Harun Yahya

Sohbetler (11 Ekim 2016; 10:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

KARTAL GÖKTAN: Değerli izleyicilerimiz Adnan Oktar’la Sohbetler programına başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk siz de hoş geldiniz.

Etiket yapalım. Ne yapalım? Ne diyelim? “Artık sevgi birliği zamanı” diyelim.

Evet dinliyorum.

 ERDEM ERTÜZÜN: AK Parti Dicle İlçe Başkanı Deryan Aktert PKK tarafından yapılan silahlı saldırı sonucu şehit oldu. Aktert’e yapılan saldırıyı AK Parti Diyarbakır Milletvekili Galip Ensarioğlu duyurdu. Önceki günde AK Parti’nin Van’ın Özalp İlçesi Başkan Yardımcısı Aydın Muştu PKK’lılar tarafından şehit edilmişti.

KARTAL GÖKTAN: Deryan Aktert’i gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Evet, demek ki böyle yeni eylem çeşitleri de bu. Buna devam edecekler ona göre yoğun tedbir alınması gerekiyor. Bu tip yöneticilerin aile mensuplarına da silah verilmesi iyi olur bence. Nasıl olmuş olay biliyor musunuz?

KARTAL GÖKTAN: Kendisine ait benzin istasyonunda otururken gece saatlerinde üç maskeli PKK gelmiş uzun namlulu silahlar ile taramışlar.

ADNAN OKTAR: Benzin istasyonunda tek başına oturuyor.

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Ama böyle olmaz ki yani tek başına güvenlik tedbiri alınması gerekir. O adamlar oraya gelince orada kalması gerekirdi. Buna benzer olayların da yine olacağı anlaşılıyor. Burada amaç HDP’i tek çözüm olarak göstermek. ‘AK parti seçilse dahi bir şey yapamaz’ mantığını işlemek. Çünkü eğer orada insanlar korunamazsa il veya ilçe başkanı olmak istemezler. Korku onların bir kısmını HDP’ye de itebilir. Ama AK Partili olmaktan şiddetle kaçınabilirler. Orada önlemin çok güçlü alınması gerekiyor. Daha önce de söylemişler zaten. ‘AK Partilileri hedef alacağız. Tüm kayyum atananları da vuracağız’ demişlerdi. O dediklerini de yapıyorlar şu an benim gördüğüm. Bu durumda AK Partili yöneticilerin hepsinin güçlü bir güvenlik çemberinin içinde olmaları gerekiyor. Yani çünkü adamlar her an bir kalleşlik yapabilir. HPG açıkça söylemişti o zaman AK Partililer hedefimiz diye. Hatta yayınlaşmıştı bu gazetede de. Bu Politika kimin gazetesi?

KARTAL GÖKTAN: Bakalım.

 ADNAN OKTAR: Her neyse bu haberi gösterebiliyorsak gösterelim. Gösteremiyormuşuz, tamam göstermeyelim. PKK’nın gazetesiymiş. Tek tek iyi korunması gerekiyor yöneticilerin. Benzinlik saldırıya çok açık bir yer. Yani asker sayısının artırılması gerekiyor, güvenlik elamanların sayısının artırılması gerekiyor. Kısa bir seferberlik de yapılabilir. Bir-iki dönem askerde alınabilir. Askerliğini jandarma, komando olarak yapmış kardeşlerimiz bir seferliğine alınabilir. Altı aylığına, yedi aylığına. Bu adamlar tamamen teslim alınıncaya kadar. Önceki kardeşimizi de öyle yine çocuklarının gözü önünde otomatik silahla taramışlar. Vatandaşta silah yok ama PKK’da silah var.  Bir makul koruyucu sistemi gibi milis gücü oluşturulması gerekiyor. Vatandaşların eli kolu bağlı, çocukların gözü önünde alıp götürüyorlar adamları kimsede silah yok. En fazla olsa olsa bir tabanca oluyor. Adamlar da uzun namlulu silahlar var. Uzaktan atış yapıyorlar. Silahın etki alanı en fazla elli metre hadi hadi en fazla olsun da yüz metre olsun yani tabancanın öyle etki alanı çok kısa. Adamlar beş yüz metreden, sekiz yüz metreden vuruyorlar. Otomatik olduğu için silah da, bir mermi isabet etmese bir başkası isabet ediyor. Aynı anda yüzlerce mermi olduğu için illaki biri isabet ediyor. O zaman bir silah üstünlükleri olmuyor. Silah avantajı oluyor bunu kaldırmak lazım.  Deryan Aktert’in onun videosu var mı?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

VTR: Şehit Edilen AK Parti Dicle İlçe Başkanı Deryan Aktert “İstasyonum Bir Kaç Defa Tarandı”

ADNAN OKTAR:  Bak tertemiz insanlar, mübarek muhterem insanlar.  Bunlar asil, kabadayı yiğit insanlar. Bak defalarca benzin istasyonu taranmış hiç en ufak fütur vermiyor. Yiğitçe, aslanca, Müslümanca tavrında kararlı. Allah her iki şehidimizin de güzellik içerisinde sonsuza kadar şehitlerle yaşamasını nasip etsin. Allah şehadetlerini makbul etsin, kabul etsin. Ailesine çoluğuna çocuğuna Cenab-ı Allah uzun ömür, sabr-ı cemil nasip etsin Cenab-ı Allah.

Mesela dün şehit edilen AK Partili kardeşimizin bir genç kızı varmış on dört, on beş yaşlarında yalvardım diyormuş babamı alıp götürmeyin diye. Bunun bandı var mı?

KARTAL GÖKTAN: Şu an yoktu.

ADNAN OKTAR: Mesela bu çocuklar da eğitilebilirler. Silah kullanmak, bomba kullanmak her şey öğretilebilir. Bu insanlar mübarek insanlar. Vatanına, milletine, devletine bağlı insanlar. Nur gibi insanlar. Benzinliğe geldiyse adamı taramak için benzinliğin önünde kalması gerekir o şahıslar. Elini kolunu sallayarak dönememesi lazım. Oraya da koruyucu bir sistem, otomatik koruyucu sistem de yerleştirebilir bu tip şeylerde.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: George Soros Ağustos ayında American Today gazetesine şöyle bir konuşma yapmış.  Haşa “Ben Allah’ım. Her şeyi ben yarattım. Her şeyi ben kontrol ediyorum.  Amerika’yı da ben kontrol ediyorum. Hillary Clinton’ı da ben kontrol ediyorum. Küçük yaşlarımdan beri mesiyanik potansiyellim var. Ve buna ilişkin fantezilerim de var.  Ama bunu kontrol etmesem beni zor duruma düşüreceklerdi” şeklinde bir konuşma yapmış.

ADNAN OKTAR: İşte bak İngiliz derin devletinin sarih, açık stili.  Aylardan beri anlatıyoruz. Bir kısım insanlar hikaye anlattığımızı zannediyor. Derin devletin, İngiliz derin devletinin bir elamanının üslubu, konuşması. Bir daha oku.

KARTAL GÖKTAN: George Soros Ağustos ayında American Today gazetesine şu konuşmayı yapmış.  Haşa “Ben Allah’ım. Her şeyi ben yarattım. Her şeyi ben kontrol ediyorum.  Amerika’yı da ben kontrol ediyorum. Hillary Clinton’ı da ben kontrol ediyorum. Küçük yaşlarımdan beri mesiyanik potansiyellim var. Ve buna ilişkin fantezilerim de var.  Ama bunu kontrol etmesem beni zor duruma düşüreceklerdi”

ADNAN OKTAR: Mesiyanik yani Diyanet İşleri Başkanlığı’nın şiddetle karşı olduğu Mehdi inancındayım diyor. Ama anti-Mehdi. Yani Mehdi karşıtı.

Mesela bak delikanlı yiğit bir hanım kız, göster o şehidimizin kızını. Aslan o aslan. Allah sana uzun ömür versin. Annene, kardeşlerine uzun ömür versin. EvelAllah o yapılanların hepsinin intikamı alınacak. Hepimiz faniyiz, hepimiz ahirete gideceğiz. Babana ne mutlu ki doğrudan cennete gitti. Allah hepimize şehadet nasip etsin.  Gönlü de çok rahat olsun. Babasının da kanı yerde kalmaz.

O Soros’un ifadesi önemli onu sık sık kullanalım.

KARTAL GÖKTAN: George Soros’un resmini de gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Göster. Derin devlet mensupları genellikle bu tip insanlar. İngiliz derin devleti mensupları. Hepsi kendilerine lord diyor yani Allah olduklarına inanıyorlar. ‘Biz Allah’ız dünyayı biz yönetiyoruz. İnsanların canını alan biziz’ diyorlar. Onun için gidip Suriye’de can alıyor. Irak’ta can alıyor. Biz istediğimizde can alırız diyorlar. İstediğimiz insanlara da cennet hayatı yaşatırız diyorlar. İşte onlara lehviyat, fuşhiyat ortamları neyse artık eğlence yerleri onların kendi inancına göre serbest olan her şey. Yani Allah’ın yasak kıldığı her şey öyle diyelim. Fahşa, fuhşiyattan kastımız fahşa, fahiş olan işler yanlış olan şeyler.

Aydın Muştu değil mi daha önce şehit edilen?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR:  O genç delikanlı kızımızın kardeşimizin konuşması var mı?

KARTAL GÖKTAN: Evet var.

ADNAN OKTAR: Bak çocuk ne kadar çaresiz kalmış. Delikanlı kız, aklı başında şuurlu bir insan. Yaşı küçük ama bayağı şuurlu. Bak orada çaresiz kalmış bardağı attım diyor çocuk. Orada bıçağı attım diyor. Bayağı çaresiz kalmış.  Adamların umurunda bile değil. Genç kız attığı bardak ne kadar gider ki? Bardak ne etki yapacak onlara?

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Mehmet Şevket Eygi Hocamız yazısında münafıklığa dikkat çekmiş. “Tarikat ve cemaatlerin içine derin güçler tarafından ajanlar sokulduğunu bunların gayesinin İttihadı İslam’ı önlemek, Müslümanları bölmek ve parçalamak olduğunu söyledi. “Bu münafıkları ve ajanları tespit etmek için neler yapılmalıdır? Bir insanın ajan olduğunu tespit etmenin kriterleri nelerdir bunları bilmek gerekir.  Ferasetli Müslüman olmak gerekir. Müslümanların bu konuda çalışma yapması şarttır” dedi.

ADNAN OKTAR: Hocamız can, dünyada tatlısı demek ki bizim yayınları çok iyi takip ediyor. Zaten bizim hazırladığımız çalışmalar ve yaptığımız konuşmalar son zamanlarda yoğun olarak bu konu ile ilgili. Münafığın derin karanlığı kitabı zaten ajan tespiti için yazılmış bir kitap.  Ajan karakterini anlatıyor. Cemaatlere sızan İngiliz derin devletinin ajanlarının karakterini kişiliğini vurgulamak için anlatılmış bir kitap. Ama Hocamızın eserlerimizden, konuşmalarımızdan etkilenip böyle güzel açıklamalar yapması da bize manevi bir destek. Çok hoşumuza gidiyor Allah razı olsun.

Münafıkların ana özelliklerinden birisi de böyle konuşmalarında züppelik yapmalarıdır. Yani bilmiş entel takılmaları en belirgin vasıflarındandır. Bütün ajanlar çok entel ve dantel karakterdedirler. Yabancı kelimeler kullanırlar.  Mesela Lawrence falan hepsi öyleydi adamlar da onu görünce işte biz hiçbir şey bilmiyoruz. Bu adam bayağı bir şey biliyor mantığında oluyorlardı. Kullandıkları kadın ajanlar da erkek ajanlar da hep böyle halkın üstünde olduklarını vurgulamak için halkın bilmediği konuları açarlar. Felsefi konular, sosyolojik konular. Hiç bilmedikleri bilim adamlarının isimleri veyahut bir kelimenin çeşitli vurgulanış şekilleri. Böyle züppelik yaparak halktan kendilerini üstün sözü geçen adamlar göstermeye çalışırlar. Cahil cühela da bunlardan etkileniyor bunları adam zannediyor. Halbuki çok basit sıradan insanlar. Adam hem homoseksüel Allah’ı inkar etmiş, aklı zayıf ama İngiliz derin devletine sığındığı için kendini güçlü zanneden bir zavallı. 

Devlet Bahçeli az önce PKK’ya karşı yine güzel bir konuşma yapmış.  “PKK Türkleri hazmedemeyen yedi düvelin kokuşmuş bir taşeronudur.” Ama işte yedi düvelin başı olan İngiliz derin devletini de söylese yani en başını ezmek çok önemli. Allah diyor küfrün önderleri ile mücadele edin diyor Allah ayette. Küfrün önderi kimse ona yönelmek lazım. İngiliz derin devletinden bahsedilmezse adamlar yine tam hız devam ederler. Çünkü Almanya onlara boyun eğmiş durumda. Hollanda boyun eğmiş durumda. Amerika boyun eğmiş durumda.  Asıl başı söylemek çok önemli.

Şimdi efendim, kısaca bir Cübbeli bize Mehdiyet’i anlatsın. O arada hanım kardeşlerimizi çağıralım.

ERDEM ERTÜZÜN: Kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Cübbeli Ahmet Hoca, Hz. Mehdi (as)’In Teninin Renginin Buğday Reninde, Cisminin İse, İsraili Olacağını Anlatıyor

ERDEM ERTÜZÜN: Yayınımıza devam ediyoruz, inşaAllah. Buyurun Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Siz bir şeyler anlatın.

ERDEM ERTÜZÜN: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin varılan anlaşma doğrultusunda Türk akımı projesi imzalandı. Bu projeyle dört ayrı borudan yılda altmış üç milyar metreküp gaz taşınacak. Türkiye ile Rusya arasında da hava savunma sistemi kurulmasına ilişkin ihale için Türkiye’nin Rusya’dan teklif almasına karar verildi.

ADNAN OKTAR: Bu önemli, iyi bir gelişme. Hayırlı uğurlu olsun. Tayyip Hocam, doğru yolda. Yaptıkları iyi. Putin iyi delikanlıdır. Hataları günahları var ama genel kişiliği bize uygun. Allah affetsin yanlışları için.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Markar Eseyan bu milletin değerinin 15 Temmuz’da daha iyi anlaşıldığını belirterek Birinci Dünya Savaşı sırasında Hitler’e hiç direnmeden teslim olan Avrupa ülkelerini hatırlattı. Hiçbir bedel ödemek istemedikleri için Hitler’in elini kolunu sallayarak Fransa ve diğer ülkeleri işgal ettiğini söyledi. Ki bu sizin daha önce yayınlarda verdiğiniz bir örnekti.

ADNAN OKTAR: Evet. Ne anlatsam akıllarında kalıyor. O beyinlerinde çok ciddi yer ediyor. Bak Mehmet Şevket Eygi Hoca da hiç girmeyeceği bir konu bu. Hayatta anlatmadığı bir konu. Bu şekilde anlatmadı, hiç anlatmadı. 

Ben “Rusya’yla savunma sistemi anlaşması kurulsun” dedim. Bak hemen yapılmış. “Askeri anlaşma yapılsın” dedim. “Hava savunması, silah sanayinde ortak çalışma yapılsın” dedim. Bak hemen oldu. Allah’a şükür ne diyorsak o.

Yalnız Tayyip Hocam’ı dün biraz süzgün gördüm. Bu kadar kendini yormasına gerek yok. Vursun kafayı yatsın. Sadece toplantılara katılsın. Yani her şeye müdahale etmesine gerek yok. Bakanları var, uzmanlar var, devlet var. Devlet gereğini yapsın. O yorgunluk o kadar iyi değil. Cumartesi pazarları dinlensin bir kere. Vursun kafayı yatsın. Anne zaten iyi bakıyor gördüğüm kadarıyla. Ama ara ara her yerde uyuyabilir. Biraz uyuyup dinlese çok iyi olur.

Bu ünlü yazar Hemingway var ya anılarında Karaköy’deki genelevler için “Avrupa’daki refah döneminin en çılgın yılları bile buradaki fuhuşla yarışamaz” diyor hatırasında. Abdülhamit dönemindeki fuhşun yaygınlığı için böyle söylüyor.

Kanal 24’te Ardan Zentürk “BBC İngiltere devletin sesi bir üst akıl görevi daha yapıyor. BBC 10 ülkede FETÖ Gülen terör örgütü okullarının reklamını yapıyor övüyor” diyor. Mesela bak “BBC İngiltere devletin sesi bir üst akıl görevi daha yapıyor.” Üst akıl budur demeye getirmiş. Ama kapalı bu kadar söyleyebilmiş. Yani dolambaçlı diyor. Direkt “üst akıl denilen şey İngiliz derin devletidir” deyin. Adamlar darmadağın olacak bana güvenin. Deccal deşifre edilmezse saldırır. Deccalın görevi zaten gizliliktir. Gizli vurur deccal. Ahir zamanın deccalıdır İngiliz derin devleti. Ve Mehdiyet’in dışında da bir çözüm olmaz. Öyle siyasi demagojiyle falan hiçbir şekilde olmaz. Konuşmalarla nutuklarla asla durmaz deccaliyet.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Bahçeli’nin yeni açıklaması var Adnan Bey. Sayın Devlet Bahçeli bugün yine olayların arkasında İngiltere’nin olduğuna dair şöyle bir açıklama yaptı. “İslamiyet mazisi çok eskiye giden bir operasyon sağanağı altındadır. Haçlı saldırılarıyla amaçlarına ulaşamayanlar şimdi başka yollar denemektedir. Sırf Şii ve Sünni olduğu için insanlar katledilmektedir. Ön tarafta Müslümanlar birbirini yiyip tüketmekteyken arka tarafta haritalar değişmektedir. Vekalet savaşları körüklenirken Washington’da Londra’da Paris’te Müslümanlar için defin hazırlığı sürmektedir.”

ADNAN OKTAR: Evet ama tabii ana kaynak Londra’dır. Washington oraya bağlıdır yani o ne derse ona. Amerikalılar yani çok zavallı insanlar. Nereye sürüklersen oraya gider. Amerikan ordusuna “hadi hareket edin” diyor İngiltere. Irak’a girdi. Bak İngiliz askeri girmez. İngilizler yapmaz o işi. Şu an kullanıyorlar onları. Sistemi muazzam oturttular. Eskiden bizzat kendileri giriyordu. Şu an öyle yapmıyorlar.  Gerçi Anzakları şunu bunu kullanıyorlardı. Yani sömürge askerlerini kullanıyorlardı ama yine de kendi bayraklarıyla hareket ediyorlardı. Şu an öyle yapmıyorlar. Doğrudan Fransızları kullanıyorlar. Amerikalıları kullanıyorlar. Ve onlar ne emrederse onlar onları yerine getiriyorlar anında.

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Kennedy sık sık derin devleti eleştiriyor. Bir kere iki kere değil. Dünya derin devletini. Bak diyor ki bu konuşmaların bir tanesinde “Bizler insan olarak doğamız ve tarihimiz gereği gizli topluluklara, gizli yeminlere ve gizli işlemlere karşıyız.” Bak gizli topluluk, gizli yemin, gizli işler. Nerede oluyor bu? Derin devlette olur bu. “Karşı olduğumuz dünyayı sarmış durumda olan ve öncelikle.” Bak dünyayı sarmış durumda olan diyor. Bütün dünyayı sarmış diyor. “Öncelikle kendi etki alanını genişletmek için gizli saklı amaçlara dayanan kocaman ve acımasız bir gizli ittifaktır” diyor. Bak kocaman ve acımasız, gaddar, gizli bir ittifaktır. “Bu gizli ittifak saldırı yerine içimize sızmaya seçim yerine hükümeti yıkmaya ve devirmeye özgür seçme hakkı yerine korkutmaya ve karışıklığa dayalı bir ittifaktır. Bu öyle bir sistemdir ki muazzam miktarda insani ve maddi kaynakları sıkıca ördüğü askeriye, diplomatik, istihbari, ekonomik, bilimsel ve siyasi operasyonlarla birleştirerek yüksek verimli bir makine haline getirip kendi emellerine doğru sürükler. Onun faaliyetleri gizlenir belli edilmez.” Bak onun faaliyetleri gizlenir belli edilmez. İşte bu gizliliği kırmak açıkça söylemek lazım. “Yayınlanamaz” diyor, yayınlayalım işte gelin diyorum söyleyin, korkmayın bir şey olmayacak. Deccaliyet böyle tepelenir. Söylemeden olmaz. “Onların hataları gömülür. Gazete manşetlerinde göremezsiniz” diyor. Görebiliyor musunuz? Göremiyoruz. “Onun muhalifleri susturulur.” Bak derin devletin muhalifleri susturulur nasıl? Öldürüyorlar. Şehit ediyorlar. “Hiçbir harcamaları sorgulanmaz, hiçbir sırları açığa çıkmaz. Önemli bir vazife olan Amerikan halkını uyarma ve aydınlatma konusunda sizlerden yardım istiyorum” diyor. Ey Amerikan halkı diyor bunu söyledikten sonra çat uzaktan dürbünlü karabinayla vurdular. Onu vuranı da vurdular. Yani bak adam bağırdı ama söyleyemedi. Halbuki söylese deccaliyet bayağı geri adım atardı.

En iyi bu konuda açıklama yapan Sayın Bahçeli oluyor. Yani dünya derin devletine çok iyi dikkat çekiyor. Yani İngiltere’ye dikkat çekiyor. İsmini de söylüyor zaman zaman. Ama diğer liderlerin çekinmesine gerek yok. Söylesinler bak adamlar rezil kepaze olacak. Bunlar çok korkar deşifre olmaktan, bütün dünya ayaklanır bunlar bir anda darmadağın olurlar. Sözümü dinlesinler olacak diyorum. Böyle bunu söyleyemedikleri müddetçe bunlar kudurur azar muazzam yapılanmışlar dünyada. Yani NATO’nun içindeler, Birleşmiş Milletler’in içindeler hepsini kontrol altına almışlar. Ama isimleri verilse çok küçük bir topluluk bunlar üç yüz kişi falan darmadağın ederiz. Bunlar Londra’da başlarında da bir bunak var işte ona deccal diyoruz. Yani bunlar yönetiyorlar. Adam bak söylüyor. Ben diyor Allah’ım diyor işte açık açık söylüyor. Derin devlet mensubu İngiliz derin devletin mensuplarından o adam. Soros açıkça söylüyor ben Allah’ım diyor adam söylüyor yani. Yani derin devletin yönlendirdiği kişilerden birisi. Ama coşmuş görüyor musun? Aslında bunlar kendi aralarında Allah olduklarını söylüyorlar ama bu açıkça biraz da yaşlılığın etkisiyle açık açık söylüyor. Bunlar kendi aralarında birbirlerine Allah diyorlar. Hepsi Allah olduğunun inancında.

Geçenlerde Putin yana yakıla anlattı. Bunların gözü dönmüş diyor. Dünya savaşı çıkartmak istiyorlar diyor. Manyak adamlar yani deşifre edilse iş bitecek.

Mesela bu Amerika Birleşik Devletleri’nin devlet başkanlarından Theodore Roosevelt var biliyorsunuz diyor ki “Görünen hükümetin arka planında halka karşı hiçbir sorumluluğu ve sadakati olmayan görünmez bir hükümet hüküm sürmektedir”  diyor derin devlet var diyor. “Bu görünmez hükümeti devirmek bozuk iş dünyası ve bozuk siyaset alanındaki bu kutsal olmayan ittifakları lekelemek günümüz siyasetçilerin ilk önceliğidir.” Bunu açığa çıkaralım bunları batıralım diyor ama isim vermiyor. Kardeşim meçhul bir hedefe insanları sevk ediyorsun. Bilinmeyenle insan nasıl mücadele etsin? Diyorsun ki üst akıl; Allah Allah kim bu? Fethullah Gülen hareketini yönlendiren üst akıl diyor. Kardeşim demek ki ana düşman o. Kim diyoruz, adını veremem diyor. Allah Allah, Fethullah Gülen’in ismini veriyorsun onun da ismini ver. Fethullah Gülen kolay diyorsun. O? O çok zor diyor. Büyük olan Allah korkma bir şey olmaz hepsinin üstünde büyük güç Allah’tır onu yaratan da Allah. İngiliz derin devletini yani deccaliyeti yaratan Allah’tır. Ahir zaman deccalidir İngiliz derin devleti. Tepelenmesi deşifre olmasına bağlı, herkes söylesin.

Kısa bir ara verelim ezan okunuyor herhalde.

ERDEM ERTÜZÜN: Kısa videolarla devam ediyoruz inşaAllah.

VTR: Bölünmek Yok Olmak Demektir

KARTAL GÖKTAN: Yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR:  Evet, bak ne diyor Mehmet Şevket Eygi, “Bütün müminlerin raşit, adil bir imama biat ve itaat etmelerini önlemek istiyorlar” diyor. Yani Mehdi (as)’ye bağlanmalarını engellemek istiyorlar diyor doğru söylüyor.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Gazeteci Yazar Ali Bayramoğlu sizin de dikkat çektiğiniz bir tehlikeye dikkat çekti. Ve “Eğer masumları tasfiyeler böyle devam ederse bu durum cemaati tekrar alevlendirebilir” dedi. Şöyle söylüyor; “Dün cemaatçiler Ergenekoncuları tasfiye etti. Bugün Ergenekoncular, balyozcular cemaatçileri tasfiye ediyor. Neredeyse benzer yöntemlerle. Yüz bin memur görevden alınıyor. Diyelim ki bunların kırk bini masum. Kırk bin memur çarpı kırk aile demek bu. Bunların yaratacağı kutuplaşmanın öfkenin ne olduğunu görmüyor muyuz? Bunlar cemaati tekrar alevlendirebilecek hususlar olabilir.”

ADNAN OKTAR: Ali Bayramoğlu?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Tabii o konunun bir derli toplu hale getirilmesi gerekiyor. Orada muhalif esaslı bir kitle oluşturulmuş oldu. Mesela Güneydoğu’da çaresizlik görünümü veriliyor işte AK Partililer vuruluyor, askerler vuruluyor. Baş edilemeyen bir yapı varmış gibi gösteriliyor. Bu tarafta paralel örgüt mensupları yüz binler hesabıyla hapishanelere dolduruluyor. Muazzam bir muhalif kitle meydana getiriliyor. Hem Güneydoğu’da muhalif kitle meydana getirilmeye çalışılıyor. Hem burada muhalif bir kitle meydana getirilmeye çalışılıyor. Tabii ki bu İngiliz derin devletinin bir taşla iki kuş vurması politikası. Hem Fethullah Gülen cemaatinin kafasını ezip bir gözdağı vermiş oldular. Hem Fethullah Gülen cemaatini devlete karşı bir güç haline getirdiler. Hem devleti açmaza sokmaya yönelik bir politikada mühim bir atak yaptıklarını düşünüyorlar. Hem de Fethullah Gülen cemaatinin fertlerinin büyük bölümünü kendilerine sadık ve mecbur hale getirdiler. Yani ‘biz sizi koruyoruz’ diyorlar. ‘Ama bak devlet sizi eziyor. Sizin sahibiniz dünyada biziz. Onun için İngiliz derin devletine daha sadık olun, daha bağlı olun. Eğer bağlı olmazsanız bak devlet sizi dünya çapında ezmeye kalkacak. Dünya çapında biz kurtarıyoruz bak orda da hep hapse giriyorsunuz ona göre ayağınızı denk alın’ yani vermek istedikleri mesaj bu. Gereksiz yere tabii devlete, hükümete muhalif büyük kitleler oluşturulmuş oldu. Tabii ki devlet meşru olarak kendini savunuyor orda bir haklılık var. Ama karşı tedbirlerin de alınması lazım. Yani meydana gelecek böyle uçurumlar, sosyal patlamalar, sosyal zıtlıklar bunların hepsi hesap edilip bunların tedavi edilmesi düzgün hale getirilmesi gerekiyor.

Tayyip Hocam demiş ki, “Sen benim kalitemde değilsin haddini bil. Musul’da bildiğimizi okuyacağız” demiş Tayyip Hocam.

“Mezhepçilik fitnesi İslam dünyasında müdahalelere kapı açan önemli bir gerekçeyi oluşturuyor. Irak’ta, Suriye’de, Yemen’de, Lübnan’da, Türkiye’de aynı oyun oynandı oynanıyor. Burada bir kez daha tekrarlıyorum beni yanlış anlamalar vesaire olabilir ama söyleyeceğim; benim Sünnilik, Şiilik diye bir dinim yoktur.” Güzel doğru söylüyorsun. “Benim dinim İslam’dır”  çok güzel. “İslam’ın tüm sahih yorumları benim için hürmete layıktır. Benim de tabi olduğum bir yorum var ama asla bu yorumu dinimin yani İslam’ın üzerine çıkarmadım çıkaramam.” Evet, güzel konuşmuş. Yanlış anlama falan hiç takmasın Tayyip Hocam, hiç öyle bir konu yok yanındayız.  Gönlü rahat olsun kılına zarar gelmez. Yanlış anlayan yanlış anlasın. Ta uzaya kadar yanlış anlasın bizi ilgilendirmez, dediği doğru. Samimi konuşuyor yani ne çekinecek? Çekineceği hiçbir şey yok.

Abdülhamit devrinde altıncı daire deniyordu fuhuş yapan kadınları kontrol eden sisteme, altıncı daire. Hani üçüncü şube, ikinci şube falan deniliyor ya onlara da altıncı daire diyorlar. Fuhuş yapılan evlerin mahalle içlerine doğru yayılması üzerine 1884 yılı Şubat ayında Şura-yı Devlet kararıyla bir talimatname yayınlayarak ilk genelev Beyoğlu’nda kuruluyor Abdülhamit devrinde. Yani devlet eliyle kuruluyor. Yani hükümet kanalıyla. 1979’da Michael adlı bir hekim veya Doktor Agop Handanyan, Altıncı Daire Belediye Başkanı Edouard Blacque ile genelevlerin denetim altına alınması, bunları denetleyecek tıbbi heyet ve hastanelerin kurulması için rapor ile nizamname taslağı hazırlıyorlar. Şura-yı Devlet kararı üzerine 6 Şubat 1879’dan 1884 yılına kadar beş yıllık deneme süresinden sonra 27 Şubat 1884’de altıncı daire belediye dahilinde bulunan bazı hususihanelerin hidamat-ı sıhhiyesine dair talimname yayınlanıyor Abdülhamit döneminde. Zührevi hastalıkların yayılmasını önlemek üzere biri Galata’da biri Beyoğlu’nda olmak üzere iki tane muayenehane ile altına Daire-yi Belediye Nisa Hastanesi açılıyor. Ve böylece genelev kadınlarına tıbbi kontrol sağlanıyor.

O zaman İstanbul’a gönderilen yabancı birisinin açıklaması diyor ki, “Konstantin’deki bu umumhaneleri tarif etmeye kelimeler kifayetsiz kalır. Umumhane sakinlerine alçak tabure sandık veya sedirlerde oturmakta ve üstlerinde kıyafet namına neredeyse hiçbir şey yok. Cuma ve Pazar günleri ve bayram günleri sokaklar doluydu ve işler hareketliydi. Bir bayram ve bir Cuma akşamı bu sokaklar arasında dolaştığımda kızların yüzünde gördüğüm manzarayı hiç unutmayacağım. Oldukça yorgun ve maneviyatları çökmüş görünüyordu” diyor. Osmanlı genç kızları, Osmanlı evlatları genelevde çalıştırıyorlar mahvolmuşlar tabii.

Münafıklar kendilerini çok akıllı zannederler, çok uyanık zannederler. Halbuki çok akılsızdırlar.

Türkiye’de ırk yarıştırmak, kasaba yarıştırmak, şehir yarıştırmak ahmaklıktır. Şu şehir şu şehre üstün, yani insan olarak üstündür demek, ahlak olarak üstündür demek; şu ırk şu ırka göre üstündür, bu da bir ahlaksızlıktır. Hiçbir şehrin insanları diğer şehrin insanlarından üstün olmaz. Ankara’nın da iyisi vardır kötüsü vardır. İstanbul’un da iyisi kötüsü vardır. İzmir’in de iyisi kötüsü vardır. Her şehrin münafığı vardır. Her şehrin velisi evliyası vardır. Her şehrin kafiri, arsızı, ahlaksızı üçkağıtçısı vardır. Dolayısı ile İstanbul’u,  Ankara’yı, İzmir’i birbiriyle yarıştırmaya kalkmak. Konya’yı, Erzurum’u yarıştırmaya kalkmak, insanlarını yarıştırmaya kalkmak aptalca bir hareket olur. Aklı başında bir insanın yapacağı bir şey değil.

Açık toplum vakfı şimdi açık toplum işte şeffaf toplum. Avrupa Birliği Finansmanı ile 2015’te Mersin’de homoseksüel sempozyumu yapmışlar, afişi var, açık toplum işte Müslümanların istedikleri bu, açık toplum dedikleri bu.

Kadınlara şiddet çok yaygın ülkede, dünyada çok yaygın. Bu inşaAllah Mehdiyet devrinde bitecek. Geçen yıl Türkiye’de ülke genelinde kadına yönelik on iki bin dokuz yüz kırk altı şiddet olayı gerçekleşmiş. En çok kadına karşı şiddet olayı bin iki yüz on üç vakayla İzmir’de yaşanmış, en çok kadın dövülme, sövülme olayı İzmir’de olmuş, en fazla şiddet il olarak. İzmirliler güzel insanlardır, doğru insanlar ama orada şiddet yanlısı olanlar da var demek ki. Türkiye’de en fazla şiddet İzmir’de yaşanmış ama merhametlisi, güzel huylusu da çoktur İzmir’in. İzmir’e yıllar önce gitmiştim hakikaten güzel insanlar, çok sevecen insanlar ama kadına yönelik şiddetin en çok olduğu il olması çok acı tabii. Bin iki yüz on üç vakayla İzmir en çok kadınlara şiddet uygulanan il. Tabii bu bölgenin bir suçu yok, oradaki bir sevgisiz insan güruhu yoğunlaşması olmuş orada, o İzmir halkının suçu değildir. İzmir halkı güzel huyludur, Konya halkı güzeldir, İstanbul halkı güzeldir ama illeri birbirine üstün tutmak çok yanlış. Ankara-İstanbul, İstanbul-Ankara’ya oralara hepsine bir karakter veriyorlar halbuki aynıdır, hepsi aynı.

Ömer Barut, “Güneydoğu’da çaresizlik yok Hocam, terör var Hocam. MaşaAllah Hocam.” Ama gösterilen çaresizlik gibi görünüyor mesela diyor “dağları falan artık karşı taarruza geçtik.” Adamlar her gün asker vuruyor, her gün halkı vuruyor, her gün yaptıklarını muntazam yapıyorlar, değişen bir şey yok. Biz karşı atağa geçmiş olabiliriz, şöyle olabilir, böyle olabilir ama adamların yaptığında hiçbir değişiklik yok. Hatta artırarak devam ediyorlar, bunun durdurulması lazım. Değişen milim santim bir şey yok.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Halkın kendini savunma imkanı yok.    

ADNAN OKTAR: Tabii, mesela halkı çaresiz gibi gösteriyorlar. Askeri çaresiz gibi gösteriyorlar. Adamlar her seferinde kaçıyor, “kaçtı” diyor. Elimizden bu geliyor imajı veriliyor halbuki böyle olmaz, adam geldi mi kaçmaması lazım, orada mıh gibi çakacaksın oraya onu, hemen yakalayacaksın. Bir kere gelememesi lazım, korucu sayısını artıralım, şehir koruculuğu sistemini kuralım, adamlar elini, kolunu sallayarak girip istediği yerde istediğini yapıyor.

PKK, 20 Temmuz 2105’ten beri beş yüz on altı asker, elli iki korucu, altı yüz sivil vatandaşımızı şehit etmiş. Bunlar da elini, kolunu sallayarak bak her seferinde haberlerde biz duyuyoruz, karanlıktan istifade kaçtı veyahut bu şahısların aranmasına başlandı adamlar araziye geçiyor anında.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Devlet Bahçeli, “Sayın Erdoğan, Başkanlık sistemine geçişte ısrar ediyorsa bizim bir teklifimiz var” demiş. “AK Parti Başkanlık sistemiyle ilgili inadını sürdürecekse yine iki seçeneğimiz var. Bir, AK Parti hazırda tuttuğu bir anayasa hazırlığı varsa mutabık kalınan maddeleri kabul etmek kaydıyla meclise getirmelidir. İki, bu anayasa değişiklik teklifi mecliste ya üç yüz altmış yedi sınırını aşarak kanunlaşacaktır, ya da üç yüz otuz eşiğinin üstünde kalarak referanduma götürülecektir. MHP Türk milletinin vereceği her karara saygılıdır. MHP ilke ve sorumluluklarına sonuna kadar bağlıdır.”

ADNAN OKTAR: Yok meclise gelse referandum Başkanlık sistemi kabul edilmez, bu da AK Parti’nin son derece aleyhine olur. Kabul edilmediğinde hükümetin meşruiyeti tartışılmaya başlar, bayağı riskli. Kabul edilmez halk kabul etmiyor daha önce de yapıldı referandumla ilgili bir ön yoklama yapıldı, halkın yüzde 70-80’i karşı. O yüzde 20 de bilmediği için veya iyi niyetli işte Tayyip Hoca’ya ayıp olmasın gibisinden söyler. Başkanlık sistemi bölünme getirir, bayağı tehlikeli.

Kısa bir ara devam edeceğiz.

KARTAL GÖKTAN: Videolarla devam ediyoruz.

VTR: Bediüzzaman Hazretleri Devrinde Küfrün Beli Kırılmış, Ama Küfür Son Bulmamıştır. Küfür Hz. Mehdi (as) Vesilesiyle Son Bulacaktır’

KARTAL GÖKTAN: Yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Gelenekçilerin garip bir yapıda olduğunu tabii ki devlet de anlıyor, hükümet de anlıyor ama kökten hükümetin tedavi edebileceği gibi bir şey değil bu, acı bir olay, adam geçen gün saymış, doğruydu aslında dedikleri ben bir şey demedim. Bir kere çok çabuk kanıyorlar, akıl almaz kanma yetenekleri inanılmaz, akıl almaz absürt bir şey anlat böyle ne bileyim mesela Eyfel Kulesi’nin tepesine güneş gelmiş, geri gitmiş millete selam söylemiş desen inanır adamlar, akıl alacak gibi değil, en acayip zırvaya bile inanıyorlar. Ama yazık mesela görüştüğünde hakikaten candan, tatlı insanlar. Mesela selam, “aleykümselam” diyor. Mazlum, güzel huylu, insancıl, sevecen insanlar, fedakarlar üstlerine gitmeye gerek yok, onu düzelteceğim diye üstüne kırarsın adamı, aklını götürürsün, hiç ellememek lazım. Süleymancı, Süleymancı kalsın, Nakşibendi, Nakşibendi kalsın. Böyle hoş da oluyor ben bir kere gitmiştim, ben bir Nakşibendi şeyhinin sohbetine gitmiştim, o daha çok beni dinlemişti böyle saygılı, efendi bir insandı ama oradaki insanların o sevgisi, o insandan medet beklemeleri falan güzel, medet derken örnek alıyorlar kendilerine. Niye örnek almasın? Güzel iyi bir insandan insan örnek alabilir. Böyle kibirli olmaması şeyhin çok önemli tabii, enaniyetli; mütevazi böyle, candan, güzel huylu bir şeyh olursa, bazı şeyhler adi oluyor çocuk gibi milletle idişiyor, laf çarpıştırıyor falan o ona gitmez. Şeyh dediğin sevecen olacak, merhametli, sevgi dolu Şeyh Nazım Hocam gibi. O nefis bir insandı, o bayağı güzel bir insandı. Şeyh Mehmet Efendi de tabii çok güzel huylu o da, kendine has o da ama tabii böyle güzel insanlara destek olmak lazım, kendi haline bırakırsan zor.

Tayyip Hocam öyle bak bugün o mübarek insan konuşurken ben diyor yani biraz çekindiğini söyledi. Ama “Ne Sünni’yim, ne Şii’yim ben Müslümanım” dedi. Helal olsun aferin ama bak mesela Mahmut Hocamız’ın cemaatinden bazı kişiler ona tavır aldılar bunu dedi diye, doğru konuşuyor ben “sahabe gibiyim” diyor. “Peygamber zamanındaki gibiyim.” Ne var bunda? Niye rahatsız oluyorsunuz? Hayır senin Sünni olmana rahatsız değil ki, ona kızmıyor bir şey dediği yok. Sünni’sin ama sana şefkat duyuyor, sevgi duyuyor, koruyup kolluyor bir kötülük de yapmamış sana ama dürüstçe söylüyor, ne desin? Şii değil ama Şii’ye karşı çok saygı dolu, sevgi dolu mühim olan bu. Ben de öyleyim mesela Sünni ve Şii değilim ben ama çok seviyorum her iki tarafı da, çok acırım, koruyup, kollarım, laf söyletmem, oyun oynattırmam onlara kanunla hukukla korurum. Onlar bazen bilmiyorlar, bazen de biliyorlar ama çok iyi koruyup kolluyorum, bayağı titizim. Onlara oyun oynanmasına karşı kanunu hukuki her türlü önlemi almaya çalışıyorum.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Peygamberimiz (sav) de Kuran Müslümanıydı. Şii’de, Sünni’de değildir demiştiniz.     

ADNAN OKTAR: Tabii ki. O damadını da yetiştiriyor o da temiz bir çocuk, terbiyeli böyle tecrübesiz gerçi ama yaşına göre çok iyi. Tabii ya o yaşta o delikanlıda öyle bir performans değil mi öyle bir devlet adamlığı kolay kolay çıkmaz aferin elinden geleni yapıyor. Ne onun görevi şimdi?

EBRU ALTAN: Enerji Bakanı.

ADNAN OKTAR: İyi güzel işte. Tabii bağnazların o bazı yönleri şey, bağnaz mı diyeyim, Ortodoks Müslümanları diyeyim bağnaz biraz ağır olur. Bazen azgınlaşabiliyorlar, saldırganlaşabiliyorlar o tehlikeli böyle gözü dönmüş sevgisiz olabiliyorlar ama itidalde tutulabilir o insanlar, daha makul bir çizgide tutulabilirler. Vay sizi azgınlar deyip üstüne gitmenin alemi yok. Menzil insancıl bir cemaattir. Mahmut Hoca Cemaati de insancıldır. Süleymanlıları çok ezdikleri için insanlardan çekiniyorlar. Yoksa herkes onlara şefkatle yaklaşsa nesine lazım onların öyle bir tavır göstereceklerini zannetmiyorum.

Cübbeli o zaman Tayyip Hoca’yı eleştirmişti. Ben ne Sünni’yim ne Şii’yim dediğinde, Tayyip Hocam tabii böyle tiplerin olumsuz konuşmalarında da çekiniyor. Çünkü bunlar büyük oy kayıplarına sebep olabiliyorlar. Millet bunların nüfus cüzdanı var diye peşinden gidiyor. Böyle tiplerin yahut biraz çevresi var diye peşinden gidiyorlar. Yaptığı tahribattan haberi olmuyor. AK Parti’ye sen oy kaybettiriyorsun o zaman PKK’nın ekmeğine yağ sürmüş olacaksın.  Onu ilgilendirmiyor o. Vay efendim niye işte Sünni Şii diye bir şey yoktur, ben Kuran’a tabiyim dedi? Daha ne istiyorsun? Ne güzel demiş. Bayağı samimi davranmış. Sünni olduğu için sana eziyet etti mi baskı yaptı mı? Yok. Rahatsızlık verdi mi? Yok. Şii’nin canını yakmış mı, Şii’yle uğraşmış mı? Yok. O zaman ne zorun? Bırak, gayet güzel konuşmuş.

Gelenekçi Müslüman demek tabii Ortodoks anlamayabilirler. Gelenekçi diyelim.

“Canım Hocam özellikle iş yerlerinde yada gençler arasında İngilizce kelimeler konuşmak moda hatta birine hava atma vesilesi oluyor. Hemen her şeyin moda İngilizce tabiri var. Siz dilin bu şekilde kullanılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkçe neyimize yetmiyor sizce?” diyor. Biraz tabii sıradan insanlar bunları yapanlar. Onlardan etkilenenler de sıradan insanlar. İnsan acıyor tabii. O bir alt boyuttaki insandır. Olgun insan değildir o. Yüksek bir insan öyle bir şeye tenezzül etmez. Biraz gücü ruhi seviyesi zayıf olanlar kendi ruhi seviyesindeki kişilere bu şekilde hitap ederek onları etkilemeye çalışıyorlar. Onlar da etkileniyorlar. O asil, aklı başında insanları etkilenecek bir şey değil.

Şeytandan Allah sığınırım sıratal lezine enamte aleyhim, gayril mağdubi aleyhim ve leddallin. Cenab-ı Allah ayette Fatiha Suresi’nde delalette olanların değil yani deccal yanlılarının değil diyor.  “Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna”, nimet bizi kavuştur Ya Rabbi. “kendilerine nimet verdiklerinin yoluna”, Kime nimet veriyor Cenab-ı Allah? Nimeti Mehdi (as)’ye veriyor. Nimet verdiklerinin yoluna diyor açık.  İsa Mesih’e veriyor, hepsinin üstünde Resullullah (sav)’a veriyor. “kendilerine nimet verdiklerinin yoluna”, dalalete düşenlerin, deccal yanlılarının, sapmışlarınkine değil diyor. (Gazaba uğrayanların ve sapmışlarınkine değil). “kendilerine nimet verdiklerinin yoluna.” Kime nimet verdiyse onun yoluna, hak yolda olan İslam yolunda olan herkesin yolu.

Abdülhamit döneminde padişahın Baş Mabeyncisi bugünkü özel kalem müdürü ve Maliye Nazırı Sarıcazade Ragıp Paşa Çorlu’daki Urumca Çiftliği’nde en kaliteli kendilerince ifade ettikleri rakılar üretilmeye başlanıyor.  İşte ağa rakıları, kızlı rakılar, şunlar bunlar bayağı çeşit.  Ama ilk fabrika burada sonra her yere yayılıyor, mantar gibi rakı fabrikaları.  Abdülhamit zamanında Martel konyaklarının ilan tabelaları İstanbul’un birçok yerini doldurmuştu o dönemde. Martel konyakları içiniz diye, konyak. Erdekli Kotroni Efendi'nin damıttığı Osmanlı konyakları ise Paris'ten bile madalyalar almış.

Aşure günü nedeniyle Kıbrıs’a giden İbrahim ile mi gittiler?

 KARTAL GÖKTAN: Evet.

 ADNAN OKTAR: Göreyim ne yapmışlar?

KARTAL GÖKTAN: Arkadaşlarımız İbrahim Tuncer ve Altuğ Berker 10 Muharrem Aşure Günü dolayısıyla Şeyh Nazım Hazretleri’nin Lefke dergahında yapılan duaya sizi temsilen katıldılar. Dua Şeyh Mehmet Efendi, Şeyh Bahattin Efendi, Şeyh Adnan Efendi aile fertleri ve müridan iştirak etti. Arkadaşlarımız sizin selam ve sevgileriniz götürdüler. Onlar da size çok selam, hürmet ve sevgilerini ilettiler.

ADNAN OKTAR: Canım benim Şeyhimiz’in mezarı değil mi?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah bir daha göster resimleri baştan. Ama bana söylemeden gittiler onlar. Dergaha giderken bir şeyler götürmeleri gerekirdi. Ben hediye gönderecektim. Kendi kendilerine gitmişler öyle olmaz. Neyse bir hayır vardır. Muharrem ayının onuncu günü bugün biliyorsunuz. Aşure günü.

KARTAL GÖKTAN: Şeyh Nazım Hocamız’ın torunu da resimlerden birinde gözüyor Adnan Bey. Mehmet Nazım.

ADNAN OKTAR: Mehmet Nazım çok mazlum o çok efendi o. Ağabeyinin kuzusu o. Hepsi öyle evlatları tertemizler. Hazreti Adem (as)’in tövbesinin kabul olması biliyorsunuz Muharrem’in 10’u. Hz. Yakup (as)’un oğlu Hz. Yusuf (as)’a, Hz. Yusuf (as)’un kuyudan çıkması, Hz. Eyüp (as)’ün hastalıktan kurtulması, Hz. Musa (as)’nın Kızıldeniz’i geçmesi, Hz. İsa (as)’nın doğumu, diri olarak göğe çıkarılması hep aşure günü. Mehdi (as)’ye biat da aşure günü olacak inşaAllah. İlk resimdeki o muhterem zatı bir göreyim. Şeyh Adnan Efendi. Şeyhimiz’in vekillerinden. Halifelerindendir. Çok mübarek, muhterem bir insan. Allah ömrünü uzun etsin, çok değerli bir insan. 

KARTAL GÖKTAN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü