Harun Yahya

Sohbetler (30 Eylül 2016; 20:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Abdülhamit döneminde Temmuz 1888’de hükümette karar aldırıyor Abdülhamit. Şarap ihracatçılarına vergi yüzde 7 geri ödeme teşviki veriliyor. Zibil gibi şarap üretiliyor. Ve 200 kilodan fazla şarap gönderildiğinde vergiden muaf oluyorlar.

“Dün Sarkozy” diyor “‘Eğer seçilirsem Türkiye’ye yerinin Asya olduğunu bildireceğim’ dedi” diyor. Yani “Türkiye’de kalamazsınız Asya’ya sizi süreceğiz” diyor. Bu 200 yıl önce İngiliz derin devletinin aldığı karar. Görüyor musun? Sarkozy garibanın teki, minyon böyle üflesen gidecek gibi bir tip. Ama işte mensup olduğu yapıya dayanarak böyle meydan okuyor. Tehlikenin büyüklüğünü de daha hala bizim aydınlarımız anlayabilmiş değil. Adam bunu daha yeni söyledi dün söylüyor Sarkozy. “Bütün Türkleri Orta Asya’ya süreceğim” diyor “Türkiye’de Türk bırakmayacağım” diyor. Yani parçalama diye de bir şey yok Türkiye’yi, toptan imha yani Türk milletini toptan imha kafası var. Aydınlara bunu gece-gündüz mektupla da olsa anlatalım, internette de anlatalım. Tayyip Hocam farkında maşaAllah, o anladığını gösterdi. Son zamanlardaki demeçleri zaten doğrudan bu konuyla ilgili oluyor. Yani peş peşe bu yönde demeç veriyor. Tayyip Hocam bizden, o sağlam. Millet sağlam kardeşim. Kabadayı yiğit millet olay bu yani.

Bu, Gladstone daha önce biliyorsunuz “Türkleri geldikleri Asya’ya sürmeliyiz” diyordu. Aynısı.

OKTAR BABUNA: Tony Blair’in de açıklamasını söylemiştiniz siz “Ben Gladstone’den ilham alıyorum” diye. Aynısını söylüyor o da.

ADNAN OKTAR: Hepsi aynı takım. Hepsi homoseksüelleri destekliyor, hepsi Darwinist, hepsi Rumi, hepsi peygamberlerden hiç bahsetmez, Allah’tan bahsetmez.

BÜLENT SEZGİN: Darwin de aynı şekilde kitabında Türklerin yakın zamanda elimine edileceğini düşünüyormuş.

ADNAN OKTAR: Sahibinin sesi plak gibi yani hepsi aynı kaynaktan. Sahibinin sesi plağın bir suçu yok onu ayıralım da. Bak hepsinin tek noktada birleşmesi işte İngiliz derin devletinin talimatını uyguluyor olmaları.

KARTAL GÖKTAN: PKK yöneticisi Duran Kalkan da “Türkleri Orta Asya’ya süreceğiz” diyor.

ADNAN OKTAR: Duran Kalkan aynısını söylüyor, Gladstone aynısını söylüyor, Sarkozy aynısını söylüyor, Darwin aynısını söylüyor, yani kaynak aynı.

Ne diyelim? Bir etiket yapalım “Beklemeden sevgi birliği” diyelim.

Tayyip Hocam milli delikanlı yani o yönden iyi. Hep duruşu milli, boyun eğmiyor. Çok da iyi götürdü. Şahsı açısından diyorum bak hükümet açısından demiyorum. AK Parti beni ilgilendirmez. Şahsı açısından güzel. Başbakan da Osmanlı delikanlı o da. O da iyi, sakin ve dürüst bir tavrı var. Kendini ön plana çıkarmıyor farfara değil. Kendini böyle beğendirmeye çalışan işte “Ben daha iyiyim beni artık görün, asıl olması gereken benim” kafasında değil. Haddini biliyor yani değil mi? Çok ayıp öbür türlü. Sen kanat altında palazlanacaksın, sonra da diyeceksin ki “Sen onu bırak asıl olan benim.” Kardeşim, nerede geliştin sen? Seni kim korudu? Desteğini kaldırdın mıydı bomboş oluyorsun. Niye kendini ortaya o şekilde çıkarırsın?

GÖKALP BARLAN: Allah bir ayette şöyle buyuruyor, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım: “Allah kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder.” [Hac Suresi, 40] “Tayyip Erdoğan’ı da Allah koruyor” diye belirtmiştiniz.

ADNAN OKTAR: Evet. Alenen mucize meydana geldi. Bu kaçıncı mucize? İlk ayaklanmada da eve gelmişlerdi, içeri girmeleri an meselesiydi kapıya gelmişlerdi. Zaten başbakanlığa bağlı her yeri aradılar o akşam biliyorsunuz. Yani kukuletalı bazı şeytan gibi tipler böyle, değil mi? Değnek, sopa, taşlarla, silahlarla falan bastılar başbakanlığı, Tayyip Hoca’yı arıyorlardı. Darbe gecesi gördünüz adamlar sinerek minerek falan böyle yerlere yatarak. Tayyip Hoca tek başına, adamlar ordu gibi oraya geliyorlar.

Japon İmparatoru İslam’ın muhtevasını ve iman esaslarını, gayesini, felsefesini, ibadet kaidelerini izah edecek bir din heyetinin ülkesine gönderilmesini talep ediyor. Yani “İslam dinini öğretin bize nasıl bir dindir her yönünü bize anlatın” diyor. “Ama bir heyetle gelin kapsamlı bir anlatım olsun” diyor. Abdülhamit diyor ki: “Müslüman din alimleri kendi ülkemizde olsa ve ben onları bulabilseydim Japonlardan evvel kendi milletimin ve halife yani Peygamberimiz (sav)’e vekil olarak İslam aleminin istifadesine temin ederdim. Müslüman din alimlerini ve onları yetiştirecek kaynaklara artık sahip değiliz” diyor özetle. Her yerden bırakmış. İşte kerhaneler, meyhaneler, tütün, duman göz gözü görmüyor yani.

Cibali Tütün Fabrikası’nın iç görünümünün var mı fotoğrafı sizde? Bütün fotoğrafları göster. Kardeşim, güzel faydalı gıdalar üretin. Ümmeti Muhammed’i zehirleyecek, duman altı yapacak tütün fabrikaları ne alaka? Her yere tütün tömbeki fabrikaları, şarap fabrikaları, rakı fabrikaları, rom fabrikaları, bira fabrikaları, Darwinizm’in propagandasını yapan kitaplar geceli-gündüzlü basılıyor. Allahsız, dinsiz, ateist yazarların kitapları eserleri basılıyor dağıtılıyor. Darwinist propaganda ta Hicaz’a kadar var, Libya’ya kadar var. Trenle, develerle zorunuza ne oldu? Bir yandan topraklar veriliyor, Girit veriliyor, Kars, Ardahan her yer veriliyor.

Mesela Abdülhamit döneminde Tıbbiye’de yetişen Abdullah Cevdet, Abdülhamit’in çok sıkı adamlarından. Tıbbiye’de öğrenciliği sırasında Darwinizm’le tanışıyor ve orada ateist oluyor adam Abdülhamit döneminde Tıbbiye-i Şahane’de. Sonra Darwinist olup bütün Osmanlı alemini Darwinist yapmak için uğraşıyor.

KARTAL GÖKTAN: Resmini gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Göster evet. Çok fazla kitap ve makale yazıyor Darwinizm’i ateizmi anlatan. Yani Allah’ı inkar eden yazılar ve kitaplar hazırlıyor muazzam bir propaganda yapıyor. Abdullah Cevdet’i ödüllendiriyor Abdülhamit, Viyana elçiliğine atıyor. Abdülhamit’in de jurnalcilerinden birisi. Ama adamın tabii asıl yanlış yönü yoğun ateist propaganda yapması ve Abdülhamit’in buna göz yumması ve bunu görevlere getirmesi.

Lloyd George diyor ki: “Türkler insanlığın kanseridir. Kötü yönettikleri ülkelerin vücuduna sinsice yayılan ve her canlı dokuyu çürüten büyük bir ızdıraptır.”

Hepsi Abdülhamit döneminde Darwin’den etkilenmişler. Darwin’in o Türklere olan nefreti her yerde yayılmış bütün siyasetçilerde. Osmanlı siyasetçilerine de etki ettiğini görüyoruz. Çünkü Darwinist olunca zaten sosyal Darwinizm’i de savunuyor.

BÜLENT SEZGİN: Mesnevi’de de Türklere hakaret vardı Adnan Bey siz anlatmıştınız. “‘Türkler bu dünyaya bozmak için yok etmek için gelmişlerdir. Kıyamete kadar bu şekilde görevleri var’ diyor” dediniz.

ADNAN OKTAR: Mevlana’nın kitaplarında yazıyor bu. Tabii.

Abdullah Cevdet diyor ki: “Avrupa’dan, Amerika’dan damızlık erkekler getirip ırkımızı Türk ırkını ıslah etmemiz gerekir” diyor. Adam tam tipik sosyal Darwinist. Bir de damızlık diyor adamlar. Gemilerle adam getirecekmiş. “Ne diyeceksin bunlara?” “Bunlar damızlık” diyecekmiş. Adamdaki mantığa bak kafaya bak.

Gaz ocağı vardı eskiden süper tehlikeliydi, evin içinde yakılıyordu o. Kaç defa yangın tehlikesi atlatmıştık biz. Böyle pompalı. Şimdi, birden alev alması bir nimetti. Normalde kızıyordu o tepesindeki kısım ispirtodan dolayı. Eğer usdturubuyla yanmazsa birden alev alıyordu, sürekli gazyağı fışkırttığı için o ateş etrafa yayılmaya başlıyordu. O kızgınlıkla da çok muazzam yanıyordu. Bildiğin yangın tarzında. Ankara’da birçok ev öyle yanıyordu gaz ocağından. Yani hiç güvenlik tedbiri yoktu. Halka da ne yapacaklarını hiç söylenmiyordu bilmiyordu halk ne yapacağını. Genel kanı işte “halı kilim atın üstüne” gibisinden. O tarz hakikaten büyük örtü falan atılarak o şekilde söndürülüyordu. Ama çok çok tehlikeli bir şey tabii.

Tayyip Hocam konuyu tam kavramış görünüyor, tehlikeyi de görmüş görünüyor. Ama aydınlarımızın daha tam meseleye vakıf olmadıkları anlaşılıyor. Daha yirminin üstünde oldu ama şu an sayıları. Televizyon gazeteci falan kardeşlerimiz.

Bu Cuma dünyanın gölgesinde kalacakmış ay. Bu sefer güneş tutulmasıyla birlikte olacağı için daha dikkat çekiciymiş. Cuma Zilhicce’nin son gününe denk geliyor. Bazı Hristiyanlar bu, Hz. İsa (as)’ın dönüşünü müjdelediğini düşünüyormuş. Bu konuda Matta 24/29’da güneşin kararacağı, ayın ışığını vermeyeceği şeklinde bir bölüm var.

Laurence Oliphant. Gösterebiliyor musun?

KARTAL GÖKTAN: Gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: İngiliz casusu, ünlü İngiliz casusu. İngiltere ve Amerika arasında adeta mekik dokuyor adam. Bu tek kişi Amerika’da iç savaş çıkartıyor. 360 bin kişinin ölmesine sebep olan iç savaşı organize eden kişi. 1861-1865 yılları arasında güneyde federatif bir devlet kurulması için Amerika Birleşik Devletleri’nde faaliyet yapıyor. Akıl almaz kanlı bir savaşı organize ediyor. Bir tane casus, İngiliz casusu. İngiliz derin devletinin adamı Laurence Oliphant. Böyle adamlarla mesela iki kişiyle-üç kişiyle devlet deviriyorlar. Çok kanlı iç savaşlar çıkartıyorlar. Tabii arkasında derin devlet yapılanması oluyor.

Gladstone’nin kitabı var “Katliam Dersleri” diye kitap. Dostlarına dağıtıyor kitabı, Charles Darwin’e de veriyor “Nasıl olmuş?” falan diye, ondan da takdir alıyor “Katliam Dersleri”. Bak adamların kafayı görüyor musun? 200 yıl önce bu kafa, şu anda da aynı kafadalar.

Bu, Lozan Anlaşması görüşmeleri yapılırken İngiliz derin devleti Musul ve Kerkük’ü hallaç pamuğu gibi atıyor. Havadan her yeri bombalıyor. İngiliz hava kuvvetleri vesilesiyle kentleri, kasabaları köyleri aralıksız nefes almadan bombalıyorlar. Amaçları da “Türklere destek oluyorsunuz siz” diyorlar. Yani gözdağı vermek amacıyla yapıyorlar. Binlerce Müslümanı şehit ediyorlar görüşmeler devam ederken. Daha görüşmelerin ikinci defa başlamasından hemen önce. Bu bombardımanı İngiliz genelkurmayından bir kişi, başbakanlıktan bir kişi haberdar kimsenin haberi yok. İşte klasik derin devlet uygulaması. İngiliz parlamentosunun da haberi yok bombardımandan. Burada amaç Türkiye’nin istediği halk oylaması durumunda Türklerin lehine oy kullanacakların sayısını azaltmak. Bak bunun için binlerce Müslümanı, çoluğu-çocuğu şehit etmekten çekinmiyorlar. Yani derin devlet manyaklığı. Şimdi de aynısını yapıyorlar görüyorsunuz. Musul, Kerkük her yeri bombalıyorlar. Yine aynı adamlar devrede yine aynı çalışma.

Sevr Anlaşması’na karşı Lozan tabii ki daha hayırlı daha faydalı bir anlaşma. Ama şimdi şöyle; adam senin evine geliyor, camını-çerçeveni her şeyini kırıyor yağmalıyor, evini de elinden alıyor. Sen geliyorsun adamları oradan çıkartmaya ikna ediyorsun, odanın içini düzeltiyorsun, diyorsun“bu tek odada ben kalabilir miyim?” “Tamam kal” diyorlar. “Öbür odalar?” “Onlar gitti” diyorlar. Lozan Anlaşması budur. Adam senin elinden bütün evi almış. Sen bir odada kalmayı onları ikna etmişsin, şu an o odada yaşıyoruz. Lozan Anlaşması’nın anlamı budur. Adamlar diyor ki: “O odayı da elinden alırdım haline şükret” diyorlar. Yani kastedilen bu. Onun için Tayyip Hoca’ya şimdi karşı gelmelerinin nedeni o. Diyorlar “Lozan Anlaşması’na niye karşısın? İşte o odaya razı ol.” Tabii ki şu aşamada razıyız ama kabul etmiyoruz. Yani Lozan Anlaşması’nı kabul etmiyoruz. Bizim elimizden alınan bütün toprakların bize geri verilmesi lazım. Tapulu malımız bize ait. Çok büyük bir haksızlık yapıldı, zulüm yapıldı. Şimdi o toprakları geri isteriz diye korkuları var. Haklıyız.

Mesela “On iki Ada’yı verdik” diyorlar Lozan’da. Öyle değil otuzdan fazla ada verildi. Nerenin on iki adası? Hepsini verdiler.

Bu İngiltere, İngiliz derin devletinin hainliği alçaklığı öyle say say bitmez.

İç savaş çıkıyor, Amerika’da iç savaş çıkarıyorlar bu adamın vesilesiyle. İki tarafa da silahı İngiltere satıyor. Yani böyle manyak ve acımazsızlar. İki taraf da büyük bir hırsla silah istiyor, cayır cayır gemilerle bunlara silah taşınıyor. Bir gemi onlara gidiyor, bir gemi onlara gidiyor. İngiliz silah sanayine cayır cayır para veriyor iki taraf da. Yağmur gibi altın yağdırıyorlar.

Atatürk çok sağlam ülkücüdür. Bayağı kabadayı yiğit delikanlıdır. 1933 yılında Amerikan General  MacArthur, ünlü  MacArthur biliyorsunuz. “MacArthur sana bir şey söyleyeceğim” diyor “Allah izin verirse yaşarsam Musul, Kerkük, Kıbrıs, On İki Adalar’ı geri alacağım” diyor. “Selanik içinde olmak üzere Batı Trakya’yı yeniden Türkiye sınırları içine katacağım” diyor “Selanik’le beraber, bu benim ahtım” diyor. Şimdi bu Atatürk’ün güzel idealini gerçekleştirmek bize vecibe. Musul, Kerkük, Kıbrıs. Kıbrıs kısmen oldu sayılır. On İki Ada, On İki Adaların tapusu üstümüze. Yani direkt üstümüze bak hiçbir hukuki engel yok. Direkt gasp etme var. Yani sen kapıya arabanı bırakmışsın, geldiğinde hırsız çalmış, böyle. Tapusu üstümüze On İki Adaların. İnanılır gibi değil.  

Bu tabii Atatürk’ün ülküsü idealiydi. Haksız yere elimizden alındı. Tabii bunun biz savaşla kavgayla değil hukukla geri alacağız, inşaAllah, hukukla. Yani uluslararası hukukla diyeceğiz “Buralar bizim toprağımız bize ait, tapusu üstümüze.” Selanik’in de tapusu üstümüze, elimizden alındı. Ama o insanlarla yine iç içe sevgiyle kardeşlikle. Gidip oraları fethedip o insanları oradan kovarak değil. Oralara bizim rahatça gitmemiz şeklinde, yani pasaportsuz vizesiz gitmemiz kastedilen budur. Yoksa tabii ki orada Rum kardeşlerimiz de olacak, kiliseler de olacak, sinagoglar da olacak, camiler de olacak herkes huzur içinde kardeşçe yaşayacak. Ama dürüst davranmaları lazım. Tapusu kimin üstüneyse “bu senin” diyeceksin. Onların yaşama hakkını elinden almak değil kastedilen orada olsunlar iftihar ederiz. Savaş da değil kastettiğim. Onları ikna ederek uluslararası hukukla.

Atatürk’ün vicdanına çok ağır geliyor bu Lozan Anlaşması. Ondan sonra söylüyor bunu. Yaşasa yapardı. Yaşasa çok rahat yapardı.

Mesela Hatay’ı vermiyorlar Lozan Anlaşması’nda. “Türk ordusu yola çıktı” diyorlar “Hatay’a doğru.” “Aman tamam verdik gitti” diyorlar. “Aman olay çıkmasın” diyorlar. “Atatürk bizzat olayın içinde” demişler “Atatürk de başkumandan olarak gidiyor Hatay’a, şu an ilerliyor yolda” demişler. “Yanlış anlaşılma olmuştur tabii ki hemen veriyoruz biz” demişler. Atatürk’ün yiğitliği biliniyor.

Churchill diyor ki İngiliz halkı için, yüz bin tipi bozuk rahatsız gördüğü İngiliz’in zorla kısırlaştırılması gerektiğini söylüyor. “Veya çalışma kamplarına gönderip insanlardan tamamen ayırarak tecrit edelim” diyor. Çok acımasızlar, o zaman Darwinist kafa çok acımasız.

Bu Laurence Oliphant, Filistin’e gidiyor. Bak adam rahat durmuyor. Filistin’i Osmanlı’yı ayırmak için orada çalışmalar yaparken ölüyor. İngiliz dışişleri bakanı yazdığı mektuplarından birinde şu şekilde diyor: “Filistin’de bir Musevi devleti kurmak istiyorsak önce orada bir araştırma vakfı kuralım.” Önce vakıfla yani bilimsel çalışmayla, propagandayla bunu yapalım diyor. Daha ilk kurulmadan önce. Yani İngiliz devleti önce orada bir keşif yapıyor İsrail’in kuruluşundan önce. İsrail’i kuran Museviler değil, Musevilerin haberi bile yoktu hiç düşünmüyorlardı. “Moşiyah gelince kurulacak biz hiç karışmayalım” diyorlardı. Hiçbir Musevi yanaşmıyordu. İnançlarına da zıt zaten. İngilizler onları mecbur ettiler orada devlet kurmaya. Öncü olarak işte bu casusları gönderdiler. Önce fizibilite çalışmaları falan yaptılar, ortam hazırlığı yaptılar. Sonra da silahlı mücadele, asker sevkiyatı, diğer çevredeki direnç odaklarının ezilmesi gibi faaliyetler ve Osmanlı’yı da kontrol altına alma çalışmaları yapıldı.

Ercan Katipoğlu. İşte meyhaneler, kerhaneler, kumar Kuran’da Allah’ın haram kıldığı fiillerdendir. Osmanlı’da Abdülhamit devrinde bunu serbest hale getirilmiştir. O yüzden de felaket almış yürümüş. Kuran’ın açık hükmü fuhuş fahşa haramdır, şarap haramdır, Darwinizm’in savunulması haramdır. Yani Allah yaratmadı tesadüflerle yaratıldı dersen bu haramdır. Hz. Adem (as)’la Havva (as)’dan olmadı, işte kurbağadan solucandan oldun dersen bu da haramdır. Bunu Müslüman söyleyemez.

Mehmet Cem, “Adnan Hoca’ya nasıl kayıtsız şartsız inanıp-itaat ediyorsunuz?” Onlar kayıtsız şartsız Allah’a itaat diyor, Kuran’a itaat ediyorlar. Ben Kuran’a sadece davet ediyorum.

BEYZA BAYRAKTAR: Biz de sizi Allah aşkıyla seviyoruz.

ADNAN OKTAR: Tabii. Kayıtsız şartsız olmaz. Kayıt şart nedir? İslam’dır, Kuran’dır, Allah’ın hükümleridir. Müslümanın hayatı Kuran’dır. Dolayısıyla ben Kuran’a davet ediyorum, onlar da beni davet ediyor, ben onları davet ediyorum, herkes birbirini Kuran’a davet ediyor. Kayıtsız şartsız itaat edilen ne? Allah’tır, Kuran’dır; şahıslar değildir. Şahıslar Kuran’a sadece vesile olur, davete vesile olur. Yaşanan bizde sadece Kuran ahlakıdır. Kuran’ın bütün hükümlerine titizlikle arkadaşlarımız uyarlar. Hanımlar beyler Kuran’ın sınırlarından asla dışarı çıkmazlar. Mesela kıyafet Kuran’da neyse o. Mesela içki haram, kesin içmez arkadaşlarımız. Mesela sigara vücuda zararlı, kesin içmez. Kumar haram, kesinlikle yanaşmaz. Yani Allah’ın hükmü neyse biz ona göre hareket ederiz.

BEYZA BAYRAKTAR: Hepimiz namazlarımıza çok titiziz, sizden öğrendik.

ADNAN OKTAR: Tabii. Mesela beş vakit namaz; hiç kimse bizde namazı aksatmaz, farz.

BEYZA BAYRAKTAR: Çoğu insan sabah namazını kılmayıp öğlene bırakıyor. Biz hiçbir zaman asla öyle bir şey yapmıyoruz.

ADNAN OKTAR: Tabii. Kazaya kalma diye bir şey yok benim arkadaşlarımda. Bir kere bile kazaya kalma olmaz. Neyse o, helallere, haramlara titizlik, Kuran’a milimi milimine, santimi santimine uymak her konuda.

BEYZA BAYRAKTAR: Allah razı olsun bu bütün güzellikleri sizden öğrendik. Yoksa biz de başka türlü biliyorduk.

ŞEYMA HANIM: Sizin samimiyetinizi, derin imanınızı örnek alıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

CİHAT GÜNDOĞDU: Yıllardır sizin samimiyetinize, Kuran’ın hükümlerine olan titizliğinize şahidiz, inşaAllah.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Allah sevginize, Allah’a korkunuza, bağlılığınıza hep şahidiz yıllardır. Tek santim sapma görmedik.

BEYZA BAYRAKTAR: Tek bir şarkı sözünde kadere muhalif bir şey olduğunda bile o sözü kullanmıyorsunuz ve engelliyorsunuz.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Şüphe bile etseniz hemen “Allah affetsin” diye düzeltiyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Tabii. Kuran’a uygun olmayan bir sözü asla kabul etmem.

BEYZA BAYRAKTAR: O kadar titizsiniz ki Allah razı olsun sizden örnek aldık hepsini.

ADNAN OKTAR: Bak, birçok insan İngiliz derin devletinden çekinir korkar, ağzına dahi alamıyorlar. Ben Allah rızası için asla korku nedir bilmem.

Darwinizm; adamlar dediler ki “Siz Darwinizm’e karşı geliyorsunuz bütün dünya kabul ediyor, sizi ezerler” dediler. Asla hiç dinlemedik anlattık.

BEYZA BAYRAKTAR: Bir de bu çok önemli, çok küçük yaşınızda kendi imkanlarınızla bütün dünyaya karşı Darwinizm’i yerle bir ettiniz. Tek başınaydınız.

ADNAN OKTAR: Tabii. Nefes aldırmadım Allah’a şükür.

BEYZA BAYRAKTAR: Bahsetmiştiniz, bir defteriniz var ona yazıyorsunuz, kendi imkanlarınızla resimler topluyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Tabii. Ben kendi imkanlarımla kitap hazırlamaya başlamıştım. Kazım Güleçyüz Yeni Asya’da o zamanlar yazardı, konuşmuştum “Nasıl yapalım?” dedim. “Sen bir kitap yaz Hocam” dedi. “Olur” dedim. Okulun kütüphanesinden kitaplardan istifade ederek -ki Darwinist kitaplar onlardan istifade ederek onların oyunlarını kendim çözerek- kitap hazırlamıştım. Sonra o broşüre çevrilmişti. Bir milyonun üstünde basıp-dağıtmıştık İstanbul’da.

BEYZA BAYRAKTAR: Çok hayırlı bir insansınız, Mevlana konusunda da hak olmadığını bildiğiniz için söylediklerinin bütün dünyaya karşı yine…

ADNAN OKTAR: Dediler, “Mevlana herkesin desteklediği bir insan, devlete, hükümete hakim olmuş bir inanç, sen karşı gelirsen başın belaya girer” dediler. “Yok” dedim, “ben helal, haram neyse onu anlatırım.”

Hz. İbrahim (as) gibi elhamdülillah mesela Darwinizm bir puttu onu kırdık, bağnazlık bir puttu onu kırdık, Abdülhamit’i putlaştırıyorlardı doğrusunu gösterdim, Mevlana’yı putlaştırıyorlardı doğrusunu gösterdik yanlışlıklarını ortaya koyduk. Nerde put inanç varsa, putlaştırılmış inanç varsa yahut yanlış bir görüş varsa sadece Allah’tan korkarak anlatıyoruz.

OKTAR BABUNA: İngiliz derin devletini bir tek siz söyleyebildiniz maşaAllah.

ADNAN OKTAR: İngiliz derin devletini tir tir titriyorlardı, hiçbir hükümet söyleyemiyor.

OKTAR BABUNA: Tarihte örneği yok maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Hiçbir hükümet söyleyemiyor.

BEYZA BAYRAKTAR: Ve siz tek başınasınız ona rağmen.

ADNAN OKTAR: Mesela Darwinizm yanlıştır diye dünyanın hiçbir hükümeti söyleyemiyor. Amerika’dan bahsedebiliyorlar, Fransa’dan bahsediyorlar ama İngiliz derin devletinden kimse bahsedemiyor ama yeni yeni aydınlar arasında başladı Allah’a çok şükür. Biz öncülük yaptıktan sonra başladı yani Osmanlı tarihinde yok, İngiliz derin devletine yönelik hiçbir konuşma yoktur Osmanlı tarihinde, ilk defa oluyor, ilk defa, bizim öncülüğümüzde ilk defa oluyor. PKK konusunda da, PKK’yı önüne gelen övüyordu yüzlerce aydın övüyordu, biz rezil kepaze ettikten sonra öncü olarak herkes aşağılamaya başladı. Hayır, onları aşağılayanlar vardı ama sesleri pek çıkmıyordu ama biz çıkınca yer gök inledi.

BÜLENT SEZGİN: Hz. İbrahim (as) döneminde müşrikler soruyorlar;  “Bu putlara bunu kim yaptı?” Diye. “İbrahim adında bir gencin bunları diline doladığını işittik” dediler. Akla gelen sadece İbrahim (as) oluyor. Darwinizm konusunda sadece siz akla geliyorsunuz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

Bu Laurence Oliphant, Abdülhamit’e tahta çıktığında rapor gönderiyor, bak rapor gönderen adamlara bak. Filistin’de Yahudileri nereye yerleştirebileceğini anlatıyor ve nereye yerleşebileceklerini. İki yıl sonra da göçler başlıyor. Hayır, hayırlı olmuş, güzel olmuş ayrı mesele.

Eğer açıklamasaydık PKK bayağı iyi bir grupmuş gibi halka öyle lanse edilecekti. Öcalan’ı da kahraman gibi gösteriyorlardı, Türkiye’yi bölmeye doğru gideceklerdi Allah’a şükür müsaade etmedik. Türk milleti buna kapıyı kapadı. İngiliz derin devleti hiç bilinmiyordu Allah’a çok şükür tam anlamıyla deşifre ettik. Hükümetin bütün açıklamaları o yönde şu an. Tayyip Hoca’nın bu Lozan’la ilgili açıklaması İngiliz derin devletini fark ediyorum, biliyorum anlamına gelen bir açıklama. “Osmanlı’daki eğitim sisteminin bozukluğundan bu hale geldik” diyor bugün de Tayyip Hoca bak. Osmanlı’daki eğitim sisteminin bozukluğu yani Darwinist eğitim. Tayyip Hocam iyi gidiyor. Devlet de seviyor Tayyip Hocam’ı, devletin kabul ettiği bir insan, çünkü milli, milli bir delikanlı o yüzden Tayyip Hocam’ı hiç kimseye vermeyiz, kılına da dokunamazlar.

KARTAL GÖKTAN: Bugünkü açıklamasını okuyabilirim isterseniz.

ADNAN OKTAR: Oku evet.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dini eğitimin yozlaşmasının Osmanlı’nın çöküşünde etkisi olduğuna dair şöyle bir açıklaması oldu bugün. “Açık konuşuyorum Osmanlı’nın son dönemlerinde ülkenin en önemli ilim ve irfan kaynakları olan medreselerin yozlaşması büyük sıkıntıya yol açmıştır. Cumhuriyetle birlikte bunların toptan kaldırılması ise daha büyük bir kayba ve boşluğa neden olmuştur. Bugün dahi ilim ve irfan bakımından öne çıkan kişilerin önemli bir bölümünün bu vasıflarını geleneksel medrese eğitimine borçlu olduklarını görüyoruz. İmam hatipler, ilahiyat fakülteleri elbette çok önemli hizmetleri ifa ediyorlar ama eğitim gücü ve derinliği bakımından bu kurumların medrese geleneğinin binlerce yıllık birikimine henüz yetişemediği de ortadadır” dedi.        

ADNAN OKTAR: Tabii dolaylı yoldan anlatmak istemiş, yoksa medrese eğitimi bütün Irak’ta, Suriye’de var çok daha gelişmişi, daha mükemmeli, Afganistan’da çok daha mükemmeli var, Asya’da da mükemmeli var ama her yerde çökmüş vaziyette. Medrese eğitimi Mısır’da çok mükemmeldir Türkiye’ye kıyasla yani on misli, yüz misli daha iyidir. Ama Mısır’ı mahvolmaktan kurtaramadı. Gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı çöküşün ana sebeplerinden biridir, Darwinizm ve gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı. Çünkü Fas, Tunus, Cezayir hepsinde medreseler var, Libya’da en mükemmel medreseler orda, bilhassa Suriye medrese geleneğinin tam merkezidir, en mükemmel medrese eğitimi Suriye’dedir. En büyük alim hep Şam’dan çıkar, Şam alimleri. En büyük fitne de oradan çıktı, en büyük perişanlık oradan çıktı dolayısıyla onun bir anlamı yok. Ama Tayyip Hoca’nın demek istediği “Darwinist eğitim her yere sıçradı, materyalist eğitim her yere sıçradı. Medreselerimizi sardı. İmam hatipleri de sardı. Dolayısıyla Darwinist eğitimin çöküşü hızlandırdığını görüyoruz. Tedbir alalım” diyor. Ama bunu bu şekilde anlamak tabii kolay değil.

Eskiden İngiliz derin devleti istediği gibi keyfini sürdürüyordu. İki yüz yıl kendini gizlemeyi başarmış. Kardeşim bu çok büyük rekor. Hatta üç yüz yıl. Yani muazzam bir yetenek. Böyle büyük bir yapılanmanın, böyle dünya derin devlet yapılanmasının kendini gizlemesi ve hiç bu konuda zaafa uğramamış. İlk defa rezil kepaze oluyor tarihinde. Üç yüz yıllık tarihinde İngiliz derin devleti ilk defa rezil kepaze oluyor. Derin devlet olmasa ne olurdu? İngiliz derin devleti olmasa ne olurdu? Mehdiyet olmazdı. İslam dünyaya hakim olmazdı. Müthiş bir atalet, gaflet olurdu. Gelenekçi İslam devam ederdi. Bayağı acılar içerisinde devam. Köklü değişiklikleri Allah böyle yapıyor işte. Derin devlet meydana getiriyor. Hz. Musa (as)’ı çıkaracağı vakit Firavun derin devletini kuruyor Allah önce. Mesela Hz. İbrahim (as)’i çıkaracağı vakit Nemrut derin devletini kuruyor. Mesela İsa Mesih (as) çıkacağı vakit Sezar Roma derin devletini kurduruyor Allah. Resulullah (sav)’ın zamanında da vardı Roma derin devleti. Şimdi Roma Londra’ya taşındı. Dünya derin devletinin merkezi. Eskiden hakikaten Roma’daydı. Derin devlet oradan yönetiliyordu. Şimdi Londra’ya taşıdılar. Neye yarayacak? Mehdi (as)’ın zuhuruna yarayacak. İsa Mesih’in çıkışına yarayacak. Allah’ın bunlara hiç ihtiyacı yok. Bunları Allah gübür gibi görür. Hiç değeri yok Allah için derin devletin. Çok alelade bir güç. Sıradan bir güç Allah için, yarattığı herhangi bir güç. Bütün kuvveti gücü Allah veriyor. Mehdisini çıkaracak normal karşılayacağız. Derin devlet yıkılacak onu da normal karşılayacağız. İsa Mesih’te de toplumsal bir heyecan meydana gelir ama normal karşılarlar. Bir miting heyecanı gibi heyecan olur. Toplu heyecan, o olurda. Ama şahsı açısından iman etme mecburiyeti olmadığı için. Yani Peygamber olarak iman etme mecburiyeti. Çünkü ümmetten birisi olarak geliyor. Peygamber görevi ile gelmiyor. Bir heyecan olur. Sandık da bulunacak kutsal sandık. O da bir heyecan. En az Mehdi (as) kadar o  da heyecan verecektir. Ve İsa Mesih (as) kadar heyecan verir kutsal sandığın bulunması. Bu piramitlerin altı üstü her yeri aranacak. Taşı toprağı hep sökülecek onların aranacak.

Mısır’da kocaman bir heykel var biliyorsunuz. Ne adı? Sfenks. Bu piramitlerin yapımından daha eski biliyorsunuz onun yapımı. En eskisi odur. Sfenks’in içinde boş odalar var. Odaların içinde ne olduğu bilinmiyor. Girilmemiş. Koskoca taştan bir heykel içi kapatılmış. Ne olduğu bilinmiyor. O açılacak. Sfenks’in içinde dünyanın sırları var. Piramitler çaka çaka belge dolu altı üstü her yeri. İçleri odalarla dolu hiçbiri açılmadı. O odalar açılacak daha kimsenin el sürmediği yerlere girilecek. Nemrut harabeleri. Nemrut’un mezarı açılacak. Binlerce yıldan beri kapalı. Hiç açılmamış. Adam da felaket kurnaz. Dağın tepesine mezar yaptırıyor iri kayalarla. Şimdi bak kaç imparatorluk, kaç nesil geçmiş? Hepsi de bayağı yaman adamlar. Hiç kimse o mezarı açmaya yeltenememiş. Çünkü açmaya kalktıklarında bütün mezar üstlerine çökecek. Oraya giden adamlar sağ kalmaz. Çünkü altından aldın mı insanın üstüne yıkılıyor. Ne yapacaksın? Tepeden de indiremiyorsun. Yapacak hiçbir şey yok. Onun için beklemiş. Devlet gücü gerekiyor. Kim açacak? Yine Mehdi (as). Altında kocaman bir mason mabedi bulacağız bak ben söyleyeyim. Çünkü o devrin ünlü masonlarından Nemrut. Bahçesine koyduğu kayalar, taşlar, heykeller hepsi masonik. Dev bir Mason tapınağının içine gömülmüş. Yüzlerce, binlerce belge Hz. İbrahim (as) devrine ait. Bunları bulacağız, getireceğiz inşaAllah.

Mesela Halep’te son iki haftada hava bombardımanıyla 106 çocuk şehit edildi. Hiçbir gerekçesi yok. Sırf psikopatlık olsun. Yani sırf şeytanı çağırdıklarında ona yüzleri olsun diye yapıyorlar başka bir konu yok.

Piramitlerin açılması öyle kolay iş değildir. O devlet gücüyle yapılacak şeyler. İtinayla sökülecek taşlar tek tek. Kızak sistemi yapılacak. Tepeden başlanması gerekiyor. En uçlarından sonuna kadar gidilmesi gerekiyor. Tamamen açıldıktan sonra toprağın altının da kazılması gerekiyor. Çünkü alta doğru da devam ediyor. Yani konik ya alta doğru da konik. Asıl altta. Hz. Yusuf (as)’ın mezarı da orada olması lazım. O piramitlerden birinin içinde olması gerekiyor. Onlar ortaya çıkacak. Ve mumyalanmış olması gerekiyor Hz. Yusuf (as)’ın. Tevrat’ta da geçiyor mumyalandığı. Mesela bulunmadı daha hala. Hz. Yakup (as) da mumyalanmıştır. Henüz onun mumyasını da erişilemedi. Yani İsrail (as). Kuran’da Yakup diye geçer Kuran’da aynı zamanda adı İsrail’dir. O da mumyalanmıştır. Henüz onun mumyasına ulaşılamadı.

BEYZA BAYRAKTAR: Kutsal topraklarda mıdır?

ADNAN OKTAR: Yani bilinmiyor şu an yeri. Ama Yusuf (as) çok çok büyük bir ihtimalle piramitlerin içerisinde. Çünkü zaten oradaydı o. Yöneticiydi orada.  Başka bir yerde olması mümkün değil Allahualem.

OKTAR BABUNA: Hz. Musa (as)’nın mezarı bulunacak mı?

ADNAN OKTAR: O da bulunacak tabii. Ürdün Dağları’nda bir yerde. Orada zaten vefatında yanında karısı çocukları, hanım arkadaşları falan da vardı. Onun bir ekibi vardı. Derin devletin ilk yapılanması. Dünya derin devlet yapılanmasının ilk numuneleri. Hz. Süleyman (as) devrinde de vardı o.

Hz. Yakup (as) gömülüşünde, Yusuf (as) babasının cesedinin üstüne kapanıp onu sevmiş, babasını. Babasının cesedini mumya yapmaları için özel hekimlerine, kendi hekimlerine buyruk veriyor. Hekimler İsrail’i mumyalıyorlar. O çünkü o zaman devlet başkanıydı. Hz. Yusuf (as). Bu mumyalama işlemi kırk gün sürdü. “Mumyalama için bu gerekli” diyor Yaratılış Bölümü 50/1-3 Tevrat’ta geçiyor.

Hz. Yusuf (as) 110 yaşında vefat etti maşaAllah. “Onu da mumyalayıp Mısır’da bir tabuta koydular” diyor. İşte Mısır’da gömülü o yüzden.

Hz. Yusuf (as)’un babasının naaşı bir süre kaldı tabii hemen gömülmedi. O şartlarda orada çünkü çeşitli kimyasal maddelerle tahnit ediliyor. Ama Yusuf (as)’ın babasına sevgisine bak ki, babasının üstüne kapanıp bayağı seviyor onu. Sarılıyor babasına naaşına.

Hz. Yusuf (as) maşaAllah kendine iyi bakıyordu aslan o. 110 yaşına kadar çakı gibiydi, maşaAllah. Yakup (as), İsrail (as)’da öyle. Huyu çok güzeldi Hz. Yakup (as)’un. Çölün ortasına çadırı kurdurmuş. Davar çok maşaAllah. Koyunlar, camışlar, inekler bol bol sağılıyor, süt peynir her şey var.

BEYZA BAYRAKTAR: Bayağı sağlıklı bir ortam.

ADNAN OKTAR: Evet, bayağı sağlıklı.

Bediüzzaman, Abdülhamit’e o dönemde çok tavsiyede bulundu ama dinlemedi Abdülhamit. “Ömrü bakini Ömer-i Sani yolunda geçirdi” diyor. Ömer-i Sani, yani Ömer bin Abdülaziz. Onun gibi halife ol diyor. “Babadan oğula olmaz bu işler” diyor. “Hür iradeyle seçilmen lazım” diyor Abdülhamit’e.

Bira fabrikasının açılmasında Abdülhamit’in imzası var. Söylemek istemem ama adını anmayacağım o müessesenin açılmasında da, çalışma prensiplerinde de imzası var. Bunlardan vergi alan bütün sistemlerde imzası var Abdülhamit’in. İşte meyhane, tersane diyelim artık ne varsa. Kumar oynanmasıyla ilgili de Ziraat Bankası’nda zaten onun imzası olmadan olmaz.

Abdülhamit İslam Birliği’ni savunmamış. Yani ona ait bir ifadesi yok. Ben İslam’ı istiyorum, İttihad-ı İslam’ı istiyorum gibi bir şeyi yok. Çevresindekilerin de bu konuyu açmasını kabul etmiyor. İttihad-ı İslam’ı istiyorum diyebilen etrafında kimse yok. Zaten hep Darwinist adamlar. Ne kadar ateist yazar varsa kitapları piyasada o devirde. İstanbul’un fethinde kullanılan topları İngilizler çok gıcık oldukları için alıp İngiltere’ye götürdüler. “İstanbul’un fethine sebep oldu” diye. Fotoğrafı var alıp götürdükleri zamana ait. Görüyor musun bak? İngiliz askerleri başında.

Abdülhamit dönemi Alman büyükelçisi Marshall açıklıyor. “İngiliz Büyükelçi Gerard Lowther ile Sadrazam Kamil Paşa” bu İngiliz Kamil denilen biliyorsunuz şu bizim İngiliz Kamil. “İmparatorluğu birlikte yönetiyorlardı” diyor. Abdülhamit’in bilgisi dahilinde tabii bu. “Kamil Paşa Lowther’ın izni olmadan hiçbir şey yapmıyordu” diyor. Lowther’a hep soruyordu diyor. “Kamil Paşa Osmanlı devletini kayıtsız şartsız İngiltere’ye bağımlı hale getirmişti” diyor. Devir Abdülhamit dönemi. Kamil Paşa’yı da göreve Abdülhamit getiriyor. Madalyalar havalarda uçuşuyor. Yağmur gibi madalya yağıyor. Darwinist kitap yazıyor, ona. Şarap fabrikası açıyor ona madalya.

Abdülhamit Osmanlı donanmasının başına İngiliz Amiral Adolphus Paşa’yı getiriyor. İngiliz adam daha ne diyeceksin bu duruma? Daha ne olsun yani? Osmanlı donanmasının başına İngiliz Amiral getiriyor. Donanmayı da Haliç’e çekip çürütüyorlar.

Tayyip Hocam, Abdülaziz’e hürmetini gösterdi. İngiliz Bakan’a hediyesi zaten konuyu anlatıyordu. Lozan konusuna girmesi de İngiliz derin devletinin ne haltlar işlediğini bilirim mesajıydı bu da çok güzel oldu. Bugün de “Eğitimin bozukluğundan bu hale geldik” diyor “Osmanlıdan itibaren” yani Darwinist eğitim, Darwinist gelenekçi eğitim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza değerli sanatçılarımızla devam ediyoruz. Öncelikle Hocam uygun görürseniz sanatçıları tanıtacaktım. Keman ve vokalde Vedat Rast arkadaşımız, klarnette Akın Ok arkadaşımız, darbukada Ahmet Nazmi Taş arkadaşımız.

ADNAN OKTAR: Hepsi hoş geldi, sefa geldi, şeref verdiler, lütfettiler. Buyurun sizleri dinliyoruz.

Okulunda okuyorlar olmuyor. Bu güzel insanlar, mütevazı hayatları içerisinde çile çekiyorlar, acı çekiyorlar, Allah onlara böyle güzel bir yetenek veriyor. Seviyoruz sizleri. Mübarek bir topluluksunuz. Allah ömrünüzü uzun etsin, hidayet versin. Cennetinde çiçekler olacaksınız inşaAllah bu temiz güzel kalbinizle.

İşte maya temiz. Güzel bir topluluk, güzel insanlar. Allah mütevazı kuluna böyle güzellikler nasip eder.

“IŞİD’e kurşun sıkanlar katil olur diyor. Bu adam neden böyle söyledi? Adnan Oktar açıklar mı acaba?” Mustafa Girgin. Şimdi durduk yere adama sen kurşun sıkarsan, herhangi bir kişiye, katil olursun. Ama Allah esirgesin müsademe vardır, adam sana saldırıyordur, nefisini korursun o ayrı mesele. Ama ortada bir şey yokken zaten hukuka göre böyle bir şey yapamazsın. Adamı en fazla tutuklayabilirsin. Adamı çekip vuramazsın yani. Benim anlattığım bu. Gider teslim alırsın. Ama silahlı müsademe varsa tabii oturup seyredecek halin yok, tabii ki kendini korursun, Allah muhafaza.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın

Masaüstü Görünümü