuklamalar çok çok fazla olursa, bunun çok çok üstünde olursa bu darbecilerin elini kolaylaştırabilir. İkincisi toplumda neşe kalmaması. Yani halkın tamamının gergin ve üzgün olması. Yani müzik olmaması, sanat olmaması, eğlence olmaması bu darbe için mühim bir sebep meydana getirebilir. Buna çok dikkat etmek lazım. Bağnaz gelişmeler, bağnazlığın gelişmesi mesela hanımların dekolte giymesine karşı olanlar var ya adam mesela  o tip vakaların yaygınlaşması. Bunlar çok büyük risk meydana getirebilir. Birde ekonomik kriz meydana getirmeye kalkabilirler. Buna çok dikkat etmek lazım. Bu sokak kavgaları oluyor bir anda alevleniyor falan bunlar çok tehlikeli, bunları kullanabilirler bu tip şeyleri. Böyle olayların hiç olmaması lazım yani bir yerde bir olay olduğunda çok çabuk yatışması gerekiyor. Kardeşlerimiz de bu tip şeylerde biraz  daha özenli olsunlar. Gerilimi tırmandırmak, sokak kavgaları, mahalle kavgaları bunlar darbecilerin ekmeğine yağ sürer. İngiliz derin devletinin çakallarına malzeme vermeyelim. Bunların bu şımarıklığına olgunluğumuzla, kalitemizle, aklımızla esaslı bir darbe indirelim.

Ahmet Varışlı, “Selam” aleyküm selam. “Siz demiyor muydunuz Mehdi (as) geldiğinde farklı mezhepler, tarikatlar, cemaatler kalkacak Peygamber (sav) dönemi gibi olacak diye Adnan Ağabey?”  diyor. Doğru ama bunu hükümet zoruyla siyasetle değil Mehdiyet yapacak. Mehdiyet siyasete karışmaz, Hz. Mehdi (as)’nin siyasetle alakası olmaz. Mehdi (as), cumhurbaşkanı olmaz mesela başbakan olmaz karışmaz. Bakana, milletvekiline karışmaz, meclise karışmaz. Mehdi (as) sadece sevgi öğretmenidir. Merhamet, şefkat, adalet. Bunun tavsiye edicisi ve öncüsüdür. Vasıflarını Peygamber Efendimiz (sav) açıklamış. Birinci vasfı adalet, yani anarşinin terörün durması, kavganın durması ve sosyal adalet, yardımlaşma. Fakir fukara kalmaması. Merhamet ve sevgi. Zaten “sedirinden yönetir” denmesinin işareti budur. Öyle olsa meclise gider derdi. Değil mi? Ama bak sedirinden evinden yönetir deniyor. Demek ki siyasetle işi yok Hz. Mehdi (as)’nin. Siyaset insanı olmayacak, sevgi insanı olacak. Manevi bir lider. Siyasetçi siyasetini yapacak, karışmaz onlara o. Ama mezhepleri kaldırmak siyasetle olursa bu olmaz. Çok anormal bir durum olur. Bu bir manevi önderin, manevi bir liderin sevgisiyle şefkatiyle yapabileceği bir şeydir. Dolayısıyla hükümetin bu işe girmemesi gerekir. Hz. Mehdi (as)’ye bırakması lazım bu konuyu.

“Konuyu uzatmaya gere yok Adnan Oktar varken Türkiye üzerinde oyun oynayamazlar daha plan uygulamaya başlarken havada yakalayıp gömüyor çünkü” diyor. İskoçya’dan bir kardeşimiz yazmış.

“Kuran’da bu konuyla ilgili açık ayet yok.” Sen daha anlamıyorsan ben ne söyleyeyim? “İsa Mesih kıyamet için bir alamettir” diyor. Hiçbir peygamber için söylenmiyor bir tek onun için söyleniyor ne anlıyorsun sen bundan? Sen diyorsun bu ayetin bir anlamı yok diyorsun. Demek istediğin bu. Ben de diyorum ki bir anlamı var. Değil mi? Anlamı yok diyorsun. Allah sana ayet indirmiş, Müslümanlara ayet indirmiş Peygamber (sav)’i vesilesiyle anlamı ne peki o zaman? “İsa Mesih kıyamet için bir alamettir” diyor nedir bu, ne anlıyorsun?  Hiçbir peygamber için söylemiyor bir tek onun için söylüyor. Hiçbir peygamber için söylemiyor bak “Sana uyanları kıyamete kadar dünya hakimi yapacağım” ne anlıyorsun bundan? Birde bak hiçbir peygamber için söylemediği diğer bir sözü daha var Hz. Resulullah (sav)’e falan kimseye söylememiş Allah bir tek İsa Mesih için “seni sevenleri” diyor birincisi “kıyamete kadar dünya hakimi edeceğim.” İkincisi “ehli kitaptan” diyor “sana uymadık, sana tabi olmadık, seni sevmeyen, sana iman etmeyen hiçbir fert bırakmayacağım. Hepsini iman ettireceğim” diyor. İlk geldiğinde on iki kişi var. Bunun anlamı ne?

BÜLENT SEZGİN: Ölmeden önce diyor.

ADNAN OKTAR: Ölmeden önce evet.

BÜLENT SEZGİN: Ki öldürülmedi o diyor ayette ölmeden önce de herkes sana iman edecek diyor. 

ADNAN OKTAR: “Sana iman etmedik hiçbir fert kalmayacak” diyor “Ehli kitaptan.” Ne anlama geliyor bu? Ve hiçbir peygambere söylenmemiş bu söz. Anlamıyorum diyorsan o zaman ilkokula.

“Ballandıra ballandıra anlattıkları Abdülhamit meğer neler yapmış Hocam çok cesursunuz tebrik ederim.” Serkan Doğaner. Kardeşim tabii o da insan. İngiliz derin devleti başına bela olmuş belli ki nefes aldırmamışlar ama bize tanıtıldığı gibi birisi değil. İngiliz derin devletine karşı direnememiş gücü yetmemiş bu kadar olay bu İngiliz derin devletinin ezdiği bir insan.

Al-i İmran Suresi, 55 “Seni İsa Mesih” diyor Allah İsa Mesih’e “Ya İsa Mesih seni Kendime yükselteceğim, seni inkar edenlerden temizleyeceğim.” Yani küfrün içinden çıkaracağım seni Kendi katıma alacağım. “ve sana uyanları kıyamete kadar inkara sapanların üstüne geçireceğim.” Ne bu? Anlamı ne? Allah ölmedi diyor sen de öldü diyorsun. Öldüremediler ama öldü diyorsun.

Abdülaziz rahmetli canım benim şehitlerin sultanlarından bak diyor ki sultan Abdülaziz, şehit Abdülaziz bak ferman yazdırıyor Ahmet Mithat’ın yazılarının durdurulması için emir veriyor “Fil mabat bundan sonra” diyor “Bundan böyle Mithat Efendi’nin maymunlarına dair matbuata zinhar nesne yazdırılmaması.” Altında Sultan Abdülaziz. Zinhar diyor. “Fil mabat, bundan böyle Mithat Efendi’nin maymunlarına dair matbuata zinhar nesne yazdırılmaması.”

Ahmet Seren, “Azılı bir katile baş sağlığı dilemek de ne oluyor Bay Oktar?” Azılı bir katil kimi kastediyor bu?

BÜLENT SEZGİN: Şimon Peres’i.

ADNAN OKTAR: Şimon Peres. Kardeşim biz katil diye o  zaman bakacak olursak ne İngilizlere bir sözümüz olabilir, ne Amerikalılara sözümüz olabilir. Hadi Şimon Peres on kişi öldürttü diyelim İngiltere sırf Çanakkale’de iki yüz bin kişiyi şehit etti. O zaman hiç kimseye baş sağlığı dilemememiz gerekiyor senin sözüne göre. Ben gözümle görmedim adamın cinayet işlediğini talimat vermiş olabilir onu da bilmiyorum. İslam’da hüsnü zan esastır. Biz gözümüzle görmediğimize göre, bilmediğimize göre baş sağlığı dileriz ama ailesine baş sağlığı diliyoruz, insanlara baş sağlığı diliyoruz. Oradaki insanlar mazlum temiz insanlar. Çevresindeki insanlara baş sağlığı dilemekte ne mahsur var? Değil mi? O insanların bir suçu yok bir şeyi yok. Bu kişinin de ben cinayet işlediğini bizzat görmedim bilmiyorum. O durumda hiç kimseye hiçbir şey söyleyemeyiz. Ne bir İngiliz’e söyleyebiliriz, ne Fransız’a söyleyebilirsin. Fransızlar bütün Fas, Tunus, Cezayir’de milyonlarca kişiyi katlettiler, şehit ettiler. O zaman onlara da baş sağlığı dileyemeyiz. Bu yanlış, ben bu şahsın vasfını bilmiyorum, özelliklerini kişiliğini bilmiyorum ama orada bir lider. O insana bir lider olarak o gözle bakmam lazım. Yani bu kişilerin lideri gözüyle bakmam lazım. Bu sizin lideriniz değildir diyemem. Ve geride kalanlara da baş sağlığı dilerim. Adamlara baş sağlığı dilemekte nasıl bir mahsur görüyorsunuz bunu da anlamadım. Çünkü adam bir şey yapmamış bir iddian yok ailesinden çevresinden kişiler değil mi? Dolayısıyla gereksiz. Peygamberimiz (sav) mesela bir Musevi cenazesi geçtiğinde ayağa kalkıyor. Saygı gösteriyor, baş sağlığına gidiyor. Oradaki insanlara başınız sağ olsun diyor. Resulullah (sav)’ın ahlakı bizim yaptığımız da Resulullah (sav)’tan faklı bir şey değil. Resulullah (sav) da o dönemde insanlarla savaşıyordu da, Musevilerle de savaşı oldu ama cenazeleri olduğunda onlara baş sağlığı diliyordu. Benim Resulullah (sav)’ın tavrından farklı bir tavrım yok. O nasıl baş sağlığı diliyorsa ben de baş sağlığı diliyorum. Birde Şimon Peres iki devlette çözüm isteyen, barışa en çok katkısı olan, Arapları en çok kollayan liderlerden birisiydi. Ama cinayet işlediyse de ben bilmiyorsam o ayrı. Tabii cinayet işlediyse çok büyük günah. Ama ben bilmiyorum adama şimdi iftira mı atayım ben sen cinayet işledin deyip bilmediğim etmediğim bir şey. Ama bildiğim yönü hakikaten iki devlete çözüm taraftarıydı, barıştan yanaydı, halim bir kişiliği vardı. Ama benim göremediğim yönleri de olabilir. Biliyorsan sen bana belgelendirirsen ben ona göre bir şey söylerim. Ama ben her Musevi vefat ettiğinde sevdiğim dostlarımsa baş sağlığı dilerim Resulullah (sav)’ın yaptığı gibi. Ayrı bir yol olmaz.

Tevrat’ta Eyüp Bölümü 1/21 “Dedi ki; bu dünyaya çıplak geldim çıplak gideceğim. Rab verdi Rab aldı Rabb’in adına övgüler olsun.” Ölüye duaları sözleri bu şekilde Musevilerin. Biz de söylüyoruz aynı şekilde. Çünkü hak bir hüküm olduğu görülüyor bozulmamış bir Tevrat hükmü.

Sultan Abdülaziz evrimci Darwinistlere hiç göz açtırmamış. Fetvası da mükemmel.

Kitabül Burhan Fi Alametil Mehdiyyil Ahir Zaman sayfa 26,  “Hilafet yeryüzünün en hayırlısı olan Mehdi’ye evinde otururken gelecektir.” Başbakanlık sarayında değil cumhurbaşkanlığı sarayında değil evinde. Halifelikten kasıt sevgi öğretmeni, sevgi öncüsü. “Mehdi sadece sedirinden hükümdarlık edecek” sadece, sediri kendi evindeki sediri. (Hükümler Taylmud Sanhedrin 20/B)

CHP İstanbul milletvekili Bekir Gürsel Tekin, “Türkiye’nin siyasi ve iktisadi olarak zor günlerden geçtiğini söyleyerek, ortak akıl hükümete çağrısında bulundu.” Ben darbenin ilk gününde söylemiştim. Bu çok iyi olur. Yani ben Tayyip Hocam’dan onu rica etmiştim. Sayın Bahçeli’yi de hükümete alsın, ondan sonra Sayın Kılıçdaroğlu’nu da hükümete alsın. Tabii ki, bir ortak akılla hareket edilmesinde fayda var. Çünkü İngiliz derin devleti Türkiye’yi çepeçevre sarmış durumda. O zaman bütün millete karşı tavır almış olacak darbeciler.

“Münafık Abdullah Bin Übeyir, senin hakkında pek şiddetli ayetler nazil oldu. Resulullah (sav)’e git de senin için Allah’tan af dilesin denince şu cevabı vermiş; Benim iman etmemi emrettiniz…” Bak, münafık ağzını görüyor musun? “İman ettim. Malımın zekatını vermemi emrettiniz…” Bak bak yine ahlaksızlık yapıyor. Halbuki Allah söylüyor. Kimsenin emrettiği falan yok. İftira ediyor, adilik yapıyor. “Muhammed’e secde etmemden başka hiçbir şey kalmadı” diyor. Çok karaktersiz işte bu tam münafık ahlakı. Kinli Peygamber (sav)’e karşı. Bir de sureti haktan görünerek yapıyor bunu dikkat ederseniz. Yani bütün münafıklar dürüst havasında ortaya çıkarlar. Dürüst, samimi, iyi niyetli, güzel ahlaklı. O homoseksüel dolandırıcı da geçenlerde öyle bir yazı yazmış. Dürüstlük dersi veriyor. Sen pisliğini karıştırtan bir adamsın. Dolandırmışsın, bir genç kızı dolandırmaya kalktı, haysiyetsiz herif. Kuran okunduğunda mosmor oluyormuş. Görenler söylüyor, ben görmedim.

BEYZA BAYRAKTAR: Genç kıza davranış şeklini de söylemiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii o kızcağızı da dövmeye kalkmış. Süper haysiyetsiz birisin. Bu, ta çocukluğundayken böyleymiş. Sonra arkadaşları anlattılar. Çok fakir bir ailenin çocuğuymuş. Böyle her türlü pislik oluyormuş. Köprü altlarında falan yetişmiş bir tip, o Tanju denilen tip. Oturmuş ahlak dersi veriyor. Bunlar da hep böyle olur. Münafıklar hep dürüstlük adına çıkarlar. Peygamberi suçlarlar yahut Müslümanların en sevdiği kimse onu suçlarlar. Kendini de temize çıkartır. Bunu da hep din adına, ahlak adına, güzellik adına yaparlar. Dünyanın en dürüst, en akıllı, en iyi düşünen insanı konumunda çıkar münafıklar.

Voltaire, Abdülhamit devrinde de tanıtılan bir kişi. Yani o gösterdiğimiz şahıs vardı ya Voltaire’le ilgili her yerde yazıları çıkıyor Abdülhamit döneminde. Mesela diyor ki bak Voltaire’in fikri; “Tarikatların ve mezheplerin siyasal iktidar tarafından yasaklanması bir zorunluluktur” diyor, Voltaire. Görüyor musun? İşte şu anki adamlar da bunun etkisinde kalıyorlar. “Tarikatların ve mezheplerin siyasal iktidar tarafından yasaklanması bir zorunluluktur” Voltaire söylüyor. Ta İngiliz derin devletinin en güçlü olduğu dönemlerde kullanılan yazarlardan bir tanesi. Osmanlı’da da bu adam her yerde okunuyor, Voltaire. Yazıları yani makale olarak yayınlıyor, her yerde okutuyorlar. Voltaire, ateist rahip. Allah’a inanmıyor ama rahip. Meslier’in kitabını tavsiye ediyor. ‘Tanrısızlık İlmihali’ diye adamın kitabı var. Bunu yayıyor, bunu tanıtıyor. Osmanlı döneminde de okunan bir kitap Abdülhamit döneminde Voltaire’in kitapları. Münif Paşa, Voltaire’in, Fenelon ve Fontenelle’den tercüme ettiği diyalogları Muhaverat-ı Hikemiye adlı adı altında bir kitapta topluyor, 1859 yılında yayılıyor.

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz kitabı. Güncel çevirisi bu.

ADNAN OKTAR: Bak bunlar hep Abdülhamit dönemi. Bunlardan başka İlmi Belagat adlı telif eserinde Sokrates, Aristo, Cicero, Voltaire, Russo, Buse gibi böyle dinle imana alakası olmayan, dine, imana, İslam’a, zıt fikirleri olan kişilerin kitaplarını yayınlıyorlar. Bu tercüme Mustafa Reşit tarafından 1886’da Müntehabat-ı Cedide adıyla yayınlanan antolojide yer alıyor ayrıca. Sırf Darwinizm’le Osmanlı’yı sarmıyorlar, böyle kitaplarla da sarıyorlar. İngiliz derin devletinin bir sitili bu, yöntemi. Voltaire’nin özelliği Londra’da eğitim görmüş. İngiliz derin devletinin tezgahından geçmiş yani eğitmişler.

Her şeyde münafıklar Peygamber (sav)’i suçluyorlar, kendilerini sürekli dürüst gösteriyorlar, iyi, Peygamber (sav)’i de sürekli hatalı, anlayamayan, kavrayamayan, kendilerini ince düşünen böyle vicdanlı. Peygamber (sav) sürekli açık verdiği kanaatindeler ve köpek gibi Peygamber (sav)’in başında onda bir şey yakalamaya çalışıyorlar böyle ahlaksızca, güzel yönlerini görmek değil de aleyhinde bir şey arama peşindeler. Mesela diyor ki; “Medine’de başımıza acılar geldi” diyor münafıklar, “buranın havası bize yaramadı.” Sırf ahlaksızlık olsun, Medine havası niye yaramasın? Zaten o memlekettesin. “Biraz dışarı çıkalım, biz açık alanların, çöllerin insanlarıyız. Belki dışarının havası bize iyi gelir de iyileşiriz. Sonra yine döner geliriz” dediler ve çıkıp gitmişler. Ahlaksızlığa bak, bahaneye bak. Çöl havası iyi gelecekmiş, serseri hava her yerde aynı hava. Bu kadar akılsızlık olur mu? Oranın havası, buranın havası var mı?   

BEYZA BAYRAKTAR: Münafıklar Allah’a karşı da adaletsiz olduğunu düşünüyorlar haşa Allah’ın.

ADNAN OKTAR: Zaten asıl onlar Allah’la başları sıkıntıda. Allah’a sevgileri yok.

Voltaire İngiliz derin devletinin çok kullandığı bir yazar. Diyor ki Voltaire; “İnsanlığın iki büyük baş belası var, birincisi veba, ikincisi Türkler.” İngiliz derin devletinin tam felsefesi. Diyor ki Voltaire; “Hümanizm eğer benim ilkem olmasaydı” yani benim görüşüm olmasaydı hümanizm, “Türklerin hepsinin kökünün kazanmasını görmek isterdim. Ben en azından birkaç Türk’ün öldürülmesinde katkıda bulunmak isterdim. Gerçi bu benim hoşgörü ilkeme de uymuyor ama insanlar çelişkilerle yoğurulmuştur” diyor. “Türklerden her zaman nefret edeceğim, ne berbat şeyler. Onlara altmış yıldır Cenevre saatleri satıyoruz ancak hala bunlar ne yapacaklarını bilmiyorlar.” Saatleri nasıl kullanacaklarını bile bilmiyorlar diyor. Üst perdeden böyle bilmiş, ukala bir tavır, genel işte İngiliz derin devletinin mensuplarında olan bir hal ve müthiş bir Türk nefreti ve bir ukala üslup üst perdeden. Bu adamlar hadi böyle fakat bunların yalakası, yancısı, hampaları da aynı kafadalar. Adam Türk, Voltaire hayranı ve adamın fikirlerini savunuyor, bu fikirlerini savunuyor.

BÜLENT SEZGİN: Evrimci Ahmet Mithat’ın o dönemde 1887 yılında çıkardığı Voltaire isimli kitabından bir görüntü.

ADNAN OKTAR: İşte Osmanlı’yı sırf Darwinizm’le değil Voltaire’in şunun bunun kitaplarıyla da mahvetmişler Abdülhamit döneminde, yüzbinlerce bu kitaplar bütün Osmanlı topraklarına dağıtılmış, nefret dolu Allah’a karşı, dine karşı, İslam’a karşı.

Sir Winston Churchill, Avam Kamarası’nda ayağa kalkıp şöyle bir konuşma yapıyor; “Savaş hukukuna göre zehirli gaz kullanmak yasaktır. Biliyorum ama zehirli gazı insanlara karşı kullanmak yasaktır. Türkler Müslümandır, dolayısıyla da insan sayılmaz hiçbiri yani Türklere karşı rahatça zehirli gaz kullanabilirsiniz.” 1915 yılında Çanakkale ve boğazlarla ilgili Osmanlı’yı parçalamak isterken yenilince Sir Winston Churchill, Avam Kamarası’nda ayağa kalkıp bunu söylüyor. Bak “Savaş hukukuna göre zehirli gaz kullanmak yasaktır,” İngiliz derin devletinin bir elamanı bu da. “Biliyorum ama zehirli gazı insanlara karşı kullanmak yasaktır. Türkler Müslümandır, dolayısıyla da insan sayılmaz hiçbiri,” haşa “yani Türklere karşı rahatça zehirli gaz kullanabiliriz.” “Zehirli gaz” diyor “tamam kullanılmaz ama insana kullanılmaz, bunlar insan değil ki” diyor “Bunlar insan olmadığına göre Türklere kullanabiliriz” diyor. İngiliz derin devletinin fikri işte bu. Şu anki nefretin sebebi de bu ve bu kesintisiz devam ediyor. İngiliz derin devletinin felsefesi. Sir Winston Churchill’i de kullandılar hepsini de kullandı İngiliz derin devleti. Buna onu söyleten de onlar.                                    

Münafık hep Müslümanların aleyhine hüküm arar, mümin de Müslümanların lehine hüküm arar. Buna çok dikkat etmek lazım. Kuran’da da münafık hep Müslümanların aleyhine hüküm aramakla uğraşır. Daha da olmazsa Kuran’ı reddeder, Kuran’ı araştırıp.

Hayret Osmanlı döneminde kaç defa hata yapılmış. Denizaltı istiyorlar İngiltere’den. Denizaltıları hazırlıyor İngiltere. Altınlarını ödüyoruz, paralarını veriyoruz. Sonra olay çıkarıyorlar diyorlar ‘Biz denizaltılara el koyduk vermiyoruz.’ Denizaltıyı kendi donanmasında kullanıyor bize ait denizaltıları. Daha önce de donanma yaptırıyoruz, yapıyorlar. Silah alıyoruz mesela parası ödeniyor. ‘Yok, vermiyoruz’ diyorlar. Osmanlı’nın da bu konuda tecrübe edinmemesi, kasıtlı mı aynı hataya düşüyorlar, hakikaten mi bilmiyorlar ben anlayabilmiş değilim.

BÜLENT SEZGİN: Kıbrıs’ı da anlatmıştınız. Kıbrıs’ı siz yönetin diyorlar. Sonra ilhak ettik diyorlar.

ADNAN OKTAR: Kıbrıs’a asker çıkarın diyor, Kıbrıs’ı siz yönetin diyor. Sonra adam diyor ben ilhak ettim hadi geçmiş olsun diyor vermiyorum diyor. ve bir türlü de tecrübe edinmiyorlar bu konuda.

Münafıklar diyorlar ki Hz. Musa (as)’ya; “Mısır’da mezar mı yoktu? Bizi çöle ölmeye mi getirdin?” diyorlar. Bak alçaklığı görüyor musun? Tam münafık karaktersizliği. Musa (as)’yı orada mahcup etmeye, kendi talebeleri içerisinde yani hatalı ve yanlış bir insan gibi göstermeye çalışıyorlar. Kendilerini çok akıllı gösteriyor münafıklar. “Bak Mısır’dan çıkarmakla bize ne yaptın? Mısır’dayken sana bırak bizi Mısırlılara kulluk edelim demedik mi?” Diyorlar. Adiliği görüyor musun adamlardaki? “Çölde ölmektense Mısırlılara kulluk etsek bizim için daha iyi olurdu” diyorlar. Tam baş belası ve bir klasik münafık eylemi.

BÜLENT SEZGİN: Yine Peygamberimiz (sav) döneminde ayette Allah şöyle buyuruyor; “Yanımızda olsalardı öldürülmezlerdi” (Ali İmran,156) ifadesini kullanıyorlar. Haşa Peygamberimiz (sav) onları gönderdi o yüzden öldüler gibi.

ADNAN OKTAR: Tabii Peygamber (sav)’i her yerde suçlamaya çalışan alçak bir karakteri vardır münafıkların. Bir daha söyle o konuyu.

BÜLENT SEZGİN: Müminler için münafıklar savaşa giden müminler için; “Yanımızda olsalardı öldürülmezlerdi.” (Ali İmran Suresi,156) ifadesini kullanıyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii Peygamber (sav)’e suç isnat ediyorlar yani çok alçaktır münafık. Her şeyden Peygamber (sav)’in aleyhine hüküm çıkarmaya çalışır. Bak yanımızda olsa ölmezdi diyor. Bizim yanımızdan gidince diyor kim gönderen kim? Hz. Muhammed (sav). Adamları göndertti öldü işte diyor. yani onların ölümüne sebep olan odur diyor. Ama bizim yanımızda olsaydı sağ kalacaktı diyor. Ve Peygamber (sav)’i töhmet altında bırakıyor. Münafıkların özelliğidir bu. Sinsi sinsi Peygamber (sav)’in aleyhinde böyle ince ince işlediklerini zannederler. Halbuki ince ince değil de kulaç kulaç onlar cehennemin dibine doğru gidiyorlar. Onu akıl edemiyorlar, bağıra bağıra gidiyorlar sonunda. O zannediyor ki o bedenle kalacak, o tiple kalacak. Cehennemin tozu dumanı içerisinde cehennemin dibine doğru yol almış oluyorlar. O sinsiliklerini Allah bilmiyor zannediyor. Halbuki sinsiliklerini Allah bilir.

GÖKALP BARLAN: Başka bir ayette yüce Rabbimiz; Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım “O münafıklar düşman topluluğunu gördüğünde ‘Allah ve Resulü, bize boş bir aldanıştan başka bir şey vadetmedi’ diyorlardı.” (Ahzab Suresi, 12)

ADNAN OKTAR: Mesela bu da büyük bir ahlaksızlık orada da Peygamber (sav)’i düşüncesizlikle itham ediyorlar yani ince düşünememek. Kendilerini de çok akıllı görüyorlar. Boş bir aldanışla bizi aldattı diyorlar. Çünkü hep baştan beri şüphe ettiği için böyle böyle müminleri Peygamber (sav)’den soğutma kafasında oluyorlar. Çok fazla örnekleri var, bunların bilinmesi münafık karakterinin iyi bilinmesini sağlar.

BÜLENT SEZGİN: Hocam yine siz tarif etmiştiniz açıklamıştınız. “Bu sıcakta savaşa çıkmayın” diyorlar. Peygamber (sav)’e yani savaşa çıkmayalım o yüzden öldürülenler için de bak biz demiştik çıkmayalım diye ama çıktılar öldüler gibi kendilerini daha uyanık, akıllı sanıyorlar.

ADNAN OKTAR: Evet, münafık en akıldane, en iyi düşünen, Kuran’daki incelikleri başkalarının göremediğini düşünen, Kuran’ı kimsenin fark edemediği kanaatinde. Bir tek kendinin fark ettiği kanaatinde. Onu da Peygamberimiz (sav)’in aleyhine kullanıyor. Çok büyük bir alçaklık ve ahlaksızlık.

BEYZA BAYRAKTAR: Allah ayette; üzerlerine ölüm yazılanlar mutlaka ölür diye bildiriyor ve hatta başka bir ayette tahkim edilmiş şatolarda olsanız bile ölüm sizi bulur diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii.

Churchill, Osmanlı’daki Müslüman Türklere zehirli gaz kullanılmasını tavsiye ettiği konuşmasında, bombaların önünde yapıyor konuşmayı o kastettiği silahların önünde yapıyor. O andaki fotoğrafı var. Bak İslam alemine uygun gördükleri bombalar bunlar. İngiliz derin devletinin kafası hep bu mantıkta oldu.

Münafıklar Peygamberimiz (sav) aleyhinde de konuşuyorlar. Diyorlar kendi aralarında böyle şeyler söyleme sonra Muhammed’in kulağına gider de bizim aleyhimize olur diyorlar. Yani en büyük korkularından biri de Peygamber (sav)’in onlara karşı eylem yapması yani onlara karşı kendini savunması. Hep o korku içinde ‘bizi rezil eder, bizi aşağılar, bize karşılık verir.’ Münafıklarda hep bu korku olur bilinçaltında. O yüzden bir şeyi yaparken hep bu çekincelerini de belirtiyorlar. Bak diyorlar ki; ‘böyle şeyler söylemeyin aleyhinde Muhammed’in. Sonra kulağına gider de bizim aleyhimize olur’ diyorlar. Bizimle uğraşır diyorlar. Münafıklarda bu korku hep var. “Dediler ki Hz. Peygamber (sav) hakkında ileri geri konuşanlardan el-Culas ibn Süveyd, “Muhammed işiten bir kulaktır. Ne işitirse ona kanar.”” Bir de ne duyarsa ona inandığına kaniler. Saf olduğunu düşünüyorlar kendilerinin çok uyanık olduğu kanaatindeler, kafası çok iyi çalıştığını zannediyorlar. “Burada onun hakkında istediğimizi konuşuruz sonra onun yanına varır başka türlü konuşuruz. Onun yanında söylediklerimize inanır ve bizi tasdik ederdi.” Diyor. Sonra da işte o ayet iniyor. Allah rezil kepaze ediyor bunları.

KARTAL GÖKTAN: Faaliyet haberlerimiz vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: 17 Eylül’de Burdur’un Gölhisar ilçe pazarında halkımıza 61 adet eseriniz dağıtılmış. Hollanda ve Belçika’dan gelen kardeşlerimiz Almanya’da buluşup çeşitli konu anlatımlarıyla sohbet etmişler.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah ne güzel.

KARTAL GÖKTAN: Kardeşlerimiz Amasya’da Mustafa Üstün Hocamız’ı ziyaret edip beraber yemek yiyip sohbet etmişler. 20 ve 23 Eylül tarihlerinde bir araya gelmiş kardeşlerimiz. ‘Münafığın derin karanlığı’ isimli kitabınızı ve ‘Alay denen zulüm’ kitaplarınızdan da bölümler okuyup sohbet etmişler. Antalya’da kardeşlerimiz toplanıp iman hakikatleri, Mehdi (as) ve ahir zaman olayları hakkında konuşup yemek yemişler. Belçika’nın Sint-Niklaas şehrinde kardeşlerimiz bir araya gelmiş sohbet etmiş. Kayseri’nin Mimar Sinan kasabasında 100 adet eseriniz ve 500 adet broşürün dağıtımı yapılmış. Kardeşlerimiz iş için gittikleri Afyon halkına 50 adet Harun Yahya kitabı dağıtmışlar ayrıca Bursa’da iki ayrı yerde fosil sergisi düzenlemişler. Yoğun ilgi olmuş sergiye. İstanbul’daki kardeşlerimiz 10 Eylül’de ev sohbetinde bir araya gelmişler. Kuranı Kerim ve kitabınızdan bölümler okumuşlar. Almanya Berlin’de fosil sergisi yapmış bayan kardeşlerimiz ve önceki hafta da 30 adet Almanca ‘İslam terörü lanetler’ kitabından ve çok sayıda broşürün dağıtımını yapmışlar. AK Parti İstanbul Milletvekili Metin Külünk’ün 8 Eylül’de Belçika’daki Türklere konuşması sırasında kardeşlerimiz birliğe çağıran pankartlar açmışlar. Balıkesir’den kardeşlerimiz yemekte buluşup videolarınızı izleyip sohbet etmişler. Gebze’den kardeşlerimiz 3 Eylül’de bir araya gelmişler. Kuran-ı Kerim ve ‘Münafığın derin karanlığı’ kitabınızdan bölümler okumuşlar. 17 Eylül tarihinde İzmir’deki kardeşlerimiz bin adet A9 TV broşürü dağıtmışlar. Geçtiğimiz hafta Amasya’da 3 günlük fosil sergisi düzenlemiş kardeşlerimiz. Bursa’dan kardeşlerimizin de 3 ve 11 Eylül tarihleri arasında fosil sergisi düzenledikleri yerler şöyle; kent meydanı, Mudanya sahili, Heykel tarihi belediye binası önü, Gemlik Küçük Kumla Sahili ve hayvanat bahçesi.

ADNAN OKTAR: Sultan Abdülaziz 1867’de çıktığı Avrupa seyahati sırasında yanına aldığı başpehlivanlardan Kara İbo 145 kilo Şamdancıbaşı Kara İbo yakışıklı bir pehlivandı. Abdülaziz hal edilince saraydan alınmış ve pehlivanlığı da bırakmış. Katrancı-Şamdancıbaşı Kara İbo. Abdülaziz’in güreşçilerinden Kel Aliço 27 sene Osmanlı devleti başpehlivanlığına yenilgisiz olarak sahip oldu. Sert güreştiği için Gaddar namıyla anıldı diyor. Aliço o kadar güçlü bir güreşçiydi ki 70 yaşında iddia üzerine karşı karşıya geldiği çırağı Adalı Halil’i yarım saat içerisinde alt ediyor. 70 yaşında maşaAllah.

Faaliyetleri yine kısaca bir göster. Resimlerini göster peş peşe. Hepsine Allah nur versin, güç kuvvet versin. Hepsini Hz. İsa Mesih (as)’e talebe etsin. Mehdi (as)’ye talebe etsin hepimizi. İttihad-ı İslam’ı görmekle Allah şereflendirsin. Hepsine Allah sağlıklı, bereketli, uzun ömür versin maşaAllah. Çok güzel faydalı faaliyetler. Kesintisiz gayret ediyorlar ilimle, irfanla, sevgiyle, barışla, kardeşlikle, huzurla. Çok güzel.

Münafık Kuran’da hiç Müslüman lehine delil aramaz. Münafık sürekli Müslümanların aleyhine delil arar. Sureti haktan görünür. Çok şaşılacak bir karakter gösterir. Halbuki bir Müslüman Kuran’da müminlerin lehine olan güzel yönleri arar. Müslümanların aleyhine hüküm aramaz Kuran’da. Peygamberin aleyhine, Müslümanların aleyhine değil Müslümanların lehine hüküm arar. Kuran’da o Müddessir Suresi’nde o alçaklığı, ahlaksızlığı, irtikap eden alçak hakkında Cenab-ı Allah onu cehennemin dibine atacağım diyor ve zebanileri de ona musallat edeceğim diyor Allah. 19 sayısını onun için Allah bir fitne kılıyor. Halbuki Kuran’da gördüğü halde 19 mucizesini alçaklık yapıyor, anlamazdan geliyor, hesap da yapıyor hayret içinde kalıyor ama onu o 19’u Müslümanların aleyhine kullanıyor. İslam’ın peygamberin aleyhine kullanmak istiyor.

Şimdi İngiliz derin devletinin yeni bir girişimi var 11 Eylül tasarısı diye. Artık Amerika Birleşik Devletleri vatandaşları Suudi Arabistan’a dava açabilecek, maddi ve manevi tazminat alabilecekler. Yaklaşık 7 trilyon dolar civarında bir para talep edilecek Suudi Arabistan’dan. Bak, 7 trilyon dolar. Akıl almaz bir para yani. Suudi Arabistan’ın Türkiye ve Rusya’ya yakınlaşmasını engellemek için İngilizlerin bulduğu yeni bir sistem. İngiliz derin devletinin ortaya attığı bit sistem. Ya bunu verecek ya Suudi Arabistan’ı işgal ederiz diyecekler. 7 trilyon dolar istenen para. Halbuki hiç bekletmeden Suudi Arabistan, İran, Rusya, Türkiye bir birleşse 7 trilyon doları onlar İngiliz derin devletinden isterler, bütün dünyayı tahrip ettikleri için. Çanakkale’de yaptıkları tahribattan dolayı. Hiçbir güçleri olmayan adamlar bunlar. Ama birleşirse söke söke kendileri para alabilir bunlardan. Ama birleşmezlerse onlar söke söke alacaklar parayı. Bir an önce İttihad-ı İslam’ın gerektiğini buradan da görüyoruz. Bak Suudi Arabistan’ı ya yıkacağız diyorlar ya bu parayı verecek.

Suudi Arabistan Prensi bir iki gün içinde Türkiye’ye geliyor bu konudan dolayı. Halbuki hiç uzatmadan ‘Rusya, Türkiye, İran, Suudi Arabistan, Pakistan birleştik biz teşekkür ediyoruz’ bitti. Hiçbir kabadayılık yapamazlar. İngiliz derin devleti akıl almaz darbe yer. Hiç kımıldayamazlar bile. Putin’e iyi sahip çıkmak lazım. Suudi Prensi de çok akıllı bir çocuk o yani bayağı samimi bir insan. Ona da çok iyi sahip çıkıp konuyu bitirmek lazım. İran, çok mübarek insanların bulunduğu çok güzel bir ülkedir. Çok dürüst yiğittir İranlılar. Onlara çok iyi sahip çıkmak lazım.

Şimon Peres diyor ki, Şimon Peres diyor ya adam katil matil falan diyor ama konuşması şöyle; “Filistinlilere barış tüm Ak Deniz’de barışın yollarını açacak. Liderlerin görevi düşmanlığın karşısında şüphenin ve hayal kırıklığının karşısında bile durmadan özgürlüğü aramaktır. Bunun nasıl olacağını bir hayal edin” diyor. “İki devlet olsun” diyor “bir Arap devleti bir Musevi devleti olsun” diyor. Barıştan bahsediyor bu insan. Bunu, güzel bulmak lazım bu sözlerini. “İsrail ve Filistinliler arasındaki çatışmaya son vermek genç Arap jenerasyonun amaçlarını anlamalarına yardımcı olabilir. İsrail sınırlı kaynaklara rağmen tüm bölgeye modern bir ekonomi inşa etme konusunda yardımcı olmak konusunda çok isteklidir” diyor. Yani bu sözleri güzel bu insanın bu sözlerini desteklemeleri lazım olumlu yaklaşan bir insan.

Mesela Şimon Peres’in gömüleceği günü öfke günü ilan etmek çok yanlış Hamas burada hata yapıyor. Türklerden de AK Partililer, gelenekçilerin bir kısmı hep nefret mesajları yazıyorlar. Bu iyi bir şey değil. Bu uğursuzluk getirir. Bak açıkça söyleyeyim uğursuzluk getirir. Bunu yapmasınlar. Ölen bir insanın arkasından böyle konuşulmaz. Adamın sözleri güzel. Yani sevecen ve insancıl. Cinayet işlemesi? Kardeşim varsa vaka söylersin o ayrı. Kimi öldürmüş? Nasıl öldürmüş? Yahut talimat mı vermiş? Yani somut bir vaka olması lazım. Öbür türlü bu geçerli olmaz. Hayır, varsa bile biz bu iyi yönlerini ele alırız. O kötü yönlerini de Allah’a hesap verir, varsa eğer. Biz iyi yönleriyle değerlendirelim. Güzel yönlerini alalım.

Suudi Arabistan’ı da tabii kurdu. ABD tahvillerini bozdurmaya kalkarsa normalde Amerikan ekonomisini çökertebilir. Ama Amerika Birleşik Devletleri de bunu savaş sebebi sayması mevzu bahis. İşte en iyisi ittihat, İttihad-ı İslam. Putin İttihad-ı İslam’ı müthiş istiyor. Yani en çok istediği şeylerden birisi o İttihad-ı İslam. Hiç beklenmeye gerek yok. Bir kere Rus nükleer gücü, askeri gücü dünyanın en büyük gücü gibi. Birde Çin’in de katıldığını düşünün. Baş edilmeyecek bir şey. Ülke içerisinde bir daha İran içerisinde İngiliz derin devletinin artistlik yapacağını zannetmiyorum ondan sonra.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: “Rusya resmi olarak da istiyor” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii tabii resmi olarak istiyor. Yani “getirin” diyor “İttihad-ı İslam’ı hemen kabul ederim” diyor Rusya, resmi olarak söylüyor.

Teslim, “Peki sizin mantığınızda Abdullah Öcalan da katil değildir. Siz bizzat gördünüz mü adam öldürdüğünü?” Canım azmettiriyor işte azmettirdiği için aynısı yani katille azmettirme aynı suçu alıyorlar Türk Ceza Kanunu’nda. Bu adam da, bir başkası da, herhangi birisi de eğer azmettirirse o da katil olmuş olur. Biz katile “eline sağlık demeyiz” tabii ki. Zulüm etmiştir Allah karşılığını verir ahirette. Ama böyle bir belge yok şu an. Abdullah Öcalan’la ilgili mahkeme belgeleri var Yargıtay tarafından tasdik edilmiş, kesinleşmiş hüküm var. Ama Peres’le ilgili ben bir mahkeme hükmü görmedim. Eğer getirirsen tabii ki ben onu telin ederim. O cinayeti çirkin görürüm tabii ki eleştiririm. Ama elimde bir belge olmadan kendi kafamdan nasıl hüküm vereyim?  Bu adalet olmaz. Adaletli bir tavır olmaz. O zaman herkese bu söylenebilir.

“İngiliz himayesine karşı gelen ve emperyalizme kafa tutan Mustafa Kemal Atatürk oldu ama siz Osmanlıcılık yapıyorsunuz Hocam” diyor Oktay Ç. Canım, Osmanlı’nın iyi yönleri var işte eleştirdiğimiz yönleri var. Abdülhamit dönemini biz eleştiriyoruz yani İngiliz derin devletine yakayı kaptırdıkları bir dönem Abdülhamit dönemi. İlk defa tarihte ben iki yüz yıldan beri bu tarz bir açıklama yapan yok. İlk defa ben yaptım Abdülhamit dönemini. Bütün açıklığıyla eleştiriyorum.

BÜLENT SEZGİN: Belgeleriyle.

ADNAN OKTAR: Belgeleriyle tabii yani çok samimi doğru bilgilendirerek eleştiriyorum. Ama mesela Abdülaziz dönemi çok iyi. Abdülaziz’in şahsı çok iyi. Tabii ki çok överim onu.

Mustafa Kemal Atatürk, İngiliz himayesine karşı gelen tabii Atatürk İngiliz himayesine karşı geldi ama zaten İngilizler amacına ulaşmıştı. Bize bir avuç toprak bırakmıştı Osmanlı’yı yıktılar. Geriye bir avuç toprak kalmıştı. Onu da parçalayacaklardı Mustafa Kemal Atatürk rahmetli vesile oldu, durdurdu. Ama adamlar bunu geçici durma olarak kabul ediyorlar. “Şimdi nerede kalmıştık” diyorlar şu an. “Güneydoğu’yu istiyoruz” diyorlar biz de bu oyuna karşı esaslı bir duruş sergiledik. Ve İngiliz derin devleti adım atamıyor. Hükümet kararlı, hükümetin dışında ülkücüler kararlı, vatandaşlar kararlı yapacakları pek bir şey yok benim gördüğüm. Ama oyun oynamaya devam edecekler tabii.

Arif Altunkaya, “Mehdi’nin ve ne kadar ayrıntı veren hadisler tarihi niye vermiyor? En önemlisi Kuran’da bu kadar önemli bir şey neden geçmiyor?” Kuran’da var. Kuran’da Kehf Suresi baştan sonra Mehdiyet’i anlatır. Süleyman kıssası, Zülkarneyn kıssası Mehdiyet’i anlatır. Efendim “tarihi niye vermiyor?” işte veriyor “Dünyanın ömrü 7000 yıldır 5600 yılı geçmiştir” diyor. Net tarih çıkıyor işte. Hicri 1400 çıkıyor. 7000’den 5600’ü çıkartırsan değil mi? 1400 kalıyor. Daha net tarih nasıl olsun? Yani Mehdi (as) 1400’de gelecek anlamına geliyor bu. Bayağı net yedi tane hadis var.

Birde Mehdi (as) niye? Müslümanlar istiyor Nisa Suresi 75’te “Bize katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize katından bir yardım eden yolla” diyor müminler. İşte Mehdi bu. Nur Suresi 55’te de Allah Mehdiyet’i anlatıyor “Allah” şeytandan Allah’a sığınırım, “Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa,” bak öncekiler nasıl anlayacağız onlardan öncekileri? Kuran’a bakıp anlayacaksın. Kuran’da kimi görüyoruz? Süleyman ve Zülkarneyn’i görüyoruz. Evet, şimdi onu anladık. “onları da” yeni bir tabaka daha var onları da Süleyman ve Zülkarneyn gibi birisi. Kim bu? Süleyman ve Zülkarneyn kadar güçlü dünyaya hakim olacak birilerinden bahsediyor “onları da” diyor. Kim bu onlar? “onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak,” dünyaya hakim kılacak. Allah’ın dünyaya hakim kılacağı adam herhangi birisi olur mu? Hiçbir peygambere nasip olmamış. Hiçbir peygambere nasip olmamış. Bu alelade bir insan olabilir mi? Belli ki Mehdi bu işte. Hayır, Mehdi’nin dışında birisi yok bu tarz. “…kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir.” Yani anarşi, terör, savaştan sonra güvenlik gelecek diyor. “Dinlerini de sağlamlaştırıp yerleştireceğim” diyor. “Dünya hakimiyeti olacak” diyor. Ama belirli bir grubun bunu yapacağını söylüyor Allah. Küçük belirli bir grup. Kim bu? “Daha öncekiler” diyor bakıyoruz Zülkarneyn ve Süleyman. Üçüncü bir grup var. Üçüncü grup da işte Mehdi ve talebeleri. Enbiya Suresi 105, “Andolsun, biz Zikirden sonra Zebur'da da: 'Şüphesiz Arz'a salih kullarım varisçi olacaktır' diye yazdık.” “Dünyaya yani salih kullarım hakim olacak diye yazdım” diyor Allah. Ama nerede “yazdım” diyor? “Tevrat ve Zebur’da yazdım” diyor. O zaman gönderme yapıyor Tevrat ve Zebur’a “bakın” diyor Allah. “Bunu yazdım” bakıyoruz kelimesi kelimesine aynısı Tevrat ve Zebur’da var ama kim için yazmış bunu Allah? Mehdi (as) için yazmış.      Moşiyah için yazmış. Moşiyah yani Tevrat’ın beklediği Müslümanların beklediği Tevrat’ta beklenilen imam Mehdi (as) için yazmış. Diyorsun “nerede yazıyor?” kardeşim bak şimdi Kuran, Tevrat ve Zebur’a gönderme yapıyor. Tevrat ve Zebur’a gönderme yapıldığına baktığımızda Kuran’daki bu hükmü buluyoruz. Ama bu Kuran’daki hükmü bulduğumuz yerde Moşiyah’tan bahsedildiğini görüyoruz. Mesih, Mehdi (as)’den bahsedildiğini görüyoruz. Burada açık delil görülüyor. İnkar edilecek gibi değil. Çünkü Kuran gönderme yapınca biz de onunla karşılaştığımıza göre tamam. Diyor ki “Mehdi kelimesi geçmiyor Kuran’da” geçiyor diyoruz. “Ettabiun” tabi olsun “men” kim kişiler “le yes elekum” sizden istemiyor “ecren” bir ücret “ve hum” ve onlar. Bak “sizden ücret istemeyen bir grupla karşılaşacaksınız” diyor Allah. “Onlar sizden ücret istemeyecekler” “Bunlar kimdir?” Dediğimizde, “onlar muhtedun” diyor Allah “mehdilerdir” diyor. Hani yoktu Mehdi? Muhtedun, Mehdi’nin çoğulu işte Arapça. “Mehdi’nin çoğuluna ne derler?” dersen adam “muhtedun” diyor. Arapça’da muhtedundur. İşte “mehdilerdir” diyor.

“El leyesallah-u bi kafin abde ve yufunuke illezine min dunin ve men yudnillahi femalehu min hadin” ne diyor Cenab-ı Allah? “Allah, kuluna kafi değil mi?” şeytandan Allah’a sığınırım “Seni O'ndan başkalarıyla korkutuyorlar.” Korkutmaya çalışıyorlar yani deccallerle “Allah, kimi delalette bırakırsa,” deccaliyetin içerisinde bırakırsa “artık onun için bir yol gösterici” mehdi “yoktur.” Diyor Allah. Yani “deccale tabii olduysa onun için mehdi yoktur” diyor. “Deccale tabii olmadıysa onun için bir mehdi vardır” diyor Allah. Hadi, hadiyun; Mehdi. Hadi ile Mehdi aynı kelimedendir. Aynı Mehdi hadi. Muhtedun, Mehdiler.

Evet şimdi kısa bir ara verelim, devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz. 

Masaüstü Görünümü