Harun Yahya

Sohbetler (18 Ekim 2016; 20:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

KARTAL GÖKTAN: Hocam hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Fikret Bey hoş geldiniz. Nasılsınız?

KARTAL GÖKTAN: Hoş bulduk, çok iyiyiz. Siz nasılsınız?

ADNAN OKTAR: Ben de çok iyiyim.

Bir sevgi etiketi yapalım. “Sevgi Birliğinde Barış Vardır” diyelim.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Devlet Bahçeli, üst aklın İngiltere olduğuna dair bir açıklama yaptı ve şunları söyledi.

ADNAN OKTAR: Bir alkış.

KARTAL GÖKTAN: “Cumhurbaşkanı Misak-ı Milli hatırlatması yapmıştır ki hakkı vardır. Atatürk, Misak-ı Milli’nin sınırlarını şöyle açıklamıştır: “Bu hudut İskenderun Körfezi'nin güneyinden Fırat Nehri’ne ulaşır. Oradan Deyrizor'a iner, Musul, Kerkük ve Süleymaniye'yi içine alır.' Şimdi anlaşıldı mı? Musul ve Kerkük fiziken değilse bile vicdanen, kalben ve manen vatandır, Türk vatanının gözü yaşlı parçalarıdır. Londra'dan dün olduğu gibi bugün de, ipini koparıp Musul'a girenler emperyalist iştahlarını tatmin edecek, ne var ne yok sömürüp bir de üstüne fitne ekecekler, biz de oralı olmayacağız, istenen bu mudur? Biz üst akıl falan tanımayız, takmayız. Üstü, altı bilmeyiz; fakat aklı olan varsa ya göle kaçsın ya da kendisine saklasın…”

ADNAN OKTAR: Helal olsun. Devlet Baba’nın üstüne yok nüktedanlıkta, çok iyi konuşuyor maşaAllah. Evet.

KARTAL GÖKTAN: “…belki ihtiyaç duyacaktır. Kargadan başka kuş tanımayanlara kartal pençesini heyecanla hatırlatırız.”

ADNAN OKTAR: Bir daha.

KARTAL GÖKTAN: “Kargadan başka kuş tanımayanlara kartal pençesini heyecanla hatırlatırız.”

ADNAN OKTAR: Eğer kabadayılık istiyorlarsa destan yazalım, yani öyle konu olmaz. Çok güzel. Sayın Bahçeli tarih yazıyor ve konuşmaları çok hikmetli, gayet güzel, nüktedan. Böyle bir insanı MHP’nin başından almaya kalkmak çok büyük hata. Böyle bir insan kolay kolay bulamazlar. Dahi, maşaAllah ve tam delikanlı, tam yiğit gerçek devlet adamı. Allah adını da Devlet koymuş zaten. O yüzden bu insanın kıymetini bilsin MHP’deki bazı kardeşlerimiz. Hepsi için demiyorum. Çok fazla bilen var kıymetini, büyük bir kitle ama kıymetini tam anlayamayanlar var. Mesele iktidar olma meselesi değil kardeşim, dava adamı olmak meseledir. Bu insan dava adamıdır. Bitti. Başka konu yok yani. Allah ömrünü uzun etsin. Allah sağlık sıhhat versin. Kalleş, kahpe pusulardan Allah korusun Sayın Devlet Bahçeli’yi, mükemmel devlet adamı.

Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Cumhurbaşkanı Erdoğan gençlere hitaben şunları söyledi: “Üniversitelerimizden vatan haini çıkmamalı. Elinde palayla dolaşan genç olamaz, onlar haindir. Biz sadece alim değil arif de yetiştirelim. Bu millet ve devlet kendi imkanlarıyla kendilerine düşman yetiştirilmesine izin veremez. Bazı üniversitelerimizde, terör örgütleriyle iltisaklı kuruluşların diğer öğrenciler üzerinde baskı uyguladığını görüyoruz. Önümüzdeki dönem bu konuda ciddi gelişmeler yaşayacağımız bir dönem olacaktır.” Dedi.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

OKTAR BABUNA: Cumhurbaşkanı Erdoğan gençlere hitaben şunları söyledi: “Üniversitelerimizden vatan haini çıkmamalı. Elinde palayla dolaşan genç olamaz, onlar haindir. Biz sadece alim değil arif de yetiştirelim. Bu millet ve devlet kendi imkanlarıyla kendilerine düşman yetiştirilmesine izin veremez.

ADNAN OKTAR: Bak çok güzel. Yani “Darwinist, materyalist sisteme son vereceğiz” diyor, güzel, inşaAllah.

OKTAR BABUNA: “Bazı üniversitelerimizde, terör örgütleriyle iltisaklı kuruluşların diğer öğrenciler üzerinde baskı uyguladığını görüyoruz.”

ADNAN OKTAR: Çok hayati o konu.

OKTAR BABUNA: “Önümüzdeki dönem bu konuda ciddi gelişmeler yaşayacağımız bir dönem olacaktır.” Dedi.

ADNAN OKTAR: Çok güzel, Hadi Allah muvaffak etsin, bekliyoruz. Cesur, rahat, Allah’a güvenip, dayanıp bu materyalist eğitimi durdursun. Ta Abdülhamit döneminde başladı bu bela, bunu kaldırsın. O zaman çok büyük hayra vesile olur. Çok büyük hayır getirir. Bir nevi Mehdi olmuş olur gönlümüzde. İyi çok güzel, iki konuşma da çok güzel. Hayırlı, cesur, rahat konuşmalar.

Tayyip Hocam da şu İngiliz derin devletini bir açık açık bodoslamadan bir bindirsin ya şöyle. Tabii ya, Osmanlı güllesi savursun bir tane. Oda TV’nin çok ağrına gitmiş İngiliz derin devletini anlatmam, bayağı daralmış. Niye daraldın ya? Niye daralıyorsun? İngiliz derin devletini anlattım diye bayağı daralmış. Bu daralma normal değil. Daralmayı açarız ilimle, irfanla, kanunla, hukukla, daralan neresi varsa açarız inşaAllah. Mühim olan ilim, irfan kanun hukuk.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Erdoğan kimsenin toprağında gözümüz olmadığını da şu sözlerle vurguladı: “Bizim ne Suriye’nin, ne Irak’ın topraklarında gözümüz yok. Bize 780 bin kilometrekarelik bu vatan topraklarımız evelAllah yeter.”

ADNAN OKTAR: Hayır, yetmez. Niye yetsin? Yani milli sınırlar olarak yeter. Ama kendisi de söylüyor zaten. “Türkiye, Türkiye’den ibaret değil” diyor. Yani onu biraz açıklarsa iyi olur. Hukuki yönden toprak almaya niyetimiz yok ama manen alırız. O bölgeleri manen fethederiz. Tabii ki cemahiriyeler olacak, cumhuriyetler olacak. Fakat insanını, maneviyatını kendimize bağlarız sevgiyle, dostlukla, kardeşlikle. Yoksa biz tapu müdürlüğü gibi mal, toprak peşinde oluşumuz diye bir konu yok. Biz o anlamda değil, oralara bizim ruhumuz hakim. Ruhumuzla hakim olacağız sevgiyle, dostlukla. Ama tabii biraz anlatılması zor gibi görünüyor ama kendisi de anlattı bunu defalarca vurguladı. “Gönül sınırlarımız” dedi zaten anlattı. Biz de oraya gönderme yapalım. Yoksa yanlış anlaşılmasın. Tabii ki biz her yerin kurtulmasını istiyoruz. Bazen eski konuşmaları vatandaşlar unutabiliyorlar. O yüzden arada bağlantı kurmak gerekiyor. Dün bu konuyu ben anlatmıştım, Tayyip Hocam da güzel vurgulamış. Ben dedim “topraklarında gözümüz yok. Bizim yani toprak derdimiz yok. Manen fethetmenin peşindeyiz biz.” Mesela Yunanistan’ı da fethedeceğiz. Bulgaristan’ı da fethedeceğiz. Bosna’yı da fethedeceğiz. Viyana kapılarına kadar dayanacağız ama ilimle, irfanla, sevgiyle, muhabbetle. Yoksa tapu kadastro müdürü değiliz. Yani tapu kadastronun çalışmaları tarzında bir şey değil bizim kastettiğimiz; maneviyat iklimimiz bizim.

Şeyh Nazım Hocam ayakta dinliyordu ezanı maşaAllah, çok şeker. Resulullah (sav)’den bahsediyor, ayağa kalkıyor. Resulullah (sav)’den birisi bahsetti mi Hazreti Muhammed (sav)’den, o yaşlı haliyle hemen sıçrayıp ayağa kalkıyor. Ya ne mübarek muhterem insandır, bu ne güzel insan, maşaAllah.

Akşam ezanı hızlı okunuyor İstanbul’da kıyamet akşam vakti kopacağı için. Yani İstanbul’daki vakit belirtiliyor, dünyanın başka yeri değil. Çünkü hep alametler hilafet merkezinde anlatılıyor. Başka yerin akşam vakti değil.

Sayın Bahçeli diyormuş ki Cumhuriyet Halk Partisi için; “Düğüne gider zurna beğenmezler, hamama gider kurna beğenmezler” diyormuş. Çok nüktedan, çok zeki bir insan, bayağı güzel. Ama tabii CHP de muhalefet olması gerekiyor tabii. Muhalefet, her halükarda bir muhalefet fayda getirir. Muhalefetsiz olmaz, yani hareketlilik olmaz, durağanlık olur. Kılıçdaroğlu da milliyetçi bir insan, sağlam bir insan. Bir sorun çıkmaz. O devletten, milletten yana, yani ondan bir çirkinlik tezahür etmez.

“Teksaslı gelecek biz gelmeyeceğiz öyle mi? Başika bekamızdır” diyor Bahçeli. “Musul, Kerkük, Telafer Türk yurdudur. Biz üst akıl falan tanımayız. Bu Türkiye’nin meşru müdafaa hakkıdır” demiş. Doğru söylüyor. MHP’nin Tayyip Hoca’ya sahip çıkması doğru. Yani o Tayyip Hoca bizim milli vasfını çok iyi muhafaza eden meşru Cumhurbaşkanımız. Yiğit delikanlı, cesur da, kararlı da, İngiliz derin devletinin köpekleri ona saldırırken oturup seyredecek halimiz yok. Tabii ki gereğini yapacağız. Seksen iki milyon etrafında hisar oluştururuz evelAllah. Kılına, tüyüne zarar getiremezler. Bunu unutacaklar.

Sayın Devlet Bahçeli doğru yolda. Eleştirenler de samimi değiller. Onun pek anlamı yok yani olabilecek en akılcı, devletin milletin menfaatine hareket ediyor. AK Partili olmakla alakası yok. AK Parti destekçiliğiyle de alakası yok. Ben AK Partili falan değilim. AK Parti’nin birçok politikasını da beğenmiyorum. Ama Tayyip Hoca’yı destekliyorum çünkü kendi insanımız. Maden İngiliz derin devleti ona kafayı taktı ona müsaade etmeyiz.

Akıl almaz heyecanlanıyorlar şimdi Dabık’la ilgili hadis de tahakkuk etti daha da panik oldular. “Seksen sancaklılar Dabık’a girecekler” dedi yabancılar Resulullah (sav) “Mehdi devrinde.” İlk defa oluyor bin dört yüz yıldan beri ilk defa oluyor. Şimdi seksen sancak şöyle tamamlanıyor, normalde altmış küsur ülke fakat bu ülkeler mesela Fransa asker gönderiyor ama çoğu Cezayirli, çoğu Faslı, çoğu da Tunuslu. Dolayısıyla seksen ülke sancağı oluşmuş oluyor. Seksen millet oluşmuş oluyor. Mesela Avusturyalılar geliyor fakat onların içinde çeşitli ırklardan insanlar var dolayısıyla seksen ülke seksen millet tamamlanmış durumda. “Seksen millet gelir” diyor zaten seksen millet. Seksen millet doluştu şu an Dabık’a. Hadisin bu kısmı da tamam. Bu olunca daha da panik arttı. “Dabık’a seksen milletten insan iner” diyor. Bin dört yüz seneden beri ilk defa oldu. Nasıl hadis gerçekleşmiyor? Gerçekleşti işte. Rüya görüyor bunlar. Bir acayip durum var. Birde panik halinde ‘Mehdi gelmeyecek, Mehdi gelmeyecek.’ Deseler ki ‘uzaylılar gelecek’ sen desen ki sabah akşam ‘yok gelmeyecekler gelmeyecekler’ panik olsan. Mehdi gelmeyecekse niye bu telaş, niye bu telaş? Bak Dabık hadisi de doğru çıktı ya iyice telaşlandılar.

Biraz münafık kitabından okuyun. Çünkü niye okutturuyorum münafık kitabı? İngiliz derin devletinin felsefesidir münafıklık. Yani okuttuğumuz kitap İngiliz derin devletinin temel ahlak yapısını eleştirmiş oluyoruz. İngiliz derin devletinin yani bütün derin devletlerin. Hülagü zamanındaki alçakların, Firavun zamanındaki alçakların ve bütün deccaller döneminde Buhtunnasr da dahil bütün deccaller dönemindeki münafıkların ahlakının yerden yere vurulduğu kitaptır bu kitap, bilimsel olarak. Evet dinliyorum.

ŞERİFKAN SÜLEYMANİYELİ: Münafık Bilinçaltı Kurgulama Yöntemleriyle İnsanların  -Haşa- Allah'a Olan Güvenlerini Sarsmayı Hedefler. Münafıkların "Sıcakta savaşa çıkmayın" sözünü söylemekteki bir başka amaçları da, 'Peygamber (sav)'e olduğu kadar, Müslümanların -haşa- Allah'a karşı olan güvenlerini de sarsabilmek'tir. Bu konuşmalarıyla Peygamberimiz (sav)'e "Savaşa çıkın diyorsun ama buradaki havanın durumunu görüyorsun. Beyin kanaması olacağız, sıcaktan tansiyonumuz çıkıyor, eğer savaşa çıkarsak helak oluruz. Sen bir Peygamber olarak bunu nasıl düşünmezsin?" gibi imalarda bulunabilmektedir. Ardından da, "Bak ben Peygamber değilim, ama ben bunu düşünüyorum. Görüyor musun, demek ki ben senden daha üstünüm. Demek ki Allah seni Peygamber olarak göndermekle hata yaptı. Ama bak ben hepinizden; Allah'tan da, Peygamberden de büyüğüm ki, bunları düşünebiliyorum" (Allah'ı ve Peygamberimiz (sav)'i tenzih ederiz)…

ADNAN OKTAR: Derin devlet felsefesini anlatmış oluyoruz. Derin devlet ahlaksızlığı, derin devlet alçaklığı ve derin devlet casuslarının kahpe ruhunun ne kadar aşağılık olduğunu anlatmış oluyoruz. Bu ahlakı yani münafık ahlakını bilmeyen derin devletle mücadele edemez. İngiliz derin devletiyle mücadele etmek için önce münafık kahpeliğini çok iyi öğrenmek lazım. Çünkü onların dinini anlatıyoruz biz. Yani derin devletin, İngiliz derin devletinin deccalların dininin ne kadar pislik bir din olduğunu gösteriyoruz. Ne kadar alçak bir dine sahip olduklarını gösteriyoruz. Ne kadar kahpe olduklarını gösteriyoruz. Evet.

ŞERİFKAN SÜLEYMANİYELİ: “Ama bak ben hepinizden; Allah'tan da, Peygamberden de büyüğüm ki, bunları düşünebiliyorum” (Allah'ı ve Peygamberimiz (sav)'i tenzih ederiz) mantığıyla konuşacak ve -o zayıf akıllarınca- sözde kendi büyüklüklerini ispatlamış olacaklardır. Münafıklar bu sözleriyle, çevrelerindeki imanı ve aklı zayıf olan kimseleri de kolaylıkla etkileyebileceklerini ve onları kendilerine bağlayabileceklerini umuyorlardı.

Oysa ki Peygamberimiz (sav)'in Müslümanları sefere çağırmasının pek çok zaruri sebebi ve hikmeti vardır. O dönemde Müslümanlar eziyet görmekte ve şehit edilmektedir. Peygamberimiz (sav) 'İslam'a yapılan saldırıları durdurmak; Müslümanları, kadınları, yaşlıları, çocukları korumak, şehit edilmelerini önlemek için' böyle bir karar almıştır. Bu durumda Müslümanlar, sıcağı hiç düşünecek bir konumda değillerdir. Çünkü savaşa gitmedikleri takdirde zaten evleri, aileleri, çocukları, eşleri tehdit altında olacak, büyük ihtimalle eziyet göreceklerdir.

ADNAN OKTAR: Evet şimdi münafıkların hakkı hakikati nasıl tersyüz ettiklerini anlamak için münafık ahlakının çok iyi kavranması gerekiyor. Bu kitapta hayatın içinden analizler yaptığı için münafığın kaçarı göçeri olmamış oluyor. Münafık demek derin devletin askeri demektir. Şeytanın askeri demektir. Yani şu an İngiliz derin devleti bu şeytan ordusunun başındadır. Bir mümin ordusu var dünyada bir de şeytan ordusu var. Şeytan ordusunu İngiliz derin devleti yönetiyor şu an. Daha önce Roma yönetiyordu. Firavun yönetiyordu, Buhtunnasr yönetiyordu. Hülagü yönetiyordu. Şu an İngiliz derin devletine verdiler o karanlık bayrağı. Şeytanın kafasının remzedildiği o karanlık bayrak şu an İngiliz derin devletinin elinde. Bu elden ele geçen bir bayraktır deccaliyet. Mehdiyet de elden ele geçen bir bayraktır. Resulullah (sav) onu on iki imama verdi en sonunda işte imam Mehdi’ye geçiyor.

SEMİH MERİÇ: Bu seferin amacı, Müslümanları bu tehlikelerden koruyup güvenliğe çıkarabilmektir. Dolayısıyla sıcak, bu hayati tehditlerin yanında Müslümanlar için göze alamayacakları bir zorluk değildir. Dahası önceki bölümde de anlatıldığı gibi, oradaki halk zaten tüm hayatlarını bu sıcak hava şartları altında geçirmektedirler. Ticaret için sefere çıktıklarında da aynı şartları göğüslemektedirler. Bunun yanı sıra, savaşa da zaten şehit edilebileceklerini; yaralanabileceklerini göze alarak gitmektedirler. Dolasıyla sıcak, onlar için tüm bunların yanında çok hafif bir zorluktur. Ve elbette ki münafık da tüm bu gerçekleri bilmektedir. Ama alçakça bir ruhla kendisini çok halis niyetli ve Müslümanların iyiliğini düşünen biri gibi gösterme maksadıyla, alttan alta bir 'bilinçaltı kurgulama' yapmaktadır.

OKTAR BABUNA: Ayrıca Müslümanlar son derece güzel ahlaklı ve halim insanlardır. Allah'ın rızasını kazanmaları söz konusu olduğunda, asla öncelikli olarak kendi çıkarlarını gözetmeyi düşünmezler. Eğer Allah'ın rızası öyle gerektiriyorsa, seve seve ve büyük bir şevkle Peygamberimiz (sav)'i izler ve savaşa çıkarlar. Günümüzde de aynı şekilde sıcak bir havada İslam'ı tebliğ ya da Müslümanlara destek için bir konuda hizmet etmeleri gerekse, Müslümanlar yine bunu sevinçle yaparlar. Asla "Hava sıcak, ben size yardım edemem" demezler. Ama münafık günümüzde de olsa, yine aynı mazereti öne sürer. Çünkü münafığın canı çok tatlıdır. Ve hep kendi menfaatini ön plana alır. Müslümanların huzuru, güvenliği ve menfaatleri münafık için önemli değildir. Mutlaka önce kendi çıkarlarını düşünür ve bunun için her türlü sahtekarlığı yapar.

ADNAN OKTAR: Bu konular İslam aleminde tam oturduğunda yani münafıkların kaçıp göçeceği yer kalmadığında bu cereyanı münafıkane de dağılmış olacak. Bak cereyanı münafıkanenin öldürülüp dağıtılacağını söylüyor Bediüzzaman. Cereyanı münafıkane diyor. Yani Müslümanlık görünümü altında bir münafık cereyanın ahir zamanda İslam alemine hakim olacağını söylüyor. İşte Rumilik adı altında Darwinizm, materyalizm adı altında dünyaya deccaliyet hakim oldu. Cereyanı münafıkane diyor bir felsefesi var bunun yani bu bir din, gizli bir din her yere hakim olmuş. Çaktırmadan el altından hakim etmişler bu dini. Bu dinin içerisinde homoseksüellik tabanda oturmuş, Darwinizm tabanda oturmuş, ateistlik tabanda oturmuş. Bunu yaparken bu adamlar sembollerle de konuşuyorlar. Mesela bir derin devlet elemanı Pakistan milliyetçisi olarak kendini gösterebilir. Ama normalde kendi milletinden nefret eder o. Bayağı aşağılık kompleksi içindedir. İngiliz ırkını üstün görür. O zaman Roma ırkını üstün görüyorlardı Romalıları üstün görüyorlardı. Firavun zamanında Firavun’un ırkını üstün görüyorlardı. Ve çevresini üstün görüyorlardı. Irk asabiyeti vardır Kuran’da da var ya kavim asabiyeti, kavmiyetçilik asabiyeti. Hep derin devletlerde bu vardır. Kuran’da da buna dikkat çekilmiştir. Öfkeli soy koruyuculuğu. Yani azgın kan dökücü soy koruyuculuğu. Yani İngiliz derin devletinin ve bütün deccallerin ana dini inançlarından birisidir. Deccalin bir dini var, işte bu kitap onun dinini tepe takla eden bir kitap. Kuran’da da münafıklara en fazla saldırı vardır. Allah onlara vurur, Allah onları hep ezer. Ziyade diyor Bediüzzaman Allah’ın onlara bir -tabii insan terimleri bunları söyleyemiyoruz- “Allah’ın onlara karşı bir ezmesi vardır” diyor Bediüzzaman. Ama çok ziyadedir diyor. Kafirlerle ilgili ayetler çok daha az. Münafıklarla ilgili en fazladır. Çünkü asıl deccaliyet münafıklıkla yapılıyor. Kafir açık söyler zaten dinsizim der açıklar yani göğüs göğsedir onunla mücadele çok kolaydır. Münafık öyle değil. Mesela münafık homoseksüelliği desteklediği halde homoseksüel karşıtı gibi konuşabilir Müslümanların yanında. Ama alenen destekler onu nasıl yapar? Homoseksüellerin resimlerini yayınlar, homoseksüellerin renklerini yayınlar, homoseksüel heykeller yayınlar, homoseksüel şiirler yayınlar. Onlara el altından destek verir kendince. Ama Müslümanın yanına gelinde der ‘ben karşıyım’ der. Güya ama arada sırada o da. Müslümanların beğenisini kazanmak için ama el altından bütün gücüyle destekler. Ve her türlü sapıklığı destekler. Yani bu münafık cereyan her türlü sapıklığı destekler yeter ki sapıklık olsun. Mesela şaraba Müslümanların yanında karşıyım der ama şarabı el altından destekler. İnternette orada burada farz edelim bir şarap resmi vardır gider ona beğendi yazar. Biri şarap fabrikası olur ne kadar güzel bir mimarisi var bu fabrikanın der.  Şaraba bilinçaltından gönderme yapar. Bu tarz. Mimarisi esas değildir. Yahut şarap fabrikasına beğendi yapar ‘niye?’ dersin ‘ben onun mimarisini beğenmiştim içindeki şarabı beğenmedim ki’ der. Başka bina bulamadın mı şarap fabrikasından başka? Oyun oynar böyle çok oyuncudur münafık. Peygamberimiz (sav)’den haşa nefret eder seviyor gibi gösterir. Allah’tan haşa nefret eder Allah’ı seviyor gibi gösterir. Kendine tapar narsistir münafık. Sadece kendisinin üstünde durur. Diğer müminleri sevmek, onları tanıtmak onları sevdirmek, Allah’ı sevdirmek, Peygamberi sevdirmek onun için önemli değildir. O sadece kendine propagandacı arar. Kendini yüceltmek ister. Sevilmediğini de bilir, sevmez de kimseyi münafık. Allah’ı sevmez en başta, Peygamberi sevmez. O devirde de mesela Resulullah (sav) zamanında ehli beytten nefret ediyordu münafıklar. Çünkü Allah’a karşı nefretleri var. Allah’ı sevmiyorlar, Peygamber (sav)’i sevmiyorlar. Onun tabii ki ehli beytini de sevmiyorlar o yüzden. Onun için imamlara saldırılarının sebebi oydu. Hz. Hasan (ra)’ı, Hz. Hüseyin (ra)’i, Hz. Ömer (ra)’i, Hz. Osman (ra)’ı, Hz. Ali (ra)’yi başta şehit etmelerinin nedeni Allah’a olan kinlerinden kaynaklanıyor. Ama dikkatli olun mesela Hz. Ali (ra)’yi şehit ediyor alçak adam “ben bunu Allah için yaptım” diyor. Tam tipik münafık. “Takvamdan yaptım” diyor. “Allah’tan korktuğum için yaptım” diyor. Alçak, sen bütün ömrünü Allah’a Kitap’a adamış mübarek, nur gibi, Resulullah (sav)’ın Allah aşkıyla coşkuyla sevdiği bir insanı sen şehit ediyorsun ve bunu Allah adına yaptığını söylüyorsun. Münafık çok haysiyetsizdir. Çok yüzsüzdür. Çok şerefsiz namussuz bir varlıktır. Onun için münafıklık anlaşılmazsa deccaliyetle baş etmek mümkün değil. Deccale karşı mücadele eden adamın en başta anlayacağı şey Allah’ı sevmek, peygamberi sevmek ve deccalin dinini iyi bilip onun çökertileceği sistemi de çok iyi bilmesi. Onun için bu kitap çok değerli o yönden. Çünkü detaylarıyla giriyor bu şeytanın dinine, deccalin dinine. Deccalin dini mesela kitap haline getirilmiyor. Onların kitapları Darwinizm içinde görülüyor. Onların fıkhı sapkın romanlarda görülüyor, sapık yazarların kitaplarında görülüyor. Yani onların sözlü bir dini vardır. Kitaplaştırılmamıştır ama bunları kitapların içerisine dağıtırlar münafıklar. Deccaliyet dağıtır. Mesela Darwinizm içinde Allah’ı inkar eder. Bir romanın içerisinde Allah’a kendince saldırır haşa. Bir romanda Peygamber (sav)’e saldırır. Peygamberimiz (sav)’le ilgili haşa karikatürler yaptırır kendine göre güya. Adam kendi karikatürünü yapıyor ayrı mesele de. Veyahut Peygamberimiz (sav)’in aleyhine şiirler. Veyahut kendince haşa alay ettiğini sanan yazılar. Bu işte deccalin kitabıdır. Deccalin kitabı milyonlarca sayfa oluyor. Kuran belirlidir. Ama deccalin çok kalındır kitabı. Onun kitabının yazıcıları vardır. Kimi roman olarak yazar, kimi şiir olarak yazar, kimi heykel olarak hazırlar, kimi resim olarak hazırlar, filmler hazırlarlar her türlü çalışma yaparlar. Ve deccalin o sözlü olan dinini yazılı ve resimli hale getirirler. Heykellerle sabitlerler. Mesela gittiğinde İstanbul’a gezdiğinde birçok yerde heykellerde, resimlerde, yazılarda deccalin damgasını bulursun. Deccaliyetin damgasını bulursun. Mesela Mısır’a gittiğinde deccaliyetin damgasını görürsün. Nemrut harabelerine gittiğinde deccaliyetin kitabından alıntılar görürsün. O deccali firavuni sistemin alametlerini görürsün. Deccalin en hoşlanmadığı şey Mehdiyet’tir. Kendi karşıtını hiç istemez. Hz. Musa (as) zamanında yaptığı katliamın nedeni Mehdi’dir. Mehdi’nin çıkmasına karşı reaksiyon olarak bütün erkek çocuklarını şehit etti. Hz. İsa (as) zamanında da bütün erkek çocukları şehit edilmişti. Çünkü dünyaya hakim olacak Mesih’ten çok korktular yani Mehdi’den. Firavun bak Hz. Musa (as) diyor ki “Ben sadece kavmimi alıp gideceğim başka bir şey istemiyorum” diyor. “Hayır” diyor “Ben Tevrat’ta okudum, sen dünyaya hakim olacaksın” diyor. “Senin amacın o” diyor. Kuran’a bakın hep dünyaya hakim olması ile suçluyor. “Devletimizi de ele geçireceksin her şeyi ele geçireceksin” diyor. “Tek hükümran sen olacaksın onun için yapıyorsun” diyor. Onun için bütün erkek çocuklarını şehit ettirmişti. Alamet görmüştü Firavun. Mehdi’nin çıkışından hep korktu. Yoksa Hz. Musa (as) sadece kavmini alıp gitse zaten hiç hoşlanmadığı bir topluluk onun için. Sadece derdi o değil. Çünkü zaten münafıklar dönmek istiyorlar. Hz. Musa (as) ile beraber giden münafıklar. “Biz” diyorlar “orada soğan yiyorduk acur yiyorduk” diyorlar. “Mercimek yiyorduk, köle de olsak oraya dönmek istiyoruz” diyorlar “o sistemi görmek istiyoruz” diyorlar. Çünkü her yerde ateşler yanıyor, her yerde altın buzağı heykelleri var. Oranın Paris’i gibi falan görüyor onlar o devirde, münafıklar. Paris’in bir suçu yok da onlar çok modern bir şehir olarak görüyorlar Firavun’un şehrini ve şehirlerini. Ve dönmek istiyorlar. Bu mantığın çok iyi oturması gerekiyor mesela deccal kendisinin varlığının anlatılmasını da hiç istemez deşifre olmasını istemez. Deccal hep saklanır. Ama sen deccal diye bahsetmeye başladığında deccal dehşete kapılır onun için ahir zamanda deccal kendinden bahsettirtmiyor. Cübbeli diyor ya, “Deccal” diyor “çıktığında, hutbelerde artık deccalden bahsedilmez” diyor. Bahsettirmeyen kim? Deccal bahsettirmiyor. Nasıl bahsettirmiyor? İngiliz derin devletine bağlı elemanlarıyla yaptırıyor bunu. Zincirleme bir sistem kurmuş. Deccalden bahsettirmeyince Mehdi’den de bahsettirmiyor tabii ki. Deccalden bahsettirmeyince konu bitmiyor ki onun için. Dolayısıyla İsa Mesih’ten de bahsettirmiyor. Onun için hem deccale hem Mehdi’ye hem İsa Mesih’e İngiliz derin devleti şiddetle karşıdır. Ana undelerinden biridir. Ama bu arkadaşlara ne oluyor ben bunu anlayabilmiş değilim. Bunları kim kışkırtıyor bunu araştırmak lazım.

Kısa bir ara verelim. Namazdan sonra devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz programımıza.

VTR: Münafık, Yalanı Müslümanlara Karşı Mücadele İçin Kullanır

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz inşaAllah. Buyurun Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Fethullah Gülen hareketini Mehdi hareketi olarak görüp, panik halde Mehdi yok diye bas bas bağırmaya başladılar. Fethullah Gülen hareketi Mehdiyet’i durdurma hareketidir. Mehdiyet’i durdurmak için İngiliz derin devleti tarafından organize edilmiş dev kapsamlı bir harekettir. Ahmedilik de öyle Ahmet Kadıyani’yi ortaya çıkartmalarının nedeni Mehdiyet’i durdurmak amacıdır. Dolayısıyla Mehdiyet’i durdurmak için ortaya atılmış bir ideolojiyi Mehdiyet hareketi olarak gösterip, paniğe kapılıp Mehdiyet’i durdurmaya çalıştığında onların kuyruğuna takılırsın farkına varmadan, vagonları olursun. Efendim onun için yanlış. Kuyruk derken vagon anlamında, devamı anlamında.

Fethullah Gülen hareketi Mehdiyet’i durdurmak için ortaya atılmış bir harekettir. Fethullah Gülen hareketi FETÖ denen olay, Mehdiyet’i durdurmak için ortaya atılmış bir harekettir. Mehdiyet hareketi değildir. Ahmedilik, Ahmet Kadıyani hareketi de Mehdiyet’i durdurmak için yapılmış bir harekettir. Ama bunu yapıyorum derken Mehdiyet’e hizmet ederler. Allah her mekri tersine çevirir. Her mekir yapan mekrin içine düşer.

Şimdi iki tür Müslüman türü oluşturdular bu şeytaniyetin etkisi. Biri şizofren, içine kapalı biri neşesiz, gülmeyen, konuşmayan, adap edep diye deliye döndürülmüş. İç dünyasında böyle manyak, her türlü harama girebilen ama dış dünyasında son derece kapalı, koyu taassup içerisinde boğulmuş, paranoid her şeyden şüphelenen, sevgisiz, merhametsiz, deli bir Müslüman tipi. İkincisi de homoseksüel hayranı, her türlü sapıklığa yatkın. Allah’a dine isyan eden Rumi Darwinist, başka ikinci deccali bir akım. Her ikisi de deccale hizmet etmiş görünümde.

İçki içeceklerine kola içsinler. Ciğerlerini yakacaklarına karaciğerini, akciğerini, kafasını, beynini perişan edeceğine kola içsin bayağı iyi de kafa yapıyor yani hafif birkaç yudum bile yetiyor. Ama soğuk içeceksin bunu. Gazozla içersen zehirler.

Fethullah Gülen hareketini bu işin içine soktular. Onlar muhtemelen anlamadı önce bunlara herhalde böyle yanaştılar sizi öne geçireceğiz işte bir numara olacaksınız, dünyaya yayılacaksınız falan. Ne olacak adamlar bize bedava yardım ediyor, etsinler falan dediler. Adamlar bunların üstüne tünedi bu sefer. Bunlar altta kaldılar. Ama askeri nasıl cinayet işlemeye ikna etti bunlar ben buna hayret ediyorum. Asker adam halkın üstüne nasıl tank sürer? Bunlarda uyuşturucu testi yapıldı mı birde o çok önemli. Bunları uyuşturup haplayıp falan sokağa da salmış olabilirler. Bir şekilde bunların saçından örnek alıp falan, uyuşturucu kontrolü de yapılır. Öyle bir baksınlar, bir gariplik var.

Dinliyorum;

BÜLENT SEZGİN: Hüseyin Akın Mili Gazete’deki Mehdi’yi beklemenin bizi aciz ve zavallı göstereceğine dair kendince alaylı ifadeler içeren bir yazı yazdı. Yazısından bazı bölümler şu şekilde; “Kendimizden ümidi kesmiş durumda olmalıyız ki Mehdici ve Mesiyanik yorumlar düşünce dünyamızı istila etmiş. Falanca gençlik feşmekanca nesillerin omuzlarına davayı yıkarak işi başından aşkın olanların işlerine gelecek olan Mehdi. Yar yolunu bekler gibi hakikatin peşine düşmek, aklını kullanmak gerekirken süperman edasıyla karanlığı yararak gelecek bir Mehdi bekleyişine girmek bizi olduğumuzdan daha aciz ve daha zavallı gösterecektir.”

ADNAN OKTAR: Kardeşim bunlar ne kadar yanlış düşünüyorlar. Abdülkadir Geylani Mehdi’yi bekledi hiçbir şey olmadı gayet güzel oldu. İmamı Rabbani bekledi bir şey olmadı. Süleyman Hilmi Tunahan bekledi bir şey olmadı ve çok güzel hizmet verdiler. Siz beklemediniz hiçbir şey yapamıyorsunuz bak kavrulmuş durumdasınız, çökmüş durumdasınız. Bediüzzaman bekledi asrının en güzel hareketi oldu milyonlarca bağlısı oldu. Demek ki Mehdi beklemek bereket getiriyor.

EBRU ALTAN: Siz sahabeler bile bekliyor demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii. Tabiin zamanında, tebbe tabiin ve tabiin zamanında Mehdi namaz saflarının arasında aranıyordu. Dolayısıyla Mehdi beklemek kuvveyi maneviyeye güç verir. Bir güzelliktir mesela üç bin beş yüz yıldan beri Museviler Mehdi’yi bekliyor. Üç bin beş yüz yıldan beri. Ve Allah onları dünya hakimi yaptı. Sen ne yapıyorsun? Kuru köfte maydanoz ekmek arası yiyip sürünüyorsun adeta. Adam seni istediği gibi yönlendiriyor. Dolayısı ile Moşiyah’ı bekleyenler bugün dünya hakimi değil mi? Yanlış görüşleri. Efendim CFR hepsi hemen hemen yine Mehdi beklentisi içindedir. Dünyayı yönetiyor bu gruplar. Sen beklemiyorsun da ne oldu? İşte çay, simit, peynir öyle idare ediyorsun, peynir bile bulamıyorsun. Yanlış. Mehdi beklemek insanlara güç verir, güzellik verir. Her Mehdi bekleyenin Allah yolunu açmış tarih içerisinde. Bak Museviler üç bin beş yüz yıldan beri başarı içinde ilerlemişler. Allah her türlü yollarda yollarını sonuna kadar açmış. Bütün Nobel ödüllerini bunlar alıyor. Her yerde siyasetin önde gelenleri bunlar. Amerika’da, İngiltere’de siyasete hakim olanlar yine hep Museviler. Dolayısı ile yanlışlık her yerden görünüyor.

BÜLENT SEZGİN: Siz Fethullah Gülen’i de zamanında eleştirmiştiniz. ‘İslam Birliği’ni istemiyorsun, Mehdi’yi beklemiyorsun’ diye ‘bela gelir’ demiştiniz.

ADNAN OKTAR: ‘Uğursuzluk gelir’ dedim. On yıl önce söyledim. Uğursuzluk gelir yapma böyle dedim. Mehdi’yi bekleyen Süleyman Hilmi Tunahan var. Ne oldu gayet güzel güçlü bir hareket olarak yıllardan beri hareket ediyorlar. Sen ne yaptın, kaç kişinin hidayetine vesile oldun? Bir kişinin bile hidayetine vesile olmamışsın. Bak Mehdi’yi bekleyen Süleyman Hilmi Tunahan milyonların hidayetine vesile olmuş. Mehdi’yi bekleyen Bediüzzaman milyonların hidayetine vesile olmuş ama sen kimsenin hidayetine vesile olmamışsın. Yetmiş, seksen yaşında o ihtiyar haliyle İslam’a tebliğ yapmış, İslam’ı yaymış Bediüzzaman Mehdi bekleyerek. Sen ne yapıyorsun? Ancak boş konuşuyorsun. Yani dini konuları tenzih ederim. Mehdi beklemiyorsun hiçbir işe yaramıyorsun. Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri trene biniyordu. O istasyondan o istasyona, o istasyondan o istasyona Mehdi bekleyerek tebliğ yapıyordu. Dolayısı ile Mehdiyet insanın dimağını açar şevklendirir Allah’ın yardımı o insanların üstüne olur. Erbakan Hocam da hep Mehdi’yi beklemiştir. Biz Mehdi’ye zemin hazırlıyoruz, ortam hazırlıyoruz demiştir. Dolayısı ile arkadaşın üslubu yanlış.

OKTAR BABUNA: Siz daha önce belirtmiştiniz. Bediüzzaman Said Nursi her devir diyor Müslümanları yeisten kurtaracak bir Mehdi manasına muhtaçtır.

ADNAN OKTAR: Evet. Bak Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri “Hazreti Mehdi hakkında vaki hadisi şeriflerde” diyor Süleyman Hilmi Tunahan “Fahri alem Sallallahu Aleyhivesselem Efendimiz’in sırren gizlice haber sadır olmuştur. Ancak anahtarı kimdeyse o açar” diyor Mehdi sırlarını. Ve işin hakikatini o anlar başkası anlayamaz.” Yani ancak Mehdi Mehdiyet’i çözebilir diyor. Yani Mehdiyet’in sırlarını ancak Mehdi çözebilir diyor. “Herkes anlarsa sır zahir olur” diyor. “Usule muhalif gelir. Yani zamanın sahibi Hz. Mehdi (as) Resulullah (sav)’in varisi perdeyi kime açarsa ancak o anlar.” Yani o işaret eder, gösterir neyin ne olduğunu, oradan anlaşılır diyor. Yani ahir zaman hadislerini ancak Mehdi çözebilir, açabilir diyor. “Nüzulü İsa (as)’daki sır da böyle.” İsa (as)’ın sırlarını da o açıklar diyor, Mehdi açıklar diyor. “Allah dostları rütbesinde büyüklükleri nispetindeki  halleri ve sırları kapalıdır. Hazreti Mehdi bizim usulümüz üzerine gelecek, şimdi o devirdeyiz” diyor. Bizim usulümüz nedir? Süleymancılık, modern hareket. Süleymancılar kravat, takım elbise, efendim sırren tenevveret, gönül alarak, devlete destek olarak, anarşiye, teröre karşı olarak mücadele veriyorlar. Bak bizim usulümüz üzerine gelecektir diyor, yani modern yöntemlerle’ Süleymancılık moderndir, modern harekettir. Nurcu hareketi gibi, Nurculuk hareketi gibi moderndir. Süleymancılara baktığında da grand tuvalet gezerler, takım elbise, kravat, gıcır gıcır tertemiz, traşlı. Ama bir Süleymancıyla kolay kolay tartışamazsın. Güler yüzlü sevecenlerdir ama tartışma konusunda mutlaka galip gelir Süleymancı, sen gidip Saadet Partisi propagandası yaparsan bitersin.

Bir amca vardı böyle sarıklı cübbeli geçenlerde de anlatmıştım ya camiye gidiyordu Mecidiye Camisi’ne oraya böyle bir ayağı sakat Süleymancı abimiz vardı, ünlü böyle, ama çok heybetliydi yürüyüşü yani o topal olan kardeşlerimizin çok güzel heybetli bir yürüyüşü oluyor. Yani değnek falan kullanmıyordu. Şöyle arkaya yaslanarak falan biliyorsunuz değil mi? Bayağı heybetli oluyor yürüyüşleri. Acayip gürdü camiyi inim inim inletiyordu. Bayağı ilginç bir tipti. Yani baş edilemiyordu, onu bayağı bir dümdüz etmişti. Akademide de vardı benim, Fındıklı Güzel Sanatlar Akademisi’nde ben okurken, “Seni bir Müslüman genç var onunla tanıştıracağız” dediler. Baktım böyle dimdik kafası, dörtgen bıyıklı falan, konuşurken laf arasında söyledi Süleymanlı olduğunu, yani bir Süleymancıyı başka bir çizgiye çekmek mümkün değildir.  Yani Nurcu asla olmaz Bir Süleymancı, başka bir tarikata asla girmez. Kemal Kaçar Hoca’yla biz görüşmek şerefine ermiştik daha önce anlatmıştım. Tam Osmanlı prensleri gibi Kemal Kaçar Hoca. Geçenlerde de bir güzel hanım kız geldi o da ailesi Süleymanlı’ymış. Kursları falan da halen devam ediyormuş, okulları falan. Temiz güzel insanlar yani görüşmek lazım tabii gelip selamünaleyküm ben geldim demez yani çekingenler ama gidip görüşüp dost olmak lazım, ahbap olmak lazım. Kurslarına yardım etmek iyi olur, yani mesela kurban varsa kurban vermek, efendim teberruda bulunmak eğer şeyse yani makbuz falan veriyorlarsa, yani iyi insanlar özetle Süleymanlılar.

2010’ları söylüyordu Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri de Mehdiyet için, 2010-2020’ler. Süleymancılar, Süleyman Hilmi Tunahan’ın resmi hepsinde vardır. O meşhur resmi var, güler yüzlü kafası takkeli. Yani mesela yaklaşık Türkiye’de bir milyon falan Süleymancı vardır. Polis içinde de etkinler, polis içinde de var. Şimdi emekli olmuştu, bir kardeşimiz vardı polis. O Süleymanlı’ydı. Beni gözaltına almışlardı emniyette her zaman olduğu gibi mutat üzere, zırt pırt beni gözaltına alınıp gidiyordum. Orhan Gencebay’dan şarkılar dinleyerek gidiyorduk. O beyaz meşhur marka var ya ona biniyorduk böyle kurşun delikleri falan arabada, arabalar çok hurda oluyordu, böyle bir acayip. Namaz vakti geldi, “Ağabey ben namaz kılacağım” dedim. “Hocam hep beraber kılacağız” dedi. Cebinden çıkarttı lacivert bir takke. Hemen anladık ki Süleymancı, maşaAllah çok güzel bir tekbir getirdi. Allah-u Ekber çok gür şekilde. Emniyet müdürlüğünün üst katındaki mescitte hep beraber namaz kılmıştık topluca. O zaman bir emniyet müdürü muavini vardı. Bana böyle, Amerikan polisi havalarına giriyordu. Masanın üstüne çıkıyordu, yan oturuyordu  şöyle anlat bakalım falan gibisinden. Beni korkutmak için çeşitli yöntemler uyguluyorlardı. Önce emniyetin en aşağı katına indirdiler. Bodrum böyle her yer kalın demirlerle kaplı, nezarethaneler var. Çangır diye içeriden kapattılar kapıyı üstüme. Koskoca nezarethanenin  boşluğu bir yer. "Ya" dedi. "Buranın elektrikleri yanmıyor sigortalar gitmiş" falan diyor. böyle karanlıktan korkacağım çocuk hesabı. Acayip sevimlilerdi. "Hadi neyse sigortalar atmış artık gel yukarı çıkalım bari" dedim. Ben bir kağıdın üstüne, el yazısıyla süslü bir şekilde "kurtuluş" yazmıştım Kurtuluş Lisesi diye. "Bu ne kurtuluş yazıyor?"  falan dediler.  O zaman kurtuluş grubu vardı. Komünistlerin terörist bir grup vardı. "Kurtuluş ne?" dediler, "Ya bir şey  yok" dedim. Bizim okulun adı.

Süleymancıların cenaze merasimini bir daha göster. Bütün hepsi lacivert takkeli, çok efendi, terbiyeli insanlardır bunlar. Yani; hiç devlete millete kimseye zarar vermeyen, efendi insanlar bunlar. Baksana yüzünde ne şeker ifade var. Bu insandan ne zarar gelir insana? Yanaştır Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri’nin yüzünü, millet bir bereketlensin.  Değil mi? Çok şeker, çok tatlı, maşaAllah. Seyittir, Peygamberimiz (sav)'in  neslindendir. Tunahan ailesinden geliyor. Orda bilinen bir yer. Tuna boylarında bir aile. Süleymanlılar daha önce de anlatmıştım. Elleri şu şekilde dua ederler; İki elini birleştirir, Allah’ın nuru aşağı akmasın, Allah’ın feyzi bereketi akmasın diye, iki elini birde yüzüne doğru yansıtır,  o şekilde dua eder. Dua ederlerken; Süleyman Hilmi  Tunahan’ın tam kalp hizasında zuhur ettiğini düşünürler, öyle tefekkür ederler. Sağ ellerine tesbih alıp zikir yaparlar. Boyunlarını eğip;  Allah Allah yahut La İlahe İllaAllah öyle üç bin-beş bin zikir. Süleyman Hilmi Tunahan’ın verdiği zikirler var, çok güzel rahatlıyorlar. Güzel hakikaten işleri de bereketli. Kendi aralarında güzel bir dayanışmaları var. Kursları tertemiz, öğrenciler çok çalışkan. Kurslarında televizyon olmaz.

Nurcular da genellikle kolsuz cübbe giyerler. Cübbeleri güzel oluyor. Cübbe güzel bir kıyafet, heybetli oluyor. Sarık oluyor, naylon sepetleri falan oluyor. Onun içi hep sarık dolu oluyor. Başlarına sarık sarıyorlar, arkadan sarkıtıyorlar. İşte Bediuzzaman'ın verdiği tavsiyeler içerisinde normal namaz tesbihatı var. Aczimendi diyor, bizim tarikatimiz. İlla bir tarik gerekiyorsa Aczimendi; aczini ve fakrını bilmek anlamında diyor.  Öyle zikir çekerler, cevşen okurlar. "Ya Rahimi ya Allah, ya Gaffaru ya Allah"  diye çok güzel yani maşaAllah. Uzunca. Risale-i Nur’dan okurlar. Sungur Ağabey çok güzel okuyordu canım benim. Dünya tatlısı o,  gözlerini akıtıyordu. Gözlerinin beyazı görünüyordu gözünün renkli kısmını yukarı alıyordu. Gözleri bembeyaz oluyordu. Anladınız değil mi dediğimi? Gözünün renkli kısmını nasıl yapıyordu bilmiyorum ama bembeyaz oluyordu. Ondan sonra Risale-i Nur’u okumaya başlıyordu. Ezberden söylüyor tabii.

Süleymanlıların duası TV  kanalından bir resim göster bakalım; görüyor musun? O şekildedir. Bak kravat, ceket aynı Nurcular gibi böyle aydın modern bir harekettir. Vatana, millete, devlete sadıktırlar. Bu insanlardan şüphelenmek çok korkunç. Ben hepsine kefilim. Öyle yamuk yumuk hiçbir şey çıkmaz. Ama mesela Süleymancıların camisine Nurcu asla gitmez. Yani yanlışlıkla girse derhal çıkar yani. Asla yani. Ben size yine anlatmıştım camilerde görürsünüz mesela Süleymancılar geldiklerinde böyle kısa bıyıklılar işte o, badem bıyık mı diyelim? Badem gibi de değil yani çok kısaltılmış dudaklar açılmış bıyık bırakıyorlar, takım elbiseli olurlar genellikle lacivert hakimiyeti oluyor. İmam efendinin işte sağ tarafında onlar toplanırlar orda biri öne geçer ayrıca kılar yani hoca. Orda imam. Yani çünkü namazı batıl görüyorlar onlar. İmam Hatip değil de imam yani kardeşlerimin hepsini tenzih ederim de bir kısmı için söylüyorum imam hatap diyorlar. İmam yani hatap odun anlamına da geliyor. Ben tekrar tekrar tenzih ediyorum. Süleymancıların dışındaki Süleymanlıların dışındakilerin deccal ordusuna bilerek veya bilmeyerek tabi olduğuna inanıyorlar. Nurcular da tabii Mehdi ordusu olduğuna inanıyorlar kendilerinin. Bediüzzaman’ın Mehdi olduğuna inanıyorlar. Güzel fena değil yani bir şey değil. Ama onlar hani diğerleri deccaldir falan demez, yani Nurcularda öyle bir şey yok. Onlar müspettir yani hep olumlu herkese olumlu bakarlar. Mehdi’den pek bahsetmek istemiyorlar son zamanlarda. Sungur Ağabey çok şeker değil miydi gözünü böyle akıtıp “Ey Şimendifer” diyor acayip şeker böyle kendine has bir üslubu var. Benim gördüğüm Risale-i Nur’u baştan sona ezbere biliyordu. O mesela çok şaşırtıcı. Hangi sayfasını açsa ezberden okuyordu.

BEYZA BAYRAKTAR: Şevklensinler diye mi yapıyor o şekilde?

ADNAN OKTAR: Gözünü yukarı mı?

BEYZA BAYRAKTAR: Evet.

ADNAN OKTAR: Bilmiyorum ki? Cezbeyle geliyor olabilir.

EBRU ALTAN: Konsantre oluyor olabilir.

ADNAN OKTAR: Konsantre oluyor olabilir. Yani bir fevkaladelik de olabilir. Onu niçin yaptığını bilmiyorum ama ezberden okuyor yani. Bakıyor kitaba ama görmüyor yani. Görmediğini görünüyor çünkü gözünün beyazı var, renkli kısmı yok. O şekilde okuyordu. Ben her gittiğimde bir harika konuşması oldu. İlk karşılaştığımda ben sarıklıydım, beyaz sarık vardı başımda. Yok yeşil sarık vardı. Ben yeşil sarık kullanıyordum genellikle. Beyaz da kullanıyordum ama genellikle yeşil kullanıyordum. Beni gördü “Selamünaleyküm kardeş.” dedi. “Aleykümselam Hocam.” dedim. “Senin adın ne kardeş?” dedi. “Adnan Hocam.” dedim. “Soyadın?” dedi. “Oktar” dedim. “Nerelisin?” dedi. “Ankaralıyım.” dedim. Onu der demez hemen cebinden bir bloknot kağıt çıkardı. Hemen bir ebced hesabı yapmaya başladı. Allahualem şüphelendi herhalde. Benim kanaatim hüsn-ü zan etti yani. Sonra bizim çocuklar böyle garip gülümsemeler gülme sesleri falan geldi heyecanlandılar. Tabii çocuk olduğu için onların daha görgüleri falan gelişmemiş olgun değillerdi. Ben de Sungur Ağabeyi aldım caminin aşağı tarafına doğru götürdüm Kılıç Ali Paşa Camii’nin aşağı kısmına. “Ağabey” dedim “Mehdi Nur talebesi mi olacak?” dedim. Yani “Evet Nur talebesi olacak.” desin diye sordum. “Yok.” dedi. “Nur talebesi olmayacak” dedi. “Bediüzzaman, Nur talebesi olmayacağını söyledi” dedi. “Peki Hocam.” dedim. “Nasıl olacak?” dedim. Elini şöyle açtı iki tarafa “Bambaşka olacak.” dedi. “Bambaşka.”, “Bambaşka birisi olacak dedi.” dedi yani Bediüzzaman için. Ben çok heyecanlandım bayağı hoşuma gitti. Ama öyle şeylerde kardeşim üstelemek olmuyor yani. Çünkü artık kuşkulanıyorlar. Ben de artık sormadım ondan sonra, o kadarıyla bıraktım. Aslında sorsam devam edecekti Allahualem. Çünkü sorduğumuzda anlatmıyordu. Bizim çocuklarla biz gidiyorduk. Çocuklar “Hocam bize Mehdiyet’ten bahset.” deyince o bambaşka bir konudan bahsediyordu anlatmıyordu. Ama ben gittiğimde ben olduğumda konuyu hiç açmasak bile direkt Mehdiyet’e giriyordu. “Adnan kardeş” dedi. “Sen Seddi Zülkarneyn oldun.” dedi. “Küfür seni aşıp bize gelemiyor.” dedi. Çok acayip bir ifade bak  “Seddi Zülkarneyn oldun, küfür seni aşıp bize gelemiyor.” dedi. Sonra da devam etti. “Seni aşsalar bize gelecekler” dedi “kendilerince” dedi “ama seni aşamıyorlar.” dedi. Yani vurguladı. Birde “Ben senin kitaplarına karşıydım” dedi. “başta anlamadım ama elmas hükmündeymiş senin eserlerin” dedi “kitapların.” dedi. “Yani çok faydalı oldu kitapların” dedi. “Allah razı olsun senden” dedi. Sonra dedi ki: “Bediüzzaman Hazretleri dedi ki” dedi. “Mehdi’yi sen göreceksin ama ben göremeyeceğim dedi.” dedi durduk yere. Talebelere dedik ki “Duyuyorsunuz değil mi?” dedik. Kendi talebeleri de vardı orada. Onlar da hayret ettiler “Evet evet” dediler. Yani onlar bir iki üç metre daha ilerdeydiler biz yanında oturuyorduk böyle uzun bir sedir vardı. Bizim donanma falan hepsi oradaydılar kahraman donanma. Mesela bu hiç duymadıkları bir söz olabilir ilk defa duydukları bir söz olabilir. Sonra da ağabeylerin Mehdi’yi göremeyeceğini söyledi yani yaşları itibariyle göremezler. Yani “Çıkışını zahir olduğunda göremezler.” dedi. “Belki Abdullah Yeğin görebilir.” dedi. Yani belki gibi söyledi Allahualem. “Yaşı onun daha şey.” dedi “bizden ileri ama daha dinç o. Daha sağlıklı” dedi. “O görebilir” dedi. Ama o da tabii vefat etti Allah rahmet etsin. Fakat Bediüzzaman diyor: “Seninle, sen yaşadığın müddetçe ben de yaşayacağım” diyor. “Seninle beraber yaşayacağım.” diyor. Çok acayip bir ifade bu da. Neden bunu dedi bunu bilmiyorum. “Her yerde senin yanında olacağım” diyor. “Seni takip edeceğim.” diyor. Sırf ona mahsus onu söylüyor. “Vefatınla ben de biteceğim.” diyor. “Ben de vefat edeceğim.” diyor. Yani belki şeyde kalmış da olabilir bilmiyorum Bediüzzaman bir süre Araf’ta kalmış da olabilir. Yani Sungur Ağabey’in vefatıyla Allah ikisini birden almış olabilir. Yani bilmiyorum ne anlamda söyledi onun bir bildiği vardır. Ama öyle boş bir insan değil.

OKTAR BABUNA: Seyyid Salih Özcan Hocamız’ın söylediği de çok hayret vericiydi.

ADNAN OKTAR: O çok şeker o dünya tatlısı. “Ben Mehdi’yi gördüm. Bu aralar yine göreceğim.” dedi. Çok şeker. Ben de hastaneye yanına gittim. “Selamünaleyküm Hocam.” dedim.” Aleykümselam.” dedi ama çok zor anlaşılıyor böyle. Gözleri hafif yaşardı böyle.

OKTAR BABUNA: Evet Hocam bende yanınızdaydım.

ADNAN OKTAR: Sen de yanımdaydın değil mi?

OKTAR BABUNA: Hayret verici şekilde uyandı bir uyanıklık geldi sizi görünce.

ADNAN OKTAR: Evet komadaydı. Sesimi duyunca uyandı böyle. Gözleri doldu böyle.

OKTAR BABUNA: Sonra siz ayrıldıktan sonra birkaç saat uyanık kalmış Hocam o şekilde. Baktı diyorlar böyle bir şeyler düşündü. 

ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah. Mehdiyet’i acayip kapsamlı anlattı. Gıcık oluyordu Mehdi gelmeyecek diyenlere falan da. Yani çok samimiyetsiz buluyordu. “Çünkü bayağı açık.” diyor “Risale-i Nur’da Bediüzzaman açıkça Mehdi gelecek diyor. Bunlar inkar ediyorlar.” diyor

OKTAR BABUNA: Bir de Sungur Ağabey’in mahkemede söylediği de çok hayret verici size.

ADNAN OKTAR: Evet Devlet Güvenlik Mahkemesi’ndeydik. Ben geldim annem bir ayaklarıma bakıyor omuzuma kadar geliyor sonra omuzumdan ayaklarıma kadar geri bakıyor. Sürekli “cık cık cık cık”. “Yahu” diyorum. “Allah yolunda ne var bunda bir şey yok, güzel. İslam için yapıyorum.” Hiç dinlemiyor beni. Elinde çantası tam tipik anne böyle. Ondan sonra neyse Sungur Ağabey geldi cübbesiyle başında o devetüyünden onun ünlü takkesi vardı. “Ne mutlu sana kardeş.” dedi. ”Adnan Kardeş” dedi. “Mazi de müstakbel de seni alkışlıyor.” dedi ama yani DGM’de duymayan kalmadı. Bayağı bağırdı yani çok yüksek sesle. Yani bütün çocuklar da duydu herkes duydu. MaşaAllah o zaman biraz ortalık yatıştı. Yoksa bizim çocuklar da daha yeni 17-18-19 yaşında çocuklar yeniydiler. Dehşet içinde bakıyorlardı onlar da. Onlar da beni izlemeye gelmişler oraya gözlerini açmışlar. Ben ne yapıyorum gülümsüyorum falan gülümsemiyorlar böyle acı acı bakıyorlar. Olay bayağı karmaşıktı yani. Avukat dehşet içinde yani bayağı bir sorun.

BÜLENT SEZGİN: Hastane ziyaretinden bir fotoğrafınız var.

ADNAN OKTAR: Göreyim. Dünya tatlısı. Allah gani gani rahmet etsin. MaşaAllah.

Şeyh Nazım Hocam dünya tatlısı şeker bal. Ona her bizim çocukları gönderdiğimde canım benim her şeyini gönderiyordu. Sarığını cübbesini bir fesliği var onu duvardan çıkarmış onu gönderiyor. Gömleğini. “Hocam yapma” dedim. “Hiçbir şeyin kalmadı her şeyini gönderiyorsun.” dedim. Ama akla hayale gelmeyecek şey mesela ona antika bir şey göndermişler bir cam bir kap eski. Onu gönderiyor.

BÜLENT SEZGİN: Asasını.

ADNAN OKTAR: Asalarını. Asası kalmadı.

EBRU ALTAN: Çay bardağını göndermişti.

ADNAN OKTAR: Çay bardağını göndermişti kendinin. Meyve ne bulursa. O aile, o silsile çok mübarek insanlar sürekli ziyaret edip sürekli yardımcı olmak lazım. Yani manen de maddi olarak da. Ben otuz kere söyledim bunu. Adam Fas’tan geliyor. Çantasıyla bavuluyla “Selamünaleyküm dergaha geldim.” Kardeşim buradaki insanların hiçbir geliri yok fabrikatör değiller, devlet memuru değiller. Dağlarda keçiler var ondan sonra onları sağıp onlarla geçiniyorlar. Allah’tan korkun. Geliyor oraya seriliyor adam. Git oraları temizle sil süpür. Git manavdan değil mi 3-5 kasa domates al, patlıcan al, sebze al getir. Ekmek al doldur. Oradaki halka dağıt. Ne yapıyorsun sen ya? Otele mi geliyorsun? Aklını başına al. Yani hayret ediyorum görgüsüzlüklerine bazı insanların. Ne kadar ayıp. O insanlar da yazık çok mazlumlar hiçbir şey demiyorlar ne desin yani, ne desin? Ne kadar ayıp. Hepsi çok tatlı temiz insanlar hepsine çok ayrı hürmet etmek lazım, çok güvenmek lazım, çok değer vermek lazım. Oğulları tertemizdir. Mübarek bir aile, çok muhterem bir aile.

OKTAR BABUNA: Şeyh Nazım Hocamız’ın çok güzel ifadeleri vardı sizinle ilgili. Filmlerde de var. “Arslanımızdır ustamızdır” demişti inşaAllah.

EBRU ALTAN: Büyük oğlum diyordu sizin için.

ADNAN OKTAR: “O benim büyük oğlum.” diyordu. “Benim sağlığımla kimse ilgilenmesin bir tek benim büyük oğlum o ilgilenecek.” diyordu. Ben hep hayıflanıyorum tabii hayır vardır ama şu karaciğerinin hastalığını bana söylememeleri beni çok rahatsız etti.

OKTAR BABUNA: Tam bilmiyorlardı. Yani “Bir hastalık geçirdi” dediler hastanede söylemediler. Karaciğeri çok iyi gidiyordu son ana kadar. Son hastanede bozuldu dengesi. Yani komaya girdiği zaman bozuldu.

ADNAN OKTAR: Öyle mi?

OKTAR BABUNA: Evet. O zamana kadar çok iyi gitti. Yani çok iyi olduğu bir dönemde aniden rahatsızlandı. Sizin vesilenizle oldu. İki sene o ilk hali hakikaten çok ağırmış durumu. Hatta ailesi de “Biz” diyorlar “vefat edecek diye düşünüyorduk dua ediyorduk evde.” Siz altyazıyı görüp televizyonda doktor göndermiştiniz. O gece gidemediler sel olmuştu.

ADNAN OKTAR: Evet Şeyh Nazım vefat etti dediler. Ben anladım adamların niyetinin bozuk olduğunu. Hemen yıldırım hızıyla ne kadar profesör varsa topladık hepsini gönderdim. Sabahına hepsi oraya yetiştiler.

OKTAR BABUNA: Çok ağırdı durumu orada. Oradan sizin takibinizle maşaAllah, siz vesile oldunuz iki sene çok güzel bir rahatladı. Hatta gezmelere çıkıyordu.

ADNAN OKTAR: Evet arabasına biniyordu.

OKTAR BABUNA: Evet maşaAllah. Bir gün siz yine göndermiştiniz rahatsızdı. Yani koltuktan kalkacak durumu bile yoktu mecali. Bizi göndermiştiniz. Biz gittik orada müsait olunca videoyla çekim yapıyorduk size selamını almak için. Videoyu açınca hemen birden fırladı koltuktan. “Aman Hocam yapmayın.” dedik yani “rahatsızsınız” diye böyle. Size iyi görünmek için bir iki adım attı böyle zorla. “Adnan Oğluma söyleyin çok iyiyim çok iyiyim” diye tekrarlıyordu maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bayağı şeker. Dünya tatlısı o. Böyle bir insan yoktu dünyada yani. Ben söyleyeyim bu kadar güzel. Ama elhamdülillah evlatlarına da sirayet etmiş o güzellik. Evlatlarında da halifelerinde de o güzellik aynısıyla var. Bu insanlar asil insanlar soylu insanlar dünyadan geçmiş, siyasetle alakaları olmayan, dünya çıkarı olmayan insanlar, bunlar sırf Allah için yaşayan insanlar. Yani özetle ziyarete gidenler nezaketini, ince düşüncesini beraberinde götürecek. Kalabalık bir aile onlar yani nasıl uğraşsınlar sizinle? Yiyip içip oradan çekip gidiyor. Onlarda Resulullah (sav) terbiyesi var yani gelene hani  “Niye geldin?” demiyor. Adam gelip sofraya oturuyor “Niye oturdun?” da demiyor “Git” de demiyorlar. Biraz olgunluk gerekir yani.

BÜLENT SEZGİN: Sungur Ağabey’i ziyaretinizden bir fotoğraf vardı.

ADNAN OKTAR: Dünyalar tatlısı o. MaşaAllah.

OKTAR BABUNA: Ona da hastanedeyken profesörleri göndermiştiniz. Sungur Ağabey rahatsızlandığında maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet. Hastane bize müdahale ediyordu sonra o hastanenin Fethullah Gülen’le bağlantısı anlaşıldı. Biz profesör getirdik adamlar polis çağırıyorlar. Ahlaka bak. Dünya çapında ünlü profesör götürüyoruz, sanki bir suç varmış gibi polis çağırıyorlar. Sonra anladık ki Fethullah Gülen cemaatinin kontrolündeymiş hastane. Sonra kapatıldı.

Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri 1888 yılında, Bulgaristan’ın Silistre vilayetinde doğdu. Süleymaniye Medresesi’nde Medresetü-l Kuzat yani günümüzdeki hukuk fakültesini birincilikle bitiriyor. Bak Medresetü-l Kuzat yani hukuk fakültesini birincilikle bitiriyor. Bulgaristan’da. 30 yaşında Ordinaryus Profesör oluyor. Ordinaryus Profesör. 1939 yılında yaptığı İslami mücadeleden dolayı tutuklandı. Kabadayılığın yiğitliğin imzasını attı. Ayrıca 1957 yılında tutuklandı. Sonra Kütahya hapishanesinde 69 yaşındayken 59 gün tutuklu kaldı. İdam talebiyle yargılandı. Sanki vatan haini yargılıyorlar. Kafaya bak. İdam talebiyle yargılanıyor inanılır gibi değil. Mahkeme tarafından suçsuz bulunup beraat etti.

Üstad Bediüzzaman Şanlıurfa’daydı. “Onu oradan çıkarın.” dedi. “Efendim” demişler” araba bulamıyoruz.” “Çöp arabasıyla getirin.” demiş “O zaman. Çöp arabasına koyun.” Sonra kendisi intihar etti. Çöp arabasıyla hastaneye yetiştirdiler. Yani çok manidar bu. Yani onu intihar edince acil hastaneye götürmek istemişler araba bulunamamış, çöp arabası bulabilmişler, çöp arabasıyla götürdüler.

O devirde Nevzat Tandoğan, Üstad’ın sarığını çıkartmaya çalışıyor başından. “Allah başından buldursun seni.” diyor. “Başımdan sarığı çıkartmaya çalışıyorsun.” diyor. “Allah seni başından buldursun.” diyor. Şiddetli baş ağrılarından intihar etti Nevzat Tandoğan. Bak ne dediyse oluyor. Menderes için de yine açıkça söylüyor Bediüzzaman. “Yıkılıp gidecekler.” diyor.

Bak diyor ki Süleyman Hilmi Tunahan; “Okutma imkanı yoktu o devirde” diyor. Polis baskısından dolayı “fakat okuyan dahi bulamadım. Bir zaman geldi mebus maaşı kadar para verdim talebe okutmak istedim yine bulamadım” diyor. “Maaş vereceğim” diyor. Yani mebus maşı çok yüksek miktar. “Mebus maaşı vereyim” diyor. “Yeter ki size Kuran öğreteyim” diyor. “Yine kabul eden yoktu” diyor. Görüyor musun? Bak para almadığı gibi para veriyor üstüne. İşte Mehdiler bu insanlar. “Muhtedun” Kuran’da “Muhtedun” diye geçen “sizden para istemeyen Mehdilere uyun” dendiği insanlar bu insanlar. Mehdiliği doğru Süleyman Hilmi Tunahan’ın. Mehdi’dir o. Bediüzzaman da Mehdi’dir. Çünkü para istemiyor. Para veriyor üstüne.

Bediüzzaman diyor ki, Süleyman Hilmi Tunahan için. “Ben Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri’ni görememiştim” diyor. “Fakat manen tanıyorum” diyor. Bu da çok ilginç. “Ulema-i Su” diyor. Yani yanlış olan ulema. Hatalı olan ulema. Yani İslam’a set çeken, İslam’ın gelişmesini durduran. Mehdiyet’e yol vermeyen, zarar veren ulema; Ulema-i Su. “İslam dininin şerefini ayakaltına düşürdüler. Fakat Süleyman Hilmi Tunahan, İslam’ı minarenin şerefesi gibi yükseltti. Onu ve talebelerini okuduğum evradın sevabına ortak kılıyorum demişti” diyor. Yani “ben evrat okurken” diyor. “Süleyman Hilmi Tunahan’ı ve talebelerini de onun içine katarak dua ediyordum” diyor. Nurculara çok benziyorlardı. Modernlikleri, temizlikleri, müspet hareket etmeleri.

Süleyman Efendi Hazretleri’ne soruyorlar “Biz Said Nursi Hazretleri’ni nasıl bileceğiz?” diyorlar. “Bediüzzaman Hazretleri Türkiye’de en sevdiğim zattır” diyor Süleyman Hilmi Tunahan. Bak “en sevdiğim odur” diyor.

Bediüzzaman çok şeker. Dağlarda geziyor. Karıncaları çok seviyor. Yanında kesme şeker taşıyor. Karıncalara veriyor. Onların yemesi çok hoşuna gidiyor. Onları seyrediyor böyle. Şeker ufalıyor onlara. Onları yuvalarına taşımalarına falan çok zevkle, hoşnutluk içinde bakıyor.

Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri diyor ki; “Ben canlı kitaplar yazıyorum” diyor. “Benim kitaplarım canlı” diyor. “Onlar hiçbir zaman tozlanmayacak. Sürekli kendisini okutturacak” diyor. “Talebelerim” diyor. Hakikaten öyle. Çok efendi. Zaten o kalabalıkta resmini gördüyseniz. Bayağı saygılıdırlar. Böyle fitne fücur. Hiçbir Süleymancının şu ana kadar adı çıkmamıştır. Hiç duymadım. Milyonla belirtiliyor sayıları. Hiç kötü bir şeyin içine isimleri karışmamıştır. Ne anarşi, ne terör, ne devlete karşı bir suç maşaAllah. “Vasiyetim olarak talebelerime söylerim ki” diyor “tefrikaya düşmeyin, kavmiyet gütmeyin” yani ırkçılık yapmayın. “Her yerde birlik ve beraberlik lazımdır. Muvaffak olmak için her hususta ittifak etmelisiniz. Dayanışmayı asla elden bırakmayın. Çünkü Allah’ın nusreti maddi ve manevi yardımı cemaat ile beraberdir. Toplu gayret edenler bunun semeresini kısa zamanda elde ederler. Dinimizde neme lazım demek yok. Bana lazım demek vardır” diyor.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, bugün Azerbaycan’ın bağımsızlığının yirmi beşinci yıl dönemi. Azerbaycanlı kardeşlerimizin bağımsızlık gününü kutluyoruz.

ADNAN OKTAR: Allah mübarek etsin. Allah kıyamete kadar sağlık, esenlik içerisinde Azeri kardeşlerimizin yaşamasını nasip etsin.

Münafık konusunu en yüksek gündemde tutacağız. Çünkü Kuran’da Allah en yüksek gündemde tutmuş. Münafık; Darwinizm’i, materyalizmi destekleyen, Allahsızları seven onları destekleyen, homoseksüelleri destekleyen, her türlü sapıklığı destekleyen, züppeliği, karmaşayı destekleyen bir kafaya, mantığa sahiptirler. Şimdi ama Müslümanla karşılaştığında -daha önce de söyledim- homoseksüelliğe karşı olduğunu söyler. Ama bir bakın bütün dostları homoseksüeldir münafıkların. Yani en yakın, en sevdiği, en çok konuştuğu hep homoseksüeldir. En yakın ahbapları, komşuları hep Darwinist’tir, hep materyalisttir. En yakın ahbapları hep Allah düşmanı, ateist, Allah’ı inkar eden adamlardır. Ama Müslümanların yanına gelince de “ben ateizme karşıyım” der. “Darwinizm’e karşıyım. Homoseksüelliğe karşıyım” der. Ama gerçek hayatına baktığımızda onlarla iç içe olduğunu görürüz. Zaten münafık her şeyi gizli ve sinsi yaptığı için Facebook’una baktığında, internetine baktığında bunu hemen anlarsın. Allah münafığı okuma imkanı da vermiş bize ahir zamanda. Facebook, internet şu bu falan olmasaydı bunları anlamak pek mümkün olmayacaktı, daha zor olurdu. Ama Allah kendi elleriyle bunları ele veriyor. Böyle bir kilitlenmiş gibi adeta. Sanki mıknatısla çekiliyor gibi pis, ahlaksız adamlara doğru bunlar çekilirler. Ve oradan da bunlar yakalanır. Müslümanlardan hiç haz etmezler. Bir de kendine aşıktır. Aşık değil de, kendine çok düşkündür. Egoizmin en yüksek noktasına çıkmıştır. Sadece kendini yüceltir münafık. Allah’ı yüceltmez. Peygamberi yüceltmez. Sevdiklerini yüceltmez. Kendini yüceltir. Baktığında yine bunu da görürsün. Kendi milletinden nefret eder. Irk kafasıyla. Ama tabii bir rekabetçi ruh da vardır münafıkta. Kendi milletinden nefret etmesine rağmen kendi köyünü, kendi kasabasını, kendi şehrini en büyük göstermeye çalışır. Mesela kendi ırkını neyse yine o diğer ırklara göre üstün göstermeye çalışır. Yani bir hemşerilik ruhu vardır münafıkta. Ama gerçek ırk anlamında deccaliyetin ırkını esas alır. Yani derin devlet ırkı ırk düşüncesini esas alır. Onu en büyük görür. Kendini aşağılık ve ezik görür. Irkçılığı hemşerilik anlamında olur. Kendi köyü, kasabası, şehri onu över. Ama kendini yine de aşağılık görür. Diğerlerine göre kıyaslayarak bunu söyler. Yoksa aşağılık görmeden şaşmaz. Mesela bak Mevlana Türk ırkını aşağılık görüyor haşa. Ama mesela Hülagü’yü koruyup kolluyor. O devirde onu üstün görüyor.

O Türklere olan nefretini ifade eden, kadınlara olan nefretini ifade eden konuşmalarını da ara ara yayınlayalım.

EBRU ALTAN: Bir şehri imar etmek için Rumların iyi olduğunu, yıkmak için de Türklerin iyi olduğunu söylüyor Mevlana.

ADNAN OKTAR: Evet, “yıkmada çok iyidir” diyor “Türkler tahribatçıdır” diyor. Hülagü’nün bir numaralı adamı o zamanlar. En sevdiği şeyh, Hülagü’nün.

Münafık hep kendinin yüceltilmesini, tek taraflı kendinin sevilmesini, en yüce, en büyük olduğunu duymak ister. Herkesten bunu bekler.

“Dünyayı imar etmek Rumlara, yıkmak ise Türklere mahsustur.” Yani “Avrupalılar dünyayı imar eder” diyor “Türkler de yıkar” diyor. “Bunları yıkmak için Türkleri yarattı. Onlar da çekinmeden, acımadan gördükleri her imareti yıktılar. Harabeye çevirdiler ve hala da yapıyorlar. Kıyamete kadar da böyle yapacaklar. Konya şehri de yine merhametsiz Türk zalimlerinin eliyle harap olacaktır” diyor. Yani Türk ırkından nefret eden bir üslup kullanıyor.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Oktar’la Sohbetler burada sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü