Harun Yahya

Sohbetler (17 Ekim 2016; 18:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Bir sevgi etiketi yapalım. Ne diyelim? “Bir an önce sevgi birliği” diyelim.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Haftalardır zamanlaması ve detayları tartışılan Musul operasyonu gece yarısı başladı. Konuyla ilgili açılama yapan Irak Başbakanı Haydar El İbadi “zafer vakti geldi ve Musul’un özgürleştirilmesi için operasyon başladı” derken, operasyon kapsamında Musul’a sadece Irak ordusu ve polis güçlerinin gireceğini belirtti.

ADNAN OKTAR: Sadece Irak ordusu ve polis güçleri. Yani IŞİD orayı boşaltmış onlar da oraya giriyor. Evet.

Tam hadiste belirtildiği gibi Dabık’a 80 ülke yani 80 milletten askerler girdi hakikaten Dabık’a, aynı Peygamberimiz (sav)’in söylediği gibi. Şöyle, mesela Fransız askerleri var ama içinde yüz Faslı var, yüz Cezayirli var, yüz Mısır kökenli var dolayısıyla o 80 milletin hatta üstünde bile oluyor. 80 milleti çok anlamında söylüyor Peygamberimiz (sav). 80 milletin üstünde asker Dabık’a girdi şu an. Aynı hadiste belirtildiği gibi “Ahir zamanda Hz. Mehdi (as) devrinde Dabık’a inerler” diyor. Bir rivayette “70 sancak” bir rivayette de “80 sancakla” diyor yani 80 millet, 80 milletin askeri. Aynı şekilde geldiler. Şimdi orada yine büyük bir çatışma da bekleniyor. Ama hadis tahakkuk etti. Çünkü bak 80 millet, asıl belirtilen bu, 70 yahut 80 sancakla yabancı” yani Kuran’da hadiste geçen şekilleriyle. Mesela Ben-i Asvar deniyor, efendim, Ehli Salip deniyor birçok ifade var. Hadis zamanlaması açısından çok manidar. Tam belirtildiği şekilde ve tam yerinde. Şimdi de bölgede büyük bir savaş olacağını söylüyor Peygamberimiz (sav). Ama zaten büyük savaş halen devam ediyor. İnsanların bir kısmı denizde şehit oluyor, bir kısmı bombardımanla, işte bir kısmı tanklarla toplarla şehit ediliyor. Bu savaş zaten bütün şiddetiyle devam ediyor şu an. Her yerde Müslüman şehit ediliyor, çocuklar, kadınlar şehit ediliyor. Aynı Peygamberimiz (sav)’in söylediği gibi.

BÜLENT SEZGİN: Hocam, dediğiniz gibi yüz binlerce kişi şehit oldu.

ADNAN OKTAR: Evet. Bütün bölgede bir savaş var. Dabık, Peygamberimiz (sav)’in nokta olarak belirttiği olaylarla. Yoksa “bütün bölgede savaş olacak” diyor. “Irak ve Suriye’de büyük bir Müslüman katliamı olacak” diyor bu oldu zaten. “Büyük bir savaş olacak” dedi bu oldu, bütün dünya gördü. Darmadağın oldu orada insan kalmadı. Milyonlarca insan şehit edildi.

Dabık’la ilgili de bu çok manidardır Peygamberimiz (sav)’in hadisi, bak “Dabık’a” diyor bir rivayette “70” bir rivayette “80 sancakla” yani 80 ayrı millet askerleri gelecek inecekler” diyor. Aynısıyla oldu mu? Oldu. Ve “bölgede savaş olacak” diyor Resulullah (sav). Dabık’ta da bir çatışma oldu ama çok daha büyük olacak aslında. Yani daha büyük bir çatışma olacak. Ama hadiste belirtilen oraya 70-80 sancakla yabancıların gelmiş olması. Bu oldu tahakkuk etti. “Bölgede de savaş olacak geniş çaplı” diyor bu da oldu.

BÜLENT SEZGİN: En önemli alametlerden birisi, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii, çok önemli alametlerden birisi. Düşünün 70-80 ülkenin milletlerin insanları oraya hadiste belirtildiği gibi vakti gelince geliyorlar.

Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Türk askerlerinin Musul operasyonuna katılmayacağını ifade eden Peşmerge Bakanlığı Genel Sekreteri Cebbar Yaver “Operasyonda yabancı güçler bulunmayacak. Planda olmayan bir güç operasyona katıldığında hedef alınacak” dedi. Öte yandan Eski Musul Valisi ve Ninova Muhafızları Komutanı Esil Nuceyfi Türk askerinin Başika’da eğittiği yaklaşık 2 bin Ninova muhafızının da operasyona katıldığını açıkladı.

ADNAN OKTAR: Bir daha oku.

OKTAR BABUNA: Türk askerlerinin Musul operasyonuna katılmayacağını ifade eden Peşmerge Bakanlığı Genel Sekreteri Cebbar Yaver “Operasyonda yabancı güçler bulunmayacak. Planda olmayan bir güç operasyona katıldığında hedef alınacak” dedi.

ADNAN OKTAR: Espri yapıyor. İngiliz derin devleti seni yönlendirmese adım atamazsın. Daha önce kaçacak delik arıyordun ne alakası var? Kaçacak delik arıyordun darmaduman oldun yani. İngiliz derin devleti seni motive edince, yönlendirince bir kısmından haberin oluyor bir kısmından haberin olmuyor. Senin generalin oluyor haberin olmuyor, İngiliz derin devletinin adamı oluyor. Generalin üstünde güç oluyor haberin olmuyor. O da İngiliz derin devletinin adamı oluyor. Şu an İngiliz derin devletinin planladığı bir savaş var orada. Konu bu. Orada kahramanlık destanı yazıyor görüntüsü vermeye gerek yok.

Bak, hadiste diyor ki Resulullah (sav): “Ahiz zamanda Mehdi devrinde Irak’taki masum insanlar Şam’a doğru sığınma yeri ararlar.” Bak Irak ve Şam ikisinde de var. “Şam yeniden yapılanır, Irak da yeniden yapılanır.” Yeniden tamir edilir düzeltilir diyor. Yani yıkılır yeniden yapılır. Kenzül Ummal, Kitabul Kıyame, Kısmul Efal, cilt 5, sayfa 254, El Muttaki’nin.

“Şam’da fitneler bir taraftan sakinleştikçe diğer bir taraftan alevlenir.” (Risaletil Hurucul Mehdi, sayfa 63) Bir yerde sakinleşiyor gibi görünüyor yeniden. Diyorlar ki “barış anlaşması yaptık ateşkes yaptık” diyorlar. Biliyorsunuz değil mi? Bak ne diyor “Şam’da fitneler bir taraftan sakinleştikçe diğer bir taraftan alevlenir.” Yeniden başlıyor bu sefer. “Ve sonra onlar ateşkesi bozacaklar” Ehli Kitap. Yani yabancı ülkeler, “Rum” diyor yani yabancı. Yahut Ehli Salip deniyor. Hadislerde çeşitli şekillerde geçiyor. Yani Müslüman olmayan diğer güçler, Müslümanlarla çatışan güçler. “Ve sonra onlar ateşkesi bozacaklar” bak önce bir ateşkesten bahsediyor görüyor musun? Ateşkes yaptılar, değil mi? Bozdular “ateşkesi bozacaklar” diyor söylüyor hadiste. “Sonra size 80 sancakla gelirler.” Yani 80 ayrı milletten gelirler Dabık’a. Ve her bir sancak altında 12 kişi bulunacaktır. Buhari’de hadis bu Avf bin Malik’ten rivayet ediliyor.

Dabık burada ismi geçen yerlerden bir tanesi yoksa sadece Dabık’ta olacak değil. Yani bölgede genel olarak olacağı hadislerden anlaşılıyor. Tek bir bölgeden bahsedilmiyor.

Irak Savaşı’nda işgalci ordu çok uluslu olacak. Bunu Tevrat da belirtiyor. Bak Yeşeya 13/4’te Peygamberimiz (sav)’in hadisine uygun olarak “Biraraya gelmiş ulusların ve krallıkların gümbürtüsünü dinleyin.” Ahir zamanda olan olay anlatılıyor. “Dağlardaki kalabalığın gürültüsünü dinleyin, büyük bir halkın sesini andırıyor” diyor. (Yeşeya 13/4)

Yeşaya’nın Babil’le ilgili bildirisi. Babil; Irak. “Araçlarıyla uzak bir ülkeden dünyanın öbür ucundan bütün ülkeyi yerle bir etmek üzere geliyorlar.” Bak görüyor musun? “Araçlarıyla uzak bir ülkeden” ta Amerika’dan, İngiltere’den, değil mi uzak bir ülkeden “dünyanın öbür ucundan” dünyanın öbür ucu neresi oluyor Amerika, İngiltere “bütün ülkeyi yerle bir etmek üzere geliyorlar.” Bütün ülke yerle bir oldu mu? Oldu. (Yeşeya 13/1-5)

Ahir zamanda Irak’ın ve Şam’ın yerle bir edileceğini belirtiyor Hz. Ali (kv), o kitabında belirtiyor. “Birçok lider gelecek” diyor “peş peşe, sonunda isminin başında ayn olan bir lider gelecek bitecek kurtulacaklar” diyor. Ayn ne oluyor? A harfi mi oluyor? Evet, hadiste öyle geçiyor. Ben Adnan demiyorum, oturup bana ima etmeyin. Hz. Ali (kv) söylüyor. (Kitabul Cifr, İmam-ı Ali, sayfa 305)

“Etrafı gam-keder sarar ilim ehlinin durumu kötü olur” diyor. Dördüncü lider yıkıldıktan sonra beşinci ayn harfli olanı bekleyin” diyor. Ayn harfi.

Cahilden cüheladan Mehdi olmaz. Bizden Mehdi değil de belki Hz. Mehdi (as)’a yardımcısının yardımcısı olma şerefine ereriz, inşaAllah. A harfli Ahmet de olur, Ali de olur, olur da olur, inşaAllah.

“Irak’a beş lider gelecek” diyor “ahir zamanda” diyor. “Beşincisi” yani Irak bölgesine de hakim oluyor, o geldiğinde bütün bölgenin kurtulacağını söylüyor beşinci ayn. Ama beş ayn hakikaten beş tane de ismi A ile başlayan lider gelmiş Irak’a. Çok acayip evet, hepsinin baş harfleri A ile.

“Ana baba kız erkek herkesi öldürürler” diyor. Acem ve Irak beldelerini fethederek ümmete acı azap tattırırlar. Bunların arasında fitne, şiddet, helak ve kaçmalar olur” diyor. (Ali bin Hüsamettin, El Muttaki, Celalettin Suyuti’nin Tasnifinden Hadisler. Ahir zaman Mehdisi’nin Alametleri)

Bugün Tayyip Hocam İngiliz derin devletine ilk defa bir çaktı, maşaAllah. Dedi ki TRT’de: “Bazı devletlerin kanunu yoktur.” Biliyorsunuz derin devletlerin kanunu olmuyor. Derin devlet sisteminde kanun olmaz. “İngiltere gibi” dedi. Helal olsun Tayyip Hocam’a, Tayyip Hocam bir alkışı hak ediyor. Tayyip Hocam kabadayının delikanlının hasıdır. Yeter ki iyi koruyalım, iyi destek olalım hakkını avucuna kor. Kasımpaşa’dan delikanlı çıkar başka ne çıkar, maşaAllah. Tebrik ediyorum Tayyip Hocam’ı. Bak “Bazı devletlerin kanunu yoktur; İngiltere gibi” diyor. Yani İngiliz derin devletinin kanunu yoktur. Zaten İngiliz derin devleti tarif edilirken kanunu olmayan devlet olarak tarif ediliyor, kanunu yoktur. Asar, keser, öldürür, komplo yapar her türlü pisliği yapar.

İngilizler Musul’u bombalamadan önce şu an havadan on binlerce broşür yağdırmışlar halkın başına. “Uçak saldırıları her gün daha da şiddetlenecek. Köyleriniz bombalanacak. Saldırılar liderleriniz dize gelene kadar devam edecek” yazıyormuş broşürde. Halkın ne suçu var? Halkı bombalayarak adamın liderini dize getirmeye çalışıyorsun kafaya bak. Halk canının derdinde.

Münafık kitabından açıp okuyalım biraz.

“Münafığın Derin Karanlığı” Kitabından Bir Bölüm

KARTAL GÖKTAN: Yazılarınız hakkında bilgi vermek istiyorum Adnan Bey.

İran’ın en büyük İngilizce günlük gazetelerinden Tehran Times’de “Savaş çıkarmak hiçbir zaman zorunluluk değildir” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda, en küçük bir savaş gerekçesini bile diplomatik ve barışçıl çözümlerle hızla ortadan kaldırmak gerektiğini belirtiyorsunuz. Uluslararası kamuoyunun, basının, sivil toplum örgütlerinin biraraya gelerek savaş lobilerine karşı tek bir ses olma vaktinin geldiğini anlatıyorsunuz.

Katar’ın ilk İngilizce günlük gazetesi Gulf Times’te ve internet sitesinde “Futbol ile kitleleri kazanmak” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda, bu önemli sektörün holiganlık, öfkeye dayalı şiddet kaynağı olarak benimsenmesine son verilmesi ve köklü bir değişiklikle futbol adına daha fazla sevgi ve kardeşlik vurgusunun ön plana çıkarılması gerektiğinin üzerinde duruyorsunuz.

New York’tan yayın yapan bağımsız Kürt haber ajansı Ekurd Daily sitesinde “Kredi notuyla siyaseti yönlendirme stratejisi” başlıklı makaleniz yayınlandı. Türkiye’nin kredi notunun düşürülmesi konusunu ele aldığınız yazınızda Türkiye’nin zorluklarla kendi emeği ve gücüyle baş edebilecek bir ülke olduğunu vurguluyorsunuz. 15 Temmuz darbe girişiminde olduğu gibi dış mihrakların şimdi de finans yönünden yaptıkları atağın başarısız olacağını vurguluyorsunuz.

Malezya İslam Partisi tarafından yayınlanan Harakah günlük gazetesindeyse, “Sosyal medyanın Türkiye’deki darbe kalkışması üzerindeki beklenmedik etkisi” başlıklı makaleniz yayınlandı, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ceylan konferansa hazırlanıyor. Uluslararası Darwinizm’le ilgili konferansa. Darmaduman edeceğiz, inşaAllah. Darwinizm konferansı yapıyoruz uluslararası ama şimdi bu sefer daha geniş çaplı büyük yapacağız. Bizden de konuşmacı sayısını artıracağız, yabancı konuşmacı sayısını da artıracağız. Üç gün falan sürecek, öyle esaslı bir şey yapacağız ciğerlerine oturtturacak tarzda.

CEYLAN ÖZBUDAK: Sizin çalışmalarınızın etkisi hep atom bombası gibi sonradan daha da artıyor, maşaAllah.  

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Numan Kurtulmuş, Musul operasyonuna katılan askerlerin arasında Türkiye’nin eğittiği 2 bin asker olduğunu söyledi.

ADNAN OKTAR: İşte Allah’ın kurduğu bir sistem, yani kökeninde Allah’ın.  İngiliz derin devleti diyoruz ama uzaydan dünyaya bakıyoruz misket kadar, şu kadar bir şey uzaktan baktın mı. Biraz daha uzaklaştığında topluiğne başı kadar görünüyor. Buranın her yeri derin devlet olsa ne olur? Topluiğne başı, parmağının uzunda ezilir böyle, parmağının arasına alsan un ufak olur. Allah katında hiçbir değeri yok. Allah’ın yarattığı aciz zavallı insanlar. Ama insanlar gözlerinde çok büyütüyorlar. Hiçbir güçleri yok.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Musul operasyonuna Şii milislerin katılmaması gerektiğini söylerken Suriye’deki Fırat kalkanı harekatıyla ilgili olarak ise “Hedef El-Bab’a kadar gitmek” dedi. Irak başbakanlığı da Şii milislerin Musul’a girmeyeceğine garanti verdi.

ADNAN OKTAR: Şii milisin bir mahsuru yok da sevgisiz, merhametsiz, acımasız olursa çok büyük mahsuru var. Yoksa Müslüman bir yere girerse iftihar ederiz. Ama adam elinde palalarla gelip Müslümanları doğruyorsa, kafasını kesip ondan dağ tepeleri falan yapıyorsa bu kepazelik. Sünni-Şii ayrımını körükleyenler çok büyük günaha giriyor. Çok çok büyük günaha giriyor. Şiiler nur gibi Müslümandır, Sünniler de nur gibi Müslümandır. Bu insanların fazlası vardır eksiği yoktur. Gelenekçi İslam’ın fazlası olur eksiği olmaz. Fazla ibadet edebilir en fazla, eksiği olmaz yani. Onun için bu insanların birbirleriyle savaşmasının hiçbir anlamı yok mantığı da yok. Yazık-günah yani.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan Musul operasyonuyla ilgili, “Türkiye’nin olmadığı bir operasyonda doğabilecek neticelerden biz sorumlu değiliz. Operasyonda da masada da olacağız” dedi. “Koalisyon güçlerine şunu söylüyoruz, başta Amerika olmak üzere ‘bakın siz Münbiç’te bana bir söz verdiniz, Sayın Başkan’la telefonda görüştük. Kesinlikle oraya PYD, YPG girmeyecek’ dediler. PYD bir terör örgütüdür, YPG bir terör örgütüdür. Türkiye’deki PKK’nın uzantısı bir terör örgütüdür. Buraya girmeyecekse verdiğiniz sözde durun. Yüzde 95’i buranın Arap’tır ve sözlerinde durmadılar. Buraya PYD ile YPG’yi soktular. Biz de tabii onlar sözünde durmayınca gereğini yaptık yapıyoruz ve kendilerine diyoruz.”

ADNAN OKTAR: Canım onlar söz dinler mi? Dinlemeyecekleri belli.

Tamam dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu konuşmasında, mezhepçi politikaların Türkiye’yi tüm dünyada masa dışına ittiğini iade etti. “Musul operasyonu başladı. Türkiye masanın dışında. Niye masanın dışında? Benim komşum, benim ağrıma gidiyor. Ben kendi ülkemin çıkarlarını savunmak durumundayım. Ama bu dış politika Türkiye’yi felakete sürükler. Yanlış bir politika izliyoruz. Beyefendi yine koltuğunda oturuyor yine esip-gürlüyor. Gidin tır şoförlerine, ihracatçılara sorun bu işin sorumlusu kim? Bu yapı en tehlikeli yapıdır. Bu anlayış en tehlikeli anlayıştır. Dünyanın her tarafından kapının önüne bırakılan bir Türkiye var şu anda.”

ADNAN OKTAR: Evet, Sünni bir politika olmaz. Türkiye, Şii-Sünni hiç fark etmeden hepsini Müslüman kabul etmek durumunda. Bizim Şiileri korumamızla Sünnileri korumamız arasında bir fark olmaması lazım. Aynı titizlikle Şii ve Sünnilere sahip çıkmamız gerekiyor.

Gülen hareketi ben sağ bir hareket zannediyordum. Gülen hareketi saf bir sol hareket, alenen solcular öyle bir şey yok. Yani bildiğin klasik sol hareket. Mesela Zaman Gazetesi çaka çaka eski solcularla dolu. Taraf Gazetesi onların gazetesiydi, tamamen sol bir gazete. PKK’yı destekleyen yazılar yazıyorlar. Ecevit’le iç içeler, Cengiz Çandar’la iç içeler. Büyük bir coşkuyla Cengiz Çandar, Gülen’i savunuyor. Rumilik solcu bir sistem, İngiliz derin devletine teslim olmuş en başından bir yapı var. Ve Fethullah Gülen’in seçkin talebelerinin içinde, bu genç yapı içindekilerin hemen tamamı solcu. Sağın arasına sıkıştırılmış gibi görünüyor ama sol bir hareket. O yüzden muazzam bir elastikiyet kazanıyorlar. Mesela solcu hukuk kurumlarının içerisine rahatça girebiliyorlar. Solcu adamlarla rahatça iç içe olabiliyorlar. Yani onlarla her yönden uyum halindeler. O yüzden hem sağı, hem solu kullandıkları için muazzam bir hakimiyet sağlıyorlar. Yani hem sağdakileri kendilerine çekiyorlar, hem solu. Ve klasik sol eylemleri de zaten. Çünkü Rumilik tam klasik sol harekettir. Yani Rumi felsefe tam klasik soldur. Çünkü dini dışlayan, dini kabul etmeyen bir sistem.  Mesela Şahin Alpay’lar şunlar bunlar. Mesela bu alimleri hocaları falan onlara da baktığımızda bunların da solcu zihniyet içinde olduklarını görüyoruz. Mesela bizim Ali Bulaç tam anlamıyla klasik sol zihniyet içerisinde. İslami bir çizgisi varmış gibi görünmekle beraber sol bir hareket olduğu anlaşılıyor. Baktığımızda tabii ki bir Müslüman görünümünde ama bütün felsefesi, üslubu, dil kalıbı klasik solcu.

OKTAR BABUNA: El Ezher’in de mantığını açıklamıştınız onlar da tam söylediğiniz gibi Darwinist oluyorlar.

ADNAN OKTAR: Tabii.

Öcalan, Fethullah Gülen’e “beraber çalışabiliriz” diye mesaj göndermişti ve Fethullah Gülen hareketini desteklediğini söylemişti. Çünkü sol hareket. Sızma gücü o zaman çok yüksek oluyor. Mesela bir çok solcu hakim, savcı bunların adamıydı. Çok fazla sayıda solcu hakim ve savcı. Solcu subaylar. Çok fazla solcu subaylar Gülen hareketi içerisinde. Gülen hareketi böyle koyu sağcı biliniyor halbuki koyu solcu bir hareket. Ama sağı da kendine hizmet ettiriyor. Bilmeyenler işte uzun cübbeyle, başında sarık takkeyle bacaklarını ayırarak onların peşinden gidiyorlar. Bilmiyor adam. Sonra anlıyor felaketi yani Rumi olduklarını, Darwinist olduklarını, homoseksüelleri koruyup kolladıklarını, İttihad-ı İslam’a karşı olduklarını, Mehdiyet’e, İsa Mesih’in inişine karşı olduklarını sonra öğreniyorlar.

Mesela biz duyduğumuzda o zaman inanmak istemedik. Fethullah Gülen hareketi HDP’yi destekliyor falan dediler, hayretler içinde kalmıştık. Sol hareket olduğu için PKK’yı da, HDP’yi de desteklediklerini görüyoruz. Hepsi değil ama epey bir kısmı destekliyor. Bir garip yani anlamak mümkün değil, çok çok garip. Bizim çözebileceğimiz, anlayabileceğimiz gibi değil. Bir klasik Müslüman ruhu var onun dışında bir şey bu, çözümlenecek gibi değil. İngiliz derin devletinin deli ruhunu nasıl çözemiyorsak ondan kaynaklanan bu sistemi de çözmek mümkün olmuyor. Yani neyi istedikleri, ne yaptıkları belli değil. Sadece işte bunların inlerine girip hallaç pamuğu gibi atmak lazım, tabii bu da kanunla hukukla olur, ilimle irfanla olur. Bu, üç yüz yıldan beri dünyayı inleten deli sistem, bu deccali sistemin artık sonu geldi.

Suriyeli milletvekilleri var Türkiye’ye gelmek istiyorlar, hükümet vize vermediği için adamlar gelemiyorlar. Gelsinler de konuşalım burada, çözüm arayalım. Bunlara bu şekilde bir ambargo uygulamanın bir alemi yok. Adamların vize alması imkansız. Kardeşim suç işlememiş bir şey yapmamış bırak gelsin, milletvekili ayrıca niye mahsuru oluyor yani?

Vize işini Tayyip Hocam kolaylaştırsın. Suriyeli milletvekilleri buraya gelsin, Suriye sorununa rahat çözüm bulabilelim. Bak Suriyeli milletvekili arkadaşlar var gelemiyorlar, “vize vermiyor hükümet bize” diyor. Gelseler konuşacağız bir çözüm bulunur, hükümet bir girişimde bulunabilir bir şeyler yapılabilir.

Metin Yet; “Süfyanı açıkla Hoca. Şu an yaptıkları, en yakın kim süfyan tanımının?”

Mario Gomez. İngiliz derin devletinden bahsetmemi istemiyorsun. Mario Gomez. Şimdi bir araştırsam o ekipten çıkarsın.

Süfyan. Süfyan işte münafıkane sistem. İslam adına ortaya çıkıp homoseksüelliği, Rumiliği, Rumilik derken İngiliz Rumiliğini ve Darwinizm’i arkasına alan, Allah’ı inkar eden, Peygamber (sav)’i inkar eden, İslam’ı inkar eden, Mehdiyet’i, İsa Mesih’in inişini inkar eden, İttihad-ı İslam’dan nefret eden bir sistem. İşte süfyaniyet budur.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Fethullah Gülen son konuşmasında kendisine ve hizmet hareketine bu zulmü yapanların idam sehpasına götürüleceklerini iddia etti.

ADNAN OKTAR: Asılacaklar.

BÜLENT SEZGİN: Evet. Darbenin Sayın Erdoğan ve hükümetle ilgili bazı suçlamaları gündemden düşürmek için hazırlanan bir plan ve oyun olduğunu öne sürdü. “Askerler bir darbe planlasalar önce başbakanı, cumhurbaşkanını, bakanları falan derdest ederiz diye düşünürler, halk üzerine tank sürmezler. Böyle komik bir darbe görülmemiş” dedi.

ADNAN OKTAR: İşte niye, gitmişler ya Tayyip Hoca’yı almaya. On dakika, on beş dakika geciktikleri için alamadılar. Uçağını vurmaya kalktılar. Benzinleri yetmediği için havada benzin ikmalinden dolayı vuramadılar. Halkın üstüne de halka dehşet saçmak için ve darbeyi hemen genişletip yaymak için psikopatça, azgınca saldırdılar halka.

Sultan İkinci Abdülhamit’in tahta çıkmasını sağlayan Yenikapı Mevlevihanesi Şeyhi Osman Selahaddin Dede. Mevlevi Şeyhi İkinci Abdülhamit’i iktidara getirtiyor. Bak Mevlevilik ta o zaman devrede. Yani Rumilik. Ve İngilizlerle iç içe. Mesela Beşinci Murat’ı indirip yerine veliaht Abdülhamit’i getirme planının uygulanmasında birçok safha var. Her safhada Selahaddin Dede devrede. Sarayda Mesnevi okutturuyor Abdülhamit, Dede’yi çağırıp. Ve kendisine ve çevresine Rumilik dersi verdiriyor. Bin kuruş maaş veriyor. Yıldız Sarayı’nda oradaki ekibe, devlet erkanına Rumilik dersi veriyor Selahaddin Dede. Ve Sultan Abdülhamit’in iktidara gelmesini sağlıyor. Bak Rumi, Rumi şeyhi görüyor musunuz?

1995 Ekim’inde Kazakistan’daki İngiliz elçisi diyor ki, Kazakistan’da İngiliz elçisi, “Bu okulları açmak suretiyle İngiliz kültürüne yaptığınız hizmetler ve İngiliz kültürünü yaymakta gösterdiğiniz katkılar için İngiliz milletinin minnettarlığını bildiriyor ve teşekkür ediyoruz” diyor. Fethullah Gülen’e ve cemaatine teşekkür ediyorlar. “İngiliz devletine, İngiliz milletine ve İngiliz kültürüne yaptığınız hizmetlerden dolayı” diyor. Kardeşim işte İngiliz derin devleti dediğimiz olay bu. Dünyayı yönetiyor dediğimiz bu. Abdülhamit de Yıldız Sarayı’nda adam Rumilik dersi veriyor. Yani felaketin şekli tam net ortaya çıkmış durumda, anlatıyoruz. Artık bundan sonra aydınlarımıza düşen bunu etrafa yayıp anlatmak.

 Sultan Abdülaziz’in 1876 yılında darbeyle tahttan indirilmesinin organizesinde de yine Yenikapı Mevlevihanesi devrede. Bak Mevlevihane. İngiliz işgalinde de aynı şekilde Mevlevihane yine devrede o dönemde. Bunu nasıl bilmezler kardeşim, hayret? Çok açık, İngiliz derin devleti her yeri sarmış. Bak yüzlerce binlerce delil veriyorum ve onlara karşı adamlar ezik, kendi milletinden nefret ediyor. Mesela Türkiye’deki İngiliz ajanlarına bakıyorum hepsi Türk milletinden nefret ediyor, hepsi İngiliz yalakası olmuş. Onlara özeniyorlar, onlar gibi yiyip içmek istiyorlar, onlar gibi giyinmek istiyorlar, onların beğendiği müzikler, onların beğendiği yemekler, onların beğendiği renkler, kıyafetler ana kafa bu olmuş. Tam yalakalar. Mesela Pakistanlılar var Pakistanlı olmaktan nefret ediyorlar, aşağılık kompleksi duyuyor. Anglosakson ırkı diye İngilizlere adeta tapıyor haşa, hayran ama Pakistanlı olmaktan iğreniyor. Mesela adam Türk, Türk milletinden acayip nefret ediyor, kendisinin de Türk olmasından nefret ediyor hatta Türk olduğunu söylemek dahi istemiyor. Bir kısmı İngilizce isim takıyor kendine yani ırk üstünlüğü iddiası İngiliz derin devleti tarafından bu adamlara aşağılayıcı bir sistem olarak empoze edilmiş.

Sadrazam Mithat Paşa, Selahattin Dede’nin en yakın adamı, Rumi. Mithat Paşa’yı da yetiştiren o, o da Rumi. Yani felaketin boyutunu artık anlayın siz.

Tek Yol Devrim, Kızıl Düşünce, “Ne solcusu? Solcu olsa Atatürk düşmanı olur muydu?” Yok öyle bir şey yok. Yani tabanda var o. Tabanda bilmiyorlar, Risale-i Nur’dan da etkilenerek, tabandaki halk bilmiyor zaten takkeli, işte bacaklarını ayırarak yürüyorlar, cübbeli falan haberleri bile yok onların, onlar kullanılan takım. Üst kadro tamamen de olmasa da büyük bir ekariyetle İngiliz derin devletinin çizgisine girmiş. İngiliz hayranı, Rumi, Darwinist, Bedüzzaman’dan nefret eden, hiç hoşlanmıyorlar adını bile anmak istemiyorlar. Adını dahi söylemiyorlar. Mesela Zaman Gazetesi’nin ismini geçirttirmiyorlar, o zaman geçirttirmiyorlar hiç, mesela doğum gününde ölüm yıl dönümünde falan asla bahsettirmiyorlardı. Atatürk’ten de pek hoşlanmıyorlar bazıları çünkü İngiliz derin devletine tavır aldığı için Atatürk, sebebi o, başka bir nedeni yok yani. İngilizler de sevmez, İngiliz derin devleti Atatürk’ten hiç hoşlanmaz. Onun için Atatürk hakkında akıl almaz hakaretler çıkarttılar sonra, akıl almaz iftiralar çıkarttılar İngiliz derin devletinin politikasıydı bu. Abdülhamit’i göklere çıkarttılar halbuki İngilizler ne dediyse yaptı Abdülhamit.

İngiliz derin devleti üç yüz yıldan beri fark edilemiyor. İlk fark eden bizler olduk. Fark edilecek gibi değil çok sinsi gizli bir yöntem. Biz bunların şeytani elamanlarını takip ederek, onların izleri üzerinden bunları bulduk. Onların gittiği mağaraya gidip bunların yerini görmüş olduk ‘Şeytanın feneri gideceğin yolu aydınlatır’ derler. Şeytani unsurlar, yüzlerce unsur var Türkiye’de bunları takip ederek İngiliz derin devletini bulduk. Yoksa İngiliz derin devletini bulmak mümkün değil. Yani 300 sene bulunamamış, 300 sene gizlenmişler biz yeni bulduk daha.

Mesela İngiltere Ordu Müzesi’nin internet üzerinden düzenlediği ‘En Büyük Düşman’ oylamasında Atatürk ilk sırayı almıştı. Niye? Çünkü İngiliz derin devletine şiddetle karşıydı, boyun eğmedi.

Baksana Tayyip Hoca’nın asılacağını söylüyor Fethullah Gülen, işte kendi gücüne güvenerek bunu söylemiyor çünkü asacak güç nasıl olabilir? Uluslararası bir güç, değil mi? Ancak bunu İngiliz derin devletinin kapsamlı bir komplosu elde edebilir yoksa bir avuç Nurcunun, Fethullah Gülen taraftarının yapabileceği bir şey olmadığı belli bu, onlara güvenerek bunu söylediği anlaşılıyor bu çok çirkin. Yani senin ömrün yakana dikili değil ki sen de her an ölebilirsin, nereden biliyorsun ne kadar yaşayacağını? Sen bir Müslümanı idam etmekle tehdit ediyorsun ve bunu İngiliz derin devletinin gücüne dayanarak yaptığın da açık açık anlaşılıyor, bu çok çirkin. Çünkü kendi gücüyle yapamayacağı belli yerinden kıpırdayamıyor. Neye dayanarak sen bu tehdidi yapıyorsun? Birde asacağız edebiyatı ta Tayyip Hoca ilk iktidara geldiğinde daha başbakan olmadan önce ‘seni asacağız’la başladı, bu Türk Sol Dergisi falan hep böyle boynunda ilmik falan resimlerini yayınlıyordu Tayyip Hoca’nın daha hala o edebiyat devam ediyor. Bir Müslüman hakkında hayır konuşacaksın, niye asılsın? Ne yapmış da asılması gerekiyor? Vatana millete hizmet ettiği için mi asacaksın? Değil mi? PKK’lılara kıyamıyorsun sen -bazı Fethullah Gülen taraftarları için diyorum- PKK’lılarla iç içesiniz. Vatan millet için uğraşan bir insanı da asmaya kalkıyorsunuz güya. Öyle bir şeye müsaade etmeyiz millet olarak. Ta Abdülhamit devrinden beri devam eden bir sistem Fethullah Gülen hareketine de sıçramış, olay bu. Abdülhamit döneminde, Abdülhamit’e sardıran güç Fethullah Gülen’e de sardırmış hükümete de sardırmaya kalkmışlar. Yani Tayyip Hoca’nın dirayeti sayesinde bu bela savuşturulmuş. Sultan Abdülaziz mesela bu Yenikapı Mevlevihane’sine karşı çok temkinliydi, hiç hoşlanmıyordu bu adamdan ve hal edilmesinde, tahttan indirilmesinde Sultan Abdülaziz’in bu dergahın çok büyük etkisi oldu.

OKTAR BABUNA: Siz daha önce belirtmiştiniz İstanbul’u İngilizler işgal ettiğinde İşgal Kuvvetleri İstihbarat Şefi John Bennett var Mevlevi dergahına gidiyor, onların arasına giriyor orda istihbarat topluyor sonra İngiltere’ye döndüğünde İngiliz Devleti ona bir şato tahsis ediyor orda da Mevlevi tekkesini kuruyor, İngiltere’de.

ADNAN OKTAR: Tabii, ta Abdülhamit devrinden beri asında çok çok ta Hülagü zamanında, yani Hülagü deccalinin koruyup kolladığı bir insan Mevlana ta olay oradan başlıyor.

10 Kasım 1918’de İngilizlerin Musul’da indirdiği Türk sancağı şu an Londra’daki Harp Müzesi’nde göster. Bu bak kanlı sancak bunu Allah’ın izniyle inlerine girip geri alıp geleceğiz. Kanunla hukukla. Efendim, ilimle irfanla.

İngiliz İşgal kuvvetleri John Godolphin Bennett isimli istihbaratçı subay işgal günlerinde Beyoğlu’nda şehre hakim konumdaki Kroeger Oteli’ni karargah haline getirmişti, buranın alt katında işkencehaneler bulunuyordu otelin. İşkenceci Bennett ismiyle ün yapan Yüzbaşı Bennett elinde kamçısıyla gece yarısı aşağıdaki işkencehanede oradaki Müslüman kabadayıları yiğitleri sorguya alıyordu, onlar da ölüme razı olup işkence altında hiçbir şekilde Anadolu’ya sevk ettikleri silahlar hakkında veyahut diğer elemanlar hakkında bilgi vermiyorlardı. İşte Ustura Kemaller falan o devrin kabadayıları yiğitleri, birçoğu işkence altında şehit oldular. John Bennett’in resimleri var birkaç tane göster.

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: İngiliz elemanlarla beraber. İngiliz İstihbarat Subayı iken İstanbul’da yine göster.

BÜLENT SEZGİN: Evet ortada üniformalı olan kişi

ADNAN OKTAR: Evet.

1800’lü yıllarda Londra’daki İngiliz hükümetinin Avustralya’da o yerlileri yok edip orayı sömürge haline getirmek için en çok kullandığı yöntem güvenlik gerekçesiyle “Hayvan avına çıkıyoruz.” diyorlar. Ordu Avusturya yerlilerini o garibanları yakalayıp kellelerini kesip oradan Londra’ya gönderiyorlar. Böyle kolilerle büyük. Avın başarılı geçtiğinin alameti olarak yani şımarıklıklarından alkol içip viski içip o garibanları böyle kitleler halinde mahvediyorlardı. Öldürüyorlardı Avusturya yerlilerini aborjinleri. Onlar da direniyorlardı tabii yazık kendi topraklarını korumak için. Yüz binlerce aborjini orada şehit etti İngiliz derin devleti.

Mustafa Selanik senin o dediğin videoyu biz otuz kere cevaplandırdık. Boş ver sen kalk oyna.

Özetle İngiliz derin devleti arsız ve hayasızca bütün dünyayı sarmış. Tarikatları falan cemaatleri hallaç pamuğu gibi atmış. Birçok yeri kendine bağlamış. Türk hükümetlerini de ezim ezim ezmiş. Abdülhamit’i falan da mahvetmiş benim gördüğüm. Tayyip Hoca’ya kafayı taktılar. O da kabadayı çıktı. Adamlar kafayı yedi ne yapacağını bilemiyorlar. Baş edemezsin. Tayyip Hoca’nın yanındayız. Darmakeşan edeceğiz sizi kanunla hukukla. Sahtekar herifler. Bu sefer sert kayaya çarptılar. Tayyip Hocam’ın Kasımpaşalı olduğunu pek hesaplayamadılar. Hayret ediyorlar “Bizim sözümüzü nasıl dinlemez?” diye. Ne dinlesin? O da acayip şaşırıyor. Tabii ki şaşırıyor. Neden? Çünkü adamlar çok arsız inatçılar. Yoksa başka türlü olsa çok rahat boyun eğdirirlerdi. Başka bir tipler olsa. Bazı tipler. Onun için milletçe birleşirsek ve adını söyleyerek ama İngiliz derin devleti açıkça söyleyerek. Bunlar Londra’da. Üç yüz kişi falan bu çakallar.  Bütün dünyayı yıllardan beri bak yüzyıllardan beri parmağına takıp oynatıyorlar. Derin devlet yapılanması üç yüz kişilik. Bunlar ölmeden önce yerine bir halef seçiyor. Onun yerine o geçiyor, onun yerine o geçiyor zincirleme. Hep homoseksüel, haysiyetsiz, dinsiz, imansız, Allahsız, Kitapsız manyaklardan oluşuyor bunlar. Baş belası olmuşlar dünyaya. Biraraya gelirsek bunların dumanını attırırız kanunla hukukla evelAllah.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Erdoğan, Musul’a Türkiye’nin girmemesi gerektiğini söyleyenlere yönelik şöyle bir açıklama yaptı; “Gaziantep’le Halep’i, Mardin’le Haseki’yi, Siirt’le Musul’u nasıl birbirleriyle ilgili olmayan yerler olarak kabul edebiliriz? Tarih kitaplarında Misak-i Milli’yi okuyoruz değil mi? Misak-ı Milli’de ne var? Eğer Misak-ı Milli diye bir derdimiz varsa kusura bakmayın o zaman bu soruyu kendi içimizde birbirimize soramayız. Irak, Suriye, Bosna ve diğer kardeş bölgelerle ilgilenmek Türkiye’nin hem görevi hem de hakkıdır. Türkiye sadece Türkiye değildir. Bunlardan vazgeçtiğimiz gün istiklalimizden ve istikbalimizden vazgeçtiğimiz gündür.” dedi.

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor ama işte İngiliz derin devletine önce bir tavır konması lazım. En büyük düşmana bir kere ad koyarak, hedefi de göstererek gereken cevabı vermesi lazım Tayyip Hoca’nın. Musul’u elimizden alan İngiliz derin devletidir.

Lozan görüşmeleri daha ikinci başlamasından hemen önce İngiliz derin devleti yeniden Musul ve Kerkük ve Süleymaniye’yi aralıksız iki gün boyunca bombalıyor. Şimdi de aynı şeyi yapıyorlar. Aynı sistem yani yine İngiliz derin devletinin oyunu. Bak Musul ve Kerkük durduk yere bombalanıyor oralar.

Karmaşık bir şey yok. Bu karşımızda alenen deccaliyet var. Hadiste tarif edilen olay doğru. En ince detaylarına kadar her şeyi uyuyor. Bak şu an Dabık’ta Peygamberimiz (sav)’in söylediği gibi seksen ayrı milletin askeriyle doldu. Dabık. Aynısı. Tarihinde hiç yok böyle bir şey. 1400 yıldan beri ilk defa oluyor Dabık’a seksen ayrı ülkenin askeri doldu. Bu alenen Resulullah (sav)’ın mucizesidir net. Irak’ta 1958 ihtilalinden sonra -1958’de ihtilal olmuştu Irak’ta- Menderes Musul konusunu dillendirmeye başladı. Hatta Musul’a girme planları yapıldı. NATO ve İngiltere bizi vazgeçirdi. Yani İngiliz derin devleti Türkiye’ye o devirde tavır aldı. O operasyon yapılamadı o zaman. Daha sonra da ihtilal oldu. Adnan Menderes’i devirdiler. İngiliz derin devletinin bir oyunuydu Adnan Menderes’in devrilmesi, asılması. Baba Bush Birinci Körfez Harekatı’nda Özal’a “Musul ve Kerkük sizindir. Girin ve alın.” dedi. Bu dönem birçok milletvekili de “Girip alalım.” dediler. Özal da “Atatürk yaşasaydı Musul’u alacaktı.” dedi. Bu dönemde PKK terörü yaygınlaştı ve Özal şehit edildi. Biz normalde alacaktık. “Siz girin, alın.” dediler. Musul ve Kerkük’ü. Bugünkü Musul operasyonu başlangıçta Temmuz olarak planlanıyordu. Türkiye’de darbe olduğu için söz hakkı olamayacaktı. Fakat darbe başarısız olunca ertelendi. Yani bu da çok acayip bir olay. Bak, Musul operasyonu Temmuz’da planlanmıştı. Türkiye’de darbe olduğu için söz hakkı olmayacağı için fakat darbe de başarısız olunca ertelenmiş oldu. 1918’de Mondros Anlaşması imzalandığında Musul ve çevresi Ali İhsan Sabis Paşa komutasındaki Türk birliklerinin elindeydi. Bizim elimizdeydi 1918 yılında. O tarihte Musul ve Zaho Hristiyanların öldürüldüğü iddiasıyla Türk askerinin çekilmesi isteniyor. Bu da İngiliz propagandasıydı. Ali İhsan Sabis Paşa çıkmayız dedi. Halep cephesinden yenilgi gelince yani o haber Türkiye’ye ulaşınca Türk askeri mecburen Nusaybin’e çekildi, geçici olarak. Boşalan Musul’a da İngiliz askerleri yerleşti. Bir daha da çıkmadılar. Elimizden çıkmış oldu Musul. Yani tamamen gürültüye getirip yaptılar bu olayları. Yani hukuki olarak normalde bizim buralar. Musul da Kerkük de hukuki olarak bizim. Şimdi Musul konusunda Türkiye’nin eğittiği askerler var orada. Eğer başarılı olursalar Türkiye’nin eğittiği askerler Musul’u almış olacaklar. Ondan çok çekiniyorlar, işte o yüzden kepazelik çıkarıyorlar. Yani İngiliz derin devletinin yaptığı rezaletin sebebi o.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Selahattin Demirtaş, Gülen yapılanması için şunları söyledi; “Suç olan darbe girişimidir, suç işleyen onlardır. Bir cemaate inanmak suç değildir. Bir cemaate mensup olmak da suç değildir. Sen insanları cemaatin evine gitti diye vakti zamanında cemaate yardım etti diye terörist, darbeci diye suçlayamazsın. Yaparsan haksızlık yaparsın. Bizim cemaatle hiçbir hukukumuz, alışverişimiz olmadı. En fazla zulmü de cemaat bize yapmıştır. Cemaatin emniyetteki, yargıdaki, medyadaki üyelerinin bize yaptıklarının haddi hesabı yoktur. Televizyon kanallarında bize gece gündüz hakaretler yağdırdılar.”

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor tabii, o devirde öyleydi. Ama bize derken PKK’ya hakaret yağdırdılar. Onda yanlış olan bir şey yok. Ama zamanında Fethullah Gülen cemaatiyle bağlantılı diye vatandaşı mağdur etmeye kalkarsan en az yirmi milyon adamı hapse koyman gerekir. Ben çünkü öğrencilere falan bakıyorum Fethullah Gülen cemaatinin dershanelerine gitmeyen adam hemen hemen yok gibi bir şey. Çok anormal bir şey bu. Niye cemaatin? Sen teşvik etmişsin onlar da gitmiş. Okulları sen açmışsın o okullara onlar da gitmiş. Böyle bir mantık olmaz. Ama o darbeci zihniyete katılmak, bu çok anormal. Ve İngiliz derin devleti emretti diye darbe yapmak da çok büyük bir alçaklık. İngiliz derin devletine uşaklık yapmak, alçakça onların cinayet planlarını uygulamak tam bir ahmaklık. İngiltere’deki mafya babasının, deccalin emriyle Müslüman kanı akıtmak kelimenin tam anlamıyla kahpelik, başka bir şey değil.

Gelenekçi, muhafazakar İslam modeli geliştirdiler. Müslüman gençlik sanattan, estetikten, güzellikten, nezaketten uzak böyle adeta şizofren gibi oldu. İçine kapalı, gülmeyen, eğlenmeyen, neşelenmeyen, böyle paranoid biraz da şüpheci, biraz da aşağılık kompleksi içinde olan, garip bir ruh hali içinde oldular. İngiliz derin devleti bu zaafı yakaladı. Bu sefer de onlar da homoseksüelliği gündeme getiren, züppeliği gündeme getiren, cıvıklığı meydana getiren, işte entel dantel havası içerisinde dine, İslam’a alaycı yaklaştıran, insanları garip bir ruh haline soktular. İkisinin arasını bir türlü bulamadılar. Çünkü Kuran’a uymadı insanlar. İşte edepli delikanlı, edepli kız havasıyla robot gibi insanlar yetiştirdiler. Yani ne gülen, ne eğlenen, neşesiz, gülmekten kaçınan, neşelenmekten kaçınan, danstan, eğlenceden uzak duran, müzikten çekinen, korkan hatta, güzel, temiz, bakımlı olmak pek istemeyen, yaratıcı gücü olmayan, telif gücü olmayan, içine kapalı, şizofreniyi esas alan bir felsefe geliştirdiler. O yüzden Müslümanların ne sanatçısı gelişti ne bilim adamı gelişti ne de işte entelektüel diyelim bir birikimi oldu. Bundan işte bu tip hareketler istifade etti. Boş alan onlar tarafından dolduruldu. Bir tarafta böyle bir kısmı şizofren, içine kapalı, gariban, ezik, aşağılık kompleksi olan, gülmeyen, konuşmayan, donuk, anlamsız, mask yüze sahip, hasta ruhlu insanlar, bir yandan da entelliği, züppeliği esas alan, aşağılık kompleksinden kurtulmak için çırpınan, entelektüel taklidi yapan, gariban, yancılar türedi. Hepsi için demiyorum ama belirli bir grup için bu oldu. Mesela Pakistanlı o zavallılar çok ezikler. Kendilerini çok aşağılık kompleksi içerisinde hissediyorlar. İngilizlere acayip hayranlar, ağızları açıklar. Türkiye’de de bu garibanlar böyle. Gelenekçi ruhla Müslümanları mahvedip, ezdiler. Yani neşelenemeyen, konuşamayan, telif gücü olmayan, sanat gücü olmayan insanlar meydana geldi. Dolayısıyla yaygın bir şizofreni meydana getirdiler İslam aleminde. Sonra da şimdi de gidip bombalıyorlar. Mesela Irak’ta, Suriye’de Müslümanlar içine kapalı ve mahvolmuş vaziyetteler. Gıkları çıkmıyor. Protesto da edemiyorlar, hiçbir şey de diyemiyorlar. Bir ağzını açtılar mı basıyorlar bombayı adamlar. Darmadağın ediyorlar. İşte buna karşı aklı başında Müslümanların bir an önce atağa geçip, İngiliz derin devletinin bu zulmünü durdurmak için gayret etmeleri gerekiyor.

Mesela Mehmet Şevket Eygi Hocamız falan çok şeker insan ama o genellikle Osmanlı terbiyesi almış böyle dışa dönük bir insandır. Fakat son nesilde, daha evvelki nesillerde de edepli gençlik, edepli kız, edepli genç işte adabı bilen genç tarzında böyle kulakları pul pul kızaran, korkak, ürkek, içine kapalı, neşesiz, hiçbir şeye gülemeyen, mat suratlı, anlamsız böyle donuk insanlar meydana geldi. Milyonlarca yüzlerce yani her yerde var. Şeyh efendinin karşısında ellerini dizlerinin üstüne koyuyor. Şeyh efendi bir espri yaptığında hafif tebessüm eyliyorlar, o kadar yani. “Dişleri görünmezdi Resulullah’ın gülerken” diyor, “hafif tebessüm ederdi.” Adamlar gülmeye korkuyor. Dansa hiçbir şekilde yanaşmıyor, eğlenmeye hiçbir şekilde yanaşmıyor. Dostluğa, sevgiye, hiçbir şeye yanaşmıyor. Ancak işte iğdişsin, laf soksun, takva yarışı yapsınlar. “Sen gece namazlarına kalkıyor musun? Kaç tesbih yaptın? Arapça tecvidi biliyor musun?” Yarıştıkları konulara bak yani. Halbuki samimiyet esastır dinde. Böyle bir yarış olmaz. Adap, edep diye dinin dışında bir mantık çıkardılar. Her biri ayrı kendine göre bir adap çıkarıyor. Şehirlerin adabı ayrı tarikatların adabı ayrı, tarikatlarda şeyh efendilerin çıkarttığı adaplar ayrı oluyor. Ona bağlı hocaların çıkarttığı adap, edep ayrı oluyor. Mesela “bacak bacak üstüne atamaz” diyor. Gülemez. Gülüyorsa bile gülmenin şekillerini gösteriyorlar. Adamlar neyin yasak neyin doğru olduğunu bir türlü anlayamıyor. Felç oluyorlar adeta. Gülmekten korkuyor, konuşmaktan korkuyor, yemekten-içmekten korkuyor. Mesela “kırk lokmayı aşmaması gerekir yemek” diyor. Kafaya bak kırk lokma, adamı verem yapacaklar. Onun için kupkuru oluyorlar. Böyle bembeyaz, etleri ölü eti gibi oluyor. Saçının teli görünmeyecek diyor kadına. Saçları hiç açılmadığı için mantar oluyor saçlarının dibinde, bakteri gelişiyor. Çoğunun saçları böyle geniş aralıklarla dökülüyor. Yahut tamamen saçsız da oluyorlar. Bu sefer de peruk da takamazsın diyor. Kaşlarını almayacaksın diyor, sakalını, bıyığını almayacaksın diyor. Kadınlarda hav olarak tüy oluyor. Onları da almayacaksın diyor. Garip insan modelleri meydana getiriyorlar. Ondan sonra da birbirlerine gıcık oluyorlar. Avrupa da; bunları öldürelim diyor. Onlar da öldürülmeyi gayet makul görüyorlar. Bak binlerce, milyonlarca Müslüman öldürüldü. İslam aleminde kıpırtı dahi yok. Mesela Arap kızlar geliyorlar. Burada acayip dağıtıyorlar, çarşaflı falan kızlar. Mesela gelenekçi ailelerin kızları da evinden dışarı çıktı mı akıl almaz delilikler yapıyorlar. Yani hepsi için demiyorum da bayağı bir kısmı akla hayale gelmeyen manyaklıklar yapıyorlar. Oğulları da yani bir kısmı homoseksüel oluyor, biri başka türlü dağıtıyor, kimi uyuşturucu müptelası oluyor. Yani basında falan gördünüz bunları. Kuran’a dayalı İslam olmamasından kaynaklanıyor işte bu. Özgür İslam anlayışı olmaması Müslümanca, aklı başında, fıtrata uygun yaşam olmayınca böyle bela her tarafı sarıyor.

SEMİH MERİÇ: Hocam, “Biz onlara ruhbanlığı emretmedik. Onlar Allah rızasını kazanmak için ruhbanlığı türettiler. Ona da gereği gibi uymadılar” diye bildiriyor Allah.

ADNAN OKTAR: Tabii, kendi kendilerine din çıkarıyorlar.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Çeşitli biçim ve desenlerde güve resimleri var.

ADNAN OKTAR: Ben onları yerim ben onların süsünü, şekerliğini. Şu kıyafetlerin güzelliğine bak. Allah onlara ne güzel kıyafetler giydirmiş. Acayip sükse yapıyorlar o kıyafetlerle. Hayvanlar mesela gelenekçi sistemi hiç kabul etmez. Dans ederler, bağırırlar, çağırırlar, eğlenirler. Bayağı özgürdürler, köpekler de, kediler de. Kuşlar cik cik öterler gayet güzel yani. Allah insanları özgür yaratmış, Kuran ruhuyla yaşayacak şekilde. Şirke girdin mi Allah bela olarak içine kapatıyor. Şizofren bir ruha sokuyor Allah. O, dünyadaki peşin belaları oluyor. Yani şizofren ruh Allah’ın verdiği peşin beladır. “Allah bu belayı niye verdi?” diye insanın düşünmesi lazım. Şüpheci, kuşkucu, dengesiz, herkesten şüphelenen, kimseyi sevemeyen, içine kapalı korku içinde yaşayan insan modeli. Müslümanda var mı? Müslüman herkesi sevecek. Hüsnü zan edecek, güvenecek, neşeli olacak, dışa dönük olacak.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Avrupa Birliği, Suriye konusunda bir bildiri yayınladı. Bildiride Esad rejimi ve Rusya’nın Halep’teki katliamlarını kınayarak, bunların savaş suçu anlamına gelebileceğini vurguladı. Halep üzerindeki askeri uçuşlara acilen son verilmesinin istendiği bildiride derhal çatışmaların durdurulması, ablukaların kaldırılması, ülke çapında insani yardımlara erişimin sağlanması çağrısı yapıldı. Ancak bu arada Esad güçleri her gün yüzlerce sivili şehit etmeye devam ediyor.

ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi adamın ülkesini sen elinden almaya, parçalamaya kalkıyorsun Suriye’yi paramparça etmek istiyorsun. Adam can havliyle cinnet geçirdi önüne geleni bombalıyor. O da bir delilik yapıyor tabii çok korkunç bir şey ama adamın ülkesini ben parçalayacağım diyorsun. Adamın aklı gitti yani. Senin ülkeni paramparça yapacağım diyorsun. O zaman adam da diyor hepimiz yok olalım kafasında, cinnet geçirmiş vaziyette. Türkiye önce Suriye’den Türkiye’ye gelmek isteyen siyasi liderlere kapıyı açsın. Milletvekillerine kapıyı açsın. Gelsinler bir görüşelim, konuşalım. Bağlantı kapısını kapadı Türkiye. Ne mahsuru var kardeşim? Mesela üç-beş milletvekilinin Suriye’den Türkiye’ye gelmesinin ne mahsuru var? Türkiye’yi mi yıkacak bu adamlar? Niçin vize vermiyorsunuz? Vize yasağı kalksın. Bayağı aklı başında insanlar var Suriye’de. Gelelim konuşalım çözüm arayalım diyor adamlar, gelemiyorlar. Hükümete otuz kere söyledim. Bu yasağın sebebini ben anlayamıyorum. Kime ne faydası var ben anlayabilmiş değilim.

Fatih Han Karaman, “İslam aleminin uyanışına vesile oluyorsunuz Allah sizden razı olsun, nurunuzu artırsın.”

Mesela Türkiye ile Suriye’nin karşılıklı büyükelçisi olmaması da çok acayip. Büyükelçi olsun ne mahsuru var değil mi? Karşılıklı büyükelçisi olsun. Bir kere büyükelçilikler hemen açılsın. Suriye ile Türkiye büyükelçiliklerini hemen açsınlar. Büyükelçinin ne suçu var? Elçiye zeval olmaz derler yani. Ben Pravda’daki son yazımda bu konuyu açıkladım ve tüm dünyaya da çağrıda bulundum. Çok geniş Pravda’daki yazımı incelerseniz onu görürsünüz. Suriyeli milletvekillerinin Türkiye’ye gelişini kolaylaştırmak için vize konusunda düzenleme yapılması konusunu işledim bu son yazımda.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Eğer Amerika ve Irak hükumeti tarafından Türkiye’nin Musul’a girmesi engellenirse Sayın Erdoğan B ve C planlarını devreye sokacağımızı söylemişti. Abdülkadir Selvi, B planının Barzani’nin daveti üzerine Musul’a girmemiz C planının ise Musul’un yerel güçlerinin bizi çağırması üzerine Musul’a girmemiz olduğunu yazdı.

ADNAN OKTAR: Bir problem çıkmayacaksa, onun hukuki yönünü iyi değerlendirmek lazım. Hukuki yönde bir mahsuru yoksa Musul’u askeri operasyonla kurtarmamızda bir sakınca yoksa girelim. Muhalif bir şey yok Türkiye’de, niye bunu yapıyorsun diyen birisi olmaz. Bütün mesela hukuki hakkımız var mı? Ona bir bakalım. Meşru hukuki bir durum varsa tamam girelim oradaki halk rahat etsin. PKK gireceğine biz girelim. Musul halkının rahatı, huzuru sağlanınca da gereğini yapar çıkarız geri. İlhak değil çünkü amacımız.

Suriye’de çirkin bir oyun oynamışlar. Suriye’de Rus jeti renklerine boyanmış Amerikan uçakları ortaya çıkmış. Sağ en alttaki orijinal Rus jeti, diğeri boyanmış Amerika Birleşik Devletleri jetleri. Çok ayıp yapıyor Amerika. Rengine baktı mı adam diyecek ki bu Suriye jeti. Onunla gidip milleti bombalıyorlar sonra da diyorlar ki Suriye yaptı diyorlar, çok ayıp.

Musul’a girmemize CHP’nin karşı çıkmasını ben anlayamadım. Onlarla bir görüşelim.

1926 Ankara Anlaşması’na göre Musul, Kerkük topraklarında ilhak, istiklal veya herhangi bir idare şekli hakkında kabul edilen ve edilecek bütün kararları konusunda Türkiye’ye söz hakkı tanınıyor. Bu yüzden Türkiye, Musul ile ilgili her konuda hak sahibi. O zaman tamam. Hukuki düzenlemeyi yapıp Musul’a girebiliriz. Bunda bir şey yok, acayip bir hareket değil bu.

Musul ile ilgili hukuki konumumuzu tam açıklasın Tayyip Hocam, Ankara Anlaşması’na göre. Hiç bekletmeden girsin. PKK yerleştirme amacı varsa beklenecek bir şey yok. Her ne pahasına olursa olsun yaparız. Birde PKK’ya göz açtırmayalım. Darmaduman etsinler her gördükleri yerde. Onları şımartmanın bir alemi yok. Hepsini tutuklayıp kodese.

Koalisyon diye bir şey olmaz. Tayyip Hoca’nın öyle bir derdi olmaz. Ne koalisyonu? İstediği kadar oy sağlarız yani öyle bir konu olmaz. Yüzde 70 şu an destek var ona. Ne alaka? Tedirgin olmasına gerek yok. Ama tabii demokratik zemini iyi geliştirmek, neşeli sevinçli bir toplum meydana getirmek, toplumun üstündeki korkuyu kaldırmak, sanata estetiğe kaliteye önem vermek darbelerin zeminini ortadan kaldırır. Darbeler hep bu konuların eksikliğinde oluyor. Buna dikkat edersek hiçbir şey olmaz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Yasin Aktay; “Eskiden haçlı orduları İslam’a sefer düzenleyecekleri zaman bütün Hristiyan milletlerinden, Alman’ından, İngiliz’inden, Danimarkalısından, Fransız’ından, İtalyan’ından bir ordu teşkil ediyorlardı. Müslüman coğrafyaya bu orduyu gönderiyorlardı. Artık bugün bize dışardan ordu göndermiyor. Bizim evlatlarımızdan insanları devşirerek, bizim içimizden bize karşı bunları savaştırıyorlar” dedi.

ADNAN OKTAR: Evet, bu doğru. Rahatça casus yetiştirebiliyorlar. Böyle alçak, yancı karaktersizleri casus olarak kendi bünyelerine alıyorlar. Onlar da şeytani bir yetenek içinde oluyorlar. Ama eskisi gibi değil artık bunun üzerinde armut gibi avlanıyorlar. Eskiden çaktırmadan casuslar cirit atıyordu. Şu an casusların o kirli sanatını gösterdik bundan sonra kabak gibi ortaya çıkıyorlar. Öyle bir şey mümkün değil.

“Rusya, Halep’i bombalamaya devam eder. Rusya’ya yeni yaptırımlar olabilir” diyor. Peki, uçakları niye Rus uçaklarının rengine boyuyorsunuz? Rusya diyor ki biz bombalamadık. O zaman kim bombalıyor? Bakıyoruz o uçaklar Amerikan uçakları. Rusya bombaladı diyor. Çok ayıp bu. Bu da İngiltere’nin talimatıyla oluyor, İngiliz derin devletinin talimatıyla yani deccalın talimatıyla oluyor. Deccal gidin bombalayın diyor onlar da bombalıyorlar.

Barzani’yi devirmeyi istiyor olabilir PKK. Buna hiçbir şekilde müsaade etmeyiz. PKK’yı hallaç pamuğu gibi atsın Türk ordusu, her noktada. Sınır dışı operasyon da olabilir. Her gördüğü noktada kafalarını ezsin, hepsini hapse sokalım.

Casus konusu daha önce hiç konuşulmuyordu. Ben açıkladıktan sonra her yerde konuşulur oldu. Mehmet Şevki Eygi Hocam bile katıldı olayın içine maşaAllah.

Türkiye, Rus uçağını düşürdüğünde İngiliz derin devletinin yönlendirmesiyle Amerika’nın katkısı olabilir demiştim ben o zaman. Tam dediğim gibi çıktı.

Bana iltifat edenler hep benim başbakan olmamı, cumhurbaşkanı olmamı istiyorlar. ‘Siz cumhurbaşkanı olmalısınız Hocam, büyük hayranınızım, imzalı kitap istiyorum.’ Yani cumhurbaşkanlığı oldu mu konu biter, öyle düşünüyorlar. Halbuki gayet yetenekli Cumhurbaşkanı var. Yetenekli Başbakan da var. Ondan gerisi fikir ve tavsiyelerdir. Hükümet zaten fikre açık. Eğer güzel bir fikrin varsa yerine getirirler zaten. Niye başbakan olman gerekiyor? Niye cumhurbaşkanı olman gereksin?

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Birleşmiş Milletler Irak İnsani İşler Koordinatörü Lisa Grande, “Musul’un IŞİD’den kurtarılması operasyonu nedeniyle 700 bin kişinin barınma sorunuyla karşılaşabileceğini ancak Birleşmiş Milletler’in bu talebi karşılamasının mümkün olmadığını söyledi.

ADNAN OKTAR: Birleşmiş Milletler işte İngiliz derin devletinin baskısı altında kontrolünde olan bir sistem olduğu için bu açıklamayı yapıyor. Niye yapamasın? 700 bin kişiyi beslemek zor mu yani? Bomboş topraklar, araziler. Günde iki kap yemek vereceksin bu insanlara. Nedir yani? Niye yapamayasın? Bombaya, silaha onlara vereceğin yiyeceğin yüz bin mislini harcıyorsun. Güya Musul’u kurtarmak için ortaya çıkıyorlar, yağmur gibi bomba yağdırıyorlar sonra diyorlar ki “Bu bombardımandan kaçanları biz besleyemeyiz.’ Niye bombalıyorsun o zaman? Adamı bombalıyorsun, adam da kaçacak yer arıyor. Kaçacağa da bakamayız biz diyor. Bombalamazsın adam orada oturur.

Musul’dan da yani şimdi Allah vermesin tabii yüz binlerce mülteci Türkiye’ye gelecek. Tek sığınakları, tek güvendikleri ülke Türkiye. Onun için Türkiye çok şefkatli, çok sevgi dolu bir ülke olarak bütün Arap aleminde saygı görüyor. Ama bunu oya tahvil etmeye kalkmak işte ‘Halife çıktı, dünyanın en büyük aklı ortada, Halife-i Zişan çıktı’ bunlar çok çirkin olur. Bunu oya tahvil etmek çok çirkin olur. Tayyip Hoca’nın böyle bir niyeti yok ama çevresindekiler bayağı iştahlılar bazı tipler. Bu yakışık almaz çok ayıp.

Dabık’ta olan olay oraya 80 ayrı milletin elemanı girdi. Peygamber (sav)’in hadisi aynıyla tahakkuk oldu. Şimdi IŞİD’in kastettiği şu; oraya hele bir dolsunlar diyor hepsi. Silahla gelsinler, tanklarıyla toplarıyla gelsinler biz de onları birkaç gecenin içerisinde yok edeceğiz diyorlar konu bu. Çekilmelerinin sebebi oraya o adamların gelmesi. Çünkü onlar orada olursa onlar saldırı savaşı yapamayacaklarına inanıyorlar. Saldırı savaşı yapmak için onların oraya gelmesi gerekiyor. Onlar da oradan çekiliyor hadi buyurun siz gelin diyor. Onlar da geliyor hakikaten oraya. Gelince de onların üstüne çöküyor adamlar, taktik bu. Tabii bu bizim kabul edeceğimiz bir şey değil. Biz kan aksın istemiyoruz. Damla kan aksın istemeyiz. Uyuyan kişinin de uyandırılmasını istemeyiz.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Musul operasyonunda güneyden ilerleyen Irak ordusu birliklerine IŞİD intihar saldırısı düzenledi. 70 Iraklı askerin hayatını kaybettiği iddia edildi.

ADNAN OKTAR: E tabii ki o tip şeyler yapabilirler. Söylemiştim. Yani buna benzer olayları çok geniş çaplı yapacaklarını düşünüyorum.

BÜLENT SEZGİN: Siz demiştiniz, zaten ölmeye gelirler bölgeye demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii ki.

Sünni-Şii ayrımı bunlar çok yanlış. Gelenekçi İslam, Müslümanları mahvediyor. O ona üstün olmaya çalışıyor, o ona üstün olmaya çalışıyor. Üstünlük takvayla, samimiyetledir. Çok aptalca bir oyun oynuyor İngiliz derin devleti, akılsızca bir oyun oynuyor. Müslümanların bu oyunun içine girişmemesi lazım. Her yer, kan gövdeyi götürüyor. Müslümanlar da habire birbirleriyle uğraşmanın peşindeler. Birbirinin ayağına çelme takma peşindeler. Yok Şii, yok Sünni, yok Vahabi. Hepsi nur gibi Müslüman. Tertemiz insanlar. La İlahe illaAllah Muhammeden Resulullah diyorsa yeterlidir.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İngiltere’de mahkeme, ülkenin istihbarat kurumlarının MI5, MI6’in yasa dışına çıkarak, kanuna aykırı olarak vatandaşların iletişimlerini gizlediğine ve kişisel verilerini topladığına hükmetti.

ADNAN OKTAR: Onlar güler buna. Mahkemenin üstünde onlar. Öyle bir şeyi hiç kaale dahi almazlar.

Müslümanlar böyle samimiyetle, akılcılıkla, halislikle ve çalışkanlıkla, Allah için fedakarane gayretle İslam’a faydalı olmaya çalışacaklar. Yoksa gösterişle; edep gösterileri, adap gösterileri işte ‘ben sabaha kadar zikir çekerim şunu yaparım bunu yaparım’ kafasıyla olmaz. Bunda müthiş bir samimiyetsizlik var. Bunun sonucunda şizofren bir ruh ortaya çıkıyor. Çok akılsız bir ruh ortaya çıkıyor. Müslümanın tavrı Müslümanca olur. O da Kuran’a uymasıdır. Kuran’ı yeterli görmesidir. Kuran’a göre hareket etmedi mi kendisi o zaman bir din aramak durumunda kalıyor. O din de onu şizofreniye ve içine kapanıklılığa iter. Bütün putperest müşrikler hep şizofrendi hep manyak gibiydiler. Resulullah (sav)’ın mesela neşesini kıskanıyorlardı. Hz. Davud (as)’un neşesini kıskanıyorlardı. Kendileri gibi içine kapanık ve şizofren olmasını istiyorlardı. Mesela karısı Hz. Davud (as)’un dans etmesinden rahatsız olmuştu. O kendine göre takva görüyor kendini. Onun dans etmesinin de çirkin olduğunu söylüyor. O da Tevrat’ta diyor daha coşkulu dans etmeye başladı bu sefer diyor. Sonra Allah onun belasını veriyor. Yani karısına Allah bela veriyor Tevrat’ta geçiyor. Resulullah (sav) zamanında da mesela Resulullah (sav)’ın kadınlara olan sevgisini, neşesini, Hz. Ali (ra)’nin şakacılığını, dışa dönüklüğünü kıskanıyordu müşrikler. Onlar ağır, oturaklı, adaplı ve edepli bir görünüm içerisindeydiler. Mesela hiç konuşmayan put gibi duran, içine kapalı şizofrenlerden oluşuyordu. Ve şizofren ruhlu oldukları için cinayete de yatkındılar böyle manyak gibiydiler. Her türlü melanet her türlü pislik bunlardan çıkıyordu o devirde. İçine kapalı çünkü Peygamber’den üstün olma iddiası var. Peygamber’den nasıl üstün olabileceğini düşünüyor. Mesela Peygamber gülüyor ben gülmüyorum diyor. Dolayısıyla daha üstünüm ben diyor. O senin aptallığını gösterir Peygamber’in de üstünlüğünü gösterir. Mesela Peygamberimiz (sav) hanımlardan çok hoşlanıyordu ben diyor hoşlanmıyorum diyor. O senin sapıklığını gösterir Peygamber (sav)’in de üstünlüğünü gösterir. Peygamberimiz (sav) şakacı, o hiç şaka yapmıyor onunla seviniyor. O senin kafanın dumur olduğunu, akılsız olduğunu gösterir. Resulullah (sav) mesela torunlarıyla şakalaşıyor koşuyor onların peşinden, ben diyor asla yapmam diyor. Allah seni o zaman sevgisiz yaratmış, muhabbetsiz yaratmış, Allah aklını almış ve seni deliye çevirmiş. O yönünle sen üstün olmuyorsun ki, sen sadece müşrik karakteri gösterip aşağılamış oluyorsun kendini. Küçük düşürüyorsun. Yani dengesizliğini gösteriyorsun. Ahirette de Allah belanı verir, dünyada da Allah belanı verir. Dünyada içine kapalı, neşesiz ve mutsuz, ahirette de cehennemdir karşılığı. Çünkü cennet neşe yurdudur. Cennette herkes gülüyor, eğleniyor, neşeleniyor, koşuyor. Adam orada ne yapacak? Edep adına gülmeyecek, bir köşeye gidip somurtacak. Millet gülecek eğlenecek, o orada katlanmış bir şekilde, anlamsız bir şekilde, bir yere yığılıp, domuşup oturacak. Niye? Ben üstünüm diyecek. Bunun üstün olmayla alakası yok basitliktir bu, akılsızlıktır, başka bir şey değil bu.

EBRU ALTAN: Daha takva olduklarını iddia edip Dırar Mescidi’ni kuruyorlar, kadınlar giremez diye. Sonra Allah yasaklıyor Peygamberimiz (sav)’in oraya gitmesini.

ADNAN OKTAR: Ya Resulullah diyorlar, buraya hanımları da biz almıyoruz diyor. Niye? Çünkü diyor bizim takvamıza zarar veriyor bu diyor, kadın yok. Ama hepsi homoseksüel. Bak Allah bela vermiş, kadından uzak olunca Allah bu sefer homoseksüel hale getiriyor.

Mesela şeytanın manyaklığı da öyle kendini takva göstermeye kalkmasından kaynaklanıyor. Bütün melekler secde ediyorlar. Ya diyor ben diyor bu çamurdan yarattığın, kilden yarattığın, porselenden yarattığına niye secde edeyim diyor ben daha üstünüm diyor. Bak akılsızlığa bak aptallığa bak. Çünkü ben ateşten yaratıldım diyor. Ateşin üstünlüğü ne peki? Bana öyle geliyor diyor. Bak kendisi bir din anlayışı ortaya çıkarıyor yani illa üstünlük yapacak. Mesela secde etmek ağırına gidiyor. İşte o gelenekçi, Ortodoks kafalı adamlar da mesela gülmeyi, eğlenmeyi, neşelenmeyi ağırına gittiği için yapmaz. Yani şeytanın nasıl secde ağırına gidiyor, o ahmakların da o ağırına gider. Neşe, sevinç, coşku ağırına gider. Durgun, şizofren ruhun dine daha uygun olduğuna inanırlar ve daha üstün olacağına inanırlar. Halbuki Allah’ı sevdiğinden yapmaz onu. Sırf enaniyetinden, büyüklüğünden, büyüklenme arzusundan. Daha ilerde olduğunu iddia etmekten kaynaklanan bir kafa. Şeytan da onu yaparken Allah için yapmıyor o üstünlük iddiasını. Kendi o pis, ahlaksız ruhu için yapıyor, o şizofren ruhu için yapıyor. O müşriklerin hepsinde var bu, bu içine kapalılık. Allah onlara bir bela olarak veriyor. Mesela şizofren ruhu aynı şekilde şeytanda da görüyoruz yani tam bir şizofrendir şeytan.

EBRU ALTAN: Allah ayette şeytandan Allah’a sığınırım, “Şüphesiz Allah, insanlara hiç bir şeyle zulmetmez. Ancak insanlar, kendi nefislerine zulmediyorlar.” (Yunus Suresi, 44) diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. Ama bizim bildiğimiz şizofren anlamında değil, o bir hastalık o ayrı. Yani bu şeytani bir şizofreni kastedilen. 

Masaüstü Görünümü