Harun Yahya

Sohbetler (9 Ekim 2016; 10:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz, inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Theodor Herzl 10 Mart 1896’da Anglikan İngiltere Kilisesi Rahibi Alman Lian Hehler’le tanışıyor. Çoluk-çocuk soy-tarikat beraber bir resmi var. Göster. Çocuklar da çok şeker. Evet. Rahip Hehler, Theodor Herzl’den çok önce 1883’te İstanbul’da saraya İngiliz kraliçesinin mektubunu getiriyor. Mektupta, Abdülhamit’ten Musevilerin Filistin’e yerleşmesine izin vermesi isteniyor. Büyükelçinin mektubu vermediği yazıyor bizim tarihçiler. Buz gibi de vermiş. Şimdi bıraksınlar bunu. Theodor Herzl’i Musevi devletini Kudüs ve çevresinde yani bugünkü İsrail’de kurulması gerektiğine ikna eden rahip Hehler. Theodor Herzl istemiyor yani İsrail’de bir devlet kurulmasını. Bu Hehler, Theodor Herzl’e tarihi ve askeri haritalar üzerinden İsrail devletinin nerede kurulması gerektiğini anlatıyor. Hz. Süleyman (as) sarayının maketini gösteriyorlar. Ve Theodor Herzl’i İsrail’in Filistin’de kurulması gerektiğine ikna ediyorlar. Tabii o iknanın şekli sadece sözlü bir ikna değil. Bu tip yapılanmalar adamı alır-götürürler tenha bir yere, şatoya matoya götürüyorlar orada ikna ediyorlar. Yani geri dönüşü mümkün olmayacak şekilde. İknanın şeyi bu. Bunu seçmişler, “sen önde olacaksın” diyorlar, tipi falan uygun. Cinayet işleyen adam öldüren bir tip. Yani her yol var adamda aşağı yukarı. Onun için bunu seçiyorlar. Zaten bu işlerin adamı. Alman ırkının üstünlüğüne inanıyor. Yani biraz fikir yönünden cins.

Chaim Weizmann, İsrail’in ilk cumhurbaşkanı. İsrail vatandaşlığına geçene kadar İngiliz vatandaşı. İngiliz hayranı. Manchester’de yetişiyor. Dönemin İngiltere Başbakanı Lloyd George, Chatham House başkanlarından Lloyd Roberts Cecil, o da İngiliz devlet adamı. İngiltere Dışişleri Bakanı Arthur Balfour İngiltere’nin Filistin Sömürge Valisi Harvard Samuel Filistin’de Musevi devleti kurulması için çalışan İngiliz devlet adamları. Yani bu kadro bu kararı veriyor. İsimleriyle tek tek göster.

BÜLENT SEZGİN: Lloyd George, Lloyd Roberts Cecil, Arthur Balfour, Harvard Samuel.

ADNAN OKTAR: Fazla kalabalık olmaz böyle şeylere karar verenler. Toplu kararı açıklıyorlar. Adamı da görevlendiriyorlar, birçok cinayeti var. Abdülhamit’e de cinayet teklif ediyor zaten. “İstediğin gibi adam öldüreyim” diyor. İsim isim de veriyor.

İngiltere’nin Filistin Sömürge Valisi Harvard Samuel, ‘Filistin’in geleceği’ konulu İsrail’in kurulması gerektiğini anlatan bir raporu İngiltere kabinesine sunuyor. İngiltere kabinesinin haberi de yok aslında, büyük bölümünün. Bak kabineye sunuyor adam, bir kişi sunuyor. Daha sonra Ortadoğu sınırlarını belirleyen Sykes-Picot Anlaşması ve İsrail’in kurulması sürecini resmileştiren Balfour deklarasyonu bu raporu temel alarak oluşturuluyor. Toplam yapanlar 10 kişi, 15 kişi falan oluyor. Parlamentonun da haberi olmuyor. Parlamentoya geliyor zaten parlamentoya “kabul edeceksiniz” diyorlar, adamlar kabul ediyor. Böyle şeyler hemen kulaktan kulağa yayılıyor. Yani aksini yapmak olmuyor zaten onların açısından. Alıştırmışlar, adamlar “tamam” diyor.

1915’te Ortadoğu’yu bölen haritayı çizen İngiliz Mark Sykes, İngiliz istihbaratı ve İsrail’in ilk Cumhurbaşkanı Chaim Weizmann’la toplantı yapıyorlar. Bu toplantıda Sykes, Siyonistlerinin liderliğinin Weizmann’a geçmesini istiyor. 1917 seçimlerinde Weizmann dünya Siyonist hareketinin lideri oluyor. Bak bir kişi söylüyor bitiyor görüyor musunuz? Yani İsrail halkı seçmiyor, Museviler seçmiyor bunu bir kişi söylüyor. İngiliz derin devleti adına söylüyor “bu değişsin” diyor değişiyor. Raporu iki kişi hazırlıyor yahut bir kişi hazırlıyor getiriyor meclise sunuyorlar meclis kabul ediyor. Aksi yok yani.

BÜLENT SEZGİN: Mark Sykes’i gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Evet, işte Sykes-Picot Anlaşması’ndaki bu Sykes.

Ne diyelim? Bir etiket yapalım “Bundan sonrası sevgi birliği” diyelim, evet.

Mesela Filistin’de Yahudilerin nereye yerleşebileceklerine dair ilk raporu İngiliz yazar ajan Laurence Oliphant hazırlıyor. Bir kişi. Bu raporu Abdülhamit’e iktidara gelmesinden iki yıl sonra sunuyor. Ondan sonra konu bitiyor. Derin devlet böyle oluyor, kalabalık adamlardan oluşmuyor. Adam ayakkabıyla cumhurbaşkanının odasına gidiyor, biliyorlar yani adamların ne tip adam olduğunu. Halen de öyledir. Derin devlet mensupları başbakanın odasına falan elini-kolunu sallayarak girer. Kapıda tanırlar öyle tipleri. Cumhurbaşkanının da mekanına gidiyor “bu şöyle olacak” diyor. Bir kişi söylüyor konu bitiyor. Çünkü derin devletin yöntemlerinde adam öldürmek suç değil. Savcı, hakim ve mahkemeler derin devleti ilgilendirmez. Yani derin devlete çalışmaz bu sistem. Hiçbir mahkeme Yargıtay da dahil derin devleti bağlamaz. Derin devlet bunun üstünde olmuş oluyor. Adam eskaza Yargıtay’a öyle bir gitse Yargıtay’ın üyesini öldürüyorlar. Daha önce gördünüz, gözdağı veriyorlar. Yani öyle bir konuları olmuyor. En başına gidiyor, -Türkiye için demiyorum farz edelim başka bir ülkede- Yargıtay’ın başkanı oluyor, gidip söylüyorlar diyorlar “böyle bir yanlışlık olmuş sen bunu hallet” diyorlar. Hayret edilecek şekilde konu tersine dönüyor.  

Mesela bak, Türkiye’de Ergenekon, balyoz davaları falan vardı bayağı şiddetle herkes savundu. Sonra şiddetle herkes aksini savundu. Şimdi yeniden tersini savunan oluyor. Yani ilginç gelişmeler oluyor. Buna etki eden sistemler oluyor tabii ki.

Ama Abdülhamit’ten Allah razı olsun, İsrail devletinin kurulmasına vesile olduğu için çok büyük sevaba girdi. Bu yüzden eğer ‘Ulu Sultan’ diyorlarsa bu yönüyle tamam, bu yönüyle ulu sultan. Yani İsrail devletinin kurulmasına sebep olmasından dolayı övüyorlarsa o yönüyle ben de övüyorum. Ben de ‘Ulu Sultan’ diyorum. İsrail devletinin kurulmasına vesile olduğu için. O garibanlara bir yurt sağladığı için hakikaten ulu sultan. Oradan takdir diyorum.

KARTAL GÖKTAN: Son dakika haberi var Adnan bey.

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: Hakkari’nin Şemdinli İlçesi’ndeki bir karakola bomba yüklü araçla saldırı düzenlendi. Durak Jandarma Karakolu’na düzenlenen saldırıda 6 askerin şehit olduğu bildirildi. Aralarında sivillerin de bulunduğu 7 kişi yaralandı.

ADNAN OKTAR: İngiliz derin devletinin alçakları kudurdular. Türk milletini de kokutacaklarını zannediyorlar. Kardeşim 6 kişi, bak bizim sayımızı tekrar söylüyorum 83 milyonuz. 6 kişi gittiğinde 83 milyon duruyor demektir. Çünkü şu anda da doğumlar oluyor, şu an devam ediyor. İsterse günde 60 kişi şehit etsinler hiçbir netice alamazlar söyleyeyim. Bu Sykes-Picot Anlaşması’yla yapılan Türkiye’yi bölme mantığına asla müsaade etmeyeceğiz. Sevr’le neticelendirilen bu anlaşmayı darmadağın edeceğiz. Müsaade etmeyeceğiz. Bir de delikanlıca çıkıp karşılıklı müsademeye yanaşmıyorlar. Hep kalleşlikle, hep alçaklıkla.

Aslanlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Allah şehadetlerini makbul etsin. Gaziler varsa gazilere de Allah gazalarını mübarek etsin, gazilikleri kutlu olsun. Allah annelerine babalarına uzun ömür sabrı cemil nasip etsin.

Kültür Bakanlığı filmlerini artı 18 olduğu için gösteremiyormuşuz. Önceden haber verilip ondan sonra gösterilebiliyor.

“Bir depremdir ki Rabbin kitabında Mehdi’ye ihanet edilince Allah bazı Türk beldelerini depremle yıkar” diyor. Bak, “Hz. Mehdi (as)’a ihanet edilince Allah bazı Türk beldelerini depremle yıkar” diyor. Allah muhafaza, Allah muhafaza. Tabii ki depremde vefat eden kardeşlerimiz, vefat etti demiyoruz ona, şehit olanlar cennete giderler. Yaralananlar gazi hükmündedir, malı-mülkü gidenler de sadaka hükmündedir. Ama bu tip olaylarda neden diye düşündüğümüzde Resulullah (sav) açıklıyor, bak “Rabbin kitabında” diyor Allah’ın kitabında “Rabbin kitabında Mehdi’ye ihanet edilince Allah bazı Türk beldelerini depremle yıkar.” (Kitabu’l Cifr, İmam-ı Ali, sayfa 350) “Türk beldeleri” diyor. Çok acayip bir laf bu. Hz. Mehdi (as)’ın da yine Türk beldesinde olacağı anlaşılıyor.

Hiçbirini anlatamıyoruz. Homoseksüellikle ilgili anlatımlarının hiçbiri anlatılacak gibi değil. Yine de bana getirsinler de dosya olarak, ben okuyabildiğim kadar kısmını okuyayım.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Ümit Kocasakal cemaatlerle ilgili şöyle bir açıklama yaptı: “Tarikat ve cemaatler zenginlik falan değil. Çağdaş bir toplumun ve cumhuriyetin temeline konulmuş, pimi de emperyalizmin elinde olan dinamitlerdir. Gülen’i temizliyoruz derken bunun yerine başka tarikatlara cemaatlere yol açıyorlar. Ve Türkiye’yi yine aynı tehlikelere maruz bırakıyorlar. Bugün özellikle yargı içinde milli eğitim ve sağlıkta başka cemaat ve tarikatlara yol verildiğini görmüyor muyuz? Aptal mıyız biz? Aynı tehlikeleri tekrar yaratıyorlar. Hiç mi ders almadılar?”

ADNAN OKTAR: Eskiden beri cemaatler tarikatlar hep devletin içinde olmuştur, hiçbir sorun da çıkmıyordu. Burada devletin içine sızan İngiliz derin devletidir, tarikat değildir. Nerenin tarikatı? Tarikatlar garibandır. İngiliz derin devletine kaptırmıştır yakayı Fethullah Gülen cemaati, konu bu.

Kısa bir ara verelim devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Selam.

DAMLA PAMİR: Aleyküm Selam.

ADNAN OKTAR: Muhabbetiniz bol olsun inşaAllah. Konu nedir?

BEYZA BAYRAKTAR: Münafığın Müslümanlara attığı iftiralar. Elçileri hedef alması ve özellikle elçiler hakkında propaganda yapması.

ADNAN OKTAR: Münafık imansız oluyor fakat o imansızlığını gizliyor. Tabii Müslümanlığa hizmet etmek de imansız olduğu halde çok onu kızdırıyor. Çözüm arar sürekli münafık yani hem Müslümanların imkanlarını kullanmak ister. Hem onlara zarar vermek ister. Hem de o dinsizliği içerisinde nasıl hayat yaşayabilir onun bir çözümünü arar. Onun için o çırpınmalar yaptığı ahlaksızlıklar, pislikler hep ondan kaynaklanır. Fakat o da olmazsa cihat olmuyor işte mücahede olmuyor, münafık olmazsa. Mesela İngiliz derin devleti olmasa, Mehdiyet olmuyor. Hayat durağan oluyor. İllaki Allah onları öyle yaratıyor, fitne kaynağı olarak. Müslümanın cennetteki makamı onlarla yükseliyor. Yoksa durağan sabit bir yapı olmuş oluyor. İlerleme için buna ihtiyaç var. Şeytana ihtiyaç var. Nefse ihtiyaç var. Münafığa ihtiyaç var. “Münafık gösteriş olarak gösterişli” diyor Cenab-ı Allah ayette “bakarsın” diyor. Küfrün de çok itibar ettiği bir mahluktur münafık. Çünkü hem Müslüman görünümlü hem Müslümana düşman. Çok aranan bir şey onlar için. Çünkü direkt kafir olarak Müslümanların içerisinde bir insanın zararlı bir faaliyette bulunması çok zor, bayağı güç. Ama münafık olarak hem Müslümanların içine giriyor. Hem orada istihbarat sağlayabiliyor. Hem de Müslümanlardan ayrıldıktan sonra Müslümanları iyi tanıdığı için Müslümanlara saldırıda o tecrübesini kullanıyor. Ama tabii çok kolu kanadı kırılmış olur. Münafığı Allah böyle aslanın eline düşmüş küçük bir domuz gibi yaratır. Aslanın elinden o kurtulamaz. Debelenir, kaçar, bağırır, çağırır ama aslan onunla adeta oynar. Münafığın özelliği budur. Çaresizliğinden dolayı da bütün hayatı cehennem gibidir münafığın. Çok gergindir. İman huzuru hiçbir şekilde oluşmaz. Mesela derin devletlerde de öyle hiç huzur yoktur. Adam öldürürler. Suikast hazırlarlar. Mesela darbe hazırlığı yapıyor. Acayip geriliyor. Mesela yemek yemeye geliyor birden haber geliyor. Diyorlar “darbe erkene alındı hadi kalkalım” falan. Münafık için çok zorlu bir hayat bu. Oradan hapse girer. Oradan dövülür sövülür. Sonunda ya intihar ediyorlar. Ya biri öldürüyor. Bütün hayatı kepazedir. Ahirette de sonsuz cehennem. Sürekli ızdırap içindedir.

BEYZA BAYRAKTAR: Baştan münafık olarak mı yaratılır? Sonradan mı münafık olur?

ADNAN OKTAR: Baştan Allah öyle yaratıyor. Hasta ruhla yaratılıyor.

BEYZA BAYRAKTAR: Müslümanların arasına ilk geldiğinde kendinin münafık olduğunu bilir mi? Yoksa sonradan mı fark eder?

ADNAN OKTAR: İlk geldiğinde zaten nemalanmak için geliyor. Ama sonra münafıklığı şiddetlenir. İlk geldiğinde direkt çıkar için. Bir köpek nasıl yemek bulduğu yere gelir. Bir köpek gibi, bir hayvan gibi gelir. Yemek yemek, eğlenmek işte bir imkan bulabilmek, çıkar sağlayabilmek için gelir. Ama sonradan imanı gördükçe müminlere karşı kini artar. Kuran okundukça artar kini. Allah diyor ya ayette. “Onların öfkelerinden başka bir şeyi artırmıyor” diyor. Yeni bir ayet gelmesi onların nefretini daha da artırıyor diyor Allah. Nasihatleri falan onları daha da azgınlaştırır münafığı. Ama bir kuluçka devresi var. Verem hastalığı gibidir. Önce yavaş yavaş yavaş gelişir. En sonunda kopmayla neticelenir. Yani Müslüman topluluğundan ayrılır. Sonra o dönemden sonra yine onun ikinci dönemi oluyor. Artık var ya hayvanlarda dönemler. Bunun da yeni bir dönemi oluyor. Ondan sonra Müslümanlara saldırma dönemi vardır. Sonra bıkkınlık ve bezginlikten kendi içine dönüp kendi münafıklarıyla beraber sakin yaşama dönemi olur. Ama sürekli Müslümanlar hakkında da bilgiyi elde edebilmek için bekler. Diyor ya “Müslümanlardan ayrılıyor uzaklarda bedevi Arapların içerisinde sizin haberlerinizi izlerler” diyor beklerler. Yani Müslümanlar aleyhinde ne yapabilir? Mesela küçük küçük küçük küçük kendince ataklar yapmaya çalışır. Ama güçsüz yaratılır münafık genelde. Fakat derin devlet desteklediği münafıklar daha avantajlı oluyorlar. Fakat tabii onların çökme yönleri daha da güçlü oluyor. Çünkü derin devlet de onların kanını emer adeta. Her yönde kullanmak ister. Mesela cinsel yönden kullanır. Emek yönüyle kullanır. Güç yönüyle kullanır. Her yönüyle kullanmak ister. Kullandıktan sonra posası çıkınca da atar. Çünkü derin devlette merhamet olmaz. Güce tapar çünkü derin devletler. Mesela İngiliz derin devleti güç kimdeyse ondan yanadır. Mesela adamın bir siyasi görevi vardır. Bir yerdedir o kadar. Ama görevinden alındıktan sonra onu kaale almaz. Adam yerine de koymaz. O onun için artık bitmiştir. Bir daha arayıp sormaz, ilgilenmez. Yavaş yavaş bağını kopartır. Ama önemli bir görevdeyse ısrarlı bir alaka, ısrarlı bir ilgi içerisinde olur.

Evet, Fikret dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hürriyet Gazetesi’nde bugün “PKK’nın yeni ideolojisinin fikir babası kim?” Başlıklı bir haber yayınlandı. Haberde Hürriyet yazarı Fikret Bila’nın yeni kitabı tanıtılıyor. Bila, kitabında PKK ve Öcalan’ın gençleri örgüte kazandırmak için eskiden Marksist, komünist ideolojiyi kullanırken 2000 yılından sonra Bukçin adı verilen bir kişinin fikirlerinden etkilendiğini ve ideolojisini değiştirdiğini iddia etti. Komünizm yerine Komünalizm fikrini savunmaya başladığını yazdı.

ADNAN OKTAR: Foseptik, pislik, lağım hepsi aynı laflar yani. Sanki komünist terörizm, komünalci terörizm, süper komünal pislik sistemi bunların hepsi birbirinin aynı. Bukçin gider bilmem ne çin gelir. Bu değiştirmez. Gereksiz bir açıklama, gereksiz bir ilave. Çünkü bunlar zaten Darwinist, materyalist, ateist, Allah’a, dine, İslam’a, Kuran’a karşı komünal toplumu savunan, ahlakı, dini, aileyi kabul etmeyen bir sitem. Komünizm bu. Komünizme sen birine tomünizm de, birine comünizm de fark etmez ki, hepsi birbirinin aynı. Gereksiz girişimler bunlar. Duyan da “ha bu adamlar komünist değilmiş” diyecek. Bin birli türlü kıvırmanın içindeler. Anlattığı yine komünizm yine komünizm. Nasıl YPG, PYD, PKK ayrı değilse komünizmle de bu ayrı değil. Hepsi aynı.

Ortadoğu’yu böyle paramparça eden suni sınırlar çizen Gertrude Bell İngiliz Ajanı, Irak’ın sınırlarını belirleyen kadın. Harvard Samuel. İngiltere’nin Filistin sömürge valisi Lord Rotschild. Chatam House’nin kurucularından Churchill. İngiltere eski başbakanlarındandır biliyorsunuz Churchill. Hepsi bir aradalar bir resim var. Hep İngiliz derin devletinin elemanları. Casuslar şunlar bular gariban ve Arap liderler. Felaketin tablosu. Mesela yine Churchill İngiltere ajanı Laurance daha sonra Ürdün kralı olacak birinci Abdullah hepsi biraradalar. Perişanlığa bak. Laurance devlet başkanı gibi yetkisi. Devlet başkanı atıyor adam. Yani Ürdün’e kral atıyor tek başına. İsrail’in ilk cumhurbaşkanı olan İngiltere’de yetişen Chaim Weizmann ve İngiltere’nin Irak’ı kurup başına atadığı Kral Faysal. Bunları biraraya getirip tanıştıran da İngiltere. Birbirine çok zıt iki insan İngiltere ikisini bir araya getirmiş.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir kültür programının açılışında gençler konuşma sırasında tekbir getirince Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı gençleri bu konuda uyaran bir konuşma yaptı. “Sevgili gençler bu konuda bir uyarıda bulunmak istiyorum. Bizim binlerce kültürümüzde tekbirin slogan olarak kullanılması yoktur. Bir arkadaşımızın çıkıp tekbir diye bağırması ve sonra diğer arkadaşlarımızın slogan atıyor gibi tekbir getirmesi bizim kültürümüzün estetiğinde yok. Bu son zamanlarda çıkan bir adet” dedi. Ancak bayram namazı gibi vakitlerde tekbir getirilince etkili olduğunu söyledi.

ADNAN OKTAR: Evet. Canım boş slogan olacağına tekbir olsun ne var yani? Bin bir türlü ipsiz sapsız slogan var. Bizim adetimizde yok işte yapıldıktan sonra adet olur zaten. İki kere yapılsa adet olur üçüncüsünde o  zaman uygulanması gerekir. Yüzlerce kere yapıldığına göre o da adet olmuş artık. Ondan tedirgin olmasına gerek yok Nabi Hoca’nın.

Rusya’nın Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Vitaly Çurkin İngiltere’nin sömürgecilik döneminden kalma alışkanlıklarını sürdürmek istediğini söyleyen Çurkin, “Bağımsız ülkelerin içişlerine müdahale etmekten vazgeçin. Sömürgeci alışkanlıklarınızı bırakın belki o zaman bazı bölgedeki durum iyileşir” ifadelerini kullandı ve Rusya çok güzel bir atağa geçti. Geçen günler İngiliz derin devletine dikkat çekmişti Rusya. Bu sefer de yine Rusya’nın önemli bir açıklama bu. Çünkü Rusya büyük bir millet, büyük bir devlet. Rusya’nın Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi. Birleşmiş Milletler’de resmi açıklama yapıyor Rusya. Rusya’nın Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Vitaly Çurkin. İngiltere’nin sömürgecilik döneminden kalma alışkanlıklarını sürdürmek istediğini söyleyen Çurkin “Bağımsız ülkelerin içişlerine müdahale etmekten vazgeçin.” Yani Türkiye’ye, Rusya’ya hiçbir ülkeye müdahale etmeyin. Ey İngiliz derin devleti aklınızı başınıza alın diyor. Bakın İngiliz derin devletine karşı aldığımız tavır bütün dünyayı sallıyor şu an. Rusya’ya da helal olsun tebrik ediyorum Putin’i de. İngiliz derin devletine esaslı şekilde atağa geçti Rusya. Türkiye’de de yazarlarımız çizerlerimiz büyük bir bölümü esaslı şekilde atağa geçtiler. Bu karanlık sistemi tamamen Allah’ın izniyle tertemiz edeceğiz. İlimle irfanla.

İngiltere şimdi de Suudi Arabistan’ı bölmek için devreye girdi. Haritası da hazır. Türkiye’nin haritası. Suriye’yi bölmek istediler Suriye şiddetle karşı çıktı Allah’a çok şükür bölemediler. Şimdi Rusya’da Suriye’ye yerleşti adeta. İngiliz derin devleti ilk defa rezil oluyor. Mehdiyet’in bereketiyle. Adım atamıyor yani.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: CHP Ankara Milletvekili Murat Emir, tarikat ve cemaatlerle mücadele edilmesi için meclis araştırması açılmasını istedi. Tüm cemaatlerin ekonomik güçleri, yerel ve uluslararası bağlantılarının araştırılmasını talep etti ve şunları söyledi; “Cumhuriyet ile çıkılan çağdaş dünya hedefinde karşılaşılan en büyük engel tarikat ve cemaatler olmuştur. Bunlar özellikle Demokrat Parti döneminde yaşam alanı bulmaya başlamıştır. Dönemin Başbakanı Adnan Menderes’in Nur cemaati lideri Said Nursi’yle yakın ilişkileri de olduğu bilinmektedir.”

ADNAN OKTAR: Nasıl ilişkisi var? Hapishaneden çıkartmadı, ezim ezim ezdi yaşlı insanı, Ankara’ya sokmadı. Urfa’ya sokmadı. Yani elinden gelen bütün eziyeti yaptı. Büyük ızdırap verdi. Sen de ne diyorsun? Çok büyük yakınlık vardı, ilişki vardı diyorsun. O Menderes’e karşı şefkatliydi ama Menderes ona karşı çok sertti. Çok ızdırap verdi o rahmetliye. Bir daha baştan oku.

KARTAL GÖKTAN: CHP Ankara Milletvekili Murat Emir, tarikat ve cemaatlerle mücadele edilmesi için meclis araştırması açılmasını istedi.

ADNAN OKTAR: İşte CHP’ye esaslı bir darbe. Durduk yere. Halbuki bu AK Parti’ye çok zarar verecek bir hamleydi. Bunların konuşulmasına bile müsaade etmemesi lazım AK Parti’nin. CHP’nin bu konuda devreye girmiş olması bu olay onlara ihale olmuş oldu şu an. Yani CHP’nin aleyhine gelişmeye başladı bu durumda. Normalde AK Parti’yi çökertecek bir hamle bu. Tayyip Hoca gerçi bir açıklama yaptı ama o flu kaldı. Ben hemen bir açıklama yap dedim bir hayli bekledi, on beş gün falan bekledi ondan sonra açıklama yaptı. O bekleme de doğru bir şey değildi. Şimdi yeniden esaslı bir açıklama yapıp hükümetin bu fitne ve kargaşayı sonlandırması gerekiyor. Artık hiç konuşturmasın bunları. Bunların zaten hepsi vakıf. İskender Paşa vakıf, Menzil Cemaati vakıf. Bunların hepsinde vakıflar var. Ama sen her şeyi soruşturacağım diyorsun. Adam daha ne yapsın? Camisine giriyorsun, evine giriyorsun. Neyini soruşturacaksın? Ne yapacaksın yani? Bunlar ticaret erbabı insanlar, ticaret yapıyor zaten ticaret odasına bağlı. Devlete vergisini ödüyor. Her şey ortada. Hesap defteri ortada, kitap defteri ortada. Defterler inceleniyor. Devletin zaten bütün vatandaşı izleyen hesap soran bir politikası var meşru. Bunun üstüne bir daha adama neyi soracaksın? Adam mesela fırın işletiyor zaten bu sistem devlet tarafından her yönde inceleniyor. Belediye ayrı inceliyor, maliye ayrı inceliyor her yönden bakılıyor. Ne yapacaksın? Fırına girip çöreklenip oturacak mısın oraya? Hamurhanede mi çalışacaksın neyi öğreneceksin? Öğrenemediğin nedir gizli kalan? Her Süleymanlı’nın bir işi gücü var bu adamların, insanların, boş değil bunlar. Kazanıyor, adam kazandığını istediği gibi tasadduk eder. İstediği gibi zekat verir, sadaka verir sana mı soracak? Biz yolda fakire gidip mesela para veriyoruz sen bu parayı nereden buldun, fakir adama soracaksın sen de bu parayı neden aldın? Ne kadar aldın,  ne adar biriktirdin? Böyle bir hayat olur mu? Böyle bir mantık olmaz.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Demokratik Bölgeler Partisi’nin Şırnak İl Yöneticisi Hurşit Külter geçtiğimiz aylarda polisin gözaltına almasının ardından kaybolmuş ve sol basında uzun süre ‘Polis Hurşit Külter’i gözaltına aldı sonra öldürdü’ propagandası yapılmıştı. Faili meçhul olduğu iddia edilen Hurşit Külter Kerkük’te ortaya çıktı ve uzun süredir orada yaşadığını ancak sağ olduğu halde özellikle haber vermediği ortaya çıktı. Özel harekatçıların kontrolü altındayken kaçıp saklanan Külter, hakkındaki tüm faili meçhul kampanyası sırasında Kerkük’te sağlıklı bir şekilde ikamet ediyormuş.

ADNAN OKTAR: Ben söyledim o zamanlar. Bir oyun vardır bunda dedim. Bu araştırılsın dedim. Polisi mağdur durumda göstermek işte her türlü sıkıntı içinde tutmak için bunları yapıyorlar. Mağdur hale getiriyorlar polisi. Zora sokuyorlar. Güya bundan da kar elde edecekler. Halbuki bizim polisimiz bayağı aklı başındadır. Çok da insancıl merhametli bir topluluk. Var içinde tabii anormal olanlar var, garip insanlar ama çok nadir. Polis içinde eskiden de vardı böyle işkenceci nezaketsiz, polisliği kullanan ama şu an çok iyi. Ama yine yüzde bir de olsa bin de bir de olsa anormal insan çıkıyor. Her insan grubunun anormal olduğu gibi polisin de anormali olabilir, askerin de anormali olabilir her insan grubundan çıkabilir.

Türkiye’de işte Müslümanların yapacağı birbirleriyle uğraşmayıp birbirlerini sevmek. Tarikat ve cemaatlerin de yapacağı o. Kuran’da ittifak etmek, Allah’ın Kuran’ına güvenmek, birbirlerini zora sokmamak yani birine saldırıldığında hep birlikte ona yardımcı olmak, destek olmak. Seyretmemek. Birbirini çökertiyor adamlar sonra birini, sonra birini çökertiyor adam seyrediyor. Halbuki daha birine saldırıldığında hep beraber ittifak edip onu kurtarsalar bu çok güzel olur. Hükümet, dindar hükümet. Her zaman Müslümanlardan yana. Menderes dönemi gibi değil, Menderes pek Müslümanlardan yana değildi. Bayağı ezdi Müslümanları. Süleyman Hilmi Tunahan’ı da ezdi, Bediüzzaman’ı da ezdi hepsini ezdiler. Turgut Özal biraz yakındı Müslümanlara daha rahat ediyorlardı, hakikaten bu reddedilecek gibi değil. Gerçi manevi tahribat da çok oldu o dönemde fakat Tayyip Hoca zamanında Müslümanlar hakikaten rahat ettiler. Fethullah Gülen Cemaati’ne de iyi niyetle desten sağladı ama o cemaatin büyük bir bölümü kalleşlik yaptı. Oyun oynadılar sırttan vurdular. Böyle şeylerde birbirimize millet olarak hepimiz destek olmamız gerekiyor yani mesela aydınlıkçı da olsa baktık vatansever onlara bile şefkatle yaklaşmak, dostça yaklaşmak çok önemli. Ateist de olabilir bir insan, inkar ediyorsa Allah’ı eğitiriz anlatırız düzelir inşaAllah. Öfke gözüyle bakmamak lazım.

Bu Hurşit denilen adam özel harekatın elinden kaçtığını iddia ediyor. Özel harekatın elinden sen nasıl kaçacaksın? Özel harekat seni yakaladı mı oraya mıh gibi çakılırsın. Kaçman diye bir şey yok. Bir kere o doğru değil. Birde hiçbir şekilde gözaltına alınmamış. O da doğru değil. Sen gözaltına alınsan polis seni mahkemeye de çıkarır gerekirse hapishaneye de gidersin. Hiçbir kusur da olmaz inşaAllah. “Biz bunu öldürelim şuraya atalım dediklerini duydum” diyor. Yok, onu yapacak adam. Sen zaten onu diyemezdin şu ana kadar. Yapacak olan adam onu çoktan yapar. Öyle demagojiyi bırakacaksın. Polis aleyhtarlığı bir politika izleyip polisin halkla çatışmasını sağlamak, polis aleyhtarlığını Türkiye çapında güçlendirmek yahut geliştirmek falan bunlar çok samimiyetsiz hareketler.

Evet dinliyorum.

ERDEM ERTÜZÜN: Financial Times’dan David Gardner, Türkiye’nin cihatçı tehditle baş edebilmek için dış yardıma ihtiyacı olduğunu yazdı. Yazıda “Türkiye’nin yöneticileri IŞİD’den çok PKK’yi bir tehdit olarak görüyor. Bu son trajediden sonra bu durum değişebilir ve Türkiye’nin bu tehditle baş edebilmek için müttefik ve dostlarının her türlü yardımına ihtiyacı var” denildi.

ADNAN OKTAR: Yani Türkiye’ye yabancı askerler dolsun diyor, o zaman mesela hallolur diyor. Bunların zekası aklı falan bir ilginç bir acayip sanki çocukla konuşuyor bunlar. Biz buraya İngiliz askeri getireceğiz, Amerikan askeri getireceğiz diyeceğiz ‘gelin bizi koruyun’ her yere doluşacak asker. Ne oldu? ‘Bizi koruyorlar’ diyeceğiz. Çok şaşırtıcı bunların düşünce şekli. Adeta insanların zekasıyla alay eder gibi üslupları.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey sizin de ulusal başkanı olduğunuz Teknik ve Bilim Araştırma Vakfı tarafından Ağustos ayında İstanbul’da yaratılış konferansı gerçekleştirilmişti. O konferansta konuşmacı olarak ülkemize gelen Hristiyan Reasons To Believe kuruluşundan Fazale Rana, geçtiğimiz hafta Amerika’da George Toley’in radyo programına konuk oldu. Şunları söyledi; “Biz Harun Yahya olarak bilinen Adnan Oktar’ın öncülüğünde kurulan Teknik ve Bilim Araştırma Vakfı’nın davetlisi olarak İstanbul’a gittik dedi. “Güvenlikten hiç endişe ettiniz mi?” diye sordular “Hiç etmedim çünkü Allah böyle bir görevi bana nasip ettiği için beni koruyacağını düşündüm” dedi. “Çok samimi dindar Adnan Oktar ve arkadaşlarını tanıyınca amaçlarının dünyaya barış ve güzellik getirmek olduğunu görünce bundan çok etkilendik. Adnan Oktar ve arkadaşlarının Hristiyanlarla ittifak konusundaki katkılarından ve bu konudaki şevklerinden de çok etkilendik. Böyle bir ittifak ruhu Hristiyanlar arasında bile yok. İnşaAllah önümüzdeki sene Adnan Oktar ve arkadaşlarıyla daha büyük bir konferans yapacağız” diye konuştu.

ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah çok iyi olur. Çok güzel dindar Hristiyanlarla gittikçe genişleterek güçlendirerek. Çünkü bak Allah’ı sevenlerin biraraya gelmesi çok önemli. Mesela Müslümandır da Allah’ı sevmiyordur adam onunla bir şey yapamazsın sen. Allah düşmanı adam Müslümanım yazıyor olmaz. Hristiyan ama Allah’ı seviyor o tamam. Musevi ama Allah’ı seviyor, mason ama Allah’ı seviyor. Allah dostlarıyla biraraya gelmek lazım. Bu çok önemli. Yoksa adam Müslümanım diyor adam kum gibi içinde münafığı var dinsizi var, iyisi var, kötüsü var, dürüstü var. O Müslümanlar içinde de Allah’ı sevenlerle birlikte olmak lazım. Allah’a karşı olanlarla olmaz. Züppelerle, çakallarla, sevgisizlerle. İngiliz derin devletinin hayranlarıyla onlarla bir şey yapamayız biz.

Ama Rusya’ya helal olsun. Bak bu ikinci restleri İngiliz derin devletine. Hiç olmayan bir şey oluyor şu an. Rusya’nın tarihinde hiç böyle rest yok, hiç rest çekme yok ilk defa oluyor. İki yüz yıllık tarihte yok böyle bir şey. İlk defa oluyor.

BEYZA BAYRAKTAR: “Bütün ülkeler İngiliz derin devletine karşı olacak” dediniz sizin dediğiniz gibi oldu.

ADNAN OKTAR: Bak Rusya başı çekiyor Rusya yaptıktan sonra zaten diğerleri rahat rahat yaparlar.

AYLİN KOCAMAN: Sizin Pravda’daki yazılarınız çok etkili oldu.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Daha yeni çıktı yazı bak Pravda’da bu konuda. Hemen Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Rus temsilci bomba gibi bir açıklama yaptı.

DAMLA PAMİR: Ve hep çok okunanlarda oluyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. MaşaAllah.

Evet Fikret Efendi.

KARTAL GÖKTAN: Yeni Akit Gazetesi’nden Hüseyin Öztürk, Osmanlı’yı son dönemde tam düşmek üzereyken Abdülhamit’in kurtardığını ancak İngilizlerin içeriye ajanlar sokarak Abdülhamit’i hal ettiklerini yazdı. Sonrasında çıkan savaşları yine İngilizlerin planıyla gerçekleştiğini ve sonuçta bize avuç içi kadar bir toprak parçası bıraktıklarını söyledi.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

KARTAL GÖKTAN: Yeni Akit Gazetesi’nden Hüseyin Öztürk, Osmanlı’yı son dönemde tam düşmek üzereyken Abdülhamit’in kurtardığını ancak İngilizlerin içeriye ajanlar sokarak Abdülhamit’i hal ettiklerini yazdı.

ADNAN OKTAR: Şimdi ‘düşmek üzereyken kurtardı.’ Kurtardı kelimesinin anlamı şudur; adam kerhane açmaz, açılmış kerhane varsa kapatır kurtarır. Meyhaneler açılmıştır kapatır kurtarır. Şarap fabrikaları, rakı fabrikaları, bira fabrikaları vardır açılmıştır kurtarır. Darwinist propaganda vardır durdurur kurtarır. Osmanlı topraklarını adamlar işgal etmek istiyorlardır hiçbirini vermez kurtarır. Kıbrıs’ı almak istiyorlardır gider kurtarır. Kars’ı Ardahan’ı almak istiyorlardır gider kurtarır. Allahsız, dinsiz kitaplar yayılıyordur Osmanlı’da bunları durdurur kurtarır. Abdülhamit bunları yapmamış. Bunların tam tersi olmuş Abdülhamit döneminde. Kurtarma kelimesi ne o zaman? Kurtarmadan kasıt ne? Bunları yapmış olsaydı kurtarırdı. Bunları yapmadığına göre kurtarma yok ki. Bu çökmedir bu. Abdülhamit zamanında Osmanlı çökmüştür. Dürüst davransın. Böyle kurtarmaya çalışmak olmaz.

Evet, devam et.

KARTAL GÖKTAN: Pravda’da yer alan bir haberde; Rus uçaklarının Suriye’de süresiz olarak kalacağı bilgisi yer aldı. Habere göre parlamentonun alt kanadı Duma, Rus savaş uçaklarının Beşar Esad’ın kalesi Lazkiye’de bulunan Himeymim Hava Üssü’nde süresiz konuşlandırılmasını ön gören anlaşmayı onayladı. Rusya üssün kullanımı için Suriye’ye herhangi bir ücret ödemeyecek. Üsse yerleştirilecek uçak, personel ve teçhizat Rusya tarafından belirlenecek.

ADNAN OKTAR: Evet, Rusya olmasa çoktan alırlardı Suriye’yi. Yani darmadağın edeceklerdi. Sonra Türkiye’yi darmadağın edeceklerdi. Kısa sürede biterdi. Oradan da Rusya’ya atlayacaklardı, Suudi Arabistan’a atlayacaklardı. Onun için Rusya acayip bastırıyor Suriye’nin bölünmemesi için. Türkiye’nin de bu konuda kesin kararlı tavır koyup, Suriye’yle görüşmeleri başlatıp, orada meşru bir hükümetin kurulmasını sağlaması lazım Türkiye’nin. Bu konuda hiç vakit kaybedilmemesi gerekiyor. Bir kere Suriye’den insanlar buraya gelemiyor. Mesela Lazkiye’den, şuradan, buradan bir insan buraya gelemiyor. Vize kolaylığı yok, pasaport kolaylığı yok. Bu sağlansın ki biz bu insanlarla konuşalım, nasıl halledebiliriz hep beraber bir karar verelim, mesela hallolsun. Adamlar buraya gelemiyor ki konuşalım. Önce bu vize zorluğu kalksın, pasaport zorluğu kalksın. Adeta imkansız gibi şu an. Bunun için bir neden yok.

Bu şeffaf lafı İngiliz derin devletinin ortaya attığı bir Müslümanları kontrol politikasıdır. Büyük Ortadoğu Projesi de İslam alemini paramparça etmek, Mehdiyet’i engellemek için yaptığı bir projedir. Mehdi (as)’ı görmek istiyor onlar. Yani yakalarız diyorlar. Şeffaf toplumdan kasıt bu. Tarikat ve cemaatlerin içindeyse, bir yerdeyse eğer şeffaf da olursa biz Mehdi (as)’ı görürüz, gereğini de yaparız diyorlar. Ama şu an gözümüzün önünü göremiyoruz, bir yerlerde saklandıysa nasıl yapsak da görsek? Kafa bu yani. Şeffaftan kasıt bu. Başka bir konu yok. Yoksa terörist zaten yapacağını yapıyor. Terörist sana gidip şeffaflaşmaz. PKK’ya desen ki; “Şeffaflaş da seni göreyim.” Adam güler sana. IŞİD de, gel şeffaflaş dersen, Taliban’a, El Kaide’ye, sana şeffaflaşmaz. Sen kime şeffaflaş diyorsun? Nakşibendilere, Kadirilere, Nurculara, Süleymancılara diyorsun gel şeffaflaş. Yani onların içinde arıyor varsa orada bulacak. İngilizlerin amacı bu. Türkiye de amaç ne, zorunuza ne oldu yani? Neyi araştırıyorsunuz, neyi bulmak istiyorsunuz? Terör grubuysa zaten sen baş edemezsin, şeffaflaştıramazsın. Eğer legal, doğru ve barışçıl bir topluluksa adamlarla niye ilgileniyorsun, niye baskı yapıyorsun? Veyahut niye adamları bu açmazın içine sokmaya çalışıyorsun? Veyahut bu kontrol sistemini neden kurmak istiyorsun? Terör örgütüyse zaten böyle bir dert yok. Adam şeffaflaşır mı? Hem terör örgütü olacak, gel benim hesabıma, kitabıma bak diyecek. PKK’nın trilyon dolarlık hesabı var, para trafiği var. Bak kimseye hesap vermiyor. Devlete de vergi vermiyor. Enine alıp arşınla satıyor. Kimse de karışamıyor. Hatta Bülent Arınç çıktı, dedi; “Bayraklarını serbest bıraktık” dedi, PKK bayraklarını. “Abdullah Öcalan resimlerini serbest bıraktık” dedi. Sen serbest bırakmadın. Adamlar dayattı, sen de o dayatmaya dayanamadın ve serbest bıraktın. Konu bu. Yani başka bir şey değil. Bir de övünülecek bir şey değil bu.

Abdülhamit’i kurtarmak için Yeni Akit ataklar yapıyor ama çok çok acemice ve garibanca. “Osmanlı’yı çöküşten kurtardı” diyor. Allah Allah. Osmanlı darmadağın olmuş onun zamanında, nereyi kurtarıyor? Darmadağın olmuş hep bütün toprakları vermiş. Halifelikle idare edilen bir mübarek beldede her yerde kerhaneler var, meyhaneler var. Kumarhaneler; kumar oynanıyor, devlet eliyle kumar oynanıyor. Ziraat Bankası’na özel talimat gidiyor. Milli piyango tarzı oyun oynanıyor, kumar.

Abdülhamit döneminde, 1904’te imparatorluğun şarap ihracatı tam 340 milyon litre. 340 milyon insana birer litre şarap. Her yere gönderiyorlar.

BEYZA BAYRAKTAR: “Hicaz Tren Yolu’yla şaraplar gidiyor” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Şarap, rakı, tütün; balyalarla tütün. Abdülhamit’i bunlar bir nevi putlaştırmışlardı. Tek seferde gitti Abdülhamit. Kurtarmaya çalışıyorlar. Kurtulacak hali yok ki. Sen de inanmıyorsun zaten çok zorlama bir şey. “Osmanlı’yı kurtardı” diyor. Osmanlı batmıştı onun zamanında, nereye kurtarıyor? Dürüst ol. Ne gerek var bu paniğe? Allah’ı beğen, Allah’ın Resulü’nü beğen.

AYLİN KOCAMAN: Rumiliği de putlaştırmışlardı. Siz o oyunu da bozunca ortada kaldılar bu sefer.

ADNAN OKTAR: Evet, hiç alakasız adamları gidip kendilerine önder seçiyorlar. Abdülaziz’i kendine önder seçsene? Seveceksen Resulullah (sav)’a tabi ol. İlla Osmanlı’dan örnek istiyorsan Abdülaziz var. Abdülhamit döneminde talimatnameyle açılıyor kerhaneler.

AYLİN KOCAMAN: İmzası var.

ADNAN OKTAR: Tabii. Galata’da yüzün üstünde kerhaneye ruhsat veriliyor çalışması için. Mümin Osmanlı kadınları fişleniyor fahişe olarak. Ve kerhanelerde çalışmak üzere görevlendiriliyorlar. “Osmanlı’yı kurtardı Abdülhamit” diyor. Anlamazdan geliyorlar yani. Bir şeyde bir inat ettiler mi sonuna kadar götürmek istiyorlar, çocuk gibi.

Evet, dinliyorum.

ERDEM ERTÜZÜN: Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, ülkesinin Avrupa’ya entegrasyonuyla ilgili şöyle bir açıklama yaptı; “Biz kimsenin sözüyle oturup kalkmıyoruz. Bazıları Avrupa’ya entegre olmamız gerektiğini düşünüyor. Müslümanlara dur diyenlere mi entegre olalım? Müslüman mültecilere çifte standart uygulayanlara mı entegre olalım? Müslümanları kafeste tutanlara mı entegre olalım?” diyerek Avrupa ile işbirliği taleplerine tepki gösterdi.

ADNAN OKTAR: Avrupa değil tabii olay İngiliz derin devleti. Ama tabii o Avrupa diye söylüyor. Halbuki Avrupa esir durumda. Zaten İngiltere’nin esiri durumunda Avrupa ülkeleri. Amerika da, Avrupa ülkeleri de öyle.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü