Harun Yahya

Sohbetler (5 Ekim 2016; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz.

ADNAN OKTAR: Bir etiket yapalım “Sevgiyle Birlik Ruhu” diyelim.

Çingene kardeşlerimiz aşkla okuyorlar. Onlar güzellik insanı, sevgi insanı, çile insanı. Acı çektikleri için ızdırap çektikleri için yokluk gördükleri için ruhlarında Allah mükemmel bir gelişme meydana getiriyor ve müthiş bir coşku, müthiş bir insan sevgisi, müthiş bir güzellik ruhlarında tereşşuh ediyor. Allah’ın onlara bir fazlı, rahmeti, güzelliği.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Diyarbakır’da jandarma karakolunun güvenliğini sağlamak amacıyla yapımı süren üs bölgesine PKK’lı teröristler roketatar ve uzun namlulu silahlarla ateş açtı. Çıkan çatışmada iki asker şehit oldu üç asker yaralandı, teröristler kaçtı ve operasyon başladı.

ADNAN OKTAR: Terörist kaçıyor.

KARTAN GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Allah Allah hayret ediyorum. Mesela adamın ateş ettiği yer belli oluyor adam görülüyor. Silah sesi geliyor işte yönü belli. Kardeşim orayı cehenneme çevirirsin adam kaçamaz yakalarsın. Ben bu işe hayret ediyorum. Her seferinde kaçtı diyorlar. Kardeşim bir asker için bir milyon mermi sıkarsın. Yani beş dakikanın içerisinde bir milyon mermi sıkarsın. Kaçsın kaçabilirse. Nereye kadar kaçacak yani?

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: 15 Temmuz’da darbeci Semih Terzi’yi öldürerek darbenin akışının değiştirmesine vesile olan kahraman şehidimiz Astsubay Ömer Halisdemir’in 2013 yılında katıldığı bir tatbikata ait fotoğrafları yayınlandı. Tatbikat, Pakistan ve Türk askerleri arasında yapılmış. Fotoğrafları gösterebiliriz. Ayrıca öldürülen darbeci General Semih Terzi’nin ailesi, şehidimizin ailesine 90 bin liralık tazminat davası açmış. Şehidimizi 30 avukat savunacakmış.

GÖKALP BARLAN: Bu haber yalanlandı.

ADNAN OKTAR: Haber yalanlandı. O zaman PKK’lı aileler de dava açsınlar bizim askerlere değil mi? İşte çocuğumu yaraladı veyahut değil mi? Mantık ona götürür. Böyle münasebetsizlik olmaz, böyle mantık da olmaz. Bu yalan haber nasıl ortaya çıktı peki? Kim çıkarttı biliyor muyuz? Yok demek ki. Haberi ilk çıkarana bakmak lazım.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Takvim Gazetesi’nden Ergün Diler, sizin açıklamalarınızı yakından takip eden yazarlar arasında. Bugünkü yazısında Gülen Örgütü’nün arkasında İngiltere olduğunu ve Amerika’nın da sonradan bu örgüte el attığını yazdı. Yazısı şöyle: “İngiltere Dışişleri Bakanı Boris Johnson gelip ukala konuşmalar yaptı. Kendince “geçmişte sizi parçaladık ve her türlü işimizde kullandık. Gücümüzü sınamayın yeniden yaparız” demek istedi. İngiltere’nin hedefi baştan beri Erdoğan. İlk defa Erdoğan kendi bildiğini okuyor. Onlara çok yakın birilerini görevden aldı. Ona “dur” demek istiyorlar. Yerli ve milli olduğu çok doğru ve sahip çıkmamız gerekiyor. Şimdi İngiltere yine içerdeki adamlarını kullanacak. Hala bazı isimlere çok güveniyorlar. Kime karşı savaştığımızı iyi bilelim. Daha önce bunu bilmiyorduk ve yeniliyorduk” dedi.

ADNAN OKTAR: Evet çok güzel, samimi, aklı başında, dürüst konuşmuş. Resmini göster Ergün Diler’in. Bu çok nurlu mübarek bir delikanlı, çok dürüst. Bak, hiç gurur yapmadı. Dürüst bak, “yeni öğrendik” diyor Allah razı olsun “ve gereğini de yapacağız” diyor. Tayyip Hoca ile ilgili söyledikleri doğru. Tayyip Hoca gitse bunlar amacına ulaşmış olacaklardı. Çünkü her yere adamını yerleştirmiş bunlar. Tayyip Hoca da bilmiyordu bunların böyle melanet içinde olduklarını. Bir mana da veremedi yani bunların zoru nedir falan. Fakat sonradan bütün aydınlar anladı ki İngiliz derin devleti esaslı bir kuşatma meydana getirmiş. Ben de tevafuken fark ettim. Yani öyle tevafuklar zinciri oldu ki anlatamam. Dikkat edin zincirleme çözüyorum. Daha hala bu örgütü çözüyorum ben, devam ediyor dikkat ederseniz. Mesela bak, Abdülhamit’e etkilerini de daha yeni tespit ettik. Abdülaziz’e etkilerini yeni tespit ettik. Abdülmecit dönemine etkilerini, ta çok eskiden olaya adamlar girmişler.

Abdülhamit ile ilgili ben açıklama yaparken Abdülhamit döneminden sonra ki Darwinist kitapları da gösterdim hemen vefatından sonraki. Ama altını çizerek söyledim. Dedim ki “bunlar da Abdülhamit döneminden sonra.” Şimdi ne diyor? “Adnan Oktar” diyor “Abdülhamit dönemindeki Darwinist kitapları sayarken bir kitap saydı, halbuki o kitap Abdülhamit’ten sonraki bir kitap” diyor. Ya kardeşim onu da benden öğrendin. Ben anlattım zaten. Allah aşkına hafızana bir şey mi oldu senin? Ben söyledim onu zaten. Altını çizerek söyledim. Yayını var göstereyim. Bak, itiraz ettikleri nokta nerede kalmış görüyor musun? Demek ki hepsi tam doğruymuş, çünkü belgeli. Ama Abdülhamit buna rağmen yine İngiliz derin devletinin ezdiği bizim bir insanımız ve Müslüman. Yani onu ezim ezim ezmişler. İngiliz derin devleti tarafından acze düşürülmüştür, mağdurdur. Mağdur kabul ederim mağdurluğunu. Mağdur edilmiştir ve ezilmiştir. Ben Abdülhamit döneminden sonraki döneme ait, hatta üç kitap gösterdim; bir tane de değil. Üç kitap gösterdim. Sonra onları da açıkladım. “Bunlar Abdülhamit döneminden sonra.” Dedim. Zaten çok fazla var; üç değil. Otuz-kırk kitap var. Ben örnek olarak üç tane verdim, peş peşe çıkmış. Abdülhamit başlatmış, reaksiyon devam etmiş. Ama ben Abdülhamit döneminde çıkan Darwinist kitapları tarihleriyle teker teker sayarak gösterdim. Buna rağmen “bu da Abdülhamit döneminden sonra” dememe rağmen “bunu Abdülhamit döneminde” dediler diye böyle çamurda boncuk bulmuş çocuk gibi sevinmenin bir alemi yok. Ama her mağdura biz acırız, her mağdura şefkat duyarız. Ben hakareti asla kabul etmem, hakaret de ettirmem. “Kızıl Sultan” falan bunlar basit ifadeler. Bunlar aklı başında insanın kullanacağı sözler değil. Niye kızıl olsun? Mağdur sultandır, mağdur, ezilmiştir bu kadar.

Fikret dinliyorum seni.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Devlet Bahçeli, grup toplantısında yaptığı konuşmasında partisini “AK Parti’nin bastonu oldunuz” diye eleştirenlere ağır ifadeler kulandı. “Bir kısım aklı evveller bizi eleştirmektedir. Güya biz AK Parti’ye bastonluk, avukatlık yapıyormuşuz. Bre densizler, siz Gülen Örgütü’nün kurşun askerliğine talip olurken bizim Türkiye’yi müdafaa etmemiz mi gözünüze batıyor? Allah bizi doğrudan ayırmasın, her daim milletin avukatı yapsın. Ne yapacaktık, devleti yönetenlerle kavga mı edecektik? Nedir istenen? Pensilvanya’dan sufle alanlar bize ne ima etmektedir? Hiç kimse haddini aşmasın, yediğimiz aşı da, atacağımız taşı da biliriz” dedi.

ADNAN OKTAR: Ya kardeşim, bu ne güzel konuşmadır böyle ya, maşaAllah. Osmanlı Sultanı gibi konuşuyor. Nefis, her konuşması güzel, yani her konuşması kitap yapılması gereken güzellikte. Tebrik ediyorum, çok isabetli, çok asil bir konuşma, her kelime yerli yerinde mükemmel. Sayın Devlet Bahçeli’nin asil şahsiyetine yakışacak güzel bir üslup. Her zaman böyle nezaketli, derin anlamlı, ecdadın ruhuna uygun, güvenli, cesur, aklı başında, devlet terbiyesi içerisinde muhteşem açıklamalar yapıyor. Allah ömrünü uzun etsin. Allah sağlık sıhhat versin, çok aklı başında bir insan. Böyle verimli faydalı bir insanı değiştirmeye kalkmak çok çok yanlış, yani MHP içinde bazı kardeşlerimizi ben anlayamıyorum. İlla işte “Başbakan olamadı.” Ya kardeşim Başbakan olmak mesele değil; devleti milleti korumak önemli, Türk İslam Birliği’ni oluşturmak önemli. Nerede olursan ol. İktidar olacaksın diye bir şey yok. Turgut Özal iktidar oldu ne oldu yani? Yine MHP de onun tabanında hep hakimdi. Demirel de yani iktidar oldu da ne oldu? Yine hep MHP hakimdi tabanında. AK Parti’nin de tabanında MHP büyük bir güç. Dolayısıyla yani her zaman iktidardadır MHP. Yani sessiz bir iktidarı vardır, çok eski dönemden beri sessiz iktidarını sürdürür. O tip konuşmalar yapanlar iktidarla MHP’yi çatıştırmak istiyorlar. Paralel yapı dediğin örgüt bunu yapıyor. Ne yapacak yani MHP, paralel devlet çetesine yardım mı yapsın? Tabii ki o ne yapıyorsa onun zıddını yapacaktır.

Paralel devlet çetesi demek İngiliz derin devleti demektir, aynısı. Ama onların ayakçıları olur, hizmetçileri olur, kandırdıkları olur, yönlendirdikleri olur, korkuttukları olur, sürükledikleri olur, onlardan bir gruptur Fethullah Gülen cemaatinin büyük bir bölümü. Hepsi için demeyeyim de ama büyük bir bölümü için bunu söyleyebiliriz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Devlet Bahçeli ikinci darbe hazırlıklarına da bir cevap vermiş Adnan Bey. “Ne demek ikinci bir kalkışma olacak? Ederi bir dolar olan geri gelecekse gömülmeye de hazır olmalıdır. Hainler ayaklanırken biz de oturacak, ağaç kabuğuna mı saklanacağız? Kim Türkiye’nin aleyhine bir darbe hazırlığı yapıyorsa bedelini ödemeyi de peşin peşin kabullenmelidir. Rüzgar eken fırtına biçmeye razı olmalıdır. 15 Temmuz’da Türk milletinin direniş ve destanından hala bir şey çıkaramayan varsa ya aklını kaçırmış ya da teneşir özlemi hortlamış demektir. Türkiye’yi tehdit etmeye, intikam almaya hiçbir faninin nefesi yetmeyecektir.”

ADNAN OKTAR: Ya kardeşim, gelmiş geçmiş en sıkı kabadayılardan birisidir Devlet Bahçeli. Ben böyle şanlı kabadayı pek görmedim yani, çok nadir olur. Çok güzel konuşmuş, ağzına sağlık, üslup. Bir daha oku bakayım.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Devlet Bahçeli’nin konuşması şöyle. “Ne demek ikinci bir kalkışma olacak? Ederi bir dolar olan geri gelecekse gömülmeye de hazır olmalıdır. Hainler ayaklanırken biz de oturacak, ağaç kabuğuna mı saklanacağız? Kim Türkiye’nin aleyhine bir darbe hazırlığı yapıyorsa bedelini ödemeyi de peşin peşin kabullenmelidir. Rüzgar eken fırtına biçmeye razı olmalıdır. 15 Temmuz’da Türk milletinin direniş ve destanından hala bir şey çıkaramayan varsa ya aklını kaçırmış ya da teneşir özlemi hortlamış demektir. Türkiye’yi tehdit etmeye, intikam almaya hiçbir faninin nefesi yetmeyecektir.”

ADNAN OKTAR: Güzel. Yani “biz MHP olarak hazırız” diyor. AK Parti gençliği “biz de hazırız” diyor. Büyük Birlik de açıklama yapsın, yani çok önemli o. Bazen diyorlar ki “biz açıklıyoruz ama yayınlamıyorlar” biz yayınlarız. Versinler internetten de, televizyonda da her yerde yayınlarız. Hatta diğer televizyon kanallarına da yayınlatırız inşaAllah. Öyle bir şey olmaz. Ve Saadet Partisi, Saadet açıklama yapsın. Bu tip şeylerde suskun kalmasınlar. Hatta gidip bizzat konuşun da görüşün, açıklama yapsınlar. Bunlar Tayyip Hoca’yı istiyor özetle. Gelsinler, sıkıysa alsınlar alabiliyorlarsa. Ülkücüler Türkiye’de çok büyük bir güçtür, sessiz sedasız büyük bir güçtür, çok cesurdurlar, yiğit, aslan, fırtına gibi.

Abdülaziz ile Atatürk aynı karakterdedir. Aynı aydınlık, aynı modernlik, aynı kalite anlayışı, aynı özgürlük anlayışı, aynı Kuran’ı yorumlama ruhu; Abdülaziz. Abdülhamit mağdur padişahtır, mağdur edilmiştir. İngiliz derin devleti tarafından ezim ezim ezilmiştir. Diğer birçok Osmanlı Sultanı gibi ezilmiştir. Çok büyük tahribat olmuş Abdülhamit döneminde, çok çok büyük tahribat. Bunu göreceğiz ve bu tahribatı tamir edeceğiz. Sen buna “ne kadar güzel” dersen bu tahribata devam etmek istersin o zaman. Tahribat güzel olmaz. Ama Abdülaziz devri öyle değil. Hakikaten Şah, hakikaten mükemmel, hakikaten Sultan, hakikaten Veli, hakikaten Şehit. Hak ediyor.

Lozan bize işte “tamamen sizi dağıtacağız, isterseniz şuna razı olun” dediler, biz de bunu kabul ettik. Yani daha ehven olduğu için kabul ettik. Yoksa kabul edecek bir şey değil bu. Her yer bizimdi, tapulu malımız. Hepsini elimizden aldılar. Girit, On İki Adalar, hepsi, Selanik, hepsi tapulu malımızdır. Yani “Lozan ne kadar güzel” dersek, yapılan zulmü kabul etmiş oluruz. Yani vatana, millete zarar gelmesin diye kabul ettik. Şu anlık kabul ettik. Bu bir geçici kabuldür. Bizim asıl istediğimiz adaletin yerine gelmesi, bütün bu mübarek topraklarda kardeşlik içinde birlikte yaşamamız. Yani fetih siyaseti değil iddiamız. Biz “On İki Adaları alalım, Kıbrıs’ı alalım, bütün Rumları kovalım” demiyoruz. “Rum kardeşlerimizle iç içe huzur içinde yaşayalım” diyoruz, yani mülkiyet bizim üstümüze. Biz bu insanları kardeşimiz olarak görüyoruz. Sırbistan, Bosna Hersek, her yer hep Osmanlı’nın tapulu malıydı bunlar. Sevgiyle bu kardeşlerimizle yine iç içe yaşamak istiyoruz. Ne kültürlerini bozmak istiyoruz, ne dilini, ne dinini bozmak istiyoruz, ne inancını. Hiçbir şeyine karışmadan kardeşçe dostça yaşamak istiyoruz. Sınırlar kalktığında, pasaport kalktığında, yani pasaport ve vize kalktığında -sınırlar kalkmasından kasıt bu- bizim fethimiz olmuş olacak, kastettiğimiz bu. Yoksa oradan Rumları kovmak, Sırpları kovmak, Musevileri kovmak, öyle bir konu yok. Bilakis iç içe olalım, bilakis gelsinler Türkiye’de yerleşsinler böyle bir derdimiz yok. Ama bu haksızlığın da giderilmesi gerekir.

Mesela bak, Lozan’dan önceki topraklarımızı göster. Hepsi elimizden alınmış. Bir de bak, bu bir avuç toprak kaldı elimizde, bunu da almak istiyorlar. Avuç içi kadar bir yer kaldı. “Güneydoğu’yu da alacağız” diyorlar. Kardeşim, sen aklını mı attın? Belanı mı arıyorsun sen?

İngiliz derin devleti o kadar organize ve o kadar şeytani ve ince çalışmış ki ne Osmanlı baş edebilmiş, ne bir başkası baş edebilmiş. Yani hemen hemen bütün siyasileri kontrol altına almış bu hareket. Yani adımlarını da genişletmeye başlamıştı. Balyoz gibi tepesine indik kanunla, hukukla. Benim anlamam tamamen tevafuklarla oldu, Allah rast getirttirdi. Bak, dikkat edin çözmeye hala devam ediyorum yani kesintisiz. Mesela bak, heykellerle, resimlerle propaganda yaptıklarını bilmiyordum, mesela bunu da gördük. Yani milletin kutsal bildiği insanları heykellerde ve resimlerde haşa efemine görünümlü, homoseksüel hareketleri yapan insanlar gibi göstermeye çalışmışlar. Çok büyük bir oyun bu. Mesela bak sezdirmeden. Ve birçok kişi de bunun farkına varmamış. Mesela çarşaf giyinmiş rahibe resmi yapıyor, en ince tül üstünde, yani çıplak, yani tamamen çıplak, dolayısıyla tesettürle alay etmiş oluyor. Cilbabla alay etmiş oluyor. Ama Hristiyan ve Museviler için de farz olan bir örtü. Hristiyan, Museviler ve Müslümanlarda farz olan bir örtüdür. Yani dışarı çıkarken tehlikedeyse hanımların tamamen örtünmesi.

Cemalettin Türkkan, Cemalettin, çok yanlış biliyorsun. “Peygamberimiz (sav) zamanında” diyor. “Peygamberimiz (sav)’in sahabeleri saçını, sakalını boyamazdı” diyor. Halbuki Peygamberimiz (sav)’in bizzat emri var. Yani bütün sahabelere “saçınızı sakalınızı boyayacaksınız” diyor. Bizzat kendisi de saçını sakalını boyuyor ve ketemle boyuyor, siyah boyayla. Yanlış biliyorsun. Diğer Peygamberan-ı izamda da vardır saç ve sakal boyama, sünnettir. Peygamberimiz (sav)’in sünnetidir saç ve sakal boyama. Çünkü diyor “kafiri kızdırır” diyor Peygamberimiz (sav). “Kafiri kızdırır ve gücünüzü gösterir” diyor. O yüzden Peygamberimiz (sav) de saçını, sakalını boyardı. “Nereden delil var?” derseniz, Topkapı’ya gitsin, araştırsın, başka yerlere gitsin araştırsın, eserleri okusun, kitapları okusun, Beyazıt Kütüphanesi’ne gitsin ve Kutsal Emanetler Dairesi’ne gitsin. Kutsal Emanetler Dairesi’nde Resulullah (sav)’in saçını, sakalını boyadığı boya kabı vardır simsiyahtır kap, yani boyadan simsiyah olmuş. Hz. Aişe annemizle beraber saçını, sakalını Resulullah (sav) boyardı aynı kapla. Bütün kitaplarda, eserlerde bunu görmek mümkün. Ama boya kabını gitsin görsün dediğime göre delil sabit demektir.

“Hocam, tarihteki en uzun süren sultanlık dönemini yaşayan kişilerden birisi de Abdülhamit değil mi?” Erdal Yalçın. İşte onun iktidarda kalmasını sağlayan sisteme de bir bakmak lazım. O kadar uzun iktidarda kalmasının. Ve ona iktidarda kalmasını kimler sağladı ona bakmak lazım. Ve iktidara kimler getirdi ona bakmak lazım. Ve onun iktidardayken Darwinist propagandayı kimler yapmış, Osmanlı topraklarını kimler talan etmiş, her yere şarap, bira, rakı fabrikalarını kimler kurmuş, her yere tütün fabrikaları kurup vatandaşları duman altı eden kimler olmuş? Hatta esrar çok yaygındı o dönemde. Her yere kerhaneler kurup Osmanlı hanımlarını kerhanelere kaydettirenler kimler olmuş, onlara vesika verenler kimler olmuş, kumar oynanmasını devlet eliyle kim teşvik etmiş buna bakmak lazım. Ve bu uzun iktidar döneminde bunları adamlar tepe tepe yapmışlar. Ama buna rağmen ben Abdülhamit’e acıyorum, şefkat duyuyorum. Nefret etmiyorum. Hakaret etmiyorum. Bir Osmanlı sultanıdır, mağdur bir insandır o kadar. İngiliz derin devletine gücü yetmemiştir yani. İngiliz derin devletinin azgın gücü karşısında dirayetsiz kalmıştır, çekingen ve pasif kalmıştır.

Ketem, simsiyah oluyor boya. Peygamberimiz (sav) de biraz kına karıştırıyor hafif kahverengiye kaçıyor o zaman. Onun için hafif kızıla çalan şeyler de vardı saçında Peygamberimiz (sav)’in, o boyanın etkisiyle hafif yani zaman zaman. Ama simsiyahtı saçı, sakalı. Altmış üç yaşına kadar yaşadı Resulullah (sav). Yemeğine katılan zehrin etkisiyle şehit olmuştur. Et, kebap ziyafetine davet edilmiş, etten Resulullah (sav) daha bir lokma alacakken sahabe onu yutmuş. Resulullah (sav) de ağzına götürdüğünde ağzına alır almaz hemen “bu et zehirli” demiş. Hemen ağzından çıkartmış, ağzını yıkamış ama bak, zehrin şiddetinden dişetleri şişti Peygamberimiz  (sav)’in dişetleri, ağzı kıpkırmızı oldu. Bak, zehrin şiddetini görüyor musun? O sahabe canım benim, o eti yuttuğu için bir lokma yuttu o şehit oldu. Resulullah (sav) ondan sonra hep hasta oldu o şeyin etkisiyle. Ama tabii Cenab-ı Allah onu vesile ediyor. Yoksa canını almaya Allah karar verdiği için bir vesile gerekiyor, o vesileden dolayı. Çünkü zaten Kuran inmiş, Peygamberimiz (sav) görevini yapmış. Cenab-ı Allah artık yanına almak istiyor. Zaten Peygamberimiz (sav)’e Cebrail (as)’i gönderiyor. “İsterse bir süre daha tutayım onu dünyada” diyor. “İsterse yanıma gelsin” diyor. “Ben Allah’ın yanına gitmek isterim” diyor Peygamberimiz (sav), “benim tercihim O” Yani “Mevlam’a bir an önce kavuşmak isterim” diyor Allah’a” Bak, “istersen devam et” diyor Cebrail (as). “Ömrünü uzatacak Allah” diyor. “İstiyorsan devam edebilirsin biraz daha.” Diyor. Ama görevi bitmiş. “Hemen Rabbim’in yanına gideyim” diyor. Biliyorsunuz, “Refik-i Ala’ya” dedi elini yukarı kaldırdı Allah’a. Birden düştü eli. Böyle mübarek bir Peygamber, dünya tatlısı. Peygamberimiz Resulullah (sav), bu zehirden sonra kanına geçtiği için zehir, hacamat yaptırıyor kendisine, omzundan kan aldırıyor. Ama tabii o devrin imkanlarıyla ne yapılırsa yapılsın zehir yine etkisini yapıyor. Çünkü dilaltından ince damarlar olduğu için dilaltında, ağzına almış olduğu için bir kere o lokmayı zehir oradan kanına geçmiş. Baksana dişetleri şişmiş, yani çok şiddetli bir zehir demek ki.

Resulullah (sav) şahsına yapılan suçları hep affetmiş. Mesela bu zehri katan kadın yakalanıyor, getiriliyor. Kadına soruyor Resulullah (sav), kadın kabul ediyor suçunu ama şahsına yönelik olduğu için affediyor. Yani kendisine yönelik öldürmeye kastedilen hiçbir suçu cezalandırtmıyor Peygamber (sav). Yani her öldürme kastında hep affetmiş şahsına. Ayette var ya “affederseniz daha hayırlıdıro yüzden hep affetmiş. Ama diğer sahabe şehit olduğu için ailesi kısas istedi, o zaman tabii hüküm infaz edildi.

Resulullah (sav)’in saçını, sakalını boyamasının nedeni küfre karşı güçlü olduğunu göstermek ve onları kızdırmak, yani o dinçliğiyle, gençliğiyle onları kızdırmak. Hakikaten kahroluyorlardı. Resulullah (sav) çok gençti. Altmış bir yaşında hiç göstermiyordu. Kırk gibi falan otuz beş-kırk yaşında gibiydi Resulullah (sav). Bayağı dinçti, yaşını hiç göstermiyordu, çocuk gibiydi görüntüsü. Kahroluyordu münafıklar.

Atanamayan öğretmenler. Atanamayan öğretmen, eskiden beri duyuyorum. Nedir bu atanamayan, niye atanamasın ki öğretmen? Nasıl bir sorun çıkıyor ki atanamıyorlar?

GÖKALP BARLAN: Kadronun doluluğundan olabiliyor.

ADNAN OKTAR: Doluysa dolu canım, devlet ne yapsın yani? Yeni iş alanları açılması gerekir okullar doluysa, iki öğretmen aynı anda derse girecek hali yok.

Ebu Hureyre (ra) anlatıyor; Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki, “Yahudiler ve Hristiyanlar saçlarını boyamazlar, siz onları muhalefet edin.” (Buhari, Libas, Enbiya; Müslim, Libas) Muhalefet edin derken farklı olduğunuz anlaşılsın, çünkü kıyafetleri aynı, her şeyleri aynı ama mesela saçı, sakalı boyalıysa tamam diyeceksin bu Müslüman. Çünkü sarıkla ayırmak mümkün değil Museviler de sarık takıyor, Hristiyanlar da sarık takıyorlar. Cübbeyle de ayırt edemezsin her taraf cübbe giyiyor, o devrin modası zaten sarık, cübbe ama “boyayla fark edilebilirsiniz” diyor. Yani saçı ve sakalını boyayarak.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Arkadaşlarımız Ankara’da pazartesi gecesi sizi temsilen Dünya Ehlibeyt Vakfı’nın Muharrem ayı iftar yemeğine davetli olarak katıldılar Adnan Bey. Dünya Ehlibeyt Vakfı Genel Başkanı Sayın Fermani Altun konuşmasını yaparken size çok selam ve hürmetlerini iletmemizi istedi. Yemeğe Cumhurbaşkanı Baş Danışmanı Yalçın Topçu, AK Partili genel Başkan Yardımcıları Cevdet Yılmaz, Öznur Çalık, eski Bakanlar Sema Ramazanoğlu, Hüseyin Çelik. Anayasa Mahkemesi eski Başkanı Haşim Kılıç gibi isimlerin dışında pek çok siyasi, bürokrat ve hukukçu iş adamı katıldı. Bu resimde arkadaşlarımız İbrahim Tuncer ve Özlem Şener. Yargıtay Hukuk Dairesi Onursal Başkanı Sayın Ali Turhan, Sayın Fermani Altun. Ses sanatçımız Sayın Mustafa Sağyaşar, Ceyda Ertüzün, Hüma Babuna ve Aylin Atmaca’yı görüyoruz. Sayın Mustafa Sağyaşar, ne zaman Silivri’den eski çiftliğin önünden geçse hep sizi andığını söyledi.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Ortada AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Milletvekili Profesör Yasin Akdağ, sağda AK Parti Yirmi Beşinci Dönem Milletvekili Profesör Mazhar Bağlı arkadaşlarımızla birlikte. İftarda Kuran tilaveti sonrasında konuşmalarda ayet ve hadislerle birlik, sevgi mesajları verildi ve İslam dininin sevgi dini olmasından bahsedildi. Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sayın Mustafa Kamalak, arkadaşlarımız İbrahim Tuncer ve Hüma Babuna ile. Sayın Kamalak’ın da size çok selamları var.

ADNAN OKTAR: Aleykümselam, her ikisine de aleykümselam.

KARTAL GÖKTAN: AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve eski bakan Sayın Cevdet Yılmaz, İbrahim Tuncer’le. Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Sayın Mustafa Destici ve Büyük Birlik Partisi Genel Sekreteri Sayın Üzeyir Tunç. Cumhurbaşkanlığı eski Başdanışmanı ve Merkez Bankası eski Başkanı Sayın Durmuş Yılmaz. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Sayın Yalçın Topçu ve Azerbaycan halk kahramanı Sayın İbat Hüseynov. Ses sanatçımız Sayın Mustafa Sağyaşar ve Dünya Bektaşileri Genel temsilcisi, Bektaşi Babası Sayın Hüseyin Başer. Hüseyin Başer Baba, “Adnan Hocamız geçen seferki iftarda benden çok bahsetmiş, çok memnun oldum. Kendisi çok değerli bir insan, çok selam ve sevgilerimi iletin” dedi.

ADNAN OKTAR: O can can, o dünyanın süsü, çok güzel ahlaklı, çok mübarek, muhterem bir insan. Bektaşiler tanınmıyor pek o kadar, tanınsa insanlar çok severler. Sevgi ana meslekleridir, insan sevgisi en başta Allah sevgisi, peygamber sevgisi, hayvan sevgisi, bitki sevgisi her şeye olan sevgi. Çok nezih bir insandır Hüseyin Başer Baba, ellerinden öpüyorum, hürmetler ediyorum. Fermani Altun da çok kibar, çok nezaketli bir insan, geçen gün telefonda bir kardeşimiz aradı “Fermani Altun Bey sizle görüşecek” dedi. Telefonda görüştüm çok nezih bir üslupla Ankara’ya davet etti iftara ama tabii benim mümkün olmuyor vaktim. İnşaAllah dedim fakat nezaketi tabii çok dikkat çekici Fermani Bey’in. Çok efendi, şefkatli, kibar bir insan Allah ömrünü uzun etsin. Alevi bir kardeşimizdir, değerli bir kardeşimiz, vatanın birliği, bütünlüğü için gayret eden cesur, azimli bir insan Allah nuruyla sarsın, nezaketi için teşekkür ediyorum. Allah nice iftarlar nasip etsin Alevi kardeşlerimize, Bektaşi kardeşlerimize.

Mehdiyet iddia değildir, ispattır. Allah Mehdi’sini çıkartır, telaş etmeye gerek yok. Ben alelade cahil bir insanım, zır cahil bir insanım, benim böyle Mehdilik iddiam olmaz, olsa da bir mantığı olmaz. Zaten yemin ediyorum zır cahil insandan Mehdi olmaz. Ben medrese eğitimi görmedim, hoca eğitimi almadım hiç, oradan buradan okuduğum yazılar işte kitaplar okudum onları samimi olarak naklediyorum, herhangi bir Türk vatandaşıyım, hocalık, alimlik iddiam yok benim. Söylüyoruz, söylüyoruz adamlar bir türlü sakinleşmiyorlar. Nasıl yapalım bunları? Ne diyelim bilmiyorum ki. Şimdi Mehdi’den kim bahsederse bunlar Mehdilik iddiası var zannediyorlar. Mesela Mehmet Şevket Eygi Hocamız hep Mehdi’den bahseder “aa tamam” diyorlar “Mehdi iddiası var.” Mesela Mehdilikle ilgili birisi bir kitap yazsın “aa tamam Mehdilik iddiası var.” Kardeşim ne alakası var? Resulullah (sav) bildirmiş, Hz. Musa (as) bildirmiş Allah’ın vahyetmesiyle. 5000 yıllık geçmişte her yerde bunu görüyoruz, bütün dinlerde ve bütün tahrif olmuş dinlerde, bozulmuş eski hak dinlerde Mehdi var. İnka Yazıtları’nda var, en eski efsanelerde var her yerde var. Ahir zamanda birisinin geleceği ve bütün dünyanın tek inançta toplanacağı, hatta Firavun devrinde Firavun’un kendisi de biliyor, söylüyor onların yazıtlarında da var.

Cenab-ı Allah bu dünyayı kısa bir imtihan meydanı olarak böyle yaratmış. Mesela Allah bize İsa Mesih’i sevdirdi, bütün Hristiyan alemine sevdirdi şimdi bir de Allah göğe alıyor, daha da heyecan verici bir şey mesela hiç görmediğimiz bir şey, insanla ilgili hiç bilmediğimiz bir olay. Bir insan durduk yere yok oluyor bir anda, odanın içinde olan bir insan yok oluyor, varken yok oluyor. Bak odaya giriyor adam Yuda İzaryot, muhbir arkasından Roma askerleri geliyor, odaya dalacak arkasından adamlar gelecek o da o planı uygulayarak odaya dalıyor. Odaya daldığında İsa (as) yok, halbuki odada ama yok, niye? Göğe alındı o anda, başka boyuta aldı Allah, dördüncü boyuta alındı. Askerler arkasından geliyorlar direkt ona yöneliyorlar Allah bela veriyor, “ne yapıyorsunuz?” Diyor. “Yakaladık seni” diyorlar. “Ben İsa değilim” diyor. Hep bağırtısı o zaten “ben İsa değilim” diye. Bütün yaptığı şamata odur hep, “İsa değilim” diye. Döve döve kan revan içinde, onun da saçı uzundu, kısa sakallı, saçları onun da sarı yani sarı, kırmızı benziyor saçları, benziyor ama kan revan içinde olduğu için de yüzü anlaşılmayacak hale geldi, eli yüzünü patlattılar. İsa diye sürükleyerek götürdüler, götürüp çarmığa astılar elinden mıhladılar, ayaklarından, dizlerinden mıhladılar bak nasıl feci şekilde Allah intikam alıyor görüyor musun? Onu çarmığa mıhlayan Allah, o çivileri karnına çakan Allah, kollarına çakan Allah bak feci şekilde öldürüyor Allah, münafık olduğu için, bas bas bağırıyor “ben İsa değilim” diye. İsa Mesih nerde? Yok, gökte. Talebeleri falan da üzülüyorlar, bilmiyorlar, kan revan içinde olduğu için onlar da İsa (as) zannediyorlar, çarmıkta olanın İsa (as) olduğuna inanıyorlar o yüzden hatalı yazımlar oldu. Halbuki Cenab-ı Allah göğe aldı. Zaten kendisi söylüyor, “beni göğe alacak Allah” diyor söylüyor İncil’de, ona itimat etsene? Değil mi? O yeterli, “Allah beni göğe alacak” diyor, “Yanına alacak” diyor. Anlattığı halde anlamıyor talebeleri. O horoz ötmesi var işte, birinci horoz ötmesi, ikinci horoz ötmesi, burada da sürekli horoz ötüyor oradan aklıma geldi.

İki bin yıl geçiyor şimdi Allah sevdirdi sevdirdi sevdirdi resimleri var mesela yakışıklılığıyla seviyoruz, temizliğini seviyoruz, güzel ahlakını seviyoruz, kibarlığını, saygısını, hürmetini. Manna ilmini iyi bilir İsa Mesih, tabii bak bir özelliği de odur. Duvarcı ustasıdır çok güzel bayağı şeydir, mahirdir, marangozluk da vardır İsa Mesih’te. Sanatçıdır ve akıl almaz zeki şimdi mesela bir kitabı okuduğunda, baktığında olduğu gibi hafızasında kalıyor bir kere okumayla, tek kere okumayla onun için Kuran’ı, Tevrat’ı ve İncil’i ezberden biliyor şimdi bu zaten Mehdilik alametleri olarak onda böyle zuhur edecek, o da bir nevi Mehdidir İsa Mesih. Nerden anladın dersek, Tevrat’ı, İncil’i ve Kuran’ı ezberlemesinden anlayacağız. Çünkü bir insanın buna takati yetmez. Dünyada böyle birisi yok. Hem İncil, Hem Tevrat, hem Kuran’ı ezberden bilen yok. Müthiş bir hafızlık gücü var, su gibi ezberden biliyor, ayet numaralarıyla bilecek. Mesela diyor ki, “Tahrim Suresi’nin 35. Ayetinde” diyor. Olacak iş mi? Mesela “Yuhanna bölümünde 8. Ayet” diyor öyle ezberden biliyor. Şimdi bu normal bir hafıza değil buradan anlayacağız bir ama en keskin olan, “annen kim?” diyorsun “bilmiyorum” diyor. “Baban kim?” “Bilmiyorum. Ben uykudan uyandım etrafımda insanlar vardı” diyor. Hakikaten hiç kimse sahip çıkmıyor. Elbiseleri hakikaten 2000 yıllık onun tespiti yapılacak zaten. Bilimsel olarak tespiti mümkün 2000 yıllık, parası eski Roma devri parası, elbisesi eski, tarağı, aynası hepsi eski ama bedeni yeni, 2000 yıl geçmiş o haliyle karşılaşacağız ama tabii o elbiselerle değil, o elbiselerle dışarda gezemez zaten, onu taraftarları saklarlar, sevenleri saklarlar. Mehdi (as)’de ben fazla bir şey olacağını zannetmiyorum. Mehdi (as)’yi normal karşılarlar ama meydana gelen alayiş, teşci tabii insanı çok heyecanlandırır fakat İsa Mesih’i de çok heyecanlandırır insanlar. Fakat şüphe kapısı açık olacaktır imtihandan dolayı, Mehdi ve İsa Mesih her ikisinde de. Acaba diyebilir insanlar ama zannı galiple inanacağız. Şimdi bu olayların olması için Allah bu olayları meydana getiriyor. Mesela bak şimdi Allah dünyayı savaşa hazırlıyor, bir dünya savaşına hazırlıyor ama tabii bu İstanbul’da yıkım getiren, Türkiye’ye yıkım getiren bir savaş olmaz. Mehdi (as)’nin olduğu bir yerde böyle bir şey olmaz ama kısmi yıkımlar olur, kısmi olaylar olur çok büyük olaylar olacağı anlaşılıyor, yayılmış bir savaş olacağı anlaşılıyor. Şimdi bak Suudi Arabistan’a musallat olacaklar. Suudi Arabistan zaten Büyük Ortadoğu Projesi’nde var bölünmesi. Suudi Arabistan bunu hiç düşünmedi. Halbuki sıradan gidiyor adamlar. Bak Suriye’yi çözemediler delirdiler, cinnet getirdiler akıl almaz bombalıyorlar, her yeri yakıp yıkıyorlar bölemedikleri için, bir an önce yıkmaya çalışıyorlar. Bütün bunların arkasından Mehdiyet güneş gibi doğacak, İsa Mesih de öyle ama hayat yine devam eder hiçbir şey değişmez göreceksiniz. Her hükümet iktidarda yine devam eder, yine partiler olur onda bir değişiklik olmaz.

BEYZA BAYRAKTAR: Mehdi (as) zuhur ettiğinde ona inanmayan biri olur mu? Ya da fiziki müdahale etmek isteyen.

ADNAN OKTAR: Yok, Mehdiyet sevgidir sadece, Mehdilik çünkü iddiası yok, hırsı yok. Mehdiyet kendi evinden idare ediyor. Mehdiyet’in ana görevi, birinci görevi hadislerde adalettir, dünyada adaleti yayıyor, terör, anarşi yok oluyor. Sevgi, merhamet, şefkat, sanat, estetik ve kalite Mehdi (as)’nin görevleri bunlardır. Bu konularda hükümetleri uyarır, tavsiye makamıdır Mehdiyet, tavsiye ama her tavsiyesi yerine gelir. Nasıl Milli Güvenlik Kurulu oluyor, hükümete tavsiyeleri oluyor hükümet yerine getiriyor, adeta onun gibi ama zora dayalı değil bu, gönüllü sevgiye dayalı bir karar alma ve uygulama olacak. Mesela Suudi Arabistan’a bir tavsiyesi olur hemen onu uygular. İran’a bir tavsiyesi olur hemen uygular çünkü sevgi öğretmeni olduğu için. İsa Mesih de öyle onun bir sözü iki edilmez. Hristiyan alemine bir şey söylediğinde hemen kabul ediyor. Mesela diyor ki; “Mehdi’yi ben İmam kabul ediyorum” diyor. “Dünyanın imamı kabul ediyorum.” Bütün Hristiyan alemi Mehdi (as)’yi dünyanın İmamı kabul ediyor İsa’nın açıklamasıyla. Bak daha önce kabul etmezken, onun tek bir açıklamasıyla ki, o imamlık da bir şaka yollu, tatlı bir tartışmanın sonucunda biliyorsunuz anlatmıştım. O namaz kılma konusundan ortaya çıkıyor. Hadislerde çünkü bu konu çok önemli işlenmiş, çok dikkat çekiyor bir kere, iki kere değil namazda imamet konusu çok fazla hadis var. Buhari’de de geçiyor, Müslim’de hepsinde var, Tırmizi’de, İbni Mace’de. “Onu” diyor “omuzlardan iter” bak detay veriyorlar çünkü halk bunu görecek. Omuzlarından itmeyi görecekler. Mehdi (as) geri dönüyor “hayır” diyor “siz daha eftalsiniz buyurun” diyor. “Hayır olmaz” diyor. Hatta namaza başlamak üzereyken Mehdi (as) yine vicdanı kabul etmiyor geri dönüyor. İsa Mesih o zaman işte iterek götürüyor onu, sırtından iterek götürüyor imamı ve diyor ki; “Ben sana biat ettim. Sen de imamsın, biat ettiğim için imamet senin hakkın” diyor. “Doğru mu?” Diyor, “doğru.” Fıkıhen öyle, imamsa onun hakkıdır yani normal. “Senin imam olmanı istiyorum” diyor. “İmam olduğunu kabul ediyorum. İmamet senin hakkın” diyor. Onu kabul edince işte bütün dünyanın imamı olmuş oluyor. İsa Mesih’e bağlı olduğu için Hristiyanlık alemi, işte dünya liderliği budur yoksa ben durduk yere duvarlara poster asarak ben dünya lideriyim yahut falanca kişi dünya lideridir dersen Allah’ın zoruna gider bu, Allah’a savaş açmış olursun. Allah’ın dediğinin dışında bir şey yapmaya kalkıyorsun, onu bırak Allah meydana getirsin. Tayyip Hoca’yı da işte savunmaya kalkanlar Allah’a meydan okuyorlar farkına varmadan, iyilik yapıyorum derken kötülük yapıyor ve Allah felaket getiriyor bu sefer, bütün İslam alemi karşı geliyor yani bu manevi bir tokattır. Bu manevi tokadı anlamıyor adam. Allah büyük bir manevi tokat getiriyor, bütün İslam alemi karşı geliyor artık. Bak “Türk ordusunu çekin” diyorlar. Daha önce bir şey demiyordu Irak. Bu dünya liderliği dersinden dolayı bunu yapıyorlar, yoksa adamların işine gelir Türk ordusunun orada bulunması, müttefik ordu niye istemesin? Ama o onları kızdırdı adamları ve hep bizi felakete sürüklüyor bu iddia, bunu bıraksınlar. Allah’ın kaderine bıraksınlar, Allah’a teslim olsun, Allah’a tevekkül etsinler, Allah kimi çıkarırsa tamam benim kabulüm. Tayyip Hoca’ysa, Tayyip Hoca’dır, başkasıysa başkasıdır sözümüz yok ama zorlama olmaz. Böyle tanıtımla, posterler asarak, kafalama yaparak bu şekilde olmaz. Bu Müslümanın terbiye anlayışına uygun değil ve çok ciddi bir durum Mehdiyet. Öyle inkar edilecek bir iş değil. Mesela Amerika harıl harıl bütün dünya çapında bu konuya hazırlanıyor. İngiltere harıl harıl bunu durdurmaya çalışıyor. Büyük bir olay ki, bütün dünya ayaklanmış.

“Mehdi (as) bu ümmettendir. Hz. İsa’ya imam olacaktır” mesela Suyuti’den.

“İsa Bin Meryem’in imamete geçireceği kişi, namaz kılacağı kişi bizdendir, Mehdi (as)’dır” diyor.

“Mehdi (as) İsa İbni bin Meryem’in üzerine ineceği ve arkasında namaz kılacağı kimsedir.” (Celalettin Suyuti’nin Tasnifinden Hadisler)

“İsa Mesih Mehdi (as)’ın omuzlarına elini koyar ve ona der ki, ‘geç öne namazı kıldır. Zira kamet senin için getirilmiştir’ Bunun üzerine imamları Mehdi (as) onlara namazları kıldırır.” Suyuti.

“Hz. İsa Mesih derdi ‘Namaz ancak senin için ikame olundu’ Bunun üzerine o benim evlatlarımdan Mehdi (as)’ın arkasında namazı kılar.” Yine Kitabü'l-Burhan Fi Alameti'l-Mehdiyyi'l Muntazar kitabında ve Suyuti’de var.

Omuzlarına elini koyma, Mehdi (as)’ın iddia sahibi olmadığını gösteriyor. Yani bir insanın omuzuna elini koyup sen zorla iterek götürüyorsan burada bir Mehdilik iddiası yok demektir. O Mehdi (as)’ın tevazuunu gösteriyor. Ve güzel ahlakını gösteriyor. Demek ki o öyle tanıtıma, ısrara dayalı bir politikası yok. Öyle bir iddiası da yok. Çünkü omuzdan itme artık en son aşamadır. Artık itiyor omuzundan yani. Demek ki öyle bir iddiası kesinlikle yok.

BEYZA BAYRAKTAR: Başka bir hadiste de silah zoruyla.

ADNAN OKTAR: Tabii. Zaten Müslümanların biatını kabul etmesi de silah zoruyla. Ölümle tehdit ediyorlar. Yani “bütün ümmetin kanı üzerine olsun” diyorlar. “Bütün ümmetin çektiği azap ve acının sorumlusu sen olursun” diyorlar. “Alametler sende niye kabul etmiyorsun?” diyorlar.

Deccalı göreceğiz. Hızır (as) hafiften kendini belli eder.

BEYZA BAYRAKTAR: Mehdi (as)’a mı belli eder? Yoksa diğer insanlara da mı?

ADNAN OKTAR: Yok, öyle alelade bir ortamda yapmaz onu. İsa Mesih’le Mehdi (as)’ın toplantılarında o sohbetlerde havasa görünür.  Havasa; seçkinler. Yani avam pek anlamaz.

Bakın ne kadar önemli olduğunun ki, CIA’in koskoca binası var biliyorsunuz. Bir katın tamamı sırf Mehdi (as) konusunu işliyor. Sadece o konu. Binlerce insan çalışıyor düşünün. Sırf Mehdi (as) yani.

Tahrim Suresi, 66. Sure. 12 ayetten oluşuyor Tahrim. Ve Peygamberimiz (sav)’e verilen sıkıntıyı anlatan bir ayettir. Ve aynı zamanda tehdit ayetidir. Tehdit suresidir.  Müjde de vardır. Tehdit de vardır.

“İnsanlar nihayet Mehdi (as)’a gelirler. Rükû ve makam arasında kendisi istemediği halde ona biat ederler.” Bak her yerde Mehdi (as)’ın tevazuunu görüyoruz. Hep mütevazi. “Eğer kabul etmezsen boynunu vururuz” derler. Boynunu keseceğiz diyorlar. Yani boynunu vururuz. Demek ki bayağı zorlu bir ortam. “Yer ve gök ehli ondan razı olur.” Yani melekler ve insanlar. Ali bin Hüsamettin el Muttaki Celalettin Suyuti’nin Tasnifinden Hadisler. Suyuti meşhur bir hadis imamıdır. Çok muteber bir hadis imamıdır.

“Fitne içindeki insanlar kan akıtıldığı bir zamanda evinde oturmakta olan” sarayda değil, köşkte değil kendi evinde “Oturmakta olan Hz. Mehdi (as)’a gelir.” Yahut bir devlet kurumunda değil. Büyük millet meclisinde değil. Nerede? Evinde. “Evinde oturmakta olan Hz. Mehdi (as)’a gelir. Ve ‘bizim için kalk artık’ derler. O ise kabul etmez. Ancak ölümle tehdit edildikten sonra onlar için kalkar. Ondan sonra artık kan dökülmez.” (Kitab-ul Burhan Fi Alametil Mehdiyyil Ahir Zaman. Sayfa 52)

BEYZA BAYRAKTAR: Bir hadiste de “Sedirinden yönetir” diye geçiyor.

ADNAN OKTAR: Evet, Tevrat’ta da var “Sedirinden yönetir” diye.

Evet, Fikret dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Takvim yazarı Bekir Hazar, Amerika’dan sonra İngiltere’nin de Suudi Arabistan’ın parasına göz diktiğini yazdı. Şöyle diyor; “Suudi Arabistan’ın Avrupa’da bir trilyon doları olduğu ortaya çıktı. Bunun sekiz yüz milyar dolara yakın olan bölümü Londra bankalarında ve gayrimenkulde. Şimdi de İngilizler harekete geçti. ‘Amerika, Suudi Arabistan’ı suçlu bulur, parasına el koyarsa aynı hak bize de doğar’ diye bağırmaya başladılar kürsülerde” dedi.

ADNAN OKTAR: Bekir Hazar’ın beni kavraması oluyor da yarım kavrıyor. Amerika, İngiltere diye bir şey yok. Bütünü tek devlettir. Amerika’yla İngiltere tek devlettir. Amerika, İngiltere’nin bir eyaletidir. Amerika’yı İngilizler kurmuştur. Ben bunu kitap olarak hazırlıyorum binlerce belge var çok net. İsrail’i de İngilizler kurmuştur Amerika’yı da. Kanada da öyle. Bunlar hep İngiltere’nin eyaletleridir. Sanki ayrı gayrıymış gibi. Amerikan parası demek İngiliz parası demektir. Amerika’yı kullanır sadece. Onları köylü görürlar onlar. Gariban görürler. Onları kullanırlar. Savaşa sokarlar. Askerini kullanırlar. Tehditte kullanır. Yani İngiliz derin devleti bir mafya örgütlenmesidir. O mafyanın adamı gibi görürler Amerikalıları. Gider soygun yaptırır ona yahut kan döktürür. Veyahut savaş çıkarttırır. İslam alemini yerle bir ettirir.  Bunu fark etmeleri için, anlamaları için uzun süreden beri anlatıyorum. İngiltere etkisini kavradı. Önce hiç bilmiyorlardı. Kavradı fakat daha hala akılları Amerika’ya gidiyor. Kardeşim bir eyalettir. İngilizlerin, İngiltere’nin bir eyaletidir Amerika bunu bilecekler.

Çok efendi saygın, kültürlü, görgülü, klas, iffetli, nurlu, mübarek ve muhteremsiniz.

BEYZA BAYRAKTAR: Elhamdülillah. Allah iyi ki kaderimizde sizinle karşılaştırdı. Böyle yazmış kaderimizi elhamdülillah.

ADNAN OKTAR: Ne güzel, ne güzel.

EBRU ALTAN Siz çok çok nurlusunuz. Çok akıllı bir insansınız. Ve çok büyük nimetsiniz bizim için.

ADNAN OKTAR: Ne güzel.

BEYZA BAYRAKTAR: Bir de Allah’ın yarattığı bütün güzelliklere çok değer veriyorsunuz. Kadınlara özellikle sizin kadar değer veren kimse yok. 

ADNAN OKTAR: Kadınlar çok tatlı varlıklar. Hakikaten insanlara ben bakıyorum. Birçok insan kadınların kıymetini bilmiyor. Farkında değiller. Yani hani dövülür, sövülür, küfür edilir, tecavüz edilir. Ondan sonra kullanılır, çamaşır yıkatılır, bulaşık yıkatılır, ütü yaptırılır böyle anlıyorlar. Halbuki kadınlar nefis varlıklardır ve tam sevginin muhatabı olacak varlıklar. Allah çok büyük bir nimet, dünyadaki en büyük nimet olarak yaratmıştır kadınları.

Diyor ki Lenin: “Devlet bizim istediğimiz gibi işlemiyor. Araba itaat etmiyor” diyor. Arabayı ben kullanıyorum ama araba benim istediğim gibi gitmiyor diyor. Araba kendi istediği gibi gidiyor diyor. Devlet benim kontrolümde değil diyor. “Direksiyonda bir adam var ve onu yönetiyor gibi görünüyor” kendisi için söylüyor “ama araba istenilen yönde gitmiyor. Başka bir gücün istediği yönde gidiyor.” İşte İngiliz derin devleti. Bu da söyleyememiş bu da korkak. Arkasından şimdi korkak demiyorum da korkak bu işte klasik. “Başka bir gücün istediği yöne gidiyor.” Kardeşim, sen devrim yaptığını iddia ediyorsun, kanlı bir diktatör olduğunu iddia ediyorsun, emrinde asker olduğunu iddia ediyorsun ama devlet, başkasının yönetiminde fakat adını söyleyemiyorsun. O arkadaş bu yazıyı okusun, duysun İngiliz derin devletinden de açıkça bahsetsin deccaldan korkarsa deccal onu yer, deccal ona galip gelir. Deccal ondan korkmayanlardan kaçar. İsa Mesih’i görünce kaçıyor. Niye? İsa Mesih açıkça İngiliz derin devletine karşı olacak, açık ve alenen korkmadan. Korkarsan kaçan konumuna gelirsin. Kaçarsan seni ezer. Abdülhamit mesela ürktü İngiliz derin devletinden ezim ezim ezdiler. Abdülaziz aslan gibi dayandı, şehit ettiler. Helal olsun.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: A Haber’de, İslam’ı Kuran’dan Koparma Kumpası başlıklı bir belgesel yayınlandı. Belgeselde, Gladstone'un Avam Kamarası’nda İslam’ı Kuran'dan koparmalıyız konuşması, İngilizlerin Irak’ta Kesnizade tarikatını kullandığı, Saddam'ın devrilmesinde Kadıyanilik, ve Pakistan'da hükümeti devirmeye çalışan Tahir-ül Kadri'nin İngiltere bağlantıları anlatıldı. Program, herkesin daha çok Kuran okuması gerektiği uyarısıyla bitti.

ADNAN OKTAR: Kardeşim, Türkiye’de destan yazıyoruz, Allah’a şükür. Bu anlattıkları hiç gündeme gelmeyen konulardı. Bunları biz anlatınca herkes sahip çıktı. Bu anlattıklarımız, birebir benim anlattıklarımın aynısı. Daha önce hiç bahsetmiyordu A Haber veya diğer kanallar. İlk defa İngiliz derin devletine herkes tavır aldı. Allah’a şükür.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: 15 Temmuz gecesi yurt dışında görevli darbeci askerler diğer Gülenciler gibi aralarında WhatsApp grubu kurup yazışmışlar. Darbeye destek olmak için dış temsilciliklerde yönetimi ele almaya çalışmışlar. Olay ortaya çıkınca soruşturma açıldı. WhatsApp grubunda toplam 299 askerin ismine ulaşıldı. Bunlardan 110’u askeri ataşe, 189’u ise çoğu NATO’da görevli askeri personel çıktı.

ADNAN OKTAR: Akıl almaz bir yapılanma olmuş. Bu güçle İngiliz derin devleti Türkiye’yi çok rahat ele geçirebilirdi. Çok çok rahat ama Mehdiyet’in çelik kalesine çarptılar. Mucize meydana geliyor hiçbir şey yapamıyorlar. Bakın alenen mucize. Şu güçte Türkiye’yi ele geçirememeleri adeta imkansız. Rahatça ele geçirecek gibiler. Yüz binlerce adamları var, kilit noktalarda. Ama hiçbir şey yapamıyorlar.  Bu Mehdiyet’in bereketidir işte.

“Davudoğlu Hz. Mehdi (as), Hz. Süleyman (as) gibi sadece sedirinden hükümdarlık edecek.” (Talmud, Sanhedrin -20/B)

“Sonra da hilafet, yeryüzünün en hayırlısı olan Hz. Mehdi (as)’a evinde gelecektir.” (Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman-syf 26)

Tayyip Hocam’ın olayında da Mehdiyet’in bereketini ve harikasını görüyoruz. Mesela Tayyip Hoca’nın uçağı hareket ettikten kısa bir süre sonra silah yüklü F16’lar uçağa doğru yaklaşıyor. Ancak F16’ların yakıtı azalıyor bunun üzerine yardımcılarından tanker uçağı yetişiyor. Tanker uçağından 6 ton yakıt alıyor bu uçaklar. Her ton bir dakika bağlanma ve çözülme dahil on dakikayı bulunca Cumhurbaşkanı’nın uçağı İstanbul’a iniyor. Görüyor musun? Bu Mehdiyet’in bereketi. Yoksa F16’larla uçağı havada vuracaklardı.

Allah, İsa Mesih’i çok seviyor. Kafirler yanına geldiğinde Allah katına alıyor. Hiçbir peygambere yapmamış. Mesela Zekeriya (as)’a geliyorlar, Hz. Zekeriya (as) kütüğün içine girdi ‘Allah’tan başka baki olan yoktur’ dedi ‘Allah’tan başka baki olan yoktur’ adamlar hızarla doğradılar, ortadan biçtiler Zekeriya Peygamberi. Cenab-ı Allah istese onu da göğe alırdı, almadı. Şehadetini uygun gördü. Mesela Yahya (as) da canım benim hapsedilmişti, adam zil zurna içmiş, ‘kellesini getirin bana’ dedi adam alkollü ve bir kadın bunu söylüyor, kadına alkolik muhabbeti yapıyor. ‘Benden ne istiyorsun?’ diyor kadına ‘Yahya’nın kellesini istiyorum’ diyor. Önce diyor ki ‘Ne istersen yapacağım. Benden bir şey iste söz yapacağım’ diyor. ‘Ben de o zaman madem söz verdin ‘Yahya’nın kellesini istiyorum’ diyor. ‘Tamamdır. Kesin getirin’ diyor. Canım benim gidiyorlar onu orada şehit ediyorlar kafasını kesip alıp getiriyorlar. Cenab-ı Allah istese başına geçirir orayı, deprem yapar yıkar darmadağın yapar, yapmıyor ama. Kaderinde şehadet var, alıp tepsinin içinde getiriyorlar kellesini. Biliyorsunuz kolu da burada Hz. Yahya (as)’nın, Kutsal Emanetler’de. Altın muhafaza içinde tutuluyor. Ama İsa Mesih’te öyle değil Allah, katına alıyor. Yeniden indiriyor. Mesela hiç savaş göstermedi ona, İsa Mesih’e. Geldiğinde yine savaş görmeyecek. Halbuki Hristiyanlar öyle demiyor. İşte, “Kan gövdeyi götürecek” halbuki öyle bir şey yok. Hiç savaşmıyor İsa Mesih. Hep böyle sevgidir onun, sakin ve halim yaşıyor. Ama çok da fazla yaşamıyor zaten, 33 yaşında geliyor, kırk yıl daha yaşayacağını söylüyor hadislerde. İşte yetmiş küsur. Yani yaklaşıktır o tabii biraz ileri olabilir, biraz geri de olabilir. Ama Cenab-ı Allah onu hep güzellik içinde yaşatıyor. Resulullah (sav)’ın yanında mezarı biliyorsunuz yani hazır. Peygamberimiz (sav) ‘Boşluk bırakın mezarımın yanında, İsa Mesih’i benim yanıma gömün’ diyor. Kral Hirodes tarafından başı kestiriliyor Hz. Yahya (as)’nın. Canım benim birde yaşı çok ileriydi Hz. Zekeriya (as)’nın Cenab-ı Allah işte ömrünü o şekilde bitirmek istedi, şehadetle. ‘Allah’tan başka baki olan yok’ diyor sürekli. Çok alçaklar tabii, boş kütüğün içine saklanıyor, giydiği elbisenin eteğinden bir parça dışarıda kalıyor. Adamlar onu görünce sırıtarak hızar getirtiyorlar, anlıyorlar içinde olduğunu. O ağacın bölünmüş bir bölümünden dışarıya etek sarkıyor, o tabii o kadar nasıl hesaplasın? Can havliyle içine girmiş. Kumaşın oradan dışarı çıktığını göremiyor. Büyük testere getiriyorlar, biçiyorlar. Çıtını çıkartmadı canım benim. MaşaAllah öyle orada şehit oldu. Sadece zikir, ‘Allah’tan başka baki olan yok, Allah’tan başka baki olan yok. Allah baki, Allah baki’ o şekilde. Yani Allah’ın bunu yapmasından kastı onların insanlardan farkı olmadığını vurgulamak için yapıyor. Çünkü insanlar da savaşlarda şehit oluyor. Sürekli peygamberleri Allah öyle korumuyor. Gerektiğinde savaş meydanında şehit oluyorlar, başka yerde başka bir şey de oluyor. Yani aklın ihtiyarinin alınmaması içindir bu. Çünkü çocuk da şehit oluyor, peygamber de şehit oluyor. Ama İsa Mesih de öyle değil, Allah göğe yanına alıyor ve gökte Allah’ın yanında namaz kılıyor meleklerle birlikte. 2000 yıl namaz kılıyor. Ona sorsak iki saniye falandır der. Gittim geldim diyecek. Haberi bile olmaz. 2000 yıl geçmiş. 2000 yıl namaz kılmış. Sürekli namaz kılıyor meleklerle birlikte, başka bir şey yapmıyor. İşte onu Hristiyanlar yanlış anlıyor hani diyor ya, ‘Allah sağına alacak, kürsüde oturacak’ diyor. Allah ona insan olarak mı görünür? Tecelli eder. Hakikaten sağına da alır. Yani yanında oturtabilir, ibadet eder ama tecellisi olur. Allah’ın zatı olmaz. Onlar zatı gibi anlatıyorlar. Öyle olmaz.

 Evet, bir şeyler söyleyin.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan Dubai’de bir kanala konuştu. Amerika’nın 11 Eylül saldırıları dolayısıyla Suudi Arabistan’a dava açmasını sağlayacak hukuki yasanın değerlendirilmesi konusunda Suudi Arabistan’la ortak çalışacaklarını söyledi. “İslam dünyası aleyhinde alçakça gelişmeler yaşanıyor. Türkiye ve Suudi Arabistan hedef alınıyor. Irak, Suriye, Libya, Pakistan ve Afganistan’da yaşananlar birbirinden ayrı gelişmeler olarak görülemez. Tüm tuzak ve planların İslam dünyasına yöneltildiğini görüyoruz dolayısıyla İslam dünyası ülkeleri birbiriyle işbirliği ve dayanışma içinde olmalıdır.”

ADNAN OKTAR: Yani Mehdi zahir olmalıdır, İsa Mesih nüzul etmelidir diyor inşaAllah. Yani sahte Mehdilerle olmaz. Ismarlama Mehdilerle olmaz yahut Mehdilik talepleriyle de olmaz. Yahut Mehdi olmasın da ona benzer bir şey ayarlayalım gibi o da olmaz.

BÜLENT SEZGİN: Allah ayette; “Allah dilediğini seçer, seçim onlara ait değildir.” (Kasas Suresi, 68) Diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii, öyle olduğunda bela eksik olmaz.

Mesela Falih Rıfkı Atay diyor ki, Osmanlıların yani Osmanlılarda diyor “Osmanlı’da İngilizcilik mezhep gibi bir şeydi” diyor. “Tanzimat ’tan sonra Türkler Hanefi-Şii yahut da Şafi oldukları gibi İngilizciydiler” diyor. “Halk arasında düsturları  ‘asılacaksan İngiliz ipiyle asıl’ gibi nesilden nesile tekrarlanırdı bu sözler” diyor. “Bir zamanlar Müslüman aleminde İngiliz korkusu Allah korkusunun yerini tutmuştur” diyor Abdülhamit döneminde falan.  “Kurtuluş Savaşı’yla şark dünyasında kendini İngiltere’den ilk tedavül eden millet Türkler olmuştur” diyor. Bak görüyor musun? Osmanlı’da mezhep gibiydi İngilizci olmak diyor.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Amerika’nın koruma altına aldığı Şii alim Kasım El Tai dün Musul Harekatına katılması beklenen Başika’daki Türk askeriyle ilgili fetva verdi. Tai, “Türk askeriyle savaşmak vacip” dedi. Kasım el Tai’nin açıklamasının ardından El Haşd el Şabi sözcüsü Kerim el Nuri, “Bütün direniş grupları Türk güçleriyle savaşmaya tam olarak hazırdır. El Haşd el Şabi'nin Musul operasyonuna katılmasına karşı olanlar Türk ihlali karşısında ne kadar vatansever olduklarını göstermeliler” dedi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim kepazelik çıkmasına gerek yok. Türkiye zaten meraklısı değil. İşte ‘terörü durduracağız’ diye gitmeye kalktılar ben söyledim ‘ne işiniz var oralara gitmeyin’ dedim. Değil mi? 300-500 kilometre ötedeki terörist gruplarla bizim ne işimiz var? O zaman 1000 kilometre, iki bin kilometre ötede de zibil gibi terörist var. Dünyadaki teröristleri temizlemek bizim işimize kalmadı. Bizim yapacağımız, bizim sınırımıza yığılan PKK unsurlarıyla mücadele etmek dolayısıyla yani orada Türk askerinin durmasına gerek yok. Çekilmesi gerekir. Benim kendi kanaatim, çünkü bizi ilgilendiren bir durum yok. Adam teröristlerle beraber yaşamak istiyor anladığım kadarıyla yani kendi bilir. Türkiye’nin ‘illa sizi temizleyeceğim’ diye oraya girmesinin bir alemi yok, bence geri çekilsin. Geri çekilen birlikler Türk sınırına yığılmış PYD-YPG unsurlarıyla savaşsın. Onları bırakıp da bizle hiç alakası olmayan unsurlarla 400-500 kilometre içeri girip savaşmak zaten mantıklı bir şey değil. Allah bunu yapmamızı istemediğini de bu durumla da gösteriyor, yani ‘bunu yapmayalım’ dedim. ‘Böyle bir şeye girmeyelim’ dedim. Başından beri söylüyorum.

Marksizm’in kurucularından Alman Friedrich Engels var biliyorsunuz, adam Almanya’dan geliyor, İngiltere’ye gidiyor orada Darwinist, sosyalist, komünist kafayı benimsiyor orada eğitiyorlar adamı. Engels’in komünist olduğu yer orası. Hayatı boyunca adam Londra’da yaşıyor Friedrich. Hindistan’ı İngilizlerin işgalinde ateşli bir şekilde savunuyor. Hem sosyalistim diyor hem de bak o acımasız işgali o sömürü düzeninde savunuyor niye? Çünkü eğitimi adam Londra’da almış. Yani malum adamlardan eğitim almış.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İngiliz Times gazetesi, İngiltere’nin savaş bölgelerindeki askerleri ilgilendiren durumlarda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin bazı maddelerinin göz ardı edilebileceğini açıklayacağını yazdı. İngiltere’nin bu adımı savaş bölgesinde zor kararlar almak zorunda kalan askerlerin ülkelerine geri dönüşte yargılanma korkusu taşımamaları için atayacağı belirtiliyor.

ADNAN OKTAR: Bir kepazeliğe hazırlanıyorlar yani bir dünya savaşı çıkarmaya hazırlanıyorlar, onun için altyapı hazırlıyorlar. Başlarına çıkacak var ama dur bakalım. Cenab-ı Allah Mehdi’sini zahir etsin. İsa Mesih’i zahir etsin. Deccalı mağlup etsin. Deccaliyeti helak etsin. Deccaliyetin şerrinden müminleri korusun.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Kolombiya hükümetiyle terör örgütü Kolombiya Devrimci Güçler Ordusu adı verilen Farc arasında ateşkes imzalanmış ve Kolombiya hükümeti terör örgütüne birçok konuda taviz vermişti. Halkın anlaşmaya karşı çıkması üzerine bir referandum yapıldı ve insanların yarısından fazlası örgütle müzakereleri kabul etmediğini açıkladı. Halk 52 yıldır 220 bin insanın ölümüne sebep olan bu örgüt üyelerinin ceza almadan sosyal hayata karışmasına karşı çıktı ve hükümetin çok fazla taviz verdiğini söyledi.

ADNAN OKTAR: Hep katil tabii, hemen hemen yüzde 90’ı katil.

Suudi Arabistan’ın haritası var mı? Bölünme haritası.

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Bakayım.  Baksana adamlar paramparça etme peşindeler. Böyle çok kolay idare edebileceklerini düşünüyorlar.

19 Mayıs da, eskiden 27 Mayıs da bayramdı. Çok gıcık bir hareket yani adam asılmasının bayramı mı olurmuş? Sonra onu kaldırdılar 27 Mayıs’ı iyi oldu. Cemal Gürsel öldüğünde biz İçmecelere gitmiştik, Şu kudret hamamları küçüktük o zamanlar orada konuşuyorlardı, o zaman duymuştum Gürsel’in öldüğünü. Çok şahıslar, tarihi şahıslar geçti dönemimizde. İnönü çıkar konuşurdu, duyuyorduk sesini ama yüz yüze görmedim. Ecevit’le atışırlardı. İnönü’nün kendine has sesi vardı.

Suudi Arabistan’da her yüz yıl 16’lı yıllarda ayaklanma ve bölünme yapılmış. 1816’da bir bölünme yapılmış, 1916’da bir bölünme ve ayaklanma 2016 şimdi bir daha hazırlık var, çok manidar bu tabii. Bu da pergelle olayın planlandığını gösteriyor. Mesela Lawrence 16 Ekim 1916’da harekatın başına geçmek için Hicaz’a geliyor, Arap isyanının başlaması. 1816’da Arap yarımadasında Vahabi ayaklanması var. 1800’lerde ayaklanma çıktığı sırada İngiliz donanması İstanbul’u kuşatıyor ve İskenderiye’yi işgal ediyor daha sonra da İngiliz Mahmut Paşa’nın tahrikiyle Kabakçı Mustafa isyanı çıkıyor ve İstanbul bir buçuk yıl çapulcuların kontrolüne geçiyor. Bak bir buçuk yıl çapulcu kontrolünde rezalet yani.  Vahabi ayaklanması uzun süre ancak Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın Mısır’da müdahalesiyle bastırılıyor. Yani Mısır’da müdahale ediliyor ondan sonra bastırılıyor.

Münafıklar ile ilgili kitap okumanız adamları daraltmış, üstüne alınıyor durduk yere.

AYLİN KOCAMAN: Çok hikmetli anlatımınız, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Hayret ya, İran eziliyor, Türkiye eziliyor, Suriye, Irak eziliyor, Hindistan, Pakistan eziliyor. Birleşelim şu iti inine sokalım. İngiliz derin devletini yok edelim demiyorlar. Ayrı ayrı feci şekilde eziliyorlar. Türkiye de çok eziliyor. Darbeyle, şununla bununla, ayaklanmayla falan ki yeniden hazırlık yapıyorlar şu an.

Recep Özdemir33, Ahit Sandığı’nın yeri konusu üzülsen de doğru. Resulullah (sav) söylüyor. Nerde?

OKTAR BABUNA: Taberiye Gölü’nde. Hatta gösterdiniz. Ortasında bir büyük bir taş birikintisi var ada şeklinde. 70 metre.

ADNAN OKTAR: Recep Özdemir. Recep’e göster haritayı, varsa. Taberiye Gölü. Bak nasıl sağlama almışlar? Göl çaka çaka su dolu. Boşaltacakları gibi değil. Birde kayalar kamyon gibi. Dev kayalar. Öyle vinçle falan çok zor kaldırılacak gibi. Öyle babayiğitlerin kaldırabileceği bir şey değil. Onun altında. Ne İsrail açabiliyor ne başka bir dünya devleti açabiliyor. Sandık, o devrin artık şartlarıyla mumlu muşamba mı katranlı muşamba mı, sarılmış vaziyette, su geçirmeyecek şekilde sarılı kat kat örtülerle. Onun dibinde saklanıyor. Zamanı gelince açılacak. Sandık-ı şerif, kutsal sandık-ı şerif. Var mı göster? Neresi burası?

BÜLENT SEZGİN: Taberiye Gölü.

ADNAN OKTAR: Bu taş yığmaları görüyorsunuz. Öyle her babayiğidin kaldıracağı gibi değil. Hiçbir sebep yok. Gölün ortasında dev bir taş yığması var.

KARTAL GÖKTAN: 60 bin ton ağırlığında.

ADNAN OKTAR: 60 bin ton ağırlığında taş yığması. Kaç metre genişliği?

KARTAL GÖKTAN: Yüksekliği 10 metre, çapı 70 metreye kadar genişliyor.

AYLİN KOCAMAN: Siz “Çok isteyecekler bulmayı arzu edecekler ama sadece Mehdi’ye nasip olacak” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Bak açamıyorlar, açamıyorlar isteseler de açamazlar. İllaki İmam Mehdi. Piramitlerin içindeki emanetler hiç ellenmemiş olarak muhafaza ediliyor. Bulunanlar yüzde biri dahi değil. Büyük bölümü duruyor orada. Hz. Yusuf (as)’un mezarı da orada. Daha bunlar açılacak. Başka?

OKTAR BABUNA: Sfenk taşını söylemiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii içinde oda var, Sfenk taşının içine girilmedi. Teknik yöntemlerle tespit ediliyor içinde bir oda olduğu. Ama içine girilemiyor. İçinde ne olduğunu da bilmiyorlar.

BEYZA BAKRAKTAR: Hz. Yusuf (as) mumyalanmış o dönemde onu bulacaklar demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii. Nemrut’un mezarı daha açılmadı.

Ikdüd Dürer sayfa 51’de diyor ki Resulullah’tan naklen: “Mehdi Tabut-u Sekine’yi” Kutsal Sandığı “Taberiye Gölü’nden çıkaracak.” Kim çıkaracakmış? İmam Mehdi.

“Selam değerli Hocam. Hükümetin içinde de İngiliz derin devletinin ajanları olabilir mi? Hürmetler.” Hükümeti bilmiyorum da AK Parti içinde olduğu görülüyor.  

Beyt-ül Makdis, Hz. Musa (as)’dan Hz. İsa (as)’nın zamanına kadar peygamberlerin toplantı yeri ve mukaddes vahiy merkezi olmuş, hep vahiy oraya inmiş. Mukaddes merkez. İsra Suresi’nin ilk ayetinde belirtildiği gibi, Peygamberimiz (sav) de miraca giderken oraya uğruyor. İslamiyet’in ilk yıllarında Kıble Beyt-ül Makdis’ti biliyorsunuz. Resulullah (sav), Beyt-ül Makdis’e doğru kılıyor namazı o zamanlar. Hatta Medine’ye hicret ettikten sonra da yine 16 ay Beyt-ül Makdis’e yönelerek namaz kılmaya devam etti, sonrasında şeytandan Allah’a sığınırım, “Yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir, nerede olursanız yüzlerinizi o yöne çevirin.” (Bakara Suresi, 144) ayeti inince artık kıble Kabe oldu. Yeryüzüne yapılan ikinci mescit Beyt-ül Makdis. Günümüze gelen o Kubbet-üs  Sahra binası, Emevi halifesi Abdülmelik bin Mervan tarafından inşa ettiriliyor. O şiirde adı geçen. Ayrıca Mervan bu mevkiinin hemen yanına Mescid-i Aksa adı verilen Ömer Cami’ni inşa ettirmeye başlıyor. Karşı tarafında biliyorsunuz. Orada kaya üzerine yazılı bir şiir bulunuyor toprağı kazılırken. Şiirde Peygamberimiz (sav)’in adı olarak Adnan diye geçiyor. Adnan. MaşaAllah. Taş üstüne yazılmış.

“Abdülhamit’e niye laf söylüyorsun Adnan Hoca, yazık değil mi adama? Kemikleri sızlayacak” diyor. Ali Çavuş. Kemikleri niye sızlasın? Milletin kemiği sızlıyor biz onu tedavi ediyoruz. Milletin kemiğini sızlatmışlar, vatan toprakları verilmiş, her yere kerhaneler açılmış, meyhaneler açılmış, şarap, rakı fabrikaları açılmış bunun yanlış olduğunu söylüyoruz, iyi mi yaptı diyelim? Veli mi ilan edelim öbürleri gibi? “Adam çok güzel yaptı” diyor. “İyi yaptı” diyor. “Velidir kendisi” diyor. “Velayetine de zarar vermez” diyor. Bütün milleti duman altı yapıyor, tütün fabrikaları kuruluyor her yer tütün fabrikalarıyla dolduruluyor, biz bu yanlıştır diyoruz, yazık oldu diyoruz Osmanlı evlatlarına, Türk evlatlarına. Bu yanlış bunun tekrarı olmasın diyoruz, ayrıca acıyorum ben adama da bir şey dediğim de yok. Küfredilmesin diyorum, hakaret edilmesin insandır hata yapmıştır Allah affetsin diyorum.

“Adnan Hocam, neden bu kadınlar bu kadar güzel? Ne yapıyorsunuz bunlara?” Onlara ne yapıyorum? Kuran’ı anlatıyorum, İslam’ı anlatıyorum ve imanla güzel oluyorlar, imanı zafiyeti insanı karartır.     

“Neden sadece Adnan Oktar konuşuyor?” Otuz kere dedim, bak daha demin hanımlar konuştu kapatmışsınız şimdi beni konuşturmayın. Baksana hakikaten haberi bile yok.

Bu Alevi canlarımızın iftarı hakkında bana yeniden bir bilgi versene.

KARTAL GÖKTAN: Arkadaşlarımız Ankara’da pazartesi gecesi sizi temsilen Dünya Ehlibeyt Vakfının Muharrem ayı iftar yemeğine davetli olarak katıldılar. Dünya Ehlibeyt Vakfı Genel Başkanı Sayın Fermani Altun konuşmasını yaparken size çok selam ve hürmetlerini iletmemizi istedi.

ADNAN OKTAR: Aleykümselam.

KARTAL GÖKTAN: Yemeğe Cumhurbaşkanı Baş Danışmanı Yalçın Topçu, AK Partili Genel Başkan Yardımcıları Cevdet Yılmaz, Öznur Çalık, eski Bakanlar Sema Ramazanoğlu, Hüseyin Çelik. Anayasa Mahkemesi eski Başkanı Haşim Kılıç gibi isimlerin dışında pek çok siyasi, bürokrat, hukukçu ve iş adamı katıldı. Bu resimde arkadaşlarımız İbrahim Tuncer, Özlem Şener. Yargıtay Hukuk Dairesi Onursal Başkanı Sayın Ali Turhan, Sayın Fermani Altun. Ses sanatçımız Sayın Mustafa Sağyaşar, Ceyda Ertüzün, Hüma Babuna ve Aylin Atmaca beraber görülüyor. Sayın Mustafa Sağyaşar, ne zaman Silivri’den eski çiftliğin önünden geçse hep sizi andığını söylemiş. Bu resimde ortada AK Parti Genel Başkan yardımcısı Milletvekilli Profesör Yasin Aktay’ı görüyoruz. Sağda AK Parti 25. Dönem Milletvekili Profesör Mazhar Bağlı. İftarda Kuran tilaveti sonrasında konuşmalarda ayet ve hadislerle birlik, sevgi mesajları verildi ve İslam dininin sevgi dini olmasından bahsedildi. Saadet Partisi Genel Başkanı Sayın Mustafa Kamalak, arkadaşlarımız İbrahim Tuncer ve Hüma Babuna ile birlikte görülüyor. Sayın Kamalak size çok selamlarını iletti. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve eski Bakan Sayın Cevdet Yılmaz, İbrahim Tuncer’le birlikte. Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Sayın Mustafa Destici ve Büyük Birlik Partisi Genel Sekreteri Sayın Üzeyir Tunç. Cumhurbaşkanlığı eski Başdanışmanı ve Merkez Bankası eski Başkanı Sayın Durmuş Yılmaz. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Sayın Yalçın Topçu ve Azerbaycan halk kahramanı Sayın İbad Hüseynov. Ses sanatçımız Mustafa Sağyaşar ve dünya Bektaşileri Genel Temsilcisi Bektaşi Babası Sayın Hüseyin Başer. Hüseyin Başer Baba, “Adnan Hocamız geçen seferki iftarda benden bahsetmiş çok memnun oldum. Kendisi çok değerli bir insan, çok selam ve sevgilerimi iletin.”

ADNAN OKTAR: Aleykümselam, asıl değerli olan o, ellerinden öpüyorum. MaşaAllah, Alevi kardeşlerimizin iftarlarını yine tebrik ediyoruz Allah tekrarına erdirsin, hepsini çok seviyoruz.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Ünlü yönetmen ve reklamcı Sinan Çetin’in oğlu Rüzgar Çetin, bir araba kazası yapmış ve bu kazada bir polis memurunun şehit olmasına, diğerinin yaralanmasına sebep olmuştu, tutuklanmıştı. Sinan Çetin şehit polisin ailesine giderek oğlunu affetmesini, olayın bir kaza olduğunu, oğlunun ve kendinin çok üzgün olduklarını defalarca ifade etti. Kazadan bir yıl sonra şehidin ailesi ve eşi şikayetlerinden vazgeçtiler ve tutuklu yargılanan Rüzgar Çetin tahliye edildi. Şehidin eşi bunu para karşılığı yapmadıklarını sadece artık uğraşmak istemediklerini ifade etti. Ancak bu açıklamaya rağmen tüm gazetelerde ısrarla şehit ailesinin Sinan Çetin’den kan parası aldığı ve Rüzgar Çetin’in zengin çocuğu olduğu için serbest bırakıldığına dair haberler yapılıyor ve şehit ailesi ağır şekilde eleştiriliyor.

ADNAN OKTAR: Kardeşim böyle insanlar malum tipli insan, bunlar sevgiden, merhametten, şefkatten uzak insanlar. Bunlar kimseyi sevmiyor zaten, bunlarla oturup muhatap olmak işte bunlar böyle bir şey dedi demek bunlar malum adamlar olduğuna göre, bunların da malum açıklamalar yapacağına göre, bunlara malum karşılık verip muhatap olmamak lazım. Kale almanın alemi yok. Mesela değerli aklı başında bir insan söylese tamam ama bu tipler belli ne oldukları, genelde de böyle tiplere çok önem veriyorlar. Adamın nüfus cüzdanı olması yeterli bir şey değil ki. Vay diyor adamın nüfus cüzdanı var. Adamın kalbi yok, şefkati yok, merhameti yok, sevgisi yok, derinliği yok yani kale almaya gerek yok. Bir tarafta nur gibi bir şehit ailesi var. Bu insanlar zaten bir şehit vermiş tertemiz insanlar. Zaten dünyadan geçmiş adamlar kan parası bilmem ne, ne para verecek? Adamlar fakir gelmiş, fakir gidiyor, fakir yaşıyorlar velev olsa da zaten dinimize uygun. Zaten tazminat dinimize göre doğru olan bir hareket, ibadet olan bir hareket, Kuran’da var bunun hükmü. İbadet yapmış olsalar zaten çok güzel olur ama bu insanlar paraya tenezzül edecek insanlar değil, fakir yaşayan insanlar, hayatları herkesin önünde, bu güzel insanlara böyle iftira atmak, çirkin sözler söylemek malum insanların tavrı. Bu insanları daima bu sınıfta, bu yapıda görüp sözlerine ehemmiyet vermemek lazım. Mesela buraya da yazıyor adam küfrediyor bilmem ne yapıyor falan adam, bir topluluk bunlar, sevgiden, merhametten, dostluktan, kardeşlikten uzak, kin ve nefret dolu, insanların hiçbirini sevmeyen, hayatta hiç sevdiği bir şey yok, hepsine karşı bir uzaklığı var. Şeytanı sevmesi aklım alır, küfrü sevmesi aklım alır ama onları seviyor. Ama iyi insanları, güzel şeyleri sevmiyor mesela affetmeyi sevmiyor, merhameti sevmiyor, dostluğu sevmiyor, bir insanın mutlu olmasını sevmiyor. Ama bir insana kötülük yapılırsa seviyor, zulüm yapılırsa seviyor, canı yakılırsa seviniyor, seviniyor buna bayağı, onun için bunları eğitmek gerekiyor.

Cenab-ı Allah her konuşmayı, her tavrı müminlerin hoşuna gidecek şekilde yaratıyor, sabırlı olarak kaderi izlemek lazım. Her şey hayırla olur, her şeyi getiren Allah’tır, götüren Allah’tır, bildiren Allah’tır, konuşturan Allah’tır; bu unutulmadığında Allah kulunu sever, bu unutulduğunda Allah’ın zoruna gider bu. Yani bütün gücün, kuvvetin Kendinde olduğunu sürekli bilmek lazım. Allah’ı yalnız bıraktın mı Allah insanları yalnız bırakır. Allah ayette diyor; “Siz Beni unutursanız,” şeytandan Allah’a sığınırım. “Ben de sizi unuturum” diyor. Unutulmak ne demek biliyor musunuz? Dipsiz karanlığa doğru kaybolup gitmektir Allah esirgesin. Gayya kuyusuna tepesi üstüne gitmektir, ucu bucağı gelmeyen bir düşüş. “Beni unutmayın, Ben de sizi unutmayım” diyor Allah. “Beni unutursanız Ben de sizi unuturum” diyor. Allah’ı düşünmezse kul, Allah da onu kaale almaz. Bakara Suresi 152’de Cenab-ı Allah; “Öyleyse (yalnızca) Beni anın, Ben de sizi anayım; ve (yalnızca) Bana şükredin ve (sakın) nankörlük etmeyin” diyor Allah. Allah’ın nefret ettiği bir şey nankörlük etmek. Zümer Suresi 53’te Cenab-ı Allah; Şeytandan Allah’a sığınırım. “(Benden onlara) De ki: "Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü taşıran kullarım. Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir."  Adam münafık da olsa, kafir de görse kendini tövbe eder, halini düzeltirse olur ama Allah’ı kandırmaya kalkarsa Allah her seferinde belasını verir. Allah’la oyun oynamaya kalkarsa başı belaya girer, küfre meraklı olmayacak, küfre hayran olmayacak, küfre yalakalık yapmayacak, küfür yancısı olmayacak. Fetih Suresi 4. “Mü'minlerin kalplerine, imanlarına iman katıp-arttırsınlar diye, 'güven duygusu ve huzur' indiren O'dur.” Bak “Müminlerin kalplerine” şeytandan Allaha sığınırım. “İmanlarına iman katıp-arttırsınlar diye,” Neye yarıyormuş? İmanlarına iman katıp arttırmaya yarıyor. Ne? Güven duygusu ve huzur. Onun için anarşinin, terörün olduğu yerde insanların imanları zayıf oluyor. Güven duygusu ve huzur, tefekkür ve derinlik sağlar. “Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır:” Bak “Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır,” yani melekler ve cinler, “yerde de bütün ordular” Çin ordusu, Rus ordusu, Amerikan ordusu, Türk ordusu, kimin? “Benim” diyor Allah.  “Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” Mesela biri bir yere saldırdığında onu saldırtan Allah oluyor. Rad Suresi 28, “Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah'ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur.” Adam buna inanmıyorsa istediği kadar ilaç alsın, istediği kadar gevezelik yapsın, kendini yerden yere atsın, artistlik yapsın, küfre istediği kadar kendini beğendirmeye çalışsın sıkıntı onu boğar. Tek kurtuluş Allah’ın zikriyledir. Allah’ı zikretmedi mi ıstırap insanın her tarafını kaplar. Tevbe Suresi 51, “De ki:” şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah'ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez.” Dişi ağrısa, burnu ağrısa, bir yeri kaşınsa hepsini Allah yaratır.  “O bizim Mevlamızdır. Ve mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler.” Mesela adam duruyor otururken birden bakıyorsun şöyle bir yanağını kaşıyor, daha anasından doğmadan o kaşınma hissi var, eliyle hafifçe bir kaşıyor kurtuluyor. Yahut mesela ayağı ağrıyor bir parça, ta annesinden doğmadan hazır o, tek tek yaratılır onlar en ince detayına kadar, o yüzden her şeyi Allah’tan istemek lazım. “Beni anın Ben de sizi anayım” diyor Allah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ve dua edin” diyor. “Dua ederek Bana yaklaşın” diyor. “Sürekli Benimle sıcak bağlantı halinde olun” diyor Allah.         

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar ile Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü