Harun Yahya

Sohbetler (16 Ekim 2016; 15:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Sohbetler’e başlıyoruz inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Fikret bir şeyler söyle dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İçişleri Bakanlığı’nca Van Erciş Belediyesi Meclis üyeliği için görevlendirilen Latifiye Mahallesi Muhtarı Mehmet Şerif Doğu, evinin önünde uğradığı silahlı saldırı sonucu şehit oldu. PKK’lı teröristler muhtarı şehit ettikten sonra kaçarak uzaklaştılar. Yine bu sabah Gaziantep’te IŞİD’in bir hücre evine yapılan baskında bir canlı bomba kendisini patlattı. Üç polis şehit oldu, yaralılar da var. Polisler bir ihbar üzerine bu hücre evini tespit etmişler ve oraya gitmişler. O sırada olaylar yaşanmış.

ADNAN OKTAR: Polislerimize Allah rahmet etsin.

BÜLENT SEZGİN: Şehit muhtarımızın fotoğrafı vardı, Mehmet Şerif Doğu.

ADNAN OKTAR: Şimdi sen bu konuyu bana bir daha anlat bakayım.

KARTAL GÖKTAN: İçişler Bakanlığı’nca Van Erciş Belediyesi Meclis üyeliği için görevlendirilen Latifiye Mahallesi Muhtarı Mehmet Şerif Doğu, evinin önünde silahlı saldırıya uğradı ve şehit oldu. PKK’lı teröristler muhtarı şehit ettikten sonra kaçarak uzaklaştılar.

ADNAN OKTAR: Yani nasıl? Seçimle gelmemiş tayin edilmiş. Nasıl oluyor?

KARTAL GÖKTAN: Kanun hükmünde kararnameyle belediye meclisi üyeliği için görevlendirilmiş muhtarken.

ADNAN OKTAR: Şimdi belediye meclisi üyesi vardı herhalde. O PKK’lı falan mı çıktı bir şey oldu herhalde yahut bir suç işledi. Onu görevinden aldılar. Bunun yerine onu verdiler. Adamlar da dedi “biz bak, vuracağız” dediler ve vuruyorlar. Yani hükümet şu an koruyamıyor adamı. Evet, öyle bir konum oluyor. Yani bundan sonrakileri de vuracaklar anlamına geliyor. Bunu anlatmak istiyorlar. Vurulma şekli ne? Evinin önünde. Yani yolgeçen hanına dönmüş demek ki ortalık. Hükümet -otuz kere söyledim- orada aklı başında vatandaşları silahlandırsın diye. Şimdi PKK’nın avantajı ne? Silahı var. Vatandaşın dezavantajı ne? Silahı yok. Yani buna bir çözüm bulunması lazım. Çünkü “kayyum atayacağız” dediler. Adamlar da işte “kayyuma biz bunu yapıyoruz” diyorlar.

BÜLENT SEZGİN: “Yapacağız” demişlerdi.

ADNAN OKTAR: Demişlerdi değil mi? “Kayyum atarsanız biz de gereğini yapacağız” dediler. Yapıyor adamlar işte. Bak, “hükümet önlem alsın” dedim. Yani her türlü önlem. Devlet gücünü göstermesi lazım. Zor bir şey değil bu. Yani mesela kayyum, belli ki vuracaklar yol güzergahı da bellidir. Oraya sivil polis de yerleştirilir, halk silahlandırılabilir o bölgedeki. Yani bir statüye alınabilir. Ne denilebilir? Mesela şehir korucusu olabilir, şehir bekçisi olabilir, mahalle bekçisi. Mahalle bekçisi statüsüyle silah versinler. Otomatik silah da gerekirse el bombası da versinler, bu çakallar o zaman gelemez. Halkın silahsız olduğunu biliyor. Bunlar kuzu sürüsüne giren kurt gibi. Kurdun dişi var, kuzunun dişi yok. Öyle olmaz. Yani orada kayyum var. Adam tehdit edilmiş. Adamın üstünde silah yok hiçbir şey yok. Çocuklarında silah yok, ailesinde silah yok. Sokakta göğsünü gere gere geziyor. Adam da çekip vuruyor. “Ben” söylüyor. “Vuracağım” diyor ve vuruyor. PKK’da her türlü silah var. Burada bir dengesizlik oluşmuş oluyor, böyle olmaz. Bunların anlayacağı dilden konuşulması lazım. Vatanına sadık, milletine sadık, devletine sadık. Bak muhtar; hükümet görevlendiriyor yerine getiriyor. Bu insana nasıl silah verilmez? En gelişmiş otomatik silah verilsin, tabanca da verilsin, el bombası da verilsin. Yani yetişkin çocuğu da olabilir delikanlı falan. Mesela geçen günler o kız çocuğu delikanlım,  “Elimde bardak vardı” diyor. “Bardağı attım tepelerine” diyor. Şimdi bu reva mı yani? O çocuğun elinde mesela silah olmuş olsa hepsini indirirdi. “Babamı götürmeyin” diye yalvarıyor çocuk. Ne yalvaracak? Pencereye konuşlanır, yağmur gibi yağdırır. Hepsini ayağından biçer, adamlar sapır sapır dökülür pırasa gibi. Ondan sonra topla götür hepsini. Hepsini karakola teslim ederler. Gayet kolay bir şey. Yani bu kadar bunu uzatmanın bir alemi yok. Bu rahatsız edici bir durum. Ondan sonra da belediyelere özerklik veyahut belediyelerin yetkilerini genişletmekten bahsediyorlar. Belediyenin yetkisini genişlettin işte. Belediye bu sefer PKK’nın hizmetine girdi. “Yapmayın etmeyin. PKK’nın hizmetine girerler böyle yaparsanız” dedim. “Yok, bir şey olmaz” dediler. Oldu. Bu sefer adamları görevden aldınız. Kayyum atadınız. Kayyumları da vuruyorlar şakır şakır. “Vuracağız” dediler. Vuruyor adamlar. Bu nedir bu? Bunun anlamı ne yani? Belediyeye yönelik özerklik veyahut işte yetki genişletilmesi olayı Abdullah Öcalan’ın eskiden beri üstünde durduğu bir konu, İngiltere’nin de dediği o. En çok istedikleri de “polis, asker konusunu da belediye halletsin” diyorlar. “Eğitim konusunu da belediye halletsin.” Yani “hükümet olsun” diyorlar göz göre göre. Hükümet de diyor ki “başkanlık sistemini getireceğiz, sonra da belediyelerin yetkilerini genişleteceğiz.” İşte al sana federasyon. “Yok” diyor, “biz federasyona karşıyız.” Ya kardeşim belediyenin yetkisini genişletirsen federasyon olur zaten. Ucu bucağı yok. Yetkiyi verdin mi adama al sana federasyon. Mesela farz edelim Diyarbakır Belediyesi, PKK’lı birinin geldiğini düşün. Adam diyecek ki “sağlık benden sorulur, milli eğitim de benden sorulur, güvenlik de benden sorulur, askeri çekin” diyecek. “Polisi de çekin.” İşte devlet, ayrı devlet. “Buraya asker, polis girmesin” diyecek. Federasyon. Başkanlık sistemi olduğuna göre. Başkanlık sistemi olunca diyecekler adamlar. “Dünyanın her tarafında başkanlık sisteminde tek yol vardır: Federasyon.” Dünyada hiçbir başkanlık sisteminde üniter yapı yok. Hiçbir sistemde. Üniter yapı yapacaksan partili cumhurbaşkanı, anayasanın maddesi belli, iki kelimeyi çıkaracaksın konu bitecek. Yani cumhurbaşkanının siyaset yapmasını engelleyen iki kelime var, bunu çıkaracaksın. Bunu partiler toplanır mecliste bir defada çıkarırlar, gayet kolay. Ama “başkanlık sistemine geçelim” dersen sırf bu yüzden millet HDP’li oldu, büyük bölümü. Beşiktaş, Nişantaşı, hepsi silme HDP’li oldu kurtulmak için. Başkanlık sistemi gelecek diye, vatan bölünecek diye millet acayip tedirgin oldu. Sonra hükümet geri adım attı. Dediler; “biz başkanlık sistemini savunmuyoruz” Hiç de bahsetmediler, millet oylarını geri verdi. Bu sefer yeniden “Hayır, bir daha istiyoruz.” Yani bu ne anlama geliyor bu? Bu oluyor mu şimdi bu alay eder gibi yani? Millet seni uyardı. “İstemiyorum” dedi. Kabul ettin. Anladın. Geri adım attın. Şimdi bir daha hamle yapıyorsun. Şimdi ne yapacak sana halk? Referandum yapacaksın. Yüzde seksen “Hayır” çıkacak. Al sana fitne. Ondan sonra diyecekler ki; “Halk yüzde sekseni hükümeti istemiyor.” Ondan sonra nasıl hükümet ayakta duracak. İş çıkartmayın, tıkır tıkır gidiyor. Bir şey yok. Yani başkanlık sistemi için bir gerekçe yok, bir şey yok. Hükümetin sıkıştığı bir nokta varsa söylesinler, çözelim, ne varsa çözelim. Yani hangi yetkiyi elde edemiyor, nerede sıkıntı var, çözelim. “Federasyona kapalıyız, üniter sistemi savunacağız” diyor. Tamam, güzel. “Belediyelerin yetkisini genişleteceğiz” diyorsun. Daha önce de yaptın bunu. Zaten felaket oldu. Zaten bak, genişletmişsin, “daha da genişleteceğim” diyorsun. Bak, genişlettiğin haliyle fitnenin doruğuna çıktık. Belediyeler PKK’nın kontrolüne girmeye başladı teker teker. Ve habire kayyum atanıyor, kayyumlar da şakır şakır vuruyor adamlar. Demek ki olmuyor bu sistem. Bunu zorlamanın bir alemi yok.

Tayyip Hoca’ya muhtemelen baskı var. Etrafındakiler de seyrediyorlar. İngiliz derin devleti heyet halinde bu işin içinde. Acayip bastırıyorlar, “yoksa seni vururuz, öldürürüz” şu bu falan. Bunların tehdidine kimse kulak asmaz. Ama bu son derece riskli ve gereksiz. Ben bunu Tayyip Hoca’ya otuz kere söyledim. Sonra “ben iddialı değilim” dedi. “Partili cumhurbaşkanlığı da olsa olur” dedi. Tamam, orada kal. Orada kalın artık. Yeniden başkanlık sistemi. Çünkü bakın, burada kuşkulu bir durum var. Bütün başkanlık sistemlerini teker teker bize sordular. “Amerikan modeli?” dediler. “Hayır” dedik. “Çok tehlikeli.” Dedik. “Meksika modeli?” “Hayır” dedik. “Fransa modeli?” “Hayır.” Tek tek dünyadaki modelleri saydılar. Hepsine “hayır” dedik. Ta güney Afrika modeline kadar söylediler. Güney Afrika zaten paramparça, birçok devletten oluşuyor. Güney Afrika modeli nasıl olur? Yani burada bu konuya ehemmiyet verilmediği çok açık anlaşılıyor. Çünkü Amerikan modelini teklif ettin, Fransa modelini teklif ettin, her modeli teklif etin. Demek ki ehemmiyet vermiyorsun. Sürekli reddettik. Arkasından belediyelerin yetkisini genişlettin. Arkasından felaket çıktı, büyük bela çıktı. Şimdi kayyum atıyorsun, kayyumları da vuruyorlar adamlar şakır şakır, koruyamıyorsunuz. Nedir bu? Sistemde bir acayiplik yok. Partili cumhurbaşkanlığı makul, bunda acayip olan bir şey yok. Partili cumhurbaşkanlığı tabii ki gerekir. İstediğin kadar yetki verelim, millet seni koruyor Tayyip Hocam. Samimiyetine de inanıyor, bir şey dediği yok kimsenin. Ama bu olmaz. Bu başkanlık sistemi işi, çünkü burada bir gariplik var. Kaç model söylediniz, hepsini reddettik. Durup durup her hafta, on beş günde bir model söylediler, ayda bir model söylediler. Her modele razılar. “Amerikan modeli?” “Evet” desek yapacak. “Fransa modeli?” “Evet olur” desek onu da yapacak. “Güney Afrika?” diyor. “Tamam” desek o da olacak. Meksika modelini Tayyip Hoca bizzat kendi söyledi. En tehlikeli modeller kardeşim. “Evet” desek hemen olacak. İstemiyoruz, riskli. Zorla olmaz ki bu iş. Ve milleti böler bu. Yüzde seksen “Hayır” çıkacak. Ne gerek? Bu sefer hükümetin meşruiyeti tartışılır hale gelecek. O zaman diyecekler; “erken seçime gidelim” falan. Yani çok acayip bir durum olacak. Ne gerek var kardeşim? Daha konusu açıldı hemen dolar yükseldi. Her türlü yetkiyi verelim. Nerede sıkışma varsa orayı çözelim. Ne istiyorsanız yapalım. Ama bu işe girmeyelim, başkanlık sistemini istemiyoruz. Niye istemiyoruz? Çünkü sürekli model söylüyorsunuz. Arkasından “belediyelere geniş yetki vereceğiz” diyorsunuz. Zaten o, bizim çekindiğimiz nokta o. Belediyeye geniş yetki verdin mi bitti zaten, konu kapandı yani. Öcalan zaten onu söylüyor. Başka bir şey dediği yok ki. Öcalan’ın dediği “Başkanlık sistemi olsun, belediyelere geniş yetki verilsin” diyor; o kadar. Onu yaptın mı bitti.

Bir etiket yapalım. “Sevgi Birliğinde Ayrılık Olmaz” diyelim.

Tayyip Hoca’nın iyi yönü inatçı, boyun eğmiyor. O çok güzel. İmar faaliyetleri de güzel. Akşamları gidip geliyorum yolda hiç kamyon falan hiçbir şey yok. Yağ gibi gidiyor trafik, bayağı güzel. Allah razı olsun. Ankara-İstanbul yoluna bakıyoruz, havaalanları yaptırıyor, güzel. Ekonomide de bir şey yok, yani tıkır tıkır gidiyor. Ne yaparsa yapsınlar gidiyor, dindarlara tavrı da iyi. Ama sıkıştığı bir nokta varsa söylesin. Biz vatandaş olarak yanındayız zaten. Söyle hemen halledelim. Ama bize başkanlık sisteminden bahsetme. Sen gidersin yarın bir gün başka biri gelecek başımız belaya girecek. Adamı çözemeyiz. “Başkanlık sistemi diyecek bütün dünyada federasyonladır bu. Siz nereden çıkarttınız bunu?” derse ne diyelim? Başkanlık sistemi eşittir federasyon. Aksi bir yol yok kardeşim dünyada. Yani başkanlık sistemi olup da üniter sistem. Yani üniter sistem olursa zaten parlamenter sistem var onda. Onu demene gerek yok yani. Bu nereden çıktı ben bunu anlayabilmiş değilim.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, yine siz anlatmıştınız. “Yarın öbür gün Avrupa’ya başvururlar. “Biz ayrılmak istiyoruz. Referandum yapalım” derler.” diye.

ADNAN OKTAR: Yani tabii, başkanlık sisteminde bir kere referandum yolu sonuna kadar açık. Ben bir Hoca’yla bir İstanbul’a geldiğinde bir konuşayım. Bir görüşelim. Tayyip Hocam’a bir rapor sunalım. Bir acayiplik var.

Burhan Hoca geldiğinde onunla bir görüşeyim. Mustafa Şentop ilgileniyormuş şu an bu konuyla Başkanlıkla ilgili. Ona asıl bir rapor sunalım. Nasıl bir fikirdir ben anlayamadım ki? Eğer üniter sistemi istiyorsan zaten parlamenter sistem bunun için en iyisi. Federasyon istiyorsan zaten battık demektir Allah esirgesin. Batamayız batırtmayız da ayrı mesele de yani ona kimsenin gücü yetmez. Öyle bir şey olmaz. Fakat hem Tayyip Hoca’ya rapor sunalım, hem Mustafa Şentop’a rapor sunalım. Riski geniş olarak anlatalım. Bu oldubittiye getirilecek bir şey değil, son derece riskli bir şey.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Mehmet Şevket Eygi Hocamız şöyle bir yazı yazdı Adnan Bey; “Şeytan Müslümanların birleşip tek bir ümmet olmasını, güçlenmesini istemez. Böyle bir şeyden çok nefret eder. Bu konuda şeytan birinci midir? Hayır. Onun önünde bir takım münafık din baronları vardır. Onlar Müslümanların birleşmemesini şeytandan daha fazla isterler. Şeytan, Müslümanların birleşip tek bir ümmet olmasını, bu tek ümmetin başında raşit ve adil bir imam bulunmasını, müminlerin bu imama biat ve itaat etmesini istemez, bundan nefret eder. Bir takım münafık din baronları bu konuda şeytandan daha aşırı ve ileridir.”

ADNAN OKTAR: Mehmet Şevket Eygi Hocam candır o, çok mübarek muhterem bir insandır. Ahir zaman evliyalarındandır. İşte evliya arıyorlarsa orada bulsunlar. Hakiki evliyadır. Konuşması da çok güzel, Allah razı olsun. Aylardan beri anlattığımız konunun bir özeti. Allah uzun ömür versin. Fitneden, fücurdan Hocamızı korusun. Hükümet, Hocamıza bir koruma versin o teklif etmeden. Tabii o çok mübarek, muhterem bir insan. Bir polis koruması gece gündüz. Ne olacak bir kişi yani nöbetleşe iki polis korusun sabahtan akşama, akşamdan da sabaha kadar polis koruması Hocamıza şart. Ben Tayyip Hocam’dan istirham ediyorum. Bak, elimizde başka böyle büyük alim değerli kimse kalmadı çok az. Bir Mahmut Hoca kaldı, bir Mehmet Şevket Eygi Hocamız kaldı. Hemen hemen kalmadı. Yani bir elin parmaklarının sayısını aşmaz. Böyle değerli insanları çok iyi koruyup kollayalım. Tayyip Hocam’dan benim özel istirhamım, gereğini yapsın. Yahut üçlü, sekizer saat arayla birer polis memuru koruyabilir. Sekiz saat birisi, sekiz saat birisi, sekiz saat birisi. Çok büyük sevap olur. Hocanın talep etmesine gerek yok. O talep etmeden biz koruyalım. O öyle şeylere girmez, sıkılır da zaten, şey yapmaz. Onu yormadan onu rencide etmeden, rahatsız etmeden koruyalım.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yazılarınız hakkında bilgi vermek istiyorum. Lübnan’ın 1952 yılında kurulmuş ve Ortadoğu’nun en büyük İngilizce gazetelerinden The Daily Star gazetesinde, “Kanal İstanbul hem Türkiye’nin hem de Rusya’nın Yararına” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda Kanal İstanbul projesiyle hem Türkiye hem Rusya hem de dünya ticaretinin çok kazançlı çıkacağını anlatıyorsunuz. Bu projenin Türkiye ve Rusya arasındaki ikili ilişkileri daha da geliştirmek ve güçlendirmek adına da yeni bir fırsat olduğunu, ancak bunun sadece bir vesile olduğunu, asıl olanın her zaman için bu iki ülkenin dostluğu ve kardeşliği olduğu vurgusunu yapıyorsunuz.

Suudi Arabistan’ın önde gelen Arapça günlük gazetesi Mekke Newspaper’da ve internet sitesinde “Futbol ile Kitleleri Kazanmak” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda bu önemli ve kapsamı oldukça geniş olan sektörün holiganlık, öfkeye dayalı rekabet ve şiddet kaynağı olarak benimsenmesine son verilmesi ve köklü bir değişiklikle futbol adına daha fazla sevgi ve kardeşlik vurgusu ön plana çıkarılması gerektiği üzerinde duruyorsunuz.

Kanada Montreal merkezli bağımsız düşünce kuruluşu Global Research’ün İngilizce yayınında, “Dünyayı Yöneten Alternatif Güç Merkezleri” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda tarihte her dönemde iktidarların yanında hareket eden yapılara, yani derin devletlere dikkat çektiğiniz bu makalede Atlantik Konseyi üzerindeki İngiliz derin devleti etkisini anlatıyorsunuz. Ayrıca konseyin politikalarının Amerikan devlet kurumlarının politikaları haline gelmesinden sonra çıkan savaşlardan ve kargaşalardan da örnekler veriyorsunuz. Bu yazınız aynı zamanda Amerika’dan haber yapan yayın haber portalı News Rescue’de da yayınlandı.

Amerika merkezli Jefferson Corner sitesinde ise “Tıbbi Yöntemlerle İşlenen Bir Cinayet Türü: Ötenazi” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda rızasıyla veya rızası olmadan doğrudan ya da yardımcı olarak insan yaşamına son vermenin Kuran’a göre haram olduğunu ve ağır bir suç kabul edilmesi gerektiğini açıklıyorsunuz, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Gayet güzel.

İngiliz derin devleti Başkanlık sistemine acayip kafayı taktı. Hükümete kabul ettirmek için delicesine bastırıyor. Kabul etmeyeceğiz. Öcalan da, bunlar en başından beri kafayı taktıkları konu. Kabul etmiyoruz. Kardeşim, belediyenin yetkisini sen alabildiğine genişletirsen zaten tamam, bitti. Konu kapandı yani. Zaten sorun o. Biz bunu ne Birleşmiş Milletlere açıklayabiliriz, ne NATO’ya, ne başka bir yere. Diyecek ki adam; “Senin rejimin başkanlık sistemi değil mi? Bütün dünyada başkanlık sitemi var. İş mi çıkarıyorsunuz?” diyecekler. Avrupa Mahkemesi’ne götürürler. Ondan sonra “Başkanlık sistemi olduğuna göre federasyon zaruri olduğu açık olduğu için federasyonun gereği olarak bu insanlar burada federe devlet kurma hakkına sahiptir” diye madde çıkarttığında al başına belayı. Çünkü başkanlık sistemini kurmuşsun, inkar edeceğin gibi değil. Bütün dünyada da başkanlık sistemi federasyona dayalı olduğuna göre, federe devletlere göre olduğuna göre. Zaten adı üstünde başkanlık siteminin özelliği budur. “Biz üniter sistemiz.” Kardeşim sen başkanlık sitemini kabul etmişsin, anayasana koymuşsun. Bitti. Avrupa’nın yetkili mahkemesini devreye sokarlar, küt karar çıkartırlar. Ondan sonra çık işin içinden çıkabilirsen. Bu riskleri uzun uzun anlatmamız lazım hükümete.

Mesela bak, Chatham House toplantısında İngiltere’de daha yeni Chatham House toplantısı, İngiliz derin devletinin beynidir Chatham House. “PKK’ya otonomi verilmesini tartışmalıyız” diyor. “Türkiye buna mecbur” diyor. Bak, görüyor musun? Kim diyor bunu? Chatham House söylüyor. “Türkiye buna mecbur. Batılı ülkeler bu çerçevede tavır belirlemeli.” Bak, “Batılı ülkeler bu çerçevede tavır belirlemeli.” Adamların ekmeğine yağ süreceksin. Adamların aradığı bu. “Geri adım söz konusu olamaz” diyor. Yani “bu konu tamam” diyor. “Sınır çizilmesi aşamasındayız.” Yani “Türkiye’nin içinde PKK’ya verilecek bölgenin sınırını çizme aşamasındayız” diyor. Kim diyor? Chatham House diyor bunu. “PKK, HDP sınır çizilmesi koşuluyla belli tavizler verebilir.” Taviz ne yapacak? İşte “Tamam, bombalamayı azaltalım, asker vurmayı azaltabiliriz.” “Belirli” diyor bak, “taviz verebilir.” “Taviz verir” demiyor. “Belirli taviz verebilir.” Diyor. “Sınırların çizilmesi ve bölgenin Kürt bölgesi olarak tanınması kritik eşik.” “Burası” diyor bak, “sınırları çizeceğiz. Burası Kürt bölgesi diye ayıracağız. Bu kritik eşik.” Diyor. “Ana dil, güvenlik birimleri gibi konular gündemin ilk sırasında değil. Bunu belediyeye bırakacağız” diyor. Bak, “anadil ve güvenlik birimleri.” Yani “bölge sınırları içerisinde hangi dilde konuşulacak, güvenliği kim sağlayacak onu merkez belirler” diyor. Belediye belirleyecek yani. “Sınır kabul edilirse ana dil, güvenlik ve yargı birimleri gibi konular zaten arkadan gelir. Önce sınırı bir çizelim” diyor. “Güvenliği Türk askerinin sağlamasına gerek yok. PKK sağlar” diyor. “PKK zaten silahlı birim. Resmi görevli olarak onlar zaten göreve geçerler” diyor. “PKK yönetimi Batı ile benzer görüşlere sahip. Aynı, Batı’yla aynı görüşteler” diyor “PKK” Bunu Chatham House söylüyor.

Münafıklar çok haysiyetsiz, pislik, cemiyet mikrobu, Müslümanlara yapışan kene gibi mahlukattır. Bunları hep tentürdiyotla Müslümanlar temizleyecek, yani ilimle irfanla, kanunla hukukla. Çok kahpe ve kalleş bir yapıdır. Her Müslüman cemaate sızar münafık. Yani her Müslüman cemaatin bir şeytan ordusuyla kuşatılacağını Müslümanlar unutmayacak. Çok fazla iblis Müslüman cemaatlere sızar ve Müslümanları doğru yoldan saptırmak isterler. Onları meşgul etmek, onları boş laflarla, boş sözlerle, boş konuşmalarla hırpalamak isterler. Onları kendi mecralarından çıkarıp şeytani mecraya çekmek isterler. İşte o şeytani mecraya çekmek istediklerinde onların gösterdiği her yol tahrip edilmesi gereken yoldur. Müslüman ilimle, irfanla o şeytanın yolunu ortadan kaldıracak, kanunla hukukla. ‘Şeytanın feneri gideceğin yolu aydınlatır’ derler. Münafık bir şey tavsiye ediyorsa tam tersini yapacaksın.  Tersini söylüyorsa düzünü yapacaksın.  Ve bu müthiş bir kolaylıktır çünkü biz münafığın yeteneğini elde edemeyiz. Neden elde edemeyiz? Çünkü münafık şeytanla iç içe. Yani beynine hulul etmiş, onun için muazzam bir yeteneğe sahip olur. Yani mesela iblisin yuvalarını görür, iblisin adamlarını görür, mesela bağlantı kurduğu adamlar hep iblisin adamlarıdır. Münafığın Facebook’una bir gir hemen ne kadar münafık varsa hepsini bulduğunu anlarsın. Ne kadar dinsiz, imansız, Allahsız Kitapsız, İslam düşmanı, homoseksüel savunucusu, İngiliz derin devletinin çakalı varsa hepsine yalakalık yaptığını görürsün girdin mi baktın mı anlarsın. Senin oturup aramana gerek kalmaz. Münafığı nasıl hani böyle uyuşturucu bulmada köpek kullanıyorlar ya eğitimli köpek, eğitimli köpek gibidir münafık. Tasmasından tutup bırakacaksın o sana bulur. Mesela münafığı da bulur, en azılı kafirleri bulur. En azılı İslam düşmanlarını bulur. Onu takip edeceksin. Onun her bulduğunu da ilimle, irfanla etkisiz hale getireceksin, kanunla hukukla etkisiz hale getireceksin. Müslüman için çok büyük bir kolaylıktır bu. Müslümana hadi ara bul desen bulamaz. Nasıl bulsun? Bulamaz. Münafığın akıl almaz yeteneği vardır. Onun için Müslüman münafığı köpek besler gibi beslemesi lazım işine yaraması için. Aman atayım demeyecek.  Aman besleyeyim bana hizmet etsin diyecek. Takip edeceksin her gittiği yerde yakalarsın, her gittiği yerde yakalarsın. Münafık ahlakının ne kadar pislik olduğunu onun sayesinde görebilirsin. Mesela Müslümanlara hangi noktadan saldıracak oraları görebilirsin. Küfrün en azgınlarını onun sayesinde görebilirsin. Yani yapılan bütün stratejileri, her türlü oyunu falan da onun sayesinde görebilirsin. Çünkü o onlara hemen dahil olur. Delicesine böyle, şeytan nasıl böyle ateşe susuyor, cehenneme susuyor ya, cehennem de onlara susuyor onun gibidir münafık. İstediğin adar kontrol et o yine delicesine gider münafıkları bulur, küfrü bulur, pislik adamları bulur. Senin onu izlemen bir şeyi değiştirmez. Orada Allah basiretini bağlar, ferasetini bağlar yani hani münafık ‘beni görüyorlar ben bunu yapmayayım’ demez yine yapar. Ve oradan da yakalarsın. Onun için her Müslüman cemaatin münafığa ihtiyacı vardır. Ama tabii iyi değerlendirmek ve çok akıllı olmak lazım. Bediüzzaman bu konuyu çok detaylı anlatmış. Şeytani bir zekaya sahip olurlar, zekavet diyor, şeytani bir zekavete sahip olurlar diyor. Şeytaniyette pek mahir oluyorlar yani pislik yapmada, kahpelikte çok mahir oluyorlar. Onun için Müslüman hani biran önce gitseydi değil de takip edip İslam karşıtlarını tespit edip gereken tedaviyi yapmaları gerekir.

Münafık dili sırf kelimelerden ibaret olmaz. Mesela resimle münafık psikopatlığını anlatır, resimle. Veyahut şiirle anlatır veyahut heykelle anlatır veyahut mesela gider bir azgın homoseksüel bir adama beğendi yapar yahut gider şarap içenlere gider beğendi yapar. Veyahut mesela bir homoseksüel kıyafetine, mesela bir homoseksüel ayakkabısı, kıyafeti, pardesüsü olabilir, çorabı olabilir işte bir şeyi olur gider ona beğendi yapar. O imajı kim veriyorsa var ya o gökkuşağı renkleri falan gider onlara beğendi yapar. Direkt homoseksüelliği savunduğunu söylemeyebilir. Dolaylı yoldan böyle şeytani alttan alta da yapar. Çünkü öyle çok açık olacağı için, onu gizlice yaptığını sanır, münafığın da aptallığı buradadır, kuyruğu dışarıda, kafası toprağın altındadır münafığın. Yani kuyruğunun göründüğünü fark etmez münafık. O toprağın altında ilerlemeye devam eder. Sonra mümin onu bir peçeteyle falan kuyruğundan tutup çıkarır inşaAllah.

Allah kullarını korur fakat Allah ‘size zırh yaptım’ diyor ‘giyimlikler’ yani ‘zorlu savaşlarda sizi korusun diye zırh yaptım’ diyor. Zırhı yaratan kim? Allah. Allah onu sebep kılıyor. Biz sebebe sarılacağız yoksa koruyan Allah’tır. Yani polis koruması oluyor mesela 7-8 koruma oluyor. 7-8’ini birden vuruyorlar. Korunan adamı da vuruyorlar bazen. Yahut adam kurtuluyor, korumalar vuruluyor. Yahut sadece adamı vuruyorlar korumalar kalıyor. Yani o bir kurtuluş değil. Yahut trafik kazası olur vefat eder her şey olabilir.

Bediüzzaman diyor ki münafıklar için; “Münafık meçhul bir mahluktur” diyor bak “meçhul”, gizli bir mahluktur. “Düşman meçhul olduğu zaman daha zararlı olur, kandırıcı olursa daha habis olur” kandırıcı. Münafık sürekli yalan söyler, habis olur. “Aldatıcı olsa fesadı daha şiddetli olur.” Çok aldatıcıdır münafık. “Fesadı daha şiddetli olur” diyor. “İçeride olursa zararı daha azim olur.” Yani Müslümanların içinde olursa zararı daha azim olur. “Çünkü içteki düşman kuvveti dağıtır.” Çünkü istihbarat amaçlı olduğu için, Müslümanlar ne yapıyor ne ediyor, sürekli dışarı bilgi verir münafık. Yani en merkeze kadar bildirir. “Cesareti azaltır.” Zayıf Müslümanların cesaretini azaltıyor. “Dışarıdaki düşman ise bilakis asabiyeti şiddetlendirir” yani şevki şiddetlendirir “sağlamlığı artırır.” “Münafığın cinayet gibi olan suçu, İslam üzerine pek büyüktür.” Büyük bir suç işler münafık diyor. “İslam alemini zelzeleye maruz bırakan münafıklıktır.” Bütün İslam alemini zelzeleye, yani şu anki zelzeleye, çöküşe maruz bırakan dünya çapındaki münafıklıktır diyor. Tek sebebi bu diyor. Küfür değil diyor görüyor musun? Münafıklıktır. “Bunun içindir ki şanı pek büyük Kuran, münafıkları fazlaca ayıplamış ve çirkin bulmuştur. Üçüncüsü; ince alay, düzen, ikiyüzlülük, hile, yalan, riya gibi kötü ahlaklar münafıkta var. Kafirde o derece yoktur” diyor bak. İnce alay mesela münafıkta var. Çok ince oyun oynar. Mesela bir resim koyar oradan homoseksüel propagandası yapar ama çok gizli yapar sezdirmeden. Aleyhte ince oyunlar oynar ama çaktırmadan yapar. Yakalandığını anlarsa daha da ince yapar daha da titiz olur. Onun için bak Bediüzzaman “ince alay” diyor, ince oyunlar. Müslümanlarla ince ince alay etmek, düzen kurmak. Mesela münafıkta çok fazladır bu düzen kurmak. Bir pislik yapacağı vakit onun ön hazırlığını yapar, orta hazırlığını yapar, son hazırlığını yapar çok düzencidir yani kahpe bir yapısı vardır. İkiyüzlüdür; çok karaktersizdir mesela senin yanına gelir güzel yüzlü neşeli olur. Aşağı iner çirkef ve şarlatan, azgın olur. Sonra yukarı çıkar gayet güler yüzlü, sevecen, efendi bir görünüm alabilir. İkiyüzlü, yüzünü çok rahat kullanabilen bir mahluk, bir anda suratına çok iğrenç bir görüntü verebilir. Bir anda da masum bir görüntü verebilir. Münafığın özelliği. “Hilecidir münafık.” Hileci, sürekli hile peşindedir. Hile gıdasıdır münafığın. Sürekli Müslümanlara hile ve oyun. Gizlice yapar bunu. Yalan; çok fazla yalan söyler münafık ama kudurmuş gibi yalan söyler. Yani kaplumbağaya bindim dünya seyahatine çıktıma varıncaya kadar yani azılı delidir münafık. Yani insanın gözünün içine baka baka yalan söyler münafık. Yalan söylediğini ispat edersen çirkeflik yapar, şirretlik yapar. O yalanını anlamazdan gelir o yüzden Müslümanlar. Riya; gösterişe çok meraklıdır münafık, çaktırmadan. Mesela tavrıyla, hareketleriyle, İngiliz derin devletinin propagandasını yapar. Ama çaktırmadan yapar kendince. Çok açık yapar bazen de. “Kötü ahlaklar münafıkta var. Kafirde o derece yoktur.” Mesela kafir buna gerek duymuyor direkt “Ben küfür içindeyim” diyor, öyle kalıyor adam, normal yaşıyor. “Ben karşıyım İslam’a” diyor. Gizlemiyor bir şeyi. Onun için kafirin cehennemdeki derecesi daha hafif oluyor. Münafığın çok ağırdır. “Dördüncüsü” diyor Bediüzzaman “çoğunlukla münafıklar şeytani bir zeka sahipleri olup daha hilekar daha oyuncu olurlar” diyor. Yani şeytan doğrudan hulul ettiği için beynine, vücuduna girdiği için şeytani bir zekaya sahip oluyor. Daha hilekar oluyor daha oyuncu oluyor. Mesela ağlar zırlar, pislik yapar. İşte kaçacağım göçeceğim der. Duracağım der. Zavallı gibi gösterir. Açmazda gibi gösterir. Bunalıma girmiş gibi gösterir. Akıl hastası gibi gösterebilir. Hastalanmış gibi gösterebilir. Çok seviyor gibi gösterebilir. Çok öfkeli gibi yapabilir. Her şeyi yapabilir. Onun için daha oyuncu olurlar, tiyatro oyuncusu gibidir. Oyuncu diyor Bediüzzaman. (İşaret-ül İcaz sayfa 83 ve 84) 

Münafıklar birde sürekli boş konuşma eğiliminde oluyorlar şeytani oldukları için.  Müslüman mesela Kuran’a hizmet ediyorsa gelir yanına onunla futbol muhabbeti yapar. Modadan açar, bir kadını çekiştirir. Ya bir fitne yapar. Yahut oynayacağı bir oyunun alt birinci kademesine ait altyapı çalışması yapar. Müslümanları meşgul etmek münafığın önemli bir özelliğidir. Konuşarak, pislik yaparak, fitne çıkararak, kargaşa çıkararak en belirgin alametleridir. Biri hayırlı işteyken onu durduran biri varsa bil ki şeytanın emrinde bir mahluktur. Tabii alametlerinden bir tanesi bu. Tek alamet değil. Tek alamet ayrıdır.

Evet dinliyorum.

 BÜLENT SEZGİN: Türk Silahlı Kuvvetleri, Özgür Suriye Ordusu ile birlikte yapılan operasyonla Dabık’ın ele geçirildiğini ve IŞİD militanlarından temizlendiğini duyurdu. Dabık operasyonu devam ediyor.

ADNAN OKTAR: Dabık bu Melhame-i Kübra’nın yapılacağı yerdir Dabık. Şu anki IŞİD’in geri çekilmesi Dabık’ta yapılacak büyük muharebenin ön hazırlığıdır.  Şu an sadece geri çekiliyor. Merkeze doğru toparlanıyorlar. Şimdi de onlar da oraya yerleşmiş olacaklar Dabık’a, her milletin askeri falan malzemesi yerleşmiş olacak.  Onlar kapsamlı bir saldırı ile hepsini yok etmeyi düşünüyor, IŞİD. Yani dört koldan saldırı ile kendileri de tabii yok olmayı kabul ediyor. Yok olmayı derken işte ölmeyi kabul ediyorlar. Herkes birbirini öldürecek diyor onlar. Yani büyük bir saldırı olacak diyorlar şimdi ona hazırlık yapıyorlar. Dabık’ı terk ederken IŞİD herhangi bir kayba uğramadı. Yani doğrudan çekildiler. Merkeze doğru çekiliyorlar oraya yabancı askerlerin oturmasını bekliyorlar. Yani İngiliz, Amerikan, Fransız, Belçikalı askerler şu bu falan. Ve nihai saldırı için de hazırlık yapıyorlar merkeze çekilerek. Kayıp vermemeye özen gösteriyorlar benim gördüğüm. Şimdi Dabık tabii yabancı askerler tarafından şu an dolduruluyor. Daha da tahkim edilecek benim kanaatim. Onlar da içlere doğru sürekli çekiliyorlar. Her noktadan çekiliyorlar.  Atak yaptıklarında yani benim kanaatim sel gibi kan akar. Çünkü onlar da ölmek istiyorlar. Hem öleceğiz hem öldüreceğiz diyorlar. Dabık’ın alınması şu an bir zafer gibi görülmekle beraber bir savaş hilesi olduğunu düşünüyorum. Zamanı gelince dediğimin doğru olduğunu da görecekler. Bediüzzaman diyor ki “evet” diyor “münafıkların ehemmiyetli” önemli ve “tecrübeli bir planı böyle her biri birer zabit” idareci “birer hakim hükmündeki eşhası” şahısları “müşterek” ortak bir meselede “birbirini tenkit etmek asabiyetini veren” bak “birbirini tenkit etmek asabiyetini veren sıkıntılı yerlerde toplattırır.” Azılı enaniyetli münafıkları biraraya getirir. Birbirleri ile tartıştırır diyor. Hakikaten kahvehanelerde orada burada bazen televizyon ekranlarında da Türkiye’nin en azılı münafıklarını biraraya getirip tartıştırıyorlar hakikaten. Nasıl seçmecede buluyorlar.  “…ve onları boğuşturur” diyor “manevi kuvvetlerini dağıttırır” çünkü hiçbiri yenemiyor birbirini, her biri darmadağın oluyor. “…sonra kuvvetleri kaybedenleri kolayca tokatlar” vurur. “Risale-i Nur şakirtleri hillet” samimi arkadaşlık, “ve uhuvvet” kardeşlik “ ve fenafil ihvan” kardeşlerin birbirine fani olması mesleğinde gittiklerinden inşaAllah bu tecrübeli ve münafıkane planlarda akim ve neticesiz bırakacaklar” diyor. (Şualar sayfa 282) Münafıklar tartışmak çok ister. Münafık hakikaten tartışma siteleri falan oluyor. Münafıklar köpek gibi oraya dalıyorlar kudurmuş gibi tartışıyorlar. Çok azgın oluyorlar. Yenişemiyorlar ama o hayvani saldırma hislerini orada tatmin etmeye çalışıyorlar ama orada da sinirleri iyice bozuluyor. Onun için münafıklar sık sık Müslümanlara musallat olmak isterler, tartışmak isterler münafıklar. Hep bir bahane ile kaçınsınlar. Yani münafıkta böyle delicesine ve mantıksız ahmakça bir tartışma ruhu vardır. Manyakça bir ruhtur. Mesela sen kapıdan çıktım dersin “Niye penceren çıkmadın?” der. “Pencere ve kapının ne farkı var ki?” falan böyle zırvalar münafık. Çok azgın deli bir ruha sahiptir manyaktır münafık. Tam cemiyet mikrobudur. Onun için Müslüman böyle bir şeye eğer tecrübesiz ise müsaade ediyor bazen. Ama tecrübeliyse hiçbir şekilde müsaade etmemesi lazım. Çünkü onun manyak ruhu öyle bir saldırganlık içerisinde olur. Ve o bazen münafıklarla da karşılaşıyor kendi gibi onlarla da dalaşır köpek gibi. Çok hoşuna gider. Hani köpek dalaşıyor ya it dalaşı derler. Münafık dalaşı vardır öyle it dalaşı gibi. Hoşuna gider derken şeytani bir zevk verir onlara. Yani acıdan zevk alır. Izdıraptan sıkıntıdan zevk alır. O cehenneme yatkınlıklarından kaynaklanıyor. Cehennem onlar için Allah zaten şölen diyor. Onlara bir şölen hazırladım diyor. Bütün hayatı pislik içinde hep boğuşmak, savaşmak, mücadele etmek, tartışmak, yenmeye çalışmak, oyun oynamak, tuzak kurmak münafığın deli ruhunun bir gereğidir.

Bediüzzaman diyor ki “Bilerek zarara razı olana şefkat edilip lehine bakılmaz. İşte ben çendan” diyor gerçi “Kuran-ı Hakim’in kuvvetinden istinaden dava ediyorum ki: Çok alçak olmamak ve yılan gibi dalalet zehirini serpmekle telezzüz etmemek, lezzet almamak şartı ile en mütemerrid” dik kafalılık eden “bir dinsizi birkaç saat zarfında ikna etmezsem de ilzam etmeye” üstün gelmeye, yenmeye hazırım. “Fakat nihayet derecede alçaklığa düşmüş bir vicdan ki bilerek dini dünyaya satar ve bilerek hakikat elmaslarını pis muzır şişe parçalarına mübadele eder” değiştirir “derecede münafıklığa girmiş insan suretindeki yılanlara hakaiki” hakikatleri “söylemek “hakaiki” hakikate “karşı bir hürmetsizliktir. Çünkü bu işleri yapanlar kaç defa hakikati Risale-i Nur’dan işittiler. Ve bilerek hakikatleri zındıka” dinsizlik inançsızlık “delaletlerine karşı çürütmek istiyorlar.  Böyleler, yılan gibi zehirden lezzet alıyorlar” diyor Bediüzzaman.

Münafık yani böyle pisliktir, insana bulaşmak isteyen bir pisliktir. Mesela münafık der ki “Bana fırından bir ekmek alır mısın?” Gider alırsın. “Ekmeği yedim midem perişan oldu. O fırının ekmeğini niye aldın?” Ahlaksızdır yani alçaktır. İlla bulaşacak bir şey bulur. Sandalye alırsın der “Ya belimi ağrıttın.” Niye oturuyorsun? İlla bir ahlaksızlık yapar. Onun için münafıkla mücadele herkesin yapabileceği bir şey değildir. Dikkatli olmak lazım.

Bu yeni dönem hocaların büyük bölümü işte bu Musa Carullah var ya bıyıkları aşağıya doğru falan o falan hiçbiri deccalı kabul etmiyorlar. Hepsi İngiliz hayranı deccaliyeti fark ettikleri halde ‘deccal yok’ diyorlar. Ve Müslümanların rahatça ezilmesine kapı açmış oluyorlar. Ardından da ‘Mehdi yok’ diyor. Kurtuluş yolunu kapıyor. Daha sonra ‘İttihad-ı İslam’a gerek yok’ diyor imkansız hale getiriyor. Bunları büyük alim diye televizyonlara çıkarıyorlar. 

Münafığın diğer bir özelliği de vatanını sever gibi görünür ama vatandan nefret eder. Milletini seviyor gibi görünür ama milletinden nefret eder. Münafığın bu oyununa gelmemek lazım. Sen milliyetçi falan zannedersin çok alçaktır. Bilakis milletinden nefret eder. Homoseksüelliğe karşı olduğunu söyler ama homoseksüelliği çaktırmadan el altından sürekli destekler. İşte sembollerle, resimlerle, şiirlerle şununla bununla açıkça destekler. Çünkü alenen yapsa yakalanacak. Böyle çaktırmadan sezdirmeden el altından destekler. Homoseksüel felsefesi münafığın da felsefesi. Çünkü şeytana uyduğu için. İlk homoseksüel şeytandır. Lut kavmine güzel bir erkek görünümünde geliyor şeytan. İlk o zaman başladı zaten homoseksüellik, şeytanın ruhu homoseksüeldir. Zaten üslubuna baktığınızda o homoseksüel karakterini görürsünüz. Değil mi? O hırçın, o azgın, kontrolsüz ruh. Birçok homoseksüelin ruhunda bu vardır bu bilinir. Onun için münafık ben milliyetçiyim dediğinde inanmayacaksın. Milletinden nefret eder. Ben homoseksüelliğe karşıyım diyorsa inanmayacaksın destekliyordur. Her türlü sapıklığı destekler. Sırf homoseksüelliği değil. Her türlü sapıklığı destekler münafık. Ama çaktırmadan. Müslümanın içinde olduğu için nasıl yapsın açıkça yapmaz. Gizlice çaktırmadan yapar. Onun için İngiliz derin devletine hayran olmalarının nedeni Türk milletinden nefret etmelerinden kaynaklanıyor. Onlar Anglosakson ırkına hayrandırlar. Türk milletinden nefret ederler. Ama sorsan milliyetçiyim der. Yalandır yani oyun. Mesela Hz. Muhammet’i (sav) savunur ama nefret eder haşa. Hiç sevmez. Allah’ı savunur ama Allah’ı hiç sevmez münafık. Onun için hiç Allah’tan bahsedilmesini istemez. Allah’tan bahsedilen yerlerden kaçar. Bunalır sıkılır. Ama tabii Allah’ı sorsan seviyorum der. Ama Müslümanların arasında yaşayabilmek için buna ihtiyacı vardır. Yalnız kaldığında namazı asla kılmaz nefret eder namazdan. Abdestten nefret eder münafık. Yalnız iken hiçbir şekilde abdest almaz. Hiçbir şekilde namaz kılmaz.

Evet dinliyorum.

 KARTAL GÖKTAN: Oda TV’den Nurzen Amuran, Dursun Çiçek ile bir röportaj yaptı. Dursun Çiçek röportajında Amerika’nın Ortadoğu planında İngiltere ile birlikte hareket ettiğini, İngiliz Lordlar Kamarası’nda Gülen için toplantı düzenlendiğini belirtti. Ve Abdullah Gül’ün İngiltere sempatisi ile Bülent Arınç’ın Gülen sevgisine dikkat çekti. Bir takım siyasilerin Gülencilerin ihanetini gördükleri halde bile bile bu ihanete göz yumduklarını iddia etti. Gülen grubunun arkasında oldukları söylenilen üst akıl denilen yapının İngiltere olduğunu belirtti.

ADNAN OKTAR:  Bir alkış. Dursun Hoca’yı görelim?

 KARTAL GÖKTAN: Görebiliriz.

ADNAN OKTAR: He bu şeyde yargılandı. Helal olsun. Tebrik ediyorum dürüst delikanlıymış. Dürüst askermiş. Uğraştıklarına göre demek ki adam dolu bir insanmış. Çok güzel konuşmuşsun. Yedi ceddine rahmet olsun. Dürüst olduğun için de Allah seni kurtarmış işte. Güzel konuşmuşsun. Cesaretin için de tebrik ediyorum, kabadayılığın için de tebrik ediyorum. Ve çok fazla kabadayı olmasını istiyorum böyle. Açık açık söylesinler korkmasınlar. İngiliz derin devletini herkes deşifre etsin. Bak biz Allah’a çok şükür ben konuda ilk adımı attıktan sonra Cenab-ı Allah yardım etti. Türk aydınları teker teker teker her gün İngiliz derin devletini deşifre etmeye başladılar hepsi. Üç yüz yıldan beri ilk defa oluyor bu Allah’a şükür. Cesaretle devam etsinler. Panik oldular bak. Parlamentoda, ne kadar adam varsa İngiliz parlamentosunda buraya gönderdiler. Olacak iş değil. İlk defa oluyor böyle bir şey. Büyükelçi boynunu bükmüş Anlara’da resim çektiriyor falan. Ed Hüseyin Türkiye’m şarkısı söylüyor akşama kadar. Türkiye tişörtü giyiyor ay yıldızlı onunla geziyor. Biz bunlara dedik ki ona öyle demezler peynir ekmek yemezler dedik. Ve bunlara zeytin ekmek yedirdik.

 BÜLENT SEZGİN: Hocam siz, ‘korkasınız daha çok üstünüze gelir’ demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Kardeşim deccalin özelliği korkulmaması, korkulduğunda üstüne saldırır. Cesur olsan kaçar. Adını söyle, adını söyle sürekli kaçacak. Bak İngiliz derin devleti diyeceksin. Siz yapıyorsunuz diyeceksin. Yerini söyleyeceksin. Londra’da diyeceksin. Köpek gibi kaçarlar. Korkmayın.

KARTAL GÖKTAN: Röportajın devamında da Dursun Çiçek’in bazı açıklamaları var.

ADNAN OKTAR: Bakayım.

KARTAL GÖKTAN: ODA TV, Dursun Çiçek’e “Gülencilerin güçlenmesinde Exeter Üniversitesi’ni unutmayalım. Bu üniversite İngiltere için Ortadoğu ülkelerine ajan yetiştirmek ile ünlü. Özellikle mülkü iradeden pek çok bürokratımız kurs almak üzere bu okula gönderildi” dedi.

ADNAN OKTAR: Talebemiz olmuş. Allah razı olsun. Bak günlerden beri anlattığımız şeyler meyvesini vermeye başladı. Çok güzel. Dursun Hoca’yı tebrik ediyorum. Tanımam bilmem. Ama bu yiğitliği, bu delikanlılığı yaptı ya o benim için büyük ve değerli. Anlından öpüyorum helal olsun. Bu yiğitlik gerektiren bir şey bak Exeter falan hepsini anlatıyor. Günlerden beri anlattığımız konular. Olay bu kardeşim. İngiliz devletini patlattığın an Türkiye’nin yakasına artık çökemezler gırtlağına. Başkanlık sistemini falan dayatamazlar. Hiçbir şey diyemezler. Tayyip Hoca’yı sıkıştırıyorlar şu an. Yardımcı olalım.

Baksana askerleri falan hepsi homoseksüel. Generalleri meneralleri falan. Hemen hemen hepsi yani çoğu İngiliz derin devletinin mensuplarının çoğu bu şekilde. İngiliz derin devletinin görevlendirdikleri de bu şekilde. Zaten İngiliz derin devleti ile homoseksüellik içi içe. Bütün elemanları homoseksüellerden oluşuyor. Hepsi şeytan ile bağlantılı olduğu için ve homoseksüelliği akıl almaz yüceltmeye çalışıyorlar. Dünya çapında. Şu an cinnet derecesinde. Homoseksüelliği en yüksek bir kişilik olarak göstermeye çalışıyorlar. En alçak karaktersiz bir yapı olan homoseksüellik -Kuran’a göre böyledir. Çok büyük bir haysiyetsizlik ve ahlaksızlıktır- en yüksek bir ahlak gibi gösterir. Şeytan öyle dediği için. Onun için birçok subayları şunu bunu hep homoseksüel.  Ta Abdülhamit döneminde başlamışlar bu konuya hatta daha da önceleri şu ana kadar devam ediyorlar. Mesela bak onlardan bir tanesi örnek göstereyim. Var mı sende resmi onun?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

 ADNAN OKTAR: Mesela İngiliz derin devletinin yönlendirdiği adamlardan bir tanesi bu. Prens kim bu?

KARTAL GÖKTAN: Albert Victor.

ADNAN OKTAR: Albert Victor evet. Oku anlat izah et hepsini ben tek tek anlatmayayım. Ne yazıyor kitapta?

KARTAL GÖKTAN: Prens Eddy ve homoseksüel yeraltı dünyası. Bilgisi yok şu an Adnan Bey.

 ADNAN OKTAR: Bunun bir asker üniforması ile bir resmi var onu da göster. Mesela biri birine bu resmi gönderdiğinde adamın yolu anlaşılmış oluyor yani hangi kafada olduğu. Veyahut mesela gökkuşağı resmi gönderiyor. Yani o ‘sizi destekliyorum’ anlamına geliyor. Veyahut başka bir homoseksüel bir adam. İngiliz derin devletinin bir mensubu farz edelim. Onun resmini gönderiyor. Böylece onlara yalakalık yapmış oluyor. Ama sorsan homoseksüelliğe karşıyım diyor. Karşısın ama bütün homoseksüellik felsefesini savunuyorsun. Bu nasıl oluyor? Çünkü şeytana uyuyorsun. Şeytanın peşindesin. Bütün homoseksüel kültürünü yazılarında, resimlerinde, anlatımında kullanıyor. Hepsini, şiir homoseksüel şiirler, homoseksüel tablolar, homoseksüel heykeller. Homoseksüel askerler, yazarlar onların resimleri. Tabii bunlar bir tane iki tane on tane değil. Gizli propagandada birbirleri ile işaretleşmede bunu kullanıyorlar.

 KARTAL GÖKTAN: Prensin adı Albert Victor ama aile arasında ona Eddy diyorlar.

 ADNAN OKTAR: Eddy kadın ismi gibi. İşte bu da bir yöntem.

Münafığın en belirgin özelliği robot gibi haysiyetsizlikte en ufak yüzünde bir ifade değişikliği olmamasıdır. Utanma hissi olmaz. Çok çirkeftir. Her an her şekle girer ama bir makine gibi ruhu satılmıştır artık bitmiştir. Şeytan yerine oturmuştur. Ruhu iptal olmuş. Sadece şeytandır. Onun için müthiş bir şeytani yeteneğe sahiptir. Mesela on dakika önce ağlar sonra on dakika sonra gülmeye başlar. On dakika önce bir yalan söyler on dakika sonra yeni bir yalan daha söyler. O yalanının karşıtı olan bir yalan söyler. Azılı delidir münafık, Müslümanların içerisinde. Fakat şeytani unsurları yakalamada üstüne yoktur. Mesela münafığı takip edip homoseksüel gizli propagandanın nasıl yapıldığını görmek mümkündür. Bunu herkes göremez. Ama ona şeytan ilka ettiği için oradan yakalamak mümkün. Mesela bir homoseksüel oturuşu, homoseksüel renkleri onun için çok önemli olur. O beğenme ile onu anlatır dilini. Mesela bir homoseksüel şiir. Herhangi bir şey işte tablo, resim, heykel her şey. Veyahut şahıslar. Böylece kendi yolunu göstermiş olur. Ve fark edilmediğini zannettikçe de akıl almaz böyle bir zevk, gurur ve kibir içindedir. Halbuki kafesteki maymun gibidir münafık. Denek maymunu gibi Müslüman onu besler ve onun üstünde her şeyi tespit eder. Laboratuvar kobayı gibidir o münafık. Her şeyi oradan anlarsın, hastalıkları oradan anlarsın, yanlışlıkları oradan anlarsın. Yani ilacın etkisini oradan anlarsın.

Evet Fikret dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN:  Bir video gösterebilir miyim Adnan Bey?

ADNAN OKTAR: Öyle içim gidiyor ki bunlara çok şeker varlıklar. İşte cennetin en büyük eğlencelerinden bunlar. Dünyada şu kediler her birine içim gidiyor. Ünlü kediler de var şaşı falan. İyi ki bende değil ben onları ısırırım yerim yani bir şey yaparım onlara Allah esirgesin. Felaket tatlılar. Mesela kesip biçiyorlar tıraş ediyorlar hiç gıkı çıkmıyor. Uslu uslu oturuyor. Birde sürekli gülüyor.

Şah Abdülkadir Geylani Hazretleri diyor ki niye şah diyorum? Çünkü tarikat kurucusu. Tarikat tabisi olsaydı şeyh olurdu. Tarikat kurucularına şah denir. Şahı Nakşibend kalplere Allah sevgisinin nakş olması. Nakşibendi dünyanın en büyük tarikatıdır. En büyük tarikat Nakşibendilik. Şahı Nakşibend deniliyor. Şah Abdülkadir Geylani, Kadiri tarikatının kurucusu bak diyor ki münafıklarla ilgili mübarek Abdulkadir Geylani Hazretleri “İçi bozuk münafık her işi güçlük ile yapar. Yani sürekli bir beladır yapmak istemez. İbadet faslına gelince ondan daha tembeli bulunmaz.” Münafık aslında namaz kılmaz, gören olursa kılar. Abdest almaz gören olursa abdest alır. Bakın bu çok önemlidir. Eğer gizlice tespit etme imkanı olsa hemen görülür bu. “Ondan daha tembeli bulunmaz. Şayet bir ibadet yapacak olsa dıştan zorlama ile yapar. İçten ise tam bir fesat halindedir”  yani hiç istemez. “Bir türlü imanlı zümreye katılmak istemez” imanlı Müslümanlardan nefret eder münafık. Sadece onları lafa tutmak, onları boş işlerle meşgul etmek, rahatsız etmek için ister. Ama mümin de aklını kullanıp ona müsaade etmeyecek. 

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sputnik haber sitesi İngiliz derin devletinin hainliğine gönderme yapan bir haber yaptı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, kardeşim kabadayı ülkeden kabadayı başkandan yiğitlik çıkar göreyim.

BÜLENT SEZGİN: Şöyle söylüyor haberde İngiliz ve Amerikan halklarının düşmanının aslında genelde söylendiği gibi Rusya olmadığını İngiliz ve Amerikan halklarının en büyük düşmanının Boris Johnson ve onun gibilerinin ikiyüzlülüğü olduğunu yazdı. Haberde Boris Johnson’ın da bir resmine yer verildi.

ADNAN OKTAR: Var mı resmi?

BÜLENT SEZGİN: Fotoğrafı göndermediler henüz.

 ADNAN OKTAR: Geçenlerde o, tabii İngiliz derin devletinin desteklediği bir tip o. Bak Rusya da olayın farkında ama Putin yalnızdı. Şimdi biz kapıyı açınca o ilk defa üç yüz yıldan beri hiç İngiliz derin devleti aleyhine konuşmamıştır. Dursun Çiçek de helal olsun. Kabadayı askermiş, kabadayı albaymış helal olsun. Bak yiğitçe İngiliz derin devletini rezil rüsva etmiş ve aynı anlattıklarımı olduğu gibi aktarmış. Helal olsun, demek ki Türkiye ehli vicdan. Bediüzzaman diyor ‘imanlı millet’ diyor. ‘Kahraman ordu’ diyor. ‘Hakikat hali göreceği bu fesat komitesinin büyük tahribatını tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılıyor’ diyor. Büyük fesat komitesinden bahsediyor Bediüzzaman.

Ne şeker insanmış Veysel Karani, annesini bırakmış gelmiş Resullulah (sav)’ı bulamamış geri dönmüş.  Ama Resulullah (sav) da ona çok şahane bir hırka vermiş maşaAllah. O örme tekniği hiç bilinmiyor. Mükemmel bir örme tekniği. Tamir ettiler hırkayı şimdi o hırkayı Mehdi (as) giyecek. Tabii, teberrüken Resullah (sav)’ın kılıcını kuşanacak. O softan yapılma Sancak-ı Şerif açılacak. Çok nadir büyük seferlerde açılıyor. Üç sancak var biliyorsunuz. Sancak-ı Şerif var. Birisi seferlere götürülüyor. Biri İstanbul’da kalıyor, biri de hiç açılmıyor. Sancak-ı Şerif açılacak Mehdi (as)’ye biat anında inşaAllah. İlk defa Resullulah (sav)’ın kılıcını kuşanacak İmam Mehdi. Oradan Mehdi (as) olduğunu zaten anlayacağız. Kaderde başka bir insanın bunu yapması mümkün değil. Resulullah (sav)’ın Hırka-i Şerif’ini giyecek üstüne. Ama geçici olarak tabii teberrüken. Ve yanında da kutsal emanetler olacak.

“Kahpe PKK’yı İngiltere kurdu” bir etiket varmış Twitter’da görebiliyor muyum ben? Uzun süre ikide kalmış şu an dörtteymiş.

BÜLENT SEZGİN: İkideydi evet şu an dörtte.

ADNAN OKTAR: Göster. Yani İngiliz derin devleti kurdu anlamında evet.

Adam nasıl açık açık söylüyor? ‘Kıbrıs’ı verdi’ diyor, rüşvet olarak verdi anlamında söylüyor. ‘Kars’ı, Ardahan’ı verdi’ diyor. ‘İstanbul’u kurtardı’ yani şahsı rahat etmesi işte sarayı onu kurtarmak için yaptı diyor. Kafaya bak mantığa bak yani. Bu kafa değişmemiş bazılarında bu vakte kadar gelmiş. ‘Nasıl olsa vatan topraklarını vermek gayet kolay, Güneydoğu’yu da verelim. Ne olacak ne fark eder?’ diyor. Güneydoğu’yu verirsen senin bu dünyada yerin olmaz söyleyeyim. Bu dünya kalmaz zaten. Onu söyleyeyim kıyamet kopar. Sakın böyle bir şey denemeye kalma sakın.  Ey İngiliz derin devleti senin inlerine gireceğiz inlerine, teker teker çıkaracağız sizi inlerinizden. Bana güvenin. Televizyonda yayınlanacak inleri hep görülecek İngiliz derin devletinin. Londra’daki bütün inlerine gireceğiz. Yeraltındaki inleri, şeytan çağırdıkları inleri her yere gireceğiz. Kanunla hukukla, ilimle irfanla demokratik yöntemlerle.

O gün çok büyük olaylar olmuş. Listesi var mı sende o bir okusana sen çok acayip, Mehdiyet buram buram akıyor o gün Mehdiyet. Hızır (as) bir orada, bir orada, bir orada. Oku.  

KARTAL GÖKTAN: Darbeciler Harp okulu öğrencilerini İzmir bölgesinde eğitim kampına götürüyorlar, amaçları darbe sırasında İzmir’in ele geçirilmesi için kullanmak. Darbe saatinde askeri araçlarla şehrin merkezine giderken halk ve emniyet müdürü durduruyor. Komutan albayın “Tek bir tabanca ile beni durduracağını mı sanıyorsun?” Sorusuna, Emniyet müdürü “Tabancamda dokuz kurşun var, ölene kadar bir tanesi muhakkak seni bulacaktır.”

ADNAN OKTAR: Kabadayıya bak, delikanlıya bak her yer kabadayı dolu maşaAllah. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Albayın bu dik duruşu karşısında darbeciler öğrencileri kışlaya geri götürüyorlar. Darbe planlandığı gibi gece üçte olsaydı bu askerleri durduracak kimse olmayacaktı. Darbeciler Ankara’yı Etimesgut’taki birlikteki tanklarla ele geçirmeyi planlıyorlar. Tanklar birlik dışına çıkmak için sıraya girdiklerinde bir astsubay ilk üç tankın yürüme mekanizmalarını bozuyor, bu sayede arkadaki yüze yakın tank dışarı çıkamıyor.

ADNAN OKTAR: Bak çıksa yüz tank yani Ankara felakete duçar olurdu Allah esirgesin.

KARTAL GÖKTAN: Bu astsubay kendi inisiyatifiyle o gece birliğe gelmiş.

ADNAN OKTAR: İşte bak durumdan vazife çıkartmış, işte vatanseverlik budur, durumdan vazife çıkartmak, şövalye güzel.

KARTAL GÖKTAN: Darbeciler seksen askerle Ankara’ya kasırga füze rampaları taşıyorlar. Bu rampalar dakikada onlarca kasırga füzesi atabilen başlıklara sahip. Polatlı yakınlarında halk kamyonları durduruyor, askerler teslim olmayınca lastikleri patlatıyorlar, Ankara’ya gelmeleri engelleniyor bu şekilde.

ADNAN OKTAR: Bak halkın yiğitliğine, kabadayılığını görüyor musun?

KARTAL GÖKTAN: Denizli havalimanı hem askeri, hem sivil amaçla kullanılıyor. Beş yüz elli komando Denizli’den İstanbul’a uçakla gitmek için havaalanına geliyorlar. Bunun üzerine havaalanının elektrikleri kesiliyor ve belediye araçları piste çekiliyor, bunun üzerine komandoları götürecek uçak inemiyor. Darbe sırasında Ömer Halisdemir’in vurduğu general Şırnak özel harekattan geliyor, aynı uçak daha bir tabur komando getirecek, fakat Şırnak halkı ve emniyet müdürü komandoların birlikten çıkmasını engelliyorlar. Bin özel harekatçı asker Ankara’ya gelemiyor.              

ADNAN OKTAR: Yoksa bin asker çok büyük olay.

KARTAL GÖKTAN: Darbe sırasında Kayseri havalimanından otuz sekiz subay kargo uçağıyla gizlice Malatya’ya geliyorlar. Buradan ağır silahlar yükleniyorlar fakat Malatya belediyesi piste temizleme ve çöp araçlarını yığıyor ve bu nedenle uçak yerinden kalkamıyor subaylar da tutuklanıyor. Darbe öncesi Trakya’da “yirmi bin asker hazır” diye mesaj atan Albay Uzay Şahin’in darbe gecesi askerleri İstanbul’a getirmesi engelleniyor. Başbakan Binali Yıldırım darbeyi saat 15.00’te bir binbaşının MİT’e haber verdiğini söylüyor. Darbeden haberdar olunması erken saate alınmasına sebep oluyor, bu sayede darbecilerin birçok planı durduruluyor. Kazan Bitlik Köyü Muhtarı F16’ların kalkmasını engellemek için tarlasını yakıyor. Darbecilerin Malatya İkinci Ordu’ya bağlı Yedinci Hava Jet Üssü’nü kullanmalarını bir üsteğmen engelliyor. Üsteğmen uçaklara yakıt verecek vanaların başlıklarını söküp toprağa gömüyor, bu sayede uçaklar yakıtsız kalıyor. Bir tabur kara harp okulu Eğridir Dağ ve Komando Okulu’nda komando eğitimindeler. Tümen komutanına onları Isparta havalimanına getirmesi için emir veriliyor. Tümen komutanı emri gizliyor ve uygulamıyor. Harbiyelilerin Ankara’ya gitmesi engelleniyor bu şekilde. Hava Kuvvetleri Komutanı’nın düğünden kaçırılmadan verdiği tek emir, Akıncı Hava Üssü’nün komuta merkezinin elektriklerinin kesilmesi, nöbetçi astsubay gizlice şarteli indiriyor, harekat merkezi felç oluyor böylece, bilgisayarlar, radar ekranları kapanıyor, elektrikler gidiyor, kapılar kilitleniyor ve darbeci generaller dışarı çıkamıyorlar. Darbeciler harekat merkezinde kapana kısılıyorlar. Akıncı Hava Üssü’nde darbe olduğu anlaşıldıktan sonra uçaklara silah yükleyen ve yakıt ikmali yapan personel üsten kaçıyorlar, bu nedenle uçaklar yerinden kalkamıyorlar. Kazan ilçesinde halk Akıncı Üssü’nün önünde giriş ve çıkışı engelleyecek gösteriler yapıyor, elektrikleri kesiyorlar. Bu sırada dokuz Kazanlı şehit oluyor. Bu direniş sayesinde ilk seferde yirmi beş uçağın kalktığı pisten direnişten sonra sadece bir uçak ve üç helikopter kalkabiliyor.

ADNAN OKTAR: Vay be kabadayılara bak ya, Kazan’ın kabadayılarına bak helal olsun. İşte bu millet böyle yiğit millet. Kurtuluş Savaşı’ndaki ruh aynısıyla duruyor.

Darbede bazen karmaşa oluyor ona çok dikkat etmek lazım. Mesela Jandarma Özel Harekatta Ömer Halisdemir koçyiğidimiz o darbecilerle olan müsademeden sonra buradan birlikte Genelkurmay Başkanını kurtarmaya çıkmak istemiş, halk onlar da çıkamamış anlamadıkları için bayağı şekerler, “çıkamazsınız demişler,” bunun üzerine havayoluyla gitmişler daha hayırlı olmuş. Genelkurmaya helikopterle iniş yapıp bayağı uzun darbecilerle çatışmışlar. Bazen böyle karmaşalar olabiliyor ona çok dikkat etmek lazım, onun tedbirlerini almak lazım. Mesela darbeye karşı olan askeri anlamıyor, bazen de oyun oynayabilirler darbeciler, derler ki, “biz darbeye karşıyız, darbeyi yatıştırmaya gidiyoruz” da diyebilirler onun için buna özel tedbir alınması lazım. Hatta o gün biliyorsunuz askerler renkli pazıbent falan taktılar ki karışma olmasın diye.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Abadi yeni bir açıklama yaptı ve “Irak hükümeti Türk güçlerinin Musul’u kurtarma operasyonuna katılmasına izin vermeyecektir” dedi. Ayrıca Şii milisleriyle bir araya gelerek Musul’a girmek için görüşmeler yaptı. Ancak Türkiye, Şii milislerin Musul’a girmesine kesinlikle karşı, eğer Şiiler Musul’a girer ve operasyondan sonra orayı yönetmek üzere bölgede kalırsa bir Sünni kenti olan Musul’da uzun sürecek bir mezhep savaşının başlayacağından endişe ediliyor. Geçen yıl Felluce’de Şii milisler kenti IŞİD’den kurtarmış ancak daha sonra sivil halktan yüzlerce kişiyi kurşuna dizip işkenceyle öldürmüşlerdi. Türkiye biraz da bu nedenle operasyonda yer almak istiyor çünkü Musul’daki yerli halk Türkiye’den bu konuda yardım talep ediyor. Türkiye’nin kendilerini Irak ordusundaki Şiilerin eline bırakmamalarını istiyorlar.

ADNAN OKTAR: Şii-Sünni böyle ayırırsan Allah böyle bela verir. Sünni-Şii ne demek? Müslüman. Ne kadar mantıksız bir şey, iki din gibi, birbirine zıt iki din gibi. Şii olsa ne olur? Sünni olsa ne olur? Hepsi aynı. La İlahe illaAllah Muhammeden Resulullah diyor, kim olursa olsun Müslüman olduktan sonra ne fark eder? Bu nasıl bir kafa? Müslümanın Müslümanla barışık olması, kardeş olması farzdır. Ölçü La İlahe illaAllah Muhammeden Resulullah’tır bu kadar, ondan gerisi artık gereksiz bir muhaliflik, gereksiz bir muhalefet yani fitne başka bir şey değil. Mesela buraya Şii kardeşlerimiz gelse ben ellerinden öperim. Sünni gelse elinden öperim, ne fark eder? Değil mi, hepsi nur gibi Müslüman, birbirlerinden ne farkı var?

“Adem (as)’in devrinin yedi bin yıl öncesine dayandığını söylemiştiniz. Bu nasıl oluyor? Allah neden bunu bildirmiyor bize veya fosiller mi yanlış? Birde ilk çağlarda yaşayan insana tebliğ ulaşmamış mıydı?” Yedi bin yıl konusunu biz açıkladık da bu gençler üçüncü, dördüncü kuşak bunların hiç haberi yok. Yedi bin yıl bir takvim yani Resulullah (sav) zamanında kullanılan bir takvim. Museviler de bu takvimi kullanıyorlar. Eski bir takvim belki Hz. İbrahim (as) devrinden kalma bir takvim, bir ihtimal Nuh tufanı başlangıcını esas alan bir takvim olabilir veyahut büyük bir olayı esas alan bir takvim olabilir, o takvime göre yedi bin yıl yoksa kainatın ömrü ilk Adem (as) yedi bin yıl önce yaratılmıştır anlamında değil, öyle bir şey yok birçok takvim var. İnkaların var, Azteklerin var, Musevilerin var, Masonların takvimi var, Müslümanların takvimi ayrı, Hristiyanların takvimi ayrı, bu da daha önce kullanılan yedi bin yıllık bir takvim, bu takvime göre söylüyor Resulullah (sav). “Dünyanın ömrü yedi bin yıl” diyor. Mesela biz İsa Mesih’ten bu yana dünyanın ömrü iki bin yıl desek, 2016 yıl desek değil mi 2016’ya gelmişiz. Sonra 2020 gibi, 2120 gibi kainat bozulacak, kıyamet kopacak desek, kainatın ömrünün desek, iki bin yıllık ömrü içerisinde desek bir takvim belirlemiş oluruz. Eski bir takvimden bahsediliyor bu kadar, başka bir şey değil.

Irak’taki Şii birlikler Sünnilere acımasızlık yapması yanlış olur. Şii, Sünni’yle karşılaştığında kucaklaşsın. Sünni de, Şii’yle karşılaştığında kucaklaşsın hepsi kardeş. Birbirine düşmesi şeytanın oyunu, çok büyük bir oyun. Şiiler, Sünniler aniden anlaşsınlar. “Bize oyun oynanıyor” desinler. “İngiliz derin devletinin oyuncağı haline geldik adeta. Biz birbirimize bir sarılalım. Bu herifleri delirtelim” desinler. Onların oyununu bir kalemde bozsunlar. Çünkü Şii-Sünni oyununu onlar hazırlamışlar. Birbirlerine düşman eden de onlar. Bir anda dost olsunlar. Bir de Şiiler çok efendi, güzel insanlar. Yani çok hoş ahlakı olan insanlar. Sünniler de öyle, bayağı efendi insanlar. Hemen bu oyun bozulsun.

Abdülaziz hakikaten değerlidir, büyük bir insandır. Zaten İngiliz Dışişleri Bakanı’na, Boris Johnson’a, Manchester Belediye Başkanı Robert Neil’in Sultan Abdülaziz’e mektubunun replikasını hediye etmişti. Göster o şeyi, yaklaştır. Evet, olay bu. Tayyip Hocam mesela bu akıllı, diplomatik bir harekettir. “Ben, Abdülaziz’i seviyorum” diyor. Mesela II. Abdülhamit çarşafı yasaklıyor. Allah’ın emrini sen nasıl yasaklarsın? Niyeymiş? “Ya altına bomba saklarsalar?” diyor. Sen palto giyiyorsun uzun, ta yere kadar. Onun içine en az elli kilo bomba konur. Çarşaf ne alaka? Halen herkes çarşaf giyiyor. Bomba mı saklıyorlar o çarşafın içine? Çok samimiyetsiz bir izah. Çarşaftan hoşlanmıyorum de, dürüst konuş. Hiç mantıklı değil. O devirde herkes palto giyiyor uzun, ta yere kadar. O paltonun içine ne konmaz? Çarşaftan çok çok daha güvenli. Bir de düğmesi falan da var, kilitliyorsun. Sırtına, beline, karnına, her yerine bombayı yerleştirebilir paltoyla. Dolayısıyla Abdülhamit’in bu tavrını da ben hiç samimi bulmuyorum.

BÜLENT SEZGİN: Yasaklama belgesi de vardı.

ADNAN OKTAR: Göster. Çarşaf giyilmesini yasaklayan belge, Abdülhamit’in.

Donanmayı Haliç’e çekiyor, çürüttürüyor. Bütün deniz savaşlarını kaybettik. Bütün Adalar falan hepsi verildi o dönemde. Rodos dahil olmak üzere. Osmanlı’nın denizde gücü kalmadı.

Chatham House’da Türkiye’de toplantı yapıyorlar. Ortadoğu’yu parçalayan insan olan Mark Skyes’in anılarından bahsediyorlar. Mübarek ne adamdı falan diyorlar. Türkiye’yi parçalamış adam, nefret ediyor. Onun toplantısını yapıyorlar Türkiye’de. Bizim siyasiler katılıyor. İnanılır gibi değil. İstanbul’u kurtardık diyor. İstanbul’u nasıl kurtarıyorsun sen? Yeşilköy’e kadar geldi Rus orduları, Yeşilköy ya şurada. Yani Yeşilköy demek, İstanbul demek. Dayanmışlardı adamlar buraya. Osmanlı donanması Abdülaziz döneminde 25 zırhlı gemi, 175 savaş gemisiyle dünyanın en büyük ikinci filosuydu. Darmadağın ediyordu düşmanları. Abdülhamit, Haliç’e çekin dedi hepsini. Zincirlediler. Yirmi yıl orada bekletti. Çürüdü donanma. Çarkları, her yeri çürüdü.

Tayyip Hoca ne desin? “Bir kültür devrimine ihtiyacımız var” diyor. Mehmet Şevket Eygi Hoca da dedi; “Köprüyle, yolla olmaz bu işler. Kuran eğitimiyle olur.” Nasıl yapsın hükümet bunu? Yine bunu yapacak olan bizleriz. Ne yapsın yani nasıl kültür devrimi yapsın? Darwinizm geçersizdir mi desin? Gelin size Kuran mucizelerini mi anlatayım desin? Ne yapacak yani?

BÜLENT SEZGİN: Daha önce ‘TÜBİTAK Darwinist eserleri yasaklıyor’ diye bir haber çıkmıştı. TÜBİTAK geri adım atmıştı, açıklama yapmadan.

ADNAN OKTAR: Biz TRT Genel Müdürü’yle görüştük. Dedik; “Darwinist eğitimi durdur. Memleket gidiyor Allah esirgesin görüyorsun, felaket. PKK bundan nemalanıyor.” “Bizim adamımız yok” dedi. Yani “aksini savunacak adamımız yok. Gücümüz yetmez buna” dedi. O zaman bırak biz yapalım.

Abdülhamit döneminde Haliç’e çekilen donanmaların kesintisiz bakıma ihtiyacı var. Çünkü demirden, çelikten yapılmış. Sileceksin, temizleyeceksin, yağlayacaksın falan. İlgilenmemişler yirmi yıl. Pas ta iliklerine kadar işlemiş. Topların, mekanizmaların, motorların hepsi çürüdü toptan. Bakım yapmazsan öyle olur. Kim uğraşacak onlarla kafasındaydılar. Ellerinden gitti Abdülhamit. Abdülaziz vardır, Abdülhamit yok. Bize samimi bilgi verecekler. Mevlana da aynı şekilde. Mevlana Rumi’nin kitapları, bütün Avrupa’nın homoseksüelleri, ateistleri, İslam düşmanları tarafından kapışılıyor şu an. İngiliz derin devletinin kutsal kitabı haline geldi. Bu ne demek, bunu anlamıyor musunuz buradan? Adam Allah’a karşı, Allah’a saldırıyor -haşa- Peygamber (sav)’e saldırıyor. Ama Mevlana Rumi’yi baş tacı yapıyor. Bu ne bu, ne anlıyorsun sen bundan? Bu yeterli bu. Bütün Avrupa’da şu an çılgın gibi salgın yani. Bütün ateistler, bütün homoseksüeller, bütün İslam karşıtları Mevlana Rumi’nin kitaplarını okuyorlar. Adamlar da iftihar ediyor. İslam’a karşı keskin bir kılıç olarak görülüyor Rumilik.

O zamanlar da Turgut Özal rahmetli, eyalet sisteminin üstünde çok duruyordu. O zaman kardeşi Yusuf Bozkurt Özal, eyalet sistemi konusunda da konuşma yapmıştı. Gazeteler de yazmıştı. Var mı onun gazete haberi?

BÜLENT SEZGİN: Var, gazete haberleri var. ‘Eyalet sistemine geçmeliyiz’ başlıklı.

ADNAN OKTAR: Evet, yani ta o zaman İngiliz derin devleti bastırıyordu eyalet sistemine geçin diye.

BÜLENT SEZGİN: ‘Özal Kürtlere özerklik verecek’ haberi. ‘Amerika’daki sistem uygulanacak, ilk aşamada il sarısı artırılacak. Türkiye 18 eyalet.’

ADNAN OKTAR: İşte bak görüyor musun? Yani Türkiye’yi 18 parçaya ayırmak. Aslında 19 parça dedikleri. Ama Allah nasip etmedi.

OKTAR BABUNA: Fethullah Gülen de söyledi. “20 parçaya ayıracaklar. Biz de o arada kendi taleplerimizi iletiriz” diye.

ADNAN OKTAR: Ne 20 ne 18, 19 parçaya ayırmayı düşünüyorlar.

Benim anlamadığım da koskoca adamlar. Subay olmuşsun, binbaşı olmuşsun, yüzbaşı olmuşsun. İngiliz derin devletinin zokasını nasıl yutuyorsun? Nasıl teşkilata geliyorsun? Kendi ülkeni bölmek için canını ortaya koyuyorsun. Deli misin sen? Kendi ülkeni on dokuza bölmek için canını ortaya koyuyorsun. Deccal seni nasıl büyüledi? Aklın mı gitti? Tayyip Hocam 1993’te “Başkanlık sistemi bir özentinin sonucu ya da Amerikan emperyalizminin bize tavsiyesidir” diyordu. Var mı Tayyip Hocam’ın o gazete haberi?

BÜLENT SEZGİN: Bakalım?

ADNAN OKTAR: 1993 yılında öyle diyordu.

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam işte sen teşhisi tam koymuşsun güzel. Başkanlık sistemi ne diyorsun? “Başkanlık sistemi bir özentinin sonucu ya da Amerikan emperyalizminin bize” yani İngiliz derin devlet emperyalizminin bize “bir tavsiyesi” değil de dayatması. Ne tavsiye edecek adam? Dayatma var.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Dünyanın en yaşlı pandası hayatını kaybetmiş Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Ah severim ben onu. Kaç yaşındaymış? Hakikaten iyice.

KARTAL GÖKTAN: Otuz sekiz yaşındaymış ama pandanın yaşı insan yaşına göre 114 yıla tekabül ediyormuş.

ADNAN OKTAR: Bunun yaşı otuz sekiz. Ama hakikaten piri fani olmuş. Aslında daha da özenli baksalar idare edebilir demek ki. İşte Allah o kadar yaratıyor maşaAllah. Ama bayağı şekermiş.

Abdülhamit’in kardeşi Sultan Reşat döneminde, Sultan Osman ve Reşadiye adı verilen gemilerimiz vardı. Muazzam toplarla donatılmış çelik kaplama, zırhlı. Paraları ödeniyor. Türk bayrağı çekiliyor. Türk tayfaları yerleştiriliyor. Sonra İngiliz askerler geliyor. Geminin etrafını sarıyorlar. Gemiye çıkıyorlar silah zoruyla. Tayfalara “inin aşağı bakalım” diyorlar. “Gemiye el koyduk hadi geçmiş olsun. Gidin şimdi” diyorlar. İşte bu kadar. Gıkı çıkmıyor o zaman Osmanlı hükümetinin. Adamlar gasp ediyor gemileri.

Musul’da bu gece savaş başlayacak diye büyük bir heyecan var birçok kişide. Halbuki orada bir milyondan fazla Müslüman var. Yaşlılar var, dedeler var, anneanneler var kaçamadılar onlar. Parası imkanı olmadığı için. Çocuklar hepsi orada kaldı. Şimdi ağır bombardımanla yüzbinlerce insanı şehit edecekler. Bayağı sevinen var. “Muazzam olacak” diyor. Muazzam olacak bir şey yok. Müslümanlar şehit olacak başka bir şey yok.

Adamlar bedavacı adamları televizyonlara çıkarıyorlar. İşte bedava yemek yemek. Bedava yarışma. Bedava evlerde kalmak.  Bedavacı mantık öğretiliyor. Bomboş bir kafa.

Abdülhamit döneminde otuz beş yıl boyunca donanmanın başında, milli donanmanın başında İngiliz Felix Woods yada Woods Paşa var. Woods Paşa tarafından büyük masrafla getirilen yabancı çarkçı kaptan ve mühendisler işi Türk personele öğretmiyor. İngiliz getiriyor her yere personel olarak. Otuz beş yıl boyunca donanmanın başında İngilizlerin ne işi var? Bütün getirdiği çarkçı, tayfa falan hepsi de yabancı. Türk personele öğretmiyor. Türk personeli de bayağı eziyor. Kendi aralarında Woods bu sistemi şu şekilde tarif ediyor: “Yıllarca emek veren Türk makinistleri kolay kolay baş makinistliğe atamıyordum. Onlara yükselme yolunu İngiliz makinistlere tıkatmıştım” diyor. “Özellikle İngiliz makinistlerin bu görevlerden dolayı özel ayrıcalığı vardı” diyor. Otuz beş yıl bir şeyi sen nasıl göremezsin kardeşim? Nasıl insansın sen? Milli donanmanın başında İngiliz komutanının ne işi var? İnanılır gibi değil. Mucize bu. İnsan şaşırıyor. Böyle basiret kapanması, böyle feraset kapanması olur mu? Adam da hiçbir teknik eleman yetişmemesi için Osmanlı’dan, Türk evlatlarından mühim kilit noktalarda adam olmaması için bütün gayretini gösteriyor. Hiçbir şekilde yetişmiyor. Hep yabancı.

Mex Kedi, rumuzu bu adamın. Ara ara yazıyor. Bu tip bir kişi var. “Gülen terör örgütü soruşturması kapsamında gözaltına alınıp sonra serbest bırakılan Mustafa Selanik isimli kişiye soruyor. “Ya Mustafa Selanik merak ediyorum Adnan Hoca tarikatına neden soruşturma yapılmıyor?” Bunlar Türkiye’yi anti-demokrat bir rejim olarak görüyorlar. Konuşanın kafası gidiyor. Eleştiri yapan bitiyor. Demokrasi yok diye düşünüyorlar. Öyle bir şey yok. Türkiye’de özgür, demokratik ortam var. En güzel örneği de benim. Bak istediğim gibi konuşuyorum. Dans da var, müzik de var, eğlence de var. İstediğim gibi de hükümeti eleştiriyorum. En hayati noktalarda hükümeti eleştiriyorum. En hayati noktalarda destek veriyorum. Gürül gürül de ortadayım. Dolayısıyla sizin diktatörlük iddialarınız falan yerle bir.  

Abdülhamit’ten sonra üç yıl boyunca Osmanlı donanması, milli donanma Sir Douglas Gamble ve Hugh Pigot Williams isimli subaylara emanet ediliyor. Her iki subay üç yıl sonra Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlılara karşı savaşıyorlar. Kardeşim bu nasıl bir basiret kapanması, feraset kapanması? Osmanlı ordusunu sen kime teslim ediyorsun, ne yapıyorsun? İnanılır gibi değil.  

Ömer Baturalp; “Önemli kişilerin korumaları neden oluyor?” diyor. Koruma olması bütün dünyada var? İlk defa mı karşılaşıyorsun? Önemli şahsiyetlerin hepsinin koruması zaruri. Elini kolunu sallayıp tek başına gezecek halleri yok. Dünyanın tamamı böyle. Bu soru olarak sorulacak soru değil.

“Musul’da sivil can kayıplarının olmaması için Amerika Birleşik Devletleri özen göstermeli” diyor. Öyle bir şey olmaz. Zaten orada katliam amaçlanıyor. Büyük bir Sünni katliamı yapılacaktır amaç o. İşte Sünni-Şii diye ayırmak böyle bir fitneye sebep oluyor. Allah bunu felakete çeviriyor. Sünni-Şii ayrılmasa Müslümanlar huzur içinde yaşayacak. Bak görüyor musun felaketi? Bölünmeyi Allah işte birbirine kırdırıyor o zaman Müslümanları. Bölünürsen felaket geliyor. Hemen bölünmenin durdurulması lazım. Sünni-Şii ayırımının kaldırılması gerekiyor.

Kardeşim bu başkanlık işinde bir acayiplik var. Bunu teknik geniş çaplı bir inceleyelim. Aman Allah esirgesin. NATO’su ortaya çıkar. Birleşmiş Milletler ortaya çıkar falan iş çıkar. Yani bizi oyuna getirmek için adamlar can atıyorlar. İngiliz derin devletinin en güçlü hakim olduğu yerler oralar. Bunlar bizi bir ayak oyunuyla bu işin içine düşürebilirler. Yani “siz dediniz biz de yaptık” derler. “Çünkü başkanlık sistemini siz istediniz. Şu an federasyon olması gerekiyor. Hadi bakalım federasyon oylaması yapılacak.” derlerseler, bitti. Bu adamlara hukuki malzeme vermeyelim. İyi düşünüp, iyi araştıralım.

Ferit Kobal; Kuran, İncil, Tevrat hepsi vahiyle inmiştir. Vahyin taklidi olmaz. Vahiy geldiğinde peygamberler bembeyaz oluyorlardı. Böyle buram buram ter dökerler.

Bak iki kabadayı biliyorsunuz bugün şehit oldu bu yaşta. Kabadayının yaşı olmaz. Aslan gibi cephedeler. Göster.

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Bak koçyiğitleri görüyor musunuz? Benim canlarım ileri yaştalar. Ama kabadayının hası. Aslan onlar aslan. 

IŞİD olan eve girilmez kardeşim. Ona başka bir çözüm bulsunlar. IŞİD bombacısı olan bir ev, illaki patlatacak belli yani oraya polis sokulmaması lazım. Evin çevresi tamamen boşaltılması lazım. Ev ablukaya alınması gerekiyor. Oraya polis sokulmaz. IŞİD’in meşhur özelliği o. Adam polis girdi mi direkt patlatır kendini. IŞİD ihbarı alındığında evin bütün katları apartman, mahalle boşaltılması lazım. Ablukaya alacaksın. Bekleyeceksin. Bir hafta, on gün, on beş gün beklersin. Yahut bayıltıcı gaz verip efendim o şekilde durdurulabilir. Yani oraya polis sokulmaz. Hiçbir şekilde olmaz. Ev, ablukaya aldıktan sonra bitti. İstediği kadar eninde sonunda çıkacaklar. Çünkü yiyecekleri bitecek. Efendim suyu kesersin. Suyu, elektriği kesebilirler. Mecburen çıkacaklar.

İkinci Abdülhamit döneminde Osmanlı donanmasını incelemeye İngiliz amiral birinci Lordu Willam Palmer’ı göndermişler Osmanlı donanması hakkında rapor vermesi için. Raporda diyor ki, en son madde “Donanma diye bir şey yok.” diyor. “Donanma kalmamış.” diyor. “Tamamı çürümüş.” diyor. Mesela Osmanlı denizaltı konusunda en iddialıydı. Tek bir tane denizaltımız kalmadı. Bir tane. Hepsini çürüttüler. Abdülhamit’e sordular mıydı? “Ben çürütmedim. Nem çürüttü, deniz çürüttü.” diyor. Bakım yapmazsan çürür.

Abdülaziz döneminin fotoğrafları var mı sizde?

KARTAL GÖKTAN: Evet. Saraydan görüntüler vardı.

ADNAN OKTAR: Bak. Benim aslanım ne güzellikler yapmış. Göster.

KARTAL GÖKTAN: Yemek salonundan bir görüntü. Yirmi nolu oda görüntüleri. Abdülaziz’in denize olan sevgisi süslemelere yansımış. Abdülaziz’in yatak odasındaki ayna. Yine yatak odasındaki duvar. Abdülaziz Han’ın yatak odasının tavanı. Yine yatak odasından bir görüntü. Abdülaziz’in at heykeli. Bir başka açıdan.

ADNAN OKTAR: İlk heykel o. Onda, Abdülaziz’de. Sanat konusunda tam üstat.

KARTAL GÖKTAN: Bakan kabul odası. Bakan kabul odasının tavanı. Yine odadan bir görüntü. Beylerbeyi Sarayı’nın dış cephesi. Elçi kabul odası. Sarayın girişi. Harem dairesi. Sarayın havadan görünüşü. Hünkar dairesi. Kırmızı oda. Mabeyni ile haremi ayıran havuzlu salon. Mavi salon. Namaz odası. Napolyon’un eşinin kaldığı oda. Yine o odadan görüntüler. Saraydan bir başka görüntü. Selamlık sedefli salon. Selamlık yemek odası. Yunus balığı fıskiye. Bu kadar.

ADNAN OKTAR: Evet.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: MHP Genel Başkan Adayı Ümit Özdağ, başkanlık sisteminde ısrar edilmesi halinde ülkenin ikiye bölünebileceği uyarısında bulundu. Özdağ konuşmasında; “Başkanlık isteminde ısrardan vazgeçilmesi gerekir. Çünkü yarın başkanlık sisteminde ısrar edilirse Türk toplumu ortadan ikiye bölünecektir. Hiç olmadığı kadar büyük bir kutuplaşma ortaya çıkacaktır. Bu kutuplaşma o kadar kesin kutuplaşma olacak ki, bunun üzerine her türlü dış ve iç manipülasyonun binmesi mümkün hale gelecektir.

ADNAN OKTAR: Evet, doğru söylüyor tabii ki. Gece gündüz anlatıyoruz.

İngiliz derin devleti Türkiye’ye avlanmaya geldi. Balık gibi kendisi avlandı. Enayiliklerine doymasınlar. Kendince çaktırmadan, alttan alta casuslarıyla bir şey yapacaklarını zannediyorlardı. Düğümleyip kapının önüne koyduk. Onları bize ele verenler kendi casusları. Bak, İngiliz derin devletinin kendi casusları bütün sırlarını bize açıkladılar. Ava gittiniz kendiniz avlandınız. Yüze yakın casusları var Türkiye’de. Hepsi bülbül gibi ötüyorlar. Ve ihanet ettiler onlara, İngiliz derin devletine ihanet ettiler. Armut gibi hepsini yakaladık. Bir daha sakın böyle bir şey yapmaya da kalkmasınlar. İnlerine de gireceğiz inlerine, kanunla hukukla, beklesinler. Eğer dediğimi yapmazsam bana ne diyorsa desinler, inşaAllah. Ama biraz vakit alacak. Acele etmesinler, geliyoruz.

12 milyon kilometrekarelik Osmanlı topraklarını Abdülhamit 2 milyon kilometrekareye düşürdü. Konu bu. Ve bunun baş mimarı İngiliz derin devletidir. Abdülhamit’i köşeye sıkıştırıp böyle bir netice aldılar.

Irak, Musul operasyonunun resmen başladığını duyurmuş. Koalisyon uçakları hava saldırılarına başlamış. İşte gariban, mazlum, Müslüman halkı bombardımanla yerle bir ediyorlar. Orada IŞİD’le onun alakası yok. IŞİD ayrı merkeze doğru çekilir. Musul’da bir çatışmaya girmez IŞİD. Onlar oraları aldıktan sonra merkezden bunların hepsini darmadağın ederler bak söyleyeyim. Yani çünkü IŞİD’in taktiği savunma değil. Daima saldırı. IŞİD şu ana kadar hiçbir şekilde savunma savaşı vermedi. Daima saldırı, atak savaşı verdi. O yüzden Musul’dan da kısa sürede çekilirler. Onların öyle bir derdi olmaz. Musul’a da anlı şanlı girer hakikaten Irak ordusu, koalisyon güçleri falan. Ama merkezden hepsine ani bir saldırı yapıp, darmadağın edeceklerini düşünüyorum. Ve büyük bir felaket yaşayacaklarını düşünüyorum. Önceden söylüyorum.

“Allah aşkıyla sevdiğim nurum, çok heybetli, nurlusun, çok farklısın. Aklın, zekan, konulara getirdiğin değerlendirmelerin çok müthiş. Canım benim seni çok seviyorum” diyor. “Bugün daha çok gençleşmişsin, daha bir cazibelisin” diyor, Nermin Hanım.

İrşad Kitabı’nda, sayfa 365’te Resulullah (sav)’den rivayet; “İmam Mehdi her grubun gizli planlarından haberdar olacak ve planlarını kendilerine söyleyecek ve onların yüzüne bunu ifade edecek” diyor. “Mehdi bakmasıyla dost ve düşmanını tanıyacak.”

“O (imam Mehdi (as)) kimsenin bilmediği gizli bir gücün sahibi olduğu için kendisine Mehdi denilmiştir.” (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir zaman, sayfa 19)

Kab: “Kıyam edecek olanın Mehdi (as) olarak adlandırılmasının sebebi. Gizli işlere hidayet edilmesi sebebiyledir.” Kitab’ul Habiil Fetava cilt 2, Sayfa 148) “Gizli işleri de bilir” diyor. “Hepsini açığa çıkarır” diyor Mehdi (as) için.

Osmanlı donanmasında gösteri yürüyüşü yaptırıyorlar. 1897’de gösteri çıkışı yaptırıyorlar. Donanmayı daha yeni çıkarırken halk toplanmışken, halkın gözünün önünde Mesudiye zırhlısının sekiz kazanından üçü patlıyor halkın gözü önünde. Hamidiye’nin makine dairesi suyla doluyor. Yağan yağmur gemilerin yolunu kaybetmesine sebep oluyor. Akıl almaz bir beceriksizlik hakim oluyor. Hizber adlı zırhlı kayboluyor. İki gün sonra İmralı Adası’nda kıyıya oturmuş bulunuyor. Askerler bu gösteri yürüyüşünde üniformaları giyinmeyi akıllarına getiremiyorlar. Üniformasız geminin üstüne çıkıyorlar. Güya gösteri yapacaklar. Akıl almaz bir başıboşluk var.

Var mı Fikret Hoca anlatacağın?

BÜLENT SEZGİN: Oğuzhan Asiltürk, “Bölgeyi karıştıranlar Türkiye’yi İran’la savaştırmaya çalışıyorlar. Buna dikkat edilmelidir” dedi. Asiltürk, “DEAŞ ve diğer örgütlerin bahanesi ile Amerika ve Batı bölgemizi işgal etmeye başladı. Hem bölge hem de Türkiye hedeflerindedir.

ADNAN OKTAR: DEAŞ benim kanaatim sel gibi kan akıtır. Çok büyük hata yapıyorlar. Merkeze doğru çekiliyor onlar şu an. Gittikçe içeriye tahkim oluyorlar, onların yerleştiği her yeri baskınla darmadağın edecekleri anlaşılıyor. Ve kendilerini de öldürttürecek onlar, onları da öldürürler. Çok büyük kan akacak boş yere bir belanın kapısı açıldı.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Kazım Güleçyüz, Yeni Asya’daki yazısında Diyanet’e cemaatleri kontrol altına alma gibi bir vazifenin verildiğine dair ipuçları olduğunu söyledi ve şöyle devam etti. “Bir gazetenin “Cemaatlerin üyeleri tek tek kaydedilecek” haberi bunlardan biri. Aynen dernekler gibi. Her cemaat, mensupları için defter açacak ve herkes tek tek kayıt altına alınacak. Böylece güya şeffaflık sağlanmış olacak. Böyle bir şey mümkün mü? Cemaatler manevi oluşumlardır, girmek için bir prosedür ve formalite gerekmez. İsteyen herkese açıktır. Camiye giden insanın kaydı tutulur mu?” diye sordu.

ADNAN OKTAR: Canım emir başka yerden gelmiş yani uzaklardan geliyor emir. Asıl emirin kaynağı İngiliz derin devletidir ama bu elden ele elden ele geçiyor ve bir fikre dönüşüyor. Diyanet İşleri Başkanı da kendi fikri gibi anlatıyor. Bu fikrin ağa babası Soros’tur. Soros’un ağa babası da İngiliz derin devletidir bu kadar basit. Allah’ım ben diyor zaten Soros. Var mı o konuşması? 

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Londra’da Suriye’nin geleceği konusunda yeni bir toplantı yapılıyor. Amerikan Dışişleri Bakanı Avrupa ülkeleriyle biraraya gelecek temsilcileriyle. Rusya toplantıya katılmayacak. Türkiye’yi de Dışişleri Bakanı Yardımcısı Büyükelçi Ahmet Yıldız temsil edecek.

ADNAN OKTAR: Yemek yemeye gidiyorlar hiç alakası yok. Direkt imha var başka bir şey yok.

28 Şubat’ta kurulan Batı Çalışma Grubu o da İngiltere’nin talimatıyla oluştu. İngilizlerin bir isteğiydi bu. İngiliz derin devletinin talimatıyla oluştu. Silsile olarak yaptırdılar. Yapanların İngiliz derin devletinden bir kısmının haberi bile yoktu. Emri kimin verdiğinden haberleri bile yok. Sadece emre uyuyor o kadar. İngiliz derin devletinin emriyle Batı Çalışma Grubu 6 milyon kişiyi fişledi. Bu bilgiler de ilgili yerlere gitti sonra. Batı Çalışma Grubu’nun emriyle tüm camiler askerler tarafından takip edildi o zamanlar. 80 bin camiye ajan gönderiliyor Batı Çalışma Grubu’nun emriyle. Batı Çalışma Grubu’na bu emri veren de İngiliz derin devleti ama silsile yolu ile yapıyor. Bir başkasına emir veriyor, o ona veriyor arada adam mesela ona emri veren bir subay. Ben subaydan emir aldım diyor. Veyahut bir sivil. Ondan emir aldım diyor. En baştan emri veren İngiliz derin devleti. Müslümanların her şeyi denetleniyordu o zamanlar. Hangi gazeteyi okuduğu, ne yaptığı ne ettiği, ne zaman gelip gittiği, kıyafeti her şeyi.

Sırf benimle ilgili izlemelerde iki çuval dolusu belge vardı. Gördüm ben koskoca böyle siyah çuval, branda çuval. Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne getirmişlerdi orada gördüm.

Batı Çalışma Grubu o zamanlar illerdeki birliklerden özel okulları, yurtları, imam hatipleri, Kuran kurslarını, vakıfları takip etmesini istedi. Valiler, kaymakamlar, belediye başkanları ve daire başkanları, siyasi partiler, il ve ilçe teşkilatı, yerel TV ve gazeteler, meslek kuruluşları, yükseköğretim kurumları, sendikalar konfederasyon hakkında geniş bir istihbarat ağı kurulup bilgi gönderildi Batı Çalışma Grubu’na. Batı Çalışma Grubu’nun da ne olduğu bilinmiyor daha hala. İngiliz derin devletinin talimatıyla oluşturulmuş bir istihbarat sistemiydi. Ama aradakilerin birçoğu bunu bilmiyordu. Sadece mesela darbeciler de İngiliz derin devletinin emriyle yapıyor ama adam bilmiyor. Kafaya takkeyi geçirmiş eline silahı almış çıkmış sokağa. Emri verenin kaynağını bilmiyor. ‘Fethullah Gülen yaptırıyor.’ Fethullah Gülen’i kim yönlendiriyor? Küresel bir güç diyor, bilinmeyen. Ne biliyorsun söyle. Ne gizliyorsun yani. İlk şeffaflaşma uygulamasını işte Batı Çalışma Grubu yaptı. Müslümanların her şeyini şeffaflaştıracağız dediler. Camilere 80 bin ajan gönderilip şeffaflık politikası uygulandı. Herkes fişlendi, şeffaflıktan kasıt buydu işte. Şimdi yine istiyorlar şeffaflaşmayı.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Kılıçdaroğlu başkanlık sistemi konusunda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı şöyle eleştirdi; “Türkiye’nin bu kadar sorunu varken bir kişi çıkmış benim koltuğum ne olacak diye. Koltuğun ne olacak kardeşim? Otur oturduğun yerde. Darbe yapmak istediler hep birlikte karşı çıktık. Ama dikta yönetimine de karşıyız, tek adam yönetimine de karşıyız.”

ADNAN OKTAR: İşte bak burada gereksiz bölünme oluyor şu an. Halbuki darbeden sonra halk ve bütün partiler yekvücuttu. Ama şu an net ikiye bölünme oluyor. Mesela CHP desteklemeyecek, MHP de muhtemelen desteklemeyecek. Şeklini anlamaya çalışacaklar eğer şekil netleşirse dünyadaki modellerden herhangi biri olduğunda kabul etmeleri mümkün değil. Ama CHP hiç kabul etmiyor, HDP zaten kabul etmiyor. Büyük Birlik Partisi kabul etmeyecek, Saadet Partisi kabul etmeyecek ve esaslı bir ikiye bölünme olacak yani darbecilere karşı gereksiz bir zafiyet gösterisi meydana gelecek. Sonra da bu halk oylamasına sunulacak. Halk da yüzde 80 hayır dediğinde gereksiz yere hükümeti yıpratacak bir sonuç ortaya çıkmış olacak. Onun için ben bu konuya hiç girilmesini istemiyorum. Çok yanlış buluyorum. 

Masaüstü Görünümü