Harun Yahya

Sohbetler (13 Ekim 2016; 10:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

KARTAL GÖKTAN: Yayınımıza değerli Hocamız’ın katılımıyla devam ediyoruz. Hoş geldiniz Hocam.

ADNAN OKTAR: Haberler anlat bakalım ajans ne var?

KARTAL GÖKTAN: Ünlü Neocon Yazar Michael Rubin, Cumhurbaşkanı Erdoğan için “Sadece yürüyen ölü bir adam” başlıklı bir yazı yazdı.

ADNAN OKTAR: Ölü mü?

KARTAL GÖKTAN: Evet. Şöyle diyor; darbenin üçüncü adımının Erdoğan’ın öldürülmesi olacağını iddia ediyor. Şunları yazmış: “Erdoğan kendisinin bir sultan olduğuna inanabilir. Gerçekte ise kendisi aslında sadece yürüyen ölü bir adam olabilir. Normal politik rekabetin yerine bundan böyle öldürmeye yönelik politik şiddet olaylarının alması olasıdır. Derin devletin doğası politik ve etnik gruplaşmalara kadar uzanır. 1996 Susurluk skandalı bize bunu göstermişti. Eğer Erdoğan suikasta uğramış olsa ve orada buna kalkışacak birileri var. Türk derin devleti vakumu doldurma konusunda geride kalan en büyük muhtemel güç olacaktır.”

ADNAN OKTAR: Türk derin devleti. Tayyip Hocam’a ölü mü diyor? Niye? Çakı gibi ayakta Tayyip Hocam. Nereden çıkarttılar ölü olduğunu? Yorgun diyebilirler belki yorgun uykusuz. Uykusunu aldı mı çakı gibi olur Tayyip Hocam. Tayyip Hocam kaderinin dışında bir şey yaşamaz. Allah adına hüküm vermesinler. Canı veren de Allah’tır alan da Allah’tır. Herkesin bir yazılmış kaderi vardır, saati dakikası bellidir. Bunlar kaderi bildiğini iddia ediyorlar. Onu diyen adam bir de bakarsın kendi ölür, değil mi? O sanki sonsuz yaşayacakmış gibi bir hali var. Ne biliyor belki kısa bir zaman sonra ölecek. Belki şu an ölecek, belki de uzun yaşayacak belli olmaz. Tayyip Hoca için de öyle; ne zaman nerede canının alınacağını Cenab-ı Allah onu daha ilk dünyaya getirmeden takdir etmiş. Dolayısıyla bunlar boş laflar. Tayyip Hoca’yla eğer baş etmek istiyorlarsa demokratik yollardan.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Geçtiğimiz gün Devlet Bahçeli’nin, “AK Parti başkanlık sistemini meclise getirirse referanduma gidilmesi için destek veririz” sözü üzerine dolarda hızlı bir yükselme oldu ve ekonomi sarsıldı. Başbakan Yıldırım ise yaptığı açıklamada “Bahçeli’nin açıklaması umut verici. Teklifimizi meclise getirerek onaya sunacağız. 330 da, 367 de olsa çıkan kararı millete götüreceğiz” şeklinde konuştu.

ADNAN OKTAR: Referandum. Ama bak büyük bir ihtimalle reddedilebilir. Bu AK Parti’nin konumunu biraz sarsar. Bu ihtimali göz önünde bulundurmaları gerekiyor. Partili cumhurbaşkanlığına zaten tamam dedik. Yani bilmiyorum nasıl bir şey kastediyorlar. Partili cumhurbaşkanlığı mı kastediyorlar?

OKTAR BABUNA: Onunla ilgili bir haber var. AK Parti’nin anayasa teklifindeki başkanlık sistemi Türk tipi olacak. Federasyon ya da eyalet sisteminin öngörülmediği teklifte ikili bir meclis yapısı da düşünülmüyor. Kuvvetler ayrılığı prensibi korunacak. Hızlı bir idare için geniş yetkilerle donatılacak başkanın bakanları dışarıdan bağımsız olarak atayacağı, yasaların ise meclisteki milletvekillerinin teklifleriyle oluşturulacağı bir sistem planlanıyor. Başkanın iki başkan yardımcısı olacak.

ADNAN OKTAR: İşte benim bildiğim, partili cumhurbaşkanı kastediliyorsa böyle bir şeyde bu zaten gerekiyor. Çünkü şu an partili gibi konuşuyor Cumhurbaşkanı. Filli durum olduğu için onun bir ayağının üstüne oturtulması gerekir. Çünkü hakikaten bir acayipti. Eskiden de vardı, bir insanın nasıl bir partisi olmaz, siyasi görüşü olmaz? Yanlışlık yapıldı o konuda zaten. Bir insanın hiçbir siyasi görüşü olmaz mı? Nasıl olsun böyle bir şey, değil mi? Biliniyordu ama söylenemiyordu. O yönden doğru o düzeltilebilir. Ama işte bu federasyon konuları falan onun çok sağlama alınması lazım. Eğer böyle olursa partili cumhurbaşkanı tarzında, ben başından beri söylüyorum zaten hemen olması lazım. Hiç uzatmaya gerek yok. Anayasada küçük bir değişiklik yapsınlar hemen bitirsinler. Yani ‘cumhurbaşkanı siyaset üstüdür’ diyor değil mi, ‘herhangi bir partiye mensup değildir’ işte o kısmı çıkartırsak anayasadan bitti. Bu kadar başka bir şeye gerek yok.

Ama bu Michael Rubin tabii darbeden önce “darbe olacak” diye yazmıştı diğerleri gibi. Tayyip Hoca’nın tabii korunmasına dikkat etmek lazım, yabana atmamak lazım. Adamların niyeti bozuk gibi görünüyor.

Açık koruma olsun Tayyip Hoca’ya açık koruma bir de gizli koruma çok önemli. Halktanmış gibi halkın arasına polis dağılsın. Bilmiyorum yapıyorlardır büyük bir ihtimalle de. Mesela garson görünümünde olabilir, orada simitçi görünümünde olabilir, taksi şoförü görünümünde olabilir her yerde sivil polis kullanalım. Tayyip Hoca’nın korunması önemli. Uçağı falan bunlara çok dikkat etmek lazım. Defalarca kontrol edilmesi gerekiyor. Bunların nerede ne şeytanlık yapacağı belli olmaz. Tabii takdir-i İlahi, Allah’ın takdir ettiği değişmez. Tedbir takdiri bozmaz. Ama sebebe sarılmak gerekiyor.

Rubin Musevi ismidir Ruben.

OKTAR BABUNA: Evet, Kudüs Üniversitesi’nde ders vermiş.  

ADNAN OKTAR: Musevi asıllı?

OKTAR BABUNA: Allahualem evet. Amerika’da doğmuş ama Kudüs’ün İbrani Üniversitesi’nde ders vermiş 2000 ve 2001 yıllarında.

ADNAN OKTAR: Bak ben tipinden anladım.

Evet, bir etiket yapalım. Ne diyelim bu oyunlara karşı? “Oyunlara karşı sevgi birliği” diyelim.

“Hocam, evren ilk nasıl oluştu? Acaba başka bir evrenin çöküşü bizim evrenimizin başlangıcı olabilir mi?” Şehmuz Kara. Evren nasıl oluştu? Evrenin asıl şekli aslında metafiziktir. Ama bize görünen yahut Allah’ın bizim görmemizi istediği şekli söyleyebiliriz. Yoksa metafizik. Evren, uzaya baktığımızda beynimizin içini görüyoruz biz. Hangi evren? Hiçbir insan evrene bakamıyor. Evreni gören hiçbir insan yok. Herkes beyninin içindekini görür. Hz. Adem (as)’dan itibaren hiçbir varlık melekler de dahil, cinler de dahil kendi içindekini görür. Evreni hiç kimse göremez, evrenin görüntüsünü görürüz beynimizdeki. Başını kaldırıyor göğe bakıyor “aman Allah’ım uçsuz bucaksız yıldızlar” diyor. Peki nerede görüyorsun bunu? “Beynimin içinde görüyorum” diyor. Senin gördüğün ne? Beyninin içindeki görüntüden bahsediyorsun. Beynin nerede? “O da görüntünün içinde” diyor. O zaman bir acayip durum var demektir. Yani evren insanların anlayabileceği bir şey değildir. Allah var çok açık sarih net. Ama Allah Kendisini rida örtüsüyle örter gizler. 70 bin perdeyle gizler. Vicdan ehli ona o perdeleri geçerek görebilir. Yoksa ehli gafletten Allah Kendini öyle gizler. Göremez yani ehli gaflet Allah’ı. Müminler o perdeyi açıp Allah’ı görebilir, anlayabilir. O perdeyi açma yeteneği müminlere verilmiştir. Allah müminlere açıyor o perdeleri. Ehli gaflet o perdenin gerisinde kalır göremezler.

Necla Genç. Necla bir kere kız mısın erkek misin onu bir kere öğrenelim senin. Necla Genç diye birisi var mı bir bakalım? Bak çocuk resmi koymuşsun. Nasıl bilirim adamımı? Bir de bakıyoruz sakallı-bıyıklı bir amca, yanında mavi bir içki. Mavi derken ispirto anlamında demiyorum çok değişik yani. Böyle adamlar bana hiç yazı yazmasınlar. Ben Necla’yım diyorsun, Necla’ysan resmini koysana. Belli ki bambaşka birisisin, olmaz öyle şey. Necla önce kendi resmini koy kapağa göreyim. Çirkinsen de koy güzelsen de koy resmini göreceğim. Öbür türlü sen fikir beyan edersen, perdenin arkasında simsiyah birisi ne bileyim ben sen kimsin? Erkek de çıkabilirsin, Allah vermesin başka türlü bir şey de çıkabilirsin, değil mi? O zaman iyice vahim olur. Ne olduğunu anlayalım.

İbrahim Sediyani, “Dinler kalacak mı yani Hz. Mehdi (as) geldikten sonra da? İlginçmiş.” Hz. Mehdi (as) insanlara baskı yapan bir insan değil. Sadece şu karmaşayı, şu sevgisizliği ortadan kaldıran bir manevi önder. “Niye birbirinizi sevmiyorsunuz? Hep birbirimizi sevelim, dost olalım, kavgaya ne gerek var, savaşı durdurun, fakire fukaraya yardım edelim yazık-günah değil mi bu insanlara?” diyen bir insan. Ve özü dinleniyor. Bütün dünyanın sözünü dinleyeceği insan. Kiliseye giden de kilisesine gider. Tamir ettirir kiliseleri. Zaten Kuran’da var o. Sinagog varsa sinagogları tamir ettirir, bakımını yaptırır. Gönlüne bırakır. Ama Hz. Muhammed (sav)’i bilen bir insan haşa “bu yalancıdır” diyemez. Hz. Muhammed (sav)’e yalancıdır demiyorsa bir insan mümindir. Hz. Muhammed (sav) derken soruyoruz adama mesela diyoruz ki “yalancı mı, haşa dürüst birisi mi?” Yalancı değil diyorsa bitti Müslümandır o insan. Yalancı değil diyorsa doğru söylüyor demektir. Yalancı demek de çok korkunç bir şey bu kadar dürüst bir insana, bu kadar temiz güzel bir insana. Bunu diyebilecek ben ne bir Hristiyan ne Musevi tanıyorum. Gerçek iman eden hiçbir Hristiyan hiçbir Musevi Resulullah (sav)’a yalancı diyemez. Benim buraya mason dostlarım geliyor. Hristiyan, Katolik Hristiyan, Protestan çeşitli geliyorlar. Peygamberimiz (sav) hakkında soruyorum, okuyorlar araştırıyorlar “yalan söylemiyor” diyorlar “yalan söyleyen bir insan değil” diyorlar. Ne bu? Müslümanım diyor işte bu kadar. Peygamberimiz (sav)’e yalancı diyebilecek insanın haşa ben aklından şüphe ederim. Diyemez, hiç kimse diyemez. Bütün hayatı dürüstlük, tatlılık, güzellik. Ve bu yönde de çok acı çekmiş bir insan. Hayatta bir kere çelişkili konuşmamış bir kere. Mesela hanımı da Hz. Hatice (ra) annemiz “sen doğru söylüyorsun” diyor. Peygamberimiz (sav) tedirgin oluyor o meleği görünce, tam kanaati gelmiyor biraz, “acaba ne oldu bana?” diyor “bir şey mi oluyor bana hakikaten, gördüklerim, duyduklarım, ben buna güvenebilir miyim? Sen bana güveniyor musun?” diyor “bu nedir bu durum?” diyor. “Bak ben sana söyleyeyim sen Allah’ın peygamberisin” diyor “gördüklerin de doğru” diyor Hz. Hatice (ra). “Sen dürüst insansın” diyor “sende yalan olmaz” diyor. Hz. Ebu Bekir (ra)’a anlatıyor “sen doğru insansın sen Allah’ın Resulüsün, gördüğün de Cibril-i Emin” diyor. Niye yalan söylesin ne zoru yani? Normal hayatını idame ettiriyor zaten niye böyle bir belalı işin içine girsin yalan söylesin? Niye yapsın yani? Ne dediyse çıkmış bak Kuran’da ne varsa hepsi doğru çıkmış.

“İttihad-ı İslam nedir açar mısınız? Ne anlama gelmekte?” Abdürrahim İşleyen.

“Atatürk en büyük hatayı Müslümanlara yapmıştır harf devrimi yaparak.” Niye? Gayet iyi oldu harf devrimi yapması. Bütün Avrupa’nın dünyanın bütün dillerini kitaplarını her şeyini okuyabilecek hale geldik. Bir de Osmanlı huruf, yani eskimez Türkçe öğrenmek çok kolay. Bir haftada öğrenir bir insan, bir haftada, zor bir şey değil ki. Ama Latince bütün dünya bu harfi kullanıyor. Bütün dünyanın dilini bize gösterdi ve biz de her yerle rahat bağlantı kurar hale geldik. Bir mahsuru yok. Suriye, Fas, Tunus, Cezayir, Libya, Mısır hepsi Arap harfini kullanıyor, Arap dilini kullanıyor, Arapça harfler hepsinde yaygın. Ne oldu? Hepsi sürünüyor, hepsi sürünüyor yani. Demek ki harf kurtarmıyormuş. Yine en imanlı millet Türkiye’de var. En güzel İslam’ı yaşayan ülke ittifakla bütün İslam ülkeleri söylüyor “Türkiye” diyorlar. Darwinizm’in tek öldüğü ülke Türkiye. Yüzde 90 Darwinizm’in tek öldüğü ülke Türkiye. Burada da herhalde bir kardeşimiz vesile olmuş anladığım kadarıyla, bu belaya yaklaştırmadık.

Şöyle fırlama tipler var acayip komik bunlar. Yani bunların eline düşen, ağzı-diline düşen Allah vermesin.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Makaleleriniz hakkında bilgi verebiliriz Adnan Bey uygun görürseniz.

OKTAR BABUNA: Uluslararası basında yakından takip edilen ve geniş bir okuyucu kitlesine sahip Rusya’nın en köklü internet sitelerinden Pravda’nın Rusça yayınında, “Ortadoğu’nun ihtiyacı gerçek dini değerler odaklı bir diplomasi” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda, yıllardır özlemle beklenen barış huzur ve güvenliğin anahtarının katı askeri politikalar ve bombalar olmadığını belirtiyorsunuz. Ortadoğu’nun köklemiş sorunlarının savaşla değil diplomasiyle, çatışmayla değil uzlaşmayla, nefretle değil sevgiyle çözülebileceğinin üzerinde duruyorsunuz.

Katar’ın İngilizce günlük gazetesi Gulf Times’te “Kredi notuyla siyaseti yönlendirme stratejisi” başlıklı makaleniz yayınlandı. Türkiye’nin kredi notunun düşürülmesi konusunda ele aldığınız yazınızda, Türkiye’nin zorluklarla kendi emeği ve gücüyle baş edebilecek bir ülke olduğunu vurguluyorsunuz. 15 Temmuz darbe girişiminde olduğu gibi dış mihrakların şimdi de finans yönünden yaptıkları atağın başarısız olacağını vurguluyorsunuz.

Arıca Katar’ın en büyük Arapça gazetelerinden Al-Raya’da “Suriye’deki çocuklar için acil müdafaa” başlıklı makaleniz yayınlandı.

“Çaresiz çocuklara yardım için kaybedecek zaman yok” başlıklı makaleniz Azerbaycan’ın çok okunan haber siteleri ArenaTV.Az Az, Fine Tv, News Bakü. Hyberman, Parol Azerbaycan, Seher Haber’de yayınlandı, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bayağı güzel, Allah’a şükür dünyanın her yerinde yazılarımız yayınlanıyor. Çünkü böyle insancıl, merhametli, şefkatli, sevgiyle, itidalle yaklaşan üslubun yerine  ‘kafasını gözünü kıralım, darmadağın edelim, işte kaos politikası gerekir, dehşet, şiddet, nefret…’ Yani Rahmani konuşan insan sayısı çok az. Ama en etkili güç de onlar oluyor. Çünkü Allah yanlısı olanlar onlar oldukları için Allah şeytan yanlısı olanları eziyor, Allah yanlısı olanları hakim kılıyor. Daima Allah yanlısı olmak lazım. 

Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Haber 7’den Serkan Üstüner, İngiliz derin devletiyle ilgili tam sizin açıklamalarınız doğrultusunda şöyle bir yazı yazdı: “Tüm işgallerin kirli oyunların tam ortasında olan İngiltere ne hikmetse hiçbir zaman ortaya dökülüp konuşulmaz. Ortadoğu’da bu kadar kan dökülür milyonlarca Müslüman öldürülür ama be devletin adı zikredilmez bile. Bir coğrafya düşünün ki sürekli adı ABD ile anılsın, ama işin ortağı kibir budalası Buckingham bundan hiç nasibini almasın. İşte bu da İngiliz propagandasının bir ürünü. Dünya savaşlarında soğuk savaşlar, Mısır’ın işgalinde İngiltere’nin rolü konuşulmuyor. Ortadoğu’daki darbeler ve işgaller, 15 Temmuz günü yapılanlar demokrasi adı altında kraliçe ve İngiliz derin istihbarat ağının yaptıkları. Halbuki Ortadoğu’da bir şeyler tezgahlanıyorsa mutlaka önce İngiltere’ye bakmalıyız. 15 Temmuz’da Türkiye’yi ilk ziyaret edenler kimdi? Tabii ki İngilizler” dedi.

ADNAN OKTAR: Bu arkadaşın resmi var mı?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Nerede yazıyor dedin?

OKTAR BABUNA: Haber 7.

ADNAN OKTAR: Haber 7’de. İyi, bir yiğit daha çıkmış. Bak her gün sayısı artıyor. 200 yıldan beri böyle bir şey yok, bakın 200 yıldan beri İngiltere aleyhine yani İngiliz derin devletine dikkat çeken bir aydın ayaklanması yok, tabii ilmi anlamda yok. İlk defa bir aydın ayaklanması demokratik anlamda kanunla hukukla ilk defa oluyor. Bak Rusya üç kere açıklama yaptı İngiliz derin devletiyle ilgili üç kere peş peşe. Rusya’nın tarihinde yok, 200 yıllık tarihinde yok. Normalde bu 300 yıllık bir olay. 300 yıldan beri ümmet uyuyor. Daha yeni uyanıyorlar. Bak uyanmanın hızını görüyor musunuz? Peş peşe, peş peşe cesur yiğitler peş peşe çıkmaya başladılar. Eskiden İngiliz derin devletinden konuşmak “mutlaka öldürürler asarlar keserler” diyordu. Bak şimdi Tayyip Hoca’yı tehdit ediyorlar görüyor musun? “Seni öldüreceğiz” diyorlar. Niye? Çünkü İngiliz derin devletine karşı olumsuz tavrın. Tayyip Hocam bak en büyük darbeyi nasıl yapar biliyor musun? Açıkça “İngiliz derin devleti bunu yapıyor” desin. Acayip tırsar bunlar bak söyleyeyim. Bundan çekinmesin, yani bilinmez bir güçten bahsetmesin. Bilinmez bir güçten bahsedildiği müddetçe İngiliz derin devleti “ha ben korkutuyorum” der. “Demek ki benden korkuyor” der. Direkt “İngiliz derin devleti” diye söylesin Tayyip Hocam.

İngiliz derin devletinin gizliliğini ortadan kaldırırsak bütün bela da yatışmış olacak. Bu çok hayati, İngiliz derin devletinin gizliliği. Bak hep ‘Amerika yaptı, İsrail yaptı, MOSSAD yaptı’ falan diyorlardı. Şimdi bak MOSSAD’dan ellerini çektiler şu an İsrail’den. Çünkü dünyanın en gariban istihbarat örgütü MOSSAD’dır. Binaları, elemanları her şeyi garibandır. Hatta oranın bir mason locasını gördüm akıl almaz gariban. Bir apartman dairesinin küçük bir odasını mason locası yapmışlar. Birkaç tane üçgen müçgen koymuşlar. Ben bu kadar döküntü, bu kadar perişan bir mason locası görmedim. Parasızlıktan, tabii. MOSSAD da öyle yani çok gariban fakir bir teşkilattır. Hiçbir istihbarat güçleri yok. Doğrudan İngiliz derin devletinin gücüyle hareket ediyorlar.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Gülen örgütü soruşturmalarıyla ilgili mağduriyet eleştirilerine yanıt veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Zaman zaman bazı şeyler söyleniyor. ‘Efendim mağdurlar var.’ Kusura bakmayın mağdur falan yok. Niye yok? Yargı kolluk kuvvetleriyle birlikte burada samimi davrandığı sürece burada mağdur yoktur. Samimi davranmıyorsa ilgili mercilere müracaatta nasıl hakları iade ediliyorsa onların da hakları kendilerine iade edilir. Burada bazı yanlışlar hatalar olmuyor değil. O da olabilir doğrudur. Fakat unutmayın ki benim 241 şehidim, 56 aslan gibi özel harekatçı yavrumun, 2194 gazimin hesabını kim verecek?” dedi.

ADNAN OKTAR: Güzel konuşmuş.

Sembollerle konuşmak, resimlerle konuşmak, heykellerle konuşmak, şiirle konuşmak karanlık güçlerin hep silahı olmuştur. Mesela bunu bütün casusluk sistemleri içerisinde görürüz. Casus filmlerinde falan da görürsünüz, değil mi? Mesela Casablanca’da var, adam bir haç resmi gösteriyor yüzüğünde, adam anlıyor neyi kastettiğini. Yani fazla lafa gerek kalmıyor. İngiliz derin devletinin de kendi arasındaki casuslarıyla bir konuşma üslubu var. Bakın dikkat edin onların yazılarında, İngiliz derin devletinin elemanlarının yazılarında hep tek adam figürü vardır. Bir, tek adam yolda yürüyor, tek kadın yolda yürüyor, tek kadın düşünüyor, tek kadın aynaya bakıyor hep tektir. Çünkü casusluk öyle kalabalıkla yapılan bir şey değildir tek yapılır. Genellikle de casuslar hep zor yaşarlar. Yani hep gözetim altında olduğu için casuslar, yani gözetim derken yakalanma riski olduğu için çok dikkatli davranması gerekir casusların. Onun için İngiltere, İngiliz derin devleti gönderdiği casuslarına hep böyle moral vermeye çalışır. Mesela yolda yalnız başına yürüyen bir kadın, işte “yalnız değilsin, kapılar açık, kapılar sana bir gün ışığı sunacak” falan buna benzer. Bakın internette görürsünüz çok yaygındır. Yani internet şu an İngiliz derin devletinin adeta propaganda makinesine dönüşmüş durumda. Casusların atıştığı yerler şeklinde. Mesela durduk yere bir şey diyor “gökkuşağının rengi ne kadar güzel” diyor. Bir gökkuşağı resmi koyuyor. Yani bu homoseksüelliği desteklediğini göstermiş oluyor. Gökkuşağının bir suçu yok bir şeyi yok ama onun amacı o olmuyor, gökkuşağının rengi olmuyor. Yani homoseksüellik olmuş oluyor asıl amacı. Mesela yalnız yürüyen bir kadın “sen nereye gideceğini biliyorsun, geleceğin yeri de biliyorsun, gelmelerin gitmelerin hep ışık içinde olacak” diyor. Abuk-sabuk bir ifade yani böyle çıkar çıkarabilirsen. Mesela o Barada Nehri var biliyorsunuz, dünyada binlerce nehir var adam Barada Nehri’ni kullanıyor. Mevlana’nın şiirinde de var. Kıpkızıl Müslüman kanı akmış bir nehirdir ünlü. Derin devletin dehşetini ve şiddetini vurgulayan bir olay. “Ne kadar güzel bir nehir” diyor. Halbuki orada demek istediği “ben de sizdenim” anlamına geliyor. “Ben de sizinle beraberim ve takip ediyorum” anlamına geliyor. Bunu halk anlayamadığı için onlar daha da gururlanıyorlar daha da kibirleniyorlar. Çünkü halkın anlayamadığı bir dili kullanmış oluyorlar. Mesela bir cinayet tablosu işliyor cinayet, “ben cinayete hazırım” anlamına geliyor o adam. Cinayete yatkın oluyor. “Derin devlet için adam öldürürüm” mesajı vermiş oluyor. Mesela kitlevi cinayeti anlatan birçok kişiyi öldüren kişi, “Ben toplu cinayete de hazırım” mantığında konuşmuş oluyor. Yani o kişi kendisinin cinayete hazır olduğunu da vurgulamış oluyor. Çünkü cinayetle derin devlet mensubu olmak iç içedir. Bir casusun, bir derin devlet mensubunun cinayet işlememesi düşünülemez. Mutlaka cinayete yatkındır. Adam öldürme onun aklında bir saplantıdır. Şeytani, şeytanda nasıl böyle bir eğilim var, kan dökme eğilimi varsa bu iblislerde de bu vardır. O yüzden bak sürekli Suriye’de orada burada Irak’ta oluk oluk Müslüman kanı döküyorlar. En müsait onları buldular. Veyahut heykel, mesela heykele bakıyorsun mükemmel bir kadın uzanmış gibi görünüyor, heykelin öbür tarafına bakıyorsun erkeklik cinsel organı var heykelde. Bak, erkeklik cinsel organı var ama sırttan tam anlamıyla kadın. Kadın olduğundan eminsin baktığında. Ama öbür taraftan baktığında da erkek. Bak gizli bir homoseksüellik propagandası. Adam bunu alıyor mesela kiliseye götürüp koyuyor. Adam anlamıyor, bunun bilinçaltında yüzyıllarca homoseksüellik propagandası yapılacak bir şey olduğunu fark edemiyor.

Bakın dikkat edin, mesela bir tablo yayınlıyor, tabloda mutlaka bir cinsel sapıklık hedefi oluyor. Ya tablonun isminde bir cinsi sapıklık iddiası var, yani homoseksüel bir mantık var veyahut bir cinayet mantığı veyahut bir isyan mantığı.

BEYZA BAYRAKTAR: “İffet” diye bir heykel göstermiştiniz, sadece tülden oluşuyor ve başı kapalı bir kadın ama.

ADNAN OKTAR: Tabii. Diyor ki “bu rahibe” diyor “rahibe kıyafeti” diyor. Çarşaf giymiş rahibe. Kadının bütün hatları ortada. Adeta cam gibi cam üstündeki tül cam şeffaflığında. Böyle incecik bir tül. Tesettürle alay etmiş oluyor kendince. Çünkü Tevrat’ta, İncil’de ve Kuran’da da tesettür var çarşaf vardır, her üç dinde de farzdır. Yani kadın risk tehlike altındaysa her tarafını örtmesi farz oluyor dışarı çıkarken. Bak her üç dinle de alay etmiş oluyor. Adam onu alıp kiliseye getiriyor. Senin dininle adam alay ediyor ve yüzyıllarca alay ediyor seninle haberin olmuyor. İyi niyetle “ben onu sanat adına buraya koydum” diyor. Sanat adına yapmıyorsun sen. Sanat adına yapacaksan birçok şey var. Bilinçaltını kurgulamak için yapılıyor bu. İsimlerinden, üsluplarından, görüntülerden bunu anlamak rahatça mümkün. Şiirlerde de bunu görüyoruz.

BEYZA BAYRAKTAR: Bir fotoğrafçı göstermiştiniz, başı kapalı yine, göğüsleri açık öyle bir fotoğraf çektirmişti.

ADNAN OKTAR: Tabii. Kadın mesela eline iki tane kavun almış yani kadın göğsünü vurgulamak istiyor. Müslüman kadınla alay ediyor, başörtülü ama kadın. Kadın kucağına domuz almış domuzu seviyor domuz haram olduğu halde. Sırf İslam’a zıt vurgulamak için bunu yapıyor bunu alay kastıyla. Bu çok gizli bilinçaltı kurgulama bunlar. Kadının bir göğsü açık bir göğsü kapalı fakat üstünde çarşaf başörtüsü var. Başörtüsüyle alay etmiş oluyor kendince. Veyahut şarap mahzeni, adam diyor ki “bir güzellik” diyor mesela şarap mahzeni için. Müslüman adam da altına diyor ki “çok güzel” diyor “doğru” diyor. Harama girmiş oluyorsun şarabı tasdik etmiş oluyorsun. Ama bunu sadece kendi aralarında fark ettikleri için Müslümanlardan kendilerini kat kat üstün görüyorlar. Son derece kirli leş gibi ağzı kokan adamlar bunlar. Orası burası kokar, her türlü pislik vardır ama kendini çok akıllı zanneder. Ağızlarından salya akıtarak Müslümanlara olmadık laf ederler.

Münafık nezaketsiz oluyor. Bir şuur kapalılığı oluyor. Anormalliği hemen anlaşılır münafığın. Normal insani bağlantı kuramazsın. Yüzüne baktığında normal insani bir refleks vardır. Mesela hayvanda bile kedi de bile “pisi pisi” diyorsun hayvan hemen bakıyor. Münafık öyle değildir. Böyle şizofren bir ruh vardır. Merhaba dersin adamın yüzüne bakar böyle anlamsızdır, küttür. Cevapları küttür. Yani ummadığın hareketler yapar. Yani beklenilen normal insani tavırları yoktur münafığın.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Çeşitli güzel hayvan resimleri var Adnan Bey. Onları gösterebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Ya bunlar acayip sevilir. Ne kadar güzel varlıklar Allah’ın hikmeti. Her biri birbirinden güzel ve hepsinde bir karakter var. Karakterleri de birbirine benzemiyor. Yüzlerindeki ifadeler çok farklı. Bayağı güzel.

Evet, başka? Dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Suriye’nin Cerablus ilçesinde hayat büyük ölçüde normale döndü. Türkiye’nin desteğiyle elektrik ve su verilen okul ile hastanesi açılan ve günlük ihtiyaçların giderildiği Cerablus’daki nüfus da yüzde doksan oranında artarak 25 bine ulaştı. İlçedeki ÖSO askerlerinin Türk polisinin kepiyle görev yapması dikkati çekti.

ADNAN OKTAR: Tabii ki, Türk polisi, Türk askeri adil, makul yani. Öyle kitle katliamı, yanlışlıkla bombaladık öldürdük falan öyle bir şey olmaz. Çok güzel insanlar.

OKTAR BABUNA: Mesut Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokrat Partisi Başkanlık Konseyi Üyesi Ali Avni, terör örgütü PKK’nın Musul’un Sincan ilçesinde İran’ın çıkarlarına hizmet edecek ikinci bir Kandil kurmak istediğini öne sürdü.

ADNAN OKTAR: İran’ın

OKTAR BABUNA: Evet.

ADNAN OKTAR: PKK ve İran iki zıt görüş. Öyle bir şey yok. İran’a şiddetle düşman PKK. İran’la biz tam işbirliği içinde olalım. Bunlar provokatif haberler. Öyle bir şey olmaz. İran bizim dostumuz. İran’la iç içe olalım.

OKTAR BABUNA: Siz İngiliz derin devletine dikkat çektikten sonra Hamaney’in bir açıklaması olmuştu. “Sünnilerle Şiilerin arasını bozan İngiliz Şii’ler” demişti inşallah.

ADNAN OKTAR: Tabii, İngiliz Şiiliği var. O bambaşka bir sistem. Sünni karşıtlığı, Sünni düşmanlığı üstüne kurulmuş bir sistem. İran Müslümanlığı, İran Şiiliği bütün Müslümanları kucaklayan samimi, candan bir Müslümanlık anlayışıdır.  Böyle şeylere hiçbir şekilde inanmasınlar.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Milat Yazarı Serdar Arseven, Gülencilerin ahlaksızlık yapmış olmasını diğer cemaatlere yönelik saldırılara sebep olamayacağını belirterek “Gerçek cemaatlerimizi size yedirtmeyiz” başlıklı bir yazı yazdı. “Biz hak dostu cemaatlerimize sahip çıkarız. Bazı ezik muhafazakar takımı şimdilerde cemaatlerin namaz kıldırma, tesbih çektirme işlerinden ötesine bulaşmalarının ne kadar yanlış olduğunu Gülen örgütü vesilesiyle gördük yollu laflar ediyorlar. “Eğer bir hekim suç işledi diye bütün hekimleri suçlu ilan edersen bu büyük hata olur. Kim bunu yaparsa o zaman bütün namuslu hekimlere birleşip seni hukuki yollardan boğma hakkı doğar” dedi.

ADNAN OKTAR: Hekim mi? Hakim mi?

KARTAL GÖKTAN: Hekim.

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: “Kim bunu yaparsa o zaman bütün namuslu hekimlere birleşip seni hukuki yollardan boğma hakkı doğar” dedi.

ADNAN OKTAR: Bu kargalar ne şamatacı tipler. Birde birbirlerine bağlılıkları bunların çok amansız. Felaket milliyetçi tipler yanlışlıkla birine bir yamuk yapılsa bütün mahalleyi ayağa kaldırıyorlar. Acayip kepaze çıkarıyorlar. Hatta yanlış anlaşılmayı bile kabul etmiyorlar. Onun için herkes bayağı dikkatli kargalara karşı. Kimse kızdırmayalım diye dikkat ediyor.

Köpekler çok şeker. Caddelere falan yatıyorlar böyle sere serpe. Ama sağlam yerlere yatıyorlar.

BEYZA BAYRAKTAR: Acar’ın da sesi gürleşmiş artık adam olmuş.

ADNAN OKTAR: Ama o şekerliği sürekli kalıyor üstünde. Çok kibar bir kemik yapısı var bayağı şeker.

İran’la Barzani’nin arası sakın bozuk olmasın. Barzani’ye karşı Kuzey Irak’ta PKK’yı desteklemesi İran’ın çok yanlış olur. Barzani de, Türkiye’de İran’a çok sıkı sahip çıksın. Ama tabii İran’ın da bağnazları falan var ama yönetim iyidir. Aklı başında olgun insanlar. Aslında bir konuşabiliriz. Daha iyi dostane bir ortam sağlanabilir. Eskiden İran elçilik mensupları geliyordu bize görüşüyorduk, konuşuyorduk. Yine davet edelim. İran’dan mollaları davet ediyorduk, görüşüyorduk. Yine o çizgide olalım.

Emrahoviç, Hülagühan “Müslümanın bugüne kadar bilime yaptığı katkıyı bana örnek göstererek anlatabilir misin?” Bilime olan katkı nerede varsa hepsini Allah yaratıyor zaten. Hepsi Müslümanlıktır. Müslümanlık, Allah’ın hükümranlığı değil mi? Hakimiyeti değil mi? Bilimi yaratan Allah. Bilimin kanunlarını yaratan da Allah. Bilim adamlarına onu bulduran da Allah. “Bilim adamı buldu” diyor. Kardeşim saklanmış ki, bulmuş. Zaten bulamaz o, ayakları oraya gitmez. Allah onun ayaklarını oraya götürüyor. Sakladığı yeri de gösteriyor. O sakladığı yerden ona onu buldurtuyor. Onu oraya saklayan Allah’tır. Onu da oraya götüren de Allah’tır. Dolayısıyla Müslümanlık her yere hakimdir. Hindu da bulmuşsa o İslam adınadır, Allah adınadır. Ateist de bulsa o İslam adına, Allah adınadır.  Allah herhangi bir kuluna onu buldurtturur. İlla Müslüman bulacak diye bir şey yok. Müslümanın bulmuş olması onun üstünlüğünü göstermez. Müslüman bulmuştur da münafıktır adı. Yani cehenneme gider. Kafir bulur adam son anda iman eder cennete gider. Bütün ilim Allah’a aittir. Bütün bilim Allah’a aittir. İlimi bilimi yaratan Allah’tır. Bulduran da Allah’tır. Şimdi senin on mücevher kabın var. Onu evin çeşitli yerlerine korsun. Vasiyet edersin dersin ki, “şu yerde şu var gidip onu şu bulsun alsın. Şu çocuğum da gidip oradan onu alsın” dersin. Adamlar gider eliyle koymuş gibi gider bulur. Allah’ın sistemi de böyledir. Allah ilmi saklar şahıslara da yerini ilham eder, vahyeder kalbine. Onlar da kaderin sevkiyle Allah’ın verdiği güçle gidip onları bulurlar. Yoksa olmayan bir şeyi, olmayan adam, olmayan bir vakitte gidip bulmuyor. Kaderde belirlenen vakitte kaderde belirlenen yere gider Allah’ın emriyle, vahyiyle gider alır onu oradan. İlim bu şekildedir. Ve İslam Müslümanlık dünyanın her yerinde hakimdir. Müslümanların hakim olmadığı hiçbir yer yoktur.

Bunlar her akşam böyle namaz vaktinde yuvalarına davet ediyorlarmış. Ama şeker hayvanlar Kuran’da geçiyor bunlar. Ta Hz. Adem (as) devrinde var bu kargalar. Çok eski varlıklar. Bayağı da zekiler. Birde İstanbul kargaları daha da bir uyanık oluyor. Arabanın önüne geliyor böyle. Birden sıçrıyor bir şeyler yapıyor. Artistlik hareketler falan.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Amerika’da her 25 saniyede bir kişinin uyuşturucu bulundurma nedeniyle gözaltına alındığı, yıllık ortalama bir milyon iki yüz elli bin kişinin de bu nedenle hapse girdiği açıklandı.

ADNAN OKTAR: Yıllık?

KARTAL GÖKTAN: Ortalama bir milyon iki yüz elli bin kişinin.

ADNAN OKTAR: Rezalet. Çok büyük rezalet. Tamamen kaplamış uyuşturucu Amerika’yı. Mehdi (as)’ın ve Mesih’in gelmesinin şart olduğunu gösteren alamet. Her yer şarap ve uyuşturucu, içki. Her yer duman altı yani. “Bir duhan zuhuru olur” diyor ya ahir zamanda “duman zuhuru.” Her yeri bu duman kaplamış vaziyette. Kargaşa, kavga, uyuşturucu, içki.

Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Sadr hareketi lideri Mukteda El Sadr, Erdoğan’ı uyararak Irak topraklarındaki askerlerini saygın bir şekilde geri çekmesini aksi takdirde bu askerlerin Irak topraklarından zorla kovulacağını söyledi. Mukteda El Sadr açıklamasının devamında şu ifadelere yer verdi. “Ey Erdoğan ilk önce Türkiye’deki Müslümanları kötülüklerden, zulümden ve tehditlerden koru. Ondan sonra Irak’taki Müslümanları korumak istediğini iddia et. Biz Irak halkı olarak Musul halkını korumaya hazırız. Eğer Müslümanlardan kastın IŞİD ise bu senin IŞİD’e verdiğin desteğin ispatıdır. Bu durumda senden şikayetçi olma hakkımız vardır.”

ADNAN OKTAR: Mukteda Sadr. Mukteda legal bir oluşum değil bildiğim kadarıyla. Irak hükümeti açıklama yapabilir ama onun açıklama yapması gereksiz. Yani herhangi bir kişinin konuşması olmuş oluyor. Tayyip Hoca’yı karşısına alması iyi bir şey değil.

KARTAL GÖKTAN: Irak Başbakanı Haydar El-Abadi’nin de bir açıklaması var. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Twitter üzerinden mesaj gönderen Irak Başbakanı Abadi; “Biz sizin düşmanınız değiliz. Topraklarımızı insanımızın kararlılığı ile kurtaracağız. Görüntülü çağrılarla değil.” Yanıtını verdi.

ADNAN OKTAR: İşte bak sevgi hakim olsa bunlar olmaz. Karşılıklı şüphe ve kuşku var. Büyüklük duygusu var, enaniyet duygusu var. O kendini büyük zannediyor. Öbür taraf da Tayyip Hoca’nın büyüklendiğine inanıyor. Bir enaniyet savaşı var. Konu ondan. Mesela Mukteda Sadr’da da bu üslup enaniyet üslubu. Büyüklük üslubu. “Ey işte Erdoğan” falan yani tepeden gururunu kırmadan çık git oradan yoksa ben seni darmadağın ederim. Öbürü de öyle falan. Orada dikkat ederseniz bir gurur savaşı var ve büyüklük savaşı var. Tayyip Hocam tevazuunu devam ettirsin. Enaniyete karşı da işte İslam, imanla çözüm olacağı anlaşılıyor. Bak Mehdi (as) olmadığında gurur Müslümanları ne hale getiriyor görüyorsunuz? Enaniyet ne hale getiriyor? Mesela şuradaki krizin tek nedeni enaniyet ve gurur. Başka hiçbir nedeni yok. Mesela Mukteda El Sadr’a “Biz kardeşiz Mukteda ne yapıyorsun?” falan dense. Irak Başbakanı “Biz kardeşiz askerlerim seninle beraberler, birlikteler. Tek milletiz, biz Müslümanız dolayısıyla çekineceğiniz bir şey yok. Ama siz nasıl istiyorsanız öyle hareket edelim” dense seve seve kabul ederler. 

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Türkiye, NATO görevi çerçevesinde Belçika, Almanya, Hollanda ve İngiltere’de görev yapan askeri personellerine 27 Eylül’de mektup göndererek “üç gün içinde Türkiye’ye dönün” talimatı verdi.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

KARTAL GÖKTAN: Türkiye NATO görevi çerçevesinde Belçika, Almanya, Hollanda ve İngiltere’de görev yapan askeri personellerine mektup göndererek “üç gün içinde Türkiye’ye dönün” talimatı verdi. Emrin yer aldığı elektronik postayı gördüğünü belirten Reuters muhabiri söz konusu emir yazısının yüz kırk dokuz askere ulaştığını kaydetti. Haberde Brüksel’deki NATO genel merkezinde görev yapan elli personelden geriye sadece dokuzunun kaldığı, Türkiye temsil heyetinin bazı toplantılara katılmadığı bilgisi yer aldı.

ADNAN OKTAR: Bunlar geçici olaylar, Türkiye bir badireden geçiyor, Mehdiyet’e geçişte bir kriz var, dünyayı gurur ve kibir ve büyüklük, enaniyet kaplamış durumda, herkes ayrı ayrı kendinin büyük olduğunu iddia ediyor. Mesela Irak kendinin büyük olduğunu, Suriye kendinin büyük olduğunu, her yer büyüklük iddiasında. Halbuki ‘Allah büyük, biz Allah’ın kuluyuz’ deseler bitecek iş, hepsi Allah’ta birleşse konu bitecek ama hepsinin büyüklük hissi olunca onun içinde boğulup kalıyorlar.

Evet dinliyorum.

OKTAR BABUNA: AK Parti’nin meclise verdiği önergenin kabul edilmesiyle OHAL kapsamında çıkarılan kanun hükmünde kararname ile kapatılan elli üç özel eğitim kurumuna ve bir özel öğrenci yurduna yeniden faaliyet izni verildi.

ADNAN OKTAR: İyi demek ki demokrasi var, hukuk da işliyor demektir, bir yanlışlık oldu mu düzeltiliyor demek ki.

Ali Kuşçu, İbni Sina, El Biruni. Yıldız ilmi var mesela Ali Kuşçu astronomi konusunda, İbni Sina tıp alanında, halen bile onun tıp alanındaki görüşleri değerlendiriliyor ama dediğim gibi bilimi bulmak o adamın takva olduğunu, üstün olduğunu, Allah’a çok yakın olduğunu göstermez. Değil mi? Mesela adam yerin altında altın buluyor ama soyguncu oluyor Allah ona bulduruyor. Bulur iyi bir insan da bulur, yanlış bir insan da bulur, küfür içinde bir insan da bulabilir bu bir şeyin ölçüsü değil.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Faaliyet haberlerimiz var Adnan Bey. Geçtiğimiz hafta Gaziantep’te beş bin adet “Müşrikler istemese de Mehdi” kitabınızın dağıtımını gerçekleştirmiş kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR: Antep’te.

KARTAL GÖKTAN: Evet Gaziantep’te. Ve çok sayıda lise öğrencisi ve tıp fakültesi öğrencisine üç bin adet “Bilim Evrimi Yalanlıyor” konulu broşürlerden dağıtmışlar. Gebze’deki kardeşlerimiz 5 Eylül’de ev sohbetinde biraraya gelerek sizin “Münafığın Derin Karanlığı” kitabınızdan bölümler okumuşlar. Malatya’da 1 ve 2 Ekim’de sizin “Müşrikler isteme de Mehdi” kitabınızdan iki bin adet evlere dağıtmış kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR: Çok iyi olmuş.

KARTAL GÖKTAN: Kardeşlerimiz Gümüşhane’de duraklara ve bloklara kitaplarınızdan bırakmışlar. 6 Ekim’de Balıkesir’den kardeşlerimiz evde biraraya gelip yemek yedikten sonra sohbet etmişler. Pazar günü Uşak’ta eserlerinizden iki yüz adet halkımıza hediye edilmiş. 9 Ekim’de Kayseri’nin çeşitli yerlerinde halkımıza beş yüz elli adet kitabınızın dağıtımı gerçekleştirilmiş. Bursa’dan kardeşlerimiz 19 Eylül’de ev sohbetinde biraraya gelip sizin Müşrikler istemese de Mehdi ve Münafığın Derin Karanlığı kitabınızdan bölümler okumuşlar. 29 Eylül’de de kültür merkezinde sohbet etmek için bir araya gelip iman hakikatleriyle ilgili sunum gerçekleştirmişler. 2 Ekim günü Düzce’de yüz adet kitap dağıtmış kardeşlerimiz. 9 Ekim’de Antalya’dan bir kardeşimiz kızı ve eşiyle sizin “Komünist Kürdistan Tehlikesi” kitabınızı dağıtmış. İnegöl’deki kardeşlerimiz 1 Ekim tarihinde ev sohbetinde biraraya gelerek “Münafığın Derin Karanlığı” kitabınızdan bölümler okumuşlar. 6 Ekim günü Zonguldak Ereğli’de elli altı adet kitap dağıtılmış. Kayseri’de dokuz yüz adet eseriniz halkımıza hediye edilmiş. Ankara’dan kardeşlerimiz 1 ve 11 Ekim tarihleri arasında Demetevler, Batı Kent, Sıhhiye, Etlik, Maltepe, Ümitköy’de toplam üç bin altı yüz otuz adet “Müşrikler İstemese de Mehdi” kitabınızdan dağıtmışlar. Kardeşlerimiz Bursa halkına çeşitli kitaplarınızdan dört yüz adet hediye etmişler. İzmir’de Basın Sitesi, Konak Meydanı ve çeşitli semtlerde toplam bin sekiz yüz kırk beş adet eserinizin dağıtımı gerçekleştirilmiş. Gebze’deki kardeşlerimiz 19 Eylül günü toplanıp “Münafığın Derin Karanlığı” kitabınızdan bölümler okumuşlar. Ve Konya’daki kardeşlerimiz de Konya merkez, Selçuklu ve Meram’da toplam bin dört yüz adet eserinizi dağıtmışlar maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Münafığın Derin Karanlığı kitabından da bir şey okuyalım.    

KARTAL GÖKTAN: Adnan Oktar ile Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü