Harun Yahya

Sohbetler (1 Ekim 2016; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet. Allah’ın sanatını anlamak tabii köy yaşamında daha kolaydır. Şehir yaşamında daha az oluyor mesela. Ben köyde hatırlıyorum, çimlere falan uzanırdım otururdum, orada küçük küçük böcekler gezerdi birbirleriyle yardımlaşıyorlar. Karıncaları görüyoruz, her çiçeği ayrı görüyoruz mesela küçük küçük yeni açan. Onların hepsinin kromozomları var ve milyonlarca seneden beri hiç değişmeden babadan oğula bak sabırla bilmem kaçıncı nesil yani. Onların dedelerine gitsek, mesela papatyanın dedesine gitsek aksakallı bir papatya çıkacak böyle çok gerilere gittiğimizde. Küçük küçük ne kadar çok böcek oluyor. Böcek çok büyük bir nimettir Allah’ı anlamada. Birbirlerini buluyor onlar, birbirleriyle evleniyorlar. Mesela her yer böcek kaynıyor hiç kimse birbiriyle muhatap olmuyor. Kendi ailesinden, kendi türünden, kendi memleketinden olursa, hemşerisi olursa geliyor. Yoksa yok. Yani onunla evleniyor, onunla beraber oluyor. Karınca bile kendi sürüsünün dışında başka sürüye katılmıyor. Halbuki şaşırması lazım diğer sürülere gitmesi lazım. Diğer sürülere hiçbir şekilde gitmiyor, onlar da zaten kabul etmiyorlar. Kendi sürüsünde oluyor. Mesela arıların titizliği, sadece kendi kovanına gidiyor. Normalde başka kovana gidebilir bilmez hayvan, değil mi? Dalıp devam etmesi lazım. O petekleri yapma şekilleri hepsinin aynı ilme sahip olması, hepsi mimar. Açı verme, düzgün bir şeyler yapma konusunda çok yetenekliler.

Dün fasıl, hakikaten üstatmış mübarek, çok güzel yorumu. Sesi de çok güzel yorumu da çok güzel. İşte Kıpti kardeşlerimiz yahut Çingene tabir ettiğimiz kardeşlerimiz dünyanın en güzel insanlarıdır. Böyle bir sanatçı ruh, “Çingene aman demeyin” diyor “Roman deyin” diyor. Yarın bir gün Roman’ı da sen aynı konuya getireceksin. Çingene gayet güzel bir kelime. Hepimizin kanında var, bütün Türk milletinin kanında Çingenelik vardır. Bütün dünyanın kanında vardır Çingenelik. Yani genetiğinde olur. Yüzde 1, yüzde 5, yüzde 7. Nasıl olmasın bütün dünyaya yayılmış bu insanlar? Herkesin kanında vardır. Bıraksınlar bunu. Zenci kanı da hepimizde var. Efendim, Japon yahut Türkmen hepimizin kanında var. Aynı atadan geliyoruz, Hz. Adem (as) ve Havva (as)’dan geliyoruz nasıl olmaz? Aynı anneden babadan. Bu ırk ayrımı çok çirkin bunu bırakacaklar. Çingene olmak şereftir, iftihar ediyoruz kardeşlerimizle. Sanatçının hası onlardan çıkıyor. Bak birçok ünlü sanatçı da hep Çingene’dir. Çigan müziği oradan kaynaklanıyor. O zaman Roman müziği diyeceksin, olur mu öyle şey?

Fikret konuş.

KARTAL GÖKTAN: Hakkari’nin Çukurca İlçesi kırsalında bu akşam saatlerinde PKK’lı teröristlerin havanlı saldırısında 1 asker şehit oldu, 5 asker yaralandı. Teröristler kaçarak bölgeden uzaklaştı.

ADNAN OKTAR: Allah Allah havan topuyla kaçıyor inanılır gibi değil. Yani bu mucize. Adam havan topunu omuzluyor kaçıyor. 3 kilometrekare, 5 kilometrekare alan değil mi ez fazla bu alanlar Allah Allah, hallaç pamuğuna çevirirsin. Nasıl kaçar? Ben hayret ediyorum bu konuya.

Bir etiket yapalım. Ne diyelim? “Kurtuluşun adı sevgi birliği” diyelim. Evet.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hayrettin Karaman son günlerde, İslam’da asıl olanın cami cemaatleri olduğunu, Müslümanların asıl camilerde toplanmasının sünnete uygun olduğu yönünde yazılar yazıyor. Numan Kurtulmuş da bugün camilerin toplanma yeri olması gerektiğine dair şöyle bir konuşma yaptı: “Camileri yeniden toplanma merkezi haline getirmeliyiz. Eğer camilerimiz tam manasıyla bütün ümmeti toplama yeri olsaydı bir takım insanları toplamak için Gülen örgütü benzeri sahte örgütlere ihtiyaç kalmayacaktı. Camiler bu fonksiyonlarını görmezse bir takım gizli örgütler, bir takım din adına kapalı örgütler ortaya çıkıyor ve ümmetin çoğunluğundan farklı olarak gizli bir takım yapılanmalar ortaya koyuyor. Bunu önlemenin yolu kapısı herkese açık camileri, kapısı herkese açık olan dergahları, kapısı herkese açık olan medreseleri yeniden inşa etmek” dedi.

ADNAN OKTAR: Açık olur da herkes de gelir. Din lokanta değil ki. Yani istediğinde yemeğini yiyip çekip-gitsin. Din akıl, derinlik gerektiren bir konu, derin iman gerektiren bir konu. Adam camiye gelmesi için iman etmesi gerekir. Sen Darwinist-materyalist eğitim veriyorsun Abdülhamit devrinden beri, milletin imanı mahvediliyor Darwinist-materyalist eğitimle. Önce Darwinist-materyalist eğitimi durdurman lazım. İman hakikatleri anlatman lazım, Kuran mucizelerini anlatman lazım. Sen hazır imanlı bir kitleden bahsediyorsun nasıl oluşacak o kitle? Hemen camileri dolduracak. Camiler lokanta değil kardeşim ibadet yeri. İbadet etmesi için de adamın çok güçlü bir iman sahip olması lazım. Darwinist eğitim verildiği yerde adam nasıl imanını güçlendirsin? İşte kurtaranlar cemaatlerle kurtarabiliyorlar. Mesela Süleymancı oluyor, Süleyman Hilmi Tunahan’ın dersleriyle sohbetleriyle imanını kurtarıyor. Yoksa öbür türlü olacak gibi değil. En yüksek dindar oranı doğuda var deniyor, en ziyade komünist faaliyeti doğuda yaptılar zaten Darwinist-materyalist eğitimi. Çok az camilere giden insan sayısı. Camilere gitmek yani böyle esnaf muhabbetiyle camiye adam toplanmaz. Yani cami eğlence yeri değil. Camiye adam gittiğinde ne yapacak? Namazını kılıp çıkacak. Kimse kimsenin yüzüne bile bakmıyor. Selam vermeden dışarı çıkıyor. Adam öyle bir yere gider mi? Birçok camide öyle. Namazını kılan ayakkabısını alıp çıkıp gidiyor. Orada o kardeşlik ruhu ayrıdır, iman hakikatlerinin anlatılması ayrıdır, o derviş ruhu ayrıdır. Adam Nakşibendi oluyor ama birbirlerini çok seviyorlar. Ben Mahmut Hocamız’ın dergahına gitmiştim, Mahmut Hocamız’ın bulunduğu yer ayrı bir yer. Oraya gelenlerde müthiş bir muhabbet gördüm, sevgi gördüm. Yani böyle bir bayram gezmesine gelmiş insanlar gibi. Bayram ziyaretleri olurdu ya çocukken onun gibi. Çok dostane herkes birbirini tanıyor, birbirini çok seviyorlar. Ama şu an durum nasıl bilmiyorum tabii o zaman öyleydi. Adam bunu arar. Camiye gidiyor kimse kimseyi tanımıyor adam nasıl konuşsun, ne konuşsun? Kimi Darwinist, kimi materyalist, kimi başka görüşte. Mehdiyet ruhuyla camiler dolar. Durduk yere cami dolmaz.

Turgay Güler’in programı, Prof. Dr. Mehmet Çelik, “Osmanlı’yı da İslam alemini de parçalayan İngiltere’dir” diyor. Çok güzel. “Sultan Abdülaziz’i şehit eden İngilizlerdir. Abdülhamit’i tahttan indirenler de İngilizlerdir” diyor. Bak bu anlatımımız bütün Türkiye’yi salladı. İngiliz derin devleti ve Abdülhamit konusu bütün Türkiye’yi sallıyor şu an. Her yerde bu konuşuluyor. Ne konuşsak Allah’a çok şükür gündem oluyor. Mesela Darwinizm bütün dünyada gündem oldu yerle bir oldu. İngiliz derin devleti şu an daha yeni başlangıç olmasına rağmen her yer inliyor. Çok güzel. Bütün aydınlar profesörler bu işe girdiler. Tayyip Hoca’nın bütün konuşmalarında İngiliz derin devletine imalar var. Daha şu an net söylemiyor ama söyleyecek yakında söyler. Ama çok iyi zemin hazırlanması lazım. İyi kamuoyu oluşması lazım. Kamuoyunun büyük bir bölümü bilmiyor daha. Dünya kamuoyu da bilmiyor. Bütün dünyayı ayağa kaldırmak lazım. Ama Allah öncülük nasip ettiği için Allah’a hamd ediyorum. Evet.

BÜLENT SEZGİN: PKK konusu da aynı şekilde. PKK’yı övüyorlardı neredeyse yüceltiyorlardı ama siz “dur” dediniz.

ADNAN OKTAR: PKK’yı böyle cici çocuk havasına sokmuşlardı, acayip şımarmışlardı. Otomatik silahla askerin önünden geçiyorlardı böyle, akıl almaz pervasızlar. Öcalan’ı acayip yüceltiyorlardı. Abdurrahman Dilipak “aileden” diyor “bizden birisi, bizi terminatör gibi yetiştirdiler” diyor, işte “bebek katili falan yok öyle bir şey” diyor. “Adam namazında niyazında adam” diyor. Bülent Arınç da aynısını yapıyordu, muazzam bir çalışma vardı. Rezil rüsva ettim PKK’yı, sizlerin vesilesiyle, aklı başında insanların vesilesiyle yerle bir ettik. Ağızlarına bu konuyu alamayacak hale geldiler.

“MHP ve Devlet Bahçeli’ye karşı AK Parti’nin yandaşı oldu” diye çok eleştiri yapanlar var. Sayın Devlet Bahçeli devlet adamı olmanın en güzel örneğini veriyor. Şu an o gözlerde büyüdü, gönüllerde büyüdü. Bunun AK Partili olmakla alakası yok. Yaptığı şeyler güzel ve doğru. Yani koalisyonda oluyor, koalisyonda olunca kaç defa koalisyon da oldu, o partiyi mi destekliyor? Başbakan var, bakanlar var, o partide görev alıyor ne yapıyor, gidiyor o hükümete katılıyor. Birkaç bakanlık veriliyor. Ama diğer parti büyük olduğu için başbakanlık da onda diğer bakanlar da onda. Ee ne yapmış oluyor? O partiye hizmet etmiş oluyor öyle mi? Alakası yok. Şu an MHP’nin gücü çok yüksek. AK Parti’nin içerisinde de çok büyük bir kitle MHP’lidir. CHP’nin içinde de MHP’liler çoktur. Yani hiç umulmadık derecede fazladır AK Parti’nin içerisinde. Bu her zaman öyle olmuştur. Mesela ANAP’a bazen dağılıp gitmiştir MHP’liler ama özünü hiç kaybetmemiştir. Zamanı geldikçe de hep merkeze çekilmişlerdir. Doğru Yol Partisi’ne girmiştir MHP’liler ama zamanı geldikçe geri çekilmişlerdir merkeze doğru.

MHP devletten yana AK Parti’den yana değil. Devleti kurtarmanın peşinde. MHP’de bir devlet terbiyesi vardır. Dolayısıyla devleti korumak AK Parti’yi korumak değildir. Devleti ele geçirmeye kalkıyorsa adam tabii ki AK Parti’yi koruruz biz. Tayyip Hoca’yı Allah muhafaza vurup şehit edip Türkiye’yi ele geçirmeye kalkıyorsa, devleti yıkmaya kalkıyorsa tabii ki koruruz. Ama kendi evladımıza zaten biz kurşun sıktırmayız. Tayyip Hoca AK Partili olsun başka partili olsun fark etmez. İngiliz derin devleti pençe atmaya kalkarsa bizim herhangi bir evladımıza o pençeyi kırarız, o eli kırarız kanunla hukukla. Nitekim bak “Senin kılına dokunamazlar” dedik dokunamadılar ve dokunamayacaklar da.

Cemaatlerin ve Müslümanların üstüne baskı kurulması fikri bütün Avrupa’da İngiliz gizli derin devletinin emriyle yayıldı şu an. Her yerde bu talimat uygulanıyor. Fransa İçişleri Bakanı Sarkozy, radikal vaizlerin militan toplanmasının önüne geçmek için ibadet yerlerinin gözlenmesini önerdi. Bütün camilere kamera konacak Fransa’da. Şimdi bunların da şeffaf toplum dediğinde kastettiği o, yani her yere kamera konması, izlenmesi, kim niye geldi, ne yaptı. Mesela camiye teberruda bulunuyor “Niye verdin, nereden buldun parayı anlat bakalım” mantık bu yani. Yani Süleymancı, Nurcu kimse kalmasın mantığında. Kim bunun talimatı veren? İngiliz derin devletidir. Kime söyletiyor? Birisine söyletiyor. O ona söylüyor, o ona. Arada silsileler olduğu için adam bunun İngiliz derin devletinin talimatı olduğunu göremiyor, fark edemiyor. Bütün dünyaya talimat verildi bir tek Türkiye’ye değil. Pakistan’a, Hindistan’a her yere şeffaf toplum modeli açık toplum modeli için talimat verildi “Bütün Müslümanlar izlensin” dendi tarikatlar, cemaatler. Türkiye için değil bu sadece geniş çaplı. Ve bunun dozunu gittikçe de artıracaklar. Deccaliyetin emri bu. “Deccalın gözetleme yapan adamları vardır” diyor hadiste. Bak “Deccalın gözetleme yapan insanları vardır. Kulelerde insanları gözetlerler, Müslümanları gözetlerler.” Kuran’da da geçiyor ya “bir kule yap” diyor “ey Haman” diyor. Mesela İngiliz derin devleti de burada hemen gittiler kuleye çıktılar. Kuleden İstanbul’u izliyorlar Galata Kulesi’nden, tabii.  

Özetle Müslümanlar yeni yeni bu konuya uyanmaya başladılar. Ülke TV şu bu her yerde bütün Beyaz TV cayır cayır İngiliz derin devleti konuları gündeme gelmeye başladı. Herkes farkına vardı Allah’a çok şükür. Bu uyanma gittikçe hızlanacak. Yani hızlanmayacak gibi değil çok açık alenen. Bakın, bütün dünyadaki Müslümanlar için izleme ve şeffaflık emri geldi İngiltere’den, İngiliz derin devletinden. Bu emir muaccelesinde bu işlem oluyor bütün İslam aleminde. Camilere, toplantı yapılan her yere kamera konması düşünülüyor. Müslümanlar potansiyel tehlike olarak görülüyor. Yani böyle ayarı bozuk dengesiz adamlardır, her an suç işleyebilirler, bunlara her türlü ceza müstahaktır, izlemek de gerekir, ceza da gerekir, gerekirse öldürülmeleri gerekir, cemaatlerin toplulukların dağıtılması gerekir. Bu izlenim veriliyor, bu imaj veriliyor ve bu talimat uygulanmaya çalışılıyor şu an. Bak dikkat edin bütün dünyada daha da dozu artırılarak devam edecek bu. Rusya’da bile uygulatıyorlar şu an. Rusya’da da camilere kamera konuyor, gizli kamera konuyor Rusya’da. Açıkça söylüyorum, bütün Rusya’daki camilerde gizli kamera var hepsinde. Ne yapıyorlar ne ediyorlar hepsi izleniyor. Fransa’da falan da bu uygulama başladı, Almanya’da da bu uygulama başladı. Mesela bu bir yöntem, yaptıkları bir yöntem. Resmi olarak yok bu gayriresmi olarak yapıyorlar. Yani bütün istihbarat örgütleri camilere kamera yerleştirdiler. “Hayır” derseler “böyle bir şey yok” derseler cevabını vereceğim ama. Bütün camilerde, yani şeffaf toplum modeli bir gizli bir açık uygulaması var. Gizli uygulaması çoktan başladı. Müslümanlar çok dikkat etsinler. İttihad-ı İslam olsa bu bela bitecek kardeşim. Öbür türlü sürekli aşağılayacaklar Müslümanları. Sürekli kırıp-geçirecekler. Vakit kaybedecek gibi değil. Sözümü de dinlemiyorlar. Vakit uzuyor zaman geçiyor vakit kaybedecek gibi değil. Bak gece-gündüz Suriye’de hiç alakası olmayan çoluk-çocuğu sırf zevkine deccaliyet adam öldürüyor sırf zevkine. Adam öldürme zevkini tatmin için. Sırf şeytan istiyor diye. Orada zaten El-Kaide, IŞİD hiçbir şey yok, Halep’te ne arar kimse yok, sadece halk çoluk-çocuk var, kadınlar var gece-gündüz bombalıyorlar. Her yeri pazar alanları, mesela su içtikleri yerler, yemek yedikleri yerler, fırınlar, mesela onlara giden yardım konvoyları hepsini vuruyorlar. Müslümanlar uyansın artık insaf. Bu nasıl bir uykudur kardeşim? Bütün gücümüzle sarsıyoruz yine uyanmıyorlar. Ashab-ı Kehf gibi 300 yıllık uykudan daha yeni uyanıyorlar. Bir de 9 ilave edildi. Şu an uyandıracağız uyanacaklar. 300 yıldan beri uyku devam ediyor, Kuran’da “300 yıl” diyor “9 yıl da ilave edildi” diyor.  

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Dediğiniz gibi Galata’da gözlem yapan İngiliz askerlerinin fotoğrafları vardı Adnan bey. İşgal yıllarında. Galata Kulesi’nin en üstünde tüm İstanbul’u buradan gözlüyorlar.

BEYZA BAYRAKTAR: “Orayı özel inşa ettiler” demiştiniz gözetlemek için.

ADNAN OKTAR: Tabii bu kule özel inşa edildi. Şu kısmı ilave olarak yapıldı, üstündeki kısım. Sonra kaldırıldı o kısım. İngilizler tarafından yapıldı. Bak “deccalın kuleden insanları izlemesi olacak” diyor Peygamberimiz (sav). Ayrıca başka bir hadiste de “deccalın insanları gözleyen adamları vardır” diyor deccalın.

Theodor Herzl, Siyonizm’e karşıydı adam. “Almanların içinde yaşayın asimile olun” diyordu. İngiliz derin devleti “hayır biz İsrail’i kuracağız” dediler. İsrail’in kurulması için de Abdülhamit orada geniş toprak parçalarını Musevilere verdi. Allah razı olsun güzel bir çalışma yaptı. Göster haritasını.

KARTAL GÖKTAN: Abdülhamit döneminde Filistin’de Yahudi yerleşim bölgeleri.

ADNAN OKTAR: 36 büyük bölgede çok büyük toprak parçasını Musevilere yerleşim yeri olarak verdi Abdülhamit.

CEYLAN ÖZBUDAK: “Tel Aviv’i o kurdu” diye söylemiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tel Aviv şehrini de o kurdu, Abdülhamit kurdu. Yani orada toprak satışı mümkün değildi, toprak satışının mümkün olmasını sağlayacak kanun çıkarttırdı. Ve on binlerce Musevi’yi oraya göndertti. İyi yaptı Allah razı olsun, şefkatinden, merhametinden bununla iftihar edebilir. Biz de Abdülhamit’le bu yönüyle iftihar ediyoruz. O yüzden Museviler de çok sever Abdülhamit’i. Benim bir şey dediğim yok bu konuda.

CEYLAN ÖZBUDAK: Siz, Ben Gurion’u göstermiştiniz. İstanbul Üniversitesi’nde okudu diye söylemiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii, burada okudu bu adamlar. Burada eğitim aldılar. İstanbul Üniversitesi de zaten Darwinizm'in kalesiydi. Abdülhamit'in talimatıyla kuruldu. 

BÜLENT SEZGİN: İsrail kurulduğunda iki toprak bölümlerine bakıyoruz, Abdülhamit döneminde verilen yerlerle birebir aynı. 

ADNAN OKTAR: 1940'lardan sonraki harita bu. Evet, aynısı.

Abdülhamit'in donanma komutanı mesela, İngiliz Hobart Paşa. Donanmanın başına sen İngiliz Amiral nasıl koyarsın? Adam da çekti hepsini Haliç'e, çürüttü donanmayı. Koskoca donanma, Abdülaziz döneminde dünyanın ikinci büyük donanmasıydı. Çektiler oraya, çürüttüler. Bak şimdi de, "Sizi izleyeceğiz." diyorlar. Bakın, Rusya'da gizli kamera olmayan cami yok. Almanya da bunu başlattı, Fransa da başlattı. Şimdi bu Amerika'ya falan da yayıldı. Her yerde, İngiltere'de falan da böyle. Her yere İngiliz polisi gizli kamera koyuyor. Adam mesela oturuyor, namaz kılıyor. Her yerde bütün bilgi gidiyor onlara, arşivliyorlar.

"Canım Hocam, kız kardeşlerimize bakınca şimdi bir kez daha anladım ki sizde insanları güzelleştiren bir iksir var maşaAllah. Sizin sevgi gücünüz o kadar pozitif, elektriğiniz dünyanın en güzel güzelleştirici etkisi. Tüm dünyanın profesörleri bir araya gelse bir insanı böyle güzelleştiremez maşaAllah." diyor Melike Günsel. 

BEYZA BAYRAKTAR: Yalnız bütün canlıları güzelleştiriyorsunuz. Bitki gelse yanınıza güzelleşiyor. Bulunduğunuz yerdeki toprak bereketleniyor. Balıklar, kuşlar, her şey güzelleşiyor maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

İngilizlerin Araplar arasında isyan çıkarırken kullandıkları konuşma ne biliyor musunuz, yöntem? "Osmanlı" diyorlar, "Darwinist ateist oldu. Sakın bunlara bağlanmayın. Halife dini terk etti. Yani rom içiyor, sigara var. Kerhaneler açık, meyhaneler açık. Her türlü alkol ve müskirat var. Bunlar İslam dininde haram. Siz Müslümansınız, Allah'a çok şükür. Bu adamlara uymayın." diyorlar. Adamlar da çok makul görüyor. Arap isyanı böyle başlatıldı. Osmanlı'dan ayırırken bu delilleri kullandılar. Kerhaneleri, meyhaneleri, Osmanlı'daki fuhşu, tütün salgınını; bira, rakı, şarap fabrikalarını ve Darwinist propagandayı. Bu Voltaire'nin kitapları, Darwin'in kitapları bütün Osmanlı'ya yayılmasını delil olarak gösterdiler. Bunun için de yine gelenekçi hocaları kullandılar. Gelenekçi hocalar, sakallı normal alim. "Bu İslam'da var mı?" diyor. Adam, "Yok. Haram." diyor. "Şimdi yapıyor mu yapmıyor mu?" diyor. "Yapıyor." diyor. "O zaman siz niye bağlanıyorsunuz yahu?" diyor. "Haklısınız." diyor. "O zaman hadi isyana başlayın. Katılın." diyor. Osmanlı'dan bu İslam ülkelerini bu şekilde ayırdılar İngiliz derin devleti. Felaketin ayrı bir yönü de bu. İngilizler diyorlar ki, "Halifelik bunlarda. Kutsal emanetler de İstanbul'da. Her yer kerhane doldu, meyhane doldu. Şarap fabrikasından geçilmiyor İstanbul'da." diyorlar. Herkes içiyor, duman altı herkes. Oradan hilafeti alalım Osmanlı'dan, size geri verelim." diyorlar. Adamlar korktuğu için kabul etmiyor. Onlara teklif ediyorlar. İşte Suudi Arabistan'ı, Suudileri o şekilde ayırdılar. Irak alimlerini, Suriye alimlerini de öyle ikna etti, ayırdılar. Yöntemi görüyor musun? İnanmayan beri gelsin.

Abdülhamit İngiliz komşusu Bay Thomson'ı, İngiliz Büyükelçisi Eliot'a gönderiyor. Diyor ki, "Osmanlı padişahı olmama imkan tanırlarsa İngiliz hükümetinin tavsiyelerinden çıkmayacağımı onlara taahhüt ederim." diyor. Bunun üzerine 5. Murat padişahlığının doksan üçüncü gününde indiriliyor, yerine 2. Abdülhamit tahta çıkarılıyor.

Evet, dinliyorum. 

BÜLENT SEZGİN: Karadenizli kardeşlerimiz Giresun'da PKK'ya karşı yürütülen operasyonlara destek vermek için silahlarıyla birlikte askerlerin çalışma yaptığı bölgeye gitti. Karadenizli vatandaşlar, askerlere yardım etmek için ormanlarda teröristleri aradıklarını belirterek, "Her zaman askerlerimizin yanındayız. Burada hainlere yer yok. Arkadaşlarımızla arazideyiz. Bunları bulmadan bize rahat yok. Üç gün, beş gün ne ise onları bulup ondan sonra rahat uyku uyuyacağız. Türkiye Cumhuriyeti bizimdir, bizim kalacak." dedi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim mesela bu kardeşim bir nevi milis. Ne mahsuru var bunun? Bu kadar büyütecek ne var bunda? Milise av tüfeği alır, şey yapar işte böyle amatör. Bu şekilde hükümete, devlete yardımcı olsun vatandaş. Yani bunda bir şey yok. Milisten kastımız bu. Ne oldu yani dünya mı koptu, dünya mı yıkıldı? Ne olur? Bir şey yok. Gayet aklı başında delikanlılar.

1875 yılına doğru Türk donanmasında 816 top taşıyan 21 zırhlı ve 173 yardımcı gemi vardı Osmanlı Bahriyesi'nde Abdülaziz devrinde. Elli bin efrat asker, yedi yüz subay, iki yüz sekiz yüksek rütbeli subay, on bir tümamiral, altı koramiral ve üç oramiral vardı Abdülaziz döneminde. Abdülaziz bizdendi maşaAllah. Alaturka müziğe de meraklıydı. Saz heyeti vardı. Fasıl inim inim inletiyordu maşaAllah. Bak, ben Abdülaziz'in elini öperim. Modern delikanlıydı yani maşaAllah. İstanbul'u almak için Fatih'in döktürdüğü zamanın en büyük topunu İngilizlere tarihsel bir anı olarak armağan etti Abdülaziz. Abdülaziz'in saz heyeti altmış yedi kişiden oluşuyor; kanun, keman, klarnet, cümbüş, her şey var. Cümbüş yok. Cümbüş sonradan çıktı. İncesaz heyeti, Allah Allah, saray yıkılıyormuş böyle. Darbuka, tef. Üstat da maşaAllah heybetli. Ondan gerisini söylemeyeyim. Abdülaziz günde bir kuzu budu, kırk yumurta ile bir kol pastırma yediği söyleniyor. Ağırsıklet pehlivanıydı. Bildiğin ağırsıklet pehlivan. Bir kuzu budu, kırk yumurta ile bir kol pastırma yediği biliniyor. Ayrıca talim ederken iki pehlivanla aynı anda güreş yapıyor. İki kişiyle ancak yenemiyorlar. Yani iki başpehlivanla aynı anda güreşiyor. Felaket kuvvetli yani.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, darbe girişimine tiyatro diyen Fethullah Gülen'e gönderme yaparak şunları söyledi; "15 Temmuz'da yaşananları 'oyun, tiyatro, film' diyerek küçümsemeye çalışanlar oldu. Her kim ki 15 Temmuz'a amasız, fakatsız darbe diyemiyorsa; lanetleyemiyorsa o da darbe girişiminin bir parçasıdır. En azından gönüllü bir destekçisidir. Böyle bir yanlışın içine düşenler şehitlerimize ve gazilerimize, milletimizin tamamına hesap vermekten kurtulamayacaktır."

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor tabii. Ama tiyatro falan denmesi tabii çok çirkin. Fethullah Gülen'in konuyu bu kadar uzatması; iki ay sonra lütfenlikle darbeyi kınadı, iki ay sonra. Yani Gladyo’nun bir oyunu. Ama şöyle diyebilir, "En fazla İngiliz derin devleti beni öldürür. Gladyo’dan çekiniyorum. Şimdi bu adamlar, darbe yapan adam. Gelir beni orada da boğazlar. Onun için işte böyle ortalı konuştum. Yani işari anlamda kapalı konuşabildim ancak. Canım tehlikede. Ne yapayım?" diyebilir. Ne olacak? Adam cayır cayır yıkar ortalığı. Yanında talebelerin var, seni sürükleyerek götürecek halleri yok ya.

Biliyorsunuz, Abdülaziz'i. Pencere şişiyor, sarayın penceresi. Dolmabahçe'nin biliyorsunuz değil mi, pencere bayağı büyük. Bir türlü kapatamıyorlar, tamir etmek için uğraşıyorlar. Abdülaziz gidiyor, kökünden söküp çıkarıyor, veriyor adamlara, çekip gidiyor sessiz sakin. Dört kişi birden çıkaramıyor bak, dört kişi uğraşıyor yapılı. Açılamıyor. Açmayı bırak açıyor, söküp çıkarıyor, veriyor ellerine tamir etmeleri için. Pervazlarından tutup komple yerinden söküyor, dibinden. İnanılır gibi değil. Abdülaziz modern bir halifeydi, aydın bir insandı. Öyle bağnaz falan değildi, çok moderndi. Mesela kendi heykelini yaptıran ilk ve tek padişah Abdülaziz. Ultra moderndir. Müzik, fasıl, eğlence yani güzel olan her şeyden çok hoşlanırdı. Üstattı kendisi de. Üstat derken sanatta üstattı. Taş, tahta; hepsini yontup güzelleştirirdi Abdülhamit Han gibi. Abdülhamit'i de sanatçı yetiştiren odur taş yontma konusunda, ahşap yontma konusunda eğiten de odur. Artık nasıl söyleyelim, öyle söyleyelim de anlaşılsın. 

BEYZA BAYRAKTAR: Hem bağnaz değil hem Darwinist değil, çok ideal bir insan maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Kardeşim, tam bizim kafamızdan. Aydın mı aydın, modern mi modern; Darwinizm'e karşı, materyalizme karşı. O zaman da Rumilik var, Rumilikle de alakası yok.

Heykel şu an Beylerbeyi Sarayı’nda, yaptırdığı kendisinin heykeli. Duruyor heykel. Abdülaziz'in hem Avrupa hem Türk müziğine ait besteleri var. Yabancı parçaları da var. Beste yani kendisi bestekardır. Hem de Türk Sanat Müziği’ne ait besteleri var. Yabancı besteleri de var. Çok görgülü kültürlü, çok kaliteli bir delikanlı Abdülaziz. İlk tünel inşaat ettiren Osmanlı sultanıdır. 575 metre uzunluğunda, yedi metre genişliğinde, Londra Yeraltı Metrosu'ndan sonra ikinci büyük tren ağı yaptırdığı, yeraltında yaptırdığı o tünel. Tünel var ya meşhur.

"Ben İskenderiye'de bir taş buldum. Üzerinde şu yazı yazıyordu. Ben Şaddad Bin Ad. Ben benzeri hiçbir ülkede olmayan sütunlar inşa ettim. Denizin on iki mil derinliğinde bir hazine gömdüm. Muhammed (sav)'in ailesinden Mehdi (as) çıkana kadar hiç kimse bu hazineyi bulamayacak." diyor. 

BEYZA BAYRAKTAR: Kutsal sandık mı?

ADNAN OKTAR: Yok, başka bir şey bu. Zaten sütunlardan falan bahsediyor. Olay başka.

Abdülaziz'in heykelini görebiliyor muyuz? Kendi sağlığında yaptırdığı heykel. Allah yedi ceddine hayır hasenat nasip etsin, güzellik nasip etsin. Şanını her yere yayacağız. Hayatı boyunca hiç namazını terk etmedi Abdülaziz, hiç. Ağzına damla içki koymuyor, "Haram." diyor. Bestekardır. Şair, çok güzel şiirleri var. Ve ressam. Nefis resimler yapıyor. Heykeltıraştır aynı zamanda. Hem güfte yazarı hem de bunları besteliyor. Saray Bandosu'nu kaldırıp yerine Türk Musikisi Saz Heyeti'ni kurduruyor. Ağır fasıl böyle. Kanun, klarnet, keman, inim inim inliyor böyle Yıldız Sarayı, Dolmabahçe. Böyle güzel insanlar ecdat. Modern bir insan. Namazını asla aksatmıyor. Sigara dumanı sarayda hiç yok. Tütün mütün hiç yanaştırmıyor. Damla şarap, bilmem ne alkol saraya girmiyor. Tam dindar. İngiltere'ye gittiğinde İngiltere Orkestrası onun bestelediği marşı çalarak onu karşıladılar, Abdülaziz'i. Kendi bestesi. Yıkıldı ortalık, İngiliz Bandosu Abdülaziz'i karşılarken. Çok muhterem, dünya tatlısı bir insandı. Abdülaziz Han, Ermeni asıllı ünlü Rus ressam Ayvazovski var, biliyorsunuz; onunla birlikte bazı resimler tasarlıyor. Rus ressam sultanın sanat kabiliyetini şu sözlerle anlatıyor, "Ben Sultan Abdülaziz'den tasviri mukabilinde aldığım ihsanı hiçbir hükümdardan almadım. Fakat onun" diyor, muazzam güzel bir karşılık veriyor; tabii uzun bir konuşma "Fakat onun bende cihan hazineleriyle mübadele edemeyeceğim bir yadigarı vardır ki yegane medarı mefharetimdir. Oysa bana sipariş etmiş oldukları bir sandal numunesidir ki kırmızı kalemle dört-beş hattın keşidesiyle hasıl olmuştur. Ben ressamım, pek çok resim müsveddesi de gördüm. Lakin dünyada bir sandalın o vaz’a mahsus o halini böyle dört çizgide iradeye muvaffak olmuş hiçbir ressam tasavvur edemez." Çok kısa sürede mükemmel bir sandal çiziyor; böyle bir sandalın yapılması için, bir anda. Müthiş kabiliyetli. Nefesi kesiliyor. Zaten o çok ünlü bir ressam. Ermeni asıllı biliyorsunuz Ayvazovski çok ünlüdür, onun çok güzel tabloları vardır. O resmi saklıyor, saklamış. Bak, “Kırmızı kalemle dört-beş hattın keşidesiyle hasıl olmuş” diyor. Dört-beş hat, kısa sürede yapıyor. Müsvedde bir resim yapıyor. Mükemmel bir sandal çıkarıyor, çok şahane nefis, sanatçı yani. Abdülaziz’in 1830 yılında yaptığı beste Valse Davet, dansa da karşı değil. Bak, Valse Davet parça, zaten vals için yapılmış bir müzik. Ayvaz Hoca’nın var mı resimleri?

BÜLENT SEZGİN: Var.

ADNAN OKTAR: Göster.

KARTAL GÖKTAN: Galata Kulesi, Gün Batımında Ortaköy, İstanbul resimleri, Haliç’te Günbatımı, İstanbul ve Boğaz, Nusretiye Cami.

ADNAN OKTAR: Abdülaziz hayrandı.

KARTAL GÖKTAN: Ortaköy Camisi.

ADNAN OKTAR: Abdülaziz saltanatı zamanında saray halkı da dahil tüm küçük kızlara orada bulunan ve kendi kızları, devlet görevlilerinin, hizmetlilerinin kızlarına hepsine bale dersi aldırıyor, sarayda bale dersi veriliyor, yani çok modern bir padişah. Pek insanlar bilmezler. Fransa Kraliçesi’ne bale gösterisi yaptırdı Abdülaziz o çocuklara, geldiğinde buraya, çok modern bir insan. Operayı çok seviyor, operadan çok hoşlanıyor. Operaya da muazzam destek sağladı Abdülaziz. Yani Avrupa operalarına da destek sağlıyor, kendisi de operadan çok hoşlanıyor. Yurtdışındaki resim sergilerine sıklıkla davet ediliyor hepsine icabet ediyor. Kardeşim, ecdat mükemmelmiş de, yani bağnazlar bambaşka bir kafadalar. Mesela o resim sergisine bağnaz gider mi, operaya gider mi, baleye gider mi? Bale dersi aldırır mı? Beste yapıyor kendisi. Resim yapıyor, tablolar, mükemmel tablolar yapıyor. Bak, bir damla içki koymuyor ağzına ömrü boyunca, bir damla. Sigara dumanı olan hiçbir yere girmiyor. Sarayda sigara yasak, kimse sigara içemiyor.

Napolyon’un eşinin karşılanmasını resmeden tablo var. Gösterebilir miyiz?

BÜLENT SEZGİN: Evet.

ADNAN OKTAR: Kadınlar nefis güzel, insanlar nezaketli, böyle klaslık falan kalmadı yani bazı yerlerde. Bağnazlar ortaya çıktı. Yobazlar ortaya çıktı. Bu güzellikler boğuldu bazı yerlerde.

Ayvaz Hocaya altmış tablo yaptırıyor. Şu an Dolmabahçe Sarayı’nda bu galeri halinde resimler sergileniyor.

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Halen bak çok nefis. Ecdadın sanat sevgisini görüyor musunuz? Abdülaziz dehaydı, deha. Yani böyle bir insan yok.

Bu Hicaz Oyun Havası, Sultan Abdülaziz’in bestelediği parça, bir alkış. Saray yıkılıyormuş o zamanlar saray. Görüyor musun dedemin zevkini, güzelliğini? Musikiye, dansa sevgisi çok büyüktü Abdülaziz’in. Kardeşim, şu kavruk gelenekçi tipler var ya uzaktan yakından alakası yok ecdatla yani. Bunlar bambaşka bir alemler, bambaşkalar. Bir de sahip çıkmaya kalkıyorlar yine de Allah’a çok şükür ama yanlış kişilere sahip çıkıyorlar, doğru kişiye çıkmaları lazım.

Sultan Abdülaziz Almanya seyahatinde Alman Besteci Wagner var, ona Bayreuth Opera binası için bugünkü değeri yetmiş bin Euro bağışta bulunuyor. Operayı destekliyor. Almanya operasına bağış yapmış ilk Türk imparatoru, Osmanlı imparatoru. Ayrıca opera izlemek için Avrupa’ya seyahat eden ilk padişah Abdülaziz. Ünlü besteci bu Franz Liszt var biliyorsunuz, bir mektubunda Sultan Abdülaziz’in bu davranışının Avrupalı prenslere örnek teşkil etmesi gerektiğini yazıyor. Yani sanatçıya müthiş destek sağlayan bir insan. Fransız İmparatoriçesi Eugenie şerefine Beykoz çayırında düzenlenen av partileri sırasında buraya Hümayunabad Kasrı, Tokat Köşkü inşa edilmiş yine Sultan Abdülaziz’in emriyle. Köşk yaptırıyor kadın ava gelecek diye orada. Fakat bu köşkten günümüzde iz kalmamış. Bence orijinaline uygun yeniden yapılması lazım aynı arsası üzerinde.

BÜLENT SEZGİN: Fotoğrafı vardı, gösterebilirim.

ADNAN OKTAR: Evet, bu şekliyle Tayyip Hocam yeniden yaptırsın. Çok nefis bir şey, modeli duruyor. Mimarlar baksınlar. Aynı yerde güzel bu köşkü yaptıralım Tayyip Hocam’dan istirhamım.

Türkçe’yi çok güzel yazıyor Abdülaziz. İyi kullanıyor, çok güzel konuşuyor Türkçe. Bakın, dikkat edin her sazı kullanmayı biliyor, yani nefesli sazlar ve telli sazların tamamını biliyor, kanun, klarnet hepsi, müthiş sanatçı, ney konusunda da çok usta. İçki tütün asla, hiçbir şekilde kullanmıyor. Hatta içki ve sigara aleyhine bir makalesi var. Makale yazıyor, yayınlanıyor. “Aman zararlıdır, yanlıştır içki de sigara da kötü nesnelerdir” diye yazmış. Makalesi ünlü. Resme istidadı çok büyük, bayağı güzel resimler yapıyor. Çar İkinci Aleksandr’a hediye ediyor yaptığı sandal resmini gönderiyor. Gemi resimlerinden çok hoşlanıyor. Çok güzel gemi resimleri yapıyor Abdülaziz. Sultan Abdülaziz’in eşlerinden Gevheri Kadın Efendi acayip şeker bir şey göster bakayım. Gevheri Kadın Efendi, yaşı da küçük, şeker köfte gibi bir şey. Çok nüktedan ve hazır cevap Abdülaziz, anında cevap veriyor ve çok nükteli güzel konuşuyor. Çok zeki, yani müthiş zeki. Çok güzel konuşuyor, nutuk kabiliyeti çok güzel. Çok etkileyici konuşuyor. Mareşal üniformasıyla geziyor gezdiğinde, askerlikten de çok iyi anlıyor. Abdülaziz’in torunu Dürrüşehvar Sultan, göster. Abdülaziz’i anlatsak günler, aylar yetmez. Çok mübarek, muhterem bir insandır. Hanlar Hanı Abdülaziz Han. Bir mehteranla Abdülaziz Han dedemizi bir yad edelim.

Masaüstü Görünümü