Harun Yahya

Sohbetler (3 Ekim 2016; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz, inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Siz de hoş geldiniz.

Bir etiket yapalım. Ne diyelim? “Kardeşçe ve sevgiyle” diyelim, evet.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hakkari’de Yüksekova Dağlıca bölgesinde askeri aracın geçişi sırasında meydana gelen patlamada 2 askerimiz şehit oldu 1 askerimiz yaralandı.

ADNAN OKTAR: Allah gani gani rahmet etsin. Allah annesine babasına uzun ömür versin aslanlarımızın. Yalnız bu artık sıradan bir konu haline geldi. Her gün adamların bir istihkakı var gibi düşünüyorlar. Bir veya iki araç her gün patlatıyorlar. İsteseler 20-30 araç da patlatacak durumda oldukları anlaşılıyor. Ama örgütün diri kalması için örgüt bir şeyler yapıyor densin diye fazla da etrafı velveleye vermeden muntazam her gün bir eylem yapıyorlar. Buna bir çözüm bulunması için teknik toplantı yapılması lazım. Genelkurmaydan, bilim adamlarından, siyasetçilerden bir ekip toplanıp “Bu adamların yolu bu yani sürekli aynı şeyi yapıyorlar. Nasıl yapalım?” gibisinden bir mantık geliştirmeleri lazım. En güzeli bombayı yakalamak. Ton hesabıyla bomba taşıyor kimsenin haberi olmuyor. Kamyona adam yüz kilo, iki yüz-üç yüz kilo bomba yüklüyor kimsenin haberi olmuyor. Bombanın yakalanması hayati.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mısır’la ilişkilerin düzeltilmesi şartını açıkladı. Mursi ve mazlum arkadaşlarının serbest bırakılması halinde normalleşmenin başlayabileceğini söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed Bin Nayif’in “Türkiye ve Suudi Arabistan hedef alınıyor bu yüzden birbirimize muhtacız” yönündeki sözleriyle ilgili yöneltilen soruyaysa şu yanıtı verdi: “İslam dünyası aleyhinde alçakça gelişmeler yaşanıyor. Türkiye ve Suudi Arabistan hedef alınıyor. Irak, Tunus, Suriye, Libya, Pakistan ve Afganistan’da yaşananlar birbirinden ayrı gelişmeler olarak görülemez. Tüm tuzak ve planların İslam dünyasına yöneltildiğini görüyoruz. Dolayısıyla İslam dünyası ülkeleri birbiriyle işbirliği ve dayanışma içinde olmalıdır” dedi.

ADNAN OKTAR: Evet. Ama bunu yapan işte İngiliz derin devleti. Deccalın adını kimse ağzına almıyor. Deccalın adını ağızlarına alacaklar. Tayyip Hocam deccalın İngiliz derin devleti olduğunu söylesin. Deccal ilan edilsin. Deccal ilan edilmezse bu devam eder. Suudi Arabistan’ı da bak şimdi orayı da yutmaya hazırlanıyor deccal. Mekke’yi, Medine’yi ele geçirmeye çalışıyor. Türkiye’yi ele geçirmeye çalıştı gördünüz 15 Temmuz’da. Daha önce de denedi şimdi yine denemek isteyecektir. Bunun çözümü deccaliyetin açıklanması, Mehdiyet’in ilanıdır. İki zıt kuvvet var. Adını anmaları önemli, teşhisin belirtilmesi önemli. Teşhis söylenmezse tedavi olmaz.

Bak, deccal şimdi Suudi Arabistan’ı yutmak istiyor. Dört bölgeye ayırmayı düşünüyormuş İngiliz derin devleti. Suudi Arabistan yani dört ayrı devlet. Suudi Arabistan Krallığı panik oldu. Şimdi ayaklanma çıkarmayı düşünüyorlar Suudi Arabistan’da, iç çatışma aynı Suriye gibi. Muazzam bir savaş düşünüyorlar. Prens de Tayyip Hocam’ı aramış benim anladığım. Ama bir türlü adını koyamıyorlar ve adını dahi söyleyemiyorlar. Deccal zuhur etti. İngiliz derin devleti deccaliyettir. Başındaki adam da deccaldır. Osmanlı’yı üç yüz yıldan beri eze eze bugünlere kadar gelmiş bu adamlar. Yani direnmenin bir alemi yok. Ya deccalı teşhis edip deccalla mücadele edecek ya deccal dünyayı yutar. Ezim ezim ezer. Mehdiyet’le mukabele edilecektir. Bunun lamı cimi yok, ikinci bir yolu da yok.

SEMİH MERİÇ: “Aşağılanmadıkça çıkmaz” diye geçiyor hadiste.

ADNAN OKTAR: Tabii.

Büyük olaylar oluyor. Anlamazdan geldiler ama baktılar ki anlaşılmayacak gibi değil. Bak Suudi Arabistan’a da musallat oldu deccal, yani İngiliz derin devleti. Göz göre göre açıkça arsızca yapıyor. Türkiye’de darbe yapmaya kalkıyor, adam yüzsüzce buraya geliyor sanki hiç alakası yokmuş havasında oluyor yani adamlarından birisi. Bu durum Resulullah (sav) tarafından tarif edilmiş. Cübbeli’nin falan örtme faaliyetlerini destekleyenler yine İngiliz derin devletinin adamları. Çünkü “Mehdiyet’i çeşitli yöntemlerle engelleyin” diyor. Deccalın en korktuğu şey Hz. Mehdi (as)’dır. Deccalın en çekindiği şey Hz. Mehdi (as)’dır. En güç yetiremediği kişi Hz. Mehdi (as)’dır. Çünkü Hz. Mehdi (as) metafizik bir varlıktır. Deccal da metafizik bir varlıktır. İkisinin şu an çatışması var. Bak hiçbir hükümet deccaldan bahsedemiyor. Hutbelerde de bahsedilemiyor. Cübbeli kendisi söylüyor. Kendisi de bahsetmiyor zaten. Sadece deccalın var olduğunu gördüğü halde “deccal yok” diyor şu an. Bu ne demek bu? Deccal var ama Cübbeli diyor ki “şu an deccal yok” diyor. Deccal inim inim inletiyor dünyayı paramparça ediyor, Türkiye’ye darbe yapmaya kalkıyor. Cübbeli’yi çok zor durumda bırakıyor bu olaylar, herkesi zor durumda bırakıyor. Ama bak deccalın çok hoşuna gidecek bir konuşma yapıyor diyor ki “deccal yok” diyor. Deccalın tam isteyeceği konuşmayı yapıyor “Deccal üç yüz yıl sonra çıkacak” diyor. Deccal çıkmış. Bu deccalı gizlemek değil mi bu? İstemeden bilmeden de olsa yahut insanlara şirin görünme kastıyla da olsa bu büyük hatayı yapıyor. Birçok alim yapıyor, bu da yapıyor. Deccalı gizlemek suçtur. Deccalın yaptıklarını örtbas etmek suçtur. Deccal çıktığı halde çıkmadı demek çok büyük bir hatadır. Gördüğü anladığı halde farkında değilmiş gibi görünmek çok büyük bir hatadır. Var ya hoca çıkıyor “Kuran okuyoz hadis okuyoz, daha yok daha yok” diyor. Bak bu da deccalı gizlemiş oluyor. Deccalı gizlersen deccal faaliyetlerine çok daha rahat hareket eder. Daha azgınlaşıyor daha saldırganlaşıyor. İslam aleminde hocaların ana görevi deccalı gizlemek gibi oldu. Yüzde doksanı böyle hatta yüzde doksan beşi. Yani ana görevleri deccalı gizlemek gibi. Ve Hz. Mehdi (as)’ı da reddetmek. Deccalı gizlemek Hz. Mehdi (as)’ı da reddetmek. Bir kısmı bilerek yapıyor bir kısmı bilmeyerek yapıyor ama bu büyük hataya düşüyorlar. Deccalın gizlenmesi deccalın en istediği şeydir. Rahat hareket etmesi için deccalın gizlenmeye ihtiyacı vardır. İngiliz derin devletinin en çok ihtiyacı olan şey gizli olmasıdır. Gizli olduğu için de bak üç yüz yıldan beri fark edilmedi. Daha yeni deşifre oldu, bizlerin vesilesiyle deşifre oldu. Bak bütün televizyon kanallarında yazarlar çizerler, düşünürler İngiliz derin devletinden bahsetmeye başladılar. Kendi aralarında sohbetlerde çığ gibi yayıldı bu konu. Şu an evlerdeki sohbetlerde, cemaat sohbetlerinde ana konu İngiliz derin devleti, Abdülhamit’in durumu, Rumilik, deccal ve Hz. Mehdi (as). Başka konu yok. Ana konular bunlar yani gizli gizli bunları araştırıyorlar bunları konuşuyorlar. İnternette de en çok aranan konular bunlar şu an. En çok izlenen konular da bunlar.

Bizi sevdiğini iddia eden, bize dost olduğunu iddia eden bazı kardeşlerimiz hatalı tavırlar gösteriyorlar. İslam’ı yaşayan insan, beni seven insan, müminleri seven insan, her şeyin üstünde Allah’ı seven insan fedakardır; çıkarcı olmaz. İslam’ı alet etmez, Kuran’ı alet etmez. Çok zor fakir yaşasa da çıkarı için Müslümanlardan menfaat elde edecek şekilde bir tavır içerisine girmez. Bundan çok kaçınmak lazım.

Bir de Müslümanlar masumdur. Müslümanları bu konularda hedef haline getirmek, İslam için, Kuran için gayret eden bir avuç samimi insanı zor durumda bırakmak, onların merhametini kullanmak, onların şefkatini, hamiyeti İslamiyesini kullanmaya kalkmak çok daha büyük günah olur. Hiçbir arkadaşımız birisi referans vererek bir başkasına para falan vermesin. Bu çok anormal bir şey. Bir mantığı yok ki. Adam “parayı istiyorum” diyor. Hayır, yapacaksan sen kendin yap hayrı direkt yap yani niye adama veriyorsun parayı, değil mi? Mesela farz edelim kitap alacaksın bizzat kendin git al dağıt. Veyahut fakir fukara var yardım edeceksin git kendin bizzat ver. Yahut kurban keseceksin dur başında kes bizzat etini dağıt. Bu böyle olur yani öbür türlü olmaz.

Sanat adı altında son üç yüz yıldan beri homoseksüel propagandası yapılıyor. Bu şeytani bir faaliyet. Bunun için tabloları kullanıyorlar, resimleri kullanıyorlar, şunu bunu kullanıyorlar. Buna çok dikkat etmek lazım. Yani bilinçaltına o sapkın dünyayı vurgulamak istiyorlar. Mesela Hz. İsa Mesih (as)’la ilgili resimlerde de, Hz. Musa (as)’la ilgili resimlerde de bilinçaltı yakışık almayan kurgular meydana getirmeye çalışıyorlar.

O resimleri göstersene, bilinçaltı kurgulama yaptıkları resimleri.

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz.

KARTAL GÖKTAN: İtalyan sanatçı Gian Lorenzo Bernini’nin bir eseri bu.

ADNAN OKTAR: Bu erkek yani düşünün, alenen homoseksüel propagandası. Zaten cinsel organı falan var biz onu kapattık. Tam kadın görünümünde ama cinsel organı olan bir erkek. Yani müthiş bir homoseksüel propagandası. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Uyuyan Hermafrodit heykeli bu. Yunan mitolojisinde Hermafrodit homoseksüelliği ifade ediyor. Bernini’nin hamisi İtalyan Kardinal Spione Keferally bir homoseksüel. Hatta bu heykel için Bernini özel bir oda yaptırmış Carnini Spione diye. Ve homoseksüel olmasıyla tanınıyor. Sapkın ilişkiye girdiği Stephano Fignetelli’yi de sarayına getirtiyor.

Yine 16. Yüzyılda yaşamış İtalyan ressam Caravaggio’nun da homoseksüel heykeller yaptığını görüyoruz. Resimlerinde homoseksüellik propagandası yapmasıyla çok bilinen bir ressam. Çalışmalarından ‘erkek etine cinsel tutku uyandıran resimler’ diye bahsediliyor. Homoseksüelliği teşvik ediyor. Eleştirmenler Caravaggio’nun resimlerinde sıkça rastlanan kadınsı figürleri ressamın homoseksüel olmasının bir yansıması olarak açıklıyorlar.

Bu gördüğümüz Caravaggio’nun “Lavtacı” ya da “Lavta Çalan Oğlan” resmi. Gençlik döneminde yapmış. Benzerini, bir süre yanında yaşadığı Kardinal Del Monte için yapmış.

Bu da “Gençlerin Konseri” isimli çalışması. Yine Caravaggio bu resmi Roma’daki ilk hamilerinden biri olan ve birlikte yaşadığı Kardinal Francesco Maria Del Monte için yapmış.

“Meyve Sepetli Oğlan” çalışması.

Bu “Lavtacı” ya da “Lavta Çalan Oğlan” resmi.

ADNAN OKTAR: Bak tam kadın görünümünde dikkat edin. Yaptıkları erkeklerde kadın göğsü var fakat erkek cinsel organı var ve vücudu tam kadın görünümünde. İşte sanat adı altında homoseksüel propagandası. İkinci bir yöntemleri de cinayeti teşvik. Mesela adam öldüren erkek, adam öldüren kadın yahut adam öldürmüş kadınlar, adam öldürmüş erkekler. Onların resimleri ve heykelleri. Yani cinayet teşviki ve homoseksüellik teşviki sanat adı altında geniş çapta uygulanmış şeytani bir yöntem olarak. Mesela birçok tabloda cinayet teşviki vardır. Kan dökme sahneleri vardır. İnsan boğma işte kafa kesme, kadına sadizm, erkeğe sadizm ve kabus ruhu ve Allah’ı inkar ruhu tablolarda çok kullanılmış ateist sanatçılarca. Yani peygamberlere saygıyı kaldıracak, peygamberlere sevgiyi ve güveni kaldıracak güya faaliyetler. Ama en çok üstünde durdukları iki tema var; bir cinayet, iki homoseksüellik. Böyle sapkın eski efsanelerden de istifade ederek o müşrik istifadesi oluyor o, bununla bilinçaltı kurgulama yapmaya çalışıyorlar. O tabloları da göstereceğim. Cinayete teşvik eden tablolar da yapıyorlar. Kan dökmeyi teşvik eden tablolar da yapıyorlar.

Özel harekatçılar ahir zamanın sahabeleridir. Ahir zamanın Hz. Alileri, Osmanları yahut onların evlatları, Resulullah (sav)’in aslanları onlar. Hepsi yiğit, koçyiğit. Allah hepsine sağlık sıhhat afiyet versin. Allah bedeni güçlerini artırsın, ruh güçlerini artırsın, bereketiyle sarsın. Kahpe kurşunlardan onları korusun. Allah ömürlerine bereket versin. Ailelerine çocuklarına huzur, sevinç, neşe nasip etsin. Hepsini Allah hidayet nuruyla nurlandırsın.

Bir daha söylüyorum; benim adımı kullanarak yahut başka bir kardeşimizin adını kullanarak, herhangi bir şeyi bahane ederek bir insan birisinden para istiyorsa onu kardeşlerimiz kabul etmesinler. Sakın ha bu çok samimiyetsiz çok ürkütücü bir tavır, Müslümanın yapacağı bir şey değil. Yapıyorsa hayrı kardeşimiz bizzat kendi yapsın. Mesela fakir insan var, gider ceket palto alır ona giydirirsin. “Ben gidip alacağım” diyen adam yok öyle bir şey olmaz, kendin bizzat başında bulun.

Homoseksüellerin homoseksüel propagandasında bir yöntemleri de Kuran ayetleriyle kendilerini savunuyorlar ve homoseksüelliği Kuran’la savunmaya kalkıyorlar. Mesela Kuran’da erkekliği olmayan, erkekliğini kaybetmiş hizmetçilerden bahsediyor. “Ha bak homoseksüellik demek ki gerçekmiş” diyor. Kardeşim, adamın cinsel organına ya kılıç geliyor ya herhangi bir şekilde cinsel organını kaybediyor. İnsan gözünü de kaybeder, kulağını da kaybeder. Bu adamların homoseksüel olduğunu söylemiyor Allah. Herhangi bir organı olan cinsel organını kaybetmiş bu kadar. Bunların yanında kadınların rahat giyinip-soyunabileceğini söylüyor Allah Nur Suresi’nde, bu. Dolayısıyla fuhuş ihtimali olmadığı için rahat soyunup giyinebilirler diyor. Dolayısıyla bu homoseksüellik propagandasında kullanılabilecek bir ayet değil. Bunlar iffetli Müslümanlar. Yani bir insan herhangi bir sebeple cinsel organını kaybedebilir. Hastalık da olabilir, kanser olabilir, ur olabilir, bu adam homoseksüel mi olur o zaman, değil mi? Cinsel organında mesela testis kanseri oluyor testisleri alınıyor. Homoseksüel mi olur bu insan? Nur gibi Müslüman. Dolayısıyla homoseksüel propagandasında her türlü samimiyetsizlik, çirkinlik diz boyu gidiyor. Buna kardeşlerimiz çok dikkatli olsunlar. Halbuki muhkem açık ayetle homoseksüelliğin iğrenç bir şey olduğunu Cenab-ı Allah söylüyor.

Bir de şarap içen bir insanla bir homoseksüeli kıyaslayamayız. Çünkü şarap içen kendine zarar verir. Ama homoseksüelle adam bir arada oldu mu o homoseksüel eylemine giren bir insan. Yani adam bakışlarıyla tavrıyla hareketleriyle karşısındakine homoseksüel eylem içinde oluyor. Dolayısıyla aynı hükümde olmaz. Şarap içen kendi halinde kalıyor adam. Yani en fazla işte bağırır çağırır bilmem ne yapar. Ama homoseksüel, çirkin eylemine başlıyor. Onun için toplum için çok büyük bir tehlike bu. Bir çoluğun çocuğun yanına getiremezsin, bir ailenin yanına bırakamazsın ne yapacağı belli değil yani. Her an çirkin bir eylem yapması mevzubahis. O yüzden işte şarap içen de var, rakı içen de var, işte homoseksüel de olabilir, bunu alelade bir suç gibi göstermek bu da homoseksüel propagandası olur. Homoseksüellikte olağanüstü önlem alınması lazım. Çoluk çocuk yanına bırakılmaz. Yani emanet edemezsin herhangi bir kişiye. Yanında mutlaka birkaç kişiyle, tebliğ yapılacaksa da birkaç kişiyle yapılabilir. Yalnız da çok tehlikeli. İftira atabilir, başka eylem yapabilir her şey yapabilir çok riskli yani.

Mesela Ali İmran Suresi 28’de, şeytandan Allah’a sığınırım: “Müminler, müminleri bırakıp da kafirleri veliler edinmesinler. Kim böyle yaparsa, Allah'tan hiçbir şey (yardım) yoktur. Ancak onlardan korunma gayesiyle sakınma(nız) başka. Allah, sizi Kendisi’nden sakındırır. Varış Allah'adır.” Yani onlardan korunma gayesiyle hani bir pislik yapacaksa, bela yapacaksa Müslüman kaçmıyor saldırganlaşacaksa. Ama tehlikeye karşı tam teyakkuz halinde çok dikkatli. Ve yalnız kalmaz mümin. Ama kaçması için de bir neden yok tabii. Ama normalde ayette “yüz çevirirler” öyle bir şeyde. Çünkü o eylemine devam ediyor senin inancına saygısı yok. Allah “yüz çevirin” diyor dolayısıyla mümin onunla muhatap olamaz öyle birisiyle. Kuran’la onu uyarabilir ama yalnız değil. Etrafında insan olması lazım. Uyarabilir ama o kadar. Ayetle Kuran hükümleriyle onu uyarmak eğer hiç bilmiyorsa. Ama şarap içen bir insanla insan ahbap olabilir dost olabilir ama bir homoseksüelle bunu yapamazsın. Yani adam eylemine devam ediyor çünkü inancı da devam ediyor ve yaptığı eylem de fahşa korkunç bir eylem ve bir insanlık suçu. Kuran’a göre bu böyle. Bizim kendi inancımıza göre aşağılık bir eylem Kuran’a göre. O zaman bu adam bu eylemine devam ettiğine göre mümin onunla yalnız görüşemez. Çok dikkatlice tebliğini yapar ve hemen gider. Yazılı yapmak daha da iyi. Mesela kitap olarak verilebilir, yazılı olarak verilebilir yahut mektupla olabilir o kadar. Yani bunları legal hale getirecek hiçbir açıklama kabul edilemez. Kuran’la bir bahaneyle homoseksüellerle kontağa hedefleyen, teşvik eden her hareket homoseksüel propagandasıdır. Buna çok dikkat etmek lazım. Hiçbir Kuran ayeti buna teşvik etmez. Ama uyarabilir mümin. Adama saldırıyorsa saldırtmazsın o ayrı mesele. Homoseksüeli öldürmeye kalkıyorlarsa müsaade etmezsin, yaralamaya kalkıyorlarsa müsaade etmezsin, küfrediyorlarsa müsaade etmezsin. Ama Kuran’a göre bu bir ahlaksızlıktır. İnancımıza göre aşağılık bir eylemdir. Bunlara tebliğ yapılmaz diye bir şey yok ama tek başına olmaz. Hiçbir Kuran ayeti bu adamları legal hale getirecek durumda değil. Kendi kendine böyle kurnazlık yapıp işte “bak şu ayet işaret ediyor, bu ayet işaret ediyor” bunlara hiç kimse kanmasın. Böyle şey olmaz. Mesela bir katille de baş başa kalamazsın. Seni öldürmeye kalkar. Yanında seni koruyacak güç olması lazım. Homoseksüelle baş başa kalamazsın. Ama şarap içmiş adam ayıkmış konuşursun onunla onda bir şey yok. Rakı içmiş ayıkmış konuşursun. Çünkü adam Allah’ın iğrenç gördüğü, iğrenç olduğunu söylediği bir fiili halen yapmada kararlı. Sen onunla muhatap olduğunda sen onun muhatabı olmuş olursun artık. Ama kalabalık olursa öyle bir şey mümkün değil zaten. Çünkü iftira kapısı da kapanmış oluyor. Mümin’in kendini koruması da çok rahat, mümkün olmuş oluyor. Yani çeşitli bahanelerle legal hale getirme çalışmaları var. Papa da bu işlere başlamış. Efendim, ne diyor? “Homoseksüelleri kabul etmeliyiz. Gerek rahiplik ve gerek piskoposluk, gerekse papalık döneminde bu tür eğilimleri olan, pratikte homoseksüelliği yaşayanlara yol gösterildiğini anlatalım.” Yol gösterirsin kardeşim. Sana yol gösterme demiyor. Kuran zaten yol gösteriyor, Allah. Kontağa geçemezsin. Birlikte yaşayamazsın. O eylemine devam ettiği müddetçe olmaz. “Onlara eşlik ettim ve Tanrı’ya yaklaştırdım” diyor. “Bazıları bunu yapamıyor. İnsanlara İsa (as)’nın yaptığı gibi eşlik etmeli. Bu şartlara sahip olan bir insan, İsa (as)’nın huzuruna gittiğinde o kesinlikle “defol git, sen bir eşcinselsin” diye cevap vermezdi.” İsa Mesih (as), onunla tek başına konuşmaz. Yanında kardeşleri olur. Onunla Allah’ın hükmünü hatırlatır. Onun laubaliliğine müsaade etmez. Papa da herhalde onlara eşlik ettim derken, yani neyi kastettiğini de tam anlamadım. Tanrı’ya yaklaştırdım diyor. E Tanrı’ya, sen, hangi Tanrı’ya yaklaştırdın? Yani Kuran’ın tarif ettiği mi, İncil’in tarif ettiği mi, kendi kafandaki Tanrı mı? Kuran’ın tarif ettiği Allah, gerçek Allah’tır. İncil’de tarif edilen, üç tane Allah’tan bahsediyorsun sen. Tek bir Allah var. Tek bir Allah’tan bahsedeceksin. Peki, İncil’i kabul ediyor musun? İncil’i de kabul etmiyorsun sen. E o zaman İncil’in sahibi olan Allah’a inanmıyorsun. Çünkü yaratılışı kabul etmiyorsun. Darwinizm’i kabul ediyorsun. Adem (as) ve Havva (as)’ya hikaye diyorsun, masal diyorsun, efsane diyorsun. Yani yalan olduğunu söylüyorsun. Adem (as) ve Havva (as)’nın yalan olduğunu söylüyorsun. İncil’i reddetmiş oluyorsun sen. O zaman İncil’de tarif edilen Allah’ı da reddetmiş oluyorsun sen. Hadi diyelim tek Allah’a inanıyorsun. Ama onu da reddetmiş oluyorsun. Çünkü İncil’i reddeden, Allah’ı da reddetmiş olur. Hak olan İncil’i, yani tahrif olmamış İncil’i reddeden Allah’ı inkar etmiştir. Allah’ı da inkar etmiş oluyorsun.

İBRAHİM AKMUGAN: Eski Ahit’te de homoseksüellik haramdır zaten.

ADNAN OKTAR: Tabii. Tanrı’ya nasıl yaklaştırıyorsun sen? Darwinizm’i savunuyorsun. Homoseksüellere Tanrı’yı mı yaklaştırarak mı yaklaştın, yoksa Darwinizm’i anlatarak mı yaklaştın sen? Homoseksüel adama sen Darwinizm’i anlatıyorsun. Nasıl Allah’a yaklaştırıyorsun? Bu nasıl bir samimiyetsizlik?

Yüzlerce tabloda da hem homoseksüellik propagandası var. Yüzlerce şiirde de homoseksüellik propagandası var. Romanlarda var. Bunu işlemişler. Cinayeti de hem romanlarda işlemişler, hem şiirlerde, hem tablolarda, hem heykellerde işlemişler. Cinayet propagandası olan resimleri kullanmasın kardeşlerimiz. O sanat eseri olmaz, cinayeti teşvik eden bir şey.

Cinayet propagandasıyla bütün dünyada terör ve şiddet tırmandırıldı. Cinayet akıl almaz yaygınlaştırıldı. Cinayeti çok makul görür hale geldiler. Homoseksüelliği çok makul görür hale geldiler. Bu şeytanın bir oyunu, deccaliyetin bir oyunu. Buna müsaade etmeyeceğiz. İlimle, irfanla. Kanunla, hukukla. Biz demiyoruz ki homoseksüeller dövülsün, sövülsün, küfredilsin, aşağılansın. Böyle bir şey dediğimiz yok. Ama Kuran’a göre yaptıkları eylem, bak yaptıkları eylem ahlaksızlık ve zulüm. O kadar. Ama öldürme, yaralama asla ona müsaade etmeyiz.

Mesela adamın çocuğu var İngilizce dersi verecek, homoseksüel öğretmen tutuyor. Çocukla baş başa bırakıyor. Bu ne kadar tehlikeli bir şey. Olacak iş mi şu?

Şiirlerde, romanlarda, resimlerde ve heykellerde insanların bilinçaltı, homoseksüel propagandası ve cinayetle bezenmeye, çirkinleştirilmeye çalışılıyor. Buna karşı Müslümanlar güzelliği, sevgiyi, barışı, kardeşliği, dostluğu savunarak Kuran’la karşılık verecekler ve veriyoruz. Bu cinayet propagandası yapan tablolardan göstersene; vahşet, cinayet ve terör propagandası yapan. Bilinçaltında bunu insanlara empoze ediyor.

KARTAL GÖKTAN: Flaman asıllı Peter Paul Rubens’a ait “Masumların Katliamı”tablosu; Ressam İtalya’da homoseksüel tablolarıyla bilinen Caravaggio’nun etkisi altında kalmış. Burada Roma İmparatorluğu tarafından Yahudi eyaletine atanan Kral Herod’un yaptığı katliam resmediliyor.

İtalyan ressam Artemisia Gentileschi’nin 1614-1620 tarihinde tamamladığı “Judith Holofernes'i Öldürüyor” tablosu. İsrailli Judith’in Asur generalini hizmetçisiyle öldürdüğü sahne canlandırılıyor.

Fransız ressam Jan Joseph 1880’de tamamladığı “Marat Suikasti” isimli tablosu. Politikacı Marat’ın siyasi düşmanı aristokrat aileden gelen Charlotte Corday tarafından öldürülmesini resmediyor.

İngiliz ressam John William Waterhouse’un 1903 tarihli “Danaides” isimli tablosu. Bu, aynı gece kocalarını öldüren kadınların sonsuza kadar delik bir kaba su taşımalarıyla ilgili mitolojik bir öykü. Elli kadın hepsi kocalarını bir gecede öldürüyor.

ADNAN OKTAR: 49 kadın, hepsi bir gecede kocalarını öldürüyor. Teşvik var. Ve kadınlar halbuki Hristiyan dininde de göğsünü açamazlar. Hepsinde göğüsleri açık oluyor tablolarda dikkat ederseniz. Erkeklerin cinsel organları açık, kadınların göğüsleri açık, hatta birçoğunda kadınların cinsel organları açık. Hep böyle Kitap’a, Allah’ın hükümlerine karşı gelen ve isyanı esas alan bir bilinçaltı propaganda yöntemi devam ediyor.

KARTAL GÖKTAN: Bir diğer tablo da Çekoslavakya doğumlu Jakub Schikaneder’in 1890 tarihli “Evde Cinayet” tablosu.

ADNAN OKTAR: Böyle yüzlerce tablo, yüzlerce heykelle insanların bilinçaltı homoseksüelliğe, cinayete ve vahşete alıştırılmak isteniyor, buna çok dikkat edeceğiz.

Sultan Abdülaziz güzel tablolardan çok zevk alıyordu. Stefano Ussi tarafından yapılan, bir benzeri halen Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan nefis bir tablo, “Sürre Alayı” isimli tablo. Kabe’ye hediye götürmek üzere İstanbul’dan yola çıkan bir kervanla birlikte giden hacıları ve onları koruyan Türk atlılarını betimliyor. Bayağı güzel. Sultan Abdülaziz tablo konusunda çok titizdi. Sarayı hep böyle güzel, muhteşem tablolarla süsledi. Abdülaziz ne hikmetse insanların gözünden kaçırıldı. Biz Abdülaziz’i Türk milletine çok iyi tanıtacağız. Bu gizli bir kahraman olarak kalmış, çok değerli, çok muhteşem bir Osmanlı Sultanı, Osmanlı Beyefendisi, değerli bir vatan evladı ama adı sanı nerdeyse silinmiş, sahte kahramanlar öne çıkarılmış böyle gerçek kahramanlar da geriye çekilmiş, bu yanlışlığı düzelteceğiz.

Kraliçe Eugenie'nin Sultan Abdülaziz’in kolunda tören salonuna girişini tasvir eden bir çizim var. Sultan Abdülaziz çok nezih çok şık bir insan. Hanımlara saygısı sevgisi çok büyük. O zamanın zarafeti, kalitesi, güzelliği, estetik anlayışı rüya gibi, son derece güzel, son derece hoş. Kalplerde derin etki bırakan bir cennet güzelliği adeta. Ama sonra bağnazlar tabii bambaşka bir Türkiye’ye doğru yol almaya başladılar. Ve Türkiye’yi bambaşka bir çizgiye çekmeye kalktılar. Ama buna müsaade etmedik. Tayyip Hocam çok aydın delikanlıdır. Hiç hoşlanmaz bağnazlardan.

Bu yabancı tablolara bu gözle iyi bakmak lazım. Bakıldığında dinlere karşı, Allah'ın hükümlerine karşı isyan bu tablolarda hep işlenir. Mesela Cenab-ı Allah ‘cinayet işlemeyin’ der onlar cinayeti anlatır, Allah ‘homoseksüelliğe yaklaşmayın’ der onlar homoseksüelliği anlatır, Allah ‘içki içmeyin’ der onlar içkiyi propaganda aracı olarak tablolarda orada burada kullanırlar.

Abdülaziz çok müşfik, merhametli, sevgi dolu, muhteşem bir Müslüman, çok ideal Müslüman. Bulunduğu her yerde zarafet, güzellik, kalite, temizlik buram buram hakimdi. Müthiş sanatçıydı. Bulunduğu her yer cennet gibiydi, zaten saray ortamı hep. Etrafındaki insanlar hep saray terbiyesi almış insanlar. Yurtdışından gelen misafirler çok değerli, güzel kişilik gösteren insanlar. Tabii bunu hazmedemediler, benim aslanımı, koçyiğidimi, o güzel insanı kahpece ve alçakça şehit ettiler. Biz Abdülaziz’i bütün dünyaya tanıtacağız. Mevlana’yı değil, Abdülhamit’i değil, Abdülaziz’i tanıtacağız. Herkes Abdülaziz’i tanıyacak.

Abdülhamit cinayet romanlarına çok meraklı. Abdülhamit’in özelliği. Cinayet romanları en zevk aldığı konu. Bu da çok manidar. İlk Türk cinayet romanı, Ahmet Mithat Efendi’nin “Esrarlı Cinayet” isimli romanı. Abdülhamit döneminde yazılıyor. Kitabın yazarı, evrimci Ahmet Mithat Efendi. Abdülhamit hareme gitmediği akşamlar yatak odasında süt kardeşine polisiye roman okutuyor. Onun özel çevirmen bürosuna çevirttiği 500-600 tane polisiye roman var Abdülhamit döneminde Abdülhamit’in bizzat isteği, talimatıyla oluyor. Abdülhamit için çevrilmiş olan eserler bugün İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi’nde sergileniyor. Cinayet romanlarında 2.Meşrutiyet’ten sonra büyük patlama oluyor. 1918’e kadar 300’e yakın cinayet romanı çevriliyor. Bu da olayın ayrı acı bir yönü.

Abdülaziz karşıtları bağnazlar, yobaz takımı şiddetle karşıydı Abdülaziz’e. Bu evrimciler, Darwinistler, İngiliz derin devletinin köpekleri, onlar da çok şiddetle karşıydılar. Cenazesi çok ihtişamlı ve bayağı kalabalık oldu. O zamanki gazete ve dergilerde o alçaklar, Abdülaziz’in cenazesine kimse gelmedi diye her yerde propaganda yaptılar. Halbuki büyük bir kalabalıkla, tekbirlerle, salavatlarla kaldırıldı. O cenaze törenini resmeden bir tablo vardı onu göstersene. Tabii dağ taş insan dolmuştu o zaman. Abdülaziz’in eskiz ve tablolarından biraz örnek gösterelim. Dolmabahçe Sarayı’nda bunlar sergilendi halen mevcut zaten. Bunlar çok ünlü tablolar, hepsi Abdülaziz’in. Bunlar kendi eskiz çalışmaları. Bizzat kendinin yaptığı ön çalışma, eskiz. Tam sanatçı. Zaten daha çizimlerde konu bitmiş.

Abdülhamit kadar ürkek bir padişah yok. Çekingen, ürkek, içine kapalı, kuşkucu. Her gelen dediğini yaptırıyor her gelen. ‘Aman aman kızdırmayalım.’ Kabadayı ol, delikanlı ol, nereye kadar bu. Bütün Osmanlı topraklarını vermişsin. Mehmet Akif şiirinde; gölgesinden bile korkup bağıran bir şey diyor. İfadeyi kullanmayayım ben de. Öd kelimesiyle başlıyor. Öyle birisi diyor. Gölgesinden bile korkup bağıran birisi diyor. Çok kutuplu boyun eğme politikası geliştirmiş. Kim ne derse boyun eğiyor. Kim ne derse teslim oluyor. Tam teslimiyetçi garip bir insan. Bize evliya diye bu adamı tanıtmaya çalışıyorlar. Evliya olan Abdülaziz’dir. Hanlar hanı olan Odur. Muhterem, muhteşem olan O’dur.

Sultan 2.Abdülhamit’in yaptıkları öyle bir tane, iki tane, üç tane değil. Osmanlı’nın hep aleyhine olan, iyi olmayan şeyler yapmış. Mesela Bergama Sunağı var, ünlü, bunu Almanlara göndermiş, hediye. Türkiye’deydi bu muhteşem yapı, bu muhteşem sanat eseri. Bunu söktürüp Almanlara göndertti 2.Abdülhamit. Berlin Müzesi’nde Pergamon Bölümü’nde sergileniyor. Güney Agora Kapısı var. Onu da gönderdi Almanlara. Yani Türkiye’nin tarihi zenginliklerini her yere dağıttı.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Lozan çıkışıyla ilgili; “Eksiği vardır, fazlası olmuştur bırakalım da bunu namuslu tarihçiler konuşsun. Bize düşen Lozan’ı deldirmemek, meşruiyetini yıpratmamaktır. Lozan’da lord planları askıya alındı. Türkiye Cumhuriyetinin ilam ve ilanının hukuki gerekçe ve şartları oluşturulup olgunlaştırıldı.”

ADNAN OKTAR: İşte bak dolaylı yoldan yine söyledik mesela. Bak “Lord planı” diyor. Lord; İngiliz derin devleti demektir. Çünkü kendini Allah olarak görüyor adamlar. Lord planı denilen kendini Allah olarak görelerin, İngiliz derin devletinin planları. Tabii burada yapılacak olan şey. Adamların Lozan’la yetinmeyeceği belli. Lozan’ı asla kabul etmezler. Geçici bir aşama olarak görüyorlar. “Sürekli paramparça etmeyelim de biraz dinlendirip ondan sonra parça parça edelim” diyorlar. Tarihi akışı içerisinde yavaş yavaş olma onların zaten bir yöntemi. Ani parçalama, ani yok etme onların planlarında olmuyor. Yavaş yavaş parçalama var. Güneydoğu’yu zaten ayırma planı çok eski. Ama birden olur demiyor onlar. Hatta şu akıldaneler topluluğu vardı ya. Halkı ikna etmek için Anadolu’yu gezmişlerdi. Ama halka bir türlü ne demek istediklerini anlatamamışlardı. Halbuki Güneydoğu’yla ilgili bir şey demek istediler onlar. Yani bu adamların dediklerini yapalım konu da bitsin. Kastedilen buydu. Ama bunu diyemediler, dedirtmedik. Çünkü sürekli buradan uyardık. “Sakın oyun oynamaya kalkmayın” dedik. “Sakın anormallik yapmaya kalkmayın. Sakın halka çirkin sözler etmeye kalkmayın. Dediklerinizi kabul etmeyiz” dedik. Öyle olunca diyemediler hiçbir şey. Yoksa bir kısmını o yönde hazırlamışlardı. Teşvik etmişlerdi. Yani adamların dediğine uygun konuşacaklardı.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: AK Parti Ankara Milletvekili Aydın Ünal, Yeni Şafak Gazetesi’nde yazdığı yazıda; bir süredir En Reisçi, Çok Reisçi, Has Reisçi, Hakiki Reisçi gibi sıfatlarla Cumhurbaşkanı Erdoğan’a dalkavukluk edenlerden rahatsızlığını anlattı.

ADNAN OKTAR: Canım reisçiyse öz reisçi diyebilir yani onda bir laf yok. Onu o şekilde değerlendirmesine gerek yok. Çünkü bu insanı yok etmek istediğine göre İngiliz derin devleti, etrafındaki insanlar da ona kendi kültürüne, kendi görgüsünü göre, kendi dünya anlayışına göre iltifat edebilir. Sadakatini bazı cümlelerle ifade etmek istiyor olabilir. Sadakatini ifadede yanlışlık yapmış olmaları yahut istendiği gibi olmaması önemli bir konu değil. Halk üslubu o “reisçi” diyor adam “reis” diyor. Yani “Ben Cumhurbaşkanını İngiliz derin devletine ezdirmem. Onun yanındayım sadığım” diyor. Bunu söylemesi gerekir zaten. Sessiz sedasız yanında duramaz. Yanında dururken diyecek “Ben Tayyip Hocam, senin bir zarar görmeni istemem. Allah için, vatan için, millet için vatanı da korurum, devleti de korurum. Ve Cumhurbaşkanı olarak seni onlara yedirtmem” demesi gerekir. Bu bir ahlak kaidesidir. Bir sevgi gösterisidir. Bir sadakat gösterisidir. Bunun tarif edildiği gibi olmadığı açık. Çünkü nihayetinde adam hayatını ortaya koyuyor. Bunun için yapar. Vatan için, millet için yapar. Tayyip Hoca’nın da desteğe ihtiyacı olduğu çok açık. Bunu sevenleri, çevresindekiler söyleyecek ki, bu da İngiliz derin devletinin kulağına gitsin ya desinler “bu adamın çevresinde bayağı adam var. Biz bu adama bir şey yapmayalım” desinler. Ne diyor ayette? Şeytandan Allah’a sığınırım bak “Eğer yakın-çevren olmasaydı, gerçekten seni taşa tutar-öldürürdük”) diyorlar. (Nuh Suresi, 91) Tayyip Hoca’nın da yakın çevresi olmasa onu öldürmek için can attıkları görülüyor. Öldürmek isteyenler açıkça konuştuklarına göre, korumak isteyenler de açıkça konuşması lazım. Değil mi? Bunda şaşılacak bir şey yok. Ama o insanların tabii görgüsü, kültürü aynı oranda olmaz. Aynı kişilik içerisinde barınamazlar. Her biri kendine has bir üslupla, sadakatini, vatana, millete, bayrağa, liderine karşı koruma hislerini ifade edebilir.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Aydın Ünal, yazısının devamında bu kişiler için şöyle bahsetti. “Kimsenin samimiyetini test etmek haddimiz değildir. Lakin bu çete güruh ve grupların artık gizlenemez insafsızlığı bir çıkar ve rant kavgası ve kaygısını da artık örtülemez şüphe noktasına getirmiştir” dedi.

ADNAN OKTAR: Canım tabii ki basit insanlar var. Mesela bu Osmanlı ocakları içerisinde de öyle tipler var. Hepsi değil ama mesela adam saldırganlık yapıyor. Adamların kafasını gözünü kırıyor bilmem ne yapıyor. Kimi dolandırıcılık yapıyor. Ama o onun yanlış yolda olduğunu göstermez. Yani bütün hepsinin yanlış yolda olduğu imajı yanlış. Bir kısmı hakikaten samimiyetsiz olabilir, oyun oynayabilir. Çıkar amaçlı yapabilir. Tayyip Hoca’ya hakikaten birçoğu da sevmiyordur. Ama zaten sevmek mecburiyeti yok onun. Vatan, millet, bayrak için yapacak. Kendi vatandaşını, kendi insanını ezdirmemesi çok gerekli, makul olan bir şey. Kimsenin ses çıkartmadığını düşün. Sessiz bir bekleyiş içinde olduklarını düşün. Bunu çevre nasıl anlar? Ama yağcı tabir edilen, yalakalık yapmak isteyen, nefret ettiği halde işte “aman aman reisim” bilmem ne diye peşinden giden adam yok mudur? Vardır. Ama bunu bu şekilde dillendirdiğinde hepsini töhmet altında bırakmak mevzubahis olur. Bu yanlış olur. Böyle cins tipler varsa onları ayıklarsın kenara alırsın olur biter. Geneli mahcup edecek, genelin bu tip üsluptan kaçınmasına sebep olacak tavra girersen hiç kimse “Ben Tayyip Hoca’yı koruyayım, kollayayım” diyemez. “Ben ondan yanayım” işte “ezdirtmem” diyemez. Halbuki gece gündüz bak filmler gösteriliyor. “Adnan Menderes’i yediniz. Turgut Özal’ı şehit ettiniz. Ama Tayyip Hoca’yı yedirmeyiz” diyor. Mesela bu güzel, bu bir gözdağıdır. Hukuki bir gözdağı yani kanuni bir gözdağı olmuş oluyor. Ama hiç söylemesen adam sessiz, sedasız götürür. Tabii ki yalakaları var, yağcıları var. Eğitimsiz, boş adamlar var. Ama onları bahane edip hepsini töhmet altında bırakırsan bu olmaz. O ayrımı yapması gerekirdi yazısında. Onu yapmamış. Dediği doğru ama ayrım yapması gerekir.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: FETÖ zanlılarından İsmail Aktaş’ın eşi ile yaptığı görüşmede “Hayır hiçbir gelişme yok. Ve umudum da kalmadı. Tek umudum kaldı o da bütün dünya hazırlık yapıyor. Kasım ayının 8’inden önce üçüncü dünya savaşının çıkması” diye cevap vermesi haberlerde yer aldı. Üçüncü dünya savaşı için bütün dünyanın hazırlık yaptığını belirtmesi ve savaş için neredeyse kesin bir tarih vermesi dikkat çekici olarak değerlendirildi.

ADNAN OKTAR: Dünya savaşı, o biraz zor. Bölgesel olabilir. Dünya savaşı için bir neden yok. Ama Suudi Arabistan’ı işgal etmek istediği anlaşılıyor Amerika’nın. Çünkü parasız kaldı. İngiliz derin devleti parasız kaldığında adamlarını kışkırtır. Onlara yiyecek bulmak, para bulmak için talan ruhuna girer. Yani haramiliğe onları teşvik eder bazen. Yine onları haramiliğe teşvik ediyor olabilir. Öyle gibi görünüyor. Çünkü Suudi Arabistan’a ciddi bir tehdit alenen uygulanıyor şu an. Yani katrilyonlarca lira para istiyorlar. “Ya bu parayı verirsiniz ya başka türlü olur” gibisinden. Ayrıca dörde bölme planı var. Ama tabii Suudi Arabistan da olayın büyüklüğünü fark edebilmiş değil. Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz Türkiye’deydi biliyorsunuz. Adamlar alenen iki Sünni, iki Şii devlet olarak dörde bölmeyi düşünüyorlar Suudi Arabistan’ı. Irak’taki gibi bir savaşla Suudi Arabistan’ı darmadağın edip imkanlarını ele geçirmek, işte petrollerini ele geçirmek yönünde bir politikaları var.  Suudi Arabistan da habire İngiltere’de futbol takımı satın alıyor. Altından arabalar yaptırıyorlar. İngiliz derin devleti de aç kurt gibi bunları izliyor peşinden. Her an parçalayabilecek bir konumdalar. Zaten Büyük Ortadoğu Projesi’ne göre Suudi Arabistan’ın bölünmesi gerekiyor. O projede var o. Mekke ve Medine ayrı bir eyalet. Diğer yerler de ayrı bir devlet oluyor onların projesine göre. Tehlikenin büyüklüğü aşikar. Deccalın böyle bir atak yapmasına rağmen daha hala deccalı fark edemiyorlar. Türkiye’yi bölmek için peş peşe ataklar yapıyor deccal yine fark edemiyorlar. Fethullah Gülen cemaatini kontrolü altına almış deccaliyet yine fark edemiyorlar. Tarikatlara, cemaatlere saldırıyor deccaliyet yine fark edemiyorlar.

Mesela Suudi Arabistan işgal edilse yine bunlara fark etmez. Çünkü Irak işgal edildi fark etmedi. Suriye’de işgal edildi fark etmedi. Libya işgal edildi fark etmedi. Afganistan işgal edildi fark etmedi. “Hiçbir şey yok” diyor. Ancak evinin kapısına gelip dayanırlarsa o zaman bir ihtimal. Yoksa bütün faaliyetleri Müslümanları pasifize etmek üzere. Bütün gayretlerine dikkatlice bakın. Nasıl pasifize ederiz? Nasıl Müslümanların İttihad-ı İslam’ını durdurabiliriz? Nasıl deccaliyeti örtebiliriz? Bilerek veya bilmeyerek yapıyorlar. Mesela şu an deccali örtüleme planı çok yoğun. Bak hep İslam alimlerini kullanıyorlar deccali örtülemek için. “Yok, hiçbir şey” diyorlar “rahat olun.” Adam senin gırtlağına dayanmış evini havadan bombalıyor. Türkiye’yi ele geçirmek için alenen darbe yapmaya kalktılar. “Yok ya” diyor “hiçbir şey çok rahat olun” diyor. Evinin yanında bomba patlıyor. “Bize gelmedi” diyor “bir şey olmaz” diyor. “Sadece cam kırıldı ne olacak” diyor. Deccaliyeti anlamazdan geliyorlar. Cübbeli de harıl harıl bunu örtmekle uğraşıyor. Bu tip hocaları çıkartıyorlar, harıl harıl deccaliyetin perdesini nasıl yaparız da tamamen genişçe tutarız. Ve deccal nasıl fark edilmez? Farkına varmadan bunun faaliyetlerini yapıyorlar.

Suudi Arabistan da ne deccaliyetten bahsediyor ne Mehdiyet’ten bahsediyor.  Bak Amerika geldi yakasına yapıştı. “Ya paranı ya canını” diyor şu an. Büyük bir savaş doğru adamın dediği kapıda. Ama tarih vermesi manidar.

Bakara Suresi, 51 ve 52. Al-i İmran Suresi, 152. Al-i İmran Suresi, 155. Nisa Suresi, 153. Tevbe Suresi, 118. Bu ayetlerde müminler hatalarından sonra tövbe ederlerse Allah bağışlayacağını söylüyor. Münafık alametleri olsa da eğer tövbe ederse Allah onu bağışlar. Bütün münafık alametlerini de gösterebilir. Tövbe eder düzeltirse halini Allah onu bağışlar. Onun için geri dönüşü imkansız olan bir yol yoktur. Hangi suçu işlerse işlesin müşrik de olsa münafık da olsa, kafirde olsa aklına gelen hangi suçu işlerse işlesin derken bir tane iki tane değil biliyorsunuz Kuran’da. Fasıklar var, efendim cahilun ve cahilat, kafirun ve kafirat, münafıkun ve münafıkat kim olursa olsun tövbe ederse Cenab-ı Allah tövbesini bağışlıyor. Onun için Allah’tan ümit kesen bir üsluptan şiddetle kaçınmak lazım. Kafir de ümitsiz olmayacak, münafık alametinin tamamını gösteren de ümitsiz olmayacak tövbe ederse Allah onu nur gibi Müslüman yapar. “Allah sizi azapla ne yapsın?” diyor “azap edip de ne yapsın?” diyor Cenab-ı Allah.

Bu tablolarla, şiirlerle, romanlarla, heykellerle dinsizlik propagandasının alttan alta yapılmasında şeytan insanlara akıl almaz bir kabiliyet ve güç veriyor. Mesela cinayet tabloları yapıyor hakikaten adam çok yetenekli. Mesela homoseksüel bir tablo yapıyor, heykel yapıyor müthiş detaylara giriyor. Kadın göğsü var, kadın vücudu var ama erkek organı var aynı zamanda. Müthiş bir homoseksüel propagandası. Veyahut mesela rahibe kıyafeti yapıyor ama rahibenin üstünde tül var örtü olarak yani göğüs uçları falan hepsi belli oluyor her şeyi belli oluyor. Fakat incecik bir tül, şeffaf bir tül. Dinle alay etmiş oluyor çaktırmadan. Kardeşim sen rahibeden bahsediyorsun, çarşaf giydiğinden bahsediyorsun alabildiğine transparan bir tülle resmetmişsin. Amacın ne? Dinle alay etmek. Dini hicvetmek, Allah’ın hükümleriyle haşa kendince alay etmek. Buna çok dikkat etmek gerekiyor. Mesela azizlerin resimlerini yapıyorlar, dini figürler yapıyorlar böyle hep hareketleri homoseksüel hareketleri şeklinde. O mübarek insanları o şekilde resmediyorlar. Mesela Hristiyanların kutsal bildiği kişileri yahut Musevilerin kutsal bildiği kişileri heykellerini yaparken el kol hareketlerini homoseksüellerin yaptığı tarzda yapıyorlar. “Ne yaptın?” diyor “benim öyle bir amacım yok” diyor. Halbuki sinsice veyahut gizlice veyahut kendince gizlediğini zannederek bir propaganda. Cinayete teşvik de çok çok yaygın romanlarda, kitaplarda şunda bunda. Bak mesela bir rahibe kıyafeti var. Var mı sizde bu?

BÜLENT SEZGİN: Evet.

ADNAN OKTAR: Yaklaştır. Göğsünü arkadaşlarımız kapattı heykelde. Göğüs uçlarına varıncaya kadar hepsi belli. Bunu rahibe kıyafeti tesettür olarak gösteriyor bak yüzü tamamen kapalı. Bak göbek çukuru falan hepsi ortada değil mi? Göbek yani tam anlamıyla çıplak. Görüyorsunuz değil mi? Tam anlamıyla çıplak ama bunu bir rahibe kıyafeti bir tesettür olarak yani Kuran’da geçen çarşaf olarak yapıyor. Ve böylece dini bir hükümle, Allah’ın hükmüyle güya kendince alay etmiş oluyor. Hicvetmiş oluyor ama çaktırmadan. Bunları da kiliselere koyduruyor. Ve böylece Hristiyanların bilinçaltını bozmuş oluyor. Bunu herhangi bir heykel olarak yapsalar bir şey dediğimiz yok ama rahibe heykeli olarak niye yapıyorsun? Bunun rahibelikle ne alakası var? Çünkü sen farz olan çarşafı kendince hicvetmiş oluyorsun güya alay etmiş oluyor. Bilinçaltında Hristiyan inancıyla ne diyelim işte alay diyelim yine evet. İstihza ettiğini düşünüyor.

Aslında heykel göğsünü örtmeye de gerek yok yani olayın anlaşılması açısından olabilirdi. Çünkü nihayet tabii heykel. Ama genel görünümünden anladınız. Bak göbek çukuruna varıncaya kadar. Yaklaştır. Burada amaç Allah’ın hükümlerine isyan. Onu vurguluyor ama çok gizli bir metotla yapıyor. Bunu da adam kilisede tutuyor. Oraya gelen yüzbinlerce milyonlarca insan bunu görünce ne anlar? Mesela heykelin adını ‘iffet’ koyuyor, iffet. İffetse Allah’ın hükmünü yaptığını iddia ediyorsun iffet adına. Yüzü de kapalı, bütün vücudu kapalı ama en ince detayına kadar bütün vücudu görünüyor. Ne yapmak istiyorsun? Güya dinin hükümleriyle alay etmiş oluyor kendi kafasına göre ve çaktırmadan yaptığı kanaatinde. Yani cilbapla alay ettiği kanaatinde haşa.

Deccaliyet alayı çok önemli bir sistem olarak kullanır, alay; istihza yani. Büyüklük, enaniyet, Müslümanları adam yerine koymamak, onlara tepeden bakmak deccaliyetin ana vasıflarındandır. Ve zekasına çok güvenir yani hiç çaktırmadan yaptığına inanır. Anlaşılmadığına inanır. Kendi aralarındaki o yazışmalarında falan hep böyle bir teknik kullanıyorlar ve bunu çaktırmadan yaptıklarına inanıp böyle keyiften dört köşe oluyorlar. Halbuki Mehdiyet’in avucunun içinde bunlar. Allah’ın kontrolündeler. Hızır (as) da ne yaptıklarını görüyor, Mehdiyet’in ruhu da bunları görüyor Allah’ın dilemesiyle, İsa Mesih’in Mesihiyet yönü de bunları görüyor. Ve mağlup olacaklar, rezil rüsva olacaklar bunu da söyleyeyim. Deccaliyet mağlup olacak. Hakikaten bir dünya savaşına Armageddon’a hazırlanıyorlar, doğru. Ama Armageddon’un ben zayıflatarak yani yavaş yavaş yapılacağını düşünüyorum ani patlama tarzında değil. Şu anda devam ediyor çünkü. Mesela Hz. İsa (as)’nın resimlerini yapıyorlar. Hz. İsa (as) her tarafı darmadağın ediyor, kırıyor, yıkıyor. Halbuki öyle bir insan değil İsa Mesih. Sinagoga gelmiş de güya oradaki satıcıların tablolarını devirmiş, adamları tekmelemiş bilmem ne. İsa Mesih’in asla yapmayacağı bir şey. En fazla nasihat eder söyler. Hayır hiç kimse yapmaz böyle bir şeyi saldırmaz. Sinagogun sahibi de değil. Bir şey değil orada. Bir mümin olarak oraya geliyor Hz. İsa Mesih. Satıcı varsa ona acır sadece uyarır anlatır yani anlatıp uyarmadan neden saldırsın? Anlayışsız bir insan gibi gösteriyorlar Hz. İsa Mesih’i. O tip tablolarla resmediyorlar gören de İsa Mesih’in böyle anlayışsız, katı, daha hiç konuşmadan anlatmadan insanlara saldıran, efendim sevgisiz birisi olduğunu düşünür Mesih için. Bu tip bir politika izliyorlar. Bilinçaltı kurgulama çok tehlikeli bir şeydir.

Mesela bak ‘İffet’ isimli heykel yine bu örtmeye de gerek yok kendi haliyle göster bakayım. Rahibe böyle mi giyinir? Direkt alay amacıyla. Tesettürle alay etmek. Üstündeki cilbap yani çarşaf. Mümin kadının dışarıda kendini koruması için ibadet olarak Allah’ın emrettiği kıyafet, Hristiyanlıkta da Musevilikte de var, Müslümanlıkta da vardır. Bak yüzü de örtülü kadının ama tam anlamıyla transparan yani incecik bir tül. Yok hükmünde bir tül. Güya çarşafla, cilbapla alay etmiş oluyor kendi kafasınca istihza yani. Ama çaktırmadan yaptığı kanaatinde ve sanat adına yapıyor.

Mesela İsa Mesih’i Sinagogda insanlara saldırırken resmeden tabloları görenler içerinde burkuntu duyuyor. İsa Mesih’in öyle bir insan olduğuna inanıyorlar. Güya zavallı insanları yere deviren, tablolarını deviren, onları tekmeleyen böyle bir şey olabilir mi? Hangi peygamber yapar bunu? Niçin yapsın? Zavallı insanlar kapıda satış yapıyor. En fazla dersin “Bu böyle olmaz dine uygun değil” dersin olur biter.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: “Bir yanağınıza vurana öbür yanağınızı çevirin” diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. İsa Mesih hayatta bunu yapacak bir insan değil.

BEYZA BAYRAKTAR: Hiçbir peygamber o biçimde yapmaz.

ADNAN OKTAR: Hiçbir peygamber yapmaz. Zavallı insanlara saldırdığını söylüyor birde bunu tablo haline getiriyorlar. Çaktırmadan bilinçaltında Hz. İsa Mesih’e karşıtlığın propagandası olmuş oluyor.

BEYZA BAYRAKTAR: Mehdi (as) de hiçbir zaman böyle bir şey yapmaz. Sevgi insanı ama sürekli kan dökecek diye propaganda yapıyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii Mehdi (as)’yi de öyle göstermeye çalışıyorlar. Mesela Mehdi (as)’da damla kan akıtma yoktur.

Fransız prensesi Eugenie anlatmıştık. Beylerbeyi Sarayı’nı çok beğeniyor. Sultan Abdülaziz misafir odasındayken pencerelerden birini ona hediye ediyor kasasıyla çıkartıp. Çok beğeniyor o yapıyı o görüntüyü böyle parça olarak da hediye ettiği güzel jestleri var. Eugenie de bu pencereyi Paris’teki yatak odasına yerleştiriyor yani Abdülaziz’i hatırlamak için. Abdülaziz de böyle sevgi insanı olduğu için ona kendini hatırlatması için mesela sırf kolyeyle falan olmaz. Mesela o da ilginç bir hediye yani. Prenses Eugenie’yi İstanbul’a getiren gemi yüz bir pare top atışıyla karşılanıyor. Bütün İstanbul inliyor. Yüz bir kere top atılıyor. Mesela o kadına büyük bir saygı bu güzellik. Bütün İstanbul sallanıyor top atışlarıyla yüz bir kere. Güm güm bir daha. Abdülaziz gemiyle yanaşarak prensesin gemisine biniyor ve birlikte resmi karşılamanın yapılacağı Dolmabahçe ve Beylerbeyi Sarayı’na gidiyorlar. Elinden tutarak getirip indiriyor. Müthiş bir hürmet ve saygı gayet güzel. İstanbul’a yaklaştığında onlarca gemi sağlı sollu dizilip karşılıyorlar. Halk çok coşkuyla alkışlıyor böyle teşci ediyorlar prenses geldiğinde. İhtişamlı imparatorluk kayıkları alıyor gemiden Eugenie’yi ve arkadaşlarını peş peşe. “Boğazın cennet ihtişamını unutamıyorum” diyor Eugenie. Bütün boğazı gezdirerek götürüyorlar götürürken. Sarayın özel mimarisi düzeni, dekoru, dekorları, dekorasyonu, avizeleri, yatak örtüleri, banyo takımları tüm güzel sözleri hak edecek gibi. Eugenie’nin de öve öve bitiremiyor. Diyor ki bak “Banyonun kalitesi, kullanılan mermerler hepsi çok çok nefes kesiciydi” diyor Eugenie. Her şey birbirinden güzel. Şimdi o kibarlık, o nezaket kalktı birçok yerde. İşte en az ceddimizin o güzel günlerine dönmek durumundayız. Bu da Mehdiyet devrinde olacak.

“Kişi izzet ve sonsuzluğun sahibini tanımalı sonsuz olma ve hep yaşamayı kim isterse insanlardan dünyada ebedi kalan olsaydı, Süleyman Bin Davud kalırdı. Onun için eritilmiş bakır üstüne bakır eritildi. Cinlere bana bir eser yapın, dedi. Mahşere kadar onun gibisi denenmesin, yapılmasın. Onun yüksek düz yapılı taşları ve göğe yükselen güzel sütunları vardır. Surların üzerine bakır boşaltıldı. Kayadan daha sert bir hal aldı. Yeryüzünün bütün hazineleri ona toplandı” diyor. “Şu bilinmeli ki mülk, saltanat geçicidir. Ancak Allah’ın nasip ettiği cömertlik ve iyilik sahibinin mülkü hariç hatta mülk sahibi Adnan doğduğunda” Peygamberimiz (sav) kastediliyor, “Adnan doğduğunda, ki o Haşimoğulları’ndan hayırlı evlattır. Allah ona ayetlerinin alametlerinin kaynağını bahşeder. Yaratılmış siyah beyazla gönderilmiş bütün dünyaya halkın dizginleri onda toplanır. Bütün yönetici ve haysiyet sahibi olan ona tabii olur.” Evet. Bak Peygamberimiz (sav)’in ismine “Adnan” diye söylüyor. Tabii soyadı Adnan çünkü, evet.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü